PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : TEVSİR (Ömer Nasuhi BİLMEN)


SuFi
12-03-2009, 03:01 PM
1- el-FÂTİHA SURESİ

Eûzübillâhimineş ş eytânirracîm

1-FÂTİHA SÛRESİ

Eûzübillâhimineş ş eytânirracîm

Bismillâhirrahmânirrahîm
Bilindiği üzere Kur'an 'ı Kerîm (114) sûre ile (6666) âyet -i kerîmeden meydana
gelmektedir. Fât iha ve de Sûres i is e bu mübârek sürelerin birincis idir. Tercih
edilen görüş e göre Mekke-i Mükerreme'de inmiş t ir.
Fât iha sûres i, Kur'an'ı Kerim'in kıraat ine baş langıç teş kil et t iği için fât iha adını
almış t ır. Çünkü derece derece ortaya çıkan her ş eyin ilkine fât iha denir.
Fât iha sûres i. Kur'an hakikatlerinin özünü kaps adığı için kendis ine
(Ümmü'l-Kur'an), (Ümmü'l-Kitap) gibi is imler de verilmiş t ir. Aynı ş ekilde bu
mübârek sûre yedi âyet ten ibâret olup namazların her rekatında okunduğu için
(Seb'ul-mes ânî) adını da almış t ır.
Fât iha sûres i, yüce Allah'a hamd ve övgüyü içeren, O Ulu Yaratıcının mukaddes
vas ıflarını kaps ayan ve O Kerem s âhibi Mabu'da kulluk arzetmede en önemli
duayı içine alan bir sûredir.
Fât iha sûres i, Besmele-i ş erife ile beraber yedi âyet t ir. Hanefî fakihlerince s ahih
olan görü ş e göre bütün s ürelerin baş ındaki besmeleler, o surelerden birer cüz
değildir. Belki birer müs takil âyet olup sürelerin aralarını ayırmak ve kendileriyle
bereket is temek için tekrar tekrar indirilmiş t ir. Fât iha-i ş erifeyi okuyup bit irince
(Âmîn) denilmes i de bir s ünnet i s eniyyedir.


1. Rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla.

1. Bu âyet -i kerime, Besmele-i Şerife adını alan, kâinatın yaratıcıs ı Yüce Allah'ın
üç mukaddes ismini içeren, her okunacak ve yapılacak mühim ve meş ru bir ş eye
teberrüken kendis iyle baş lanılmas ı muvaffakiyete ves île olan bir âyet t ir. İş t e
Fât iha Sûres ini okuyacak bir kims e bu besmele-i ş erifeyi okuyunca: (Rahman ve
rahim olan Allah Teâlâ'n ın mübârek adıyla) bu s ûreyi okumaya baş ladım, demiş
ve bu mukaddes is imler ile bereket is teğinde bulunmuş , bununla Cenab 'ı Haktan
yardım dilemiş olur. Ne mukaddes , ne mübârek bir ayet i kerime!

2. Hamd (ö vme v e övü lme), âlemlerin Rabb i Allah 'a mahs u s tur.
2. (Hamd) medih, övgü ve şükür (Alemlerin bütün mahlûkatın (Rabbi) s âhibi,
idârecis i, terbiye edicis i olan,

3. O, rahmândır ve rahîmdir.
3. (Rahman ve rahim) yani Yüce Zatı rahmet ile vas ıflanmış olup kullarına fiilen
merhamet buyuran,

4. Ceza gününün mâlikidir.
4. (Cezâ gününün) kıyâmet gününün (s âhibi olan) o gündeki bütün iş ler kudret i
elinde bulunan (Allahû Teâlâ'ya mahsus tur) O'nun için s abit t ir. Art ık şüphe
yok ki her türlü hamd ve s enâya O layıkt ır. O'ndan baş ka mülkün s âhibi ve
âlemlerin yaratıcıs ı yoktur.

5. (Rabbimiz!) Ancak s ana kulluk ederiz ve yaln ız s enden medet umarız.
5. Ey Allah'ım (Yaln ız s ana ibâdet ederiz). Senin büyüklü ğünü kalben düşünür,
tam bir huşu ile ancak s ana itaat ve kullukta bulunuruz. (Ve ancak s enden
yardım dileriz). Ancak s ana s ığınır, s enden lütûf ve yardım bekleriz.

6. Bize doğru yolu gös ter.
6. Artık ey kerem s âhibi Rabbimiz (Bizleri doğru yola ilet ) Bize doğru yolu bildir,
bizi o yolu takibe muvaffak kıl. O yol is e İs lâmiyet ten ibâret tir.

7. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kims elerin yolunu; gazaba
uğramış ların ve s apmış ların yolunu değil!
7. (O kendilerine nimet vermiş ) kendilerine İs lâmiyet i, zühd ve takvayı nas ip
etmiş (olduğun kims elerin yoluna) ilet , hidâyet et , onlar gibi biz de doğru yolu
takibe muvaffak olalım, (gazaba uğramış ların) ilâhî rahmet ten uzaklaş t ırılmış ,
ş iddet li bir ş ekilde cezalandırılmış kims elerin (ve sapmış ların) doğru yolu, İs lâm
yolunu bırakıp çıkmaz yollara s apmış kims elerin (yoluna değil.) Öyle
takipçilerini hidayetten mahrum b ırakan, felâket çukuruna düşüren bir yola bizi
s evk etme. Ey alemlerin Rabbi! Peygamberlerin efendis inin hürmet ine duamızı
kabul buyur. Amin!
Amin kelimes i, Kur'ân'dan değildir. Fakat Fât iha Sûres inin sonunda bunu
s öylemek s ünnet tir. Bu kelime, Ya rabbi! bizden kabul et , dualarımızı kabul
b uyu r mâna s ın ı ifade ede r.
§ "Hamd" ; Güzel bir zikirdir, güzel bir halden, bir nimet ten dolayı s aygı yoluyla
ş ükür ve s enada bulunmak demekt ir. Cenâb-ı Hak bütün mahlukatı luftuyla
vücude getirmiş , onlara nîmet ler, kâbiliyeler vermiş , özellikle ins anlara
peygamberler, kitaplar göndermiş , kendilerini hidâyet ve s aadet yollarına dâvet
buyurmuş olduğundan, bütün varlıkların hamd ve övgüsüne layıktır.
§ "Allah" ismi celili, Cenâb-ı Hakka mahsus O'nun bütün kemal s ıfat larını ifâde
eden bir is imdir ki baş ka hiç bir kims eye verilemez. Bu, bir ismi âzamdır.
§ "Rab" , ismi ş erifi de s âhip, yöneten ve ıs lah eden mânâlarını ifade et t iği gibi
bütün varlıkların yaratıcıs ı terbiye edicis i ve bes leyicis i mânas ını da
içermektedir. İş te bütün mahlukatın terbiye edicis i yaratıcı ve eğit icis i de Allah
Teâlâ'dan baş kas ı değildir.
§ "Rahmân" ve "Rahîm" de rahmet s âhibi mânas ına Allah'ın birer ismidir.
Rahman bütün mahlukatı yaratan, yaş atan, nîmet lere kavuş turan kims e demekt ir.
Rahim de mü'min kulları hakkında ilâhî lûtuflarını bolca veren Yüce Yaratıcı
mânas ınadır.
Deniliyor ki rahman öyle bir nîmet verendir ki, onun vereceği nimet lerin baş kas ı
tarafından verilmes i düşünülemez. Bu s ebeple rahman ismi mahlukata verilemez.
Rahim is e öyle bir nîmet verendir ki onun vereceği nîmet in benzeri baş kaları
tarafından da gelebilir. Bu s ebeple rahim adı kullara da verilebilir.
§ "Alemîn tâbirine gelince; bu da Cenab'ı Hakkın varlığına, birliğine delâlet ve
ş ehadet eden, onu bilip tasdik etmeğe ves ile olan varlıklardan, mahlûkat tan
ibarett ir ki her birine bir âlem denir. Bunlar; gökler âlemi, yer âlemi, hayvanlar
âlemi, bitkiler âlemi, ruhlar âlemi, dünya âlemi, âhiret âlime gibi nevîlere
ayrılmış tır. Bir rivayete göre on s ekiz bin âlem vard ır. Bizim dünyamız is e bu
alemlerden yaln ız biridir.
Bütün âlemler birer mahluktur. Bütün bunların yaratıcıs ı Cenâb-ı Haktan baş kas ı
değildir. Bütün âlemler, O Yüce Yaratıcının varlığına, kuvvet ve büyüklü ğüne
birer parlak delildir.
§ "Yevmiddin" , cezâ günü, âhiret günü korku ve s aygı âlemi demekt ir ki, o
günde bütün tas arruflar, bütün mükâfat ve cezalar Allah'a ait olup onun
hâkimiyet ve irades inin zıddına hareket edecek bir kuvvet bulunamaz.
§ " İbâdet" ; Allah 'ın emrine tam mânas ıyla boyun eğmek ve itaat etmek demekt ir.
Hak Teâlâya karş ı gös terilecek alçak gönüllülüğün, boyun eğme ve itaatın son
dereces idir.
§ "İs t iane" de yard ım is temekt ir, ibâdet ve iteat hususunda ve diğer işlerde
Cenâb-ı Hakkın lütûf ve yardımına s ığınmakt ır.
§ "Nîmet", halin iyiliği ve nefs in lezzet ald ığı ş ey demekt ir. Bizim için
is tenilmeye en lâyık olan nîmet is e, Allah'ın rızâs ına kavuşmak ve s alih, s eçkin
kulların yollarına girebilmek, Allah 'ın gazabına uğramış , s apıklıklar içinde
kalmış , kötü ruhlu kims elerin yollarından uzak kalmakt ır.
§ "Hidâyet"; ins anı İs tenilen ş eye kavuş turacak olan bir nesneye delâlet ve
yardım etmek demekt ir. Bu bir hayırlı rehberlikten ibârett ir. Hidâyet edene hâdi,
hidayet bulana da mühtedi denir. İhtida da doğru yolu bulmak demekt ir,
İs lâmiyete kavuşmak gibi.
§ "Dalal" = da lâlet de helâk olmak, kayb olmak, d oğru yoldan çıkmak, İn s anı
İs tediği ş eye ulaş t ıracak olan nesnenin yok olmas ı ve is tenen ş eye
kavuş turamayacak olan bir yola girmek demekt ir. İs lâmiyet ten ayrılmak gibi.
Dalâlete düş ene dâl, dalâlete düşürene de mudill, dalâlete düşürmeğe,
azdırmağa da idlâl denir.
§ "Tarikı müs takim" İs e doğru yoldur, İns anı dünyada ve âhiret te s elâmet ve
s aadete kavuş turacak olan her hangi bir ş ey demekt ir. Bu it ibar ile Kur'an 'ı
Kerîm'e, İs lâm dinine, sünnet ile camaate ve cennete girmeye hak edenlerin
yoluna s ıratı müs takim denmiş t ir.
İş te Fât iha sûre-i celiles i, bizlere bu husus lardaki vâzifelerimizi telkin ve ilham
ediyor. Buyurulmuş oluyor ki: "Ey ins anlar!, uyanınız, şu sonsuz kâinatın
yaratıcıs ının büyüklü ğünü düşününüz. O, ne büyük bir yaratıcıdır, ne muazzam
bir bes leyicidir. Bütün mahlukatı için ne kadar rahmet ve merhamet i vard ır.
Bütün âlemlerin müs takil s âhibi ve hâkimi yaln ız odur. Art ık -Yarabbi! yaln ız
s ana ibâdet ederiz. Yaln ız s enden lütuf ve ihs an bekleriz- diyerek kulluğumuzu
arzederiz. Doğru yola gitmenizi muhterem kulların izlerini takibe
muvaffakiyet inizi O Kerem s âhibi Yaratıcıdan niyaz ediniz. Küfür ve is yan ile
doğru yolu kaybetmiş , dalâlet içinde kalmış , ins anlık için bir fitne, korkunç bir
belâ mahiyet inde bulunmuş , dins iz, ahlâks ız, s apık kims elere uymaktan, onların
iğfallerine kapılmaktan emin olmanızı da O rahmet ve ihs anı s onsuz olan kerem
s ahibi ve merhamet li mabudunuzdan is temeye devam ediniz. Ey ins an
toplulukları! Sizin için bundan baş ka s elâmet ve s aadet yolu yoktur."
Evet ... Fâtiha Sûre-i celiles i İş te bizleri böyle bir uyanış a, bir yalvarış ve
yakarış a ve bir yüks eliş e davet edip durmaktadır.
Ey âlemlerin Rabbi!.. Biz âciz kullarının bu husus taki niyaz ve is t irhamımızı
lütfen kabul buyur. Peygamberlerin efendis inin hürmetine duamızı kabul buyur.
Âmin!

SuFi
17-03-2009, 01:07 PM
2- ELBAKARE SURESİ
Bismillâhirrahmânirrahîm
2-BAKARA SûRESİ
Bismillâhirrahmânirrahîm
Bu mübârek sûre, Medine'de inmiş t ir, iki yüz s eks en alt ı ayet ten meydana
gelmektedir.
Mekkî ve Medenî olan sûreler aras ındaki fark, kıs aca şöyledir: Mekkî olan
s ûreler, Peygamber (s .a.)in hicret inden evvel inmiş sûrelerdir. Medenî olan
s ûreler de Peygamberin hicret inden sonra inmiş s ûrelerdir. İs ters e Medine-i
Münevvere dış ında mes elâ Mekke-i Mükerreme'nin fethi esnas ında Mekke'de
veya diğer s avaş lar esnas ında inmiş olsun .
Mekkî olan sürelerin bazı ayet leri pek kıs a ve edebidir. Dinin es as larını özet
olarak içermektedir. İs lâm'ın baş langıcında nazil olmuş , Mekke-i Mükerreme'deki
Arap ediplerine karş ı bir belâgat mucizes i olmak üzere tecelli eylemiş t ir. Medenî
olan âyet lerin büyük bir kısmı is e nisbeten uzuncadır. Bunlardan birçoğu ehli
kitaba hitap etmektedir. Es ki ümmet lerin tarihî hallerini birer ibret levhas ı olmak
üzere dikkat nazarlarına sunmakla ve it ikadî mes elelere, ibâdet lere ş ahs î,
medenî, s iyas î muamelelere ait hükümleri kaps amaktadır.
İş te Bakara sûres i de böyle binlerce mes eleleri, hakikat leri içine almaktadır.
Özellikle bir bakara=s ığır hadis es ine dâir bilgi vermektedir ki, bu olay
haddizatında Cenab'ı Hakkın varlığına, kudret ve hikmet ine ve nice harikaları
yaratmış ve yaratmakta olduğuna delâlet etmektedir. Ve bu olay peygamberlik
ve ris âlet in hak olduğuna peygamberlerin mucizeler gös termeye muvaffak
olduğuna ve bu zatlara itaatın lüzumuna tenbih ve işâret etmektedir, İş te bu
mühim nükteleri, iş aret leri kaps ayan Bakara hadis es i münas ebetiyle bu mübârek
s üreye Bakara sûres i adı verilmiş tir. Kendis inde bakara hadis es i bildirilen s ûre
demekt ir.

1. Elif Lam Mim
1. Bu mübârek ayet ler, Kur'an'ı Kerîm'in hak olduğunu, hidâyete ves ile
olduğunu bildirmektedir.
Gayba inanan, dinî vazîfelerini yerine getiren, s emavî kitaplara ve âhiret gününe
İman eden kims elerin hidâyet üzere olup kurtulu ş a erdiklerini müjdelemektedir.
Şöyle ki (Elm): Harfleri, Bakara s ûres inin birinci âyet ini teş kil etmektedir. Bu
gibi harflere "Hurûfi Mukataa" denir ki mânaları bizce bilinmemektedir. Bunlarıniniş ind e birer hikme t v ardır. Kıs a ca den iliyor ki bun lar ba ş la rınd a bulun dukları
s ürelerin is imleridir. Bunlar, İns anların dikkat lerini çekmeye s ebeptir. Adet a
denilmiş oluyor ki ey ins anlar! Bütün Kur'an âyet leri bu gibi harflerden
meydana gelmiş t ir. Böyle olduğu halde s iz ne için bu harflerden olu ş an bir s ûre
meydana get iremiyorsunuz? Öyle is e acizliğinizi İt iraf ediniz ve Kur'ân 'ı Kerîm'in
edebî bir mucize olduğunu kabul ediniz.
Bununla beraber ibni Abbâs hazret lerinden bir rivâyete göre Elm'in mânas ı:
(Ben en âlim olan Allah 'ım) demekt ir. Araplar bazen bir kelimenin bir harfini
zikredip o kelimenin tamamını kasdederler. Nitekim ş imdi Türkiye'de de bazı
ş ahıs ve yer is imlerinin İlk harflerini yazmakla yet inilmektedir.

2. İş te -o kitap, bunda şüphe yok, ayni hidayet , korunacaklar için
2. Cenâb-ı Hak Kur'an'ı Kerîm'in yüceliğini beyân etmek için buyuruyor ki: (İş t e
bu kitap ki bunda bir kuş ku yoktur.) Burada kitaptan maks at , Kur'an'ı Kerîm'dir.
Bu bir eş s iz güzel söz ve bir sonsuz mucizedir ki bunun benzerini get irmek as la
mümkün değildir. Bunun âyet lerine karş ı bütün edîpler âcizliklerini itiraf
etmiş lerdir. Art ık bunun bir Allah kelâmı ve bir s emavî kitap olduğunda nas ıl
ş ek ve şüphe edilebilir? Bu mübârek kitap bütün (s akınanlar için bir hidâyet t ir.)
onları doğru yola ileten, onlar için, bir s elâmet ve s aadet rehberi bulunmaktadır.
§ Takvâ, İtt ikâ, Hak Teâlâ'dan korkmak, İns anı günaha, zelilliğe düşürecek
ş eylerden s akınmak nefs i gayri meş ru ş eylerden korumak ve himaye etmekt ir. Bu
ş ekilde hareket eden, üzerine düş en dinî vazifeleri yerine get irmeye çalış an bir
ş ahs a (Mütteki) denilir.

3. Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüs t kılarlar ve kendilerine merzuk
kıld ığımız ş eylerden infak ederler
3. Gerçek müttaki kimlerdir. İş te bunu Kur'an'ı Kerîm'in bu ayetleri şöyle
açıklıyor: (O müttakiler ki gayba inanırlar.) Yani görmedikleri halde aklî ve naklî
delillere dayanarak bir takım varlıklara inanırlar. Vazifeleri olan (Namazı da
doğruca) us ûl ve erkânına uyarak (kılarlar.) Bu kuts al ibâdet i vakt inde edâ
ederler (ve kendilerini rızıklandırd ığımız ş eylerden de infakta bulunurlar.) Yani:
Allah tarafından ihs an buyurulmuş olan nimet lerden bir kısmını da ailelerine
zekât ve s adaka olarak diğer muhtaç kims elere s arf ederler ve ins anlığa hizmet
etmiş olurlar.

4. Ve onlar ki hem s ana indirilene iman ederler hem senden evvel indirilene,
ahirete yakini de bunlar edinirler
4. (Ve onlar) o takva s âhibleri (O kims elerdir ki) Rasûlûm! Ey Muhammed
aleyhis s elâm (s ana) yüce katımdan (İndirilmiş ) olan Kur'an-ı Kerîme imân

ederler. (Ve s end en ev vel) diğer p eyg amb erle re (İn dirilmiş olan kitaplara d a
imân ederler.) Heps ini de tas dik ve tâzimde bulunurlar. (Ve onlar âhirete de)
İnanırlar, bir sonsuz mükafat ve cezâ âleminin varlığını da tasdik ederler. Onun
varlığına (kes in olarak) İnanırlar

5. Bunlar iş te rablarından bir hidayet üzerindedir ve bunlar iş te bunlar o murada
eren müflihin
5. (İş te onlar) öyle güzel bir imân s ahibi olan o takva s âhibi kims eler, (keremi
bol Rableri tarafından bir hidâyet ) ve mutluluk (üzeredirler.) Onların güzelce
s akınmaları kendilerinin böyle büyük bir nîmete ulaşmalarına s ebep olmuş tur.
(Kurtulu ş a erenler de ancak onlardır.) Her türlü korkudan, âhirete ait
s orumluluktan emin olacak olanlar, onlardan baş kas ı değildir.
Binaenaleyh bu ilâhî sözler, bütün ins anlığa hidâyet , s elâmet ve mutluluk
yollarını gös teriyor ve ins anlığı yüce bir gayeye eriş t irecek ş eyleri açıkça
bildiriyor. Art ık bütün ins anlık âlemi uyanmalı, bu yüks ek ve ilâhî irş at tan
is t ifade etmeye çalışmalı değil midir?

6. Amma o küfre s aplananlar, ha inzar etmiş in bunları ha etmemiş in onlarca
müs avidir, imana gelmezler
6. Yukarıdaki mübârek ayet ler, hidâyet ve mutluluğa ulaş an kims eleri
bildirmiş t ir. Bu iki ayeti celile de hidayetten yoks un ve azaba layık olan kötü
tabiatlı, ş ahıs ların kimlerden ibaret olduğunu gös termiş t ir. Şöyle ki (Muhakkak
o kims eler ki kâfir olmuş lardır.) İmân mutluluğuna erememiş lerdir. (Onları) İlâhi
azab ile (korkuts an da, korkutmas an da onlar için müs avidir.) Onlar
yaratılış larını kötüye kullanan Yüce Yaratıcının varlığına ş ehadet eden es erleri
görmemek için gözlerini kapayan ve üzerlerine düş en vazîfeleri yapmaktan
kaçınan inkârc ı kims elerdir. Art ık onlara verilecek öğüt lerin ve yapılacak
tehdit lerin bir tes îri olamaz. (Onlar imâna gelmezler.) Onlar kendi iradeleri ile
iş ledikleri alçaklığı küfür ve isyanı terk etmezler.
§ Bu ayet i kerime gös teriyor ki bazı mükelleflere ve muhataplar bakımından bir
nas ihatın, bir dinî tebliğin bir ş erî tehdidin yapılıp yapılmamas ı müs avidir. Fakat
bu tebliğ ve tehdit vazîfes i bunları yapabilecek ş ahıs lar açıs ından eş it derecede
değildir. Belki onlar bu vazîfeyi yine yapmakla sorumludurlar. Ta ki ilâhî deliller
tamam olsun, mükellefler: Biz böyle bizi irş at edecek ve uyaracak kims elerle
karş ılaşmadık, diye mazeret ileri sürmes inler. Bu s ebepledir ki, mübârek
peygamberler ve onları takip eden s amimi mü'minler dalma ins an topluluklarını
uyarmaya çalışmış lardır. İs ters e o topluluklar bunu kabul etmiş olmas ınlar.

7. Allah kalblerini ve kulaklarını mühürlemiş ve gözlerine bir perde inmiş t ir veb unların hakkı azîm bir azapt ır
7. Öyle inatcı ve inkârc ı olanlar yaratılış it ibariyle s âhip oldukları irâde ve
ihtiyarlarını kötüye kullandıkları için (Allahû Teâlâ onların kalplerini ve
kulaklarını mühürlemiş t ir.) Art ık onların kalplerine imân girmez, kulakları hakkı
İş itmez. (Onların gözleri üzerinde de bir perde vardır.) Hakkı göremezler ve bu
kötü hareket lerinden dolayı (Onlar için büyük bir azab da vardır.) Âhiret t e
s ürekli ve pek acıtıcı bir azaba tutulacaklardır.
§ Evet ... Allah Teâlâ bütün kullarına bir irâde ve bir s eçme kâbiliyet i vermiş t ir.
Her ins an bu kabiliyet ini güzelce kullanmaya da, kullanmamaya da hikmet gereği
muktedirdir. Cenâb-ı Hak is e her kulunun bu kabiliyet ini bu dünyada ne ş ekilde
kullanacağını ezeli âlemde bildiği için ona göre kulları hakkında ezeli hükmünü
vermiş t ir. Binaenaleyh bunda bir zorlama yoktur. Belki bu ezeli hüküm kulların
kendi hareket ve irâdelerine göre tecelli etmiş t ir. Bu teklif âleminde ilâhî
adâlet in ortaya çıkmas ı kulluk ve Rablığın belirmes i için bundan daha uygun yol
yoktur.
Bu mübârek âyet ler Ras ûli Ekrem efendimizi tes elli etmek mânas ını da
içermektedir. Şöyle ki: Peygamber efendimiz herkes in İs lâmiyet i kabul ederek
ebedî mutluluğa ermelerini arzu buyururdu. Kuts i emirlerini, öğütlerini kabul
etmeyenlerin davranış larından dolayı pek mütees s ir olurdu. Cenab'ı Hak is e
buyurmuş oluyor ki: Rasûlüm!.. Üzülme, İnkârc ıların uğrayacakları azaplar,
felâketler, kendilerinin hakkı kabul etmeyip inatcı bir ş ekilde hareket t e
bulunmalarının bir net ices idir. Sen is e onlara hak ve hakîkat i ulaş tırmış olmakla
peygamberlik vazîfes ini yerine get irmiş ve en yüks ek derecelere aday
olmuş sundur. Sallallahü Aleyhi ves s ellem.

8. İns anlar içinden kimis i de vard ır ki Allaha ve son güne iman et t ik derler de
mü'min değillerdir
8. Bu mübârek âyet ler, bir kısım ins anların da münâfıkça hareket lerde
bulunduklarını, bu yüzden pek fazla felâketlere, azaplara maruz kalacaklarını
bildirmektedir.
Binaenaleyh bütün ins anlar, it ikat, amel, ruhî durum it ibariyle baş lıca üç kısma
ayrılmaktadırlar. Şöyle ki: ins anların bir kısmı s amimi suret te mü'min olan
zatlardır. Onların kalpleri, lis anları birdir. Hak ve hakikata doğruca inanırlar,
bunu itirafta bulunurlar. İş te hakikî mü'min bunlard ır, ins anların bir kısmı da
kâfirdirler. İlâhî dininin hükümlerini kabul etmezler, kendi yanlış inançlarını
açığ a vururlar, kendi bozuk inançları içeris inde yürür dururlar. Bunların bu
davranış ları meydanda olduğu için kendilerine karş ı vaziyet almak mü'minler için
kolay olur. ins anların bir kısmı is e münafıklard ır. Bunlar kalplerinde olanı
lis anlarıyla açığa vurmazlar. Bilâkis bunu s aklar, kendilerini görünüş te mü'min
gös terirler, ehli imanı aldatmak is terler. Art ık bu tür ş ahıs lara karş ı hakikî
mü'minlerin pek uyanık bulunmaları lâzımdır. İş te Cenâb-ı Hak bunların bu
münâfıkça tutumlarını şöyle beyan buyuruyor: (İns anların bir takımı da)
dins izliklerini gözlemek, mü'minler! aldatmak için (Biz Allah'a ve âhiret gününe
inandık derler.) Müs lümanlık iddias ında bulunurlar. (Halbuki onlar inanmış
değildirler.) Yalan söylemektedirler.

9. Allahı ve mü'minleri aldatmağa çalış ırlar, halbuki s ırf kendilerini aldatırlar da
farkına varamazlar
9. Evet : Münâfık olanlar, kendi kanaatlerini gizlerler, müs lümanlara karş ı
kendilerini müs lüman gös terirler. (Onlar) bu hareketleriyle haş a (Allah Teâlâ'y ı
ve İman etmiş kims eleri) hakikî mü'minler! (Aldatmak is terler.) Aldatmak
hayaline kapılırlar da bu cehalet lerinin, bu bozuk kanaat lerinin ne kadar yanlış ,
ne kadar akıl ve fikre aykırı olduğunun farkında bile olamazlar. (Halbuki onlar
kendi nefis lerinden baş kas ını aldatamazlar da) gafîl, câhil herif ler (Bunun
farkında olamazlar.) Böyle zelil bir durumda yaş ar dururlar.

10. Kalblerinde bir maraz vard ır da Allah marazlarını artırmış t ır, ve yalancılık
ett ikleri için bunlara elîm bir azab vardır
10. (Onların) o münafıkların (kalplerinde) o kötü inançlarından, hareketlerinden
dolayı ağır, öldürücü (bir has talık vardır.) Bu ruhî, manevi bir has talıkt ır.
(Allah-u Teâlâ'da onlar için) bu elem verici (has talığı art ırmış tır.) Kur'an 'ı
Kerîm'in âyet leri indikçe, İs lâmiyet her tarafa yayıld ıkça onların düşmanlıkları,
nifakları artarak küfürleri kat kat olmuş tur. (Ve onlar için yalan söylemeleri)
İman etmedikleri halde kendilerini mü'min gös termeleri (s ebebiyle gayet acı bir
azap vardır.) Art ık onlar için bu yalancı tavırlarından, bu münâfıkça
hareket lerinden dolayı pek ağır bir cehennem azabı vard ır.
Gerçekten münâfıklar böyle bir sonuca pek fazlas ıyla layık olmuş lard ır.
Münafıklardan bir çokları bu kötü hareket lerinin cezalarını daha dünyada iken
de görmüş lerdir. Bunun daha müthiş ini is e âhiret te göreceklerdir.

SuFi
17-03-2009, 01:26 PM
11. Hem bunlara yeryüzünü fes ada vermeyin denildiği zaman biz ancak
ıs lahcılarız derler
11. Bu mübârek ayet ler de münafıkların hakkı kabul etmediklerini, müminleri
küçüms eyip kendi fenâlıklarında ıs rarlı bulunduklarını bildirmektedir. Şöyle ki
(Onlara) o münafıklara (yer yüzünde fes at ta bulunmayınız) kötü, fes atçı
hareket lerden kaçınınız (denilince) bunu reddederler, kendilerinin alemi ıs lah
edici olduklarını iddiada bulunarak (Biz ancak is lâh edici kims eleriz, derler.)
Kendi kusurlarını görüp itiraf etmezler.
Evet : Yer yüzünde böyle bir takım ş ahıs lar vard ır ki kendi s apıklık ve
beyins izliklerinin hiç de farkında değildirler. Onlar bütün ins anlık için zarar
verici hareket lerde bulundukları halde bunu medenî, ins anî bir hareket s anırlar.
Art ık bu gibi zararlı ş ahıs lardan kaçınmalıdır.

12. Ha! Doğrusu bunlar ortalığı ifs at edenlerdir bunlar lâkin şuurları yok
farkında değillerdir
12. Ey mü'minler! ey akıl s âhipleri!.. Uyanık bulununuz, öyle beyins izce
münafıkca hareketlerde bulunan ş ahıs ların aldatmalarına kapılmayınız.
(Haberiniz olsun ki fes at çıkaran ş ahıs lar onların kendileridir.) Asıl fes ada,
âlemin huzurunu bozmaya çalış an onlardır. (Fakat ) ne garip ki (Bunu
anlamazlar.) Bu hareket lerin farkında bulunamazlar.

13. Yine bunlara nâs ın iman et t iği gibi iman edin denildiği zaman "ya biz o
s üfehanın iman ett ikleri gibi mi iman ederiz?" derler, ha doğrusu süfeha
kendileridir ve lâkin bilmezler
13. (Ve onlara) o fes atçı, münafık kims elere hitaben geliniz (s iz de ins anların)
hakikî mü'minlerin (İmân et t iği gibi) s amimî bir ş ekilde (İman edin denilince)
onlar bencilliklerini açığa vurarak (Derler ki: "Biz o beyins izlerin İman et t iği gibi
İman eder miyiz?) halbuki as ıl beyins iz, budala olan onlardır. Evet : (Muhakkak
biliniz ki beyins iz olan ancak kendileridir. Fakat bilmezler) bunu idrak edemezler.
§ Gerçek ş u ki, her zaman, her yerde böyle bir takım yanlış düş ünceli ş ahıs lar
bulunmaktadır. Bunlar kendilerini bilgili, aydın, ilerici zannederler. Baş kalarına
bir hakaret gözüyle bakarlar, kendileri gibi düşünmeyenleri fikirden, zekâdan
mahrum s ayarlar, onların medeniyete ilerlemeye karş ı olduklarını s anırlar.
Zavallılar kendilerinin nas ıl bir cehalet ve gaflet çukuruna düş müş olduklarının
farkında değildirler. Kendilerinin o acınacak "karanlık hallerini bir s aadet, bir
aydınlık hali zannederler" Ne diyelim, Cenâb-ı Hak cümlemize uyanıklık nas ip
buyurs un.

14. Bir de iman edenlerle karş ılaş t ılar mı "amenna" derler ve kendi ş eytanlar ile
halvet oldular mı "emin olun derler, biz s izinle beraberiz, biz ancak müs tehziyiz"
14. Bu mübârek ayet ler münafıkların ahlâk ve tavırlarını açıklamakta onların
hidayet ten mahrum olduklarını ihtar etmektedir. Şöyle ki: (Onlar) yani
münafıklar, ciddiyetten mahrum olan kims eler (İman edenlere ras gelince) hakiki
müminlerle karş ılaş ınca onları aldatmak, ş ahs î menfaat lerini elde etmek için (bizİman et tik.) bizde s izin gibi mü'min kims eleriz (d erler.) Hakikate aykırı olarak
müs lüman olduklarını iddia ederler. Fakat (kendi ş eytanları ile) yani reis leri ile,
kendilerini aldatmış kims eler ile (yaln ız kalınca) ıs s ız yerde konuşunca da (biz
s izinle beraberiz) biz s izin yolunuzdan ayrılmayız (biz) İman et tik demekle
(ancak o İman edenler ile) müs lümanlar ile (alay eden kims eleriz derler.)
Mü'minleri kandırmak, onlar ile alay etmek is teriz diye söylenirler. İş t e
s amimiyet ten uzak, geçici menfaat lere düş kün olan vicdans ız kims elerin hali
böyledir.15. Allah onlarla is t ihza ediyor da tuğyanları içinde bocalarlarken kendilerini
s ürüklüyor
15. Halbuki o münâfık kims eler aldanıyorlar. (Allah Teâlâ is e onlar ile) o
münâfıklar ile (alay eder) yani onlara hikmet gereği bir müddet hayat , nimet
verir. (Onları kendi azgınlıklarında ş aşkın bir halde bırakır.) Onların o azg ınlık,
dins izlik içinde bir müddet daha ş aşkın ş aşkın bir halde yaş amalarına mühlet
verir. Art ık onlar bu müdlet içinde elde edebildikleri geçici ehemmiyets iz
nimet lerden, makamlardan dolayı gururlu bir halde yaş arlar. İş te bu hal onların
hakkında bir manevî, ilâhî alay demekt ir ki net ices i pek acıklıdır.

16. Bunlar iş te öyle kims elerdir ki hidayet bedeline dalâlet i s atın almış lardır da
t icaret leri kâr etmemiş t ir yolunu tutmuş da değillerdir.
16. Evet : mü'minler ile alay ett iklerini s ıkılmadan s öyleyen o pis topluluk yok
mu? Onlar pek aldanmış lardır. Evet : (Onlar) o münâfıklar (O kims elerdir ki
hidâyet karş ılığında dalâleti) küfür ve isyanı (s atın almış lardır.) Böyle bir
alış veriş te bulunmuş lard ır. (Onların) o münafıkların (bu t icaret leri) bu gayret leri
hakikî (bir kazanç temin etmemiş t ir.) Bilâkis pek büyük bir zarara, felâkete maruz
kalmış lardır (Ve onlar hidayete ermiş kims eler değildirler.) Evet ; onlar hakiki bir
t icaret yoluna, manevi bir kazanç s ahas ına yol bulmuş değildirler. Ne yazık ki
onların, bu feci sonuçtan haberleri yoktur.
Art ık uyanık mü'minlere lâzımdır ki o gibi beyins iz kims eleri iyice tanıs ınlar,
onların aldatış larına kapılmas ınlar, kendi s ahalarını o gibi uğursuz kims elerin
zararlı ve helâk edici telkinlerinden korumaya çalış s ınlar.

17. Bunların mes eli şunun mes eline benzer ki bir ateş yakmak is tedi, vaktaki
çevres indekileri aydınlat tı, tam o s ırada Allah nurlarını gideriverip kendilerini
zu lmet ler içind e b ıraktı, a rt ık bun la r gö rmezler
17. Bu mübârek ayet ler, münafıkların acayip hallerini, İman nurundan nas ıl bir
mahrumiyet içinde yaş adıklarını çeş it li ş ekilde mis allendirmekte tasvir
buyurmaktadır. Şöyle ki: (Onların) o münâfık kims elerin (durumu) garip tavırlar!,
bir takım fâideli ş eylerden is tifade edemez halleri (ateş yakmış kims enin durumu
gibidir ki o ateş çevres indekileri aydınlatınca) o kims e de bundan is t ifâde
edebileceğini s anıverdi. Fakat (Hak Teâlâ hemen onların nurunu giderdi nurdan
faydalanamadılar. (Onları zulmet ler içinde görmez bir halde bırakt ı.) Onlar yine
karanlıklar içinde kalıp gitt iler.
İş te münafıkların karanlıktaki durumları!.. Çünkü münâfıklar kendilerine bir kıs ım
açık, parlak deliller get irildikçe inkâr et t ikleri mes eleler ortaya çıkar, açılır,
kendilerinde hakkı kabule, doğru yolu görmeğe bir temayül, bir kabiliyet vücude
gelir gibi olur. Fakat yanlış düşünceleri, geçici menfaat lere kapılmaları
s ebebiyle o manevi temayülü takip etmezler, yine inkâr ve ihânet yoluna
yönelirler, bu hareket lerinin lâik bir cezâs ı olarak da fâideli temayülleri Allah
tarafından giderilir, kendileri yine o manevi karanlıklar, delâlet ler içinde
bırakılırlar.
§ Mes el: Sıfat , açık durum, geçmiş zamandaki halleri tasvir eden garip kıs s a
demekt ir. Çoğulu: Ems aldir.


18. Sağırd ırlar, dils izdirler, kördürler, art ık bunlar dönmezler
18. Onlar, o münâfık kims eler (Bir takım) manen (s ağırlar) d ır. Hak sözü dinleyip
iş itmezler. Ve onlar (dils izler) dir. Kelimeyi ş ahadet ile lis anlarını ciddi ş ekilde
nurlandıramazlar. Ve onlar (körlerdîr). Çevrelerindeki milyonlarca kudret
es erlerini görüp onların yüce yaratıcıs ını tasdik etmezler. (Art ık onlar -o
dalâlete- dönmezler.) Onlar kendi tabii yeteneklerini kendi kötü hareket leri ile
ellerinden çıkarmış oldukları için art ık s apıklıktan kurtulup hidâyet yolunu takip
edemezler.

19. Yahut s emadan boş anan bir yağmur hali gibidir ki onda karanlıklar var, bir
gürleme, bir ş imş ek var, y ıld ırımlardan ölüm korkus iyle parmaklarını kulaklarına
t ıkıyorlar ve Allah kâfirleri kuş atmış t ır
19. (Yahut) onların, o münafıkların durumu, garip halleri bir bakımdan da
(gökten ş iddet le boş anan bir yağmur gibidir ki) yani böyle bir yağmura
tutulmuş kims enin haline benzer ki (Onda) o yağmurda (karanlıklar vardır.)
Karanlık bir halde bulunur ve onda (dehş etli bir gök gürültüsü, bir ş imş ek
vardır.) Her tarafa dehş et verir. Bunu görüp iş itenler (ölüm korkusundan dolayı
yıld ırımlardan) kurtulmak hayaliyle (parmaklarını kulaklarına tıkarlar.) Onlar
böyle yapmakla kurtulacaklar mı? Ne gezer!.. (Allah Teâlâ is e kâfirleri) bütün
dins izleri (kuş atmış t ır) ilim ve kudret i ile ihata buyurmuş tur. Artık onun kudrete lind en yaka larını as la kurtaramayacaklard ır.
İş te münâfıklar da böyledir. Kendilerine yönelen dinî ve ins anî tebliğlerden,
uyarılardan, vaad ve tehditten dolayı müthiş bir hâdis e karş ıs ında kalmış gibi
bulunurlar. Dünyevî varlıkların, fanî parılt ıların ellerinden çıkacağı korkusu ile
kulaklarını t ıkarlar. Hak s özleri dinlemezler. Fakat böyle hareket etmekle
kurtulacaklar mı? Ne mümkün!.. Allah Teâlâ onların canlarını alır, kendilerini
layık oldukları azaplara kavuş turur.

20. Şimş ek nerede is e gözlerini kapıverecek önlerini aydınlat t ı mı ış ığında
yürüyorlar, karanlık üzerlerine çöktü mü dikilip kalıyorlar, Allah dilemiş ols a idi
elbet işitmelerini görmelerini de alıverirdi, şüphe yok ki Allah her ş ey'e kadir,
daima kadirdir
20. O bozuk düş ünceli ş ahıs ların gerçekteki durumlarına güzelce bakılacak ols a
görülür ki onlar gelecek olan pek büyük bir tehlike ile karş ı karş ıya
bulunmuş lard ır. Bu ayet i kerime onların bu halini de tems il yoluyla şöyle
açıklıyor. (Az kalıyor ki ş imş ek gözlerini hemen kapıverecek) İlâhî bir y ıld ırım,
bir azap onların gözlerini hemen hemen kör edecektir. (Her ne zaman önlerini
aydınlats a ış ığında yürürler.) İlâhî bir imt ihan olarak vakit vakit bir geniş hale,
bir parlak makama nâil oldular mı, bunun parılt ıs ında yaş amağa çalış ırlar. Fakat
bu hal devam etmez. (Üzerlerine karanlık çöktükçe de dikilip kalıverirler.)
Onların baht larının açıklığı ters ine döner, ümits izlik ve ş aşkınlık içinde kalırlar.
Bunlar düşünmelidir ki: (Eğer Allah Teâlâ dilemiş ols a idi onların iş itmelerini de,
görmelerini de) bütün varlıklarını da bir anda (gideri verirdi.) Hiç bir ş eye s âhip
olamazlardı. (Şüphe yok ki Allah Teâlâ her ş eye kadirdir.) Buna inanmış ızd ır.
Art ık o gibi kims eler uyanmalı değil midirler?.. Fanî varlıklarına güvenerek
maneviyat tan mahrum, hakikî ve daimî aydınlıktan nas ips iz bir halde yaş amalı
mıdırlar? Cenab 'ı Hak hepimize uyanıklık nas ip buyurs un. Amin!..
§ Bu mübârek ayetler, vakt iyle Medine-i Münevvere ile çevres inde yerleş miş
olan bir takım münâfıklar hakkında nazil olmuş tur. Bu ayet lerin hükmü, bütün
münâfıklar ile diğer yanlış düşünceli kims eleri kaps amaktadır. Bu yüce ayet ler
bütün ins anlığı irş at edecek bir mahiyet te bulunmaktadır.