PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Imam-ı gazali kimyâ-yı saâdet


Sayfa : [1] 2

SuFi
07-03-2009, 11:12
ÖNSÖZ
Yüce Allah'a gökteki yıld ızlar, çöllerdeki kumlar, havadaki zerrecikler,
yeryüzüne inen s u damlaları, ağaç yaprakları s ayıs ınca hamd ve s enalar
olsun. Büyüklük, yücelik, ululuk, teklik ona mahsus tur. Onun birliğinin
delilleri güneş kadar parlak ve açıktır. Sıfat ları da kes in deliller ile bellidir.
Onun ululuğunun üs t dereces ini hiçbir yaratık bilemez. Hiç kims e onu tam
anlamıyla anlayamaz.
Akıl yolu ile ululuğunun dereces ini anlamak imkans ızdır. En akıllı ins an
bile, celal nurunun baş langıcında hayrete düş er ve anlama kabiliyet i orada
son bulur. Onun yolunda ilerleyenler ve ona yaklaşmak için çaba
gös terenler mes afe katet t ikçe onu hakkı ile tanımaktan aciz olduklarını
buyruklarına uymaktan kusurlu bulunduklarını idrak ederler. Bu velilik
makamının en üs t dereces idir. Ham ve s enada eks ikliklerini it iraf etmekde
peygamberlerin vardığı makamın en üs t dereces idir.
Ancak onu tanımaktan acze düşüp, tamamen tanımamazlıktan gelmek, derin
bir s apıklıktır. Onu tam anlamıyla tanımak için benzetme yapmak veya
örneklerle açıklamalar yapmaya çalışmak da faydas ızdır. Kullara yaraş an
ş ey "Ben ins anları ve cinleri ancak bana ibadet ets inler diye yaratt ım."
ilahi düs turu unutmamak ve bunun ış ığı alt ında O'na tapmayı elden
bırakmamakt ır. Yaratılanın vazifes i, yaratıcıs ının akıllara durgunluk veren
iş lerini ve s ıfat larının büyüklü ğünü bir an ols un aklından çıkarmamak ve
ona ibadetten geri kalmamaktır. Böylece âlemde bulunan herş eyin, O'nun
nurunun bir parıltıs ı olduğunu anlar ve kendis ini "Her ş ey Allah'ındır.
O'ndan baş ka bir ş ey yoktur" fikri kaplar.
Milyo nlarca s alat v e s elam, in s anların önd eri, peyg amberlerin s o nun cus u ,
ilahi sırların kendis ine gös terildiği s eçkin ins an Muhammed Mus tafa
(S.A.V.) ya ve her biri ümmetinin yol gös tericis i ve ş eriatın bildiricis i olan
ashabına olsun.
Sayın okuyucu!
İns anoğlu eğlenmek ve boş ş eylerle uğraşmak için yaratılmamış t ır. Hatt a
yaln ız ins an değil, var olan hiçbir ş ey boşuna yaratılmamış tır. Kainat her
haliyle göz ve ruha hitap eden değiş ik ş eylerin, zıtlıkların ve akıl almaz
uyumsuzlukların bulunduğu bir hikmet ve ibret aynas ıdır.
İns anın dünyadaki varlığı için bir baş langıç var is e de, ahiret teki varlığı
devamlı ve sonsuzdur. Vücudu gerçi topraktan yaratılmış ve bas it is e de
ruhu ulvi ve yüks ekt ir. Yaradılış ının baş langıcında kötü ve hayvani s ıfat lar
karışmış nefs in kötü önderciliğine düçar olmuş s a da, kötülükle mücadele
çukurunda yoğrulup, iyiliği arama potas ında piş erek bu kötü ve hayvani
s ıfat lardan arınır. "Ey nefs , Rabbine dön" çağrıs ı ile Es fel-i s afilinden
(alçakların en alçağından), a'lay-ı illiyyine (yüks eklerin zirves ine) kadar her
derece onun içindir. Tembellik yapar, as i olurs a en çukura düş er, aklını
kullanır, Allah yolunda çalış ırs a en yüks eğe tırmanır.
Es fel-i s afiline (alçakların aşağıs ına) s aplanmak, hayvanlar dereces ine
inip, ş ehvet ve öfkes ine es ir olmakt ır. En yüks ek dereceyi elde etmek de,
ş ehvet ve öfkes ine s ahip olmak ve kes in olarak onların yönet imini ele
geçirmekt ir. İns an ş ehvet ve öfkes inin yönet imini ele alınca, Yüce Allah'a
kulluk makamına kavuşur. Bu makam is e meleklere mahsus tur. İns anın elde
edebileceği en yüks ek derece budur. Bu derece elde edilip Yüce Allah'a
yakın olunca, bir an için ols un ondan ayrılmaya dayanamaz. Onun cennet i
bu olur. Göz mide ve diğer organların arzu et t iği cennet bunun yanında
aş ağı kalır.
İns an yaradılış ının baş langıcı noks an ve aşağı olduğu için, nefs iyle
uğraş ıya girmeks izin ve onu körelt ici ilaçlar almaks ızın bu yüks ek dereceye
kavuşmak mümkün olmaz.
Altını bakır, pirinç ve diğer madenlerden ayırmak nas ıl güç is e, ins anı da
hayvanlık sıfat larından arındırıp meleklerin s aflığına ulaş t ırmak için
gereken ilacı elde etmek te o derece zordur.
İş te bu kitabı yazmamdaki gaye, gerçek kurtulu ş ilacını bütün
bileş imleriyle beraber okuyuculara açıklamakt ır. Onun için bu kitaba
Kimya-ı Saadet (Kurtulu ş reçetes i) ismini verdik. Bağış layıcı olan Allah'tan
yalvarış ve yakarış ım bu kitabı ismine uygun olarak ins anların kurtulu ş una
ves ile kılmas ıdır.
Bilhas s a Kelam ve özellikle de akaid s ahas ındaki fikirleri İs lam düşünce
tarihinde bir dönüm noktas ı teş kil eder. "İHYA" kitabı, bu cephes inin
meyves idir.
Gazali, ehl-i sünnete aykırı fırkalarla, bilhas s a mutezile ve bat inilerle
mücadele etmiş , yazdığı es erlerle onların bozuk fikirlerini çürütmüş tür.
Fels efe alanında da Aris to'ya ve onun devamı olan İbn-i Sina ile Farabi'ye
çatmış , yanlış taraflarını apaçık ortaya çıkarmış t ır.
Fazali, fels efe ve kelamdan baş ka tas avvu f a lan ın da da b üyü k ilerlemele r
kaydetmiş tir. Ona göre yaln ız akıl, ins anı kurtulu ş ve s aadete götüremez.
Gerçek bilginin kaynağı is e ilahi nurdur.

SuFi
07-03-2009, 11:14
BİRİNCİ BÖLÜM KENDİNİ TANIMAK
1.KONU: KENDİNİ TANIMAK
KENDİNİ TANIMAK
Yüce Allah 'ı tanımanın anahtarı, ins anın kendis ini tanımas ıdır. Bunun için ,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kendini tanıyan, Rabbini tanır."
Yüce Allah buyuruyor ki:

"Gerçeği anlayıncaya kadar onlara varlığımızın belgelerini hem dış
dünyada, hem de kendi içlerinde gös tereceğiz."
FUSSİLET SÜRESİ, Ayet : 53
İns ana kendi nefs inden daha yakın bir ş ey yoktur. O halde kendini
bilmeyen, Allah'ı nas ıl bilebilir? "Kendimi tanıyorum" iddias ında bulunan
kims enin delillerine bakmak gerekir. Eğer delilleri görünürdeki el-yüz ve
diğer organlarını bilmek, görünmeyende de acıkt ığını, sus adığını, kızd ığı
zaman intikam almak arzusunu, ş ehvetine kapıld ığı zaman onu tatmin
yolunu ilmek is e, bu özellikler hayvanlarda da vard ır. O halde bu ş ekilde
kendini bilmek, Yüce Allah'ı tanımaya anahtar olamaz. Kendini bilmek
demek kendi hakikat ini, dünya yolculuğuna nereden gelip nereye
gideceğini, niçin yaratıld ığını, dünyaya niçin geldiğini, s aadet ve
felaket inin nelere bağlı olduğunu bilmek, düşünmek demekt ir.
İns anın görünmeyen yapıs ında dört s ıfat vard ır:
a) Hayvanlar s ıfatı,
b) Yırt ıcılar s ıfatı,
c) Şeytanlar s ıfatı,
d) Melekler s ıfatı.
Her ins an, bu s ıfat ların hangis inin kendis inde bulunduğunu ve hangis inin
as ıl, hangis inin emanet olduğunu bilmelidir. Bunları bilmeyen, s aadett e
olup olmadığını anlayamaz. Zira her biris inin ayrı gıdas ı ve ayrı s aadet i
vard ır.
Örneğin: hayvanların gıdas ı ve s aadet i yem yemek, uyumak ve
çift leşmektir. Yırtıcıların s aadet i öldürmek, öfke ve intikamdır. Şeytanın
gıda ve s aadet i, düzen kurmak, aldatmak, bedbaht etmekt ir. Meleklerin
s aadet ve gıdas ı is e, Yüce Allah 'ı görmekt ir. Meleklerde hiçbir ş ekilde,
hayvan v e yırt ıcıla rın s ıfat ı yo ktur.
Kendis inde melek cevheri bulunan Yüce Allah 'ı tanımaya uğraş ır, kendini
yüce Allah'ı görebilecek s eviyeye get irir. Şehvet ve öfkenin elinden
kendini kurtarıp, hayvan ve yırt ıcıların sıfat larının neden kendis ine
verildiğini anlamaya çalış ır. Acaba ins anlardaki bu sıfat ları, ins anların
onlara es ir olmas ı, hizmet lerinde çalışmas ı için mi yaratmış lar, yoks a
ins anların bunları kendis ine es ir etmes i, ilerde meydana gelecek yolculukt a
binek hayvanı olarak kullanmas ı ve s ilah olarak yararlanmas ı için mi?
Şüphes iz ki dünyada geçen kıs a içinde onlardan faydanılmak için
yaratılmış lardır. Ancak böylece ins an s aadet tohumunu elde edebilir.
Saadete kavuşmak is teyen bu kötü sıfat ları ayaklarının altına alır ve
yüzünü s aadet inin bulunduğu tarafa çevirir. Oras ı s eçkin kullar için Yüce
Allah 'ın zatı, halk içins e cennet t ir.
O halde ins anın bütün bunları bilmes i gerekir ki, kendini biraz
tanıyabils in. Bunları bilmeyen dinin özünden habers izdir.

SuFi
07-03-2009, 11:15
GİRİŞ
Değerli bir madeni pis liklerden ayırıp arıtan formül, koca-karının
s andığında veya derbederin torbas ında değil, padiş ahların hazinelerinde
bulunur. İns anı kötülüklerden arındırıp, ebedi s aadete kavuş turan ilaç da
Yüce Allah 'ın hazines indedir.
Yüce Allah 'ın gökteki hazineleri mes lek cevherleri, yerdeki hazineleri is e
peygamberlerin kalpleridir. O halde bu kurtulu ş ilacını yeryüzünden
peygamberlerin kalplerinden baş ka bir yerde arayan yanılmış olur.
Böylelerin sonu s apıklık, sıfatları da kalpazanlıkt ır. Elde et t ikleri ş ey
kuruntu ve hayaldir. Kıyamet te kalpazanlıkları ve kuruntuları açığa çıkar ve
iflas eder.
Yüce Allah'ın en büyük nimet lerinden biri, bu iş için peygamberleri
ins anlara göndermes idir. Böylece peygamberler ins anlara kötülüklerden
arınmanın yolunu öğret irler. İns anlar da nefs leriyle nas ıl mücadele
edeceklerini, kalplerini kir ve pas tan arındıracaklarını, kalpteki
çarp ıklıkların düzelt ilip çirkin huyun güzel huya dönüş türülmes ini
öğ renirler.
Onun için Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de önce kudret kemal ve
büyüklü ğüyle övünüyor, sonra da kullarına peygamberlerini gönderip
doğru yolu gös termekle minnet ediyor ve:
Şöyle buyuruyor:


"Gökte ve yerde bulunan canlı-cans ız bütün varlıklar, kuddüs (bütün
noks anlıklardan uzak), aziz (her ş eye gücü yeten) ve hakim (her işinde
hikmet s ahibi) Allah'ı tesbih ederler. Ümmi (yazı yazmas ını bilmeyen)
araplar için peygamber gönderen O'dur. (O peygamber, yani Hz.
Muhammed) onlara Allah'ın ayet lerini okuyor, onları (ortak koşmak
pis liğinden) arındırıyor, kendilerin Kur'an ve ilim (din yolunu) öğret iyor.
Oys a onlar peygamber gelmeden önce açık bir s apıklık içindeydiler."
CUM'A SURESİ, ayet : 1,2

Büyük âlimler "onları arındırıyor" sözünden gayenin, onları hayvani
s ıfat lardan, kötü ahlaktan temizlemek olduğunu; "Onlara kitap ve hikmet
öğret iyor" sözünden gayenin is e onları temizledikten sonra bilinç
giys is iyle süs lemek, meleklerin ahlakını onlara örtü yapmak olduğunu
söylerler.
Kimyadan gaye, nefs i dünya bağlarından korumak, yüzünü Allah'a
çevirmek ve kalpte Allah'tan baş ka hiçbir ş eye yer vermemekt ir. Nitekim,

"Her şeyden yüz çevirip yaln ız Allah'a yönel."
MÜZEMMİL SÜRESİ, Ayet: 8
Ayet -i celiles i de bu gerçeği ifade ediyor.

SuFi
07-03-2009, 11:16
1. KISIM: İNSAN NELERDEN YARATILMIŞTIR?
İns an yaratılış bakımından ikiye ayrılır.
a) Zahiri (görünen),
b) Batıni (görünmeyen)
Zahiri kıs ım gözle görülen el, ayak vs . gibi organlard ır. Batıni kıs ım is e,
bazen nefs , bazen ruh, bazen de kalb dediğimiz kıs ımdır. İns anın as lı, batıni
yani gözle görülmeyen kısmı ruh, nefs veya kalb dediğimiz ş eydir. Görülen
organlar, bunun as keri ve hizmetçileridir.
Biz batıni kısma kalb diyeceğiz. Bundan sonra kalb dediğimiz zaman
vücudun sol tarafında bulunan yuvarlak et parças ı değil, ins anın as lı
an laş ılmalıdır. Yo ks a kalpten g aye et parças ı is e o ndan hayv and a v e ölüde
de vard ır. Gözle de görüldüğüne göre de zahiri kısımdadır. Bizim kalb
dediğimiz varlık bu dünyada geçici olarak gelmiş bulunan ş eydir. Yuvarlak
et parças ı s adece onun alet i diğer organlar da onun as ker ve ordularıdır.
Kalbin s ıfatı Yüce Allah'ı görmekt ir. Her türlü teklif, hitap, kınama ceza
onadır. Saadet ve felaket de onun içindir. Bütün organlar onun emir ve
komutas ındadır. Onun as lını bilmek ve tanımak, Yüce Allah'ı tanımanın
anahtarıdır.
O halde onu tanımaya çalışmak gerekir. Zira o, çok yüks ek bir cevher olan
meleklerin cevherindendir. Asıl madeni Yüce Allah't ır. Oradan gelmiş tekrar
ora dönecektir. Bu geçici dünyaya t icaret etmek ve tohum ekmek için
gelmiş t ir. Öyle is e bu anlamdaki t icaret ve ekmek iş lemini bilmek gerekir.

SuFi
07-03-2009, 11:17
2. KISIM: KALBİN ASLINI BİLMEK
Akıllı ins anlar bir ş eyin varlığını bilinmeden, varlığının anlaş ılamayacağını
bilirler. O halde önce kalbin varlığını sonra emrinde
çalış t ırd ığı ş eyleri ve s onra da sıfatını bilmek gerekir. Sıfatı bilince de,
bunun Yüce Allah'ı tanımaya nas ıl ves ile olduğunu, s aadet ve felaket e
nas ıl s ermaye teş kil et t iği anlaş ılır. Bunların her birini ayrı ayrı
açıklayacağız.
Kalbin var olduğunu belirtin iki delil vardır:
a) İns anın kendi varlığından şüphes i olamaz. İns an var olmas ının s adece
fiziki yanıyla olmadığı da gerçekt ir. Zira ölülerin de fiziki yapıları vardır,
ancak kalpleri yani ruhları yoktur.
b) İns an gözünü yumup, duygu organlarını bütün et kilerden koruduğu
anda bile, var olduğunu kes inlikle bilir.
Buradan kalbin (ruhun) vücut olmadan da mevcut olduğu anlaş ılıyor. Yine
buradan kıyametin varlığı anlaş ılıyor. Zira vücudun yok olmas ıyla ins an
as lının yok olmadığı ortadadır.

SuFi
07-03-2009, 11:18
3. KISIM: KALBİN (Ruhun) ASLI
Ruhun as lının ve ona ait s ıfatlarının neler olduğunu bildirmeye dinimiz
müs aade etmemiş t ir. Nitekim Yüce Allah Peygamber'e şöyle buyuruyor:

"Ey Muhammed, s ana ruhun ne olduğunu soruyorlar. De ki: Ruh,
Rabbimin emrinden ibaret tir."
İSRA SURESİ, Ayet : 85
Ayet i celilede de gö rüldüğ ü gibi ruh, Yüce Allah'a ait ş eylerden, emir
âlemindedir.
"Bilin ki yaratma da emir de Onundur."
A'RAF SURESİ, Ayet : 54
Ayet -i celiles i de buna işarett ir. Yaratma (halk) âlemi baş ka, emir âlemi
baş kadır. Yaratma âlemi keyfiyet ve miktarı olan âlemdir. Zaten halk
kelimes inin lugat anlamı da takdir ve ölçüdür.
Oys a ruh için miktar ve ölçü yoktur. Ruh bölünmez bir cevherdir. Eğer
bölünebils eydi, o zaman kısmını bilinip bir kısmını bilmemek caiz olurdu.
Böylece bir ş eyin bir anda hem bilinmes i, hem de bilinmemes i olurdu ki, bu
doğru olmazd ı. Ruh, her ne kadar bölünmeyi kabul etmiyor ve
ölçülmüyors a da yine de mahluktur (yaratıkt ır). Zira halk iki manaya gelir:
Biri yaratmak, diğeri de takdir etmek (miktarını belirlemek). Ruh, takdiri
anlamda değil -zira ölçülemez- yaratılmak anlamında mahluktur.
O halde ruha kadim (ezeli) diyenler de, araz (s ıfat ) diyenler de yanılıyorlar.
Zira araz, kendi kendine var olmayıp, baş ka bir cis im ile varlığını
gös terebilen sıfatt ır: Renk gibi. Ruh kadimdir diyenler de yanılıyor. Zira
ruh yaratılmış t ır ve yaratılmış olan hiçbir ş ey kadim (ezeli) olamaz.
Ama bölünebilen baş ka bir ş ey var. O, ruh değil, candır. Bu can
hayvanlarda da vard ır. Bizim kas det t iğimiz ruh bu değil. Yüce Allah'ı
tanıma ve bilme yeri olan ruhtur. Hayvanlarda bu yoktur. Bu ne cis im ne de
arazd ır, meleklik cevherinden bir cevherdir. As lını bilmek zordur. Zaten
anlatmaya izin yoktur. Baş langıçta bilmek te pek gerekmez.
Baş langıçta izlenmes i gereken yol, din yolunda nefis le mücadele etmekt ir.
Şart larına uygun olarak bu uğraş ıyı verenlerde, ruhu tanıma bilgis i
kendiliğinden meydana gelir. Baş kas ından dinlemeye gerek yoktur. Zira bu
bilgi Yüce Allah'ın hidayet lütfudur. Nitekim,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Bizim yolumuzda s avaş anları elbet te yollarımıza kavuş turacağız."
Din yolunda nefs i ile mücadeleyi tamamlamayanlara ruhun as lını açıklamak
caiz değildir. Nitekim yukarıdaki Ayet i Celilede de buna işaret edilmiş t ir.
Ancak nefis le s avaşmaya baş larken ruhun as kerlerini tanımak lazımdır. Zira
as kerlerinden habers iz olan kumandanın, s avaş a gitmes i büyük hatadır.

SuFi
07-03-2009, 11:19
4. KISIM: İNSANIN VÜCUDUNA OLAN İHTİYACI
Vücud ülke, kalb de onun sultanıdır. Kalbin vücutta s ayıs ız as ker ve
orduları vard ır.
Yüce Allah buyuruyor ki:

"Rabbinin as kerlerini, O'ndan baş kas ı bilmez."
MÜDESSİR SÜRESİ, Ayet : 31
Kalb, ahiret yolculu ğu için yaratılmış t ır. İş i s aadet i aramaktır. Saadet i
Yüce Allah 'ı bilip tanımaya bağlıdır. Yüce Allah 'ı tanıyıp bilmek de, Yüce
Allah 'ın yarat tığı ş eyleri bilmekle mümkün olur ki, o da bütün âlemdir.
âlemdeki acaip işleri bilmek duyular yolu ile mümkün olur. Duyuların
varlığı da vücut ladır.
O halde Yüce Allah'ı bilmek kalbin avı, duyular o avın bağ ve tuzağıdır.
Vücut is e onun binek hayvanıdır. Onun için kalbin vücuda ihtiyacı vardır.
Vücut su, toprak, hava ve ateş ten meydana gelmiş t ir. Bu yüzden zayıf ve
muhtaçtır. Her an yok olmas ından korkulur. Vücudun iki çeş it tehlikes i
vard ır. Biri içerdendir; açlık, susuzluk gibi. Biri de d ış ardandır; ateş , su ve
diğer düşmanlar.
Açlık ve s usuzluk nedeniyle, yemek ve içmek is ter. Bunun için iki s ınıf
as kere ihtiyaç vard ır: Biri görünürdedir: El, ayak, ağız ve mide gibi. Diğeri
de gizlidir: Yemek ve içmek arzusu gibi. Dış ardaki düşmanlardan korunmak
için de iki çeş it as kere ihtiyaç vardır. Görünürde: El, ayak ve s ilah gibi.
Görünmeyende de öfke ve kırg ınlık gibi.
Bu anlat t ığımız as kerler gözle görülen tehlike ve ihtiyaçlar içindir. Gözle
görülmeyen tehlike ve ihtiyaçlar için de duyulara iht iyaç vardır. Onlar da
beş i görünür, beş i de görünmez olmak üzere ondur.
Görünürdekiler beş duyu organımızd ır: İş itmek, görmek, koklamak, tatmak
ve dokunmak.
Görünmeyenlerin yeri de beyindir ve yine beş tanedir. Hayal kuvvet i,
ezberleme kuvvet i, hatırlama kuvveti vehim kuvvet i (zan).
Bunların her biris inin belli özellikleri ve halleri vardır. Bir tanes ine zarar
gelirs e, ins anın iş i dünyada da, ahirette de aks ar.
Bu içteki ve d ış taki as kerler, kalbin emrindedirler. Kalb ne emreders e, onu
yerine get irirler. Mes ela: Dile emredince hem konuş ur, el ve ayaklara
emredince harekete geçerler. Göze emir verince, bakar. Düşünme kuvvet ine
emir verince, düşünür. Böylece vücudu korur. Bu iş , kalb azığını alıncaya,
avını elde edinceye, ahiret t icaret ini bit irinceye ve kendi s aadet tohumunu
ekinciye kadar devam eder. As kerlerin kalbe itaat etmes i, meleklerin Yüce
Allah'a itaat etmelerine benzer ki, emre karş ı koymak as la mevzubahis
olamaz. Hat ta emre uymaları yaradılış icabı ve is teyerekt ir.

SuFi
07-03-2009, 11:20
5. KISIM: KALB ASKERLERİNİN BİR ÖRNEKLE AÇIKLANMASI
Kalbin as kerleri de düşmanları da s ayıs ızdır. Heps ini anlatmak uzun s ürer.
Onun için biz gayemizi bir örnek vererek anlatmakla yet ineceğiz.
İns anoğlunun vücudu muazzam bir ş ehre benzer.
El ve ayaklar; ş ehrin s anatçıları,
Şehvet ; maliye müdürü ,
Öfke: emniyet müdürüdür.
Şehrin pad iş ahı kalb, v eziri is e akıld ır. Şeh rin o narımı ve ko ru nmas ı için
padiş ahın halka ihtiyacı olduğu gibi, kalb padiş ahının da bunlara ihtiyacı
vard ır. Ancak bunlarla vücut ülkes i memur ve ordusu muzaffer olur.
Ancak ş ehvet haraç düş künü, bozguncu, yalancı ve kötü huyludur. Vezir
ne emir verirs e, onun aks ini yapmaya çalış ır. Daima memleket te bulunan
bütün malları alıp toplamak is ter. Emniyet müdürüne benzet t iğimiz öfke is e,
kızgın, azg ın ve s aygıs ızdır. Devamlı bozmak, asmak, yıkmak ve yakmak
is ter.
Padiş ah devamlı olarak vezirle (akılla) görüş ürs e, ona danış ırs a, yalancı ve
cimri olan maliye müdürüne, vezire karş ı koymas ın diye değer vermezs e,
onu küs tahlıktan alıkoymas ı için emniyet müdürünü peş ine takars a ve
emniyet müdürünü de, yapmak is tediği haks ızlıklardan dolayı döver ve
incit irs e memleket te as ayiş tam olur.
Böylece vatandaş memnun olur ve vücut ülkes inde Allah'a giden s aadet
yolu kapanmaz. Eğer ters i olurs a yani akıl ve ruh mağlup olur ve şehvet ile
öfke galip olurs a memleket harap olur, vücut yıkıntıya döner vatandaş
ş ikayetçi olur ve padiş ah da periş an olur.

SuFi
07-03-2009, 11:21
6. KISIM: KALBİ, AKLI, ŞEHVETİ, ÖFKEYİ VE DUYU ORGANLARINI
DOĞRU YOLDA KULLANMAK
Bundan önceki örneğimizden ş ehvet ve öfkenin, yemek, içmek ve vücudu
korumak için yaratıld ığını anladık. Şehvet de, öfke de vücuda hizmet
ediyorlar. Yemek - içmek vücudun g ıdas ıdır. Vücud da duyuların hamalıdır.
Demek ki vücud duyulara hizmet ediyor. Duyular is e aklın casus ve
tuzağıdır. Akıl onlar vas ıtas ıyla Yüce Allah 'ın yaratmış olduğu ş eylerdeki
acaipliği bilir. Demek ki duyular da aklın hizmetçis idir. Akıl is e kalbin
hizmetçis idir. Kalb de Yüce Allah'ın cemalini görmek için yaratılmış t ır. O
bu iş le meşgul olunca, bütün diğer hizmetçiler de aynı ş eyle meşgul
olurlar.
Yüce Allah buyuruyor ki:


"Cinleri ve ins anları ancak bana kulluk yapmaları için yarat t ım."
ZARİYAT SÜRESİ, Ayet : 57
Yüce Allah kalbi yarat t ı ve memleket ile as kerleri onun emrine verdi.
Dünya âleminden hareket edip, mana âlemine kavuşmas ı için vücut
bineğini ona es ir yaptı. Kalb bu nimet in hakkını gözet ir ve kulluk ş art larını
yerine get irmek is ters e, padiş ah gibi memleket in ortas ında oturur. Yüce
Allah 'ı kıble, ahiret i vatan, vücudu binek hayvanı, dünyayı konaklama yeri;
el, ayak ve diğer organları hizmetçi, aklı vezir; ş ehvet i maliye müdür;
öfkeyi emniyet müdürü, duyu organlarını is tihbarat memuru yapar. Her
birini bir iş le vazifelendirir. Şehrin haberlerini toplarlar.
Beynin ön tarafında bulunan hayal kuvvet ini, is t ihbarat ş efi yapar.
Cas us lar bütü n h aberleri ona get irirler. Beynin arka tarafında bu lu nan
ezberleme kuvvet ini s ekreter yapar; gelen haberleri s aklayıp zamanı gelince
vezire s unar. Vezir de gelen haberlere göre tedbir alır ve bu tedbirleri
padiş aha arz eder. Şehvet , gazap ve diğerleri padiş aha ihanet edip, itaat tan
dış arı çıkar as i ve düşmanlığa meyleder ve padiş aha suikas t hazırlars a,
zamanında tedbir alır, onları itaate zorlar.
Vezir bu düzen içinde memleket i yönet irs e, ins an mut lu, nimet in hakkını
vermiş ve yaptıklarının mükafatını haketmiş olur. Eğer bunun ters ini
yapars a, baş kald ırmış , isyan etmiş ve nimete nankörlük yapmış olur. Bunun
cezas ını is e hem dünyada, hem de ahiret te görür.

SuFi
07-03-2009, 11:23
7. KISIM: İNSANDAKİ İYİ VE KÖTÜ SIFATLAR
İns an kalbinin, içinde bulunan bu iki as kerle iliş kis i vardır. Bunların her
birinden kalpte bir ahlak meydana gelir. Bu ahlaktan bazıs ı kötü olur; onu
mahfa sürükler. Bazıs ı da iyi olur; onu s aadete kavuş turur. Bu ahlakın
adede çok is e de heps i dört çeş itte toplanır:
a) Hayvan ahlakı,
b) Yırt ıcılar ahlakı,
c) Şeytan ahlakı,
d) Melek ahlakı.
İns an kendis ine verilen ş ehvet ve h ırs it ibariyle hayvanlara ait iş ler yapar:
Yemek, içmek, cins i münas ebet te çok arzulu olmak gibi. Kendis ine verilen
öfke it ibariyle köpek, kurt ve as lan gibi y ırt ıcılara ait iş ler yapar: İns anları
öldürmek, yaralamak, onlara eziyet etmek gibi. Kendis ine verilen ş eytan
ahlakı nedeniyle ş eytanca iş ler yapar: Hile, aldatma, yalan ve bozgunculuk
gibi. Kendis ine verilen akıl nedeniyle de meleklerin yaptıklarını yapar:
İlimle uğraşmak, iyilik yapmak, kötülüklerden kaçınmak, ins anların aras ını
bulmak, cehalet ve bilgis izlikten utanmak, amel iş leme yolunu elde etmek
gibi.
Gerçekten ins anın içinde dört ş ey var: Köpeklik, domuzluk, ş eytanlık ve
meleklik. Köpeğin s evims iz ve çirkin olmas ı ş ekli yani el ve ayak yönüyle
değil, kendis inde bulunan s ald ırganlık ve ins anlara eziyet etme
nedeniyledir. Domuzun da kötü ve çirkin olu ş u ş ekil ve organları yönüyle
değil, s ahip olduğu kötü s ıfat ları nedeniyledir; hırs , kötü ş eylere rağbet
vs . gibi.
Köpeklik ve domuzluğun gerçek anlamı budur. İns anlarda da yerilen
ş eyler, bunlard ır. Şeytan ve meleklerden bahs ederken de as lında kas tedilen
ş ey, ifade et t ikleri anlamlardır. İns ana, melek nurlarının es erlerinden olan
akıl cevheri ile ş eytanın oyunlarını aldatma ve haks ızlığını anlamas ı
emredildi. Böyle olunca ş eytan rezil ve kepaze olur hiçbir bozgunculuk
yapamaz. Bu konuda,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Her ins anın bir ş eytanı vard ır. Benimde ş eytanım vardır. Fakat Yüce
Allah onu yenmem için ban a yard ım et t i, on a hiçbir kötü lü k yap tırmadı,
ş eytan benim yanımda hor ve hakir oldu."
Aynı ş ekilde ins ana, hırs ve ş ehvet domuzu ile gazap köpeğini terbiye
etmes i emri altına almas ı görevi verildi. Böylece ins anın emri olmadan
hiçbir hareket yapamazlar. Bu ş ekilde hareket eden ins anlarda da iyi ahlak
ve sıfat lar meydana gelir. Bu iyi ahlak ve s ıfat lar da ins anın mutluluğunun
tohumu olur.
Yukarıda dediklerimizi yapmayıp aks ine hareket eders e yani ş ehvet
domuzunu ve gazap köpeğini emri alt ına almazs a, arzularını yerine get irirs e
kendis inde kötü ahlak meydana gelir. Bu da onun haydutluğunun,
soygunculuğunun tohumu olur.
Böyle bir kims enin durumu, kendis ine uykuda veya uyanıkken bir örnekle
gös terilirs e kendis ini bir domuzun veya köpeğin hizmetçis i gibi görür. Bir
Müs lümanı Kâfirin elinde es ir b ırakanın ne hale gireceğini herkes bilir. İş t e
meleği, köpeğe, domuza ve ş eytana es ir edenin durumu bundan daha
kötüdür.
İns anların çoğu ins afa gelip gözlerinin önündeki gerçekleri örten gaflet
perdes ini kald ırdıklarında görürler ki gece-gündüz arzı ve is teklerini yerine
getirmek için hazır bekliyorlar. Görünüş te ins ana benziyorlars a da as ıl
kurumları böyledir. Yarın kıyamet te manalar görünecekt ir. Şekiller manaya
dönüş ecekt ir. O zaman dünyada ş ehvet ve hırs ına mağlup olanlar domuz
ş eklinde, öfkes ine mağ lup olanlar da kurt ş eklinde görünür.
Onun içindir ki rüyada kurt görmek zulümle tabir olunur. Domuz görmek de
çirkinlik ve pis likle tabir olunur. Çünkü rüya bir nevi ölümdür. İns an
uykudan dolayı bu âlemden uzakla şmış , görüntü manaya dönüş müş tür.
Böylece herkes rüyada ş eklini değil, as lını görür. Bu büyük bir sırdır.
Kitabımız bu konuyu kald ıramaz.

SuFi
07-03-2009, 11:24
8. KISIM: KENDİ HAREKET VE DAVRANIŞLARINI KONTROL ETMEK
Yukarıda anlat t ıklarımızdan ins anın içinde dört pehlivan ve amirin
bulunduğunu öğrenmiş bulunuyorsun. O halde kendi hareket ve
davranış larını denet le. Ancak böylece bu dünyada bu dört kuvvet ten
hangis inin emrine uyduğunu anlayabilirs in .
Muhakkak bilmen gerekir ki yaptığın her hareket inden dolayı kalbinde,
s eninle öbür dünyaya giden s enin benzerin bir sıfat meydana gelir. Bu
s ıfata ahlak denir. Ahlak ta söylediğimiz dört kuvvet ten meydana gelir.
Eğer ş ehvet domuzunun emrine girers en s ende çirkeflik, murdarlık,
utanmazlık, hırs ızlık, ikiyüzlülük, haris lik, kıs kançlık, baş kas ının üzüntü ve
s ıkıntı çekmes ine memnun olma ve bunlar gibi s ıfat lar meydana gelir. Eğer
onu emrin alt ına alırs an, terbiye eder aklın ve ş eriatın denet iminde
bulundururs an s ende kanaat , kendine hakim olma, s abır, utanma, namus ,
incelik, kendini ibadete verme alış kanlığı, fazla ş ey is tememe ve mert lik
s ıfat ları meydana gelir.
Öfke köpeğinin emrine girers en sende kibir, pervas ızlık, pis lik, münakaş a
etme, b üyü klük tas lama, alda tma, kavg a etme , haks ızlık yapma , ba ş kaların ı
aş ağılama-horlama ve ins anlara s ald ırma gibi s ıfat lar meydana gelir. Eğer
bu köpeği terbiye eder, emrin alt ına alırs an s ende s abır, s oğukkanlılık, af,
dayanıklılık, ces aret , sükunet , acıma ve cömert lik s ıfatları meydana gelir.
Domuz ve köpeği tahrik etme, aldatma, teşvik etme, ces aret verme ve
kandırma vazifes ini yüklenen ş eytanın emrine girers en, s ende hile, huzur
bozma, kötü kalpli olma, aldatma ve olduğundan daha baş ka görünme
s ıfat ları meydana gelir. Eğer bu ş eytanı emrin altına alır, aldatmas ına ve
doğruyu söylermiş gibi takınmas ına kanmazs an, akıl gücünün yardımına
başvururs an sende zekilik, bilgiçlik, ilim, hikmet, ins anların aras ını bulmak,
efendilik ve önderlik sıfat ları meydana gelir. Sana benzeyen bu güzel
ahlaklar iyiliğinin ve s aadet inin tohumu olurlar.
Kötü sonuçlar doğuran iş lere günah denir. İyi sonuçlar doğuran iş lere de
itaat denir. İns anların bütün hareket ve davranış ları bu iki ş ıktan biris ine
girer. Yani ins an yaptığı her hareket le ya günah iş lemiş veya itaat etmiş .
Allah 'ın emrine uymuş olur.
Kalb, parlak bir ayna, kötü hareket ler is e, parlaklığı gideren birer leke ve
iş gibidir. Onu karartır. Bu karart ıdan dolayı Yüce Allah'ın gös terdiği
doğru yolu göremez. Önüne perdeler, engeller ç ıkar.
Güzel ahlak is e kalbe ula ş an ış ık gibidir. Onu günah lekelerinden, kötülük
karart ılarından temizler. Bunun için Peygamber efendimiz şöyle
buyurmuş tur:
"Her günahtan sonra, bir s evap iş le ki onu yok ets in."
Kıyamet te de parlak kalpler ile s iyah kalpler bir meydanda toplanır. Yüce
Allah: "O halde, Allah'ın huzuruna (ş irk ve şüpheden) temizlenmiş kalble
gelenlerden baş kas ı kurtulamaz." Şuara: 89 buyurmuş tur.
İns an yaratılırken kalbi, parlak aynaların yapıld ığı maden gibidir. Bütün
âlem bu aynaya sığar. Dikkat edilirs e parlaklığı devam eder. Dikkat
edilmezs e pas lanır, ayna yapılacak hali kalmaz. Bu husus ta Yüce Allah
şöyle buyuruyor: "Hayır, öyle değildir. Onların, yaptıklarından dolayı
kalpleri pas lanıp körlenmiş t ir." Mutaffifin: 14.

SuFi
07-03-2009, 11:25
9. KISIM İNSANIN ASLI MELEKLER CEVHERİNDENDİR
SORU: Daha önceki s atırlarımızda ins anda hayvan, canavar, ş eytan ve
melek s ıfatlarının bulunduğunu söylemiş t ik. Hayvan, canavar ve ş eytanlık
s ıfat larının geçici olup meleklik s ıfatının as ıl olduğunu nereden bilebilir ve
nas ıl anlayabiliriz?
CEVAP: İns anın hayvan ve canavarlardan daha üs tün olduğunu herkes
bilir. Herş ey yüks elip en sonda belirli bir olgunlu ğa erişmek için
yaratılmış t ır. Bunu şöyle bir örnekle açıklamaya çalış alım: At, eş ekten daha
üs tündür. Zira eşek yük taş ımak için, at is e s avaş ta koşmak için
yaratılmış t ır. At , süvaris inin arzusuna uygun koşma üs tünlüğüne s ahip
olduğu gibi, eş ek kadar yük taş ıma kuvvetine de s ahiptir. Böylece eş eğe
verilmeyen bir üs tünlük ata verilmiş oluyor. Ama eğer at bu üs tünlü ğü
ye rine get irme zs e, örneğ in koşmazs a s ırt ına plan vurulur v e eş ek
s eviyes ine inmiş olur. Bu durum at için noks anlıkt ır, mahvolmuş tur.
Bunun gibi bazı ins anlar vard ır ki s adece yemek, yatmak, cins i birleşmede
bulunmak ve zevk-ü s efa s ürmek için yaratıld ıklarını zannederler. Bütün
ömürlerini böyle geçirirler. Bazıları da is t ila etmek, yenmek ve diğer ş eyleri
egemenlikleri alt ına almak için yaratıld ığını zannaderler. Arap - Kürd ve
Türkler gibi
Her iki ş ekilde düşünenler de yanılıyorlar. Zira yemek ve çift leşmek, arzu
ve heves i gidermek içindir. Hayvanlarda da bunlar vard ır; Deve ins andan
daha çok yer, s erçe de daha fazla çift leş ir. O halde bu yönlerden ins anlar
onlardan nas ıl üs tün olabilirler? Aynı ş ekilde millet leri yenmek,
memleket leri is t ila etmek öfke ile olur. Bu is e, yırt ıcı hayvan ve
canavarlarda da vardır.
Demek ki ins anlarda hayvan ve canavarlarda bulunan ş eyler vardır. Yaln ız
ins anlarda, hayvanlardan üs tün bir derece vardır ki, bu da akıld ır. İns anlar
bu akıl vas ıtas ıyla Yüce Allah 'ın varlığını bilir, yaratıcıs ını tanır. Bu akıl ile
kendis ini hayvanlarda da bulunan ş ehvet ve öfkenin elinden kurtarır. İş t e
bu, meleklerin s ıfatıdır. Bu s ıfat la yeryüzündeki y ırt ıcı ve diğer hayvanları
emri alt ına almış t ır. Bu husus t a.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Allah, göklerde ve yerde olanları s izin emrinize verdi."
CASİYE SÜRESİ, Ayet : 13
O halde ins anın as lı olgunluk ve üs tünlüğünün olduğu ş eydir. Diğer
s ıfat lar geçici olarak hizmet ini görsünler diye kendis ine verilmiş t ir. Bunun
içindir ki öldüğü zaman ne ş ehvet kalır, ne de öfke. Kalan s adece bir
cevherdir. Bu cevher, ilahi bilgi ile süs lü olunca elbet te meleklerin hatt a
yüks ek dereceli meleklerin arkadaş ı olur. Ayet te belirt ildiği gibi bu yüks ek
dereceli melekler daima Yüce Allah'ın huzurunda olurlar: "Seçkin ve güzel
bir yerde, her ş eye s ahip ve herş eye kadir olanın yanında ve rızas ında
olurlar."
KAMER SÜRESİ, Ayet : 55
Karanlıkta ve baş aşağı olanlara gelince: İns anın karanlığı günahlarının
kirinden pas tutmas ıdır. Baş aşağı olmas ı ş ehvet ve öfkes ini ins anlar ile
dindirip rahat etmes i ve bu dünyada is tediği herş eyi yapmas ıdır. Yüzünü
tamamen bu dünyaya çevirmiş , ş ehvet ve tutkuları bu dünya içindir.
Halbuki bu dünya öbür dünyadan daha aşağı, daha alt tadır. O halde bu
dünyaya gönül verenler baş aş ağı olur. Yüce Allah da öyle buyurmuyor mu
ki? "Rablarının yanında münafıkların baş aş ağı olduğunu görs eydin"
SECDE SÜRESİ, Ayet: 12
Böyle olanlar Siccinde ş eytanlarla beraber olurlar. Siccinin ne olduğunu
herkes bilmez. Onun için
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Sicci'nin ne olduğunu s ana kim bildirdi?"
MUTAFFİFİN SÜRESİ, Ayet : 8

SuFi
07-03-2009, 11:28
10. KISIM KALB âlemİNİN ÜSTÜNLÜĞÜ
Kalb âleminin ins anı ş aşkına çeviren s onsuz halleri vardır. Zaten kalbin
üs tünlüğü, ş aş ılacak hallerinin herş eyinkinden çok fazla olmas ından ileri
gelir. Birçok ins anın bu hallerden haberleri yoktur.
Kalb iki s ebeple üs tündür: Birinci ilim, ikincis i kudret . İlim s ebebiyle
üs tünlük iki kısımdır. Birini herkes bilir. İkincis ini is e biraz daha örtülü
olduğu için herkes bilmez ve birincis ine göre daha üs tündür. Birincis i
zahiridir. Bütün ilim ve s anat ları bilir. Kitaplarda olan matemat ik, as t ronomi
ve ş eriat gibi bilgileri okur ve öğrenir. O, bölünmeyen bir ş ey olup bütün
ilimleri kendis inde bulundurur. Bütün âlem onda s ahrada bir kum gibi kalır.
Bir anda düşünce ve hareketleriyle yerden göğe çıkar, doğudan batıya
gider. Yeryüzünden göğü ölçer, yıld ızların büyüklüğünü bilir. Denizin
dibinden balığı anlayıp çıkarır, kuş u vurup havadan indirir. Fil, at ve deve
gibi birçok güçlü hayvanı emrinde çalış t ırır. Bütün bu ilimleri beş duygu
organı vas ıtas ıyla öğrenir. Bunlar meydandadır, herkes anlayabilir.
Asıl ş aş ılmas ı gereken durum kalbin içinde, bey duyu organı vas ıtas ıyla
varlığını bildiğimiz bir cis im âlemi olduğu gibi bir de duygu organları ile
his solunamayan ruh âlemine bir pencerenin açılmış olmas ıdır. Cis im ve
madde âlemini ins anların çoğu bilir. Zaten bu kıs altılmış ve s ınırlıdır.
Kalbin içinde ruh âlemine açık bir pencerenin bulunduğunu gös teren delil
iki çeş it ilmin mevcut olmas ıdır: Birincis i uyku halidir. Uykuda iken duygu
organları bir iş göremezken, içerdeki pencere açılır. Ruh âleminde ve Levh-i
mahfuzda s aklı olan, ilerde olacak ş eyleri ya açıkça, hiçbir tabire lüzum
kalmadan veya bir tabire iht iyaç olacak ş ekilde bilir ve görür. İns anlar
zannederler ki uyanıkken herş ey daha iyi bilinir. Halbuki herkes bilir ki
uyanıkken duygu organları vas ıtas ıyla gaybı bilmek imkans ızdır. Ancak
uyurken olabilir. Uyku ve rüyanın gerçeğini is e bu kitapta anlatmamıza
imkan yoktur. (1)
Kalb ile Levh-i Mahfuz karş ılıklı konmuş birer ayna gibidir. Karş ılıklı
konulan iyi aynada biris indeki görüntü diğerine nas ıl aks ediyors a, Levh-i
mahfuzdaki görüntü de kalbe öyle yans ır. Ancak bunun için kalbin s af
olmas ı, duygularından kurtulmas ı ve Levh-i mahfuzla iliş ki kurmas ı gerekir.
Kalb his lerle uğra ş t ığı sürece, ruh âlemiyle iliş ki kuramaz.
(1) Her ne kadar zamanımızda uyku ve rüya âlemini aydınlığ a
kavuş turduğunu iddia eden ve önderliğini Froud'un yaptığı ş arlatanlar
mevcut is e de uyku ve rüya âleminin hakikat ini öğrenmek mümkün değildir.
Hele hele bu his ve duygu âlemini laboratuar ve bulgu yoluyla açıklığ a
kavuş turmayı iddia etmek kadar s açma bir ş ey olamaz. Froud' un ve onun
çömezlerinin yapmak is tediği, ins anlığı aydınlığa kavuş turmak değil,
maks at lı v e s ap ık fikirlerle çamura bu lamak, d oğru yoldan alıkoymakt ır.
Zaten gerçek ilim, Froud'un bu husus ta ve diğer husus larda ileri sürdüğü
birçok iddiaları -gerçekten bunlar ilmi delillerden uzak birer iddiaydıçürütmüş
tür. Fakat yine de gerçekleri görmemek için deve kuş u gibi
kafas ını kuma s okan zamanımızın s apık ins anları Froud'un s açmalıklarından
ayrılmamakta, ona s ıkı s ıkıya s arılmayı bir marifet bilmektedirler. As lında
onlar bu s açmalıkların doğruluğuna inandıkları için değil, bu s açmalıklara
inanmak iş lerine geldiği için bir türlü ayrılmak is tememektedirler.
Zamanımızın ins anının onu felaket ve s efalete götürecek bu türlü
s apıklıklardan ayrılmas ı, yanlış olduğunu bile bile ona sıkıca yapışmas ı
hazin, hazin olduğu kadar da korkunç bir durumdur.
Uykuda is e kalb his lerden kurtulur. Ruh âleminin düş ünces ini
taş ıdığından, gerçeği onlar.
SORU: Uyku ve rüya âleminde duygu organları bağlı olduğu halde, ruh
âlemi nas ıl anlaş ılır?
CEVAP: Uyku s ebebiyle duygular bağlı is e de hayal âlemi çalış ır
vaziyet tedir. Bunun için gördüklerini hayali tems iller ş eklinde görür. Ve
tabii ki net ve açık olmaz. Bir örtü ve perde arkas ındadır.
İns an ölünce hayal da, his de kalmaz. O zaman olanlar perdes iz örtüsüz
görünür. Ona: "Senden gaflet perdes ini kald ırd ık. Gözün bugün herş eyi
daha iyi görür." Kaf: 22, denir. Onlar da derler ki: "Ey rabbimiz! Bize
vadet t iğin azabı gördük. Peygamberin doğrulu ğunu işit t ik. Şimdi bizi
dünyaya geri çevir de güzel iş ve hareket lerde bulunâlim." Secde: 12
Baş ka bir delil de şudur: Kalbine ilham yoluyla düşünce ve anlayış
gelmeyen hiç kims e yoktur. Bu his yoluyla değil, kalbde meydana gelir.
Nereden geldiğini de bilmez.
Net ice olarak şu gerçek bilinmelidir ki, bütün ilimler his ler vas ıtas ıyla elde
edilmez. Bir kısmı ruhlar âleminden elde edilir. Gerçi bu dünya için
yaratılmış olan his ler ruhlar âlemine kavuşmayı perdeler. Ama bu âleme
çıkabilmek, düşünebilmek için his lerden kurtulmak lazımdır.


11. KISIM UYANIKKEN KALB PENCERESİ RUHLAR âlemİNE
AÇILABİLİR Mİ?
Kalb penceres inin, uyumadan veya ölmeden ruh âlemine açılamayacağını
düşünmek yanlış t ır. Biz yukarıda ins an uyanıkken ruh âlemine açılamaz
dedik ama, duygu organları vas ıtas ıyla açılamaz dedik. Oys a bir kims e
uyanık iken arzuları teper, kalbi öfke, ş ehvet, kötü huy ve dünyanın
aş ağılık hallerinden kurtarır ve bir yerde oturup gözlerini yumar,
dudaklarını kapatır, kalbini ruhlar âlemiyle münas ebete geçirirs e bu
dünyadan kopar, kendis ini unutur. Yüce Allah'tan baş ka
hiçbir ş ey düşünmez. Böyle olunca kalbinin penceres i açılır, baş kas ının
rüyada gördüğünü o uyanıkken görür. Meleklerin ruhları güzel ş ekillerde
ona görünür. Peygamberleri de görür. Onlardan yararlanır, yard ım alır,
yerdeki ve gökteki bütün melekleri ona gös terirler.
Ken dis in e bu yo l açılan kims e y azıy la an la tılmayacak kadar büy ük iş ler ve
haller görür. Bu husus t a,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Biz İbrahim'e bunu (gerçek yolu) nas ıl gös terdiys ek kes in ilme s ahip
olmas ı için göklerin ve yerin acaip güzelliklerini de öylece gös terdik."
EN'AM SÜRESİ, Ayet : 75
Peygamber efendimizde şöyle buyurdu: "Yeryüzü benim için toparlandı,
doğus unu ve batıs ını gördüm" Belki de bütün peygamberler ilmi, his ve
öğrenme yoluyla değil de bu yolla elde et t iler. Heps i de baş langıçta din
için s avaş tılar.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Rabbinin adını an ve herş eyden kes ilerek ona ihlas ile ibadet et ."
MÜZEMMİL SÜRESİ, Ayet: 8
Ayet te demek is teniyor ki: Bütün dünya pis liklerinden temizlen, ayrıl,
kendini bütün varlığınla Allah'a ver. Dünya tedbirleriyle uğraşma ki, Allah
s enin işlerini doğru yaps ın. Yine: "O, doğunun ve batının Rabbidir.
(O'ndan baş ka) tapılacak hiçbir ilah yoktur. Öyleys e O'nu kendinize vekil
tutun." Müzemmil: 9 Ayet i celiles inde belirt ildiği gibi O'nu kendine vekil
et . Şu ayet te de belirt ilen ins anlara karışma, onlarla uğraşma: "Müş riklerin
iftira ve yalanlarına karş ı s abret. Onlardan uzak dur, cezalarını Allah'a
bırak." Müzemmil: 10.
Bütün bunlar nefs ine karş ı gelmeyi ve din yolunda s avaşmayı
öğretmektedirler. Böyle hareket edilirs e kalb ins anların düşmanlıklarından,
dünya arzularından ve his lerle meşgul olmaktan kurtulup temizlenir.
Peygamberlerin ve tas avvufçuların yolu budur.
Çalış arak ilim s ahibi olmak âlimlerin yoludur. Gerçi bu yol da büyük ve
kıymet lidir. Ancak Peygamberlik yoluna göre dar ve s ınırlıdır. Peygamber
ve evliyalar ilmi kims eden öğrenmezler. Yüce Allah tarafından kalblerine
akıt ılır. Bu yolun doğruluğu tecrübe ile de s abit t ir. Birçokları bunu
söylemekt e ve kes in delillerle açıklamaktadırlar. Eğer s en tadarak ve
duyarak buna varmadıys an, öğrenmekle elde edemediys en, aklın delilleriyle
de buna eremediys en bari buna inanmaktan geri kalma ki her üç dereceden
de olup Kâfir olmayas ın. Bunlar kalbin ş aş ılacak halleri ve işaret leridir.
İns an kalbinin üs tünlüğü bunlarla anlaş ılır.


12. KISIM: BÜTÜN İNSANLAR HAK DİN ÜZERE DOĞARLAR
Yukarıda anlat t ıklarımızın yaln ız Peygamberlere ait olduğu s anılmas ın. Zira
bütün ins anların özü, doğuş ta buna uygundur. Hiçbir demir yoktur ki
baş langıçt a kendis inden âlemin görüntüsünü içine alan bir ayna
yapılmas ın. Ancak zamanla pas onun cevherine işler ve onu kullanılmaz
hale getirir. İns an da bunun gibidir. İlk doğduğunda tertemizdir. Zamanla
dü nya hırs ı, ş eh vet ve gü nahlar kalbi karartır, kirlet ir ve pas lan dırır. Böy le
bir kalb de bu dereceye ulaş amaz. Layıklık ve uygunluğunu yit irir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Her çocuk İs lam fıtratı üzerine doğar. Sonra anne ve babaları (çevreleri)
onları yahudi, h ıris t iyan ve putperes t yaparlar."
Yüce Allah da bütün ins anların bu dereceye çıkabileceğini haber veriyor:
Allah: "Ben s izin Rabbiniz değil miyim?" demiş t i. Onlar da: "Evet ,
Rabbimizs in, ş ahit olduk" demiş lerdi. A'raf: 172.
Akıllı biris ine "iki, birden çok değil midir?" diye soruls a "Elbet te ki
çoktur" diye cevap verir. Akıllı kims e bunu hiç duymamış , s öylememiş ols a
da bunu böyle anlar, böyle söyler ve kabul eder. Çünkü gerçeği kabul
etmek doğuş tandır. Yüce Allah'ı bilmek de aynı ş ekilde doğuş tandır.
Ayet t e buyruluyor ki: "Eğer Kâfirlere, gökleri ve yeri kim yarat t ı diye
sorars an, onlar, Allah yaratt ı diyeceklerdir." Lokman: 25. Baş ka bir ayett e
de: "Allah ins anları tevhid dini üzerine yaratmış t ır."
Vücudun kalbin yönet iminde ve emrinde olduğu apaçık ortadır. Fakat
bilmek gerekir ki bazılarının kalbi diğerlerinkinden daha güçlü ve
kuvvet lidir, meleklerin özelliklerini daha çok taş ır. Böylece vücudunun
dış ındaki maddeler de ona itaat eder. Örneğin, korkusu bir ars lanın üzerine
düş tüğü zaman, ars lan ona itaat eder, emrine girer. Bir has taya yardım
edince, has ta s ağlığına kavuşur. Bunun ters ine, s ağlam biris ine bakars a,
has ta eder. Biris inin kendi yanına gelmes ini is ters e, Rum: 30 buyruluyor.
Akli deliller ve tecrübeler ile de s abit t ir ki bu yaln ız Peygamberlere mahsus
değildir. Çünkü ayet i celilede de belirt ildiği gibi Peygamberler de birer
ins andır: "(Resulüm) de ki: "Ben de s izin gibi bir ins anı." Fus s ilet: 6.
Kendis ine bu yol açılan kims enin, ins anları kurtulu ş a çağırdığı yola ş eriat
denir. Bu ş eriat yolu kendis ine gös terilir. Böyle bir kims eye peygamber
denir. Ondan meydana gelen hallere mucize denir. İns anları doğru yola
davet etmekle yükümlü olmazs a, ona veli adı verilir. Hallerine de keramet
denir. Keramet s ahibi olan bir velinin, ins anlarla, doğru yola davett e
meşgul olmas ı gerekmez. Belgi, ins anları doğru yola davet etmekle yükümlü
olmamas ı ilahi gücün gereğidir. Fakat bu, ş eriatın kuvvet li ve yeni olduğu,
baş kalarının davet ine lüzum kalmadığı zamanlar için doğrudur. Veya
davet in bazı ş artları, velide yoktur.
O halde, evliyanın ermiş liklerine ve keramet lerine inancın tam olsun.
Bilmek gerekir ki ilk yapılacak ş ey nefs in arzularına karş ı koymak ve
kendini ibadete vermekt ir. İrade ve is tek burada büyük bir rol oynar. Fakat
unutmamak gerekir ki her eken biçemez her giden daima hedefine ulaş amaz
ve her arayan da aradığını devamlı bulamaz. Ancak bir gerçek daha var. O
da kıymet li olan bir iş i elde etmenin yolları da karış ık ve çapraş ıkt ır. Onu
bulmak zordur. Bu yol is e bilgiçlik, anlama yolunda ins anın ulaş abileceği
en üs tün derecedir. Nefs e karş ı koyup kendini Allah yoluna adamadan ve
bir yol gös tericinin önderliğinden faydalanmadan bu s eviyeye erişmeyi
is temek doğru olmaz.
Bazen nefs e karş ı koyup Allah yoluna kendis ini adayan ve bir yol
gös terici de bulan bir kims e yine de bu yola uygun olmadığı veya ezelde
bu s a adet o kims eye nas ip edilmed iğ i iç in arzus u na kavu şma z. Dü nya
ilimlerinde önderlik dereces ine kavuşmak ve ins anın kendi arzusuyla yön
verdiği iş lerde de durum böyledir.
13. KISIM: GÜÇLÜLÜĞÜNDEN DOLAYI KALBİN TAŞIDIĞI ÜSTÜNLÜK
Maddi ve manevi bilgi için uğraş an bir ins anın, en kıymet li s erveti olan
kalbde olu ş an ş eyleri gördük. Şimdi kalbin kuvvetli olmas ı s ebebiyle
taş ıdığı üs tünlüğü inceleyelim. Kalbin güçlü olmas ı meleklik
özelliklerindendir. Diğer hayvanlarda yoktur.
Melekler madde âlemini emirleri alt ında tuttuklarında, Yüce Allah'ın izni ile
ins anların ihtiyaçlarını yerine get irdikleri, örneğin yağmur yağdırd ıkları,
fırt ına kopart tıkları, hayvanları ana karnında, bit kileri toprakt a
ş ekillendirdikleri vakit , her iş için meleklerin bir kısmı görevlendirilir.
İns anın kalbi de meleklerin özelliğini taş ır. Yani ona da madde âleminin bir
kısmına etki edebileceği bir güç ve kuvvet verilmiş t ir.
Her ins anın vücudu kendi dünyas ıdır. Vücut is e kalbin yönet imindedir.
Herkes bilir ki kalb, ilim ve is tek parmakta değildir. Parmak kalbin
emrindedir. Kalb emredince parmak hareket eder. Kalbde öfkenin
görüntüs ü meydana gelince, yedi organındaki damarlar açılır, kan hücum
eder. Bu durum yağmura benzer. Şehvet in görüntüsü kalbde meydana
gelince, bir es inti canlanır ve şehvet organına doğru iner. Yemek yemeğ i
düşünce dilin altındaki kuvvet hemen yardım için harekete geçer ve tükrük
bezleri çalış ır. Böylece yiyeceği yutacak hale gelinceye kadar ıs latır.
Vücudun, kalbin tas arrufu alt ında olduğu ve kalbe tabi bulunduğu
apaçıkt ır. Ancak bazı kalbler diğerlerine nazaran daha güçlü ve üs tündür.
Çevres inde bulunan ş eylere böylece güçlü kalbler et ki eder ve yönet ir.
Örneğin has tayı iyileş t irir. Sağlamı has ta eder. Yanına biris inin gelmes ini
dileyince, o kims enin duygularında o yönde bir hareket meydana gelir.
Yağmur yağmas ını is tediği zaman yağmur yağar.
Bütün bunların mümkün olduğu akli deliller ve tecrübe ile bilinmektedir.
Göz değmes i ve büyü denilen ş eyler de bu gibi olaylardan yani ins anların
maddelere tes ir et t iği ş eyler kısmındadır. Hat ta, bazen bu tes ir edici kuvvet
hayret edici kötü bir duygu olur, gördüğü güzel bir ata, has et gözüyle
bakar, atın yok olmas ını is ter, o at da yok olur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Göz (nazar), ins anı mezara, deveyi tencereye koyar."
Bu da kalbin ş aş ılacak durumlarından biridir. Bu özelliklerin kendis inde
bulunduğu bir kims e, ins anları gerçek dine davet edici is e bu durumlarına
mucize denir. Davet edici değil is e keramet denir. Bu durumları hayırlı
iş lerde meydana gelirs e ona nebi veya veli denir. Kötü işlerde meydana
gelirs e ona büyücü denir. Keramet , mucize ve büyü ins anın kalbindeki en
büyük güçlerdir. Gerçi aralarında büyük farklar vardır, ama kitabımızın
konusu bu değildir.

SuFi
07-03-2009, 11:30
14. KISIM: PEYGAMBERLİĞİN VE EVLİYALIĞIN ASLI

Buraya kadar anlat t ıklarımızı bilmeyen peygamberliğin gerçek mahiyet i
hakkında hiçbir ş ey bilmiyor demekt ir. Bildiği, s adece peygamberlik ve
evliyalığın, kalbin üs tün derecelerinden biri olduğudur. Bunu da gördüğü
veya iş it t iği için bilmektedir.
Peygamberliğin meydana gelmes inde üç özellik vard ır:
Birincis i: Bütün ins anların uykuda gördüklerini, onlar uyanıkken
gös terilir.
İkincis i: Bütün ins anlar ancak kendi duygularına hükmederler. Oys a
peygamberler, baş kalarının duygularına da etki ederler. Örneğin ins anları
kurtulu ş a erdirirler ve ins anlar, onlardan kötülük görmezler.
Üçüncüs ü: ins anların çalış arak elde et t iği bilgiler, onların kalblerine,
kims eden öğrenmeks izin meydana gelir. Zaten zeki ve temiz kalbli bir
kims enin aklına, hiç kims eden öğrenmeden bir takım bilgilerin gelmes i
doğald ır. O halde temiz ve çok güçlü bir kalbe s ahip olanlar bütün ilimleri
veya birçok ilimleri kendiliklerinden bilebilirler. Buna ilm-i ledünni
(Allah'tan gelen ilim) denir.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Ona katımızdan ilim öğret t ik."
EL-KEHF SÜRESİ, Ayet : 65
Bu üç özelliğin kendis inde toplandığı bir kims e, büyük peygamberlerden
veya büyük velilerdendir. Saydığımız özelliklerden biris inin bulunmas ı da
bu derecelerden biris inin elde edilmes ini s ağlayabilir. Fakat aralarında
büyük farklar vardır. Çünkü bazıları bu özelliklerin her biris inden bir
kısmını, bazıları da tümünü almış lardır.
Bizim peygamberimizin üs tünlük ve eks iks izliği, bu üç özelliğin de tam
olarak kendis inde bulunmas ından ileri gelir. Yüce Allah ins anların
peygamberlere uymaları ve kurtulu ş yolunu onlardan öğrenmeleri için,
peygamberlik makamını öğrenebilmelerini is teyince; herkes e bu üç
özellikten bir numune verdi. Bir özelliğin numunes i rüya hali, bir özelliğin
numunes i düş ünebilme kabiliyet i, bir özelliğin numunes i de ilim ve doğru
düşünmektir.
Bir ş eyin örneği olmadan ins anın o ş eyi bilmes i mümkün değildir. Örneği
olmayan bir ş ekil düş ünülmez, anlaş ılamaz. Bunun içindir ki hiç kims e Yüce
Allah 'ın gerçeğini tamamen bilemez. Ancak Yüce Allah kendis i bilir.
O halde Peygamber ve evliyalarda, yukarıda s aydığımız üç özellikten daha
baş ka özellikler olabilir. Ama biz bilemeyiz. Çünkü o özelliklerin bizde
örnekleri yoktur. Öyleys e, Yüce Allah'ı kendis inden baş ka hiç kims e tam
olarak bilemez dediğimiz gibi. Peygamber efendimizi de kendis inden ve
daha üs tü n o lan la rd an baş ka s ı tam olarak b ilemez d iy ebiliriz. Bu radan
anlaş ıld ığına göre peygamberlerin kıymet ini tam olarak ancak yine
Peygamberler bilebilir. Bizim için bu dereceler fazla belirli değildir.
Eğer uykumuz olmas aydı ve biris i bir uykuyu anlatıp: "Bir kims e hareket
edemez, göremez, iş itemez ve konuş amaz olduğu halde yarın ne olacağını
bilir. Halbuki görs e ve işits eydi, bunu bilemezdi" des eydi biz kat iyyen
buna inanmazd ık. Çünkü ins anoğlu görmediğine inanmaz. Bunun için Yüce
Allah buyuruyor ki:
"Hat ta hakkında bilgi s ahibi olmadıkları ş eye inanmazlar.. Onların aklına
onun anlamı ve yorumu da gelmez."
Ve yine Yüce Allah buyuruyor ki:
"(Kâfirler) Ona yol bulamayınca, Kur'an için, bu es ki bir ift ira ve yalandır,
derler."
Peygamber ve evliyalarda, diğer ins anların hiç bilmediği bazı özelliklerin
bulunmas ına ş aşmamak gerek. Onlar bu özelliklerden dolayı büyük zevk
alırlar ve kıymet li hallere kavuşurlar. Bu durum şuna benzer: Bir kims enin
ş iire karş ı zevki yoks a, vezinle yazılmış bir ş iiri dinlerken pek tad alamaz.
Biris i ona bu ş iirin anlamını açıklamaya çalış s a, anlatamaz. Çünkü onun bu
branş tan haberi yoktur.
Yine anadan kör doğan biris i, hiçbir zaman renklerin manas ını ve onları
görmenin zevkini anlayamaz. O halde Yüce Allah'ın Peygamberlere,
Peygamberlik dereces ini verdikten sonra, idrak ve anlayış bahş etmes ine
ş aşmamalı. Zira, o dereceye kavuşmayanın, bundan haberi olmaz.

15. KISIM: BAZI İLİMLERİN İNSANI GERÇEĞE VARMAKTAN
ALIKOYMASI

Buraya kadar yazdıklarımızda kalbin üs tünlüklerini anlat t ık ve
tas avvufçuların yolunu açıkladık. Sofilerden duyduğun: "İlim, bu yolda
perdedir" sözüne s akın inanmamazlık etme, çünkü doğrudur: His ve duygu
organları vas ıtas ıyla meydana gelen ilimlerle meşgul olmak ve yaln ız
onlarla uğra şmak, ins anı bundan mahrum eder.
Kalb bir havuz, beş duyu organı da bu havuza dış ardan akan beş dere
gibidir. Eğer havuzun dibinden temiz s u çıkarmak is ters en, havuzdaki
bütün suyu boş altman. Sonra dere sularının get irdiği çamuru çıkarman, bir
daha su gelmemes i için suyollarını kesmen ve havuzun dibini kendi içinden
temiz, berrak su çıkarabilecek ş ekilde yapman lazımdır. Havuz s iyah çamur
ile dolu olduğu müddetçe, dibinde duru su çıkmas ı mümkün değildir.
Kalbin durumu da böyledir: İçinden gelen ilim, dış ardan gelenlerden
kurtulmadıkça, maks ada eriş ilmez.
Fakat âlim bir kims e, kendini öğrendiği ilimlerden uzak tutar, kalbini
onlarla meşgul etmezs e, kazandığı ilimler ona perde olmaz ve kalb gözü
açılabilir. Çünkü kalb hayal ve duygulardan kurtulunca, es ki durumu ona
perde olmaz.
İlim şu s ebepten dolayı perde olur: Ehl-i sünnet inancını, münakaş a ve
müna zaradaki d elille rini öğ renmek, kendini tamamen bun a vermek, bun dan
baş ka hiçbir ilmin varlığını kabul etmemek, kalbine baş ka bir ş ey geldiği
zaman "Bu, bildiklerimin aks inedir, bildiklerime uymayan her ş ey yanlış t ır"
demek. Böyle bir kims enin iş lerin as lını bilmes i mümkün olmaz. Zira halka
öğret ilen inanç, as lın kendis i değil, görüntüsüdür. Tam bilgi olmalı ki, özün
kabuktan ayrılmas ı gibi, as ıl da görüntüden ayrıls ın .
Bilmek gerekir ki mücadele ve münazara ilmini inancına yardımcı ols un
diye öğren kims eye gerçek bildirilmez. Çünkü elindeki ilmin tam olduğuna
inanır. Bu zan gerçekleri görmes ini engelleyen bir perde olur. Meşhur bir
söz vardır: "Bir ş eyi öğrendiğini kes in olarak zanneden bir kims enin bu
dereceden mahrum olduğunu herkes bilir." kendini mücadele-münazara
ilmine verenlerin durumu da budur.
Yaln ız bu ilme s ahip olup ta, bunun herş ey olmadığını bilen kims eye, ilim
perde olmaz. Bilakis onlarda meydana gelen kalb açılmas ı çok yüks ek
dereceli olur. Böyle bir kims enin yolu daha s ağlam, daha çok yüks ek
dereceli olur. Zira köklü dini bilgiye s ahip olmayan kims e, çoğu zaman
s apık düşüncelere bağlı kalır ve ufak bir şüphe ona perde olur. Halbuki
âlimde böyle ş eyler olmaz. Öyle is e " İlim perdedir" sözünün anlamını, eğri
ile doğruyu birbirinden ayıracak dereceye ulaşmış bir kims eden duyars an
inanmamazlık yapma, kabul et .
Maales ef zamanımızda, emir ve yas aklara uymayıp, bozuk delillerle harama
helal diyen Kâfirler ve arzularının es iri olmuş birçok kims eler türemiş t ir.
Kendilerinde hiçbir zaman böyle durumlar bulunmadığı halde, sofilerin
kendilerinden geçmes i halde iken s öyledikleri bazı s açma ve lüzumsuz
sözleri alıp caka s atıyorlar. Hergün yıkanıp taranıyor, güzel elbis eler
giyiyor, s eccadelerini s erip ilim ve âlimleri kötülüyorlar. İns anları aldatan,
ş eytan ahlaklı böyle kims eler yok edilmelidir. Onlar Allah'ın ve
Peygamberimizin düşmanıdırlar. Çünkü Yüce Allah ve s evgili
peygamberimiz ilmi ve âlimleri övüyor, bütün ins anları ilim öğrenmeye
çağırıyorlar. Öyle is e bilgi s ahibi olmadığı ve ilim elde etmediği için, her
ş eye "yapmakta günah yoktur" diyen bu zavallı kims elerin böyle bir söz
söylemeleri nas ıl doğru olabilir? Bu kims elerin durumu, kimyanın alt ından
iyi olduğunu, ondan s ınırs ız ş ekilde alt ın yapıld ığını duyan ve önüne altın
hazineleri getirildiği zaman "Altın ne iş e yarar, as ıl olan kimyadır" diyerek
alt ını almayan halbuki kimyayı da hiçbir ş ekilde bilmeyen adamın durumuna
benzer. Böyle adamlar çares iz, mals ız ve aç kalırlar. Kanımca o, "Kimya
Altından daha iyidir" sözünü söylemenin s evincini tatmak için böyle
davranır.
İş te Peygamber ve velilerin keş fi kimyaya, âlimlerin ilmi de alt ına benzer.
Kimyaya s ahip olan, alt ına s ahip olandan daha da üs tündür.
Ancak burada bir incelik daha var: Bir kims ede bulunan kimya, yüz
alt ından fazlas ını yapamazs a, bu kims e kendis inden bin alt ın bulunandan
daha üs tün s ayılamaz. Kimyadan bahs eden kitapları birçokları aradığı
halde, bunun as lı uzun zamanlar bile herkes in eline geçemez. Onu bulmaya
uğraş anların çoğu s ahte-değers iz para elde ederler. Gerçek mutasavvıflar
da böyledir; çok nadir bulunur. Bundan da anlaş ılır ki, çok az kims e
tas avvufu elde edebilir.
Buradan ş öyle bir gerçek te meyd ana çıkıyo r: ken dis in de s o filiğ in az bir
kısmı bulunan kims e, bütün âlimlerden üs tün olamaz. Çünkü sofilikt e
uğraş anların birçoğu iş in baş langıcında birş eyler elde et t ikten sonra, gelir
kalır ve yolu tamamlayamazlar. Bazıları da işin görüntüs ünü elde eder,
as lına kavuş amazlar. Onlar bunu kazanç s ayarlar. Oys a beğenilmeyip atılan
ş ey değerli olmaz.
Örneğin, gerçek rüyalar olduğu gibi, anlams ız ve bozuk rüyalar da vardır.
Hat t a bazı âlimler, o halde öyle bir yüks ek dereceye ulaşmış tırlar ki,
diğerlerinin çalış arak elde et tiği dini bilgileri, o hiç kims eden
öğrenmeks izin bilir. Bütün bu sözlerle, nadir olarak ele geçen bir makamı
anlatmak is tedik.
Öyle is e gerçek tas avvuf yoluna ve onu elde edenlere inanmak gerek.
Boyunlarına halka geçmiş bazı zavallıların sözü ile onlar hakkındaki inanç
bozulmamalı, onlardan ilim ve âlimleri ayıplayanların elinde hiçbir ş ey
olmadığı kabul edilmeli.
16. KISIM: İNSANIN MUTLULUĞU YÜCE ALLAH'I BİLMEKTEDİR
SORU: İns anın mutluluğunun Yüce Allah'ı bilmekte olduğu nereden
anlaş ılır?
CEVAP: Herş eyin mutluluğu, o ş eyin lezzet ve rahat lığındadır. Lezzet is e
tabiatın çekt iği tarafadır. Her ş ey ne için yaratılmış s a, onun içindir.
Örneğin ş ehvet in tad almas ı, arzu et t iği ş eye kavuşmak, öfkenin tad almas ı
da, düşmanından int ikam almakt ır. Gözün tad almas ı güzel ş eylere bakmak,
kulağın tad almas ı, güzel s özler dinlemekt ir. Aynı ş ekilde kalbin tad almas ı
da, yukarıdakilerde olduğu gibi, kendi özelliklerine uygun olarak, gerçeği
anlamakt ır. Yaln ız şehvet , öfke ve beş duyu organı ile anlaş ılanlar,
hayvanlarda da vardır.
Bunun içindir ki ins an, yaradılış icabı olarak bilmediği ş eylere karş ı merak
ve ilgi duyar. İlgi, o ş eyi bilmek is temekten ileri gelir. Bilince de s evinir,
neş elenir ve onunla övünür. Derece olarak daha aşağı olan işlerde de
durum böyledir. Örneğin s atranç bilip te s eyreden biris i, oynayanların
"dış ardan karışma" sözüne ald ırmaz yine de s abretmeyip karış ır. Bu zor bir
oyun bildiği için, bunu açığa vurmak, övünmek is teğinden ileri gelir.
Böylece kalbin tad almas ı, iş lerin gerçeğini bilmekte olduğunu anladıktan
sonra şunu da öğrenmek gerekir: Bilmek ne kadar büyük ve değerli
ş eylerde olurs a o kadar değeri artar.
Örneğin, vezire ait s ırlardan bahs eden bir kims e, bununla övünür. Eğer
padiş aha ait sırları bilirs e, o memleket i idare etmedeki düşüncelerinden
haberdars a, buna daha çok s evinir. Aynı ş ekilde, matemat ik ve as t ronomi
ilmini bilmen, s at ranç ilmini bilmekten daha çok s evinir. Sat rançta neyi
nereye koyacağını kes t iren kims e de, nas ıl oynanacağını bilen kims eden
daha çok zevk alır. Bütün bunlar gibi bilinmes i daha kıymet li olan bilgiler
de daha değerlidir, lezzet leri de daha fazladır.
Bütün yaratıkların O'nunla ş ereflendiği Yüce Allah'tan daha üs tün daha
ş erefli bir varlık yoktur. Bütün âlemlerin s ahibi ve yönet icis i O'dur. Bütün
akıl durdu ran ş ey le r O'nun yarat t ıklarınd a bulun an ö zelliklerdir. O halde
bundan daha ş erefli ve üs tün hiçbir bilgi yoktur ve bu yaradılış icabıdır.
Çünkü her ş eyin yaradılış icabı, onun özelliğidir, o ş ey onun için
yaratılmış t ır.
Bu bilgi gereğince, bozuk olan bir kalb, gıda alma kabiliyet i bozulmuş
has ta vücut gibidir: Çamuru, ekmekten çok s ever. Tabii arzusunun normal
hale gelmes i için ona ilaç verilmezs e bu bozuk arzular beraberinde giders e
dünyanın en zavallı mahluku olur, mahvolur. Diğer ş eylere karş ı taş ıdığı
arzu ve şehvet i, Yüce Allah 'ı tanımaktan çok olanlar da has tadır. Eğer
tedavi edilmezs eler, öbür dünyanın zavallıs ı olurlar, mahvolurlar.
Bütün bedeni arzu ve heves lerin ölümle s öndükleri, yok oldukları
şüphes izdir. Aynı ş ekilde vücuda bağlı üzüntü ve kederler de ölümle s on
bulur. Oys a marifet lezzet i kalbe ait olup, ölümle s on bulmaz, bilakis daha
artar ve parlar. Zira arzuların verdiği sıkıntı artık mevzubahis değildir.
Vücutla beraber ölmüş lerdir. İnş allah kitabımızın son bölümlerinde, Allah'ı
s evme bahs inde bu konuyu uzun uzadıya anlatacağız.

17. KISIM İNSAN VÜCUDUNDA YÜCE ALLAH'IN ŞAŞKINLIK VEREN
YARADILIŞI

Bu kitabımız için ins an kalb durumuyla ilgili olarak anlat t ıklarımız
yeterlidir. Bu konuda daha fazla bilgi s ahibi olmak is teyenler, Acaib-ül
Kalb adlı kitabımıza baks ınlar. O kitapta da, bu kitapda da ins anın
kendis ini tanımas ı hususu eks iks iz olarak anlatılmadı. Anlat t ıklarımız
s adece kalbin bazı özelliklerinin açıklanmas ıdır. İns anın ana temeli budur.
Diğer bir temeli de vücuttur. Vücudun yaratılış ında dış ve iç organlarının
her birinde, garip duyulmamış manalar, faydalar ve ş aşkınlık yaratan
durumları vardır.
İns anın vücudunda binlerce s inir, damar ve birçok kemik vardır. Her
biris inin ş ekli, özelliği ve vazifes i ayrıdır. İns anın is e çoğu defa bundan
haberi yoktur. İns anın bildiği s adece, elin tutmak, ayağın yürümek, dilin
konuşmak vs . için olduğudur. Ama gözün on kısımdan yapıld ığını,
bunlardan s adece biris inin görevini yapmamas ıyla görme iş inin
aks ayacağını bilmez. Bu kıs ımlarının her birinin ne yaptığını, görmeye ne
ş ekilde et ki et t iğini düşünmez. Bunlara ait bilgiler kalın cilt li birçok kitapta
ancak anlatılmış tır. Onun için her ins anın bunları bilmemes ine ş aşmamak
lazımdır. Yine karaciğer, dalak, öd kes es i, böbrek ve diğer iç organların
vazifeleri bilinmez.
Karaciğerin görevi mideden kendis ine gelen çeş it li gıdaları kan renginde
bir hale get irmek ve bütün vücuda yayacak ş ekle sokmakt ır. Kan ciğerde
olu ş urken köpük renginde bir tortu ve bir de köpük bırakır. Buna lenf
denir. Dalağın görevi bu lenfi (bir nevi art ığı) kandan almakt ır. Safra
dediğimiz s arı renkli bir köpük vardır. Öd kes es inin görevi bu köpüğü
toplamakt ır. Kan ciğerden çıkınca gayet akış kan ve suludur. Böbreğin
görevi kandan fazla suyu almaktır. Ancak böylece kan s afras ız ve lenfs iz
normal renginde ve kıvamında damarlara ulaş ır.
Sa fra ke s es inde b ir arıza olunc a, s a fra kana karış ır. Ve b unu n s on ucu nda
s arılık has talığı veya s afra ile ilgili diğer has talıklar meydana gelir. Dalak
iyi çalışmazs a lenf kana karış ır ve bununla ilgili birçok has talıklar meydana
gelir. Böbrekler çalışmazs a kanın içindeki zararlı maddeler s ürülmez ve
bunun net ices inde yine birçok has talıklar meydana gelir vs .
Bütün bunlar gibi ins anın içindeki ve dış ındaki her organ bir iş için
yaratılmış t ır. Vücut bunlar olmadan s ağlıklı olmaz. Belki ins anın vücudu
âlemin bir örneği, bir küçük görüntüsüdür. âlemde yaratılan her ş eyin
ins anda bir örneği vardır: Kemik dağlara, ter yağmurlara, kıllar ağaçlara,
beyin göklere, duyu organları y ıld ızlara benzemektedir. Bunu uzun uzadıya
anlatmaya gerek yok. Çünkü çok sürer. Sonuç olarak âlemdeki her ş eyin
ins anda bir örneğini benzerini bulmak mümkündür. Daha önce işaret
et t iğimiz domuz, kurt , at , ş eytan ve melek gibi.
âlemdeki her s anatın da vücutta bir benzerini bulmak mümkündür.
Mİdedeki kuvvet , aş çı gibidir. Yemekleri s indirir. Saf gıdaları ciğere, tortu
ve artıkları bağırs aklara gönderen, ş ıracı gibidir. Gıdalara ciğerde kan rengi
verdiren boyacı, kanı göğüs te beyaz s üt yapan, yumurtalıklarda meniyi
meydana get iren çamaş ırcı gibidir. Ciğerden kendine g ıda çeken her parça
köle taciri, böbrekler de su çekip mes aneye götüren s aka gibidir. Safra ve
has talığı gideren de adil bir baş kan gibidir. Vs . uzatırs ak sonu gelmez.
Bunları anlatmamızdaki gaye, s en tat lı tat lı uyurken vücudunda s ana
hizmet etmekten bir an geri kalmayan birçok organın her birinin bir iş le
meşgul olduğunu s ana bildirmekt ir. Oys a s en onları tanımıyorsun,
yaptıkları hizmet ten dolayı ş ükretmiyorsun .
Biris i hizmetçis ini birgün yardımına gönders e, bütün gün, belki de hayatın
boyunca ona teş ekkür eders in. Ama bu kadar s anatçıyı vücudunun içinde
bulunduran, hayatın boyunca onları s anat hizmet etmekten bir an geri
koymayanı hatırlamazs ın .
Vücudun yapıs ını, bileş imini ve organların yararlarını bilmeye teşhis ilmi
denir. İns anlar bu ilmi pek bilmezler ve uğraşmazlar. Okuyanlar da s adece
t ıp ilminde hoca olmak için okurlar. Oys a tıp ve tıp ilmi de kıs adır,
s ınırlıdır. Gerekli is e de, din ile ilgis i yoktur.
Fakat vücuduna, Yüce Allah'ın yaratmış olduğu akıl durdurucu incelikleri
görmek için bakanda, Yüce Allah'ın s ıfat larından üç tanes ini görür:
Birincis i: Vücudu meydana get iren yaratıcının, eks iks iz bir güce s ahip
olduğunu öğrenir. Böyle bir yaratıcı da noks anlık ve eks iklik olamaz. Bir
damla sudan böyle bir ins an yaratabilen, ölümden sonra diriltmeyi daha
kolay yapar.
İkincis i: Bu vücudu yaratan ilmin, her ş eyi kuş atan sonsuz bir ilim
olduğunu bilir. Çünkü bunca ş aşkınlık veren ş eylerin s ayıs ız yararlarla bir
arada bulunmas ı, ancak en üs tün bir ilimle olabilir.
Üçüncüsü: Allah'ın kullarına lütuf, rahmet ve yard ımın sonu yoktur. Zira
yaratılmas ı gerekli olanlardan bir tek tane bile bırakmayıp, heps ini
yaratmış t ır. Bunların heps i de muhakkak gereklidir, kalp, ciğer, beyin
canlılık gibi. Ayrıca ins anın muhtaç olduğu fakat mutlaka gerekli olmayan
ş ey le ri de yaratmış t ır. El, ayak, gö z v e d il gibi. Üs telik bir de
ins anın pek muhtaç olmadığı, gerekli olmayan fakat fazlalık ta olmayan
süs leyici olanları da vardır.
Siyah s az, kırmızı dudak, yay gibi kıvrık kaş , düzgün kirpik vs .
Yüce Allah bütün bu bağış ve güzellikleri yaln ız insanoğluna değil, bütün
yaratıklara, arıya, s ineğe, s ivris ineğe de vermiş t ir. Bunların her birine de
gerekli olan ş eyleri vermiş , görünüş lerini, güzel çizgi ve renklerle
süs lemiş t ir.
O halde ins an vücudunun yaradılış ını dikkatle incelemek, Yüce Allah'ın
s ıfat larının anahtarıdır. Bu ş ekilde ve bu s ebeple yapılırs a ilim değer
kazanır. Tıp âlimlerinin dediklerimizi gözetmeden yaptığı çalışmalarda bu
ş eref yoktur.
Bir ins an ş iir, kitap yazma ve s anattaki incelikleri ne kadar çok bilirs e,
ş airin, yazarın ve s anat s ahibinin değerini, büyüklü ğünü o kadar çok takdir
eder. Yüce Allah'ın işlerindeki incelikler ve akıl ermez anlaklar. Yüce
Allah 'ın büyüklü ğünün anahtarı, belirt is idir. Bu da ins anın kendis ini
bilmes inin bir kısmıdır. Fakat kalb ilmine göre kıs almış t ır. Çünkü bu, vücut
ilmidir. Vücut is e binek hayvanı gibidir. Yönet icis i, binicis i kalbtir. Asıl
gaye bu binici içindir. Bütün bunları söylemekle, ins anın kendis ini kolayca
anlayamayacağını bildirdik. Oys a ins ana kendis inden daha yakın hiçbir ş ey
yoktu.
Kendis ini tanımadığı halde, baş kas ını tanıdığını, onun hakkında bilgi
s ahibi olduğunu iddia eden bir kims e, kendis ini doyuracak yemeği olmadığı
halde, ş ehirdeki bütün yoksulların kendi yemeği yemekte olduklarını iddia
edene benzer ki çok çirkin ve yakışmayan bir şeydir.

SuFi
07-03-2009, 11:31
18. KISIM İNSAN BU DÜNYADA SON DERECE GÜÇSÜZDÜR

Buraya kadar yazdıklarımızda kalb cevherinin kıymet ini, büyüklüğünü ve
de güçsüzlüğünü anlat t ık. Bu kıymetli cevher ins ana verildi ve vücut la
üzeri örtüldü. İnsanoğlu onu aramayıp yit irirs e, unuturs a çok aldanır ve
büyük zararlara uğrar. Kalbi aramak, dünya uğraş ılarından kurtarmak ve
layık olduğu yüks ek dereceye ulaş t ırmak için gayret etmek gerekir. Onun
üs tünlüğü ve tadı, öbür dünyada üzüntüsüz neş e, kes int is iz sonsuzluk,
acıs ız güç, şüphes iz bilgi ve Yüce Allah 'ı perdes iz görmekle anlaş ılacakt ır.
Bu dünyada ins anın ş erefi, kendis inde bulunan kabiliyet ve yaratılış ı ile
gerçek ş eref ve ululuğa erişmes idir. Yoks a dünyada ondan daha kusurlu ve
biçare kim vardır? O açlığın, susuzluğun, sıcaklığın, s oğuklu ğun,
has talığın, acının, s ıkıntının, öfke ve hırs ın es iri olmuş tur. Rahat bulduğu
ve tad ald ığı ş eyler, ona zarar vermektedir. Fayda verenler is e acı ve
ızdırapla karış ıkt ır.
Saygıya değer ve kıymetli olan kims e ya ilim, ya kuvvet ve güç ya
yard ıms ever ve irade ya da yüzünün güzelliği ile s aygıya değer ve
kıymet lidir.
Bunlara teker teker bakalım:
a) İlimle s ay gıdeğ er v e kıymet li o lan kims e:
İns anın ilmine bakt ığımızda ondan daha cahil kims e yoktur. Zira beyinde
bir damarcık has ar görs e ölmekten veya delirmekten korkulur. İns an da
çoğunlukla bunun neden olduğunu ve ilacının ne olduğunu bilemez. Belki
de ilacı yanındadır, devamlı görüyordur ama yine de bilemez.
b) Kuvvet ve gücünden dolayı s aygı değer olan kims e:
İns andan daha güçs üz kims e yoktur. Zira bir s inekle bile boy ölçüş emez.
Kendis ine mus allat olan s ivris ineğin elinden ne hallere düş er. Bir arıcığın
iğnes ini yemekle uykusuz ve huzurs uz olur.
c) Yardıms everlikten dolayı s aygıdeğer ve k ıymetli olan kims e, Birazcık
gümüş , alt ın veya paras ını kaybets e üzülür. Acıktığında bir lokma yiyecek
verilmezs e, bayılır. Aş ağılığın dereces ine bakın.
d) Yüz güzelliğinden dolayı s aygıdeğer ve k ıymetli olan kims e, Çöplük
üzerine örtülmüş bir deri gibidir. İki gün y ıkanmazs a çirkinleş ir, kötü koku
s alar ve t iks inti yaratır. Onun karnında taş ıyıp hamallığını yaptığı ve
günde birkaç defa eliyle y ıkadığı pis kokulu d ış kıdan daha aş ağı ne vard ır?
Şeyh Ebu Said-i Ebül hayr bir gün s afilerle beraber yürüyordu. Bu ara
lağım temizlemekle uğra ş an işçilerin yanından geçt iler. Et raf pis lik
içeris indeydi. Sofiler burunlarını tıkayıp, her biri bir tarafa kaçtı. Şeyh,
olduğu yerde durup şunları söyledi: "Ey ins anlar, bakınız bu pis likler bana
ne diyor: Daha dün pazardaydık. Beni ele geçirmek için, hepiniz kes elerinizi
boş altmış t ınız. Sizinle yaln ız bir gece kald ık, bu hale geldik. Sizin mi bizden
kaçmanız yakış ır, yoks a bizim mi s izden?"
Gerçekten ins an bu dünyada noks anlık, eks iklik ve zavallılığın s on
kertes indedir. Yarın kıyamette pazara ç ıkarılacakt ır. Eğer kurtulu ş , mutluluk
kimyas ı kalb cevherine düş ers e, hayvanlar s eviyes inden, melekler
dereces ine yüks elir. Yok eğer dünyaya ve dünya arzularına s ıms ıkı yapış ır,
yüzünü çevirmezs e yarın köpek ve domuzdan da aşağı olur. Çünkü onlar
toprak olacak, sıkıntı ve üzüntü çekmiyeceklerdir. İns an is e işkencede
kalacakt ır. Öyle is e ins anoğlu ş erefini bildiği gibi noks anlık ve çares izliğini
de bilmelidir. Kendini bilmek de Yüce Allah'ı bilmenin anahtarlarından
biridir.
Kendini bilmek konusunda, söylediklerimiz yeterlidir. Böyle bir kitapta
bundan daha fazlas ını anlatmak imkâns ızd ır. Yardım Allah'tandır.

SuFi
07-03-2009, 11:34
2. KONU: YÜCE ALLAH'I TANIMAK

1. KISIM: KENDİNİ BİLMEK YÜCE ALLAH'I BİLMENİN ANAHTARIDIR

(Bu konuyu on kıs ımda inceliyeceğiz)
Peygamberlerin get irdiği kitaplarda, ins anlara hitap eden ş u söz
meş hu rdur: "Ey ins an ! Rab bini tanımak için ken dini tanı." Aynı ş ekilde
ins anın kendis inin bir ayna olduğunu, ona bakanın hakkı gördüğünü
belirten şöyle bir söz vardır: "Kendini bilen, Rabbini de bilir."
Birçok ins an kendis ine bakar fakat hakkı görmez. Öyleys e kendini
bilmekle, Yüce Allah'ı nas ıl tanımanın yollarını bilmek lazımdır. Bu iki
ş ekilde olur. Biris i çok derindir, herkes anlıyamaz. Onun için bundan
bahs etmeyeceğiz. İkincis i is e herkes in anlayabileceği, su götürmez bir
ş ekilde açıkt ır. Doğru düşünen halktan biri kendi as lının varlığından,
Allah 'ın as lının varlığını, kendi özelliklerinden, Allah'ın özelliklerini, kendi
vücut ve organları olan öz memleket i üzerindeki tas arruftan, Yüce Allah'ın
bütün âlemin üzerindeki tas arrufunu anlayabilir.
Bunu şöyle izah etmek mümkündür: İns an kendi varlığını düşününce anlar
ki: Ondan önce nice yıllar geçmiş ve bu yıllarda kendinin hiçbir belirt is i
olmamış . Bu konuda,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Gerçekten ins an, var edilip bahs e değer bir ş ey olana kadar, şüphes iz,
uzun bir zaman geçmemiş midir? Muhakkak ki biz ins anı karış ık bir
nut feden (meniden) yaratmış ızd ır. Onu deneyeceğiz. Bu yüzden ona kulak
ve göz verdik."
DEHR SÜRESİ, Ayet: 1-2
İns anın kendi as lından anlayabildiği ilk ş ey, varlığından önce bir damla s u
olduğudur; fena kokulu, kendis inde akıl, göz, kulak, el-ayak, dil, damar,
s inir, deri vs . gibi ş eyler bulunmayan, beyazıms ı bir damla su. Akıllara
durgunluk veren bütün durumlar bir damlacık o sudan meydana gelmiş t ir.
Bunu kim yapmış t ır?
Kendis i, mükemmel halinde iken bile, bütün organları yerli yerinde olduğu
halde bir kıl ucu yaratamayacağını zaruri olarak bilir. Öyleys e bir s u
damlas ı iken daha güçsüz ve eks ikt i. Sonuç olarak anlaş ılır ki, kendi as lının
varlığından, Yüce Allah 'ın as lının varlığı belli olur.
Daha önce bir kısmını anlat t ığımız vücudundaki açık ve gizli ş aş kınlık
veren durumlara bakınca, kendini yaratanın gücünü görür ve anlar ki,
is tediğini is tediği gibi yaratan eks iks iz bir güçlü karş ı karş ıyadır. Bir
damlacık sudan, düşünen, güzel görünümlü, akılları durdurucu özelliklere
s ahip ins anı yaratan güçten daha üs tün hangi güç olabilir?
Kendinde bulunan akıl almaz bu inceliklere, organlarının faydalarına ve
herbirinin ne hikmet te yaratıld ığına, el, ayak, göz, diş ve dil gibi görünen
dış , dalak, ciğer ve öd kes es i gibi görünmeyen iç organlarına bakınca,
kendini yaratanın ilmini bilip, bu ilmin eks iks iz ve herş eyi kuş atmış
oldu ğun u, b öyle bir â limin b ilemiy eceğ i hiçbir ş ey olmadığını anlar.
Çünkü bütün akıllar bir araya gels e, kendilerine çok uzun bir süre tanıns a
bu organlardan birini, yaradılmış olduğu ş ekilden çıkarıp daha iyi bir ş ekle
sokamazlar.
Mes ela, bütün dünyanın akıllıları bir araya gels e, yemekleri parçalamak
için kes kin olan ön diş leri, ezmek ve öğütmek için uçları düz olan azı
diş leri, değirmene ezip öğütebileceği yiyecekleri atan dil küreğini,
yemekleri s indirmek için dilin alt ındaki bezlerden s alg ı yapan kuvvet i,
sonra boğaza gidip oradan da geçmes ini s ağlayan gücü bundan daha
üs tün ve daha iyi bir ş ekilde yapamazlar.
Elin beş parmağı da böyledir: Dördü bir tarafta bit iş ik, baş parmak is e
onlardan daha kıs a ve yaln ız baş ınadır, heps iyle teker teker birleş ebilir.
Diğer dört parmakta üçer boğum, baş parmakta is e iki
boğum vardır. Bu parmaklar öyle yapılmış lardır ki, is tenirs e tutar, is tenirs e
avuç yapar, kürek gibi olur, yumruk olur, tekrar açılır, kevgir ve tabak gibi
olur. Bu girdiği ş ekillerle nice işler yapar. Bütün dünyanın âlimleri bir
araya gelip, parmakların yaratılış ında baş ka ş ekil düşüns eler, beş yerine
dört veya alt ı parmak, boğumlar daha fazla olmalı des eler ve düşüns eler bu
söz ve düşünceleri eks ik kalır. Yüce Allah 'ın yarat t ığı en üs tündür. Bundan
anlaş ılır ki, yaratanın ilmi her ş eyi s armış t ır ve o, her ş eyi bilendir.
İns anın her organında böyle hikmet ler ve faydalar vardır. Bir kiş i bu
hikmet leri ne kadar çok bils e, Yüce Allah'ın ilminin sonsuzluğuna o kadar
çok hayran kalır.
İns an kendi iht iyaçlarını örneğin ilk s ıralarda yer alan yemeği, giymeyi ve
evi düşününce ve yediği ş eylerin yağmura, rüzgara, buluta, sıcağa ve
soğuğa muhtaç olduğuna dikkat edince, onu mükemmelliğe kavuş turacak
s anat lara ve s anat için gerekli olan demir, tahta, bakır, pirinç ve diğer
alet lere, bu aletlerin nas ıl yapıld ığına dair bilgilere bakar. Sonra gerek
yaratılan ve gereks e yapılan ş eylerdeki ş ekil ve güzelliğin en mükemmel
olduğuna, her birs inden o kadar çeş it var ki, eğer yaratılmamış olmas alardı,
kims enin aklına gelmeyeceklerine ve is tenmeyeceklerine dikkat eders e, bu
is tenmeyen ve bilinmeyen ş eylerin lütuf ve merhamet sonucu var olduğunu
görür. Bu da, bütün yaratıklara lütuf, rahmet ve yard ımdır. Bu hus us t a,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Rahmet im, gazabımı aşmış t ır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah'ın kullarına ş efkati, bir annenin s üt emzirdiği çocuğuna
ş efkatinden daha çoktur."
O halde kendi as lının varlığından, Yüce Allah 'ın varlığını görür. Kendi
uyumluluğu, organlarının çeş it ve çoklu ğundan Allah'ın gücünün
sonsuzluğunu görür. Çevres indeki s ayıs ız hikmet ve faydalara Allah'ın
ilminin sonsuzluğunu görür. Mutlaka gerekt iği veya lazım olduğu için
yahut iyilik ve güvenlik için kendis inde bütün organların bir arada
yaratıld ığını anlayınca, Yüce Allah'ın sonsuz lütuf ve rahmet ini görür. İş t e
bu nun için ken dini tan ımak, Yüc e Allah'ı bilmen in anahtarıdır.

2. KISIM: YÜCE ALLAH'IN BÜTÜN NOKSANLIKLARDAN UZAK VE ULU
OLDUĞUNU BİLMEK

İns an kendi varlığından, Allah'ın varlığını, kendi sıfat larından Allah'ın
s ıfat larını bildiği gibi, Yüce Allah'ın eks iks iz ve ululuğunu da kendi
mükemmellik ve üs tünlüğünden bilir. Yüce Allah düşünülebilen her türlü
noks anlıktan uzak ve uludur. Onun emir ve bilgis i dış ında hiçbir ş ey
olmadığı halde, kendis ine bir yer belirt ilmekten uzakt ır. İns an bunun
örneğini kendis inde görebilir: Kalb dediğimiz ruhun as lı, akla ve hayale
gelebilen herş eyden uzakt ır. Onun için ölçü ve s ayı olmadığı gibi,
bölünemez de. Bunu daha önces i s atırlarımızda iş lemiş tik. Böyle olunca ruh
için renk ve ş ekil de düşünülemez. Şekils iz ve ölçüsüz veya benzerini
gördüğü ş eyler hayal edilebilir. Yani hayal edilen, gözün gördüğü ş ekil ve
renklerden baş ka bir ş ey değildir.
"Nas ıl bir ş eydir?" sorusunun anlamı, yaradılış icabı olarak, ş ekli nas ıld ır,
küçük müdür, büyük müdür? demekt ir. Bu özellikleri kendis inde
bulundurmayan bir ş ey için "nas ıl?" sorus u yers iz ve anlams ızdır.
Hakkında "Nas ıld ır?" sorusunun sorulamayacağı bir ş eyi öğrenmek
is ters en, kendi as lına bak. Allah 'ı tanıma kaynağı olan s enin as lın
bölünmez, ölçülmez, nitelik ve niceliğe s ığmaz.
SORU: Ruh nas ıl ş eydir?
CEVAP: Ruh için "nas ıllık" yoktur. Zira nas ıllık ancak görülen, ellenen
ş eyler içindir. Oys a ruh bu özelliklere s ahip değildir.
İns an kendine ait bu özellikleri bilince, Yüce Allah 'ın noks anlık ve ululuğa
daha layık olduğunu anlar. İns anoğlu, nas ıl olduğu bilinmeyen bir varlığ a
ş aş arlar. Aynı ş aş kınlık kendileri için de mevzubahis t ir. Çünkü kendilerini
bilmezler. Eğer kendi kendine dikkat eders e, nas ıl olduğu bilinmeyen
binlerce ş ey bulur. Bunların hiçbiri görülmez. Örneğin, aşk ve üzüntü.
Bunların nas ıl olduğunu bilmek is tes e de yine bilemez. Çünkü böyle
ş eylerin ş ekli ve rengi yoktur. Böyle bir sorunun sorulmas ı bile yers izdir.
Yine biris i s es in as lını öğrenmek is tes e veya kokunun, tadın as lının ne
olduğunu bilmek is tes e, bilemez. Çünkü nas ıllık ve nicelik ancak görülen
veya hayal edilen ş eyler içindir. Ses gibi, kulakla ilgili olan şeyden, gözün
nas ibi yoktur. Onun için de s es in nas ıl ve neye benzediğini öğrenmek
is temes i olacak ş ey değildir. Çünkü s es , gözün görebileceği ş eylerden
değildir.
Renk ve ş ekil de kulağın farkına varacağı ş eylerden uzaktır. Bunun gibi
gerekli olan bir ş eyi kalbin anlamas ı ve aklın bilmes i, diğer his organlarının
bilgis i kapsamına girmes i düşünülemez. Ancak nas ıllık ve niceliği olan
ş eyler, duyu organları içindir. As lında bu konuyu geniş olarak
derinlemes ine incelememiz icab eder. Fakat biz bunu akli ilimleri anlatan
kitaplarımızda derinlemes ine açıkladık. Elinizdeki kitabımız için, bu kadarı
kafidir. Gaye, ins anın kendis ini bilmeden, Allah'ı bilemeyeceğini
anlamakt ır.
Herkes b ilir ki ru h v ardır ve v ücud un padiş ah ıd ır. Vücut ta b ilineb ilen
herş ey onun ülkes idir. Ama kendis inin, yani ruhun nas ıl bir ş ey olduğu
bilinmez. Bunun gibi kainatın padiş ahı olan Yüce Allah 'ın da nas ıl olduğu
bilinemez, his s edilip bilinen herş ey O'nun memkelet idir.
Yüce Allah'ın her türlü noks anlıktan uzak olduğunu belirten baş ka bir ş ey
de, O'nun için hiçbir mekan düşünülememes idir. Ruh da hiçbir ş eye
bağlanamaz: Ruh eldedir, ayaktadır, baş tadır ve baş ka bir yerdedir,
denilemez. Vücudun bütün kıs ımları ayrılıp bölünebilir, ama o bölünemez.
Bölünemeyen bir ş eyin bölünene girmes i imkans ızdır. Zira o zaman, onun
da bölünebilir olmas ı gerekir. Bir ş ey olduğunu söyleyemediğimiz halde,
hiçbir uzuv onun kullanımının d ış ında kalamaz. Tam aks ine heps i onun emri
ve kullanımı alt ındadır. Heps inin yönet icis i odur. Bütün kainat da Yüce
Allah 'ın emir ve kumandas ı alt ında olduğu halde, kendis ine bir yer
düşünülemez, şuradadır denemez.
Büyüklüğü, ululuğu bu ş ekilde açıklayamayız. Çünkü onu be ş ekilde
anlatmak, ancak ruhun özelliklerini ve sırrını açıklamakla mümkün olur.
Buna da izin yoktur. Ancak bunlar s evgili peygamberimizin şu s özleriyle
açıklamak mümkündür:
"Yüce Allah ins anın as lını, kendi suret inde yarat tı."

3. KISIM: YÜCE ALLAH'IN SARSILMAZ HAKİMİYETİ

Yüce Allah'ın zatının varlığını, s ıfatlarını, her türlü noks anlıktan uzak ve
Yüce olduğunu, bütün bunların anahtarının da ins anın kendis ini tanımak
olduğunu öğrendik ş imdi O'nun mülkünde padiş ahlık ve hükümdarlığını
nas ıl sürdürdüğünü, meleklerin ona nas ıl uyduğunu ve meleklere ne gibi
iş ler verdiğini, gökten, yere nas ıl emir gönderdiğini göklerin ve yıld ızların
nas ıl hareket et t iğini, yerde olanların iş lerinin göklere nas ıl bağlı olduğunu
ve rızık anahtarının ne biçim göğe havale edildiğini öğrenelim.
Yüce Allah 'ı tanımak için, bunlar önemli konulardır. Buna "fiilleri, yaptığı
iş leri tanıma" denir. Daha önce işlediklerimize " zatını ve sıfat larını
tanımak" dediğimiz gibi.
Yüce Allah 'ın yaptığı iş leri bilmenin anahtarı da yine kendini tanımakt ır.
İns an, kendi memleket indeki padiş ahlığını nas ıl yürüttüğünü bilmezs e,
kainatın padiş ahının hükmünü ne biçim yürüttüğünü nas ıl bilebils in?
Bunu bilmek için ins anın önce kendis ini tanımas ı ve bir iş i nas ıl yaptığını
bilmes i lazımdır. Örnek olarak kağıt üzerine besmele yazmak is teyen bir
ins anda ne gibi ş eylerin olduğunu görelim: Önce ins anda arzu ve is tek
meydana gelir. Sonra kalpte bir hareket ve kımıldanma his s edilir. Bu
ins anın göğsünün s ol tarafında bulunan etten meydana gelmiş yürekt ir.
Ondan hoş nazik bir cis im hareket ederek beyne gider. Buna doktorlar ruh
diyorlar. Bu ruh, his ve hareket kuvvet lerini taş ımaktadır. Hayvanlardaki
ruh daha baş kadır; ölebilir. Bizim kalb dediğimiz ruh is e, hayvanlarda
yoktur. As la ölmez. Çünkü o, Yüce Allah 'ın bilme, anlama yeridir. Kalpten
çıkan ruh beyne ulaş ınca, besmelenin ş ekli, hayal kuvvet inin yeri olan
beynin merkezinde meydana gelir. Beyinden çıkan s inirler her tarafa
dağılır, parmakların ucu nda iplik gibi dü ğümlenir. Bu s inerler beyinde
uyarılır. Zayıf ve kuru olanların kollarında bu s inirleri görmek mümkündür.
Sonra s inirler harekete geçer, parmakların uçları kımıldanır ve parmaklar
kalemi harekete geçirir. Böylece, his lerin yardımıyle hayalde meydana
gelen besmelenin ş ekline uygun olarak besmele kağıt ta meydana gelir.
Bunda bilhas s a gözün yardımı çok olur.
Nas ıl bu iş in baş langıcında ins anda bir is tek meydana geliyors a, her iş in
baş langıcında da Yüce Allah'ın bir s ıfatı vardır. Buna irade denir.
İns andaki iradenin, is teğin ilk etkis i kalpte meydana geldiği ve sonra diğer
yerlere dağıld ığı gibi, Yüce Allah 'ın irades inin etkis i de önce Arş 't a
meydana gelir, sonra diğer yerlere ulaş ır. Ruhun, es eri beyne ulaş t ırmas ı
gibi Yüce Allah'ın zarif bir cevheri de o es eri Arş 'a ula ş t ırır. Arş tan da yere
iner. Buna melek, ruh veya ruhul-Kudüs denir. İns andaki iş ve arzu olan
besmelenin beyinde ş ekillenmes i ve buna uygun olarak ortaya ç ıkmas ı gibi,
kainatta meydana gelen her ş eyin ş ekli de önce Levh-i Mahfuza yazılır.
Beyindeki kuvvet in s inirleri, s inirlerin el ve parmakları, parmakların da
kalemi harekete geçirdiği gibi. Gök ve yerdeki cevherler de, gök ve
yıld ızları harekete geçirir.
Beyin, kendis ine bağlı olan kas ve parmak s inirlerini harekete geçirdiği
gibi, melek dediğimiz cevherler de yıld ızlar ve onların ış ınları vas ıtas ıyle
dünyaya gelir ve dünyadaki dört ş eyi harekete geçirirler. Bu dört ş ey
s ıcaklık, soğukluk, yaş lık ve kuruluktur.
Besmele meydana gelecek ş ekilde kalem hareket et tirildiği gibi, bu s ıcaklık
ve soğukluk suyu ve toprağı harekete geçirir. Kağıdın mürekkebi kabul
etmes i, mürekkebin bazı kısımlarda dağılmas ı, bazı kıs ımlarda toplanmas ı
gibi, yaş lık ve nemlilik bu dört unsura ş ekil verir. Kuruluk bu ş ekillerin
bozulmas ını önler. Yaş lık t a ş ekillerin olu şmas ını s ağlar. Eğer kuruluk ve
yaş lık olmazs a ş ekiller bozulurdu. Gözün de yardım etmes i sonucunda,
kalemin hareketini tamamlamas ı, hayaldekine uygun olarak besmelenin
yazılmas ı gibi, meleklerin yard ımıyle, sıcak ve soğukluğun bu unsurları
harekete geçirip, hayvan, bitki ve diğer ş eyler bu dünyada, Levh-i
Mahfuzdaki ş ekilde meydana gelirler.
Vücut ta bütün işler önce kalpte meydana gelip sonra diğer organlara
dağıld ığı gibi, dünyadaki işler de önce Arş da meydana gelip, sonra
dünyaya ulaş ır. Bu özelliklerin ilk önce kalbin kabul ederek, diğer
organların ondan aşağı olmas ı, kalbte bir yer tutup, oraya yerle şmes i
düşünces i gibi, Yüce Allah'ın Arş vas ıtas ıyla her ş eyi yönetmes i de,
Allah 'ın orada olduğu izlenimini yaratır. İns an kalbine s ahip olup, işleri
doğru yaptığı ve memleket i olan vücudu iyi idare et t iği gibi, Yüce Allah da
Arş ın yaratılmas ında, arş ı emri alt ına alıp onu doğrulttu. Kararlı yaptı.
Böylece memleket inin düzeni s ağlanmış oldu. Bu husus ta,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Rabbiniz, arş ın üzerinde hükümran olan, her işi yerli yerinde
düzenleyendir." Yunus : 3.
Bütün bunlar doğrudur. Kalb gözü açık olanlara bildirilmektedir. Bu
husus ta:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah, ins anın hakikat ini, kendi suret inde yarat t ı."
Padiş ahı ve padiş ahlığı en iyi padiş ahlar bilir. Eğer böyle olmas aydı, bir
memleket te herkes padiş ah olurdu. Yüce Allah'ın mülkünden ve
padiş ahlığından ins ana bir parça verils eydi, o zaman âlemlerin Rabbini
tanıyamazd ı. O halde herkes kendi için yaratılmış olan padiş ahlığ a
şükretmelidir.
Allah, ins ana vücudunun padiş ahlığını ve kendi memleket ine benzeyen bir
memleket vermiş t ir. Kalbi Arş (en üs tün) kalbin kaynağı olan hayvani ruhu
is rafil, beyni yer, hayal hazines ini Levh-i Mahfuz, göz, kulak ve bütün
duyguları birer melek, s inir s is teminin merkezi olan beyinciği de gökler ve
yıld ızlar gibi yaratmış tır.
Parmağı, kalemi ve mürekkebi emrine verdi, ins anı, tek ve nas ıl olduğu pek
belli olmayan bir ş ekilde yaratıp heps ine padiş ah yaptı. Sonra da ins ana:
"Sakın kendinden ve hükümdarlığından habers iz olma ki, s eni yaratandan
da habers iz olmayas ın" buyurdu. O halde eş ins an! "Kendini bil ve Rabbini
tanı."

SuFi
07-03-2009, 11:37
4. KISIM: ÖNCEKİ KONUYA İLAVE

İns anın padiş ahlığı ile Yüce Allah'ın padiş ahlığı aras ında yaptığımız
karş ılaş t ırmada, iki büyük gerçek ortaya çıkt ı:
Birincis i: İns anın kendini tanımas ı, organlarının güven ve özellikleri,
s ıfat larının ve kuvvetlerinin kalbe nas ıl bağlı olduğu. Bu, kitabımızın
kapsamını açacak çok uzun bir konudur.
İkincis i: âlemlerin padiş ahının memleket inin, meleklere olan bağlılığın
açıklanmas ı, meleklerin birbirleri ile bağları, göklerin, yerin ve Arş 'ın
meleklerle olan ilgis i. Bu konu diğerinden daha uzundur. Bu kadarını
anlatmamızın gayes i akıllı olanların inanmas ı ve Yüce Allah'ın
büyüklüğünü bununla bilmes idir. Akıls ız olanların da bu güzelliklerle,
açıklamalarımızdan mahrum kalmaları, gerçeklerden ne kadar habers iz
olduklarını ve nas ıl aldandıklarını bilmes idir. Zaten halk Yüce Allah'ın
cemalinden ne anlayabilir? Halkın anlamas ını temin etmek için bu
anlat t ıklarımız nedir ki?

5. KISIM: TABİATÇI ve ASTROLOGLARIN ZAVALLILIĞI

Zavallı ve kıt görüş lü tabiatçılarla as t rologlar (gök bilimiyle uğraş anlar,
gök bilimciler) bütün olayları tabiata ve yıld ızlara bağlarlar. Bunların
durumları kağıt üzerinde yürüyen karıncalara benzer. Karalanan ve
üzerinde ş ekil meydana gelen bir kağıt görür, dikkat eder, kalemin ucuna
bakıp s evinir: "İş te bu iş in as lını öğrendim ve inandım ki ş ekilleri kalem
yapıyor." der. Dünyadaki hareket ve olayları izah etmekten aciz ve cahil bir
tabiatçı da bu karınca gibidir.
Sonra gelen daha uyanık ve geniş görüş lü ikinci bir karınca: "Sen hat a
yaptın. Çünkü ben bu kalemin kendi baş ına değil de, ona bu ş ekilleri
yaptıran baş ka bir ş ey daha görüyorum." der ve s evinerek: "Doğrus u
anladım ki bu ş ekilleri yapan kalem değil de parmakt ır. Kalem is e onun
emrindedir" diye ilave eder. Bu da biraz daha geniş görüş s ahibi olan ve
olayların, tabiat gücüyle değil de yıld ızlar vas ıtas ıyla meydana geldiğini
zanneden, fakat bu yıld ızların meleklerin emrinde olduğunu, daha yüks ek
derecelerin var olduğunu bilmeyen as t rolog gibidir.
Madde âleminde tabiatçılarla gökbilimciler aras ında bir fark, bir ihtilaf
konusu mevcut olduğu gibi, ruhlar âlemine yüks elen ins anlar aras ında da
bu ihtilaf vardır. Çünkü birçok ins an madde âleminde büyük ilerlemeler
kaydedip, madde ötes i baş ka bir ş eye kavuş tular. Sonra önceki dereceye
indiler. Böylece ruhlar âlemine yüks elme yolu onlara kapandı.
Nurlar âlemi olan ruhlar âleminde de bunun gibi tehlikeli geçit ler ve
aş ılmas ı güç birçok engeller vard ır. O derecelerin bazıs ı y ıld ız, bazıs ı ay,
bazıs ı da güneş gibidir. Bu merdivenler, göklerin hükümranlığı, s altanatı
kendilerine gös terilen kims elerin çıkabileceği yerlerdir. Bu husus ta Yüce
Allah İbrahim hakkında,
Buyuruyor ki:
"Biz kes in ilme s ahip olmas ı için İbrahim'e göklerin ve yerin acaip
güzelliklerini öylece gös terdik."
EN'AM SURESİ, Ayet : 75
Hz. İbrahim demiş t ir ki:

"Elbet te yüzümü göklerin ve yerin yaratıcıs ı olan Allah'a döndüm."
EN'AM SURESİ, Ay et : 79
Sevgili Peygamberimiz de buyuruyor ki:
"Muhakkak ki Yüce Allah için yetmiş nur perdes i vardır: Eğer onları
açars a, güzelliği kendis ine bakanları yakar."
Bunları anlatmaktaki gayemiz zavallı tabiatçıların her ş eyi sıcaklığa,
soğukluğa, yaş lığa ve kuruluğa bağlamalarının tamamen yanlış olmadığını
bildirmektir.
Yanılg ıları, kıt görüş lü oldukları için ilk bas amağı aş amamalarından ve bu
bas amakta tabiiliği değil as ıllığı, hizmetçiliği değil efendiliği is pat etmek
is temelerinden ileri geliyor. Halbuki bu tutumuyla kendis ini, en arkada,
ayakkabıların bulunduğu yeri s eçen, pejmürde kılıklı hizmetçilerin
durumuna sokmuş tur.
Bütün s ebepleri yıld ızlara bağlayan gökbilimciler de, eğer böyle
olmas aydı, gece gündüz aynı olurdu, diyorlar. Çünkü dünyayı aydınlatan
ve ıs ıtan güneş adlı yıld ızdır. Kış ve yaz aynı olurdu, diyorlar. Çünkü yaz
ve kış dünyanın güneş e yakınlaş ın uzaklaşmas ından ileri geliyor. Güneş i
ış ık ve ıs ı s açıcı olarak yaratan Yüce Allah'ın gücü, Zuhal'ı soğuk ve kuru,
Zühre'yi de sıcak ve nemli yarats a, hiç ş aşmamak gerekir. Bu görüş
İs lamiyet e ters düşmez. Gök bilimciler yanıld ığı konu, yıld ızları as ıl ve
iş lerin havale edildiği son yer zannetmeleri ve onların bir güç ve yönet im
alt ında olduklarını görmemeleri ve:
"Güneş , ay ve y ıld ızlar, Allah'ın emri alt ındadır"
A'RAF SURESİ, Ayet : 54
ayet i celiles ini bilmemeleridir.
Ancak emir alt ında olan iş yapar. O halde güneş , ay ve yıld ızlar,
kendilerine verilen görevi yerine get iren iş çilerdir. Kendiliklerinden değil,
emri altında bulundukları meleklerin vas ıtas ıyla iş yaparlar. Bunlar et rafın
tahriki ile iş yapan s inirlerin, merkezi beyin tarafından yönetilmelerine
benzer. Kalemin yazı yazmas ı gibi küçük iş ler, bunların emri alt ında olup,
geri s aflardaki dört ana uns ur ş eklinde olmadıkları ve hat ta baş köş ede
oturdukları halde, y ıld ızlar da birer hizmetçi gibidir.

6. KISIM İNSANLAR KÖRLERE BENZERLER

İns anlar aras ındaki ayrılıkların çoğu, heps inin s özünde gerçek bir ş eyin
bulunmas ından ileri gelir. Fakat bazıları görmedikleri herş eyi gördüklerini
zannederler. Bunlar, ş ehirlerine geldiğini duydukları fili tanımak is teyen
kö rlere ben zerler. Körler, fili e llemek s uret iyle tan ıy abile ceklerin i
zannederler. Ona dokunduklarında, biris inin eli hayvanın kulağına, bir
baş kas ının ki bald ırına, diğer birinin ki de diş lerine ras t gelir. Bu körlerin
heps i bir araya get irilip, filin nas ıl olduğu kendilerinden sorulduğunda, eli
filin ayağına gelen, fil sütun gibidir, eli hayvanın diş lerine ras t layan, fil
direk gibidir. Eli kulağına gelen, fil halı gibidir, der. As lında heps i de
kendilerine göre doğru söylerler ama heps i de yanılırlar. Zira her biri fili
tamamen anladığını s anır. Ama anlayamazlar.
Gök bilimciler ve tabiatçıların durumu da buna benzer. Her birinin gözü,
Yüce Allah'ın emrinde hizmet gören bir ş eye takılır. Onun s altanat ve
hakimiyet inden ş aş ırıp biri "Benim hakimim budur" diğeri: "Benim rabbim
budur" der. Bu durum, daha ileri görü ş lü birinin çıkıp bütün noks anlıkları
ve onun ötes inde olan ş eyleri görerek: "Bu diğerinin alt ındadır, alt ta olan
ilah olamaz" deyinceye kadar devam eder. Kur'an-ı Kerimin bildirdiğine
göre İbrahim Peygamber de "Batanları, örtülenleri s evmem" demiyor mu?

7. KISIM YILDIZ ve BURÇLARIN PADİŞAHIN KUDRETİNE
BENZETİLMES İ

Yıld ızlar, uydular, burçlar ve heps inin ötes inde, çok uzakta olan Arş bir
bakımdan, vezirinin oturduğu özel bir oda ve bu oda et rafında on iki
pencereli bir s alonu bulunan padiş ahın durumuna benzer. Pencerelerden
her birinde vezirin bir vekili, bakanı bulunur. Bu on iki pencerenin
et rafında da, hayvanlarına binmiş devamlı dolaş an yedi binici vardır.
Vezirden gelen emirleri on iki vekilden alırlar.
Bunun gibi Arş vezirin bulunduğu özel odadır. Vezir vazifes inde olan
melek, Allah'a en yakın melekt ir. Yıld ızların bulunduğu yer s alon, on iki
burç t a on iki penceredir. Vezirin bakanları, diğer meleklerdir.
Karş ılaş tırmamız gereğince vekil durumunda olan meleklerin dereceleri,
Allah'a yakın olanlarınkinin dereces inden daha aş ağıdır. Her biris i bir ilim
s ahibidir. Güneş in yedi gezegeni, burçların etrafında dolaş t ığını
söylediğimiz yedi binici gibidir. Bu biniciler, on iki pencerenin et rafında
dolaş ır ve her pencereden kendilerine bir emir verilir.
Dört eleman denilen ateş , su, hava ve toprak, dört yaya kendi yerlerinden
ayrılmayan dört hizmetçi gibidirler. Sıcaklık, soğukluk, yaş lık ve kuruluk
olan tabiatın dört kuvvet i, hizmetçilerin elindeki dört kemend gibidir.
Örneğin bir kims ede, onu dünyadan vazgeçirecek üzüntü ve korku, dünya
nimet leri kalbine iyi gelmeyecek ve sonunda endiş e edecek bir durum
meydana gelirs e, doktor, ona has ta oldu der. Buna malihülya has talığı
denir. Bunun ilacı, kaynatılmış kimyondur. Tabiatçı, bu has talık, tabiat taki
kurulu ğun beyni kaplamas ından ileri gelir der. Bu kuruluğun s ebebi de kış
havas ıdır. Bahar gelip havadaki nem oranı artmayınca, has talık iyileşmez.
Gökbilimci der ki, onda meydana gelen bu has talık sevdadır. Sevda, Merih
ile aralarında beğenilmeyen bir uygunluğun meydana geldiği Utarit
yıld ızından ileri gelir. Utarit , Zühre ile Müş terinin yanına gelmeyince,
yahut araların da ü ç bu rç uzaklık o lan iki yıld ız b ir a raya g elmey in ceye
kadar, bu durum iyi olmaz. İkis i de doğru söylüyor. Ama her biris i bildiği
kadarınca. Bu konuda,
Yüce Allah buyuruyor ki:

"Bu, onların kavuş tukları ilmin miktarıncadır."
NECM SURESİ, Ayet : 30
Yüce Allah katında s aadet ine karar verilen kims e için, Utarit ve Merih
denen iki us ta ve iş yapar vekil gönderilir. Piyadelerden biri olan hava,
kuruluk kemendini atar. Böylece bu hava onun baş ına ve yüzüne düşüp,
yüzünü dünya nimet lerinden çevirir, korku ızdırap kamçıs ı ve irade-is tek
dizgini ile de Allah'ın huzuruna davet edilir. Bu ne t ıpta, ne tabiat ta ve ne
de as t ronomi bilgilerinde bulunur. Bu, ancak Allah 'ın vekil ve
hizmetçilerini içine alan, her birinin ne işle uğraş ıp hangi emirle hareket
et t iğini, ins anları neye çağırıp, neden yas akladığını bilen peygamberlerine
mahsus ilim denizinden çıkmaktadır.
O halde, her biris inin s öylediği, kendi bildiğince doğrudur. Fakat
memleket in yönet icis inin ve kumandanlarının sırrından haberleri yoktur.
Yüce Allah has talık, s evda ve dert ile onları kendis ine çağırıyor ve kuts i
hadis te belirt ildiği gibi,
Buyuruyor ki:
"Bu ins anlara verdiğimiz, has talık değildir, bizim lütuf kemendimizdir.
Sevdiğim kullarım bununla kendime çağırırım. (Çok) bela önce
peygamberlere, sonra evliyaya ve herkes in fazilet ve dereces ine göredir."
O halde daha önce verdiğimiz örnek, ins anın kendi vücudu içinde
padiş ahlığını, bu örnek de vücudun kendi dış ındaki memleket in doğru
yolda olduğunu gös termektedir. Bu bilgiler, ins anın kendis ini
tanımas ından ileri gelir. Onun için kendini tanımayı kitabımızın ilk konus u
s eçtik.

8. KISIM: DÖRT TESBİH KELİMESİNİN ANLAMINI BİLMEK

Sıra şu dört kıs alt ılmış kelimenin anlamını bilmeye geldi. Bunların anlamını
bilmek, Yüce Allah'ı tanımaya yeterlidir. Bu dört kelime "Sübhanallahi vel
hamdü lillahi ve La ilahe illallahü vellahü ekber" kelimeleridir.
İns an kendi tamlığından Yüce Allah 'ın noks ans ızlığını anlayınca,
Sübhanallahi kelimes inin manas ını kavramış olur.
Kendi padiş ahlık ve hakimiyet inden, O'nun padiş ahlık ve hakimiyet ini
anlayınca, bütün s ebep ve vas ıtaların, kat ibin elindeki kalem gibi, O'nun
emrinde olduğunu farkedince, Elhamdülillah 'ın (bütün hamdler Allah
içindir) manas ını bilir.
Hiç kims enin kendi baş ına buyruk olmadığını anlayınca Lailaheillallah'ın
(Allah 'tan ba ş ka hiçbir ilah yo ktur) mana s ın ı bilir.
Şimdi Allah-ü Ekber'in (Allah Uludur) anlamını bilmeye s ıra geldi.
Sayın Okuyucu! Bütün yazdıklarımızı eks iks iz öğrenmiş ols an bile yine de
Yüce Allah'tan hiçbir ş ey bilemedin demekt ir. Gramer anlamıyle
Allahüekber, Allah en büyüktür, demekt ir. As lında is e, bir baş kas ından
daha büyüktür, değil, ins anların anlayış ına sığmayacak kadar büyüktür,
demektir. Çünkü hiçbir ş ey yoktur ki Yüce Allah ondan da daha büyük
olmas ın. Bütün var olanlar O'nun varlığının s adece yans ımas ıdır. Güneş in
ış ınlarına, güneş ten daha büyüktür denilemez. Çünkü ış ın onun bir
kısmıdır.
Allahü ekber'in manas ı da, ins anların kendi akıllarının ölçüsüyle, O'nu
tanıyabilmelerinden çok daha büyük ve yüks ekt ir. O'nun Ululuk ve
noks ans ızlığı ins anların büyüklük ve tamlığı gibidir, demekten Allah'a
s ığınırım. Allah, bütün yarat tıklarına benzemekten arı ve uzakt ır. Yaratığı
olan ins anlara da. O'nun hakimiyetinin, ins anın kendi vücudundaki
hakimiyet i gibi olduğunu, yahut O'nun ilim, güç ve özelliklerinin, ins anın
özellikleri gibi olduğunu söylemekten yine Allah'a s ığınırız. Belki bütün
bunlar, Yüce Allah'ın varlığından bir görüntü, ins anın zayıflığına göre,
ins anda bir anlayış ın meydana gelmes i için birer örnekt irler.
Bu örneklerimiz şuna benzer: Bir çocuk bize: "Baş kanlığın s altanatın ve
memlekete hükmetmenin zevki, tadı nas ıld ır?" diye bir soru s ors a, çocuğun
anlayış ına uygun olarak şöyle cevap veririz: "Cirit atmak ve top oynamak
tadı gibidir." Çünkü çocuk bundan baş ka tad bilmez. Kendis inde olmayan
ş eyleri, ancak kendis inde bulunan ş eylere benzeterek bilebilir. Oys a
padiş ahlık tadının, cirit atmak veya top oynama tadıyla hiçbir ilgis i
olmadığını herkes bilir. Fakat bu ş ekilde söylemekle her ikis ine de tadı
anlatmış oluruz. Onun için ancak bilginin örneği çocuklarda bulunur.
Örneklerdeki anlatmalarımız da buna benzer. O halde Yüce Allah'ın
büyüklüğünü ve as lını kendis inden baş kas ı bilemez.

SuFi
07-03-2009, 11:42
9. KISIM: ŞERİATA UYMAK İNSANI MUTLULUĞA KAVUŞTURUR

Yüce Allah'ı tanımayı anlatmak, bu kitaba s ığmayacak kadar uzundur. Biz
Allah 'ı tam olarak tanımak is teyenleri teş vik ve yol gös termek için bu kadar
bilgiyi yeterli görüyoruz. İns anın s aadet inin tamamı, bu bilgiden alabildiği
kadar almas ıdır. İns anın mutluluğu Yüce Allah'ı tanımak ve O'na olan
kulluk ve ibadet lerini yerine get irmekt ir. Yüce Allah'ı tanımanın nas ıl
sonsuz bir mutluluk verdiğini daha önceki s ayfalarımızda anlat tık. İns an,
öldükten sonra Yüce Allah ile olmas ı için O'na kulluk ve ibadet te kusur
etmemek gerekir. Ayet i Kerimede belirtildiği gibi,
"Dönüş O'na doğrudur" Maide: 18
ins anın s aadet ve mutluluğu, kendis iyle devamlı kalacağı kims eyi
s evmes idir. O'nu ne kadar çok s evers e, o kadar çok mutlu olur. Zira
s ev diğini g örmekle h uzur ve mut luluk artar.
Bilgi olmadan ve Allah'ı çokça anmadan Allah s evgis i kalpte üs tünlük
kazanmaz. Herkes daima s evdiğini düşünür ve anar. Ve andıkça da daha
çok s ever. Onun için Davut (A.S.)'a "Senin tek çarem benim, s enin as ıl iş in
benimledir. Beni anmadan bir anın geçmes in" diye vahyedildi.
Kalbin devamlı Allah'ı anmas ı, devamlı ibadet etmekle mümkün olur. O
zaman ibadet etmek büyük bir zevk olur, kalb arzu ve şehvet bağlarından
kopar. Kalbin şehvet ve arzu bağlarından kurtulmas ı, itaats izlik ve
günahtan el çekmekle olur. Saadetin tohumu da budur. Buna felah
(kurtulu ş ) denir. Bu husus ta,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Muhakkak ki, (küfür ve itaats izlikten) temizlenen, Rabbinin adını anıp da
namaz kılan kurtulmuş olacakt ır."
A'LA SURESİ, Ayet : 14-15
Her yapılan iş ibadet olmağa layık değildir, ancak bir kısmı layıkt ır. Bütün
arzu ve is teklerden el-etek çekmek mümkün olmadığı gibi, doğru da
değildir. Zira ins an yemek yemezs e açlıktan ölür, cins i birleşmede
bulunmazs a soyu kurur. O halde bazı arzuları taş ımak, bazılarını da yapmak
gerekli olup, birini diğerinden ayıracak s ınırı da bilmek gerekir. Bu s ınır ş u
iki yoldan biri olur: İns an ya kendi aklını kullanır, is tek ve gayretinin
tarafını tutarak kendi görüşünü tercih eder, yahut da bir baş kas ına uyar.
Kendi arzu ve gayret i ile iş yapmas ı mümkün olmaz. Çünkü, galip olan arzu
ve duygular daima ondan doğru yolu gizler, is tediği ş eyi ona doğruymuş
gibi gös terir. O halde tercih dizginin onun elinde değil, bir baş kas ının
elinde olmas ı gerekir. Herkes de en doğru olmaya layık değildir. Ancak
peygamberler en doğru olanlardır.
Demek ki, ş eriata uymak, s ınırını ve ana temellerini gözetmek, mutluluk
yolunun anahtarıdır ve kulluk da budur. Kendi arzusuyla, ş eriatın s ınırını
aş an mahvolur. Bunun için,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Kim Allah'ın gös terdiği ölçü ve s ınırı aşars a, kendi nefs ine zulmetmiş
(haks ızlık, kötülük yapmış ) olur."
TALAK SURESİ, Ayet: 1

10. KISIM: EHL-İ İBAHENİN (HER ŞEYİ MÜBAH ÖRENLERİN)

CAHİLLİKLERİ VE SAPTIKLARI YANLIŞ YOLLAR
Bazıları herş eye mübah diyerek Yüce Allah 'ın çizdiği s ınırın d ış ına çıktılar.
Bunların cahillik ve bilgis izlikleri şu yedi s ebepten ileri gelir.
1. SEBEP: Yü ce Allah'a in anmayan bir gru bun b ilgis izliğidir. Onlar Allah'ı
hayal ve kuruntularında aradılar.
O'nun nas ıl ve neye benzediğini araş t ırdılar. Bulamayınca inkar yoluna
s aptılar ve olayların meydana geliş ini yıld ızlara veya tabiata bağladılar.
İns anların, hayvanların, hikmet dolu ve intizamlılığıyla akıllara durgunluk
veren bu âlemin kendiliğinden meydana geldiğini veya devamlı var
olduğunu veya kendinden habers iz tabii bir ş ey olmayacağını zannet tiler.
Bunlar yazılmış , güzel bir yazıyı görünce, bunun yetenekli, becerikli ve
bilgili bir yazıcıs ı olmaks ızın, kendiliğinden yazıld ığını veya hep bu ş ekilde
yazılmış bulunduğunu s anan kims eye benzerler. Gerçekleri görmemezliği bu
dereceye ula ş an kims e, olayları yanlış açıdan görür. Nitekim tabiatçıların
ve müneccimlerin bu ş ekilde nas ıl yanıld ıklarını önceki s atırlarımızda
anlat t ık.
2. SEBEP: Ahiret i anlamayan bir grubun bilgis izliğidir. İns anın bit ki ve
hayvanlar gibi olduğunu, ölünce herş eyi ile yok olacağını, ceza ve mükafat
olmayacağını zannederler. Bunun tek nedeni, kendis ini tanıyamamas ıdır.
Kendi hakkındaki bilgis i ancak diğer hayvanlar hakkındaki bilgi kadardır.
Eş ek, öküz, ağaç vs . hakkında ne kadar bilgi s ahibiys e kendi hakkında da o
kadar bilgi s ahibidir. İns anın as lını meydana get iren ruhu bilmiyor. Oys a
ruh ebedidir, as la ölmez. Sadece bir süre vücut ondan alınır, buna da ölüm
denir. Ölümün as lını daha s onraki konularımızda inceleyeceğiz.
3. SEBEP: Yüce Allah'a ve ahirete inanan, fakat inançları zayıf olan bir
grubun bilgis izliğidir. Şeriatın anlamını tam manas ıyla kavrayamamış lardır.
"Allah'ın, bizim ibadetlerimize ihtiyacı yoktur. Günahlarımız O'na hiçbir
zarar veremez. İns anların ibadet ine de ihtiyacı yoktur.
Zira o her ş eye kes in olarak hakimdir. O'nun yanında ibadet le günahın bir
farkı yoktur." derler.
Böyle cahiller şu ayetleri de görüyorlar:
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Nefs ini temizleyen, elbet te kendis i için temizlenmiş t ir."
FATIR SURESİ, Ayet : 28
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Kim (Allah yolunda veya öz nefs iyle) s avaş ırs a, ancak kendis i için
s avaşmış olur (faydas ı kendinedir)."
ANKEBUT SURESİ, Ayet: 6
Yüce Allah buyuruyor ki:
" İyilik yapan, kendis i için yapmış tır (faydas ı kendinedir)."
FUSSİLET SURESİ, Ayet : 46
Ama yine de yanlış düş üncelerinden vazgeçmiyorlar. Çünkü bu zavallılar,
ş eriatı bilmiyorlar. Şeriatı, kendi için değil, Allah için iş yapmak olarak
anlıyorlar. Bu, perhiz yapmayan has tanın: "Doktor da kim oluyor, is ter
sözünü dinlerim, is ter dinlemem" demes ine benzer. Bu söz doğrudur. Fakat
doktorun sözünü dinlemediği için ölür. Onu öldüren doktora olan ihtiyacı
değil, doktorun sözünü dinlemeyip perhiz yapmamas ıdır. Doktor ona
s adece yol gös termiş t ir. Ölümü doktora ne zarar verebilir ki?
Vücut has talığı ins anı bu dünyada yok et t iği gibi, kalbin has talığı da öbür
dünyada ins anı mahveder. İlaç ve perhiz, vücudun s ağlığa kavuşmas ına
s ebep olduğu gibi, ibadet, bilgi ve günahlardan s akınma kalbin s ağlık ve
dirliğine s ebeptir. Bu hus us t a,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Allah'ın huzuruna küfür ve şüpheden temizlenmiş bir kalple gelenlerden
baş kas ı kurtulamaz."
ŞUARA SURESİ, Ayet: 88 - 89
4. SEBEP: Şeriatı, yukarıda anlat t ığımız s ebepten baş ka bir s ebeple
anlamayanların cahilliğidir. Onlar: "Şeriat , kalbinizi ş ehvet , öfke ve
kibirlenmekten temizleyin, diye emrediyor. Halbuki bu mümkün değildir.
Çünkü ins an, bunlardan yaratılmış tır. Bu biris inin s iyah bir bezi, beyaz
yapmak is temes ine benzer. Öyleys e bu is tekle uğraşmak imkans ızdır."
derler. Bu akıls ızlar, ş eriatın böyle emretmediğini, bilakis öfke ve ş ehvet i
terbiye etmeyi emret t iğini bilmiyorlar. Kızgınlık ve ş ehvet i o ş ekilde
kullanmak gerekir ki, olaylara ve akla hükmets in, söz dinlememezlik
yapmas ın, ş eriatın çizdiği sınırı aşmas ın ve affedilip bağış lamas ı için
büyük günahlara yaklaşmas ın. Bu imkâns ız değildir. Birçok kims e bunu
yapmış lardır.
Peygamber Efendimiz: "Öfke ve ş ehvet gerekli değildir" gibi bir ş ey
söylememiş t ir. Kendilerinin de dokuz hanımı vardı.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ben ins anım, ins anlar gibi ben de kızarım."
Yüce Allah: "Kızgınlığını yenenler, ins anların kusurlarını affedenler."AL-İ
İMRAN: 134 Ayet i celiles ind e, kend is in de kızgınlık ve öfke o lmay anları
değil, bu kızgınlık ve öfkeyi yenenleri övüyor.
5. SEBEP: Yüce Allah'ın sıfat larını anlayamayanların cahilliğidir. Onlar:
"Allah rahim (acıyan) ve kerim (iyilik s ever) dir. Ne ş ekilde olurs a ols un
bize acır" derler. Oys a Allah Kerim olduğu gibi, ş iddet li azap edicidir.
Allah Rahim ve Kerim olduğu halde, bu dünyada birçok ins anı bela,
has talık ve açlık içinde bulundurduğunu görmüyorlar. Dikkat etmiyorlar mı
ki, ziraat veya t icaret yapmayan mala kavuşmuyor, gayret etmeyen ilim
öğ renmiyor. Bu gibi kims eler ahiret işleri için böyle s öyledikleri halde
dünyalık is teklerde kusur etmiyorlar, Allah rahimdir, kerimdir t icaret veya
ziraat le uğraşmas am bile rızkımı verir, demiyorlar. Halbuki Allah rızkı kendi
üzerine almış tır. Bu hus us ta da şöyle buyuruyor:
"Yeryüzünde yaş ayan bütün canlıların rızkını vermek, Allah'a mahsus tur."
HUD SURESİ, Ayet : 6
Ahiret iş inin de amellere bağlı olduğunu bildiriyor ve
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Gerçekten ins an ancak çalış t ığının karş ılığını elde eder."
NECM SURESİ, Ayet : 39
O'nun keremine güvenmedikleri için rızık aramaktan ve dünyalıktan
vazgeçmiyorlar. Oys a ahiret için söyledikleri dillerinden düşmüyor. Bu
ş eytanın telkinidir ve as ıls ızd ır.
6. SEBEP: Gururun yarat tığı cahillikt ir. Onlar: "Biz öyle bir yere kavuş tuk
ki, günah bize zarar veremez. Bizim dinimiz (İs lam) büyük bir havuz
olmuş tur, pis lenmez" derler. Bu ahmaklar o kadar bas it kims elerdir ki, biris i
onlara gururlarını kırıcı, küçük düş ürücü bir söz s öyles e, ona hayat ları
boyunca düşman kes ilirler. Kendilerine muhtaç ols a ona bir lokma ekmek
vermezler. Dünya kendileri için çekilmez olur. İns anlıkta, hala büyük bir
s eviyeye eriş emeyen ve yaptıklarından s ıkılmayan bu aptalların, büyüklük
davaları nas ıl gerçek olur?
Böyle söyleyen, kini, şehvet i, gös teriş ve öfkeyi kendis inde
bulundurmayan bir kims e bile ols a, yine de davas ında haklı s ayılmaz. Zira
ne olurs a ols un dereces i peygamberlerinkini geçemez. Halbuki
peygamberler hata ve kusur işleme korkusundan feryat eder ağlarlardı.
Özürlerinin kabulüne çalış ırlardı. Eshab-ı Kiramdan ileri gelenler küçük
günahlardan da kaçınır, hat ta şüphe korkusuyla helale bile yanaşmazlard ı.
O halde bu akıls ız, ş eytanın aldatmalarına kapılmadığını, dereces inin
peygamberler ve doğrular dereces inden daha üs tün olduğunu nereden
bilmiş t ir. Eğ er, "Ev et , pey gamberler b öyley di. Faka t yap t ıklarını,
baş kalarına iyi örnek olmak için yaparlard ı" ders e, kendis ini görenlerin
mahvolduğunu gördüğü halde, niçin o da halkın s elamet i için aynı ş eyleri
yapmıyor. Eğer halkın mahvı bana zarar vermez ders e, Peygamber'in bunda
niçin zararı olsun?
Eğer bunda zarar görmes eydi Peygamber kendini niçin takva zorluklarına
sokar, s adaka olarak kendis ine verilen bir hurmayı, ağzından çıkarıp
yemezdi? Şayet yemiş ols aydı, herkes e yemes i mübah olan bu hurmadan
ins anlara ne zarar gelirdi? Eğer zararı vars a, ş arap kadehinin bu ahmaka
neden zararı olmas ın?
Sonuç olarak deriz ki, onun dereces i, peygamberlerin dereces inden yüks ek
değildir. Yoks a onun yüz kadeh ş arabının günahı, peygamberimizin
s adakadan verilen bir hurmayı yemes i günahından daha çok değil midir?
Kendis ine s ağladığını zannet t iği dereceden dolayı, yüz kadeh ş arap ona
zarar vermiyor, bir ş ey yapmıyor da, peygamber efendimize bir bardak s u
kafi görülüp, bir hurma onun halini değiş tiriyor mu? Bunlardan anlaş ılan,
böyleleri yularlarını ş eytanın eline vermiş ler. Akıllıların onlardan
bahs etmeleri, onları değil ciddiye, alaya almaları bile lüzumsuzdur. Aptallar
bile hallerine güler.
Asıl din büyükleri, is teklerini es ir etmeyen ve denet iminde
bulundurmayanların ins anlıkla ilgileri olmadığını, böyle kims elerin hayvan
olduğunu anlayanlard ır. O halde bundan, ins an nefs inin aldatıcı olduğu,
daima yanlış iddiada bulunduğu ve her zaman el alt ında bulunduğunu
söylemes inin aldatıcı olduğu anlaş ılır. Böyle biris inden delil is tendiğinde,
yaptıklarının doğru olduğuna, kendi hükmüyle olmazs a, ş eriatın hükmü ile
bir delil getiremez. Eğer is teyerek bütün varlığını buna veriyors a, doğru
söylüyor. Eğer izin vardır diyerek, baş ka ş ekilde anlatmağa kalkış arak ve
hile ile ş eriatın hükümlerinden ayrılmak is ters e, ş eytanın köles i olmuş tur.
Bununla beraber yine de velilik iddias ında bulunur. Bu delil son nefs ine
kadar ondan is temek gerekir. Yoks a kibirli ve aldanmış kalıp mahvolur.
Vücudun ş eriata uydurulmas ı, İs lamiyetin önde gelen koşullarındandır.
7. SEBEP: Cahillikten değil de gaflet ve şehvet ten ileri gelir. Bunlar her
türlü ş üpheyi bir tarafa bırakıp, herş eyi mübah (yapılmas ı s akıncas ız)
görün vurdumduymaz kims elerdir. Dış ardan biri, böyle ins anların ibadet
yolunda yürüdüklerini, kargaş alık çıkardıklarını, yald ızlı sözler
söylediklerini, evliyalık ve büyüklük iddias ında bulunarak onlara ait
elbis eler giydiklerini görür, bu durum onun da hoşuna gider, böylece
kendini ş ehvete ve baş ıbozukluğa terkeder.
Kargaş alık, bozukluk çıkarmamayı aklından geçirmez, bundan bana bir ceza
gelecekt ir, demez. Çünkü o zaman yaptığı iş ona hor görünmeyecekt ir. Tam
aks ine: "Bunda hiçbir kötülük, bozukluk yoktur, söylenenler töhmet alt ına
bırakmak için söylenmiş , boş s özlerdir" der. Ama ne töhmet in ne de lafın
gerçek anlamını bilmez. Bu ş ehvet ve arzularının es iri olmuş , gerçeklerden
habers iz kims edir. Şeytan onu is tediği kalıba sokmuş tur. Söz ile düzelmez.
Çünkü ş üphes i söz ile meydana gelmemiş t ir.
Böyle ins anların çoğu hakkında,
Yü ce Allah bu yuruy or ki:
"Biz, onların, Kur'an-ı anlamamaları için kalplerine perdeler gerdik ve
kulaklarını s ağırla ş t ırdık. Sen onları doğru yola çağırs an da, bu halde
ebediyyen doğru yola gelmezler."
EL-KEHF SURESİ, Ayet : 57
"Sen Kur'anda Rabbini tek olarak andığın zaman, nefret edip, arkalarını
döner, giderler."
ISRA SURESİ, Ayet : 46
O halde onlara delil get irerek doğru yolu gös termeğe çalışmaktans a, kılıçla
iş yapmak, onları öldürmek daha iyidir.
Ehl-i İbahenin (herş eyi mübah görenlerin) yanlış lıkları ve onlara nas ihat
etmek hususunda bu kadar söz yeter. Bu kısımda bahs et t iklerimizin
meydana gelmes inin s ebebi, ya kendini bilmemek, ya Allah'ı bilmemek, ya
da ş eriat dediğimiz, ins anı Allah'a götüren yolu bilmemektir. Bazen tabiat
ve yaratılış ına uygun gelen bir iş te, bilgis izliğin giderilmes i güç olur. Onun
için, şüphe etmeden ibadet yolunu kateden bir takım ins anlar derler ki:
"Dilediğin gibi yap. Fakat unutma ki s en yaradılmış s ın ve s eni yaratan, çok
bilen, gücü her ş eye yetendir. Dilediğini yapabilirs in. Bunda şüphen
olmas ın." Bunun anlamı açık olarak delillere kendis ine anlatılır.

SuFi
07-03-2009, 11:47
KONU: DÜNYAYI TANIMAK Bu konuda beş k ıs ım vardır.

1. KISIM: İNSANIN DEVAMLI OLARAK DÜNYADA YAŞAMAMASININ
NEDENİ?

Dünya, din yolcusunun konak yeri, yolcuyu Allah'a götüren bir yol,
mis afirlerin azıklarını s ağlayabilmeleri için açıkta kurulmuş süs lü bir
pazardır.
İns anın iki değiş ik durumu vardır: biri dünya, diğeri ahiret t ir. Ölümden
önceki, kıs a süreli ilk duruma dünya, ondan sonraki duruma is e ahiret
denir. Dünyadan gaye, ahiret için azık toplamaktır. Çünkü ins an ilk
yaratıld ığı zaman, s ade ve eks ik yaratılır. Fakat olgunlaş acak, meleklerin
dereces ine ulaş acak yetenektedir. Böylece yaratanına yakış acak bir kul
olur. Yüce Allah'a yakış ır bir kul olmayı, doğru yola ermek ve Yüce Allah'ın
cemalini s eyredenlerden olmak anlamında kullanıyoruz. Kulun en büyük
s aadet i, cen net i bud ur. Ve o, bun un için yarat ılmış t ır. Ka lb g özü
açılmayana dek gerçekleri göremez ve o cemali idrak edemez. Bu da ancak
marifet le, biliş ile elde edilir.
Yüce Allah'ın cemalini bilmenin anahtarı, O'nun yarat tığı ş eylerdeki akıl
durdurucu durumları bilmekt ir. Bu yarat t ığı ş eyleri bilmenin anahtarı, önce
ins an duygularıdır. Bu duygular, ancak su ve topraktan meydana gelmiş
olan vücutta bulunurlar. O halde, duygular bunun için su ve toprak
âlemine düş tü. Ancak bu ş ekilde, ahiret azığını elde eder, his leriyle
kendinin d ış ında olanları bilir. Kendini tanımak anahtarıyla de, Yüce Allah'ı
tanır. Bu his ler vücutta bulunduğu ve faaliyet gös terdiği sürece, o
kims eye, dünyadadır, denir. His lerden ayrılıp, özü ve öze ait sıfat ları
kalınca, ona, ahirete git t i denir. O halde ins anın dünyada bulunmas ının
s ebebi, azık hazırlamakt ır.

2. KISIM: DÜNYANIN ASLI ve NEDENİ

Dünyada ins ana iki ş ey lazımdır: Birincis i, kalbin öldürücü s ebeplerden
korunmas ı ve g ıdas ını elde etmes i, ikincis i de vücudun öldürücü ş eylerden
korunmas ı ve g ıdas ını elde etmes i.
Kalbin g ıdas ı Yüce Allah'ı tanımak ve s evmekt ir. Çünkü her ş eyin gıdas ı
tabii özelliklerine uygundur. Daha önceki s atırlarımızda da, kalbin
özelliğinin Allah'ı tanımak ve s evmek olduğunu anlatmış t ık. Kalbin
mahvolmas ının s ebebi, Yüce Allah'tan baş ka ş eylerin s evgis ine dalmakt ır.
Vücudu kalb için korumak gerekir. Yoks a vücut birgün yok olur, ama kalb
devamlı var olacakt ır. Hacıyı hacca götüren deve gibi, vücut ta kalbin
binek hayvanıdır, taş ıt ıdır. Deve hacıya lazımdır, hacı deveye değil. Eğer
hacca giden, deve ile gidiyors a, hacca gidinceye kadar devenin yemini,
suyunu ve örtüs ünü bulmas ı gerekir. Hactan sonra onun sıkıntıs ından
kurtulur. Ancak deve ile ihtiyacı miktarınca uğraşmalıdır. Yoks a bütün
zamanını ona yem vermek, süs lemek ve onu korumakla geçirirs e, kafileden
geri kalır ve mahvolur. İns an için de durum aynıdır. Eğer bütün zamanını,
vücudunun kuvvet lenmes ine ve onu yok eden s ebeplerle uğraşmas ına
harcars a, kendi s aadetinden mahrum kalır.
Dünyada vücudun üç ş eye ihtiyacı vardır:
1- Bes lenmek için yemek,
2- Korunmak için giyinmek,
3- Sıcak ve soğuktan kurtulmak için bir eve s ahip olmak.
Bunları yerine get irirs e yok olmaktan kurtulur. O halde ins anlar için
dünyada bunlardan baş ka ş eyler gerekli değildir. Zaten dünyanın es as ı da
bunlardır. Kalbin gıdas ı, bes ini is e marifet t ir. Bu marifet ne kadar çok
olurs a, o kadar iyi olur. Vücudun g ıdas ı da yemekt ir. İht iyaçtan çok olurs a,
onun mahvına s ebep olur. Yüce Allah ş ehvet i, ins ana yemekte, ev
edinmede ve giyinmekte vücudun gereks inmes inin meydana gelmes i için
vermiş t ir. Binek hayvanı olan vücut ancak bu ş ekilde yok olmaz. Şehvet ,
kendis ine verileni yeterli bulmayan, her zaman daha fazlas ını is teyen bir
ş ekilde ya ra tılmış t ır. Akıl, onu n hud udu nu aşmamas ını s ağlamak için
yaratılmış t ır. Peygamberler aracılığıyle gönderilen ş eriat ler, ş ehvetin
s ınırını belirlemek içindir.
Şehvet , yaratılırken ins ana verilmiş t ir. Çünkü şehvet in ürünü olan arzu ve
is tekler, çocukta bulunur. Akıl is e s onradan geliş ir. Demek ki arzu ve
is tekler, daha önce vücuda yerleş miş , hükümranlık kurmuş ve itaat etmeyi
is temez olmuş tur. Akıl ve ş eriat , ondan s onra gelmiş tir.
Demek ki bütün varlığını kuvvet kazanmaya, elbis e ve mes ken edinmeğe
vermemeli ve bundan dolayı kendini unutmamalıdır. Bu kuvvet ve elbis enin
neye yaradığını, ne için olduğunu bilmes i, hat ta kendinin bu dünyada
neden bulunduğunu anlamas ı, ahiret için azık olan kalbin gıdas ını
unutmamas ı için geldiğini idrak etmes i icab eder.
Bu yazdıklarımızda dünyanın as lını, ne bizim bir bela olduğunu ve amacını
anlat t ık. Şimdi de dünyanın dallarını ve kıs ımlarını açıklayalım.

3. KISIM DÜNYANIN ASLI ÜÇ ŞEYDİR: YEMEK, ELBİSE ve EV EDİNME

Dünyanın varlığı dikkat lice incelenirs e üç ş eyden meydana gelmiş olduğu
görülür. Birincis i: Yeryüzünde bulunan maden, bitki ve hayvan gibi
ş eylerdir. Toprak, ev ve ziraat yapmak içindir. Madenler çeş it li alet ler için,
hayvanlar da binek, taş ıt veya etlik içindir. İkincis i ve üçüncüsü de kalbin
ve vücudun bunlarla meşgul olmas ıdır. İns an kalbini onu s evmek veya
is temekle, vücudunu da onu düzeltmek ve onun işlerini yapmakla
uğraş t ırır.
Kalbi dünya tutkusu ile meşgul etmek, kalbin mahvolmas ına s ebep olan
hırs , kıs kançlık, pintilik, düşmanlık ve benzer kötü s ıfat ları meydana get irir.
Vücudu aş ırı olarak dünya iş leriyle uğra ş t ırmak ta, kalbe meşguliyet verir,
böylece as lını unutur, tamamen dünya iş lerine dalar.
Dünyanın as lı üç ş eydir demiş t ik: Yemek, elbis e ve ev edinme. Bunun gibi
ins anlar için gerekli olan s anat lar da üçtür: Ziraatçılık, dokumacılık ve
marangozluk. Yaln ız bu s anat ların her birinin çeş it li dalları vard ır. Bazıları
ona hazırlık içindir: Pamuk döven ve iplik yapanın dokumacıya çalışmas ı
gibi. Bazıs ı da tamamlar: Terzinin elbis e dikerek dokumacının işini
tamamlamas ı gibi. Bunların herbiri için çeş it li alet lere ihtiyaç vard ır. Bunlar
odun, maden, deri vs . gibi ş eylerdir. Böylece odunculuk, demircilik,
dericilik vs . gibi s anat lar meydana gelir.
Bunların her biris i diğerine muhtaçtır. Çünkü herkes bir işi bütünüyle
yapamaz. Böylece terzi, dokumacının ve demircinin iş ini, demirci de diğer
ikis inin iş ini yapmak üzere bir araya gelir. Böylece toplum yerle ş ir, olu şur
ve aralarında geçims izlik ve düşmanlık baş lar. Çünkü hiçbiri kendi hakkına
razı olma, daha fazlas ını, baş kas ınınkini de is ter. Böylece üç s anata daha
ihtiyaç doğar: Birincis i: Saltanat ve s iyas et , İkincis i: Kadılık ve hakimlik,
Üçüncüsü: de kanunu koyan fıkıh s anatıdır. Her ne kadar bunların
çoğunun el ile bir ilgis i yoks a da yine de her biri birer s anat tır.
Böylece ins anın dünya ile olan ilgis i çoğalır ve dünya ile haş ır-neş ir olur.
İns anlar bu işler aras ında kendilerini kaybederler ve bütün bunların
as lında ş u üç ş ey iç in o ld uğu nu u nuturlar: y emek, g iymek ve ev ed inmek.
Bu üç ş ey vücut için, vücut ta kalb için gereklidir. Kalb te Yüce Allah'ı
bilmek için lazımdır.
O halde kendini ve Yüce Allah 'ı unutanlar; kendini, Kabe'yi ve neden
yolculuk yaptığını unutup bütün zamanını deveye bakmakla geçiren hac
yolcusuna benzerler.
Demek ki dünya ve as lı, bu anlat t ığı ş eylerdir. Kim orada iken yolculuk
için hazırlık yapmaz, işini bitirmez, ahireti düşünmeyip, dünya ile
ihtiyacından fazla meşgul olurs a, dünyayı tanımamış olur. Bunun tek
s ebebi is e cahillikt ir. Bu husus t a,
Peygamber efendimiz buyurmuş tur ki:
"Dünya Harut ve Maruttan daha büyük büyücüdür. Ondan kaçının."
dünya bu kadar mahir bir büyücü olunca, onun hile ve aldatmacalarını,
iş lerinin neye benzediğini ins anlara açıklamak fark olur. Şimdi dünyanın
neye benzediğini açıklayalım:

4. KISIM DÜNYANIN ALDATICILIĞI HAKKINDA ÖRNEKLER ve
İNSANLARIN GAFLETİ

Dünyanın aldatıcılığını ve ins anların gafletini birkaç örnekle
açıklayacağız:
1. ÖRNEK: Dünyanın en büyük aldatıcılığı, ins ana kendis ini devamlı
kalacak ş ekilde gös termes idir. Halbuki o, devamlı hareket eder ve ins andan
kaçar. Fakat s afha s afha ve gayet yavaş hareket eder. Kendis ine bakıld ığı
zaman harekets iz görünen fakat daima uzayan gölge gibidir. İns an bilir ki,
ömrü devamlı gidiyor ve yavaş yavaş kendis inden her an biraz daha
uzaklaş ıyor. İş te bu uzaklaş an ve kaçan dünyadır, ins ana veda ediyor. Ama
ins an anlamak is temiyor.
2. ÖRNEK: Dünyanın aldatmacılığından biri de, kendini ins ana sunuyor
gibi gös termes i, onu kendine aş ık etmes i, devamlı onunla kalacağını, bir
baş kas ına varmıyacağını ima etmes idir. Halbuki sonradan ins ana aniden
düşman kes ilir. Bu bakımdan, erkekleri aldatıp kendis ine aş ık ett ikten
sonra, evine götürerek zehirleyen zâlim bir dul kadına benzer.
Hz. İs a (A.S.) mükaş efede iken dünyayı ihtiyar bir kadın ş eklinde görüp
sordu:
- Kaç kocan var?
- O kadar çok ki s ayamam.
- Öldüler mi, yoks a s eni boş adılar mı?
- Hayır, hemen hemen tümünü ben öldürdüm, dedi.
Bunu n üzerine İs a (A.S.): "Diğ erle rine n e yap tığını gö rd ükleri h alde yine
de ibret almayıp s eni is t iyen bu ahmaklara ş aş arım." buyurdu .
3. ÖRNEK: Dünyanın aldatmacalarından biris i de, d ış ını süs leyip bela ve
s ıkıntılarını gizlemes i, kendine dış tan bakan cahilleri yanıltmas ıdır. Bu
bakımdan, çirkin yüzünü örtüp, ipekli ve süs lü elbis eler giyen ihtiyar bir
kadına benzer. Uzaktan görenler çarpılırlar, fakat yüzündeki örtüyü
kald ırınca pişman olur, üzülürler rezalet ini görürler.
Peygamber (S.A.S.) efendimiz buyuruyor ki:
"Kıyamet gününde dünya, yeş il gözlü, diş leri dökülmüş , çirkin, ihtiyar bir
kadın ş ekline get irilir. Onu görenler: Allah korus un bu rezil ve çirkin ş ey
de nedir? Derler. Onlara: Bu, uğrunda birbirinizi kıs kandığınız, birbirinize
düşman kes ildiğiniz, kan döktüğünüz, merhamet i terket t iğiniz ve
aldandığınız dünyadır, derler. Sonra onu cehenneme atarlar. Dünya der ki:
Ya Rabbi, beni s evenler nerededir? Yüce Allah onların da get irilip
cehenneme atılmalarını emreder."
4. ÖRNEK: Biris i, dünyaya gelmeden daha önceki ölçüsüz zamanı ve içinde
bulunmayacağı gelecekteki s eneleri, yani önceliks iz ile sonsuzluk
aras ındaki birkaç günlük ömrünü hes aplars a, dünyada geçici bir mis afir
olduğunu, ilk yerinin beş ik, son yerinin mezar ve bu ikis i aras ında birkaç
konak bulunduğunu görür.
Her y ıl bir konak, her ay bir fers ah, hergün bir mil ve her nefes bir adım
gibidir. İns an is e bu yolu katedmek için durmadan yürür. Kiminin bir
fers ah, kiminin daha az, kiminin daha çok yolu kalmış t ır. Kendis i is e
devamlı burada kalacakmış gibi üzüntüsüz ve düşünces izce oturmuş , on
s ene içinde bile kendis ine lazım olmayacak ş eyleri düşünmekle
uğraşmaktadır. Oys a belki on gün sonra toprak alt ında olacakt ır.
5. ÖRNEK: Sevgis ini dünyaya verip ondan ald ıkları zevklerden dolayı
ahiret te rezillik ve s ıkıntı çekenler, çok yağlı yemekler tıkış t ırıp üzerine tat lı
ş erbet ler içerek mides ini bozan, sonra da mides inde, ağzında ve
dış kıs ındaki rezaleti görerek utanan, pişman olan "lezzet leri geçti, pis likleri
kald ı" diyen kims e gibidir. Yemekler ne kadar çok olurs a ağırlık ta o kadar
fazla olacağı gibi, dünya lezzet i de ne kadar çok olurs a, s ondaki rezillik o
kadar fazla olur. Bu, can çekiş en ins anlarda apaçık görülür. Zira çok
zengin, bağ, bos tan, cariye, köle, alt ın ve gümüş s ahibi olan kiş i ölürken,
bunlardan ayrıld ığı için duyacağı üzüntü, malı-mülkü az olanlarınkinden
daha çok olur. Bu acı ve üzüntü ölümle yok olmaz. Bilakis daha da artar.
Çünkü s evgi kalbin s ıfatıdır. Kalb is e ölmez, olduğu gibi kalır.
6. ÖRNEK: Uğra ş t ığı dünya iş leri, ins ana az gelir, bununla uğraşmanın
uzun sürmeyeceğini zanneder. Belki de yüz işten ancak bir tanes i ortaya
çıkar ve ömrü o iş le uğraşmakla geçer.
İs a (A.S.) diyorki:
"Dünyayı arayan, deniz s uyu içene benzer. Ne kadar çok içilirs e o kadar
susuzluk artar, çok içilince sonunda öldürür. Yine de susuzluğun hararet i
eks ilmez."
Peygamberimiz (S.A.S.) de buyuruyor ki:
" Suy a girenin ıs lanmamas ı imkan s ız o ld uğu gibi, d üny ada o lu p da ona
bula şmamak imkans ızdır,"
7. ÖRNEK: Çok mis afirperver bir adam düşünün: Mis afirler için odalar
süs ler, onları gurup gurup çağırarak, önlerine kuru yemiş lerle dolu alt ın ve
gümüş tabaklar çıkarır, yanlarına da güzel kokular s açan ateş dolu
mangallar koyar, gelen mis afirler önlerindeki tat lıları ve meyveleri yer,
fakat kendilerinden sonra gelenler için tabak ve mangalları bırakırlar.
Dünyaya gelenin hali böyle bir adamın evinde mis afir olmaya benzer. Onun
adet ini bilen ve akıllı olan herkes , ateş t e ıs ınır, güzel kokulara bürünür,
meyveleri yer, fakat mangal ve tabaklara dokunmaz, teş ekkür edip kalkar
gider. Ahmak olan, bunları kendis ine verilmiş zanneder, giderken heps ini
alıp götürmek is ter. Fakat tam gideceği zaman elinden alındığında üzülür,
canı sıkılır, feryad eder. İş te dünya da tıpkı böyle, yolcuların azıklarını
bedava alacakları, fakat içerde bulunan ş eyler için açgözlülük
etmeyecekleri mis afir konağına benzer.
8. ÖRNEK: Dünyaya karş ı aş ırı ilgi duyanlar, onunla devamlı meşgul olup
ahiret i unutanlar, gemide yolcu olup, bir adaya yanaş arak ihtiyaçlarını
gidermek için d ış arıya çıkanlar gibidir. Kaptan: "Hiç kims e fazla kalmas ın,
temizlikten baş ka bir ş eyle meşgul olmas ın. Gemi hemen kalkacakt ır" der.
Yolcular adaya dağılırlar. Akıllı olanlar, çabucak temizlenerek geri döner,
boş olan gemide daha güzel ve daha uygun bir yer tutup oraya oturur.
Baş ka bir gurup adanın güzelliğine ve çekiciliğine kapılır, ş aş kınlıkla
et rafındaki çiçeklerin harikuladeliğine, bülbüllerin ş akırdamalarına dalar.
Gemiye dönünce rahat yer bulamaz, dar ve karanlık bir yerde oturmanın
s ıkıntıs ını çekerler. Baş ka bir gurup da yaln ız bakmakla kalmaz, çiçekleri ve
güzel taş ları toplamaya koyulur. Gemiye döndüklerinde yer bulamaz, dar bir
köş eye sıkış ırlar. Çok defa çakıl taş larını da omuzlarının üzerinde taş ır.
Aradan bir iki gün geçince get irdikleri çiçekler solmaya baş lar, kararır,
et rafa kötü kokular s açar. Bu s efer pişman olurlar, atacak yer bulamazlar,
yükü ve s ıkıntıyı omuzlarında taş ırlar. Diğer bir gurupta adadaki güzellikler
karş ıs ında apış ıp kalır, kendilerinden geçerler. Kaptanın çağrıs ını
duymazlar ve adada kalırlar. Böylece kimis i açlıktan ölür, kimis i de y ırt ıcı
hayvanlar tarafından parçalanır.
Bu örnekte gördüğümüz birinci gurup Allah'tan korkup günahlardan kaçan
mü'minlere benzer. Sondakiler de Kâfirlere. Çünkü Kâfirler, son gurubun
gemiyi unutmas ı gibi, Allah'ı ve ahiret i unuturlar, bütün varlıklarını
dünyaya verirler. Onlar hakkında,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Dünya hayatını ahiret ten daha çok s evdiler."
NAHL SURESİ, Ayet : 107
Örnekte gördüğümüz, gecikmiş olmakla beraber, yine de gemiye dönen iki
gurup Allah'a inanmakla beraber, O'nun buyruklarına kulak asmayarak,
dünyadan vazgeçmeyenlere benzerler. Bir kısmı fakir kalır, bir kısmı da çok
ş ey to playıp yükünü fazlalaş t ırır.

5. KISIM: DÜNYADAKİ HERŞEY KÖTÜ DEĞİLDİR

Dünya hakkında çok aş ağılayıcı ş eyler söyledik. Ama dünyadaki her ş ey
kötü ve aş ağılık değildir. Belki dünyada öyle ş eyler vardır ki, onlar a ş ağılık
s ayılmazlar. Örneğin ilim ve işler dünyada meydana gelir, fakat ins anla
beraber ahirete giderler. Yaln ız ilim olduğu gibi kalırken amel biraz
değiş ikliğe uğrar, kendis i değil de izi kalır. Bu iki türlü olur: Biri kalb
cevherinin temizliği ve parlaklığı olup, günahlara yaklaşmamaktan meydana
gelir. Diğeri de Yüce Allah 'ı anmağa alış ıp, sürekli ibadet yapmakla olu ş ur.
Bunlar devamlı kalıcı ş eylerdir.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Ebedi kalacak faydalı ş eyler, Rabbin katında daha hayırlıdır."
EL-KEHF SURESİ, Ayet : 46
İlmin, Allah'a yakarış ın ve devamlı olarak O'nu anmaya alış kanlık haline
getirmenin verdiği zevk çok fazladır. Bunlar dünyada olur, fakat dünyalık
s ayılmazlar. O halde dünyadaki bütün zevkler çirkin ve kötü değildir. Belki
devamlı kalıcı olmayan baş ka zevkler de çirkin değildir. Dünyada olduğu
halde ölümden s onraya kalmayan, yeterince güçlü olma, evlenme, giyinme
ve ev edinme gibi, ahiret iş lerine, ilme, amele ve müminlerin çoğalmas ına
s ebep olan ş eyler gibi.
Dünyada bu kadarıyla yet inen, bunları da ahiret işlerine rahat lık
kazandırs ın diye kabul edenler, dünyaya gönül vermiş s ayılmazlar.
Yaln ız dünyadan dolayı kötü olanlar, din için olmayanlardır. Belki o,
kendinden geçmiş , zevk ve mala kapılıp kulluğunu unutmuş kalbini bu
dünyaya bağlayıp, öbür dünyadan nefret eden bir kims edir. Bunun için,
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Dünya ve içinde bulunanlar, lanet lenmiş t ir.
Yaln ız Yüce Allah 'ı anmak ve bu anmaya yardım eden, ves ile olan ş eyler
lanet lik değildir."
Dünyanın as lını ve ne olduğunu bu kadar anlatmak yeter. Bundan
sonras ını muamelat konusunu iş lerken, ceza kısmında anlatacağız.

SuFi
07-03-2009, 12:09
4. KONU: AHİRETİ TANIMAK


1. KIS IM: VÜCUT ve RUHLA İLGİLİ CENNET ve CEHENNEM

(Bu konuda onbeş kıs ım vardır.)
Ölümün as lını bilinmeyince, ahiret in as lını da kims e bilemez. Hayatın as lı
bilinmeyince, ölümün as lı bilinemez. Ruhun as lı bilinmeyince de, hayatın
as lı bilinmez. Ruhun as lını bilmek de, önceki s atırlarda bir kısmını
anlat t ığımız, kendi nefs ini bilmekt ir.
Daha önce, ins an iki kısımdan meydana gelmiş demiş t ik: biri ruh, diğeri
vücut. Ruh binici, vücut da onu taş ıyan hayvan gibidir. Ahirette de ruhu
taş ıyacak bir vas ıtas ı, bir durumu, cennet veya cehennemi vardır. Kendi
as lından dolayı, vücudun ortak olmadığı bir durum daha vardır. Vücut
s ebebiyle de onun bir cennet i veya cehennemi, mutluluğu veya felaket i
vard ır. Araya vücut girmeks izin s adece kalbin mutluluk ve zevklerine
"Ruhani Cennet", yine araya vücut girmeks izin kalbin sıkıntı, acı ve
isyancılığına da "Ruhani Cehennem" diyoruz.
Vücudun ruhla beraber bulunduğu cennet zaten bellidir. Orada ağaçlar,
nehirler, huriler, köş kler, yiyecek, içecek ve bunlara benzer ş eyler vardır.
Cehennemde is e ateş , yılan, akrep, zakkum ve benzeri ş eyler vard ır. Her
ikis inin özellikleri Kur'an-ı Kerim ve Hadis lerde açıklanmış t ır. Bunları
herkes anlayabilir. İhya-u Ulumi-ddin adlı kitabımızda, ölümü hatırlama
konusunu uzunca açıklamış ız. Burada bu kadarıyla yetinip, ölümün as lını
anlatalım, ruhani cennet ve cehennemi açıklayalım. Zira bunları herkes
bilmez. Bir kuts i hadis te;
Yüce Allah buyuruyor ki:
" İyi iş ve davranış larda bulunan kullar için, gözlerin görmediği, kulakların
duymadığı ve hiç kims enin hayal edemiyeceği ş eyler (mükafat lar)
hazırladım."
İş te Yüce Allah 'ın buyurduğu bu ş ey ruhani cennet tir. Kalbin içinden
meleküt (Allah 'ın hükümranlığı, s altanatı, büyüklüğü) âlemine bu anlamın
apaçık olduğunu, hiçbir şüphe izi taş ımadığını gös teren bir pencere açılır.
Bu s eviyeye eriş en kims eler, cennet ve cehennemi benzeşme iş itme yoluyla
değil, yakin ile bilirler. Bu derin görü ş lülük "kalb gözünün gözlemiyle
olur."
Doktorun vücuda neyin yarayıp neyin yaramadığını bilmes i buna has talık
ve s ağlık demes i, s ağlığın dikkat ve perhizden, has talığın da çok yemek ve
perhiz etmemekten ileri geldiğini söylemes i gibi, manevi gerçekleri bilmekle
de kalbin yani ruhun, mutluluğunun ibadet ve marifet , zehirinin is e cahillik
ve günah olduğu anlaş ılır. Bu çok kıymet li ve yüks ek bir ilimdir. Âlim
denen birçok kims e bundan habers izdir. Hat ta inkar bile ederler. Vücut için
olan cennet ve cehennemden baş ka söz söylemez, ahiret husus unda da
iş itme ve taklit etmekten baş ka bir yol bilmezler. Bizim bu husus ta uzun bir
kitabımız vardır. Burada bu kadarını anlatmakla yet ineceğiz. Zeki olup kalbi
inad v e taklit ç amu rund an temizlenmiş o lanlar, bu g erçeği anlar v e ahiret le
ilgili iş ler kalblerinde kuvvet lice belli olur. Kalplerini fes at ve şüphe
çamurundan temizleyemedikleri için birçok kims enin ahirete imanı zayıf ve
s allantıda olur.

2. KISIM: ÖLÜMÜN ASLI NEDİR

Ölümün as lını öğrenmek is teyenler bilmelidir ki, ins anın iki ruhu vardır.
Biri hayvanlara ait ruh cins inden olan Hayvani ruh, diğeri de meleklere ait
ruh cins inden olan İns ani ruh.
Hayvani ruh, canlıların s ol tarafından bulunan, yürek dediğimiz et
parças ından meydana gelmiş olup, kalbin kaynağıdır. Kalb is e, hayvanın
yapıs al yaradış ılından uzak olup buhar gibi, zarift ir. Yumuş ak bir yapıya
s ahipt ir ve kalpten atar damarlar vas ıtas ıyla hareket ederek beyne ve diğer
organlara ulaş ır. Duygu ve hareket liliği bu ruh taş ır. Beyne ulaş t ığında
harareti azalır, s akinle ş ir. Göz görme kuvvet ini, kulak duyma kuvvet ini,
diğer organlar da kendi duyarlık ve kuvvet lerini ondan alırlar. Bu, tozlu bir
odadaki lambaya benzer. Lambanın ış ığı tozlardan geçip duvara yans ır ve
orayı aydınlatır. Kandil aydınlığının duvara yans ımas ı gibi, Yüce Allah'ın
kudret iyle, görmek, işitme ve diğer duygulardaki kuvvet ler de bu ruhtan
diğer azalarda meydana gelir. Eğer bir damarda tıkanma olurs a, ondan
sonraki organ harekets iz kalıp felç olur. His ve hareket kuvvet ini yit irir.
Doktor da organı s ıhhate kavuş turmak için t ıkanıklığı gidermeye çalış ır.
Ruh bir kandilin alevi, kalb fit ili, gıdalar da yağı gibidir. İçindeki yağ
bit ince kandil söner. İçinde yağ bulunur, fakat fit il çok yağ çekers e
bozulur. Kalp de bunun gibidir. Fazla yemekten damarlar yağ bağlayınca,
kalp gıdas ı olan kanı almaz olur. Yine kandilin yağ ve fit ili eks iks iz olduğu
halde, üzerine bir ş ey konduğunda s önmes i gibi, canlıya da büyük bir yara
ve zorluk gelince ölür.
Yaradılış doğrulu ğunu yit irmediği sürece ruh, his ve hareket kuvveti gibi,
Yüce Allah 'ın izniyle, meleklerin varlığından güzel manalar alır. Fazla
s ıcaktan, fazla soğuktan veya baş ka nedenlerden dolayı s ağlam yaradılış
bozulurs a, meleklerin varlığını anlamaya layık olamaz. Bir aynanın yüzeyi
düzgün ve parlak olurs a, karş ıs ındaki ş eylerin ş eklini gös terir. Ama ayna
düzgün olmaz veya pas tutars a, karş ıs ındaki ş ekilleri gös termez. Bu durum,
ş ekillerin yok olmas ından değil, gös terme özelliklerinin aynada kalmamış
olmas ından ileri gelir. Bunun gibi ruh s ağlam ve doğru olunca, görevini
yapar, bu özelliklerini yit irince his ve hareket kuvvet lerini almaz, almayınca
organlar onun nurlarının bağış ından yoks un kalır. His ve hareket ini
kaybeder, ölür.
Hayvani ruhun ölmes inin anlamı budur. Yaradılış ın bozulmas ı için
s ebepleri meydana get iren, ölüm meleği dediğimiz Yüce Allah'ın bir
yaratığıdır. İns anlar yaln ız onun ismini bilirler. As lını bilmek uzun sürer.
Hayvanların ölümü bu ş ekildedir. İns anın ölümü is e daha baş kadır. Çünkü
ins anda bu hayvani ruh bulunduğu gibi, daha önceki s atırlarda anlat tığımız
kalb denilen baş ka bir ruh daha vard ır. Bu ruh, hayvani ruha benzemez.
Çünkü o s af hav a, s ü zülmü ş b uha r, gay et zarif v e temiz bir cis imd ir. İn s an
ruhu is e cis im değildir. Çünkü bölünmez. Yüce Allah onda tanınır ve
bilinir. Yüce Allah bir ve bölünmediği gibi, O'nun bilindiği yerinde
bölünememes i gerekir. O halde, bu bilgi, bölünebilen bir yerde meydana
gelemez. Aks ine ancak bölünemiyen tek bir ş eyde olur.
Yukarıda verdiğimiz örneği ele alırs ak, fit il, yürek gibi, kandilin alevi
hayvani ruh gibi, kandilin ış ığı da ins an ruhu gibidir. Kandilin ış ığı
kandilden daha zarif, daha ince olduğu ve bir ş eye benzet ilemediği gibi
ins anın ruhu da, hayvani ruha oranlar daha zarif ve bir ş eye benzetilemez.
As lında bu benzetme, s adece güzellik ve zerafet bakımından doğru olabilir.
Fakat baş ka ş ekillerde doğru değildir. Çünkü kandilin ış ığı kandile tabidir,
as ıl olan kandildir. Halbuki as ıl olan ins ani ruhtur, hayvani ruha bir ş ey
olamaz.
O halde hayvani ruh, bir bakımdan ins an ruhunun binek hayvanı, bir
bakımdan da bir alet gibidir. Hayvani ruhun yapıs ı bozulurs a, vücut ölür.
İns an ruhu is e olduğu gibi fakat alets iz ve merkeps iz kalır. Binek
hayvanının ölümü ve alet in yok olmas ı, binicis inin de yok olmas ına s ebep
olmaz. Yaln ızca alets iz kalır o kadar.
Bu alet , Yüce Allah 'ın bilgi ve s evgis ini anlamak, elde etmek için
kendis ine verilir. Eğer gayes ine kavuş urs a, aletin yok olmas ı daha iyidir.
Çünkü gayeye kavuş tuktan sonra, alet kendis ine yük olur. Peygamberimiz
(S.A.S.): "Ölüm mü'mine hediye ve armağandır" sözü, av için tuzak kuran
ve tuzağın yükünü çeken içindir. Avını ele geçirdikten s onra tuzağın yok
olmas ı onun için büyük kazançtır. Allah gös termes in, eğer bu tuzak avı
elde etmeden önce çalış amaz duruma gelirs e, ayrılık acıs ının ve felaketin
sonu gelmez. Bu acı ve felaket in baş langıcı kabir azabıdır. Yüce Allah bizi
ondan korusun .

3. KISIM: İNSANIN BENLİĞİ VÜCUTLA DEĞİLDİR

Eli veya ayağı felç olan, hareket edemeyen biris inin özü benliği yerli
yerindedir. Çünkü o el ve ayağın alet i değil, el ve ayak onun alet idir. O
s adece bunları kullanandır. Benliğin as lı el ve ayağın olmadığı gibi s ırt ın,
karn ın, baş ın ve vücudun da değildir. Heps i de felç ols a, çalışmaz hale
gels e, yine de benliğe hiçbir ş ey olmamas ı mümkündür.
Ölümün anlamı bütün vücudun felce uğramas ı, çalış amaz hale gelmes idir.
Elin felç olmas ının anlamı, benliğe itaat etmemes idir. İtaat edebilmes i için
güce s ahip olmas ı gerekir. Bu güç de hayvani ruh lambas ında ele ulaş ın bir
ış ıkt ır. Hayvani ruhun geçiş yolları olan damarlarda bir t ıkanıklık meydana
gels e, güç, canlılık ondan sonraki organa gidemiyeceğinden, o organ art ık
itaat etmez. İns anın is tediği gibi söz geçirebildiği vücudun diğer yerleri de,
bu hayvani ruh aracılığıyla itaat eder. Demek ki vücudun yapıs ı bozulup,
itaat edemez duruma gelmes ine ölüm denir. Ölümle, her ne kadar vücudun
itaatı diye bir ş ey kalmas a da, benlik öz yine yerli yerindedir.
O halde benliğin as lı, nas ıl vücut olabilir? Herkes bilir ki, erginlik yaş ında
vücuttaki hücreler, çocukluk zamanındaki hücreler değildir. Onların tümü
zamanla ölmüş , yerine alın an gıdalar yardımıy la yenileri gelmiş t ir. Öyleys e
vücut hep aynı kalmıyor, devamlı değiş ikliğe uğruyor. Halbuki öz hep aynı
kalır. Bu nedenle özün, benliğin varlığı, vücutla değildir. Vücut yok ols a
bile öz benlik, yine de yanar.
İns anın özü, as ıl yapıs ı da iki kıs ımdır: Biri, vücutla beraber olandır. Bu
maddi varlıkt ır. Açlık, sus uzluk his s eder, yemeden-içmeden yaş ayamaz. Bu
birin kısım, ölümle yok olur. İkincis i is e vücudun araya girmediği, Yüce
Allah 'ı bilmek, cemalini tanımak ve bu ş ekilde arzulanan ş eye kavuşmak
gibi ş eylerdir. Bu, ins anın as lına ait bir özellikt ir ve devamlı onunla kalır.
Ayet -i celilede: "Sonsuza kadar devam edecek iyilikler" Kehf: 46 denilen
budur. Eğer bunun karş ıtı Yüce Allah'ı bilmemek is e, bu da as lın s ıfatı olup
yine devamlı onunla kalır. O, ruhun körlüğü, tanımamazlığın, küfrün
tohumudur.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Kim bu dünyada (hakkı görmeyecek kadar) kör olurs a, artık o, öbür
dünyada da kördür ve yolunu ş aş ırmış olur."
İSRA SURESİ, Ayet : 72
Bu iki ruh aras ındaki fark ve iliş ki bilinmeyince, ölümün as lı hiçbir zaman
anlaş ılamaz.

4. KISIM: İNSANİ RUHUN DENGESİNİ KORUMAK

Hayvani ruh, bayağı yaradılmış lardan olup, görünmeyen buhar gibi
cis imlerin zarif ve güzel karış ımlarından meydana gelmiş t ir. Bu karış ım ş u
dört cis imden olu şmuş tur: Kan, balgam, s afra ve lenf. Bu dört cismin as lı
su, toprak, ateş ve havadır. Yaradılış taki uyumluluk veya uygunsuzluk
s ıcaklık, soğukluk, nemlilik ve kuruluk miktarlarının değiş ik olmas ından
ileri gelir.
Tıp ilminin amacı, ins ani ruhun alet i ve taş ıyıcıs ı olan hayvani ruhtaki bu
dört cismin denges ini s ağlamakt ır. İns ani ruha herhangi bir ş ey yapılamaz.
Çünkü ins ani ruh bu âlemden değildir. O yüks ek âlemden, meleklik
cevherindendir. O, bu âleme kendis indeki akılları ş aş ırt ıcı durumların
görülmes i için inmiş t ir. Fakat onun as ıl bulunduğu yerden ayrılarak bu
dünyaya gurbete gelmes i, Yüce Allah'tan gıdas ını almak içindir. Bu
husus t a,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Hepiniz oradan dünyaya ç ıkın. Ama benden s ize doğru bir yol gös tericis i
geldiğinde biliniz ki, o kılavuzun izinden gidenlere as la korku ve fena
yoktur."
BAKARA SURESİ, Ayet: 38
Yüce Allah Kur'an da meleklere buyuruyor ki:
"Ben çamurdan bir ins an (âdemi) yaratacağım. Onu tamamladığım ve kendi
ruhumdan üflediğim zaman derhal s ecdeye kapanın."
SAD SURESİ, Ayet : 71 ile 73
Bu ayet , ayrı ayrı iki ruh âleminin olduğunu belirt ir:
a) Bu ruhlardan biris ini çamura verip çamura canlılık kazandırd ı. Çamur ile
ruhun birleş iminden meydana gelen bu yapıyı mutedil bir varlık haline
getirdi. Nitekim Yüce Allah Kur'an-ı Kerim de: "Onun yaradılış ını
tamamladım" ayeti celiles iyle bunu dile get irmektedir.
b) Ard ından "tarafımdan ona husus i bir ruh verdim" ayet i celiles iyle, onu
kendis ine alakalı kıld ığını belirtir. Buna bir ins anın, kolay ateş alabilmes i
için bir bezi parça parça yaparak, sonra ateş in yanına get irip alevlenmes i
için üflemes ini örnek gös terebiliriz.
Hayvani ruhun bir denges i, uyumluluğu vardır. Doktorun onu has ta ve
yok olmaktan korumas ı için, bu dengeyi meydana get iren s ebepleri bilmes i
gerekir. Kalbin as ıl varlığı olan yüks ek ins ani ruhun da denges i ve
uyumluluğu vardır. Şeriat taki ahlak ve ş ehevi duyguları körelterek nefs i
terbiye etme ilmi, ins ani ruhtaki bu dengeyi, uyumluluğu korur. Daha sonra
anlatacağımız, İs lamın ş art ları konusunda ins ani ruhun s ağlığının bunlar
olduğunu geniş çe izah edeceğiz.
İns anın kendis ini bilmeden Yüce Allah'ı bilemiyeceği gibi, iki ruhun as lını
bilmeyince ahireti gerçeğe aykırı olarak bilmes i de mümkün değildir. O
halde kendini tanımak, Yüce Allah'ı ve ahiret i tanımanın anahtarıdır. Dinin
ana temeli Yüce Allah'a ve ahiret gününe inanmak olduğu için bu konuyu
öne ald ık.
Ancak ruhun özelliklerindin birini burada anlatmadık. Ondan bahs etmek
yas aklanmış t ır. Zira halkın anlayış ı bunu kavrıyamaz. As lında Yüce Allah'ı
ve ahiret i kes in olarak bilmek, ruhun bu özelliğini tam olarak bilmeye
bağlıdır. Fakat her ins an bunu, nefs ini kontrol alt ına alarak ve Allah
yolunda arzu ile çalış arak kendi gayret i ile öğrenebilir. Baş kas ından
dinlemekle anlaş ılama z.
Birçok kims e Yüce Allah'ın bu özelliğini baş kas ından dinlemiş fakat
inanmamış , inkara yeltenmiş , "Bu mümkün değildir" demiş t ir. Bu, Yüce
Allah 'ı eks iklerden uzak tutmak değil, inkard ır. Yüce Allah'ın bu s ıfatı,
ins anlar duyunca inkar ederler diye ayet ve hadis lerde açıkça belirt ilmiş t ir.
Yüce Allah peygamberlere buyurmuş tur ki:
" İns anlara akıllarının alacağı ş ekilde anlatınız."
"Bizim s ıfat larımızdan, ins anların anlayamıyacakları bir ş ey söyleme. Sonra
inkar ederler, zarara uğrarlar. (Ancak) anlayacakları kadarını söyleyin."

5. KISIM: HAŞRIN, NEŞRİN, BA'SIN ve İADENİN (AHİRETTE RUHUN
TEKRAR VÜCUDLA BİRLEŞEREK DİRİLMES İNİN) ANLAMI

Buraya kadar, ruhun as lının vücut ile değil, kendi varlığı ile durduğunu
anlat t ık. Kendi özünün ve sıfat larının varlığını yaş atmas ında vücuda
ihtiyacı olmadığı anlaş ıld ı. Ölümün anlamı, onun yok olmas ı değil,
vücuttaki tas arrufunun sona ermes idir. Haş rın, neş rin, ba's ın ve iadenin
anlamı, onu yok et t ikten sonra tekrar yaratmak değildir. Bunun anlamı, ilk
önce dünyada olduğu gibi, ikinci defa da ona, kullanabileceği yeni bir
kalıp verirler demektir. İkinci defaki yaradılış veya kalıba karışma,
birincis inden daha kolay olur. Çünkü ilk yaradılış ta hem vücut , hem de ruh
yaratıld ı. İkinci defada is e, ruh yerli yerindedir. Hat ta vücudun bir kısmı da
mevcut tur. Bunları bir araya get irmek is e, yaratmaktan daha kolaydır.
Gerçekler bunu gös teriyor. Bazit yapılı ins anın, Yüce Allah 'ın işini
anlamas ı mümkün değildir. Zira hiç yoktan var etmek gibi güç bir işi
yapabilen için yanını bir daha yapabilmek kolaydır.
İade etmek demek, es kiden s ahip olduğu vücudun yine aynen kendis ine
iade edilmes i demek değildir. Çünkü vücut ruhun bineğidir. Eğer kendis ine
daha iyis i verilirs e, ona da biner.

SuFi
07-03-2009, 12:14
6. KISIM: BU DÜNYADA CENNET VE CEHENNEM GÖRÜLEBİLİR Mİ?

SORU: Siz ruhun ölmediğini, s adece vücut tan ayrıld ığını söylüyorsunuz.
Oys a bazıları ruhun ölümle yok olduğunu, sonradan tekrar yaratıld ığını
ileri sürerler. Ne ders iniz?
CEVAP: Ruhun öldüğünü ileri sürenler kes kin görüş ten yoksundurlar. Zira
ayet ve hadis ler, ölümden sonra ruhun yerinde kald ığını kes in olarak
belirtmiş lerdir.
Ölümden sonra iki çeş it ruh vard ır.
a) Kötülerin (Kâfirlerin) ruhları,
b) İyilerin ruhları.
İyilerin ruhları hakkında,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Allah yolunda öldürülenleri ölü s anmayın. Onlar diridirler, Rablarının
yanında rızıklarını alır ve Allah'ın onlara verdiği nimet lere s evinirler."
ALİ İMRAN SURESİ, Ayet : 169-170
Peygamberimiz, Bedir s avaş ında ölen Kâfirlerin ruhlarına hitap et t i. As hab
onların ölmüş olduklarını söyleyince,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Muhammed'in nefs ini kudret elinde bulunduran, Allah'a yemin ederim ki,
onlar sözlerimi s izden daha iyi iş it irler. Fakat cevap veremezler."
Ölüler hakkında söylenenleri araş t ıranlar, ş eriat ta ruhların ölümünün
sözkonusu olmadığını, ancak ölümle sıfatının veya yerinin değiş eceğini
bilirler.
O halde ölümle, ruhtan ve onun bilicilik gibi s ıfatlarının özelliklerinden bir
ş ey eks ilmiyor. Fakat beyin ve organların ürünü olan his , hareket ve hayal,
ölünce yok olur. İns an buradan yaln ız olarak gitt iği gibi orada da yaln ız
kalır. At öldüğünde binicis inde bir değiş iklik olmaz. Eğer dokumacı is e
yine dokumacı olarak kalır, âlim olmaz. Fakat atı öldüğünde uyukluyors a
gözlerini açar. Yaya olarak yürümeğe baş lar. Vücut ta ruhun binek
hayvanıdır. Binek hayvanı öldüğünde ruhta bir değişme olmaz. Sadece
gözleri kapalı is e açılır, gerçeklerin farkına varır.
Bu yüzden tas avvuf yolunun baş langıcında olduğu gibi kendinden ve
duygularından kopup, as lına inerek Yüce Allah'ı devamlı olarak ananlara,
ahiret in çeş it li durumları görünür, onu zevkle s eyrederler. Bu sırada
onların durumu ölülerinkine yakın olur. Zira hayvani duyguları normal
yaradılış ından bir ş ey kaybetmediği halde kendini unutmuş , kendi kendine
karş ı durgunluk, his s izlik meydana gelmiş , böylece gerçek varlığına
dönmes i s ebebiyle, onlardan ilgis ini kes miş t ir.
Öyle is e diğer ins anların ancak öldükten s onra görebildiklerini, bu
kims eler, bu halleriyle daha dünyada iken görürler. Sonradan kendilerine
gelip his ler âlemine dönünce, çoğunlukla gördüklerini unuturlar. Fakat
yine de bir iz, bir örnek kalır: Eğer cennet gös terilmiş s e kendis inde onun
huzuru, rahatı, s evinç ve mut lulu ğu kalır. Eğer cehennemi gös termiş lerde,
kendis inde onun acı ve mutsuzluğu kalır. Eğer hafızas ında gördükleri
hakkında bir ş ey kalmış s a, nas ıl olduklarını anlatır. Fakat hayal hazines i,
anlatmak is tediğini, hatırında kolayca kalabilen bir ş eye benzetir. Ondan
öylece bahs eder. Peygamberimiz namazda elini kald ırıp şöyle buyurdu:
"Cennet üzümlerinden bir s alkımı bana arzet tiler. Onu bu dünyaya
getirmek is tedim."
Bahis konus u olan üzüm s alkımın ın bu dünyaya get irilebileceği
s anılmas ın. Belki de böyle bir ş ey imkans ızdır. Eğer mümkün ols aydı
ge tirir. Ancak ona kalb g özün ün g örebileceğ i b ir ş ekild e gö s terilmiş t ir.
Bunun imkans ız olduğunun as lımı bilmek çok uzun sürer. Her kes in
öğrenmes i de gereks izdir.
Âlimlerin bu husus taki görüş leri aras ında fark vard ır. Bir kısmı "Üzüm
s alkımının nas ıl olduğunu Peygamberden baş ka kims e bilmez ve ondan
baş kas ı da görmedi" der. Bir kısmı da "Peygamber namaz içinde hiç elini
oynatmadı" der. Yapılacak çok az bir hareket, namazı bozmaz denmes inin
s ebebi bundandır. İkinci s ınıf âlim bu hareket in gerçek anlamını çok merak
eder. Daha önceki ve sonrakilerin ilmi budur zannederler. Bu durumu bilen,
fakat bununla yet inmeyip baş ka ş eyle meşgul olan, bu ş eyleri onlara
Cebrail söyler diyen, gerçeklerden ve ş eriat ilminden uzaklaşmış t ır.
Demek is t iyorumki, Peygamberimiz cennet ten haber verme-s i, taklid veya
Cebrail(A.S.)'den iş itme yoluyla olduğu s anılmas ın, Cebrail(A..S.)'dan
dinlemekle, kendi girip görmek aras ında fark vard ır. Cebrail(A.S.) s adece
anlatır veya bildirir. Halbuki Peygamberimiz cennet i gördü. Cennet bu
dünyadan tamamen görülemez. Onun için Peygamberimiz bu dünyadan
çekilip o âleme git t i. Bir nevi miraca çıkt ı. Cennet i görüp döndü.
Dünyadan çekilmek, kaybolmak iki ş ekilde olur:
Biri, hayvani ruhun ölmes iyle; diğeri, hayvani ruhun kendinden geçiş ,
uyuşmas ıyle.
Bu dünyada, his ve duygular ile cennet görülemez. Yedi kat yerin ve
göğün ceviz kabuğuna s ığmamas ı gibi, cennet ten ufak bir parça bile bu
dünyaya s ığamaz. Kulağın gök ve yer ş ekillerini anlamas ının, gözün
görmes inden farklı olmas ı gibi, bu dünyadaki bütün duygular, cennetin
lezzet lerini anlamaktan uzakt ırlar. O âlemin duyguları daha baş kadır.


7. KISIM: MEZARDAKİ AZABIN (İŞKENCENİN) ANLAMI

Sıra, kabir azabını anlatmağa geldi. Kabir azabı iki kıs ımdır: Biri ruhani,
diğeri de cismanidir. Cismani olanı herkes bilir. Ruhani olanı is e kendini,
as lını bilenden baş kas ı bilemez. Ruhun as lını bilmek, kendi as ıl varlığı ile
var olduğunu, vücudun s adece bu varlığı ayakta tutacak bir kalıp
olduğunu, as ıl varlığının ölümden sonra da mevcut olacağını bilmekt ir.
Ölüm de s adece gözün, elin, ayağın, kulağın ve bütün his lerin yok olmas ı,
his lerin yok olmas ıyla da, eş, evlat , mal, mülk, ev, hizmetçi, akraba,
yakınlar, hat ta yer, gök ve his le anlaş ılan bütün ş eylerin kendis inden
alınmas ıdır. Ruhunun as lının bilen, bunları bilir.
Eğer bu ş eyleri s eviyors a, varlığını bunlara vermiş s e, ayrılırken tabii
olarak çok üzülür, işkence çeker. Eğer bunlardan vazgeçmiş ve dünyada
iken hiç biris ine tutulmamış is e hat ta ölümü arzular bir durumdays a, ölümle
rahata kavuşur. Dünyada iken Yüce Allah'ı s evmiş onu devamlı olarak
anmayı kendis ine alış kanlık edinmiş dünya ile uğraşmayı gereks iz bulup,
bütün varlığıyla kendini O'na adamış is e öldüğünde, aradaki üzücü ve
düşündürücü ş eylerden kurtularak s evdiğine kavuşur. Böylece mutlu ve
bahtiyar olur.
Kendi as lını tanıdığı ve ölümden s onra da var olacağını bildiği halde,
bü tün arzu ve s ev gis in i dü nyaya bağ lıyan b iris inin ölünc e, s ev diklerin den
ayrıld ığı için acı ve üzüntü duyacağı şüphes izdir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Dünyalık neyi s evers en s ev, muhakkak ki ondan ayrılacaks ın."
Allah'tan baş kas ını s evmeyen, dünyayı ve içindekilerini düşman bilen,
dünyadan ancak kendi azığını alan bir kims enin, ölünce sıkıntıdan
kurtulup, rahata kavuş acağı da yine şüphes izdir. Bu iki durumu düşünüp
anlayan bir kims enin, kabir azabının varlığı ve bu azabın Allah yolunda
gidenlere olmayacağı hakkında şüphes i kalmaz. Dünya herkes in geçici
olarak konakladığı bir evdir, fakat inanan için ayrı, inanmayan için ayrı
değerdedir. Bu husus t a,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Dünya müminlerin zindanı, Kâfirlerin cennet idir."


8. KISIM: KABİR AZABININ ASLI VE DERECELERİ

Kabir azabının as lı, dünya s evgis idir. Fakat ş iddet dereces i ayrıdır. Azlığı,
çoklu ğu dünya s evgis ine göre değiş ir. Dünyayı çok s even çok, az s even az
azap görür. Demek ki azap, kalbin dünyaya bağlanmas ının s evmes inin
sonucudur. Yoks a mal, mülk, hizmetçi, hayvan, mevki, büyüklük ve bütün
dünya nimet lerine s ahip olmas ı, kalbin bunların tümüne bağlı olmas ı
ş eklinde değil.
Örneğin bu dünyada biris ine bir atının çalındığını s öyles e, on atının
çalınmas ından daha az üzülür. Eğer bütün malını als alar, malının yarıs ının
alınmas ından daha fazla üzülür ve ıs tırap çeker. Bütün malının alınmas ına
da, eşinin ve çocuklarının götürülüp yaln ız baş ına kalmas ından daha az
üzülür. Ölüm de, malının, eşinin, evladının, dünyada s ahip olduğu her
ş eyin kendis inden alınmas ı, yaln ız baş ına b ırakılmas ıdır.
O halde, herkes in cezas ı, dünyaya olan s evgis i ve ondan ayrı b ırakılmas ı
miktarıncadır.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Bu ş iddet li azap onlara, dünya hayatını ahiret ten üs tün tutup s evmeleri
s ebebiyledir."
NAHL SURESİ, Ayet : 107
Ayet i celiled e de belirtildiği gibi, dü nya n imet lerin i s evimli g ören, on lara
bağlanan kims elerin azapları çok ş iddet li olur.
Peygamber efendimiz as haba sordu:
"Muhakkak ki ona dar bir geçim vardı" TAHA: 124 ayet i kerimes inin
anlamı nedir bilir mis iniz?
Ashab-ı Kiram: "Allah ve Res ulü daha iyi bilir." dediler.
Peygamberimiz (S.A.S.) buyurdu ki:
"Kâfirin işkences i mezardadır, doks an dokuz ejderhayı ona mus allat
ederler. Ejderhanın ne olduğunu bilir mis iniz? Ejderha büyük, kocaman
yılandır. Her yılanın dokuz baş ı vardır. Onu sokarlar, yalarlar ve üzerine
üflerler. Bu durum kıyamete kadar devam eder."
Sağgörü s ahipleri bu ejderhaları, ruh gözüyle görürler. Bazı akıls ızlar: "Biz
mezarlara bakt ık, bunlardan hiçbirini görmedik. Eğer mezarlarda böyle bir
ş ey ols aydı, gözlerimiz kes kindir, biz de görürdük" derler. Ejderha, ölenin
ruhundadır. Onun ruhundan çıkmaz ki, baş kaları görebils in. Hat ta ölümden
önce bu ejderha onların içindeydi, fakat bundan habers izdirler,
bilmiyorlard ı. Çünkü ejderha onların sıfat larından meydana gelmiş t ir.
Baş larının s ayıs ı da kötü ahlaklarının miktarları kadardır. Ayrıca dünya
s evgis inden dolayı meydana gelen kin, şöhret hayranlığı ve bunun gibi
kötülükler s ayıs ınca kendis inde baş lar meydana gelir. Bu ejderhanın nas ıl
olduğu ve ne kadar çok banının bulunduğu, gerçek görüş lülüğün
aydınlığıyla anlaş ılabilir. Sayıları da ancak peygamberlik ış ığıyla bilinebilir.
Çünkü peygamberler kötü ahlakların s ayıs ını bilirler, biz bilemeyiz.
Öyleys e ejderha, Allah ve Resulünü inkar edenlerin ruhlarının içine
yerleş miş t ir ve görünmez. Bu küfrü Allah ve Res ulünü bilmediğinden değil,
belki bütün s evgis ini dünyaya verdiği içindir. Bu husus t a,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Bu ş iddetli azap onlara, dünya hayatını, ahiret ten üs tün tutup
s evmelerinden dolayıdır."
NAHL SURESİ, Ayet : 107
Yine Yüce Allah buyuruyor ki:
"Kâfir olanlara, ateş e sunuldukları gün şöyle denir: Dünya hayatınızda
bütün zevklerinizi yaş ayıp bit irdiniz ve yaln ız dünyadan faydalandınız."
AHKAF SURESİ, Ayet : 20
Eğer ejderha onun dış ında ols aydı daha kolay olurdu. Zira ondan
ayrılabilirdi. Fakat ruhuna yerle ş miş olduğundan ve as ıl kendi sıfatı
bulunduğundan ondan nas ıl kaçabilir?
Biris in in cariy es ini s at t ıktan s onra o na aş ık olmas ı g ib i ruh ta bulun an ve
onu sokan ejderha da, ona aş ıktır. Kalbte gizlidir ve bugüne kadar acıs ını
da his s etmemiş t ir. İns anın ölümden önce kalbinde bulunan doks an dokuz
ejderhadan acı duymamas ı, onlardan haberi olmadığı içindir. Aş ık
maşukuyla olunca mutluluk duyar, ayrıld ığı zaman da üzülür. Çünkü aş k ve
s evgi olayınca ayrılma halinde üzüntü de olmaz. Bunun gibi, dünyada iken
rahata s ebep olan dünya s evgis i ve a ş kı, ayrılıkta azaba s ebep olur. Mevki
s evgis i ejderha gibi, mal s evgis i y ılan gibi, s aray ve ev s evgis i akrep gibi
ve benzerleri nice s evgiler ins an kalbini sokar ve kemirirler.
Cariyenin aş ığı, ondan ayrılmanın verdiği dert ten kurtulmak için kendini
suya, ateş e atmak is ter veya bir akrebin kendis ini s okmas ını diler. İns an da
kabirde azap çekerken, dünyada bildiği akrep ve yılanın kendis ini
incitmes ini, ızd ırap vermes ini is ter. Zira bu acılar vücuda olmakta ve
dış ardan gelmektedir. Ruhtaki ejderha is e ruhun içinde olup, gözle
görülmez.
Demek ki herkes azabının s ebebini dünyadan, kalbleriyle götürmektedir.
Bunun için,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bu ceza, (dünyada) yaptıklarınızın s ize iades inden baş ka bir ş ey değildir."
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Eğer kes in bir bilgi ile bils eydiniz, elbet te cehennemi görürdünüz."
TEKASÜR SURESİ, Ayet : 5 - 7
Yine Yüce Allah buyuruyor ki:
"Cehennem Kâfirleri elbet te kuş atıcı, içine alıcıdır."
TEVBE SURESİ, Ayet: 39
ANKEBÛT SURESİ, Ayet: 54
Dikkat edilirs e cehennem, onları kuş atıcıdır, onlarla beraberdir,
buyruluyor, onları kuş atacakt ır, buyrulmuyor.


9. KISIM: MEZARDAKİ EJDERHALAR GÖZLE GÖRÜLMEZ

"Şeriatın açık hükümlerine göre mezardaki ejderhalar normal gözlerle
gö rülebilir. Oys a ruh un içindeki ejderh ala r, gö rü lü r c in s ten değ ildir" diye
iddiada bulunanlara deriz ki, bu ejderhalar görülebilir. Ama ancak ölüler
görür. Bu dünyada olanlar göremez. Çünkü o âleme mahsus ş eyler, bu
dünya gözü ile görülemez.
Bu ejderhalar, dünyada bulundukları ş ekilleriyle, ölüye görünürler
yaş ayanlar göremezler. Buna, uyuyan bir kims enin, uykusunda kendis ini
yılan soktuğunu gördüğü halde, yanında oturanın bunu görmemes ini örnek
gös terebiliriz. Bu yılan uyuyan için vard ır ve acıs ını o his s etmektedir.
Uyanık olan kims e için is e yoktur. Uyanık olanın bu yılanı görmemes i,
diğerinin acıs ından bir ş ey azaltmaz.
Bir kims enin uykusunda kendis ini yılan soktuğunu görmes i, bir
düşmanından sıkıntı göreceğine işaret t ir. Rüyada görülen yılanın verdiği
acı ve s ıkıntı ruha dolmakta ve kalbe gelmektedir. Fakat bu dünyada bir
ş eye benzet ilmek is tendiğinden yılan olur. Düşmanı kendis ine üs tün
gelirs e "zaten bunun rüyas ını görmüş tüm" der. Sonra da, " keş ke beni y ılan
soks aydı da, bu düşmanım arzusuna kavuşmas aydı" diye söylenir. Çünkü
kalbinde duyduğu bu üzüntü yılanın vücuduna verdiğinkinden daha fazla
gelmektedir. O halde, böyle bir y ılan yoktur, onu ıs ıran s adece bir hayaldir
demek büyük bir hatadır. Bilakis o y ılan mevcut tur.
Mevcudunun manas ı "bulunan" yokun manas ı da "bulunmayan" demekt ir.
Rüyada görülen herş ey, baş kas ı tarafından her ne kadar fark edilmes e bile,
gören için vard ır. Birinin göremedikleri, baş kaları için var ols a bile onun
için bulunmayan bir ş eydir. Azap ve azabın s ebebi de ölüye ve uyuyana
olmaktadır. Ölmeyenler veya uyanık olanlar görmes eler bile. Bunu gören
için neden noks anlık olsun?
Yaln ız ölü ile uyuyan aras ında fark vardır: uyuyan çabuk uyanıp bu
azaptan kurtulabiliyor. Bunun için o iş kenceye, hayali diyorlar. Fakat ölü,
devamlı olarak azapta kalır. Çünkü ölümün sonu yoktur. Bu dünyada his
olunanlar da onunla kalıyor.
Kur'an-ı Kerimde ve ş eriatta bu yılan akrep ve ejderhaların kabirde
bulunduğu söylenmiyor ki, herkes onları gözleriyle görs ün ve görülen
ş eyler lis tes ine girs in. Ama uyuduğu için bu dünyadan uzaklaş anlara, bu
ölünün durumu gös terilirs e, onu yılan ve akrepler aras ında görürler. Çünkü
diğer ins anlara uykuda verilenler, bunlara uyanıkken verilir. Onların bu
dünya ile meşgul olmaları, öbür dünyanın iş lerini görmelerine engel olmaz.
Bazıları, mezara bakt ıklarında bir ş ey görmedikleri için kabir azabını inkar
edenler. Onun içi bu konuyu böyle geniş çe izah et t ik. Onların kabir azabını
inkar etmeleri, öbür dünyanın iş lerini anlamamalarından ileri gelir.


10. KISIM: KABİR AZABI HERKES İÇİN YOKTUR

SORU: Eğer kabir azabının s ebebi dünyaya bağlanmak is e bundan hiç
kims e kurtulamaz. Çünkü kadın, evlat , mal ve yüks ek bir mevkiyi herkes
s ever. O halde herkes kabir azabını çekecek, bundan hiç kims e
kurtulamayacak mıdır?
CEVAP: Durum bu ş ekilde değildir. Öyle ins anlar vard ır ki, dünyadan
va zgeçmiş , on dan hiçbir zevk ve rah at alma z olmu ş lardır. Dün ya malın ı
önems emeyen birçok fakir Müs lüman böyledir. Zenginlere gelince, onlar da
ikiye ayrılırlar: Bir kısmı bu dünyayı s ever ama Yüce Allah'ı ondan da çok
s everler. Böyleleri için de kabir azabı yoktur. Bu durumda olanları şöyle bir
örnekle açıklayalım.
Biris inin evi ve villas ı vardır, bunları s eviyor da. Fakat önderliği,
s altanatı, s arayı ve çift liği daha çok s eviyor. Eğer padiş ahın emri ile ona
bir ş ehrin valiliği verils e, o vazifeyi yapmak için s evdiği evinden veya
ş ehrinden ayrılmakla hiç üzülmez. Çünkü tutkunluk dereces inde olan valilik
s evgis i, evin ve ş ehrin s evgis ini s iler, onlardan iz bile b ırakmaz.
Burda olduğu gibi, Peygamber, evliya ve zahidlerin kalbi, kadına, evlada,
ş ehire veya vatana yakınlık duys a bile, Allah s evgis i ve ona yakın
olmas ının verdiği zevk diğerlerini s iler, yok eder. Bu zevk de ölümle
meydana gelir. O halde böyle kims eler kabir azabına uğramazlar.
Bir kısım zenginler de dünyayı ve içindekileri Allah'tan daha fazla
s everler. Kalbleri dünya ile daha fazla meş gul olur. İş te bunlar azaptan
kurtulamazlar. Bu tür zenginlerin miktarı daha çoktur. Böyleleri için:
Yüce Allah buyuruyor ki:

"Sizden cehenneme uğramayacak ins an kat iyyen yoktur. Bu, Rabbinin
katında kes inleş miş bir hükümdür. Sonra biz, Allah'a karş ı gelmekten
s akınmış olanları kurtaracağız. Kâfirleri is e toptan cehennemde b ırakacağız.
"
MERYEM SURESİ, Ayet : 71-72
Böyle kims elere bir süre azab çekt irilir, kalblerinde birikmiş olan dünya
s evgis ini unuturlar. Kalblerine Allah s evgis i tekrar yerleşmeye baş lar. Bu,
bir s arayı diğerinden, bir ş ehri baş ka ş ehirden, bir kadını baş ka bir
kadından daha çok s even bir kims eye benzer. Böyle biris i çok s evdiğinden
ayırıp, daha az s evdiği diğerine bırakılırs a, bir s üre çok s evdiğinden
ayrıld ığı için üzülür, ama daha sonra unutur. İş te kalbte olan Allah
s evgis inin as lı, uzun zamandan sonra tekrar ortaya çıkar.
Fakat Yüce Allah 'ı hiçbir zaman s evmeyen, devamlı olarak o azapta kalır.
Zira o, daima Allah'tan uzak kalmayı s eviyordu. Onu dünya s evgis inden
hangi bahane kurtarabilir? Kâfirlerin devamlı olarak azapta kalmalarının
s ebeplerinden biris i budur.
Herkes : "Ben Yüce Allah 'ı s everim" veya "Ben Yüce Allah 'ı dünyadan
daha çok s everim" diye iddia eder. Fakat bunun şöyle bir ayarı, terazis i
vard ır: Allah'ın gönderdiği ş eriatın yas akladığı bir ş eyi, kendis i arzulayıp
is tediğinde kalbini Allah'ın emrine doğru meyletmiş , yakla şmış görüyors a,
o Allah'ı dala çok s eviyor demekt ir. İki kims eyi de s even biris i,
s evdiklerinin aras ında bir ihtilaf çıkt ığında, kendis ini daha çok s evdiğinin
tarafında gö rü r ve on u daha ço k s evd iğ in i b unu nla anlar. Bö ylece kalp
Allah 'ın emirleri doğrultus unda hareket etmedikçe, dil ile söylemenin hiçbir
faydas ı yoktur. Çünkü söylenen yalandır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"La ilahe illallah (Allah'tan baş ka ilah yoktur) diyenler, daima kendilerini
Yüce Allah'ın azabından koruyorlar. Bu, dünya iş lerini, din iş lerine tercih
edinceye kadar devam eder. Dünyayı dine tercih edip de, La ilahe illallah
(Allah'tan baş ka ilah yoktur) dedikleri zaman, Yüce Allah onlara: Yalan
söylüyors unuz. Bu iş ten sonra La ilahe illallah demeniz yalan olur, der. "
Buradan bas iret s ahiplerinin kalp gözleriyle, kabir azabından nas ıl
kurtulacağını görmelerini, ins anların çoğunun kurtulamayacağını, fakat
t ıpkı dünyaya bağlılıklarının farklı olmas ı gibi, azablarının süre ve kuvvet
bakımından çok farklı bulunduğunu anlamak mümkündür.

SuFi
07-03-2009, 12:20
11. KISIM: KABİR AZABINDAN KURTULMAYI DENEMENİN YOLU

Kendini beğenmiş ve aldanmış olan bazı akıls ızlar derler ki: "Eğer kabir
azabı vars a, biz onu görmeyeceğiz. Çünkü bizim onunla hiçbir ilgimiz
yoktur. Onun varlığıyla yokluğu bizim için aynıdır."
Bu boş bir iddiadır. Tecrübe etmeyince anlaş ılmaz. Bu iddiada bulunan
biris iz hırs ız bir ş eyini çald ığında yahut kendis i için çok kıymet li olan bir
eşyas ını arkadaş ını verdiğinde, yahut onu s evenler ondan yüz çevirdiği
zaman ya da kendis ini kötüledikleri zaman kalbinde hiçbir ş ey duymaz,
s anki bir baş kas ının malı çalınmış veya bir baş kas ının s evdiği ş ey elinden
çıkmış gibi davranırs a, bu iddias ı doğru olur. O zaman, ben böyleyim
deyip, gururlanabilir. Malı çalınmayana, s evenleri ondan yüz çevirmeyene
dek anlaş ılamaz. Böyle biris i, malı kendis inden uzakla ş t ırmas ı ve
kabullerden kaçınmas ı lazımdır ki kendini denes in ve sonra kendine
güvens in. Birçok ins an eş ve cariyeleri ile hiç ilgileri olmadığını zannedip
boş adıktan s onra ve s at tıktan s onra, kalplerinde bulunan örtülü aş k açığ a
çıkar, deli divane olur.
O halde kabir azabından kurtulmak is teyen, dünya ile zaruret miktarından
fazla ilgilenmemelidir. Dünyayı hela gibi kabul etmeli. İht iyaç duyduğu
kadar onu aramalı ve ondan kurtulmak is temelidir. Demek ki mideye yemek
doldurmak hırs ı, midenin yemeği hazmedeceği kadar olmalıdır. Çünkü her
ikis i de lazımdır. Diğer işlerde bunun gibidir. Kalb dünya s evgis inden,
dünya meşgales inden kurtulmazs a, ibaret lere ve Allah'ı anmaya zaman
bulamaz. Allah 'ı anma alış kanlığını kalbe hakim kılmak gerekir. Böylece bu
s evgi dünya sevgis ini yener. İns an ş eriata uyarak ve Yüce Allah'ın
emirlerini kendi arzu ve heves lerinden üs tün tutarak böyle olduğuna
kendinde delil ve ves ika aramalıdır. Eğer arzu ve is tekleri ona itaat
ediyors a, o zaman kabir azabından kurtulduğuna güvenebilir. Yok eğer
böyle olmazs a, Yüce Allah tarafından affa uğramayınca, vücut kabir
azab ın dan ku rtu lamaz.


12. KISIM: RUHLA İLGİLİ ÜÇ ÇEŞİT CEHENNEM ATEŞİ

Şimdi de ruhani cehennemi anlatalım: Vücut araya girmeden azap yaln ız
ruha olduğu için buna ruhani azap diyoruz. Şu ayet i Kerime bunu
gös teriyor:
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Yüce Allah 'ın tutuş turulmuş ateş idir ki, acıs ı yüreklere kadar çöker ve o
ateş onları kaplar."
HÜMEZE SURESİ, Ayet : 7-8
O kalbi kaplıyan bir ateş t ir. Vücutta ilgili olan ateş e cismani (vücut la
ilgili) denir.
Ruhla ilgili olan cehennemde üç çeş it ateş vardır: Biri, dünyaya ait arzu ve
is teklerden ayrılmanın verdiği ateş . İkincis i pişmanlık duyma, utanma ve
rezil olma ateş i. Üçüncüsü de Yüce Allah'ı görmekten mahrum ve ümits iz
olma ateş idir. Bu üç ateş in üçü de, vücutla değil, ruhla ilgilidir. Bu üç
ateş in s ebeplerini açıklamak gerekir ki, ins anların dünyadan göçerken,
bunları beraberlerinde nas ıl götürdükleri anlaş ıls ın. Biz bunların bas it
benzerlerini dünyadaki örneklerle açıklayacağız.
BİRİNCİ ATEŞ: Dünya arzu ve is teklerinden ayrılmanın verdiği ateş t ir.
Bunun s ebebi, kabir azabı konusunda anlat t ığımız gibi, kalbin yaradılış ına
uygun olarak aş k ve cenneti is temes idir. Sevdiğiyle beraber olmak kalbin
cennet i olunca, s evdiğiyle birlikte bulunmamak ta kalbin cehennemi olur. O
halde, dünyaya aş ık olan, ona bağlanan kims e, dünyada iken cennet tedir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Dünya mü'minin cehennemi, Kâfirin is e cennet idir."
Dünyada cennet te olunca, ondan ayrıld ıkları ahirette de cehennemde
olurlar. Çünkü onu s evdiğinden ayırmış lardır. Demek ki bir ş ey değiş ik iki
durumda hem zevke, hem de üzüntü s ebep oluyor.
Buna dünyadan bir örnek verelim: Yeryüzünde herş eyin kendis ine itaat
et t iği, herş eye hükmeden, devamlı güzel cariyeler, hizmetçiler ve kadınlarla
eğelenen, muhteş em köş klerde oturan, rengarenk çiçeklerle dolu
bahçelerde gezinin bir padiş ah düşünelim. Padiş ah bu zevk ve eğlence
içinde keyif çatarken an id en b ir d üşmanı ge liyo r, o nu y enip kendis ine
hizmetçi yapıyor. Padiş ahı kendi millet inin gözü önünde köpeklere
bakt ırırken, onun yanında eşiyle ve cariyeleriyle eğlenip oynuyor.
Hizmetçilerine emirler yağdırıyor ve hazines inden, padiş ah için çok büyük
değerler taş ıyan kıymetli ş eyleri düşmanlarına dağıt ıyor.
Böyle bir durumda, padiş ahın vücuduna hiçbir iş kence yapılmadığı halde
eş inden, çocuklarından, hükümdarlığından, cariye ve mallarından
ayrılmanın acıs ı kalbine çöker, büyük acılar his s eder. Bu sıkıntı ve
üzüntüden kurtulmak için öldürmeyi veya vücudunun işkencelerle,
dayaklarla yakılmas ını diler.
Bu, anlatmak is tediğimiz ateş in bir örneğidir: İns an dünyada iken ne kadar
çok nimete s ahip olurs a, hükmü ne kadar geniş ve dünyadaki zevkleri ne
kadar çok olurs a onlardan ayrılmanın ateş i de o kadar ş iddetli ve yakıcı
olur. O halde dünyada çok rahat arayanların, çok ş eye kavuş anların
dünyaya bağlılıkları, dünya s evgileri çok fazla olduğu gibi, bunlardan
ayrılırken kalblerini yakan ateş de daha ş iddet li olur. O ş iddet li ateş in
dünyada örneğini gös termek imkans ızdır. Çünkü bu dünyada kalbin çekt iği
ızdıraplar, tam olarak kalbe ve ruha yerleşmez; his ler ve dünya iş leri kalbi
meşgul eder. Meşguliyet de azabın tam olarak yerleşmes ini engelleyen bir
perde gibidir.
Onun için böyle bir kims e, bir işle meşgul olur, dikkat ini ona verirs e, o
ızdırap onda azalır. Eğer bir işle uğraşmazs a, acıyı daha çok duyar. Bu
yüzden üzüntü ve acı s ahibi, uykudan uyanınca acı ve üzüntüsünü
ş iddet le his s eder. Zira uykuda iken ruhu her ş eyden uzaklaşmış , yaln ız
kalmış tır. Yani his lerden arınmış tır. Uyandığında his ler geri gelmeden, ona
ulaş an ilk ş eyin acıs ı çok kuvvet li olmuş tur.
Uykudan güzel bir s es le uyanan, derin bir ş ekilde onun et kis inde kalır.
Çünkü kalb uykudan dolayı his lerden uzaklaşmış , arınmış t ır. Bununla
beraber, uykuda dahi ins an bu dünyada tamamen his lerden uzakla ş amaz.
İns anları his lerden ancak ölüm tamamen kurtarır. İş te o zaman, kalbin
rahatı veya üzüntüsü çok büyük olur. Oradaki ateş in, dünyadaki ateş le bir
benzerliği yoktur. Dünyadaki ateş , o ateş in yetmiş defa suyla y ıkanmış ıdır.
İKİNCİ ATEŞ: Yapılan rezalet lerden utanmanın ve pişmanlık duymanın
ateş idir. Bu ateş i de yine bir örnekle açıklayalım: Bir padiş ahın gayet aş ağı
ve düzenbaz bir kims eyi yanına alıp, memleket in yönet imini ona verdiğini
düşünelim. Onu kendi haremine alıyor, s ırlarını ona açıyor, hazines ini ona
tes lim ediyor ve ona sonsuz bir güven bes liyor. Aşağılık adam, bu
nimet lere kavuşunca padiş ahın emirlerini dinlemez, nankörlük eder.
Padiş ahın hazines ini s orumsuzca harcar, padiş ahın eş ine ve ailes ine ihanet
eder, çeş it li kötülükler yapar. Oys a görünüş te padiş ahın emanet lerini
korumaktadır.
Fakat birgün yine padiş ahın ailes ine kötülük yaparken et rafına bakar ve
padiş ahın bir pencereden kendis ini s eyretmekte olduğunu görür. O anda
anlar ki, padiş ah hergün kendis ini görmüş ve hainliklerinin daha
fazlalaşmas ı için s es çıkarmamış t ır. Tabi bu suçlarından dolayı herkes in
gözü önünde, baş kalarına ibret ols un diye öldürülecekt ir. Böyle bir
du rumda adamın, y apt ığı rezilliklerin den d olayı kalb in deki utanc ı ve
ruhundaki mahcubiyet i düşünün. Vücudunda hiçbir ağrı yoktur. Fakat
mahcubiyet ve utançtan kurtulmak için yerin yedi kat dibine girmeğe
çoktan razıdır.
Bunun gibi ins anlar da dünyada, görünüş bakımından güzel görünen, örf
ve adet lere ters düşmeyen, fakat as lında kötü ve çirkin olan birçok işler
yaparlar. Kıyamet te ona o işlerin as lı gös terildiğinde, rezilliği meydana
çıkar, pişmanlık ve utanma ateş i ile yanar. Örneğin dünyada biris ini
arkas ından çekiş t irmiş s e, kıyamet te kendini, bu dünyada akrabas ının et ini
yerken, kızart ılmış tavuk yediğini, fakat dikkat li bakınca ölmüş kardeş inin
et i olduğunu tanıyan kims e gibi görür. Böyle bir rezalet in büyüklüğünü ve
yapan kims enin kalbinde duyacağı ateş in acıs ını düşünün. İş te arkadan
çekiş t irmenin as lı budur. Kıyamet te meydana çıkacakt ır. Bunun için
rüyas ında ölü et i yediğini s öyleyenin rüyas ı baş kas ının arkas ından
çekiş t irmiş olmakla yorumlanır.
Biris i bir duvara taş ats a, biri gelip ona " s enin at t ığın taş duvardan s enin
evine düş tü ve çocuklarının gözünü kör et t i" des e, adam eve git t iğinde
çocuklarının at t ığı taş la kör olduğunu görünce, kalbinin nas ıl bir ateş le
kavrulacağını, ne güç duruma düş eceğini düşün. Bu dünyada bir
Müs lümanı kıs kanan kims e, kıyamet gününde kıs kançlığının as lını,
kendis ine ş u sözler söyleyen kims e gibi görünür: "Sen birini kıs kanır ona
düşmanlık bes lerdin. Zararı ona değil s ana dokunuyor. Senin dinini yok
ediyor, gözlerinin ış ığı kadar değerli olan ibadet lerin, iyiliklerin onun
defterine geçiyor ve s en iyiliks iz kalıyorsun."
Oys a kıyamet te iyilikler, ins ana bu dünyada çocuklarının gözlerinden daha
çok yarar. Çünkü iyilikler s aadet ve kurtulu şuna s ebep olacak, halbuki
çocukları kıyamet t e s aadetine s ebep olmayacaklardır. Kıyamet te,
görüntüler as lına dönüşüp ruha tabi olduğu zaman, görünen ş eylerin ruha
uygunlu ğu ve uygunsuzluğu anlaş ıld ığında utanmak, çirkinlik ve
mahcubiyet ortaya çıkar.
Uyku, ölüme yakın olduğundan, rüyadaki işler mana ve as lına uygun
ş ekilde olur.
İbni Sirin'in yanına biri gelip: "Rüyamda gördüm ki, elimde bir yüzük
vard ı, kadınların diş ilik organlarını, erkeklerin de ağızlarını
mühürlüyordum" der. İbni Sirin: "Sen ramazan ayında müezzinlik yapıp gün
doğmadan ezan okur muydun?" diye sorar. Adam evet der. Burada adamın
yatıklarını, rüyas ında kendis ine nas ıl gös terildiğine dikkat eden. Zira ezan,
görünüş te bir s es ve hatırlamadır. Ramazan ayındaki anlamı ve as lı is e
yemekten ve cins i birleşmeden alıkoymakt ır. Rüyada kendis ine kıyamete ait
birçok örnekler gös terildiği halde, ins anın dünyanın as lından habers iz
olmas ı ş aş ılacak ş eydir. Bundan dolayı,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kıyamet gününde dünya ins anlara ihtiyar, çirkin bir kadın ş eklinde
gös terilir. Onu görenler: "s enden Allah'a s ığınırız" derler. Onlara: "uğruna
kendinizi mahv ve periş an et t iğiniz dünya iş te budur" denir."
O zaman dünyayı o haliyle görenler öyle mahcup olup, öyle utanırlar ki,
bu mah cubiye t ve u tangaç lıktan ku rtu lmak için a te ş e at ılmak is terler.
Bunu şöyle bir örneğe benzetebiliriz:
Padiş ahın biri oğlunu evlendirir. Oğlan o gece içki içip s arhoş olur. Sonra
zifaf arzusuyla dış arıya çıkıp odas ına gitmek is ter. Fakat yolunu ş aş ırıp
s araydan çıkar. Bir süre yürüdükten sonra penceres inde
Iş ık görünen bir eve ras t lar. Eşinin odas ına geldiğini zanneder. İçeri
girdiğinde ins anların uykuda olduklarını görür. Ne kadar s es lenirs e de
hiçbir cevap alamaz. Uyuduklarını zanneder. Bu s ırada üzerinde yeni bir
örtü bulunan birini görür. Kendi kendine "gelin budur" der ve yanına
uzanır. Üzerinden örtüyü kald ırınca, burnuna güzel bir koku gelir. O zaman
iyice emin olur ve " şüphes iz ki gelin budur, çünkü çok güzel kokuyor" der.
Gece onunla münas ebette bulunur. Dilini ağzına koyduğunda, bir ıs laklık
his s eder. Kendis ine gülsuyu s erpildiğini ve eşi tarafından yakınlık
gös terildiğini zanneder.
Sabah olup kendis ine gelince et rafına bakınır ve oranın putperes t lerin
mezarlığı olduğunu görür. Uyuduklarını zannet t iği kims eler, ölülerdir.
Üs tünde yeni bir örtü bulduğu ve gelin zannet t iği is e yeni ölmüş ihtiyar
çirkin bir kadındır. Burnuna gelen güzel koku, öldüğü zaman kadının
vücuduna s ürülen kokudur. Dili ile his s et t iği ıs laklık is e, onun pis liğidir.
Ölüden uzaklaş ıp kendine bakınca, bütün vücudunun baş tan aş ağı pis lik
içinde olduğunu görür. Ağzında ve boğazında ölünün ağız suyunun
acılığını ve pis liğini görür. Oğlan, bu rezalet , mahcubiyet ve pis lik içine
gömülmüş halinden utanır ve bir an evvel ölmek is ter. Aynı zamanda
babas ı veya as kerleri tarafından görülmek korkusuyla tiril t iril t it rer. O, bu
düşünceler içinde iken kendis ini aramaya çıkan padiş ah ve kumandanları
tarafından bu pis lik ve çirkinlik içinde yakalanır. O bu alçaklık ve
rezillikten kurtulmak için tekrar yerin dibine geçmeyi is ter.
İş te dünyayı s evenler de, kıyamette dünyanın zevk ve heves lerini bu
ş ekilde görürler. Şehvet ve arzularının kabarıklığından kalblerinde kalan
izler, o kims enin boğazında, dilinde ve vücudunda kalan pis lik ve acılıklar
gibidir. Hat ta ondan da kötüdür. Zira öbür dünyadaki işleri olduğu gibi
anlatmak mümkün değildir. Bu örnek ancak, ruh ve kalbe ait olan utanma ve
mahcubiyet ateş inden vücudun habers iz olduğunu gös teren bas it bir
örnekt ir.
ÜÇÜNCÜ ATEŞ: Yüce Allah'ı görmekten mahrum kalmanın ve o mutluluğu
ermekten ümits iz olmanın verdiği ateş t ir. Bunun s ebebi, dünyadaki
gerçekleri görememek ve cahillikt ir. Zira böyle biri, Allah 'ı bilme ilmini elde
etmemiş ve kalbini Allah 'ı anarak ve din uğrunda s avaş arak temizlememiş t ir
ki, öldükten sonra Yüce Allah ona görüns ün.
Bunu da şöyle bir örnekle gös terebiliriz:
Bir adamın, karanlık bir gecede, bir gurup ins anla renkleri belli olmayan
çakıl taş larıyla dolu bir yere git t iğini düşünelim. Bütün guruptakiler ona:
"Bu çakıl taş larından taş ıyabileceğin kadar al. Zira biz bunların çok
kıymet li olduklarını duyduk" des eler ve her biris i taş ıyabileceği kadar
als alar, o adam da: "Yarın bunların iş e yarar olup olmadıklarını bilmediğin
için bu ağır yükü kald ırmam ve bu kadar s ıkıntıya katlanmam aptallık olur"
de s e, s ab ahleyin yü klerin i alıp oradan uzaklaş s ala r v e o adam da eli boş
olarak onlarla beraber gits e onları aptal yerine koyup eğlenerek: "Akıllı ve
zeki adam, benim gibi rahat ve hafif gider, aptal olan eş ek gibi yüklenir ve
mümkün olmayan ş eylere açgözlülük eder" des e, fakat ortalık aydınlanıp,
yüklerin cevher ve değerli taş lar olduğu meydana çıkınca, arkadaş ları
"niçin daha fazlas ını almadık" derlerken, o adam bir tane bile ols a
almamakla aldandığından ölecek gibi olur. Değerli taş lara s ahip
olamamanın ateş ini kalbinde kuvvet le his s eder. Arkadaş ları beraberlerinde
getirdikleri taş ları s atıp zengin olur ve yeryüzünde birçok mevkiler elde
ederken, is tedikleri ş eylere s ahip olurken, o adamı aç, çıplak ve s usuz
bırakırlar. Onu hizmet lerinde işçi olarak çalış t ırırlar. Bu nimet lerden biraz
da bana verin dediğinde, onlar: "Sen dün gece bizimle alay etmiyor
muydun? Biz de bugün s eninle alay ederiz" derler. Öbür dünyada da böyle
olur. Nitekim,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Cehennemlikler, cennet tekilere: "Bize biraz su veya Allah'ın s ize verdiği
rızıktan gönderin" diye bağırırlar. Onlar da: "Doğrusu Allah, bunları
Kâfirlere haram et ti" derler."
A'RAF SURESİ, Ayet : 50
Yine Yüce Allah buyuruyor ki:
"Eğer bizimle eğlenirs eniz, biz de s izinle, bu eğlendiğiniz gibi
eğ leneceğiz."
HUD SURESİ, Ayet : 38
Bu anlat t ığımızı cennet nimetlerinin ve Yüce Allah'ı görmenin elden
kaçmas ına örnek gös terebiliriz. Örnekte bahs et t iğimiz cevherler iyi
amellere, o karanlık yer de bu dünyaya benzer. Cevherleri, yani iyi işleri
elde etmeyenler: "İlerdeki şüpheli nimet ler için, neden ş imdi eziyet
çekeyim?" derler. Yarın kıyamet te is e yukarıda ayet te geçt iği gibi, "- (Ne
olur) üzerimize o sudan akıtınız" derler. Nas ıl üzülmez ve has ret
çekmes inler? O gün Yüce Allah'ın çeş it çeş it nimet ve mutlulukları,
dünyada iken Yüce Allah'ı tanıyanlar ve iyi işler de bulunanlara akar.
Dünya nimet lerinin tümü, oradakilerin bir anlığının karş ılığı olamaz. Hatt a
cehennemden en s on çıkanlara verilenler bile, dünyadakilerin on katıdır.
Bu benzetmeler ölçü ve miktarla değil, nimetin ruhu, as lı iledir. O da
lezzet in verdiği mut luluktur. Örn eğin bir cev her için : "Bu o n alt ın eder"
denir. Burada değerlendirme ölçü ve miktar bakımı değil, as ıl değer
it ibariyledir. Bu dünya ile öbür dünyanın nimet lerini karş ılaş t ırmamız da
böyledir.

SuFi
07-03-2009, 12:22
13. KISIM: KUHTA DUYULAN ATEŞ, VÜCUDUN ÇEKTİĞİ ATEŞTEN
DAHA ÇOK ACI VERİR

Yukarıda ruha ait üç çeş it ateş i yazdık. Şimdi bu ateş in, vücut için olan
ateş ten daha ş iddet li olduğun anlatacağız.
Ruha, cana et ki etmedikten sonra vücudun, acılardan haberi olmaz. O
halde vücudun duyduğu acı, cana ulaş ır. Böylece acı artar. İş böyle
olunca, ruhun, canın içinde meydana gelen ateş ve acı, muhakkak ki daha
büyük olur. Bu ateş ruhun kendi içinde olu şur, d ış ardan içeriye gitmez.
Bütün acıların nedeni, yaradılış icabı olarak kendinin zıddı olan bir ş eyin
onu kaplamas ıdır. Vücudun yaradılış olarak icabı; bu bileş imin kendinde
kalmas ı, parçalarının ve hücrelerinin olduğu gibi s ağlam kalmas ıdır.
Vücudun herhangi bir kısmı yara almak suretiyle birbirinden ayrılınca, zıddı
meydana gelir ve acı duyar. Yara bir yeri diğerinden ayırır, aradaki
hücrelere ateş düş er ve birbirinden ayrılırlar. Her hücre ayrı bir acı duyar.
Bunun için yanığın acıs ı çok zor ve ş iddet lidir. Öyle is e, kalpte yaratılış ı
icabı olmas ı gereken ş eyin yerine onun zıddı yerleş ince, ruhta onun acıs ı
daha büyük olur.
Kalbin yaradılış ının icabı Yüce Allah 'ı bilmek ve görmektir. Ona, görmenin
zıddı olan görmemezlik yerle ş irs e, sonsuz acı çeker. Eğer böyle olmas aydı,
kalbler bu dünyada ölmeden evvel has talığa, (Allah'ı tanıyamama
has talığına) düşmezdi. Fakat ins anın eli veya ayağı uyuşup his s izleş t iği
zaman, bu uyuşuk organa bir ateş parças ı değs e, uyuşuklu ğunun yok
olmas ının nedeni o anda anlayamaz. Organ ateş e değince uyanır. Bunun
gibi kalpler de dünyada uyuş uk ve his s iz olur. Bu uyuşukluk ölümle kalkar.
Öldükten sonra ateş bir yolunu bulup, ruhun içinden yüks elir. Bu ateş
baş ka bir yerden gelmez. Ruh onu beraberinde götürmüş , ruhun içindedir.
Fakat kes in bilgi ile bilmediği için dünyada onu görememiş t ir. Orada is e
her ş eyi kes in olarak görebildiği için onun da farkına varır.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Dikkat edin. Şayet kes in bir bilgi ile bilmiş ols aydınız, elbet te cehennemi
görürdünüz."
TEKASÜR SURESİ, Ayet : 5 - 7
Şeriatın, vücudun gireceği cennet ve cehennemi uzun uzadıya
anlatmas ının nedeni, onların herkes tarafından anlaş ılıp bilinmes i mümkün
olduğu içindir. Bu sözümüzün büyüklüğünü anlamayanlar, beğenmeyenler
çoktur. Küçük bir çocuğa: "Çok çalış ıp öğrenmeye bak. Eğer öğrenmezs en
babanın makamı ve yeri s ana kalmaz, s en de o mutluluktan mahrum
kalırs ın" denildiğinde, çocuk bunun ne demek olduğunu anlamaz ve bu ona
önemli bir ş eymiş gibi görünmez. Fakat : "Bunu öğrenmezs en öğretmenin
kulağını çeker" dendiğinde bundan korkar. Çünkü bunun ne demek
olduğunu anlar.
Öğretmenin çocuğun kulağını çekmes i doğru olduğu gibi, babas ının
padiş ahlığından mahrum kalma ateş i de doğrudur. Öğretmenin, talebinin
kulağını çekmes i, onu terbiye etmek içindir. Bunun gibi vücudun göreceği
cehennem vardır, doğrudur. Aynı zamanda Yüce Allah'ı görmekten mahrum
kalma ateş i de doğrudur. Vücudun göreceği maddi cehennem, Yüce Allah'ı
görmekten mahrum kalma cennet inin yanında, Padiş ahlıktan mahrum
kalmanın yanında, kulağın çekilmes i gibidir.

14. KISIM: RUHUN DÜNYADA DOLAŞ TIĞI YERLER

SORU: Bütün âlimler: "Bu işler taklit ve dinlemekten baş ka bir yolla
bilinemez. Bas iret le (ön görü ş lülükle) bunlar anlaş ılamaz" diyorlar. Bu
sözleri s izin anlat t ıklarınıza uymuyor, ne ders iniz?
CEVAP: Onların özürlerini daha önceki s atırlarımızda açıkladık. Bizim
iddiamız, onlarınkini çürütmüyor. Ahiret için onların söyledikleri doğrudur.
Ancak onlar yaln ız his lerle bilinenleri açıklıyorlar. Ruhla ilgili olanları ya
bilmiyorlar, ya da bildikleri halde, ins anların çoğunun anlamayacağını
düşünerek açıklamaktan kaçınıyorlar.
Vücutla ilgili olanlar, ş eriatçılardan duyma veya onları taklit etmekten
baş ka ş ekilde bilinmez. Bizim anlat t ıklarımız, ruhun as lını bilmeğe dair
baş ka bir kısımdır. Bu ancak öngörüş lülükle ve kalb gözüyle bilinebilir.
Böyle bir bilgi nefs inden kurtulana verilir. Orada azık ve menfaat e
bakılmaz, din yolunun yolcusu olmak es as tır. Bu vatan için ş ehir ve ev
is temeyiz. Çünkü vücut onun vatanıdır. Vücut yolculuğunun kıymet i
yoktur. Fakat ins anın as lı ve özü olan ruhun, duracağı, yerleş eceği bir yer
vard ır, oradan meydana çıkmış , son yeri de yine oras ıdır. Vücutta s adece
yolcudur. Yolculukta onun birçok yeri, konağı vardır. Her yer baş ka bir
âlemdir. Vatanı ve ilk karargahı his ler âlemidir. Sonra s ıras ıyle hayaller,
kavramlar ve mahlukat t ır. Bunlardan s adece sonuncusu ins anın kendi
as lından haberdar olur, diğerleri olmazlar.
1- HİSLER âlemİ: Bu âlemlerin anlaş ılabilmes i için birer örnek verelim.
İns an his ler âleminde, kendini mumun ateş ine atan kelebek gibidir.
Kelebekte yaln ız görme his s i vardır. Hayal ve hafızas ı yoktur. Sadece
karanlıktan kaçıp bir ış ıklı pencere arar. Mumu da ış ıklı pencere zannedip
ona çarpar, s ıcaklığın acıs ı hafıza ve hayalinde kalmaz. Çünkü hafıza ve
hayali yoktur. Onun için de ölünceye kadar durmadan kendini mumun
ateş ine atar. Eğer on da hafıza ve h ayal ols ayd ı, bir kere canı yan ın ca, bir
daha mumun alevine atılmazd ı. Diğer hayvanlar bir defa dövülünce,
ikincis inde s opayı gördüklerinde kaçarlar. Çünkü birinci s efer duydukları
acının hayali, hafızalarında kalmış t ır. O halde his ler birinci konak yeridir.
2- HAYALLER: Ruhun ikinci yeri hayaldir. İns an bu derecede bulunduğu
sürece dört ayaklı hayvan gibidir. Bir ş eyden canı yanmayınca, ondan
s akınılacağını bilmez. Fakat bir defa acıyı his s edince, ondan sonra kaçar.
3- MEFHUMLAR: Ruhun üçüncü yeri düşünce v kavramlard ır. Bu
derecede ins an, koyun ve at gibidir. Görüp his s etmediği acıdan da kaçar.
Düşmanı bulunduğunu ve canını yakacağını anlar, hiç kurt görmeyen bir
koyun ve hiç ars lan görmeyen bir at , bunları gördüklerinde kaçar,
düşmanları olduğunu anlarlar. Oys a ş ekil ve görünüş bakımından daha
büyük olan inekten, deveden ve filden kaçmazlar. Bu, onların içinde
bulunan, öyle bir gözdür ki, onunla düşmanlarını tanırlar. Bununla beraber,
sonradan olacaklar için tedbir alıp, kendilerini koruyamazlar.
4- MAKULAT: Ruhun dördüncü yeri buras ıdır. Bu dereceye kadar ins an
hayvan s eviyes inde iken, bu derece ile hayvanlardan ayrılır. Bu derecede
gerçekleri görür. His s in, hayalin ve kavramların ulaş amadığı ş eyleri anlar.
İleride olabilecek ş eylerden s akınır. İş lerin as lını ve doğrusunu
görüntülerinden ayıreder. Bir ş eyin bütün ş ekillerini kaplayan gerçeğinin
s ınırını anlar. Bu dünyada görülebilen ş eyler sonsuz değildir. Zira görülen
veya varlığı his s edilen ş eyler cis imdir. Cis imler is e s ınırlıdır, s ayılıdır.
His ler âleminde bulunmak, herkes in dolaş abildiği yeryüzünde yürümek
gibidir. Ruhla ilgili ve iş lerin as lı olan dördüncü âlemde dolaşmak is e s u
üzerinde yürümek gibidir. Mefhumlar dereces inde olmak, su ile toprak
aras ında bulunan gemi gibidir. Dördüncü derece olarak s öylediğimiz
mahlukat dereces inin ötes inde, Peygamberlere, evliyalara ve
mutas avvıflara ait bir derece daha vardır. Bu derecede bulunmak ta havada
dola şmaya benzer. Onun için,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
" İs a (A.S.) su üs tünde yürüdü. Eğer Allah 'ı daha iyi bilseydi, uçardı."
Demek ki ins anın as ıl bulunduğu yer idrak (kavrama) âlemleridir. Son
ulaş t ığı yer is e melekler dereces idir. O halde ins an, hayvanlığının en aş ağı
dereces inden, meleklerin en yüks ek dereces ine yüks elebilir. Alçalmak ve
yüks elmek ins anın elindedir. O is e en aş ağıya düşme tehlikes iyle vaya en
yüks eğe ç ıkma mutluluğuyla karş ı karş ıyadır. Bu tehlike için
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Biz eman et i (Allah 'a ita at v e ibadet i) gö klere, ye re v e d ağlara teklif et t ik
te onlar bunu yüklenmekten çekindiler, ondan korktular da onu ins an
yüklendi. Çünkü o çok zâlim ve cahildir."
AHZAB SURESİ, Ayet : 72
Cans ızların bir şeyden haberleri olmaz ve dereceleri değişmez. Öyle is e
düşünceleri de olmaz. Meleklerin çok yüks ek dereceleri vard ır. Kendi
derecelerinin d ış ına çıkmazlar. Herbiri olduğu derecede kalır.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"(Melekler derler ki: ) Bizim her birimizin bilinen bir makamı vard ır."
SAFFAT SURESİ, Ayet: 164
Hayvanlar en aşağı derecededir ki, yüks elmeleri de mümkün değildir.
İns an en aşağı ile en üs tün aras ında, tehlikeli bir yerdedir; devamlı
ilerleyerek meleklere ulaşmas ı mümkün olduğu gibi, alçalıp hayvanlar
s eviyes ine de inebilir. Yüce Allah'ın ayet t e bahs ett iği emanet i
yüklenmenin anlamı, tehlikeyi taş ımakt ır. O halde, emanet yükünü ins andan
baş kas ı taş ıyamaz.
Gayemiz, birçoklarının bu s özü söylemediklerini anlatmakt ır. Bu kims elerin
değerli bir ş ey olmadığı anlaş ılır. Çünkü mis afirler, yolcular, s ürekli
yerleş enlere karş ı olurlar, işleri birbirine uymaz. Halkın çoğu da s ürekli
yerleş miş t ir, yolculu ğa çıkmıyorlar. Yola çıkıp sürekli olarak arayanlar pek
azd ır. His ve hayaller yeri olan vatana yerleş miş olanlara iş lerin ruhu ve
as lı hiçbir zaman gös terilmez. O kims eler ruhani olup, ruhlara ait işleri
bilemezler. Onun için bu konu, kitaplarda çok az anlatılır. O halde ahiret i
tanımak konus unda bu kadarla yet inelim. Zira bundan fazlas ını akıl almaz.
Hat ta birçok kafalar bu kadarını bile kavrayamaz.


15. KISIM: AHİRETİN VARLIĞI KONUSUNDA EN UFAK BİR ŞÜPHE
BİLE DOĞRU DEĞİLDİR

Bazı akıls ızlar vardır ki, kendileri bir ş ey anlamadıkları gibi, ş eriatın
bildirdiğini de kabul etmezler. Ahiret le ilgili işler hakkında ş aşkınlık
içindedirler. İçlerini şüphe kaplamış t ır. Bazen de ş ehvet lerinin azg ınlığına
kapılarak, yaradılış larının icabına uyup ahiret i inkara kalkarlar. Bu inkar
önce kalplerinde olu şur, ş eytan da onu artırır. Cehennemi anlatmak için
bildirilenleri, ins anları korkutmak için, cennet hakkında söylenenleri de,
tat lı hayaller olarak söylenmiş as ıls ız sözler zannederler. Bu yüzden bunları
önems emeyip ş ehvet ve arzu yularlarını alabildiğine gevş et irler. Şeriat emir
ve yas aklarını dinlemezler, ş eriata uyanlara da küçüms eyici gözlerle
bakarlar. Şeriata uyanlar için "onlar aldanmış , aldatılmış lard ır. Böyle
ahmakların büyük s ırları, delilleri ile anlıyabilmes i mümkün müdür?" derler.
Şeriata uy anlar hakkın da bö yle dü ş ünenlere deriz ki: Eğer s en in gerçek
kanım buys a, bunun net ices i olarak ta yüz yirmi dört bin peygamberin,
bütün evliya, âlim ve hakimlerin yanıld ığını, aldandığını kabul ediyors an
ve s en ahmaklığınla bu halleri anladıns a, tabii ki bu yanılman s ana gurur
verir. Çünkü ahiretin as lını, ruhani azabı anlamıyorsun, ruhani ş eylerin
örnek ve ş ekillerini his ler âleminde kabul etmiyorsun.
Böyle bir kims e kendi fikirlerinin doğruluğunda ıs rar edip: " İkinin birden
büyük olduğunu nas ıl biliyors am, ruhun hakikat inin bulunmadığını da öyle
biliyorum. Ruh devamlı olamaz. Ölümden sonra onun için maddi ve manevi
bir rahat lık veya acı yoktur" ders e, onun yaradılış ı bozulmuş tur. Ondan
ümit kesmek gerekir. Öyle ins anlar için,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Sen onları doğru yola çağırırs an, bu halde as la doğru yola gelmezler."
KEHF SURESİ, Ayet : 57
Öyle biris i: "Bunun imkans ız olduğunu söylemiyorum, pekala olabilir.
Fakat çok uzak bir ihtimalle. İş in as lını tamamen bilmediğim ve bu husus t a
kes in kanaat s ahibi olmadığım için, zayıf bir ihtimalden dolayı neden
ömrüm boyunca her ş eyden kendimi mahrum bırakıp, zevklerden uzak
durayım" ders e, biz de kendis ine şöyle deriz: "Madem ki bu kadarını
söylüyors un, mantık gereği olarak ş eriat yolunu kabul etmen gerekir.
Çünkü mantığa göre, çok zayıf bir ihtimalle ols a bile büyük tehlike
mevzubahis olduğunda ondan kaçılır."
Örneğin bir yemeği yemeğe baş layacağın s ırada biris i gelip "bu yemek
zehirlidir" des e, o yemeği yemezs in. O adam yalancı olup, yemeğin
kendis ine kalmas ı için böyle s öylemiş ols a yine de yemezs in. Çünkü, zayıf
bir iht imalle de ols a söylediği doğru olabilir diye düşünür ve kendi
kendine: "Eğer yemezs em, ols a ols a aç kalırım bir ş ey olmaz. Ama eğer
yers em, belki doğru söylemiş t ir. O zaman zehirlenir ölürüm" ders in.
O halde, az da ols a akıl s ahibi olan bir kims e, hiçbir zaman, yüz yirmi dört
bin peygamberin, dünyanın en büyük evliya ve âlimlerinin hep birden
söyledikleri sözü, bir falcının, bir müneccimin veya bir h ıris t iyan doktorun
sözünden aşağı tutamaz. Çünkü, bunların s özü ile kendini biraz eziyet e
sokuyor, daha büyük olan acı ve ızd ıraplardan kurtulmak is t iyor. Az olan
üzüntü ve acı, çok olan bir ş eye oranla azdır. Bir kims e, dünya ömrünün,
baş langıçs ız ve s onsuzluk karş ıs ında ne kadar kıs a olduğunu düşüns e,
çektiği acıların, o büyük tehlike karş ıs ında ne kadar az kalacağını anlar. Ve
kendi kendine şu s oruyu sorabilir: "Eğer onlar doğru s öylüyors a ve ben
öyle bir azapta kalırs am ne yaparım? Rahat ve zevk içinde geçirdiğim ş u
birkaç günün ne kıymet i olabilir? Söylediklerinin doğru olmamas ı da
imkans ız değildir."
Sonsuzluk kavramını şöyle bas it bir örnekle açıklamak mümkündür: Bütün
dünya buğdayla dolu ols a ve bir kuş a her yılda bu buğdaydan bir tane
yiyeceks in dens e, o buğday biter de, s onsuzluk hiç azalmaz. O halde, bu
kad ar uzu n bir s ü re d evam edec ek olan bir azap, ruh ani de ols a, c isman i de
ols a, hayali de ols a, nas ıl çekilebilir? Dünya onun yanında ne kadardır ki?
Bu düşüncede olup ta, iht iyatı elden bırakmamayı ve bu tehlikeden
kaçınmayı, is ter sıkıntı ile is ter zan ile lüzumlu görmeyen hiçbir akıllı
olamaz. Çünkü az bir ihtimal bulunduğu halde, ins anlar zengin olmak için,
uzun deniz yolculuklarına çıkıp, birçok s ıkıntılara kat lanırlar. Bir kims e de
kes in bir inanç yoks a, zayıf bir zan da mı yoktur? Eğer kendine acıyors a
zayıf bir ihtimali dahi ols a, bu gerçeklere önem verir.
Bunun için Hz. Ali (R.A.), bir dins izle mücadele ederken ş öyle dedi: "Eğer
s enin dediğin gibi -haş a Allah ve azap yoks a- o zaman mes ele kalmaz. Sen
de kurtulursun, ben de. Fakat bizim dediğimiz gibi -Allah vars a ve azapmükafat
göreceks ek -biz kurtulduk, s en düş tün, sonsuza dek azapta kald ın"
Hz. Ali (R.A.) o dins izin anlayacağı bir dille konuş tuğu için böyle
söylemiş t ir, yakın sözünde ve inancında şüpheli olduğu için değil. Zira
bildiği gerçek yolun, o dins iz tarafından anlaş ılamayacağını anlamış tı.
O halde dünyada ahiret için azık toplamakla uğra şmayandan baş kas ı
ahmaktır. Bunun da nedeni gerçekleri görmemezlikten gelmek ve
düşünmemekt ir. Çünkü dünyalık arzu ve heves ler, bunu düşünmelerine
zaman bırakmıyor. Yoks a kes in olarak ya da büyük bir ihtimalle, hat ta zayıf
bir ihtimalle dahi ols a, bunları bilenlerin tümüne, mantık kuralları
gereğince, o büyük tehlikeden kaçınmak, güvenilir ve ihtiyat lı bir yol
tutarak Yüce Allah 'ın dilemes iyle s elamete kavuşmak zaruri olur.
İns anın kendis ini tanımas ı, Yüce Allah'ı bilmes i, dünya ve ahiret i
öğ renmes i konuları bitt i.

SuFi
07-03-2009, 12:25
MÜSLÜMANLIĞIN ŞARTLARI


Müs lümanlığın ş artlarını dört konu halinde anlatacağız):
1. KONU: İBADETLER.
2. KONU: MUAMELÂT. (İs lami kurallara göre davranmak)
3. KONU: MUHLİKAT. (Kötü huylardan arınmak)
4. KONU: MUNCİYAT. (İyi s ıfat larla donanmak)

1. KONU: İBADETLER (On k ıs ımdan meydana gelmiş tir)

1. KISIM: EHL-İ SÜNNET İNANCINI DOĞRU ÖĞRENMEK

Müs lüman olan bir kims enin, ilk önce dili ile söylediği "La ilahe illallah
Muhammedün res ûllülah (Allah birdir, Muhammed de O'nun elçis idir)"
sözünün manas ını kalbi ile bilmes i ve inanmas ı farzdır. Allah'ın birliğinden
ve Muhammed'in elçiliğinden hiçbir ş ekilde şüphe etmemelidir.
Müs lümanlık için bu inanç ve bu inanca kalbin karar vermes i yeterlidir.
Delillerle bilmek her Müs lüman’ ı n üzerine farz değildir. Zira
peygamberimiz, halkın delil ile bilmes ini, kelam ilmi okumas ını, ş üphelerin
araş t ırılıp çözülmelerini emretmiş t ir. Dil ile söylemeyi ve kalb ile inanmayı
yeterli görmüş tür. Halk için daha fazlas ı pek gerekmez.
Fakat şüpheye düşüp, konuşmas ını bilen birinin baş ka bir cahili de
peş inden sürüklememes i için onun şüphes ini giderebilecek âlimlerin
bulunmas ı gerekir. Bu ilme Kelam (Allah'tan ve O'nun birliğinden söz eden
ilim) denir. Bunu bilmek farz-ı kifayedir. Yani herkes in bilmes i gerekmez.
Bir toplulukta bir - iki kiş inin bulunmas ı yeterlidir. Cahil tabaka inanır,
kelam âlimi de onun inancının koruyucus u ve rehberi olur.
İns anın kendis ini tanımas ının as lı is e bu iki derecenin ötes inde baş ka bir
yoldur. Bunun baş langıcı din uğrunda s avaşmakt ır. Din yolunda
s avaşmayan ve kendi arzularıyla uğraşmayan, bu dereceye ula ş amaz ve
davas ında tamamen haklı olamaz. Zira zararı karından fazla olur. Bu, perhiz
yapmadan ilaç alan kims eye benzer. Öylelerin ölmes inden korkulur. Zira
ilaç mideyi daha fena yapar, s ağlık vermediği gibi, has talığı daha da art ırır.
Daha önceki konularımızda değindiğimiz gibi marifet in as lından bir belirt i
bir iz vard ır. Bunu ehli olan arar. Dünya ile ilgis ini kes ip onunla
uğraşmayanlar ve ömründe Yüce Allah'ı aramak ve bulmaktan baş ka bir ş ey
is temeyenler hariç, bunun as lını kims e arayamaz. As lını aramak zor ve uzun
bir işt ir. O halde bunu bir tarafa bırakıp, herkes e gerekli olan ş eylerden
bahs edelim. Bu da ehl-i sünnet inancıdır. Bu inanca s ahip olanlar, bununla
mutluluk ve kurtulu ş a ereceklerdir.

ALLAH'A İNANMAK

Sen yaradılmış s ın. Seni bir yaratan vard ır. Bütün âlemin ve âlemde
bulunan her ş eyin yaratıcıs ı O'dur. Bu yaratan tekt ir, birdir. Ortağı, benzeri
yoktur. O'nun varlığının baş langıcı yoktur, hep var idi. Varlığının sonu da
yoktur, hep var olacak. Hep var olduğuna göre yokluk O'nun için söz
konus u olamaz. Varlığı kendindendir. Yani bir baş kas ı tarafından
yaratılmamış t ır. Hiçbir ş eye ihtiyacı yoktur, her ş ey ona muhtaçtır. Varlığı,
kendi iledir. Her ş ey varlıkta O'nun vas ıtas ıyle durmaktadır.

TENZİH (ALLAH, EKSİKLİK ve KUSURLARDAN UZAKTIR)

Yü ce Allah madde d eğildir. O'n un için bir belirti, ş ekil, b oyu t
düşünülemez. Hiçbir ş eye benzemez. Hiçbir ş ey O'na benzemez. Ölçü ve
tart ı kabul etmez. Nas ıl ve ne gibidir diye sorulamaz. O denildiğinde, nitelik
ve nicelik olarak akla, hayale gelen her ş ey o, değildir. Çünkü bu akla ve
hayale gelenler, O'nun yarat t ıklarının sıfatıdır. O, yarıdılmış lar gibi
değildir. Akla, hayale gelebilen, düşünülebilen her ş eyi O yaratmaktadır.
Küçüklük ve büyüklük ölçüleri O'nun için s öylenemez. Çünkü bunlar
madde âleminin vas ıflarıdır. O is e madde değildir. Hiçbir madde ile
benzerlik ve iliş kis i yoktur. Onun için bir yer düşünülemez. Şuradadır,
alt tadır veya üs ttedir denilemez. âlemde olan herş ey (Arş ın) içinde, gök is e
O'nun kudret ve kuvvet i alt ında, yönet imindedir. O, arş ın üs tündedir. Bu,
bir cismin, diğer bir cismin üs tünde olmas ı gibi değildir. Çünkü O, cis im
değildir. Arş ın üzerinde durmuş arş O'nu taş ıyor demek te değildir. Arş ve
Arş ı tutan meleklerin tümü, O'nun lütfu ve kudreti ile duruyorlar.
Dedik ki O'nun için baş langıç yoktur. Sonsuz önceden beri vardır. O
zaman nas ıld ıys a ş imdi de öyledir. Şimdiden sonra sonsuza kadar da öyle
kalacakt ır. O'nun zatı ve s ıfatı hakkında baş kalaşma değişme düşünülemez.
Zira eğer s ıfat ta değişme ols a, bu noks anlık olur. Noks an olan da Allah
olamaz. Herhangi bir sıfatı s onradan mükemmelleş miş olamaz. Çünkü
sonradan tam olmak için önceden noks an olmak ve tamlığa ihtiyaç duymak
gerek. O zaman yaratılana muhtaç olunur. Muhtaç olan Allah olmaz.
Öyleys e önceden noks ans ızdı, her zaman da öyle olacak. Yarat t ığı hiçbir
ş eye benzemezs e de bu dünyada bilinip ahiret te görülebilir. Bu dünyada
nas ıl olduğu anlaş ılmadan bilindiği gibi, öbür dünyada da nas ıl olduğu
anlaş ılmadan görünecekt ir. Zira o görüş , bu dünya görünüş e benzemez.

KUDRET (Gücü yetmek)

Yüce Allah hiçbir ş eye benzemediği halde, her ş eye gücü yeter. Kudret i,
gücü tamdır. Acizlik, noks anlık ve zayıflık O'nun için söylenemez. Her
is tediğini yaptı ve her ne is ters e yapar. Gök, yer, var olan her ş ey O'nun
kudret elinde, aciz bir ş ekilde O'nun emrindedir. O'ndan baş ka kims enin
elinde bir ş ey yoktur. O'nun is e yaradılmış tan bir eş i ve benzeri yoktur.

İLİM (Bilmek)

Yüce Allah'ın ilmi her ş eyi kuş atmış tır. Bilinebilen her ş eyi bilicidir.
Göğün en üs t kademes inden, yerin merkezine kadar, hiçbir ş ey O'nun
bilgis inin dış ında kalamaz. Çünkü heps i O'ndan ve O'nun gücünden
meydana geliyor. Sahralardaki kum taneciklerinden tutun, ağaçların
yapraklarına, kalblerin içindekilerine ve atomların s ayıs ına kadar her ş eyi,
yedi kat göğü bilir.

İRADE (İs temek, dilemek)

âlemdeki her ş ey O'nu n is temes i ve dilemes i s ayes ind e mev cut tur. Çok ve
az, küçük ve büyük, hayır ve ş er, s evap ve günah, küfür ve iman, fayda ve
zarar, değerli ve değers iz, acı ve rahat , has talık ve sıhhat kıs acas ı ne
vars a, her ş ey O'nun is teği, dileği, karar ve hükmü iledir. Bütün dünya,
ins anlar, cinler, melekler bir araya gelip bir gram ağırlığı kımıldatmaya
çalış s alar veya bir ş eyin üzerine koymak veya art ırmak, azaltmak is tes eler,
Allah is temedikten sonra heps i aciz kalır, yapamazlar. Yaln ız O'nun dediği
olur. Olmas ını dilediği bir ş eye, hiçbir ş ey ve hiçbir kims e mani olamaz.
Daha önce olmuş olan, ş imdi olan ve daha sonra olacak olan her ş ey O'nun
tedbir ve takdiri iledir.

SEMİ ve BASAR (İş itmek ve görmek)

Yüce Allah bilinen her ş eyi bildiği gibi, görücü ve iş it icidir. Görülebilen
ve işit ilebilen her ş eyi görür ve duyar. Uzaklık ve yakınlık O'nun duymas ı
için farketmez. Karanlık ve aydınlık görmes ini et kilemez. Kapkaranlık bir
gecede yürüyen bir karıncanın ayağının s es ini duyar. Toprak alt ında
bulunan böceğin ne renk ve ne ş ekilde olduğunu bilir. Görmes i gözle,
duymas ı da kulakla değildir. Bir ş eyi bilmes i düşünce ile olmadığı gibi,
yaratmas ı da alet le değildir.

KELAM (Söylemek)

Yüce Allah'ın emrett iklerini yapmak herkes e farzdır. Verdiği haberlerin
heps i, bütün müjde ve tehdit leri doğrudur. Emir, haber, müjde ve
tehdit lerin heps i O'nun s özüdür. O, diri, canlı, güçlü, duyucu ve işit ici
olduğu gibi, söyleyicidir de. Mus a (A.S.) ile vas ıtas ız konuş tu. O'nun
söylemes i ağız, dudak, dil ve damakla değildir. İns anın kalbindeki söz,
harfs iz ve s es s izdir. Yüce Allah konuşmas ı bu ş ekilde de değildir. Kur'an-ı
Kerim, Tevrat , İncil, Zebur ve diğer peygamberlere gelen kitaplar, O'nun
sözleridir. Sözleri O'nun Kelam sıfatıdır. Bütün sıfatarı kadimdir, öteden
beri var idiler.
Yüce Allah 'ın varlığı kalbimizde biliniyor, dil ile s öyleniyor. Bizim
bildiğimiz sonradan olu şmuş , bilinen is e devamlı olarak var idi. Bizim Yüce
Allah 'ı anmamız mahluk (yaradılmış ). Anılan yanı Allah is e kadimdir.
Kalbimizce bilinir, dilimiz onu söyler. Sayfalara yazılır. Ezberlenen mahluk
değil, ezberleme mahluktur. Okunan mahluk değil, okuma mahluktur.
Yazılan mahluk değil, yazma mahluktur.

EF'AL (Yüce Allah'ın yapmış olduğu iş ler)

âlemde var olan her ş eyi Yüce Allah yaratmış t ır. Hem de daha iyis i ve
daha güzeli olamıyacağı bir ş ekilde. Yeryüzünde mevcut bütün akıllar bir
araya gels e, yaradılmış olan bir ş eyin daha güzel baş ka bir ş ekilde olmas ı
için düşüns eler, yahut daha güzel bir tedbir düşüns eler veya bir ş eyi
azalt ıp çoğ altmak is tes e ler, yapamazlar. Bun dan daha iy is i y apılır, diye
düşünmeleri yanlış t ır. Yüce Allah 'ın işinin hikmet ini anlayamadıkları için
böyle s öylüyorlar. Böyleleri, odada dolaş an kör gibidirler. Odada her ş ey
yerli yerindedir ama kör görmez. Bir ş eye çarpıp devirince, "Bunu niye yol
üs tüne, ayakların çarpacağı bir yere koyarlar?" der. Oys a o ş ey ayak
alt ında değildir. Fakat kör görmediği için öyle s anıyor.
Yüce Allah yaratt ığı her ş eyi olmas ı icab et t iği gibi doğru olarak, bir iş e
yaramas ı için yaratmış t ır. Eğer yarat t ığından daha mükemmeli mümkün
ols aydı ve onu yaratmasaydı, bu ya güçsüzlüğünden ya da cimriliğinden
olurdu. Oys a bu ikis i de Yüce Allah için söylenemez o halde sıkıntı,
has talık, fakirlik ve bilgis izlik gibi ş eyler O'nun güçsüzlüğü değil
adaletidir. Yüce Allah'ın bu ş eyleri yaratmakla -haş a- haks ızlık yaptığı
söylenemez. Zira haks ızlık, baş kas ının mülküne tas arruftur. Allah'ın, bir
baş kas ının mülküne tas arruf etmes i imkans ızdır. Zira O'ndan baş ka mülk
s ahibi yoktur. Olmuş olan, ş imdi olan ve olacak olan her ş ey O'nun
mülküdür. O, heps inin s ahibidir. Eş ve ortağı yoktur.

AHİRET

Yaratılan âlem iki ş ekildedir: Biri ruhlar âlemi, diğeri de ces et ler âlemidir.
Yüce Allah, ahiret için azık toplamak üzere ins anların ruhunu madde
âleminde, yani dünyada bulundurdu. Herkes e bu dünyada kalacağı bir süre
takdir et t i. Bu süre sona erince, yani ins an ölünce, ahiret baş lar. Ahirett e
art ık bir azalma veya çoğalma olmaz. Ölümle ruh bedenden uzaklaş tırılır.
Hes ap ve mükafat günü olan kıyamet te, ruh tekrar bedene verilir ve herkes
dirilir. Dünyada yapmış olduklarını apaçık görür. Zira yaptıkları kitapta
yazılıdır, ona teker teker hatırlatılır. Günah ve s evapları ona bildirilir.
Yaptığı iyilik ve kötülükleri tartan bir terazi vardır. Bu terazi, dünyadakilere
benzemez.

SIRAT

Günah ve s evaplar teraziye vurulduktan sonra, herkes e Sırat tan geçmes i
emrolonur. Sırat kıldan ince, kılıçtan kes kindir. Bu dünyada, doğru yolda
yürümüş olanlar, sıratı kolaylıkla geçerler. Dünyada doğru yolda
gitmeyenler is e, s ırat üs tünde yürüyemezler ve cehenneme düş erler.
Sıratın baş ında herkes teker teker durdurulur ve dünyada iken
yaptıklarından sorguya çekilir. Eğer doğrulardan is e doğruluğun as lı
sorulur. Yalancılar ve ikiyüzlü olanlar is e utandırılır, rezil edilir.
Kıyamet te bir grup hiç hes ap sorulmadan cennete gönderilir. Bir kısmının
hes abı kolay olur, bir kısmının da zor olur. Hes aptan sonra bütün Kâfirler
cehenneme atılır. Oradan hiçbir zaman çıkmazlar. Müs lümanlara gelince,
dünyada iken Allah'a ve peygamberlerine uyanlar cennete gönderilir.
Onların sözünü dinlemeyip baş kald ıranlar is e cehenneme gönderilir. Bu
cehenneme gönderilenlerden peygamberlerin ve din büyüklerinin ş efaat ine
kavuş anlar affedilir. Şefaat olunmayanlar is e cehenneme giderler.
Cehennemde günahı miktarınca ceza çekt ikten s onra cennete götürülürler.

PEYGAMBERLER

Yüce Allah ins anları yaratıp, mutluluk ve felaket lerini yaptıkları işlere
bağlayınca, hangi iş in doğru, hangis inin yanlış olduğunu kendi baş larına
anlayamayacaklarını bilip, rahmet ve lütfu ile peygamberleri yarat t ı. Yüce
Allah ruhları yaratırken s aadete kavuşmalarına hükmett iği kims elerin bu
husus t a aydınlatılmaları için, peygamberleri gönderip onlara yol
gös termelerini emret t i. İyi ve kötü yolları gös termeleri için ins anların
aras ına gönderdi. Böylece hiç kims e, biz doğru ile eğriyi bilmiyorduk diye
bir mazeret ileri süremez. Yüce Allah en son olarak bizim peygamberimizi,
Muhammed'i yaratıklara doğru yolu gös termes i için gönderdi. O'nun
peygamberliğini, daha fazlas ı mümkün olamıyacak en büyük derecede
eyledi ve peygamberlerin sonuncusu yaptı. Ondan sonra hiçbir peygamber
gelmeyecekt ir. Bütün yaratılanların; ins anların, cinlerin ona uymalarını
emret t i. Onu bütün peygamberlerin efendis i yaptı. Onun ashab ve
ümmet ini, bütün peygamberlerin as hab ve ümmet inden daha iyi yaptı.

SuFi
07-03-2009, 12:29
2. KONU: İLİM ÖĞRENMEK
İLİM ÖĞRENMEK

Peygamberimiz buyuruyor ki:
" İlmi arayıp da öğrenmek, bütün Müs lümanlara farzdır."
Hadis te geçen ilmin hangi ilim olduğu hususu âlimler aras ında ihtilaf
mevzuu olmuş tur:
Kelam; (Yüce Allah'ı tanıma ve birliğini kanıt lama ilmi), âlimleri, hadis t e
kas tedilen ilim, kelam ilmidir diyorlar. Zira Yüce Allah 'ı tanımak bununla
olur.
Fıkıh âlimleri, bu hadis te katedilen ilim, fıkıh ilmidir, diyorlar. Zira helal ve
haram bu ilimle birbirinden ayrılır.
Hadis âlimleri, bu hadis te kas tedilen ilim, Kur'an-ı Kerim ve hadis ilmidir.
Zira, ş eriatın es as ı bu ilimdir, diyorlar.
Mutasavvıflar da, hadis te anlatılan ilim, kalb hallerini anlatan ilimdir. Zira
kul, ancak bu yolla Yüce Allah'a ulaş abilir, diyorlar.
Yukarıda s aydığımız dört gurubun her biris i, kendi ilmini büyük görüyor
ve bundan dolayı da hadis te kas tedilen ilim, bizim ilmimizdir, diyorlar. Bize
gö re is e hadis -i ş erifte kas ted ilen ilim, ya ln ız b ir ilme mahs us değ ildir.
Ayrıca bu ilimlerin tümünü öğrenmek de farz değildir. Şüpheleri gidermek
amacıyla bunu açıklamağa çalış alım:
Kuş luk vakt i Müs lüman olan veya büluğa eren biris inin bütün ilimleri
öğ renmes i farz değildir. O anda farz olan s adece La ilahe illallah
Muhammedür resülullah (Allah birdir, Muhammed de O'nun elçis idir)
kelimes inin anlamını yani, daha önceki konularımızda işledi-ğimiz Ehl-i
sünnet in inancını bilmes idir. Bunları delilleriyle bilmes i gerekmez. Zira
delilleriyle bilmek farz değildir. Sadece Yüce Allah 'ın s ıfatlarını, peygamber
efendimizin sıfat larını, ahiret i, cennet i, cehennemi, haş rı ve neş ri bilmes i
ve inanmas ı gerekir. Anlar ki çeş it li s ıfat lara s ahip olan Yüce Rabbi, bu
Rabbinin peygamberlerin dili ile söylenen emir ve yas akları vard ır. Eğer
dünyada iken Allah'a ve peygambere itaat eders e, öldükten sonra
mutluluğa kavuşur, emirleri dinlemeyip, isyan eders e, as i olup güç
durumlara düş er.
Bu bilgiyi öğrendikten sonra şu iki çeş it ilmi öğrenmek ins anlara farzd ır:
a) Vücut organları ile ilgili,
b) Kalble ilgili ilim.
a) Vücut organları ile ilgili ilim iki kıs ımdır:
1) Yerine getirilmes i gereken emirler,
2) Yapmaktan kaçınılmas ı icab eden yas aklar.
Yerine getirilmes i gereken emirler şunlardır: Kuş luk vakti Müs lüman
olanın, öğle vakt i geldiğinde abdes t ve namaz farzlarını öğrenmes i farzdır.
Sünnetleri öğrenmes i is e sünnet t ir, farz değildir. Zamanı gelmeden bir ş ey
farz olmaz. Mes ela akş am namazı vakti gelmeden önce akş am namazının üç
rekat olduğunu öğrenmes i farz değildir. Ancak akş am namaz vakt i
geldikten sonra akş am namazının üç rekat olduğunu öğrenmes i farz olur.
Aynı ş ekilde ramazan ayı gelince, oruç için niyet etmek gerekt iğini ve
s abahtan akş ama kadar yemenin içmenin, cins i münas ebet te bulunmanın
haram olduğunu öğrenmes i farz olur. Eğer nis ap miktarı kadar mala
s ahips e, zekatın farz olduğunu hemen değil, ancak, bir s ene geçt ikten
sonra bilmes i farz olur. Bir s ene geçince, zekatın ne kadar olduğunu,
kimlere verileceğini ve ş artlarını öğrenir. Aynı ş ekilde, hacca gitmek
kendis ine farz oluncaya kadar hac bilgis i farz olmaz. Bunun vakt i bütün
ömürdür.
Bunlar gibi, her iş in ancak yapma zamanı geldikten sonra o iş i bilmek farz
olur. Evlenmeyi düşünmeden önce evliliğe ait bilgiler farz olmaz. Ancak
evlenmek is tedikten sonra, kadının kocas ının üzerindeki hakları, hayız
zamanında ve hayızdan sonra yıkanmayıncaya kadar cins i birleşmede
bulunmanın caiz olmadığını ve bunlar gibi evlilerin bilmes i gereken bilgileri
öğ renmes i farz olur.
Bir kims e Müs lüman olduğu zaman s anat s ahibi is e s anat la ilgili bilgileri,
t icaret ad amı is e faizle ilgili b ilgileri öğ renmes i farz o lu r. Ha tta eğe r
t icaret le uğraş ıyors a, İs lamiyete aykırı düş en s atış lardan kurtulmak için,
alış -veriş e ait bütün bilgileri örenmes i farz olur. Bunun içindir ki, Hz. Ömer
(R.A.) bir gün çarş ıda alış -veriş yapanları kamçılayıp öğrenmeğe gönderdi
ve buyurdu ki: "Alış -veriş e ait bilgileri bilmeyenin çarş ıda durmas ı doğru
olmaz. Zira haram ve faiz yerler de haberleri bile olmaz" . Bunun gibi her
mes leğin kendine ait bir ilmi vardır. Her mes lek s ahibinin, İs lamiyetin
mes leğiyle ilgili emirleri bilmes i gerekir. Örneğin hacamatçının (vücuttan
kan alanın), ins anın neres ini kes eceğini, hangi diş i s ökeceğini, yaraların
tedavis i için hangi ilacı kullanacağını ve bunun gibi ş eyleri bilmes i icab
eder.
Bu bilgileri elde etmek herkes in durumuna göre değiş ir. Manifaturacının
doktorluğa ait bilgileri öğrenmes i farz olmadığı gibi, doktorun da
manifaturacılığa ait bilgileri öğrenmes i farz değildir. İs lamın yapmas ını
emret t iği iş lere ait bilgiler böyledir.
İs lamın yas akladığı ş eyleri de bilmek farzdır. Bu bilgileri öğrenmek
herkes in durumuna göre değiş ir. Giyilmes i erkekler için haram olan ipek
elbis e giyinenlere, içki içilen yerde veya domuz et i yiyenlerin yanında
çalış anlara, zorla alınmış bir yerde bulunanlara veya elinde haram mal
bulunduranlara, âlimlerin bu husus larda bilgi vermeleri farz olur. Bunlardan
hangilerinin haram olduğunu söylemelidir ki, o kims eler harama
yanaşmas ınlar. Bir Müs lüman’ ı n erkeklerle kadınların beraber
bulundukları bir yerde, mahrem ve namahreminin kimler olduğunu, kime
bakmakta bir s akınca bulunmadığını öğrenmes i farz olur.
Bu bilgiler de herkes in durumuna göre değiş ir. Herkes in iş i aynı değildir.
Baş kalarının işlerine ait bilgileri öğrenmek farz değildir. Mes ela kadınlar
için, hayız zamanında boş amanın caiz olmadığını öğrenmek farz değildir.
Ama boş anacak olan erkeğe bunları öğrenmek farz olur.
b) Kalble ilgili ilim de iki kıs ımdır:
1- Kalb halleriyle ilgili bilgiler.
2- İnançla ilgili bilgiler.
1- Kalb halleriyle ilgili bilgiler: Gurur, kıs kançlık, baş kas ı hakkında
suçlayıcı düşüncelerde bulunma ve bunlara benzer ş eylerin haram
olduğunu öğrenmek farzd ır. Bu bilgiler bütün ins anlara farz-ı ayindir (her
ins anın bilmes i gerekir). Çünkü bu söylediklerimizi her kes yapabilir.
Bilmeden, bunlardan kurtulmak mümkün olmadığı için de bunları öğrenmek
ve bunlardan kurtulma yollarını bilmek farzdır.
Fakat âlim-s atım, s elem (peş in para ile veres iye mal alma) s atış , kira, rehin
ve fıkıhta adları geçen bunlara benzer ş eylerle ilgili bilgileri öğrenmek
farz-ı kifaye'dir (toplumda bir veya birkaç kiş inin bilmes i farzdır). Yaln ız iş
yaparken bu husus ta bilgiye muhtaç olana, bu ilmi öğrenmek farz-ı ayındır.
(bizzat üzerine farzdır.) Bu son s aydıklarımızı birçok kims e bilmeyebilir,
bunda s akınca yoktur. Ama bir önceki paragrafta bahs ett iğimiz kalble ilgili
halleri hiç kims e bilmemezlik edemez.
2- İnançla ilgili bilgilere gelince: İnancında bir şüphe meydana gelen
kims enin, o ş üp heyi kalbinden gidermes i farzdır. Anc ak o ş üph enin as lında
farz olan inançlarla veya şüphe kabul etmeyen inançlarla ilgili olmas ı
gerekir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, ilim, bütün Müs lümanlara farzd ır. Fakat bu tek
bir çeş it ilim değil, herkes için ayrı ilimlerdir. Herkes in durumuna ve
vakt ine göre değiş ir. Ama herkes mut laka bir çeş it ilme ihtiyaç duyar.
Bunun için,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
" İlmi arayıp da öğrenmek, her Müs lümana farzdır."

DİN, BİLGİSİZLİKTEN DOĞAN ÖZRÜ KABUL ETMEZ

Herkes e işinden dolayı kendis ine lazım olan ilimleri öğrenmes inin farz
olduğunu gördük. Ama herkes bilir ki, cahil daima tehlikelidir. Çünkü bir
iş le karş ılaş t ığı zaman, cahilliğinden dolayı, o iş teki hikmet i bilemez. Ama
dinimiz, devamlı iht iyaç duyulan ve karş ılaşma iht imali kuvvet li olan
konularda bu bilgis izliği mazeret kabul etmiyor. Mes ela bir kims e hayız
halinde bulunan veya daha hayızdan yıkanmamış olan hanımıyla cins i
münas ebet te bulunurs a, ben bunu bilmiyordum demekle mazur s ayılamaz.
Aynı ş ekilde, öğrenemediği için s abah olmadan kandan kes ildiğini gören
hayızlı kadın, akş am ve yats ı namazlarını kaza etmezs e, yahut bir erkek
haram olduğunu bilmediği için hayız halinde bulunan eş ini boş ars a, maruz
olmaz. Hes ap günü ona: "Sana ilim öğrenmenin farz olduğunu söylemiş t ik.
Bu farzı niye yerine getirmedin de harama düş tün!" derler.
Yaln ız çok s eyrek meydana gelen veya beklenmeyen olaylarda bilgis izlik
mazeret s ayılabilir.

İLİMDEN DAHA ÖNEMLİ BİR ŞEY VAR MIDIR?

Cahil ins anın her zaman çeş it li tehlikelerle karş ı karş ıya olduğu-nu
gördük. Buradan ins anın uğra ş acağı iş ler içers inde ilimden daha değerli ve
daha üs tün hiçbir ş eyin bulunamayacağını anlamak mümkündür. İns anın
meşgul olduğu her s anat dünya içindir. İlim de bir çoklarına göre
dünyadaki iyi mes leklerden biridir. Zira ilim öğrenen kims e şu dört
durumda bulunabilir:
a) Miras veya baş ka bir yolla, dünyada kendis ine yetecek kadar bir mala
s ahipt ir. O takdirde ilim malını korur. Dünyada rahat , ahiret te mutlu
olmas ına s ebep olur.
b) Fakirdir. Fakat ilim s ayes inde kanaatkar olduğu için, az da ols a elinde
bulunanla yet inmes ini bilir ve İs lamiyette fakirliğin kıymet li olduğundan
haberdard ır. Zira fakirler, zenginlerden b eş y üzyıl ön ce cennete
gireceklerdir. Böyle bir kims e için ilim dünyada rahata, ahiret te de s aadet e
ves ile olur.
c) İlimle meşgul olduğu için, geçimi devlet hazines i veya Müs lümanlar
tarafından s ağlanır. Bu onun hakkı olan helal ve temiz bir malıdır. Geçimini
temin edecek, harama el uzatmas ını yahut zâlim bir padiş aha avuç açmas ını
önleyecektir.
Bu üç durumdan biris inde bulunan kims enin din ve dünya ilimlerini
öğ renmek is temes i, bütün iş lerden daha iyi olur.
d) fakirdir. Fakat ilmi dünyalık gayeler is temektedir. Kötü bir zamanda
yaş adığı için geçimini temin edecek kadarını baş kas ından is teyemiyor.
Ancak haraç ve haks ız yollarla toplanan hazineden maaş almas ı veya
ins anlardan iki yüzlülükle ve alçalma ile para almas ı icab ediyor. Böyle mal
ve mevki elde etmek gayes i ile ilim öğrenmek is teyenler, dinimizce herkes in
öğrenmes i gereken ilimler d ış ında, ilim elde etmek yerine t icaret le uğraş ıp
kazanç s ağlamaları daha iyidir. Zira yaln ız dünyalık için ilim öğrenen
ş eytandan daha ş eytan olur. İns anlara çok zararı dokunur. Onun âlim
olduğu halde harama el uzat t ığını, dünya menfaat leri için ins anları
kandırdığını gören her cahil ona uyar. Böylece ins anlara zararı,
faydas ından çok daha fazla olur. Öyle is e bu çeş it âlimler ne kadar az
olurs a o kadar iyidir. İyidir diyoruz zira, dünya malına çok düş kün olurlar.
Yoks a dini bakımdan ilims izlik iyidir demek mümkün değildir.
SORU: İlim ins anı dünya malına düş kün olmaktan alıkoyar. Nitekim birçok
âlim: " İlmi Allah için öğrenmedik, fakat ilim bizi Allah yoluna götürdü"
demiş lerdir. O halde ilim herkes için faydalıdır. Siz nas ıl bazıları için faydalı
değil, diyorsunuz?

CEVAP: Onları Allah yoluna götüren Kur'an-ı Kerim, Hadis -i ş erif, ahiret
yolunun s ırları ve ş eriatın ilimleridir. Bu ilimlerin as lını öğrenmeleri,
kalblerdeki dünya tutkunluğunu gidermiş t ir. Diğer din büyüklerinin
dünyadan uzak durduklarını görünce, onlara uymak is temiş lerdir. İlim
s ahibi olduğu ve zamanları da uygun olduğundan onlar ilme uyarlar, ilim
kendilerine değil.
Fakat zamanımızda okunan, mezheplerin ihtilafı, kelam, kıs as ve sofilerin
lüzumsuz sözleri gibi ilimlerle uğraşmak ve dünya için ilim yapan
öğretmenlerden ders almak ins anın yüzünü dünyadan çevirmez.
Ama Allah'tan korkup günahlardan s akınan, İs lamdaki büyük âlimlerin
yolunu takip eden, dünya gururunu kötüleyip s ilen, ilimleri öğrenmekle
meşgul olan âlimlerden ilim öğrenmek şöyle dursun, yüzlerini görmek bile
herkes e faydalı olur. İş te böylelerin öğret t iği iş e yarayan bir ilim, şüphes iz
ki iş yapmaktan çok daha iyidir.

SORU: Faydalı ilim nedir?

CEVAP: Faydalı ilim, ins ana dünyanın aş ağılık ve geçiciliğini, ahiret in de
üs tünlük ve devamlılığını öğreten ilimdir.
Fay dalı ilim, dün yay a s ıms ıkı yap ış ıp , ah iret i akıllarına b ile g et irmekten
kaçınan kims elerin yanılg ı ve aptallıklarını açıklayan ilimdir.
Faydalı ilim, Gururun, kıs kançlığın, ikiyüzlülüğün, pintiliğin, kendini
beğenmiş liğin ve sonu gelmez bir hırs la dünyaya bağlanmış lığın
kötülüklerini, zararlarını bildiren ve bunlardan kurtulma yollarını gös teren
ilim'dir.
Dünyaya sonu gelmez bir hırs la bağlananın bu ilme olan ihtiyacı, çölde
sus ayanın suya, ağır bir has tanın ilaca olan iht iyacı gibidir. Böyle bir
kims enin yukarıda s aydığımız ilimlerle meşgul olacağına fıkıh, iht ilaf kelam
ve edebiyatla meş gul olmas ı, has ta olanın, has talığını art ıracak ş eyler
yemes ine benzer. Zira bu ilimler zayıf kalblere kıs kançlık, iki yüzlülük,
kendini beğenmiş lik, övünme, gururlanma ve büyük mevkiler is teme
has talıklarının tohumlarını s açar. Bu tür ilimleri ne kadar çok öğrenirs e,
kötü ş eyler de kalbinde o kadar fazlalaş ır.

SuFi
07-03-2009, 15:15
3. KONU: TEMİZLİK

TEMİZLİK

Yüce Allah buyuruyor ki:
"Muhakkak ki Allah, çok tevbe edenleri ve temiz olanları s ever."
BAKARA SURESİ, Ayet: 222
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Temizlik, Müs lümanlığın yarıs ıdır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Müs lümanlık temizlik üzerine kurulmuş tur."
Ayet -i celilede ve hadis -i ş eriflerde gördüğümüz gibi dinimiz temizliğe
bü yük bir ön em vermiş tir. Ancak temizlik deninc e akla y aln ız elb is e ve
vücudun suyla y ıkanmas ı gelmes in. İs lamda temizliğin dört dereces i vardır.

1. DERECE: Kalb gözünün Yüce Allah'ı bilmekten baş ka her ş eyden
temizlenmes idir.
Yüce Allah buyuruyor ki:
(Habibim), Allah de, sonra onları kendi baş larına bırak, batakt a
oynayadursunlar."
EN'AM SURESİ, Ayet : 91
Ayet -i celilede anlatılmak is tenen şudur: Kalb, Yüce Allah'tan baş ka diğer
ş eyleri içinden atars a, yaln ız Yüce Allah'la meşgul olur, yaln ız O'nu
düşünür, "La ilahe illallah" kelimes inin as lı da budur. Bu, dos doğruların
iman dereces idir. Kalbi Yüce Allah'tan baş ka her ş eyden temizlemek,
arıtmak imanın yarıs ıdır. Kalbte Yüce Allah'tan baş ka ş eylere yer verilirs e,
kalb, Yüce Allah'ı devamlı olarak anma ş erefini elde edemez.

2. DERECE: Kalbin d ış ının, kıs kançlık, gurur, ikiyüzlülük, h ırs , düşmanlık,
gös teriş için süs lenmek ve buna benzer kötü ahlaklardan temizlenmes idir.
İns an bu s aydığımız kötü ahlakları kalpten uzak tutarak kalbi bunların ters i
olan alçakgönüllülük, kanaat , tevbe, s abır, Allah korkus u, ümit , s evgi ve
bunlara benzer iyi ahlaklarla süs leyebilir. Bu da Allah'tan korkup,
günahlardan s akınanların iman dereces idir. Böyle kötü ahlaklardan
temizlenmek de, imanın yarıs ıdır.

3. DERECE: Vücut organlarının dedikodu, yalan, haram yemek, ihanet
etmek ve namahreme bakmak gibi günahlardan temizlenmes idir. Böylece her
zaman s aygılı ve Yüce Allah 'ın emirlerini yerine get irmeye hazır bulunur.
Bu, zahidlerin (devamlı ibadet le meş gul olanların) iman dereces idir.
Vücudun bütün organlarını haramdan korumak da, imanın bir yarıs ıdır.

4. DERECE: Vücudun ve elbis elerin pis liklerden temizlenmes idir. Vücut
ancak böyle temizlenerek rüku, s ecde ve namazın diğer ş art larını yerine
getirme ş erefini elde edebilir. Bu, bir Müs lüman’ ı n temizlik dereceleridir.
Kâfir ile Müs lüman aras ındaki fark buna riayet etmekt ir. Bu da imanın bir
yarıs ıdır.
Görülüyor ki, temizliğin her dereces inde imanın bir yarıs ı vardır. Böyle
olduğu için "Müs lümanlık temizlik üzerine kurulmuş tur" buyuruldu .
Temizlik denince herkes in aklına ilk gelen vücut ve elbis e temizliğinin,
temizliklerin en s on dereces i olduğunu görüyoruz. Bu, kolay olduğu ve
nefs i de ilgilendirdiği için böyledir. Çünkü nefis temizliği s ever, temizken
rahat olur. Böylece herkes onu temiz görür ve zahit olduğunu anlar. Onun
için bu tür temizlik ins ana kolay ve zevkli gelir.
Fakat kalbi kıs kançlık, gurur, ikiyüzlülük, dünya sevgis i, kötülük ve
günahlardan temizlemekte, nefs in hiçbir rolü yoktur. Gözler de bunu
gö rmez. Ancak Yüce Allah g örür. Onu n için he rkes bun a rağ bet etme z.

TEMİZLİKTE İHTİYATLI OLMA

Vücut ve elbis e temizliği, görünüş tü her ne kadar temizlik derecelerin en
aş ağıs ı is e de yine büyük bir fazilet i vardır. Fakat ş art larına dikkat etmek,
vesves eye kaçmamak ve aş ırı su harcamamak gerekir. Vesves e ve aş ırı
harcamaya kaçmak dinimizce hoş karş ılanmamış t ır. Hat ta günaha bile s ebep
olabilir. Sofilerin adet i olan çorap giymek, tozdan korunmak için örtünmek,
temizliğinde şüphe olmayan suyu aramak ve kims enin elini sokmamas ı için
ibriği korumak gibi ş eylerin heps i iyidir. Fıkıh âlimlerinin ve bunlara riayet
etmeyen diğerlerinin, bu gibi ş eylere it iraz etmeleri caiz değildir. Ancak
bunları yapanların da fıkıh âlimlerine ve kendilerin uymayanlara as la it iraz
etmemeleri gerekir. Zira ihtiyat iyidir ama ş u alt ı ş art la:

1. ŞART: Bunlarla geçirilen zaman, daha önemli iş leri aks atmamalıdır. Eğer
bir kims enin ilim öğrenmeğe gücü yet iyors a yahut fikir ve zikirle meşgul
olup keş fi artacaks a veya bir işle uğraşmas ı çoluk çocuğunun geçimini
temin edip, baş kalarına muhtaç olmas ını önlers e ve de temizlikle abdes t teki
t itizlik bu iş lerine mani olacaks a, ihtiyat la vakit öldürmes i gerekmez. Çünkü
bütün bunlar ihtiyat tan daha önemlidir. Bundan dolayı ashab-ı kiram (A.R.)
böyle iht iyat larla hiçbir zaman değerli vakitlerini harcamamış lardır. Zira
onlar din uğrunda s avaşma, helal rızk kazanma ve ilim öğrenmek gibi bu
ihtiyat lardan daha önemli iş lerle uğraşmış lardır. Bundan dolayı yalın ayak
gezer, temiz toprak üzerinde namaz kılar, yere oturup yemek yer, ellerini
ayaklarına sürerlerdi. Hayvan terinden s akınmaz ve vücut ile elbis enin
temizliğinden çok kalb temizliğine önem verirlerdi. Öyle is e Sofiler böyle
yapan kims elere it iraz edemezler. Ters ine gevş eklik ve tembellik ederek
ihtiyata dikkat etmeyenin de, ihtiyat s ahiplerine itiraz etmes i yakış ık almaz.
Zira ihtiyat lı olmak, ihtiyats ızlıktan daha iyidir.

2. ŞART: İht iyat a uyanlar kendilerine ihtiyatın ikiyüzlülük ve
gös teriş inden korumalıdırlar. Zira ihtiyat gös teren herkes bir yerde: " İş t e
ben zahidim. Kendimi böyle temiz tutuyorum" demiş olur. Bunları yapmakla
ş eref kazanır.
Eğer yere yalın ayak basmakla veya baş kas ının ibriğinden abdes t almakla
gözden düş eceğinden korkuyors a kendis ini zorlayıp ins anların yanında
yalınayak yere basmas ı ve ruhs at yolunu takip ederek kalben ihtiyat lı
olmağa çalışmas ı gerekir. Bunları yaparken gururu onu engellers e,
ikiyüzlülük felaket inin kendis inde bulunduğunu bils in. Eğer yapmak
is teyip de gururu onu yaptırmazs a o zaman yalınayak dolaşmak, toprak
üzerinde namaz kılmak, yani ihtiyat ları elden bırakmak farz olur. Zira
ikiyüzlülük haramdır. İhtiyat is e sünnet t ir. Eğer sünnet olan ihtiyatı
terketmeden haramdan kurtulmak mümkün olmuyors a, o zaman terketmek
farz olur.

3. ŞART: Aras ıra ih t iy at ı elden bırakarak, iht iyat ı kend in e farz etmemek
gerekir. Peygamber efendimiz bir müş rikin (Allah'a ortak koş anın)
ibriğinden abdes t almış t ır. Hz. Ömer (R.A.) bir hıris tiyan kadınının
tes t inden abdes t almış t ır. Onlar çoğunlukla toprak üzerinde namaz kılar,
araya bir örtü koymadan toprak üs tünde uyumayı daha iyi bulurlardı. O
halde onların ahlakını kendi nefs ine layık görmeyip büyüklenen kims e,
ihtiyat la nefs ini ters yola sokmuş olur. Böyle hallerde ihtiyat tan önemle
kaçınmak gerekir.

4. ŞART: Müs lümanları incitmeye s ebep olan iht iyat lardan vazgeçmek
gerekir. Zira ins anların kalbini kırmak haramdır. İhtiyatı terk etmek is e
haram değildir. Örneğin s elam verdiği bir kims e terli eli veya yüzüyle
kendis iyle tokalaşmak yahut s arılmak is tes e, kendis inin de onunla
tokalaşmas ı veya s arılmas ı gerekir. Zira bundan kaçınmak haramdır. Hatt a
zamanımızda öyle Müs lümana iyi davranmak ve yakınlık gös termek,
binlerce ihtiyat tan daha değerli ve üs tündür.
Yine biris i s eccades ini bas s a, ibriğinden abdes t als a, bardağından s u içs e,
onu alıkoymas ı veya hoş lanmadığı belirmes i çirkin olur. Peygamber
efendimiz bir gün zemzem suyundan içmek is tedi. Hz. Abbas (R.A.): "Bu
suya birçok el sokulmuş ve karışmış t ır. Sizin için özel bir kova alıp s u
çekeyim" dedi. Peygamberimiz buyurdu ki: "Hayır, ben Müs lümanların
elinin bereket ini daha çok s everim."
Birçok bilgis iz zahid bu incelikleri bilmez, ihtiyat etmeyen ins anlardan
uzaklaş ır, onları incit irler. Hat ta bazen babas ına, anas ına, arkadaş ına ve
kardeş ine ibriğine veya elbis es ine dokundukları için kötü sözler
söyledikleri olur. Bütün bunlar haramdır. Farz olmadığı halde ihtiyat
s ebebiyle böyle davranış larda bulunmak caiz olmaz. Zira çok zaman bu tür
hareket lerde bulunanlarda gurur meydana gelir. Biz böyle yapıyoruz diye
ins anlara minnet eder sürünmemeleri için uzak dururlar. Kendilerinin temiz
olduğunu gös terir ve kendilerinin üs tün diğerlerinin pis olduğunu iddia
ederler.
Oys a pis dedikleri s ahab-ı kiramın yaptıklarını yapıyordur. Büyük
abdes t ten sonra taş ile temizlenmeyi yeterli görmeyi, büyük günah
s ayarlar. Kendilerini temiz baş kalarını pis görmeleri, kötü ve çirkin
ahlaklarından ileri gelmektedir. Kalblerinin pis olduğunu gös terirler. Kalbi
bu kötülüklerden temizlemek farzdır. Bütün bunlar ins anı felakete götüren
s ebeplerdir. Oys a ihtiyaten vazgeçmek felakete neden olmaz.

5. ŞART: Yemek, içmek, giyim ve konuş larda bu iht iyat lara dikkat etmek
gerekir. Zira bunlar daha önemlidir. Eğer önemli olanı yapmıyors a, ihtiyatı
gös teriş olsun diye veya adet olarak yaptığı meydana çıkar. Cahilin
yıkadığı örtü üzerinde namaz kılmaz ama yemekte ihtiyat daha da önemli
olduğu halde, onun evinde piş miş olan yemeği yer, niçin? Zira bu iş lerinde
s amimi değildir. Birçokları pazarcıların evinde yemek yer ama
namazlıklarında namaz kılmazlar.

6. ŞART: İhtiyat tan dolayı yas ak ve kötü ş eyler yapmamak gerekir.
Mes ela: abdes t alırken üç defadan fazla dört defa y ıkanmak yas akt ır. Yine
abdes t i uzatıp bir Müs lümanı bekletmek, çok su kullanıp namazın ilk
vakt in i g eçirmek, eğer imams a cemaat i bekletmek kötü ş ey lerd ir. Bir
Müs lümana söz verip vakt inde yerine get irmemek de iyi değildir. Zira
diğerinin zamanı boş a gidip, kazancı azalabilir ve çoluk-çocuğu s ıkıntıya
düş ebilir.
Bu gibi işler farz olmayan iht iyat için mübah olmaz. Mes ela bazıları
kims enin kendilerine dokunup sürünmemes i için mes cidde geniş bir
s eccade yayarlar. Bunda üç çeş it kötülük vardır. Biri Müs lümanlardan fazla
yer almak. Onun hakkı s adece s ecde edeceği yer kadard ır. İkincis i böyle
yapmakla s afların bit iş ik olmas ını önler. Oys a kardeş gibi omuz omuza
dayamak s ünnet tir. Üçüncüsü: Müs lümanlardan köpekten kaçarcas ına
kaçıyor. Birçok bilgis iz zahidler, kötü olduğunu bilmeden, bu çeş it
kötülükler yaparlar.

TEMİZLİĞİN KISIMLARI

Batıni temizlik üç kıs ımdır:

1- Organları günahtan temizlemek (Eli, dili, ayakları, gözleri vs . haramdan
alıkoymak.)

2- Kalbi kötü ahlaktan temizlemek,

3- Kalbini Yüce Allah'tan baş ka herş eyden temizlemek,

Zahiri temizlik te üç kıs ımdır:

1- Pis likten temizlenmek,

2- Abdes ts izlik ve cenabet likten temizlenme (Namaz ve boy abdes t i
almak.)

3- Vücut taki kiri ve t ırnak, kıl gibi uzayan kıs ımlarını temizlemek.

PİSLİKTEN TEMİZLENME

Yüce Allah 'ın yaratt ığı taş ve toprak gibi cans ız, bit ki gibi canlı ş eyler
temizdir. Yaln ız alkolün azı da çoğu da pis t ir. Köpek ve domuz dış ında
bütün hayvanlar da temizdir.(Köpek, Hanefi ve Maliki mezheplerine göre
temiz, Şafii mezhebine göre pis t ir. İmam-ı Gazali de Şafii mezhebine göre
ict ihad yapmış t ır.) Şu dört tanes i hariç canlıların ölüleri pis t ir.
1- İns an ,
2- Balık,
3- Çekirge,
4- Vücutlarında kan dolaşmayan hayvanlar. (Sinek, arı, akrep ve yemeğe
dü ş en bö cek gibi.) (Köp ek ve domu zun d irile ri pis oldu ğun a göre, ölüleri
de pis t ir). Canlıların iç organlarında değiş ikliğe uğrayan ve bozulan herş ey
pis t ir. Ancak canlılıkları kendinden olan meni, kuş yumurtas ı ve ipek
böceği gibi ş eyler böyle değildir. Ter ve göz yaş ı gibi ş eyler temizdir. Pis
olan bir ş eyle namaz kılınmaz. Ancak zorluk veya mecburiyetten dolayı ş u
beş ş ey affedilmiş t ir.

1- Su bulunmadığı yerde, arka yolun baş ka tarafa bulaşmamas ı ş art ıyla,
üçtaş la temizlendikten sonra pis liğin kalan es eri.

2- Yollardaki çamur pis t ir. Fakat ins anın kendis ini bu çamurdan
koruyamadığı kadarı mahzurlu değildir. Ancak yere düşme veya elbis enin
bir hayvan tarafından yırt ılmas ı hallerinde elbis eyi değiş t irmek veya
temizlemek gerekir. Böyle bir elbis e ile namaz kılınmaz.

3- Çizmenin üzerindeki s akınılamayacak pis lik affedilmiş t ir. Çizme bir yerde
s ilindikten sonra, onunla namaz kılınabilir.

4- Az veya çok, elbis ede bulunan pire kanı s akınca kabul edilmemiş t ir.
Ona ter karış s a da hüküm böyledir.

5- Deride bulunan yaralardan çıkan s u rengindeki s ıvı affedilmiş t ir. Zira
her zaman su akıtan böyle yaralar genellikle sürekli olarak vücutta bulunur.
Ama yara büyük olurs a ve içinden cerahat çıkars a temiz değildir. Zira
böyle büyük yaralar her zaman değil, nadir olarak meydana gelir. Böyle
yaraları yıkamak farzdır. Yıkandıktan sonra geriye az bir ş ey kalırs a mahzur
teş kil etmez. Kes ilen yerden az bir ş ey kalır da y ıkanmas ında zarar vars a,
namazı kaza etmek gerekir. Zira bu her zaman değil nadir olarak meydana
gelen bir özürdür.

TEMİZ OLAN ve TEMİZ OLMAYAN SULAR

Sıvı pis likler, bir defa yıkanmakla temiz olunur. Fakat katı pis likler yok
oluncaya kadar yıkanmakla ancak temizlenir. Katı pis lik yıkanmadan
oğulur, kazılır veya fırçalanırs a, renk ve kokusu kals a bile temiz olur.
Tabiat ta Yüce Allah'ın yaratmış olduğu her türlü su hem temizdir, hem de
temizleyicidir. Yaln ız şu dört çeş it su temiz değildir.

1- Kendis iyle bir defa abdes t alınmış olan su temizdir (içilir), fakat
temizleyici değildir. (Kendis iyle bir daha abdes t alınamaz, pis lik
yıkanamaz.)

2- Kendis iyle pis lik yıkanmış olan suyun renk, koku ve tadında pis likten
dolayı bir değiş iklik meydana gelmiş s e temiz olmadığı gibi temizleyici de
değildir. Ama bu suyun renk, koku ve tadında bir değiş iklik meydana
gelmemiş s e su temizdir.

3- İki yüz elli menden (500 lit reden) az olan ve içine pis lik düş en suyun
reng i, kokus u ve tad ın da bir d eğiş iklik meydana gelmezs e, ş afii mezh ebine
göre pis değildir. Ama su ikiyüz elli menden (500 litreden) fazla olurs a ve
içine pis lik düşmekle de bir değişme olmazs a pis olmaz.

4- Suyun içine zaferan, s abun ve s edir ağacı kabuğu gibi korunulmas ı
mümkün olan temiz ş eyler düş üp renk, koku ve tadını bozs a bile su yine
temizdir, fakat temizleyici değildir. Eğer çok az değişme olmuş s a o zaman
temizleyici de olur.

HADESTEN (ABDESTSİZLİK ve GUSULSÜZLÜKTEN) TEMİZLENME

Bunu beş konuda inceleyeceğiz:
1- Abdes t bozmanın (helaya çıkmanın) edepleri,
2- Pis likleri d ış arı at t ıktan sonra temizlenmek,
3- Abdes t,
4- Gusül,
5- Teyemmüm.

TUVALETE ÇIKMANIN EDEPLERİ

Açık arazide tuvalete çıkma ihtiyacı his s ediliyors a ins anların gözünden
uzakla şmak, mümkün olduğu kadar bir duvarın veya yüks ek bir yerin
arkas ına gitmek gerekir. Tuvalet yapılırken şu husus lara dikkat edilmelidir.
a) Oturmadan avret yeri açılmamalı,
b) Yüz güneş ve aya dönülmemeli,
c) Yüz ve arka kıbleye gelmemeli (yan tarafı kıbleye dönük olmalı). Kapalı
yerde yönün önemi yoktur.
d) İns anların toplandıkları yerlerde tuvalet yapılmamalı.
e) Durgun suya su dökmemeli, meyve ağacının alt ına büyük abdes t
yapmamalı.
f) Hiçbir oluğa küçük veya büyük abdes t yapmamalı.
g) Sert bir cisme veya rüzgara karş ı su dökmemeli. Çünkü kendi üzerine
s ıçrar.
h) Özürs üz olarak ayakta su dökmemeli.
I) Otururken soy ayağa dayanmalı.
j) Abdes t veya gusül abdes ti alınan yere küçük abdes t bozmamalı.
k) Tuvalete sol adımla girmeli, s ağ adımla ç ıkmalı.
l) Üzerin de Yü ce Allah'ın ismi y azılı h içbir ş ey a çıkta b ulund urmamalı.
m) Baş ı açık tuvalete girilmemeli.

Helaya girerken: "Euzu billahi minerrics in necs il habis il mahberi,
mineş ş eytanirracim" çıkarken de: "Elhamdülillahillezi ezhebe anni ve ebba
aleyya ma yenfeuni" duaları okunmalıdır.

İSTİNCA (KATI BİR CİSİMLE TEMİZLENME)

İs tinca şöyle yapılır: is t inca yapacak olan önce yanına üç kerpiç parças ı
veya üç düzgün taş alır. Abdes t bit ince sol eline bir taş alır, pis lik
bula şmayan yere koyup çeker. Pis liği etrafa bulaş t ırmadan temizler.
Böylece üç taş ı kullanır. Eğer temizlenmezs e, iki taş daha kullanır. Taş
adedinin tek olmas ına dikkat eder. Sonra zekerini sol eliyle alarak s ağ
elinde bulunan taş a üç defa, eğer taş yoks a duvarda ayrı yerlere üç defa
sürer. Zekeri sol elle hareket et t irmek, s ağ ele almamak gerekir. Bu ş ekilde
temizlendiğine kanaat get irirs e temizleme işlemi biter. Fakat taş tan sonra
su ile de y ıkamak daha iyidir. Su kullanmak is tediği zaman, yerinden ayrılıp
üzerine su s ıçramayacak bir yere gider, s ağ eliyle suyu döküp sol eliyle
yıkar. Bu iş leme pis lik tamamen y ıkanıncaya kadar devam eder.
Suyu çok dökmemek ve temizlemede zorlanmamak gerekir. Böylece içeri s u
kaçmaz. Hele is t inca ile temizlenmede çok rahat olmalı kendini hiç
s ıkmamalıdır. Bu vaziyet te suyun ula şmadığı yer, iç kıs ımdan s ayılır ve içt e
kalanlar pis lik hükmüne girmez. Ves ves eli, kuruntulu davranmamak gerekir.
İs t ibrada (idrardan sonra alet i temizlemede) sol elini zekerin alt ına koyup
üç defa s allar, üç adım yürür ve üç defa öksürür. Böylece temizlenmiş olur.
Bundan daha fazla uğraş ıp kendine sıkıntı çektirmemek gerekir. Aks i
takdirde kuş kuya düş er. Her is t inca yapış tan sonra üzerinde bir ıs laklık
kald ığı zehabına düş ers e, kilotuna su s erps in ve bu ıs laklık sudandır,
des in. Peygamberimiz böyle kuş kuya düş enler için: "İs t incayı bit irince
elini toprağa sürs ün, sonra yıkas ın. Böylece hiç koku kalmaz"
buyurmuş tur.
İs t inca yapılırken şu dua okunur: "Allahümme tahhir kalbi minennifaki,
hars s ın ferci minel efrahis i.."

SuFi
07-03-2009, 15:16
ABDEST NASIL ALINIR?

İs t incadan sonra ağzını misvaklar. Ağız şöyle misvaklanır. Önce dış
tarafın s ağ üs t ve s ağ alt , sonra sol üs t ve s ol alt , iç tarafta da aynı s ıra
takip edilerek diş ler sonra dil ve damağa değdirilerek ağız misvaklanır.
Mis vaklama çok önem vermek gerekir. Zira,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Mis vakla kılın an bir n ama z, mis v aks ız kılınan y etmiş namaza eş it t ir."
Misvak kullanırken şöyle denir: Yüce Allah 'ın ismini söylediği yeri
temizlemeğe niyet et tim. Her abdes t alış ta misvak kullanmak sünnet olduğu
gibi, ağızda bir değiş iklik his s edildiği mes ela uykudan kalkt ıktan veya
kokulu bir ş ey yedikten sonra da misvak kullanmak sünnet t ir.
Devamlı abdes tli olmak s ünnet tir. Zira s evgili peygamberimiz devamlı
abdes t li olurdu.

Abdes t şöyle alınır:
Yüks ekçe bir yere oturup yüzünü kıbleye çevirir ve şu duayı okur:
Bismillahirrahmanirrahim. Euzu bike min hemezat iş -ş eyat in. Ve euzu bike
Rabbe en yuhdarun.
Sonra s ıras ıyle şu yolu takip eder:

1- Şu duayı okuyarak her iki elini üç defa y ıkar: "Allahümme inni es 'elükel
yümne vel berekete ve euzu bike mineş şu'mi vel halket i."

2- Namaz için abdes t almaya ve abdes ts izlikten kurtulmaya niyet eder. (Bu
niyet yüzünü y ıkayıncaya kadar devam eder.)

3- Ağzına üç defa su verip gargara yapar. Oruçlu olan kims e ağzına s u
alırken fazla mübalağa yapmamalıdır. Ağıza su verilirken şu dua okunur:
"Allahümme a'ni ala zikrike ve şükrüki ve t ilavet i kitabike."

4- Burnuna üç defa su verir. Burna su verilirken şu dua okunur:
"Allahümme erihni rahiyatel cennet i ve ente anni rad."

5- Yüz üç defa yıkanır. Çok sık s akallılar hariç, su kılların dibine
ulaşmalıdır. Sakalın üzeri sıvazlanmalı ve parmaklarını aralarına sokup
hilallamalıdır. Parmaklar göz çukurlarında gezdirilip oralarda bir ş ey vars a
temizlenmelidir. Yüzün s ınırı: Uzunlamas ına, çenenin alt ından, alında s aç
biten yere kadar, enlemes ine de kulaktan kulağa olan kısımdır. Yüz
yıkanırken şu dua okunur: "Allahümme beyyid vechi bi nurike yevme
tabyaddu vücudu evliyaike."

6- Sağ kol dirs eklerle beraber üç defa yıkanır. Yıkanırken dirs ek ne kadar
geçilirs e o kadar iyi olur. Sağ kol y ıkanırken şu dua okunur: "Allahümme
a't ini kitabi biyemini ve nas ibni his aben yes ira."

7- Sol kol da aynı ş ekilde üç defa yıkanır. Eğer parmakta yüzük vars a
alt ına s u girmes i için oynatılır. Sol kol yıkanırken şu dua okunur:
"Allahümme inni euzu bike en tu't ini kitabi ş imali ev min veraiz-zahri."

8- İki elini ıs latıp parmak uçlarını birbiri üzerine koyarak iki el birlikt e
baş ın ön tarafından baş layarak arkaya doğru sıvazlayıp tekrar baş lanan
yere getirilir. Böylece baş ın yan taraflarındaki s açlar da ıs lanmış olur. Bu
hareket bir defa yapılır.

9- Aynı ş ekilde bütün baş üç defa sıvazlanır. Her defas ında şu dua
okunur: "Allahümme gas ini birahmet iki ve enzil aleyye min berat ike ve
ezlifni tahte arş ike yevme la zille illa zilluke."

10- Üçer defa her iki elini ıs latıp ş ehadet parmaklarıyla kulakların
deliklerini, baş parmaklarla da kulakların dış ını sıvarlar. Kulaklar
mes hedilirken ş u du a oku nur: "Allah ümmec -a ln i minelle zin e yertemi
ağ lalı."

11- Ellerini ıs latıp boynunu s ıvazlar ve şu duayı okur.
"Allahümme fi rekabet i minennari ve euzü bike münes s elas ılı vel ağlalı."

12- Önce s ağ ayağını üç defa bilekteki çıkıntıların üs t kısmıyla beraber
yıkar. Ayak parmaklarının aras ını sol elin ince parmağıyle, ayağın küçük
parmağından baş layarak s ıvazlar. Bu s ıvazlama sol ayakta büyük parmakt a
baş layıp, küçük parmakta biter. Aynı ş ekilde sol ayak ta üç kez yıkanır.
Ayaklar yıkanırken ş u dua okunur: "Allahümme cebbit kademeyye
ales s ıratı yevme tezillü ekdemülmünafikin."
Böylece abdes t i bit irdikten sonra şu duayı okur: "Eşhedü en La ilahe
illallah, vahdehü la ş erike leh ve eşhedü enne Muhammeden Abduhu ve
Resulühü. Allahümmec'alni minet -tavvabin vec'alni minel mütetahhirin
vec'alni min ıbadikes -s alihin."
Arapça bilmeyenlerin, okuduklarını anlayabilmeleri için bu duaların
manalarını öğrenmeleri gerekir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Abdes t alırken Yüce Allah'ı ananların bütün organları günahlardan
temizlenmiş olur. Eğer Yüce Allah anılmazs a, suyun ulaş amadığı yerler
temizlenmez."
Abdes tli oluns a bile her namaz kılınış ta yeniden abdes t almak sünnett ir.
Zira,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah, abdes t ini tazeleyenin imanını tazeler."
Abdes tle ancak görünen yerler temizlenir. Yüce Allah'ı görme yeri olan
kalb is e, kötülüklerden tevbe yolu ile temizlenir.
Abdes t ald ığı halde kalbini kötülüklerden tevbe ile temizlenmeyen,
padiş ahı, s arayında mis afir etmek is teyen kims enin evin dış kısımları
temizleyip, padiş ahın oturacağı özel odayı kir ve pis lik içinde bırakmas ına
benzer.

ABDESTTE MEKRUH OLAN ŞEYLER

Abdes tte alt ı ş ey mekruhtur:
1- Konuşmak.
2- Suy u yüze ça rpmak.
3- Elleri s ilmek.
4- Güneş t e ıs ınmış suyla abdes t almak.
5- Aş ırı derecede çok su kullanmak.
6- Bir organı üç defadan fazla y ıkamak.
Yüz is tenirs e toz yapışmas ın diye kurulanır, is tenirs e ibadet in izi devam
ets in diye kurulanmayabilir. Her ikis ini de yapmakta s akınca yoktur. Bu
niyetlerle yapılırs a her iki ş ekilde fazilet li olur. İbrik ve tas a göre daha
mütevazi olduğu için, tes t i ile abdes t almak daha iyidir.

GUSÜL (BOY) ABDESTİ

Cins i münas ebette bulunan, yahut uyurken veya uyanıkken kendis inden
meni gelene gusül (boy) abdes t i farz olur.
Boy abdes t inin üç farzı vardır:
1- Bütün vücudu y ıkamak.
2- Suyu kılların dibine ulaş t ırmak.
3- Cenabet likten temizlenmeye niyet etmek.

Boy abdes t inin sünnetleri is e şunlardır:

1- Besmele okumak.
2- Üç defa elleri y ıkamak.
3- Vücudun pis lik bulunan yerleri (ön ve arka yolları) y ıkamak.
4- Yukarıda anlat t ığımız ş ekilde sünnetleriyle beraber abdes t almak.
5- Ayakları y ıkamayı boy abdes t inin en sonuna b ırakmak.
6- Önce s ağ tarafa, s onra sol tarafa s onra da baş a üçer defa su dökmek.
7- Elin ula ş abildiği yerleri oğmak.
8- Eğer bir tes t veya küvet te oturuyors a, oturduğu yerlere temiz suyu
ulaş t ırmağa gayret etmek. (Zaten bütün vücudu suyla y ıkamak farzd ır.)
9- İlk önceki y ıkamadan sonra avret yerlerine el sürmemek.

TEYEMMÜM

Şu durumlarda teyemmüm yapılır:
1- Su bulamamak veya beraberlerinde arkadaş larıyle beraber içmelerine
yeteceği kadarından fazla su bulamamak.
2- Su bulabileceği yolda y ırt ıcı hayvan tehlikes inin bulunmas ı.
3- Kend is in in s oyu lma vey a bırakacağ ı malın çalınma teh likes inin
bulunmas ı.
4- Suyun aş ırı derecede pahalı olmas ı.
5- Has ta olanın su kullanmas ı halinde has talığının artmas ı veya
has talığının art ıp ölmekten korkmas ı.
Böyle durumlarda namaz vaktinin sonuna kadar beklenir. Bu süre zarfında
yukardaki yollar d ış ında su bulunmazs a teyemmüm yapılır.

Teyemmüm şöyle yapılır (s ırayla):
1- Temiz topraklı bir yere, iki eli tozlanacak ş ekilde toprağa vurur.
2- Parmaklarını açar "niyet et t im namaz için teyemmüm yapmağa" diyerek,
iki eliyle bütün yüzünü s ıvazlar. Yüz s ıvazlanırken abdes tte olduğu gibi,
tozun kıllar aras ına girmes i gerekmez.
3- Parmaklarında yüzük vars a çıkarır, ikinci defa elini yeri vurur,
parmaklarını birbirinden ayırarak s ağ elinin arkas ını s ol elinin içine koyar.
Sol elini, aynı ş ekli muhafaza ederek s ağ kolun dirs eklerine kadar kaydırır.
Sonra sol elini s ağ koldan ayırmadan dirs eğin üs t tarafına çıkarır bu s efer
elini parmaklara doğru kaydırır. Sol başparmağı, s ağ baş parmağın üzerine
gelecek ş ekilde s ıvazlanmayı bit irir. Sonra s ağ elle sol kolu aynı ş ekilde
s ıvazlar. Sonra da iki elin avuç içlerini birbirine s ürer ve bir elinin
parmaklarını diğer elin parmaklarına geçirerek parmak aralarını oğar. Bu
anlat t ığımız eller ve kollar için bir kez yere vurmak yeterlidir. Ancak
dirs eklere kadar her yere toz temas etmelidir. Eğer bunu yapamazs a birden
fazla yere vurabilir.
Bir teyemmümle bir farz ve is tenildiği kadar sünnet kılınabilir. Ama bir
sonraki farz için yeniden teyemmüm yapmak icabeder.

VÜCUTTAKİ FAZLALIKLARDAN TEMİZLENMEK

Vücuttaki fazlalıklar iki kısma ayrılır:
1. KISIM: KİRLER: Kir deyince s aç ve s akal diplerinde, kulakta, burunda,
göz kenarlarında, diş ler aras ında, parmaklar aras ında, tırnak alt larında ve
vücudun diğer yerlerinde bulunan kirleri kas tediyoruz.
Baş ve s akaldaki kıl diplerinde bulunan kirler, su, kil (s abun ve) tarakla
temizlenir. Peygamber efendimiz, evde olsun, yolculukta olsun tarağını
yanından ayırmazdı. Abdes t alırken gözün kenarında bulunan kir, çapak
veya sürme art ıkları temizlenir. Banyoda da kulağın içindekiler temizlenir.
Burundaki pis likler burna su çekmek ve sümkürmekle, ağızdaki art ık ve
diş teki s arılıklar da mis vakla temizlenir. Bunlardan baş ka parmak
boğumlarında, ayağın üs t ve alt ında, tırnak diplerinde bulunan kirleri
temizlemek te sünnet t ir.
Kir abdes te mani olmaz. Tırnakların alt ında aş ırı derecede bulunan kirler
hariç, suyun deriye ulaşmas ı mümkündür. Bu kirleri sıcak su ile veya
banyo da temizlemek s ünn et t ir.

HAMAMDAKİ FARZ ve SÜNNETLER

Hamamda y ıkanmanın dört farzı, on sünnet i vardır.
Farzlar ş unlardır:
1- Avret kısmını, yani göbekle diz aras ında kalan kısmı örtmek, baş kalarına
gös termemek,
2- Bu kıs ımları tellaklara oğdurmamak,
Tellakların oğmas ı, baş kalarının görmes inden daha kötüdür.
3- Baş kalarının avret yerlerine bakmamak. Avret yerini açana, dövüşme
tehlikes i olmayacaks a nehy-i münker yapılmalıdır. (Bu yaptığının haram
olduğu, yapmamas ı gerekt iği s öylenmelidir.) Nehy-i münker yapmayan
günahkar olur.
Hamam giden Hazret i Ömer (R.A.) hamamda yüzünü duvara dönüp
gözlerini bir bezle bağlayarak oturduğu anlatılır.
4- Kadınların hayız ve nifas tan kes ildikten sonraki temizlenmeleri hariç,
hamama gitmeleri kes inlikle yas akt ır. Hamama git t ikleri zaman yukarıdaki
yas aklara uymalıdırlar.
Sünnet ler:
1- İns anlara temiz görünmek için değil, namazda rahat ve temiz olmak
niyetiyle hamama gitmek.
2- Hamam ücret ini çıkarken değil, girerken vermek. Böylece hamamda
çalış anlar daha iyi hizmet eder ve alır mıyım, almaz mıyım? Diye kuş ku
duymazlar.
3- Hamama sol ayakla girmek ve "Bismillahirrahmanirrahim. Euzu billahi
miner-rics in-necs il-habis il-mahberi mineş ş eytanirracim." demek. Çünkü
hamam ş eytan yeridir. O halde kendis i için yaln ız kalabileceği bir yer
ayırtmalı veya içeris i tenha olduğu zaman girmelidir.
4- Hamama çabuk girmek ve erken terketmek.
5- İçeri girince çok su kullanmamak ş art ıyle hemen el y ıkamak. Hamamcı
gördüğü zaman kızmıyacağı kadar su kullanmalı.
6- Soyunma yerine girince s elam vermek. Selam verirken el kald ırmakta bir
mahzur yoktur. Hamamda s elam verene "Efekellah (Allah s ana sıhhat
vers in)" diye cevap verilir.
7- Fazla konuşmamak.
8- Kur'an-ı Ke rim okumamak. Şey tandan ko ru nmak için " euzu billah i
mineş ş eytanir-racim" demek caizdir.
9- Akş am güneş batarken ve akş am ile yats ı aras ında hamama gitmek. Zira
bu vakit ler ş eytanın yayıld ığı vakit lerdir.
10- Sıcak yere girince cehennem ateş ini hatırlamak. Biris i Cehennemin
nas ıl olduğunu öğrenmek is ters e s ıcakta biraz daha fazla otursun. Akıllı
olan orada gördüğü her ş eyden ahiret i hatırlar. Biris i karanlığı görünce,
mezarın karanlığını, y ılan görünce cehennem y ılanlarını hatırlas ın. Kötü ve
çirkin bir yüz görünce, münker ve nekir'i aklına getirs in. Korkunç bir s es
duyduğunda Sur'un çalınmas ını düşünsün. Red ve kabul gördüğünde
kıyamet t e red veya kabul edileceğini anıms as ın. Bunlar ş eriat taki
sünnet lerdir.
İlave edeceğimiz faydalı bilgiler: Ayda bir kez kals iyum oks it
kullanılmalıdır. Hamamdan d ış arı ç ıkarken nikrin has talığından korunmak ve
baş ağrıs ından kaçınmak için ayakları soğuk su ile yıkamak iyidir. Baş a
soğuk s u dökmek iyi değil. Yazın hamamdan çıkt ıktan sonra biraz yatmak
faydalıdır.

VÜCUTTAKİ FAZLALIKLARDAN TEMİZLENMEK

2. KISIM: Bu kıs ımda vücuttaki şu yedi şeyden temizlenmek gerekir.
1- Saçlar: Memleketin ileri gelenlerinden baş ka diğerlerinin s açlarını traş
etmeleri temizliğe daha uygundur. Fakat en iyis i s açları bazen kesmek,
bazen de uzatmakt ır. Her taraftan s açları uzatıp Salı vermek s avaş çıların
geleneği olduğu için mekruh ve yas ak s ayılmış tır.
2- Bıyıkları dudak hizas ına kadar uzatarak sünnet , daha fazla uzatmak
yas akt ır.
3- Koltuk alt ındaki kılları her kırk günde bir yolup koparmak sünnett ir.
Eğer baş langıçta adet edinilirs e bu işlem kolay olur. Ama adet
etmeyenlerin traş etmeleri daha iyidir. Zira bu onlar için daha rahat olur.
4- Kaba avret yerlerindeki kılları en az kırk günde bir ilaçlarla gidermek,
kesmek veya traş etmek sünnett ir.
5- Tırnakları kesmek sünnet t ir. Zira tırnaklar uzatılmazs a, altlarında kir
toplanmaz. Biraz kir biriks e bile, abdes te zarar vermez. Çünkü Peygamber
efendimiz tırnaklarında kir gördüğü kims elere kesmelerini söylemiş t ir,
namazlarını kaza etmelerini buyurmamış t ır. "Uzayan t ırnak altları,
ş eytanların barınağıdır" diye bir söz vardır.
Tırnakları şu sıraya göre kesmek iyidir: Önce s ağ elin işaret parmağı
ardından diğerleri, sol elin küçük parmağından baş layıp arkas ından
ötekileri, sonra s ağ ayak en s onda da sol ayak t ırnaklar.
Sağ s oldan, el de ayaktan üs tündür. Öyle is e önce s ağ elin en üs tün
parmağı olan ş ahadet parmağından baş layıp küçük parmağa kadar, sonra
sol elin küçük parmağından baş layıp en son s ağ elin baş parmağı bit irmeli,
s o nra da önc e s ağ arkas ınd an s ol ayak t ırn akların ı kesmelidir.
6- Doğum zamanında göbeği kesmek.
7- Sünnet olmak.

SAKAL UZATMANIN EDEPLERİ

İbn-i Ömer ve ashabının bir kısmının yaptığı gibi s akalı bir tutamlık
uzatmalı, fazlas ı kes ilmelidir. Ancak daha fazla uzatmak gerekir diyenler de
vard ır.
Sakal b ırakmakta on ş ey mekruhtur:
1- Sakalı s iyaha boyamak.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Sakalını boyayan cehennemlikt ir. Zira Kâfirler s akallarını boyarlar. Bunu
ilk önce yapan da Firavundur."
İbn-i Abbas 'ın rivayet ine göre,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Son zamanlarda bazı ins anlar s akallarını s iyaha boyuyacaklard ır. Onlar
cennet kokusunu duyamazlar."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"İhtiyarların en kötüs ü gençlere benzemek is teyenlerdir. Gençlerin en iyis i
de ihtiyarlara benzemek is t iyenlerdir."
peygamber efendimiz bunu bozuk niyetten dolayı yas aklamış t ır.
2- Sakalı kırmızı veya yeş ile boyamak. Yaln ız s avaş çıların düşmanlarını
yıld ırmak ve onlara yaş larını belli etmemek için s akallarını bu renklere
boyamaları sünnett ir. Bu gaye ile bazı âlimler s akallarını s iyaha
boyamış lard ır. Fakat bu niyetten baş ka bir niyetle boyanırs a, olduğundan
baş ka görünme, yani aldatmaya girer.
3- Baş kalarının iht iyar zannetmes i ve kendis ine saygı gös termes i için
s akalı kükürt le veya baş ka bir ş eyle beyaza boyamak. Saygı kazanmak için
böyle bir yola başvurmak aptallıkt ır. Zira hürmet ihtiyarlık veya gençliğe
değil, ilme ve akla gös terilir. Enes (R.A.) Peygamber efendimiz vefat et t iği
zaman mübarek s akallarında yirmi tane beyaz kılın bulunmadığını
s ö ylemiş t ir.
4- Sakaldaki beyaz kılları koparmak. Sakaldaki beyaz kıllardan utanmak
demek, ihtiyarlıktan utanmak demekt ir. Yüce Allah'ın kendis ine verdiği
nurdan utanmak is e cahilliktir.
5- Henüz yüzünde tüy bitmemiş delikanlılara benzemek için s akalını traş
etmek. Bu da cehalet ten ileri gelir. Zira Yüce Allah'ın bazı meleklere şöyle
tesbih ederlerler: Sübhane men zeyyener-ricale bil lihyi ven-nis ai
biz-zevaibi (Erkekleri s akalla, kadınları s açlarla süs leyen Yüce Allah bütün
ayıp ve noks anlıklardan uzakt ır.)
6- Kadınlara güzel görünmek için s akalı makas lar güvercin kuyruğu gibi
kesmek.
7- İs lam büyüklerinin yaptıklarından daha fazla s açın s akala karış an
kıs ımları ve kulağın üs tündeki s açları uzatmak.
8- Siyah gözle veya beyaz s akalla gururlanmak. Yüce Allah kendini
beğenenleri s evmez.
9- Sünnet i yerine getirmek için değil de, ins anlara gös teriş olsun diye
taranmak.
10- İns anların kendis ini zahit bilmeleri ve s akalıyla meşgul olacak zamanı
bulamadığını s anmaları için s akalı taramak.

SuFi
07-03-2009, 15:33
4. KONU: N A M A Z

N A M A Z

Namaz, İs lam dininin temeli ve bütün ibadet lerin rehberidir. Yüce Allah,
kendi koruyuculu ğunda bulunan ve ş art lara uyarak vakt i geldiğinde günde
beş vakit namaz kılanın, iş lediği diğer günahları affeder.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Namaz, Müs lümanlar üzerine belirli vakit lerde farz kılınmış t ır."
Peygamberimiz yanında bulunan ashaba sordu:
"Beş vakit namaz, evin önünde akan berrak bir su gibidir. O evde oturan
günde beş s efer bu suda y ıkanırs a, üzerinde kir diye bir ş ey kalır mı?"
Ashab-ı Kiram: "Hayır kalmaz, Ya Resulallah" dediler.
Peygamberimiz buyurdu:
" İş te beş vakit namaz da, suyun kiri temizlediği gibi günahları temizler."
Pey gamberimiz buy uruy or ki:
"Namaz, dinin direğidir. Namaz kılmayan, dinini y ıkmış olur."
Peygamber efendimize: İş lerin en üs tünü hangis idir? Diye sorulduğunda
şöyle buyurdu: "Namazı vakt inde kılmak." Yine:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Cennet in anahtarı namazd ır."
" Yüce Allah yanında imandan sonra kullarının yapacağı en s evgili farz
namazı kılmakt ır. Eğer namaz kılınmas ından daha çok baş ka bir ş eyi
s evs eydi, meleklerine o iş i yaptırırdı. Halbuki onların heps i namazdadır. Bir
kısmı rüku da, bir kısmı s ecdede, bir kısmı ayakta, bir kısmı da oturur
vaziyet tedir."
Namazı kas ten, bile bile terkeden Kâfir olur. Böyle biris i imanını yit irmek
üzeredir. Çölün ortas ında sus uz kalmış kims eye benzer. Bunlar hakkında
"s ahrada suyunu kaybeden öldü" diye bir laf vardır. Ölüm tehlikes inin
yakla ş t ığını gös terir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kıyamet günü imandan sonra ilk soru namazdan sorulur. Eğer namazları
tamam ve ş art larına uygun is e kabul ederler. Diğer iş ler de ondan sonra,
ona göre kabul edilirler. Eğer eks ik veya kusurlu olmuş s a, diğer bütün
yaptığı iş lerle beraber, yüzüne çarparlar."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"İyi bir abdes t alıp, namazı vakt inde kılan, rüku ve s ecdelerini eks iks iz
yerine get iren ve kalben de huşu ile alçak gönüllülük içinde bulunanın
namazı, beyaz bir ış ık olup göğe yüks elerek s ahibi için der ki: Beni
koruduğun gibi Yüce Allah da s eni korusun .
Namazı vaktinde kılmayıp, abdes t i iyi almayan, rüku ve s ecdelerini huş u
içinde yerine get irmeyenin namazı, s iyah ve karanlık olarak göğe çıkar,
s ahibi için: Beni noks an yaptığın gibi Yüce Allah da s eni noks an, eks ik
yaps ın, der. Yüce Allah ne zaman dilers e o zaman, onun bu namazını bir
bez gibi toplayıp yüzüne vururlar."
Yine Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Hırs ızların en kötüsü, namazından çalandır."

NAMAZ NASIL KILINIR?

İns anda olduğu gibi namazın da vücuda benzetebileceğimiz bir d ış kısmı,
bir de ruh dediğimiz hakiki, özü vard ır. Önce d ış görünüş olarak yapılacak
ş ey le ri açıklayacağız.
Namaza hazırlık için şu s afhadan geçilir:
a) Vücut ve elbis e temizlenir yani abdes t alınır ve avret yerleri örtülür.
b) Temiz bir yerde durup, kıbleye dönülür.
c) Vücut namaz için elveriş li bir duruma sokulur. Ayaklar dört parmak
kadar birbirinden ayrılır, s ırt dik tutulur, baş öne eğilir ve gözler de s ecde
yerinden ayrılmaz.
Bu vaziyet te iken ş eytanı uzaklaş t ırmak için "Gul euzu birabinnas i.."
süres i okunur. Sonra eğer baş kas ının önünde namaz kılacaks a ezan okur,
yaln ız baş ına is e kamet get irir.
Namaza baş lama:
1) Niyete hazırlanır ve kalbinden der ki: (Mes ela öğle namazı için): "Allah
rızas ı için bugünün üzerime farz olan dört rekat öğle namazını elde
ediyorum." Niyet i kalben get irdikten sonra dil ile de söylemek sünnett ir.
2) Niyeti get irdikten sonra, baş parmaklar kulak memes ine değecek ve
parmak uçları da kulak hizas ına gelecek ş ekilde elini kulaklarına kadar
kald ırır ve avucunu omuz hizas ına get irirken "Allahü ekber" der. Sonra
ellerini (Hanefilerde göbeğin alt ına, Şafiilerde) göğsünün alt ına bağlar.
Eller ş u ş ekilde bağlanır: Sağ el, sol elin üzerine konur. Şehadet (iş aret) ve
orta parmak bilek üzerinde olacak ş ekilde, sol bileğ i kavrar. Eller kendi
hallerine terkedilmeyip göğsün alt ında tutulur. Kollar yanlara s alıverilmez
veya baş ka bir tarafa götürülmez. "Allahü ekber" derken, "Allah'tan" sonra
bir vav(ve) veya "Ekber"den sonra bir elif get irilerek mübalağaya
kaçınılmaz. Aks i takdirde Allahvü ekber denmiş olur. Bu is e ves ves ecilerin
ve cahillerin iş idir. "Allahü ekber" namazın d ış ında iken, kendini s ıkmadan,
mübalağ as ız bir ş ekilde söylediği gibi söylenmelidir.
Eller bağlanınca ş u dua okunur: "Allahü ekber kebiran, vel hamdü lillahi
kes iran ve s übhanallahi bükraten ve es ila."
Sonra ş u ayet -i celile okunur:
"Veccehtü vechiye lillezi fataras -s emavat i vel ard ı hanifen vema ene minel
müş rikine."
EN'AM SURESİ, Ayet : 79
Bundan s onra "Sübhanekallahümme ve bihamdike ve Tebarekesmüke ve
Teala ceddüke ve La ilahe ğayruk" der.
Bunlardan sonra "Euzu billahi mineş ş eytanirracim inallahe hüves s emiul
âlim" der arkas ından besmele ile fat iha sures ini okur. Okurken uzatma ve
ş ed delere dikka t etmek ge rekir. Ha rflere bo zulacak kad ar bas ılmaz. Dad ile
zı birbirinden farklı olacak ş ekilde, hakkıyla okunur. Ama eğer okuyucu
ayrımı yapamıyors a bir mahzur yoktur. Fat ihayı bit irince "Amin (Allahım
kabul et )" der. Yaln ız "Amin"i fat ihanın hemen arkas ından, onun
devamıymış gibi söylememek gerekir. Bir duraklama yapıp sonra söylemek
icabeder. Arkas ından Kur'an-ı Kerim'den bir sure veya dilediği bir ayet -i
okur.
İmama uymuş s a s abah, akş am ve yats ı namazlarının farklarında ilk iki
rekat ta yüks ek s es le okunur.

RÜKÛ

3- Sure bit t ikten sonra ellerini kald ırarak "Allah'ü Ekber" der ve rükûa
eğilir.
Rükûda el avuçları dizlerin üzerine konur, parmaklar kıbleye doğru gelmek
üzere aşağı bırakılır. Parmaklar açık olmalı, dizler de kırılmayarak dik
tutulmalı. Baş ve s ırt dümdüz, kollar da vücuda yapış ık olmadığı gibi fazla
açık olmamalı. Bu pozisyonda iken üç defa: " sübhane rabbiyel azim ve
bihamdihi" denir. İmam olmayanların yedi veya onbir kez söylemes i daha
iyi olur.
Sonra rükudan diklenerek elini kald ırır ve: "Semiallahu limen hamideh"
der. Biraz harekets iz durduktan sonra: "Rabbena lekel hamd,
müles s emavat i vefard ı ve mehe ma ş i't e ş ey'ın ba'dehu." der.
Sabah namazının ikinci rek'atından sonra kunut duas ı okunur.

SECDELER

4- Rükûdan sonra tekbir (Allahu ekber) get irip s ecdeye iner. Secde
yapılırken yere yakın olan organlar daha önce yere konur: Önce diz, sonra
el, sonra burun, sonra da alın .
Eller, parmaklar açık, aya yer yapış acak ş ekilde kulakların hizas ında olur.
Kollar, vücutla, karınla uylukla bit iş tirilmez. Biraz aralık b ırakılır.
Bu durumda üç defa: "Sübhane Rabbiyel a'la ve bihamdihi" der. İmam
olmayanın fazla okumas ı daha iyi olur. Sonra tekbir getirip baş ını s ecdeden
kald ırır ve sol ayağını yere yayarak üzerine oturur. Sağ ayak baş parmaklar
yere yapış ık ş ekilde dik durur. İki elini uyluklarının üzerine koyar ve:
"Rabbiğfirli verhamni, verzukni, vehdini, vecirni, ve afini va'fu anni" der.
Tekrar s ecdeye gider. Bu ikinci s ecdeden kalkt ıktan sonra oturacakmış gibi
yapar ve hemen Allahu Ekber diyerek ayağa kalkar euzu besmele çekerek
bu rekat ı da birincis i g ib i kıla r.

TEHİYYATA OTURMAK

5- İkinci rekatın son s ecdes inden sonra ayağa kalkmaz, s ecde aralarında
yaptığı gibi sol ayağını yayarak üzerine oturur. Ellerini uyluklarının üzerine
koyar. Yaln ız s ağ elinin ş ehadet (iş aret) parmağından baş ka diğer
parmaklarını toplayıp yumruk yapar. Ettehiyyatı bitirdikten sonra Kelime-i
Şehadeti okuduğunda illallaha s ıra gelince ş ehadet parmağını kald ırır. Çok
kims e Lailahe de kald ırır. Oys a burada kald ırılmaz. Parmaklar toplandığı
gibi kendi hallerine de b ırakılabilir.
İkinci oturu ş ta da yine bunları yapar. Yaln ız oturu ş ş ekli şöyle dir: İki
ayağını alt tan s ağ tarafa uzatır, sol oturak yerini yere koyar.
Birinci oturuş ta: "Allahümme s alli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed"
deyip kalkar. Son oturuş ta is e bu duayı sonuna kadar okur. Bütün duaları
bit irdikten sonra baş ını önce s ağ tarafa omuzunun üzerine çevirir
"Es s elamü aleyküm ve rahmetullah" der. Yüzünü öyle çevirmeli ki, arkada
duran biris i yüzünün yarıs ını görebils in. Sonra aynı ş ekilde sol tarafa
s elam verir. Selamlarla birlikte namazdan çıkmağa niyet eder. Selam
verirken de orada bulunanlara ve meleklere niyet eder.

NAMAZDA MEKRUH OLAN ŞEYLER

Şu ş eyler namazda mekruhtur.
1- Çok aç veya susamış olmak.
2- Çok kızg ın olmak.
3- Küçük veya büyük abdes t te s ıkış ık olmak.
4- Kalbin huşuunu bozacak bir ş eyin bulunmas ı.
5- Ayakları bit iş t irmek veya tek ayak üzerinde durmak.
6- Secdede iken ayakların üzerine oturmak.
7- Tehiyyat larda kaba etlerin üzerine oturmak.
8- İki dizi göğüs le bir tutmak.
9- Eli elbis es inin alt ında bulundurmak.
10- Secdede elbis eyi önden veya arkadan tutmak.
11- Elbis e alt ında kuş ak bağlamak.
12- Kolları yana s alıvermek.
13- Et rafa bakınmak.
14- Parmakları çıt ırdatmak.
15- Vü cud u kaş ımak.
16- Esnemek veya s akalla oynamak.
17- Secde için yerdeki küçük taş ları temizlemek.
18- Secde s ıras ında yere üflemek.
19- Otururken arkayı bir yere dayamak.
Bütün vücut el ve diğer organlar s aygılı bir duru ş olmalı, namaza uygun
olmalıdır. Ancak böyle olurs a namaz noks ans ız ve ahiret için azık olmaya
layık olur.

NAMAZIN FARZLARI

Namazın farzları şunlard ır:
1- Niyet etmek.
2- İft itah (baş langıç, açış ) tekbiri; "Allahu Ekber" demek.
3- Kıyam.
4- Fat iha okumak.
5- Rükû yapmak.
6- Rükû'da harekets iz durmak.
7- Rükû'da kalkıp dik durmak.
8- Secdeye gitmek.
9- Secdede harekets iz durmak.
10- Secdeden doğrulup dik durmak.
11- Teş ehhüd ve Peygamber'e s alavat get irmek.
12- Selam vermek.
Bunlar yapılınca, namaz doğru olarak kılınır. Yani cezadan kurtulmuş
olunur. Fakat kabul edilmes i ş üphelidir. Bu padiş ahın önüne kulaks ız,
burunsuz, els iz ve ayaks ız bir cariyenin getirilmes ine benzer. Kabul
edilememe korkusu vardır.

NAMAZIN GERÇEK ANLAMI

Buraya kadar anlat t ıklarımız namazın dış görünüşüydü. Bir de namazın
özü, gerçek anlamı vardır. Namazdaki her hareket in, her zikrin kendine has
bir anlamı bir ruhu vard ır. Eğer namaz bu ruhtan mahrum olarak kılınırs a,
ruhsuz vücut, yani ölü ins an gibi olur. Ters ine ruh olur da, yukarıda
anlat t ığımız kurallar ve icabeden ş eyler olmazs a o zaman da gözü oyulmuş ,
eli ve kulağı kes ilmiş ins an gibi olur. Eğer hareket lere riayet edilir, fakat bu
hareket lerle beraber ruh ve as ıl olmazs a, gözü akıp görmeyen, kulağı olup
du ymayan ins ana ben zer.
Namazın ruhu as lı, huş u (gönül alçaklığı) ve kalbin dünya meş galelerinden
kurtulmas ıdır. Zira namazdan gaye kalble Yüce Allah 'ı düşünmek, O'ndan
korkup s aygı duyarak O'nu zikretmekt ir.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Beni anmak için namaz kıl."
TAHA SURESİ, Ayet : 14
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Birçok ins an vard ır; namaz kılmakla s ıkıntı ve eziyete kat lanmaktan baş ka
kazanç elde etmezler." Bu, ş eklen namaz kıld ıkları halde, kalben namazla
ilgileri olmayanların durumudur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Birçok namaz kılanlar vardır ki, namazlarının ancak onda biri veya alt ıda
biri yazılır. Herkes in namazının yazıld ığı kısımları, kalblerinin de namaz
içinde olduğu kıs ımlardır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir kims eden ayrılır gibi (dünya meşgalelerinden ayrılarak) namaz kıl."
Peygamber efendimizin buyruğuna göre namaza dururken dünya arzu ve
is teklerinden, dünya uğraş ılarından kurtulmak gerekir. Yüce Allah'tan
baş ka herş eyden uzaklaş ıp, bütün varlığı namaza vermek icabeder.
Hz. Aiş e (R.A.) anlatıyor: "Resulullah bizimle biz de onunla
konuşuyorduk. Namaz vakt i geldiğinde, Yüce Allah'ın büyüklüğü ile olan
meşguliyeti ve Yüce Allah'a tutkunlu ğu nedeniyle bizi tanımadığı söyledi."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kalbin hazır olmadığı namaza Yüce Allah bakmaz."
Hz. İbrahim (A.S.) namaz kıld ığı zaman, kalbinin h ış ırt ıs ını iki mil uzaktan
duyulurdu. Hz. Ali (R.A.) namaz kılmak üzere kalkt ığı zaman vücudu t ir t ir
t itrer, yüzünün rengi değiş ir ve şöyle derdi: "Yedi kat göğe ve yere
sunulduğu fakat onların taş ıyamadıkları emanetin (namazın) zamanı geldi."
Sufyanı s evri diyor ki: "Namazı huş u (alçak gönüllülük ve s aygı ile)
kılmayanın namazı doğru olmaz."
Ha s an Ba s ri diyo r ki: "Kalbin hazır olmad ığ ı namaz, cezay a d aha yakın dır."
Muaz İbn-i Cebel (R.A.) diyor ki: "Namaz kılarken kas ten, s ağımda
solumda kims eler vardır, diye bakanın namazı olmaz."
Ebu Hanife (R.A.), Safi (R.A.) ve birçok âlimin: " İlk tekbir alırken kalbin
hazır olmas ı yeterlidir" diye buyurmaları, zaruri nedenlerden dolayı
verilmiş bir fetvadır. Zira ins anlarda gaflet daha fazladır. Bu fetvanın es as
manas ı "mesuliyetten kurtulur" demekt ir. Yoks a böyle bir ibadet ahiret için
azık olmağa layık değildir. Ahiret için layık olan: orada faydas ını gördüğü,
namazda kalbin hazır bulunduğu kıs ımlard ır.
Şüphes iz ki bütün namaz boyunca, s adece ilk tekbirde kalbini hazır
bulunduran bir kims e, hiç namaz kılmayandan daha iyidir. Fakat böyle bir
kims enin daha kötü duruma düşmes inden korkulabilir. Zira hizmetin
önemini anladığı halde, gevş eklik yapana, geliş igüzel hareket edene, belki
de hiç hizmet etmeyenden daha çok kızarlar.
Bunun için Has an-ı Bas ri (R.A.) diyor ki: "Böyle kalbin hazır bulunmadığı
bir namaz cezaya daha yakındır. Zira hadis i ş erifte buyruluyor ki: "Namaz
kıld ığı zaman kötülük ve günahlardan uzaklaşmayan bir kims e o namazdan
Yüce Allah'tan uzak olmaktan baş ka bir fayda göremez."
Bütün bunlardan anlaş ılıyor ki namazın tamamı, ruhu, kalbin daima hazır
bulunmas ıdır. Yaln ız tekbir alırken kalbi hazır olanın namazdan s ağladığı
yarar bir nefes ten fazla değildir. Yani nefes almaktan baş ka hiçbir yaş ama
belirt is i gös termeyen kims eye benzer.

SuFi
07-03-2009, 15:34
NAMAZDA YAPILAN HAREKETLERİN GERÇEK ANLAMI

1- Ezan:

Namaz için ins anın ilk duyduğu ş ey ezandır. Ezanı dinlerken kalbin ona
verilmes i, bir iş yapılıyors a b ırakılmas ı gerekir. Zira din büyüklerimiz böyle
yaparlardır: demirci ezanı duyduğu zaman çekici havada is e, örs e vurmaz
indirirdi. Ayakkabıcı iğneyi sokmuş is e, çıkarmaz öyle bırakırdı. Yerinden
hemen fırlardı. Zira bu s es i duyunca hemen kıyamet günündeki s es i
düşünürdü. Eğer bir kims e ezan s es ini duyduğu zaman kalbinde s evinç ve
is tek meydana geliyors a, anlas ın ki kıyamet günündeki s es i duyduğunda
öyle olacakt ır.

2- Temizlik, Abdes t

Görüntüde her ne kadar temizliğin anlamı vücut ve elbis eyi kirden
arındırmaks a da, as ıl anlamı kalbin pişman olmas ı, tevbe etmes i ve
kötülüklerden uzaklaş ıp temizlenmes idir. Zira kalb, Allah'a bakmanın,
O'nun varlığını his s etmenin odak noktas ıdır. Namazın as ıl yeri kalbtir.
Vücut s adece görüntünün olu şmas ıdır.

3- Av re t ye rlerini ö rtmek

Avret yerlerini örtmek, vücudun çirkin yerlerini kapatıp, ins anların
görmes ini engellemek olduğu gibi as ıl anlamı: Kalbi, Allah'ın is temediği
çirkin ş eylere örtmektir. Hiçbir ş ey Yüce Allah'tan s aklanamaz. Öyle is e
kalb kötülüklerden temizlenmedikçe, d ış görüntünün temizlenmes i bir değer
ifade etmez.
Kalbin temizliği es kiden yaptıklarına pişman olmak ve bir daha
yapmayacağına azmetmektir. Zira,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Günahına tevbe eden (bir daha yapmayan) hiç günah yapmamış gibidir."
Kes in tevbenin, günahı yok ett iğini peygamberimiz bize müjdelemiş t ir.
Ama bütün uğraş ılara rağmen bu yapılamıyors a hiç olmazs a utanma, korku
ve haya perde yapılıp, arkas ına s ığınmak gerekir. Yüce Allah'ın huzuruna
kalbi kırık ve utanmış olarak çıkılır. Tıpkı firar edip, efendis inin emirlerini
dinlemeyen bir kölenin, efendis inin karş ıs ına çıkt ığı zaman kalbinde s ıkıntı
ve pişmanlık duyarak, baş ını utançtan yere eğdiği gibi.

4- Kıbleye Dönmek

Kıbleye dönmek, görünüş te yüzünü tek bir tarafa çevirmekt ir. Asıl anlamı
is e kalbin yüzünü her iki dünyadan çevirip s adece Yüce Allah'la meşgul
olmakt ır. Ancak böyle tek ş eyi düşünebilir. Görünüş te tek bir kıble olduğu
gibi, kalbin kıbles i de bir tanedir: Yüce Allah .
Namaza durduğu zaman kalbin düşünceden düşünceye zıplamas ı, yüzün
bir tarafa değil de, çeş itli taraflara dönmes i gibidir. Yüzü baş ka taraflara
çevirmekle namaz olmadığı gibi, kalbin çeş it li düşüncelerle meş gul olmas ı
da namazın hakikatı olamaz. Bunun için ,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Namaza durduğunda arzusu, yüzü kalbi Yüce Allah ile olan namazını
bit irdiğinde, anas ından yeni doğmuş gibi olur, yani bütün günahlardan
temizlenir."
Gerçekten, yüz kıbleden çevrildiği zaman nas ıl namaz bozuluyors a, kalbin
yüzünü de Yüce Allah'tan çevirip baş ka ş eylerle meşgul edildiği zaman,
namazın ruhunun hakikat i de öyle bozulur. Çünkü ş ekil, as lın
görüntüs üdür. Önemli olan as ıld ır, görüntünün pek önemi yoktur.

5- Kıyam (Ayakta durmak)

Görüntüde anlamı: Vücudun Yüce Allah 'ın huzurunda köle gibi, boynu
bükük bir durumda bulunmas ıdır. Asıl anlamı is e kalbin bütün iş ve
uğraş ılardan ayrılıp, s aygı ve eziklik içinde hizmete hazır olmas ıdır. Bu
durumda, kıyamet gününde aynı ş ekilde Yüce Allah 'ın huzurunda
bulunacağını hatırlamas ıdır. O zaman bütün gizli ş eyler açığa vurulacak,
tek tek kendis ine gös terilecekt ir. Kendis ine gös terilecek o gizli ş eylerin ş u
anda Yüce Allah tarafından bilindiği düşünmekdir. Bilmelidir ki, kalbinde
es kiden olanlar ve ş imdi bulunanları, içini d ış ını Yüce Allah görmektedir.
Namaz kılan biris i, bir âlim veya velinin kendis ine bakt ığını, hareket lerini
izlediğini h is s edince hareke tlerine daha çok dikkat eder, bü yük t it izlik
gös terir. Baş ka tarafa bakmaktan, acele etmekten utanır. Oyla yaln ız baş ına
namaz kıld ığı zaman Yüce Allah'ın kendis ini gördüğünü bilir, fakat O'ndan
utanmaz, geliş igüzel hareket eder. Elinden hiçbir ş ey gelmeyen zavallı bir
ins anın bakış ından utanıp, herş eyin s ahibi olan Yüce Allah'tan
utanmamaktan daha büyük cahillik olur mu?
Ebu Hureyre (R.A.) birgün peygamber efendimize: "Ya Res ulallah, Yüce
Allah'tan nas ıl utanmak gerekir?" diye sorduğunda, peygamberimiz şöyle
buyurur: "Ehli beytin takva s ahibinden utanmas ı gibi, O'ndan utanmalıdır".
Ashabı kiramdan bir gurup namazda öyles ine s es s iz ve harekets iz
dururlard ı ki, kuş lar bile cans ız zanneder, onlardan kaçmazlardı. Kalbinde
Yüce Allah'ın büyüklük ve korkusu bulunan kims e, Yüce Allah 'ın kendis ini
gördüğünü bilir, bütün organlarıyla derin bir s aygı ve harekets izlik içinde
bulunur.
Peygamber efendimiz namazda elini s akalını götüren biris ini gördüğünde
"Kalbinde Allah korkus u ve s aygı ols aydı, eli de kalbi gibi olurdu (böyle
kıpırdamazdı)" buyurdu .

RÜKÛ ve SECDELER

Rükû ve s ecde her ne kadar vücudun tevazu gös termes i görünümünde is e
de, as ıl gaye kalbin tevazuudur. Namaz kılan s ecdeye gitmekle organların
en kıymet lis i olan yüzünü, dünyada bulunanların en değers izi olan toprağa
koymak olduğunu bilir ve kendis inin topraktan yaratıld ığını, tekrar toprağa
döneceğini anlars a, gururu kırılır, zavallılığının dereces ini idrak eder.
Bunun gibi namazdaki her hareket te bir s ır ve bir hikmet vardır. Bundan
habers iz olan, iş in ş ekilciliğinden baş ka bir ş ey elde edemez.

NAMAZDA OKUMANIN ve NAMAZIN ANA TEMELLERİNİN GERÇEK
ANLAMI

Namazda okunan her kelimenin bilinmes i gereken gerçek bir anlamı vardır.
Okuyanın bunu bilmes i gerekir ki, ibadet gerçek değerini bulsun .
Mes ela "Allahu Ekber" Yüce Allah en büyüktür, demekt ir. Eğer "Allahu
Ekber" diyen, anlamını bilmiyors a cahildir. Fakat anlamını bilir de kalbinde
Yüce Allah'tan baş ka bir ş eye daha çok yer ayırırs a, doğru s öylememiş
olur. Ona "Bu söz doğrudur, fakat s en yalancıs ın" denir. Bir ins an bir ş eye
Yüce Allah'tan daha çok bağlanır, onun peş inden giders e, ona göre o ş ey
Yüce Allah'tan daha büyüktür demekt ir. Onun yaptığı, itaat et t iği ard ından
git t iği ş eydir. Bu husus t a,
Yüce Allah buyuruyor ki:
" (Doğru yoldan ayrılıp) kendi arzu ve heves lerini kendine ilah yapan
kims eyi gördü n mü ? Art ık onu Allah'tan b aş ka kims e kurtaramaz."
CASİYE SURESİ, Ayet : 23
Namaza baş larken okunan "Veccehtü vechi"nin anlamı, kalb yüzümü bütün
dünyadan çevirip, Yüce Allah'a döndüm demekt ir. Bunu okuduğu zaman
kalbi Yüce Allah'tan baş ka bir ş eyle meşguls e yalan söylüyor demekt ir.
Yüce Allah'a yalvarırken ilk sözü yalan söyleyenin, ne biçim bir felaket le
karş ı karş ıya olduğu apaçıktır.
"Hanifen müs limen"nin anlamı, "yüzümü bütün s apıklıklardan çevirip,
İs lam dinini kabul et t im, iyi bir Müs lüman olmaya karar verdim" demekt ir.
Nitekim;
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Müs lüman, Müs lümanların, elinden ve dilinden zarar görmediği
kims edir."
"Elhamdü lillah": (Allah'a hamd olsun) dediği zaman, Yüce Allah'ın
bahş et t iği nimet leri kalbinde yeniden hatırlamalıdır. Kalbi tamamen Allah'a
şükretmekle, hamd ile meşgul olmas ıdır. Zira "Elhamdü lillah " şükür
kelimes idir. Şükür is e kalb ile olur.
"İyyake na'büdü": (Yaln ız s ana ibadet ederim) dediği zaman, kalbinde
Yüce Allah'a karş ı duyduğu bağlılığın yenilenip kuvvet lenmes i lazımdır.
"İhdina" (hidayete, kurtulu ş a erdir) dediği zaman kalbinde yalvarış ve
yakarış meydana gelmelidir. Zira o anda kurtulu ş is t iyor.
Tesbih, tehlil ve okunan her ş eyin bu ş ekilde anlamları vardır. Bu
anlamları bilmek ve kalbi ona uygun kılmak gerekir. Ancak böylece
namazdan tam anlamıyla yararlanmak mümkün olur. Aks i taktirde
ş ekilcilikten ileri gidilmez.

KALBİN NAMAZA HAZIRLANMASI

Biri görünürde biri de gizli olmak üzere iki s ebepten dolayı kalb namazda
iken baş ka ş eyle meşgul olur.
Görünürde olan s ebep, namaz kılınan yerde kalbi meşgul edecek küçük ve
karanlık bir oda yaparlar. Böylece ilginin dağılmas ı önlenmiş olur. Zira açık
ve rahat yerde, kalb daha çok dağılır.
İbn-i Ömer (R.A.) namaz kılacağı zaman, gözü takılmas ın diye kılıç, kitap
ve örtüyü önünden kald ırırdı.
Kalbin namaza hazır olamamas ının ikinci s ebebi, düş ünce ve hayallerin
dağılmas ıdır. Bu görünür s ebeplere göre daha zordur ve iki ş ekilde olur:
1- Kalbin, daha önce uğraş t ığı bir iş le meşgul olmas ı. Bunun çares i önce
iş i y apmak, kalb i on dan ay ırmak ve s o nra namaza durmakt ır. Onun için,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Namaz kılacağınız zaman, yemek hazır olurs a, önce yemeğ i yiyiniz."
Yine bir söz söylemek is teyen bir kims e önce sözü söylemeli, sonra
namaza durmalıdır. Böylece o sözü namaz içinde düşünmekten kurtulmuş
olur.
2- Kalbin, kıs a sürede bit irilemeyecek bir iş le meşgul olmas ı veya değiş ik
düşüncelerle kaplanmas ı. Bundan kurtulmanın çares i, kalbi, okuduğu
Kur'an-ı Kerim ve tes bihlerin anlamıyla meşgul etmekt ir. Kalb onların
anlamını düşünür ve bu düşünce ile gaflet ten kurtulur. Fakat bazen
düşünceler o kadar yoğun olur ki, bu yolla da kalbi gaflet ten kurtarmak
mümkün olmaz. Böyle durumlarda tek yol o düşünceyi olu ş turan s ebepleri
yok etmekt ir. Eğer bu s ebepler yok edilmezs e hiçbir zaman kalbi,
düşüncelerden arınamaz ve namaz kalb baş ka düşüncelerle meş gul iken
kılınmış olur.
Bu, dallarında s erçelerin ötü ş tüğü bir ağacın alt ına oturup, s es lerini
duymak is temediği için ikide bir taş ve sopalarla s erçeyi kovan fakat onları
tam olarak kaçırmağa muvaffak olamayan adamın durumuna benzer. Böyle
bir durumda adamın s erçelerden tamamen kurtulmas ı için ağacı kesmes i
lazımdır. Ancak böylece s erçelerin bir daha gelmemes i s ağlanabilir.
Düşünceler de böyledir. Kökeni arzulardır. Arzu çok olduğu sürece
düşüncelerden kurtulmanın imkanı yoktur. Tek yol aş ırı arzulara
kapılmamakt ır.
Peygamber efendimize hediye olarak üzerinde çeş it li işlemeler bulunan,
süs lü güzel bir elbis e get irdiler. Namazda gözü işlemelere takıld ı. Namazı
bit ince hemen o elbis eyi s ahibine iade edip es ki elbis elerini giydi.
Yine bir gün nalınlarının üzerine yeni kayış lar takmış lard ı. Namazda gözleri
ona takılınca, sökmelerini emret t i ve es ki kayış lı nalınlarını giydi.
Bir gün de yeni yaptığı nalinlere beğenici bir gözle bakt ı. Arkas ından
hemen s ecde et ti ve şöyle buyurdu: "Bu bakış ımdan dolayı, Yüce Allah
beni düşman tutmas ın diye s ecde et t im." Dış arı çıkt ı, bunları ilk ras t ladığı
dilenciye verdi.
Talha (R.A.) birgün kendi hurma bahçes inde namaz kılıyordu. Dallar
aras ına güzel bir kuş s ıkışmış bir türlü yol bulup çıkamıyordu. Kalbi kuş un
bu durumuyla meşgul oldu ve kaç rekat kıld ığını unuttu. Sonra da
Peygamber efendimizin huzuruna gelip kalbinden ş ikayet et t i. Yaptığına
kefaret olarak, o hurmalığı s adaka verdi.
Birçok İs lam büyüğü bu ş ekillerde davranarak kalbin düşüncelerden
kurtulma yolunu bulmuş lardır.
Namazdan önce Yüce Allah 'ı anmak, kalbi düşüncelerden
temizleyemiyors a, namazda da kalb düşüncelerden kurtulamaz. Tertemiz bir
kalble namaz kılmak is tey en, dah a namaza girmeden ka lb in i dü ş ün celerden
arındırmanın yollarını araş t ırmalıdır. Bu da dünya meş galelerinden kendini
kurtarmakla mümkün olur.
Rahatça ibadet edebilme gayes ini güderek dünyaya kendis ine yetecek
kadarıyla kanaat eden, kalbini daima namaza hazırlayabilir. Aks i taktirde
kalb hazır olmaz veya ancak namazın bazı kıs ımlarında hazır olur. O zaman
bol bol nafile namazı kılıp kalbi hazırlamak gerekir. Böylece dört rekatlık bir
namazı kalb hazır olarak kılabilme imkanı elde edilmiş olur. Zira nafileler
farkların bağını çözer.

CEMAATLE NAMAZ KILMAK SÜNNETTİR

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Cemaatle kılınan bir namaz, yaln ız baş ına kılınan yirmiyedi namaz
gibidir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yats ı namazını cemaat le kılan, bütün geceyi ibadetle geçirmiş gibi olur."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kırkgün birinci (baş langıç) tekbiri kaçırmadan cemaat le namaz kılan için
iki mükafat vardır: Biri, cehennemden kurtulu ş , diğeri de nifaktan
kurtulu ş tur."
Bütün bunlardan dolayı din büyüklerimizden biri baş langıç tekbirine
yetiş emediği zaman, diğer cemaat arkadaş ları üç gün kendis ine "üzülme,
in ş allah bir daha olmaz" derlerdi. Eğer cemaat le kılınan namazın tümüne
yetiş emeseydi, yedi gün böyle söylerlerdi.
Said İbn-i Müsayyem diyor ki: "Yirmi s enedir camiye girmeden ezan s es i
duymadım."
Birçok âlim: "Hiçbir özrü bulunmadığı halde yaln ız baş ına namaz kılmak,
cemaate gitmemek doğru olmaz." demiş lerdir. O halde cemaate büyük önem
vermek gerekir.

Cemaat le namaz kılmanın adabı:

1- Cemaat is temeden imamlık yapmamak. Cemaat in beğenmediği, nefret
et t iği bir kims e imam olmamalıdır.
2- Cemaat in imam olmas ını is tediği bir kims e, özrü yokken reddetmemelidir.
Çünkü imam olmanın büyük üs tünlüğü vardır. İmamlık, müezzinlikten daha
üs tündür.
3- İmam, üs t-baş ının temizliğine dikkat etmelidir.
4- İmam, cemaat ı beklemek için n amazı gec ikt irmemelidir. Çü nkü ilk
vakt inde namaz kılmanın fazilet i daha çoktur. Ashab-ı kiramdan iki kiş i bir
araya geldiklerinde vakit gelince, diğer arkadaş ları cenazede bile ols alar,
beklemez hemen cemaat le namazlarını kılarlardı.
Peygamber efendimiz birgün biraz gecikmiş t i. As hab-ı kiram Abdurrahman
bin Avf'ın imamlığında namaza baş ladılar. Peygamber efendimiz geldiği
zaman bir rekat geçmiş t i. Namaz bit t iğinde kendis ini beklemediklerini
sordular. Peygamberimiz: " İyi yaptınız. Her zaman böyle yapınız" buyurdu.
5- İmamlık, Allah rızas ı için ve temiz niyet le yapılmalı, hiçbir ücret
alınmamalıdır.
6- Saflar düzelmeyince tekbir get irmemeli.
7- Tekbir yüks ek s es le söylenmeli.
8- Sevap elde etmek için imamlığa niyet etmelidir. Eğer niyet etmezs e,
cemaat s ağlam olmaz ve cemaat s evabını alamaz.
9- Yüks ek s es le okunan namazlarda, yüks ek s es le okunmalı ve üç yerde
durmalıdır.
a) İlk tekbirden sonra, imam gizlice veccehtüye baş lar, cemaat da fat ihayı
okur.
b) Fat ihayı bit irdikten sonra, biraz bekleyip sonra zamm-ı sure okumalıdır.
Zira cemaat ten fat ihayı okuyamamış veya tamamlayamamış olanlar
bulunabilir.
c) Zamm-ı sureden sonra biraz beklemek gerekir ki, tekbir surenin s onunda
ayrılmış olsun .
İmama uyan fatihadan baş ka bir ş ey okumamalıdır. Ancak imamdan uzak
olur ve imamın s es ini duymamış s a zamm-ı sure okuyabilir.
10- İmam rüku ve s ecdeleri normal yapıp, tesbihleri üç kereden fazla
okumamalıdır.
Hz. Enes (R.A.) diyor ki: "Peygamber efendimizden daha hafif, güzel ve
namazı tam kılan kims e yoktur." Bunun s ebebi cemaat te has ta, zayıf,
s ıkışmış veya çok acele iş i olanların bulunabilmes idir.
11- Cemaat imamla beraber değil ondan s onra hareket etmelidir. İmam
rüku'a tam eğilmeden, cemaat rüku'a eğilmemeli ve imamın aln ı yere
değmeden cemaat s ecdeye gitmemelidir. Bile bile hareket lerde imamdan
önce davrananın namazı bozulur.
12- İmam s elam verdikten sonra: "Allahümme entes s elam ve minkes s elam,
tebarekt e ya zelcelali velikram" s öyleyecek miktardan daha çok
oturmamalıdır. Sadece bu kadar süre oturup sonra yüzünü cemaate döner
ve dua eder. Cemaat te imam yüzünü dönmeden ayrılmamalıdır. Zira daha
önce ayrılmak mekruhtur

SuFi
07-03-2009, 15:39
CUMA NAMAZI

CUMA NAMAZI ve FAZİLETİ

Cuma günü önemli ve fazilet i çok olan bir gündür. Mü'minlerin bayramıdır.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Ey iman edenler, Cuma günü namaz için ezan okununca, alış -veriş i
kes erek hemen namaza koşunuz. Eğer bilirs eniz bu, s izin için dünya
iş lerinden daha hayırlıdır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Özürsüz üç cumaya gelmeyen, İs lamı arkaya atmış ve kalbi pas
tutmuş tur."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah, her Cuma günü alt ıyüz bin kiş iyi cehennem ateş inden
kurtarır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Her gün güneş zeval vakt inde (gün ortas ında) iken cehennem parlatılır.
Bu vakit te namaz kılmayın. Yaln ız Cuma günü müs tesna. O gün kılınız. Zira
o gün cehennem parlatılmaz."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Cuma günü ölene, ş ehid s evabı yazılır ve kabir azabına uğratılmaz."

CUMANIN ŞARTLARI

Diğer namazlardaki dört ş art tan baş ka Cuma namazının şu alt ı ş art ı daha
vard ır:
1- Vakit: Cuma namazının vakt i öğle vakt idir. İmam Cuma namazının
s elamını, ikindi vakt i girdikten s onra verirs e, Cuma namazı geçmiş olur. O
zaman kılınan iki rekat Cuma namazının üzerine iki rekat daha ilave edip
öğle namazı olarak tamamlanmalıdır.
2- Yer: Cuma namazı çölün ortas ında açıkta veya çadırlar aras ında
kılınamaz. çölde cami dahi buluns a et rafında ev olmadıktan sonra içinde
Cuma namazı kılınamaz. Cuma namazı kılınacak yerin ş ehirde bulunmas ı
veya en az kırk hür, akıllı ve baliğ mukim erkeğin bulunacağı köyde olmas ı
lazımdır. Cuma kılınacak yerin mutlaka cami olmas ı ş art değildir. Yukarıda
vas ıflarını saydığımız kırk kiş inin s ığabileceği bir binada kılınabilir.
3- Sayı: Kırk hür, akıllı, baliğ ve mukim (yerleş ik) erkek bir araya gelmeden
Cuma namazı kılınamaz. Hutbe okunduğu veya namaz kılındığı s ırada da bu
s ayının korunmas ı gerekir. Bir kiş i dahi eks ik ols a s ahih olmaz.
4- Cemaat : Cuma namazının cemaat le kılınmas ı da ş art t ır. Hers e ayrı ayrı
kılars a olmaz. Ancak cemaat le kılınan namazın ikinci rekatına yet iş en, her
ne kadar bir rekatı yaln ız baş ına kılacaks a da bir s akınca yoktur. Cuma
namazının ikinci rükuuna yet iş emeyen kims e, öğle namazı niyetiyle imama
uyar.
5- Ondan önce baş ka bir cumanın kılınmamış olmas ı. Bir ş ehirde ancak bir
Cuma namazı kılınabilir. Onun için daha önce Cuma kılınmış s a, bir daha
Cuma kılınmaz. Eğer bir yere s ığmak mümkün olduğu halde, iki yerde Cuma
kılınırs a, ilk olarak ift itah tekbirini get irenin cumas ı doğru olur, diğerinin
doğru olmaz. Cemaat bir camiye s ığmazs a o zaman iki yerde Cuma namazı
kılınabilir. (Hanefi mezhebinde İmam-ı Muhammed'e göre dolmas ı bile iki
camide birden Cuma namazı kılınabilir.)
6- Namazdan önce iki hutbe okunmas ı. Bu iki hutbeyi okumak ve
aralarında oturmak farzdır. Birinci hutbede, Elhamdülillah demek,
Peygamber'e s alavat getirmek ve "Us ikum bitakvallah" demek, bir de
Kur'an-ı Kerimden bir ayet okumak kafidir. İkinci hutbede de bunlar farzdır.
Fakat ikinci hutbede Kur'an-ı Kerimden okunacak ayet yerine, dua farzd ır.
Cuma namazı çocuklara, kadınlara, kölelere, delilere, yolculara farz
değildir. Has ta da, havanın çok yağmur ve çamur olmas ı veya taş ıyıcıs ı
olmamas ı halinde cumaya gitmeyebilir. Ancak böyle kims elerin öğle
namazlarını, Cuma namazı kılındıktan sonra kılmaları daha iyidir.

CUMANIN ADABI

Cumanın on sünnet ve adabı vardır.
1- Gerek iş ve gerek düşünce ile cumayı Perş embe gününden beklemek.
Perş embe günü, ikindiden sonra oturup tesbih ve is t iğfarla meşgul olmalı.
Zira bu zamanın fazilet i bü yüktü r. Cuma gün ü iç in temiz elb is ele r
hazırlanmalıdır. Perş embe günü ikindi ile akş am aras ı çok değerlidir. bu
gecede hanımı ile birleşmede bulunmanın, sünnet olduğunu söyleyenler de
vard ır. Böylece her ikis i de cumaya hürmeten boy abdes t i almış olurlar.
2- Cuma s abahı gusül (boy) abdes t i almak. Gusül abdes t i çabuk alınıp
mes cide yetiş ebileceks e alınır, aks i takdirde s onraya b ırakılır.
Peygamberimiz, Cuma günü gus ül abdes t i almayı defalarca emir
buyurmuş tur. Hat ta bazı âlimler Cuma günü gusül abdes t i almayı farz
zannetmiş lerdir. Medine halkı biris ine hakaret etmek is tedikleri zaman
"Sen, Cuma günü gusül abdes t i almayandan beters in" derlerdi. Cuma günü
cünüp olan, cenabet likten temizlendiğinde gusül niyet inden sonra Cuma
gus lüne de niyet edip üzerine su dökebilir. Böylece Cuma gus lünün
faziletine de kavuş ur.
3- Camiye, temizlenmiş ve süs lenmiş olarak gelmek.
Temizlik, uzamış s aç ve kılları, t ırnakları kesmek, b ıyıkları düzeltmekle olur.
Daha önce hamama gidip bunları yapmış s a birdaha yapmaya lüzum yoktur.
Süs lenmek, beyaz elbis e giymekle olur. Zira Yüce Allah elbis eler içinde en
çok beyaz olanı s ever.
Baş kas ını rahats ız etmemek ve cami ile namaza hürmet niyet iyle güzel koku
sürmelidir.
4- Camiye erken gitmek. Camiye erken gitmenin fazilet i büyüktür. Es kiden
Cuma namazına s abah karanlığında giderlerdi. Bu yüzden de yolda çok
s ıkıntı çekerlerdi.
İbn-i Mes ut bir s eferinde camiye git t iğinde, kendis inden önce üç kiş inin
gelmiş olduğunu görünce ş öyle demiş : "Sen dördüncü olurs an işin nas ıl
olur."
İs lama giren ilk bid'atın, Cuma günü erkenden camiye gitmenin sünnet
olduğunun kalkmas ı olduğu söylenir. Yahudi ve hıris t iyanlar dini günleri
olan Cumartes i ve Pazar günü acelece havra veya kilis eye giderler de,
Müs lümanların kendi günleri olan Cuma gününde kusur etmeleri doğru olur
mu?
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Cuma günü camiye ilk gelen bir deve, ikinci gelen bir inek, üçüncü gelen
bir koyun, dördüncü gelen bir tavuk kes miş , beş inci gelen is e bir yumurt a
vermiş gibi olur. Hatip minbere çıkınca, bu işi yazan melekler defteri
kapatıp onu dinlemeğ e koyulduklarından o s ırada gelen namazın
faziletinden baş ka bir ş ey bulamaz,"
5- Geç kalmış s a, baş kalarının omuzlarına basmamak.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
" (Geç kald ığı için baş kalarının omuzlarına bas arak öne geçeni) kıyamet
gününde köprü yaparlar, herkes üzerine bas ıp geçer."
Peygamberimiz omuza bas an birini gördü ve ona sordu: "Sen niçin cumada
bulunmadın?"Adam: "Ya Resulallah, s izinle beraberdim" dedi.
Peygambe rimiz ş öy le bu yurdu : "Hayır, s eni ins anların omuzları üzerine
bas arken gördüm" Yani bu ş ekilde davranan, namazı kılmamış gibi olur.
Ancak ilk s ırada boş yer vars a ondan sonraki s ıraları geçmek caizdir. Zira o
s ırayı boş b ırakmakla onlar hata etmiş lerdir.
6- Namaz kılınanın önünden geçmemek. Camide namaz kılan duvara veya
bir direğin yakınında durmalıdır. Böylece önünden kims e geçmez. Zira
namaz kılanın önünden geçmek yas ak edilmiş tir. Hadis -i ş erifte buyruluyor
ki: "Rüzgarın yüzüne kül s avurmas ı, namazın kılanın önünden geçmekten
daha iyidir."
7- İlk s ırada bulunmağa gayret etmek. İlk s ırada yer yoks a ona en yakın
olan s ırada yer bulmağa çalışmak iyidir. Zira önde bulunmanın fazilet i daha
çoktur. Ancak ön s ırada İs lama hoş gelmeyen bir kılık veya davranış t a
bulunanlar vars a, o sıradan uzak durmak daha iyidir. Çünkü bile bile
günaha yakın olmak caiz değildir.
8- Hat ip minbere çıkt ıktan sonra konuşmamak. Hat ip minbere çıkt ıktan
sonra cemaat tekiler, ezanı tekrar edip hutbeyi dinlemeğe koyulmalı, biris i
kendileriyle konuş tuğu zaman onu iş aretle sus turmalı, dil ile
konuşmamalıdır. Zira:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Hutbe okunurken bir kims enin diğerine" sus " veya "iyi dinle" demes i
gereks izdir. Hutbe okunurken gereks iz konuş anın cumas ı kabul olunmaz. "
Dinleyen hutbeyi duyamayacak uzaklıkta buluns a bile yine de susmas ı
gerekir. Konuş anların yanına da oturulmamalıdır. Hutbe okunurken
tahiyyet -i mes cid (camiye girme ve s aygı namazı) hariç hiçbir namaz
kılınmaz.
9- Namazdan sonra yedi Elhamd, yedi Kulhuvallahü ve yedi Kuleuzuleri
okumak. Bunları okuyanın Cuma günü ş eytandan korunduğu bildirilmiş t ir.
Sonra da şu dua okunur: "Allahümme ya gani, ya Hamid, ya Mübdi, ya
Muid, ya Rahim, ya Vedud, ağnini bihelalike an haramike ve bifedlike
ammen sıvake" . Bu duayı devamlı okuyan, ummadığı yerden rızk bulur ve
ins anlara muhtaç olmaz. Bundan sonra alt ı rekat namaz kılmak sünnett ir.
Zira peygamberimiz öyle yapmış lardır.
10- Cumadan sonra ikindi namazına kadar camide oturmak. Akş ama kadar
oturmak daha iyidir. Böyle yapmak bir hac ve ömre s evabına bedeldir.
Camide duramayıp evine giden, Yüce Allah'ı anmaktan geri kalmamalıdır.
Zira Cuma gününde çok değerli olan bir an vardır. Bu anı boş geçirip,
faziletinden mahrum kalmamak gerekir.

CUMA GÜNÜNÜN ADABI

Cuma gününde yedi fazilet vardır.
1- Sabahleyin ilim meclis inde bulunmak. Hikaye anlatıp faydas ız ş eyler
konuş anların yanında oturmamak gerekir. Söz ve davranış ıyle dünyaya
s evgiyi azalt ıp, ahirete çağıran kims elerin yanında bulunmaya gayret
edilmelidir. İlim meclis inden gayemiz budur. Böyle bir meclis te bulunmak
bin rekat namaz kılmaktan d aha iyidir. Zira
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Böyle bir meclis te bulunmak, bin rekat namaz kılmaktan daha üs tündür."
2- Cuma gününde bulunan değerli bir s aat i boş geçirmemek için devamlı
tesbih etmek.
Cuma gününde çok değerli bir an vardır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"O anda kim ne is ters e, is tediği verilir."
Ancak o anın s aat i belli değildir. Güneş in doğuş undan batış ına kadar
herhangi bir an olabilir. Öyle is e bütün gün boyunca bu anı yakalamak
gayes iyle devamlı zikir ve ibadet te bulunmak gerekir.
3- Cuma gününde çok s alavat okumak.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Cuma günü benim üzerime s eks en s alavat okuyanın s eks en s enelik
günahı affedilir."
Kendis ine sordular: "Ya Resulallah, s enin üzerine nas ıl s alavat
okuyâlim?"
Şöyle buyurdu: "Allahümme s alli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed
Salaten tekünü leke vedaun velihakkihi edaün a't ihul ves ilete vel magamel
Muhammedellezi vaadtehu eczibü anna ma hüve ehlehü ve eczihu efdale
ma cezeyte nebiyyen an ümmet ihi ve s alli ala cemii ihvanihi
minennebiyyine ves s alihine ya arhamerrahimin."
Yedi Cuma gününde bu duayı yedi defa okuyan peygamberimizin ş efaat ine
kavuşur.
4- Cuma günü çokca Kur'an-ı Kerim okumak. Bilhas s a Kehf sures ini
okumanın çok faziletli olduğu hakkında hadis -i ş erifler vardır. Büyük
abidler her Cuma günü, bin ihlas okurlardı. Bin s alavat get irirlerdi ve bin
defa da "Sübhanallahi vel hamdü lillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber"
derlerdi.
5- Cuma günü çok namaz kılmak.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kim camiye girip dört rekat namaz kılar, her rekat ta bir fat iha ve elli ihlas
okurs a, cennet teki yeri kendis ine gös terilmeden yahut cennetteki yerini bir
baş kas ı ona haber vermeden bu dünyadan gitmez."
Cuma g ünü dört rekat namaz kılıp b ir rekat ta En 'am, b irind e Keh f, birinde
Taha ve birinde Yas in surelerini okumanın büyük s evabı vardır. Eğer bu
yapılamıyors a Yas in, Lokman, Duhan ve Mülk sureleriyle dört rekat namaz
kılınmalıdır.
İbn-i Abbas (R.A.) Cuma günleri tesbih namazını terketmezdi.
Cuma gününü en iyi geçirmenin ş ekli öğleye kadar namaz kılmak, Cuma
namazından s onra bir ilim meclis inde oturmak, ondan sonra da akş ama
kadar tes bih ve is tiğfar ile meşgul olmakt ır.
6- Sadaka vermek. Bir dilim ekmek dahi ols a Cuma günü verilen s adakanın
büyük fazilet i vard ır. Hutbe okunurken bir ş ey is teyeni geri çevirmek
gerekir. Zira hutbe s ıras ında bir ş ey vermek caiz değildir.
7- Cuma gününü ahiret iş leriyle meşgul olarak geçirmek. Haftanın böyle
değerli bir gününde bütün dünya iş lerinden s ıyrılıp hayır ve iyilikle meşgul
olunmalıdır.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Namaz tamam olunca, yeryüzüne dağılıp Allah 'ın ihs anını arayınız."
CUMA SURESİ, Ayet: 10
Enes (R.A.) yukarıdaki ayeti celileyi şöyle açıklıyor:
Bunun anlamı alış -veriş etmek ve dünya malı peş inde koşmak değil, ilim
öğ renmek, kardeş lerini ve hatırlıları ziyaret etmek, cenaze arkas ından
gitmek vs . gibi ş eyler demektir.

NİYET EDERKEN VESVESELİ OLMAK

Vesves e (kuş ku), has talarda, ş eriatı bilmeyenlerde ve niyetin ne demek
olduğunu anlamayanlarda olur. Niyet , emri yerine get irmek için ayakt a
durup yüzü kıbleye çevirmek ve namaza hazır bulunmaktır.
Biris i "filan âlim geliyor, ayağa kalk ve hürmet et" des e, ayağa kalkars ın
fakat , ş u ş ahs ın emriyle filan âlime, ilminden dolayı hürmet için ayağa
kalkmağa niyet et t im, demezs in.
Ayağa kalkarken bu niyet kalbindedir. Halbuki ne kalben ne de dil ile
söylemezs in. Böyle kalpten geçene hadis -i nefs denir. Niyet denilmez.
Niyet s eni ayağa kald ıran arzudur. Fakat ne için kalktığını bilmelis in .
Namaz için de durum böyledir. Niçin kalktığını ve namazın hangi vakte ait
oldu ğun u b ilmelis in. Kalb in de b und an haberdar o lu nca "Allahu Ekber"
ders in .
Her ş eyi, örneğin farzı, hangin vakt i namazı olduğunu ayrı ayrı kalıpta
düşünmek imkans ızdır. Fakat bu düşünceler birbirine yakın olunca, bir
araya toplanmış gibi görünür. Bu kadarı yeterlidir. Zira biris i s ana: "Öğle
namazının farzını mı kılıyorsun" diye sorduğu zaman "evet" diyebiliyors an
niyetteki anlamların heps i kalbinde bulunuyor demekt ir.
"Allahu Ekber" yukarıdaki cümlenin "evet" i yerindedir. Onun için niyet
ederken fazla vesves eli olmamak gerekir. Bunun için de kalben baş ka
ş eyleri düşünmemek ve zorlanmamak icab eder. Namazdaki niyetin, diğer
iş lerdeki niyet lerden farkı yoktur. Onun için Peygamberimiz ve As hab-ı
Kiram (Allah heps inden razı olsun) zamanında niyet te vesves e yoktu .

SuFi
07-03-2009, 16:45
5. KONU: ZEKÂT

ZEKÂT

İslamın beş ş art ından biri de zekat t ır. Yüce Allah buyuruyor ki:
"Namazı gerektiği gibi kılın ve zekatı verin."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"İslam beş temel üzerine kurulmuş tur: Kelime-i Şehadet , Namaz, Zekat ,
Oruç ve Hac."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Alt ın ve gümüşü olanlar, zekat larını vermezlers e her birinin göğs üne
önden vurulduğunda arkadan ç ıkan kızg ın ş iş ler batırılır.
Dört ayaklı hayvanı olup zekat larını vermeyenlere kıyamet günü bu dört
ayaklı hayvanları mus allat ederler: Bu hayvanlar baş ve boyunlarıyla
s ahiplerini vurup ayakları alt ına alırlar, üzerinden çiğneyerek geçerler.
Heps i geçt ikten s onra b u iş lem bütü n ha lkın hes ab ı görülün ceye kada r
devam eder."
Buhari, Müs lim

ZEKATIN ÇEŞİTLERİ Beş çeşit zekat vardır:

1- Dört ayaklı hayvanların zekatı:
Dört ayaklı hayvanlardan deve, s ığır ve koyunların zekatı verilir. At, eş ek
ve diğer hayvanların zekatı yoktur.
Hayvanların zekatı dört ş art la farz olur.
a) Hayvan, çayırda ot layarak karn ını doyurmalıdır. Senenin bir kısmında
otlayamayıp s ahibinin biçt iği otla bes leniyors a zekatı verilmez.
b) Bir ay yılı süres ince mülkünde kalmalıdır. Bir ay yılı üzerinden
geçmeden hayvanların zekatı verilmez. Yaln ız hayvanlar yavrulamış lars a
öbür s ene için hes aba katılır ve malın as lına uyularak zekatları verilir.
c) Bu malla zengin olmalı ve mal kendi tas arrufunda bulunmalıdır. Mal yok
olur veya çalınırs a zekatı verilmez. Maldan elde edilen her kazanç
kendis ine verilirs e, o zaman geçmiş zekatı vermek farz olur. Malı kadar
borcu olan zekat vermez. Zira as lında böyle biri zengin s ayılmaz.
d) Nis ap miktarı mala s ahip olmalıdır. Nis ap miktarı, zenginliğin ölçüsüdür.
Bu miktarı aşmayan zengin s ayılmaz.
Develerin nis abı:
Develerin nis abı beş t ir. Daha az deveye s ahip olan zekat vermez. Baş
deves i olan bir koyun (veya keçi) zekat vermelidir. Develer art t ıkça ş u
s ıraya göre zekat larını vermek gerekir:
On devede iki koyun,
Onbeş devede üç koyun,
Yirmi devede dört koyun,
(Koyun bir, keçi iki yaş ından küçük olmamalı).
(bir yaş ında diş i deve yoks a yerine iki yaş ında erkek deve)
Otuzalt ı devede, iki yaş ında diş i bir deve.
Kırkalt ı devede, üç yaş ını tamamlamış bir deve,
Altmış bır devede, dört yaş ını tamamlamış bir deve,
Yetmiş altı devede, iki tane iki yaş ını tamamlamış deve,
Doks anbir devede, iki tane üç yaş ında iki deve,
Yüzyirmi bir devede, üç tane iki yaş ında diş i deve.
Bu ndan fazlası için her kırk adette iki yaş ında bir dişi deve, here llide üç
yaş ında bir diş i deve zekat olarak verilir.
Sığırın nis abı:
Sığırın nis abı otuzdur. Otuz adet ten daha az s ığırı olan zekat vermez.
Otuz s ığırda bir yaş ında bir dana,
Kırk s ığırda iki yaş ında bir dana,
Altmış s ığırda birer yaş ta iki dana.
Bundan fazlas ı için her kırkta iki yaş ında ve her otuzda bir yaş ında dana
zekat olarak verilir.
Koyunun nis abı:
Koyun ve keçinin nis abı kırktır.
Kırk koyunda bir koyun.
Yüzyirmi bir koyunda iki koyun.
İkiyüz bir koyunda üç koyun .
Dört yüz koyunda dört koyun .
Bundan fazlas ı için de her yüz koyunda bir koyun zekat verilir. Zekat
olarak verilen koyunlar bir yaş ından küçük olmamalıdır.

2- TOPRAK MAHSÜLLERİNİN ZEKATI

Toprak mahsulleri iki kıs ımdır:
1- Ekinden elde edilen mahsüller.
2- Ağaçtan elde edilen mahs üller.
1- Ekinden elde edilen mahsüller: Buğday, arpa, pirinç, mercimek, nohut,
bakla, mısır ve darı gibi ins anın bes lendiği ürünlerdir. Bu ürünlerin nis abı
kabuksuz temiz olarak 653 kg. dır. Eğer pirinç kabuklu depo ediliyors a
nis abı 1306 kg.d ır. s ahibi is ters e 653 kg. kabuksuz, is ters e 1306 kg. kabuklu
verir. Gıda olarak kullanılmayan pamuk, ceviz, keten gibi ürünlerin zekatı
verilmez.
2- Ağaçtan elde edilen mahsüller:
Ağaçtan elde edilen mahsüller hurma ve üzümdür. Güzelce kurutulmuş
hurma ve üzümün nis abı 653 kg.d ır.

3- ALTIN ve GÜMÜŞÜN ZEKATI

Altının nis abı yirmi mis kal, gümüş ün is e iki yüz dirhemdir. Yirmi s af alt ını
olan yarım alt ın, ikiyüz dirhem gümüşü olan da beş gümüş zekat vermelidir.
Görülüyor ki, altın ve gümüşün zekatı kırkta birdir. Daha fazla alt ın ve
gümü ş ü olanlar kırkta b irini zekat o la rak v erme lidirle r.
Alt ın ve gümüş ten yapılmış olan kılıç, süs eş yas ı ve kullanılmas ı haram
olan alt ın ve gümüş ün de zekatını vermek farzd ır. Fakat erkek ve kadının
kullanmas ı caiz olan süs eşyalarının zekatını vermek gerekmez.

4- TİCARET MALLARININ ZEKATI

Yirmi mis kal alt ın değerinde ticaret eşyas ı bulunan kims e, üzerinden bir ay
yılı geçince zekatını vermes i gerekir. Bu para ile y ıl içinde yaptığı karlar da
hes aba katılır.
Malın s ahibi her y ılsonunda malının değerini bilmes i icab eder. Sermaye
as lında altın ve gümüş is e zekatı onlardan verilir. Eğer nakite çevrilmezs e,
ş ehirde geçerli olan nakitten verilir.
Alt ın ve gümüş ten baş ka malı olan, bu malları t icaret gayes i ile s aklas a
veya onunla bir ş ey s atın als a, bir yıl dolmayınca, zekat farz olmaz. Ama
nis ap miktarı kadar paras ı ols a o zaman zekat verir. Yıl içinde eğer t icaret
niyetinden vazgeçers e zekat gerekmez.

5- FİTRE ZEKATI

Evi, elbis es i ve zaruri ihtiyaçları d ış ında, bayram günü kendine ve bakmağa
mecbur olduğu kims eye yetecek kadar yiyeceği olan bir kims enin hem
kendis i için, hem de bakmağa mecbur oldukları kims eler için Ramazan
Bayramı geces i, yedikleri yiyeceğin cins inden, örneğin buğday yiyors a
buğdaydan, arpa yiyors a arpadan bir s a' vermes i farzd ır. (bir s a' normal
olarak iki kilo yüz altmış alt ı gramdır).
Buğday yiyen arpa veremez. Fakat arpa yiyen, is ters e buğday verebilir.
Hem buğday hem de arpa yiyen, daha iyi olandan yani buğdaydan
vermelidir. İmam-ı Şafi'ye (R.A.) göre, buğday karş ılığında un verilemez.
Biris inin bakmakla mükellef olduğu kims eler şunlard ır:
a) Zevces i.
b) Ana-baba ve dedes i.
c) Çocuk ve torunları.
d) Köle ve cariyes i.
Kadının kendi fit res ini vermes i iyi olur. Koca hanımından izin almadan
fitres ini verebilir.

ZEKAT NASIL VERİLİR?

Zekat verirken beş ş eye dikkat etmek lazımdır:
1- Zekat verirken niyet etmek farzd ır. Biris i vekil ediliyors a, vekil tutarken
niyet etmek veya vekil, zekatını verirken niyet etmes ini söylemek gerekir.
Küçük çocuğun malının zekatını veren veli de niyet etmelidir.
2- Nis ap miktarı malın üzerinden bir ay yılı geçince zekatı vermekte acele
etmek gerekir. Zira özürsüz olarak ertelemek doğru olmaz. Fıtır zekatını
bayramdan s onraya bırakmak caiz değildir. Fakat daha önce, yani
ramazanda veya daha önce vermek caizdir. Ancak verilen kims enin bütün
s ene içinde fakir kalmas ı gerekir. Eğer s ene tamam olmadan zekat verilen
kims e zengin olur, dinden çıkar veya ölürs e, bir daha zekat vermek icap
eder.
3- Her malın zekatı kendi cins inden verilmelidir. Şafi mezhebine göre
gümüş yerine alt ın, arya yerine buğday veya kıymeti kadar baş ka bir mal
vermek caiz değildir.
4- Zekat , malın bulunduğu yerde verilmelidir. Zira oradaki fakirlerin o
malda gözleri vardır.
5- İmam-ı Şafi'ye (R.A.) göre zekat , s ekiz çeş it kims e aras ında eş it olarak
bölünmeli, her çeş itten de üç çeş it ins andan az olmamalıdır. Bu duruma
göre zekat asgari yirmidört kiş iye verilmelidir.

ZEKAT KİMLERE VERİLİR

Zekat , şu s ekiz kims eye verilir:
1- Fakirlere: Hiçbir ş eyi olmayan, hiçbir geliri bulunmayan kims eye fakir
denir. Günlük yiyecek ve giyeceği bulunan fakir değildir. Bir gün ve
gecelikten fazla yiyeceği olmayan paltos uz fakat gömlekli, veya paltolu
fakat gömleks iz kims e fakir s ayılır. Sanatkar olup, çalış acak alet i
bulunmayan, ilim talebes i olup, baş ka işte çalışmakla ilimden geri kalan
kims e fakir s ayılır.
2- Mis kinlere: Önemli bazı ihtiyaçlarından baş ka bir ş eyi bulunmayana
mis kin denir. Ev ve elbis es i bir yıllık ihtiyacına yet iş emeyene veya
kazandığı halde geçinemeyene, bir yıllık yetecek kadar zekat vermek
caizdir. Evinde yerde s erili halıs ı, kilim, kullanılacak kapkacak ve kitaplar
ols a, yine de mis kin s ayılır. Bu s aydıklarımız ihtiyaçlarından fazla is e
mis kin s ayılmaz.
3- Zekat memuruna: Zekat memuru, zekatı toplayan, dağıtan, yazan,
bekçiliğini yapan ve onun için çalış an kims edir.
4- Kalpleri İs lam’a ıs ındırılmış olanlara: Kendis ine mal vermekle
Müs lüman olabileceği düşünülen ve onun Müs lüman olmas ıyla,
diğerlerinin de Müs lüman olmak iht imali olabilecek kims elere zekat
verilebilir.
5- Efendilerin e belli bir miktar p ara v erip h ürriy et in i elde ed ebilen kölelere.
6- Günaha harcamayan borçluya. Fakir olsun zengin olsun kötü yolda
olmayan borçluya zekat verilebilir.
7- Allah yolunda s avaş anlara. Devletten maaş almadan Allah rızas ı için
mukaddes at ve vatanı s avunan kims elere zengin de ols alar, s avaş a devam
et t ikleri sürece kendilerine zekat verilir.
8- Yolda kalan kims elere. Hac gibi bir farz veya t icaret ve s eyahat gibi
mubah bir ş ey için yolculuğa ç ıkıp paras ı tükenen kims eye gitmek is tediği
yere ulaş abilmes i için zengin de ols a, muhtaç olduğu kadar zekat
verilebilir.
Yalan söylediği anlaş ılmadıktan sonra, fakir veya mis kinim diyenin sözüne
inanılıp zekat verilebilir. Ama yolcu yolculuğa, s avaş çı da s avaş a
gitmezs e, zekatı onlardan geri almak gerekir. Diğer s ınıflar için de sözüne
güvenilir kims elerin söylediklerine göre hareket edilir.

ZEKAT VERMENİN GERÇEK ANLAMI

Namazın bir görüntü tarafı bir de as ıl anlamı olduğu gibi zekatın da as ıl
anlamı vardır. Şayet bu as ıl anlam bilinmezs e zekat ruhsuz bir görüntüden
ileri gidemez.
Zekatın as ıl anlamının üç dereces i vardır:

1- YÜCE ALLAH'I SEVMEK VE O'NU DOST TUTMAKLA EMREDİLMİŞ

OLMAK. Yüce Allah'ı s evmiyorum diyebilecek hiçbir mümin yoktur. Hatt a
Yüce Allah 'ı mevcut her ş eyden daha çok s evmeleri emredilmiş t ir.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Ya Muhammed, de ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeş leriniz,
eş leriniz, kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, durgunluğa uğramas ından
korktuğunuz alış -veriş , hoş landığınız evler s ize Allah'tan O'nun
peygamberinden ve O'nun yolunda cihaddan daha s evgili is e art ık Allah'ın
emri gelinceye kadar bekleyiniz. Allah, haddi aşanları doğru yola s evk
etmez."
TEVBE SURESİ, Ayet: 24
Yu karıd a da s öy led iğ imiz g ib i he r mü'min "Allah 'ı her ş eyd en çok
s eviyorum" der ve gerçeğin de öyle olduğunu meneder. Bunun kuru bir
iddia olmamas ı için ispatı gerekir. En açık ispatı da ş udur. Mal, ins anın
s evdiği ş eylerden biris idir. Eğer Allah yolunda ondan vazgeçebiliyors a,
Allah 'ı daha çok s eviyor demektir. Yüce Allah da ins anı bununla imt ihan
ediyor, buyuruyor ki:
"Eğer iddianda haklı is en, çok s evdiğin bu mal: feda et de bizi ne kadar
s evdiğini anla."
Bunu anlayan üç kıs ım ins an vardır:
1- Sıddıklar (dosdoğrular). Onlar, her ş eylerini feda edenlerdir. İkiyüz
dirhemden yaln ız beş dirhemini vermek cimrilikt ir. Onlara göre,
s evdiklerinin s evgis i için yaln ız beş dirhem değil, ikiyüz dirhemin tümünü
vermek gerekir.
Hz. Ebu Bekir-i Sıddık (R.A.) bütün malını bağış ladığında Peygamberimiz
sordu: "Evdekilere ne bıraktın?" Karş ılığı, Yüce Allah'ı herş eyden çok
s even gerçek bir müminin cevabıydı: "Allah'ı ve Resulünü bırakt ım." Hz.
Ömer (R.A.) malının yarıs ını vermiş t i. Peygamberimiz ona da sordu:
"Evdekilere ne bırakt ın?" Hz. Ömer: "Yarıs ını bırakt ım" diye cevap verdi.
Peygamberimiz buyurdu: "Aranızdaki fark, sözleriniz aras ındaki fark
gibidir."
2- Salihler (iyi iş yapanlar). Salihler, mallarını bir defada elden
çıkarmayanlar, fakat aynı zamanda ona güvenemeyenlerdir. Mallarını
yanlarında s aklayıp gerekt ikçe fakirlerin ihtiyaçlarını gözetmek, iyilik
yapmak ve hayır işlemek yollarını gözet irler. Kendilerini fakirlerle bir
tutarlar. Yaln ız zekatı vermekle yetinmez, yanlarına gelen fakirleri, kinde ev
halklarıyla bir s ayarlar.
3- İyi ins anlar: İkiyüz dirhemden yaln ız beş dirhem, yani s adece zekatını
verenlerdir. Farzı yapmakla yet inir, bunu s everek, beğenerek ve tam
vakt inde yerine get irirler. Fakirlere as la minnet etmezler. Bu s aydığımız
derecelerin en aş ağıs ıdır. Ondan daha s onra gelen bir derece yoktur. Zira
Allah 'ın emret t iği gibi ikiyüz dirhemden beş dirhem vermeyenin Allah
s evgis inden payı yoktu. Beş dirhemden fazla vermeyenin s evgis i gayet
zayıf olup, Allah'ın cimri dos t larından s ayılır.

2- KALBİ CİMRİLİĞİN PİSLİĞİNDEN TEMİZLEMEK: Kalpteki cimrilik,

Yüce Allah'a yakın olmağa layık olmayan bir pis likt ir. Nas ıl görünürdeki
pis lik, namaza mani oluyors a, kalpteki cimrilik pis liği de, ins anın Allah'a
yakınla şmas ına engel olur. Cimriliği yok etmenin tek yolu, mal vermekt ir.
Onun için zekat, cimrilik pis liğini s ilip süpüren bir dere gibidir. Baş ka bir
izahla zekat malın pis liğidir. Bundan dolayıdır ki peygamberimiz ve ehli
beytine zekat ve s adaka vermek haramdır. Böylece ona mensup olanlar
malların kirlerinden korunmuş lardır.

3- NİMETE ŞÜKRETMEK: Mal bir nimet t ir. Zira dünya ve (gereği gibi

kullanılırs a) ahiret te müminin rahat etmes ini s ağlar. Nas ıl namaz, hac ve
oruç vücut nimetinin şükrü is e, zekat ta mal nimetinin şükrüdür. Bu nimet
s ebebiyle kims eye muhtaç olmadığını, fakat baş kalarını kendis ine muhtaç
olduğunu gören bir kims e ş öyle düşünmelidir: "O ins an da benim gibi
Allah 'ın ku lu dur. Beni ona değ il de onu bana mu htaç eden Allah 'a
şükretmeliyim. O'nu s evmeliyim. Olur ki bu mal bir gece içinde benden
alınır. Eğer kusur eders em, ben onun gibi, o da benim gibi yapılır."

SuFi
07-03-2009, 16:46
ZEKAT VERMENİN ADAP ve İNCELİKLERİ

İbadet inin devamlı, tam ve çok s evap kazandırıcı olmas ını is teyen şu yedi
husus a dikkat etmelidir:
1- Zekat vermekte acele etmek: Zekatı, daha zamanı gelmeden, yani,
üs tünden bir y ıl geçmeden vermek. Bunda üç fayda vard ır.
a) İbadete rağbet i artar. Zira farz olduktan sonra zaten vermek
mecburiyet indedir. Vermediği takdirde cezaya hak kazanır. Öyle is e
sonradan vermek s evgiden değil, korkudandır.
b) Fakirleri, önceden s evindirmiş olmak: Fakirler, beklenmedik anda
s evindirildikleri için daha içten, daha duygulu dua ederler. Onların duas ı
is e bütün felaket lere s et olur.
c) Zamanla doğabilecek engelleri bertaraf etmek: Zekatı gecikt irmenin
zararları çoktur. Bir engel çıkar da bu iyi işten geri kalınabilir. Kalbde
ibadet lere karş ı bir rağbet meydana geldiğinde bunu kazanç bilmek ve
hemen işe koyulmak gerekir. Zira ş eytanın işe karış ıp onu caydırmas ı
mümkündür. Nitekim: "Elbet te ki müminin kalbi, Rahmanın parmaklarından
iki parmak (kuvvet -kudret ) aras ındadır." buyrulmuş tur.
Büyüklerden biri tuvalet te iken kalbine, gömleği bir fakire vermek geldi.
Gömleğ ini hemen orada çıkararak bir müridini çağırıp ona verdi. Müridi
sordu: "Neden d ış arı çıkıncaya kadar s abretmediniz?" Cevap şu oldu: "Bu
düşünceden vazgeçme tehlikes inden korktum."
2- Zekatın bir kısmı verileceks e, Muharrem veya Ramazan ayında vermek.
Muharrem ayı yılın ilk ayı olduğu için muhteremdir. Ramazan is e zaten
ayların en üs tünüdür. Kıymet li zamanlarda s evap işlemek daha üs tün
olduğundan bu aylar tercih edilmelidir. İns anların en cömerdi ve en iyis i
olan peygamberimiz Ramazan ayında nes i vars a verir, yanına bir ş ey
koymazdı.
3- Zekatı gizli vermek. Zekatı gizli olarak vermek, gös teriş ve iki
yüzlülükten uzak olduğu için daha iyidir. Yüce Allah'ın öfke ve kızgınlığını
dindirir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kıyamet günü yedi kiş i Arş 'ın gölges inde bulunur. Bunlardan biri
adaletle davranan devlet reis i, biri de s ağ elinin verdiği s adakayı, sol eli
görmeyen kims edir." Adalet li bir devlet reis liği, İs lamın en çok değer
verdiği ve en çok mükafat vadet t iği vazifelerden biris idir. Gizli s adaka
vermenin bununla beraber zikredilmiş olmas ı, önemini gözler önüne
s ermeye yeterlidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Gizli s adaka veren in s evabı gizli, açıkça s adaka veren in in s ev abı da
açıkça yazılır. "Bön böyle bir iş yaptım" diyenin is e her iki defterden de
s evabı s ilinir, riya defterine geçirilir."
Bunun için geçmiş büyükler s adakaları gizli vermekte o kadar ileri
gitmiş lerdi ki, dilenci körün eline parayı verince, tanınmamak için
konuşmazlardı. Bazıları da uyandığında anlamas ın diye, dilenirken
uyuyanın eline veya elbis es ine parayı koyarlard ı. Bazıları fakirin geçt iği
yola atar, bazıları vekillerine verip, fakire vermes ini söylerdi. Bütün bunlar
fakirin, parayı kim tarafından verildiği anlaş ılmas ın diye yapılırd ı. Aynı
zamanda baş kas ının görmemes ine de büyük önem verirlerdi. Zira baş kas ı
görs e, kalplerinde gös teriş belireceğinden korkarlardı. Gerçi baş kaları
yanında verilirken de cimrilik kalpten s ilinir ama onun yerini gös teriş
alabilir. Bu iki hay da ins anı felakete götürür. Cimrilik akrebe, gös teriş de
yılana benzer. Yılan akrepten daha tehlikelidir. Öyle olunca bir tehlikeden
kurtulayım derken, daha büyük bir tehlikenin kucağına düşmek iht imali
vard ır.
4- Kes in olarak gös teriş çilikten emin olan kalabalıkta verdiği takdirde
baş kalarının da s evinerek vereceklerini biliyors a, açıkça vermes i daha
iyidir. Böyle kims eler, ins anların kendis ini övmes ini vaya yermes i bir tutan
kiş ilerdir. İş lerinin gerçek yüzünü Yüce Allah'ın bilmes ini kafi görürler.
5- Baş a kakarak veya kızarak verilen s adakayı yok etmemek.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Verdiğiniz s adakalarınızı minnet ve incitme ile yok etmeyiniz"
BAKARA SURESİ, Ayet: 264
Sadaka verirken ayet i celilede geçtiği gibi fakirleri incitmek, mes ela
yüzünü ekş itmek, aln ını buruş turmak, çirkin söz söylemek, fakir
ve dilenciliğinden dolayı onu aşağılamak ve ona hareket ederces ine
bakmak cahillik ve ahmaklığın es eridir.
Cahilliği, mal vermenin kendis ine zor gelmes idir. Bundan dolayı s adakayı
verdiği kims eyi incitecek davranış larda bulunur. Bir kims eye bir gümüş
verdiğinde, bin gümüş almak zor geliyors a elbet te cahildir. Zekat vermek
de bunun gibidir. Zekatı vermekle kendis ini cehennemden kurtarıp, cennet i
ve Yüce Allah'ın rızas ını kazanacakt ır. Buna inanan bir kims eye bu iş nas ıl
zor gelebilir?
Ahmaklığı da, kendis inin zengin olmas ıyla, fakirden üs tün olduğunu
zannetmes idir. Oys a o fakirin kendis inden beş yüz yıl daha önce cennet e
gideceğini, dereces inin daha yüks ek olduğunu, Yüce Allah'ın yanında
ş eref ve it ibarın zengine değil fakire verildiğini anlamaz. Dünyada da fakir
daha ş ereflidir. Zira Yüce Allah zengini dünya s ıkıntı ve meşgaleleriyle,
dünya yükü ve mes uliyet iyle meşgul edip, fakire de vermes ini emretmiş t ir.
O halde as lında zengin bu dünyada fakir için çalışmaktadır. Öbür dünyada
da, fakir kendis inden beşyüz y ıl önce cennete girecekt ir.
6- Minnet etmemek. Yapılan iyiliği baş ına kakmamak minnet etmemek
gerekir. Minnet , cahillikten ileri gelir. Fakire bir ş ey verdiği zaman ona
iyilik et t iğini, on a b ir nimet verdiğini, fakirin kendi himay es i alt ında
olduğunu zanneder. Böyle s anmas ının belirt ileri de fakirin kendis ine hizmet
yapmas ını, işini görmes ini, önce s elam vermes ini ve çok hürmet etmes ini
beklemes idir. Fakir bir kus ur et t iğinde, ona önceden yaptığı iyiliği çok
görür, hat ta "Ben ona şu iyiliği yaptım, gözünde durs un" der. Bütün
bunlar cahillikten ileri gelir. Zira as lında fakir zekatını kabul etmekle ona
iyilikt e bulunmuş tur. Kalbini cimrilik pis liğinden temizlemiş , onu
cehennemden kurtarmış t ır. Zekatını vermemes i, mahfına s ebep olur. Oys a
bir fakir zekatını alıp onu bu durumdan kurtarınca, üs telik yalvararak zekat
vermes i gerekir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Sadaka önce Yüce Allah'ın lütuf eline, sonra fakirin eline düş er."
Demek ki, zekat as lında Yüce Allah'a veriliyor, fakir bunu almakla Yüce
Allah 'ın vekili oluyor. O halde baş ına kakarak değil, yalvararak fakire
vermek gerekir.
Es ki İs lam büyükleri zekatı verirken minnet ve baş a kakıcılıktan kurtulmak
için o kadar tit iz davranmış lar ki, fakirin huzurunda ayakta durup, tevazu
gös tererek ve eğilip büzülerek zekatı vermiş lerdir. Hat ta bunu benden
kabul et diye yalvarmış lardır. Bazıları da elini alttan tutup, para üs tt e
kalmak s uret iyle fakire uzatmış lar, böylece fakirin elinin üs t te kalmas ını
s ağlamış lar. Zira Hadis -i ş erifte: "Üs t teki el, alt taki elden daha hayırlıdır"
buyrulmuş tur. Müs lümana yakış an, zekatı bu ş ekilde vermekt ir.
Hz. Aiş e ve Ümmü Selem (R.Anhüma) bir fakire bir ş ey gönderdiler ve
"Nas ıl dua edeceğini unutma" diye gönderdikleri kims eye tenbih et tiler.
Zira her duaya bir karş ılık vermek gerekir ki, dualar birbirini karş ılas ın,
s adaka gerçek değerini buls un. Akıllarına "bir iyilikte bulundum"
düşünces i gelmes in diye, fakirlerden dua is temeye kalkışmazlard ı. Zira
as lında iyilik yapan fakirdir; vereni yük ve düşünceden kurtarır.
7- Malın iyi, güzel ve helal olanını vermek. İçinde ş üphe taş ıyan ş ey
ibadete layık olmaz. Yüce Allah temizdir, ancak temizi kabul eder.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Alçak ve bayağı ş eylerden s adaka vermeğe kalkışmayın. Zira o aş ağı ş eyi
s ize vers eler almazs ınız. Ancak alacağın heps i gider korkus uyla aldandığını
bilerek alırs ınız."
BAKARA SURESİ, Ayet: 167
Mis afirinin önüne kötü bir ş ey koyan, ona önem vermemiş , onunla alay
etmiş olur. Yüce Allah'a kötüs ünü vermek nas ıl caiz olabilir? Kötülükle
vermek, Yüce Allah'a kötüyü vermek demekt ir. Kalbi memnun etmeyen
s adakanın kabul olunmamas ı tehlikes i vard ır. Zira:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"En iyis ini s eve s eve vermekle bir dirhem gümüşün s adakas ından, binlerce
dirhemin s evabı kazanılır."

ZEKAT VERİLECEK FAKİRİ ARAMANIN ADABI

Hangi fakire zekat verilirs e verils in, farz yerine get irilmiş olur. Fakat
ahiret ini zenginleş t irmek is teyen kims e, s adakanın tam yerini bulmas ı ve
s evabın daha çok olmas ı için arar, en müs tehak fakiri bulur. Öyle bir
fakirde şu beş özellikten biri bulunmalıdır.
1- İbadet inde kusur etmeyen ve Allah'tan korkan biri olmalıdır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Takva s ahiplerine yemek veriniz."
Zira takva s ahipleri ald ıkları ile Yüce Allah'a ibadet etmeyi düşünürler.
İbadet ine yardım edildiği için o kims eye ortak olunur.
Sadakas ını fakirlere veren büyüklerden biri ş öyle derdi: "Bunlar, Yüce
Allah'a ibadet etmekten baş ka hiçbir arzuları bulunmayan ins anlardır.
Onların bir ihtiyacı olduğu zaman düşünceleri dağılır. Onun için bir kalbi
Yüce Allah'a döndürmeyi, arzusu dünya olan yüz kalbi s evindirmekten
daha çok s everim." Bu sözü Cüneyd-i Bağdadi'ye (Allah'ın rahmet i üzerine
olsun) anlatt ıklarında şöyle buyurdu: "Bu sözün s ahibi evliyadandır." Bu
sözü söyleyen bakkald ı. Fakirlere s at t ığı ş eylerden para almadığı için iflas
etmiş ti. Cüneyd-i Bağdadi: "Senin gibi bir adama t icaret zarar vermez."
diyerek yeniden t icaret yapmas ı için bir miktar para gönderdi.
2- İlim talebes i olmalıdır. Böyle birine s adaka vermekle, kolayca ilim tahs il
etmes i s ağlanmış olur. Böylece ilmin s evabına ortak olunur.
3- Fakirliğini gizleyip, gizlice Yüce Allah'tan is teyici güzel görünüş lü
olmalıdır.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Sadakalarınızı bütün didinmelerine rağmen nafakalarını kazanamayan
fakirlere veriniz. Tanımayanlar onları, tevazularından ve iffet lerinden
dolayı zengin zannederler. Onları görünüş lerinden anlars ın. Onlar
iffe tlerinden d olayı kims ey i rahat s ız edip b ir ş ey is teme zler. Bun lara
yaptığınız bütün iyilikleri Allah bilir."
BAKARA SURESİ, Ayet: 273
Böyle ins anlar, güzellik perdes ini yüzlerinde s aklarlar. Sadaka verilen
kims enin bu perdes ine dikkat edilmelidir. Böylelerine vermek, dilencilik
yapan bir fakire vermekten daha iyidir.
4- Has ta veya ailes i kalabalık olmalıdır. Zira ihtiyaç ve üzüntüs ü ne kadar
çok olurs a, karş ılığındaki s evap da o kadar çok olur.
5- Yakını olmalıdır. Böylece hem akrabas ına yardım etmiş , hem de
s adakas ını vermiş olur. Yüce Allah 'ı s evme kardeş liği, yani din kardeş liği
de, akraba gibidir.
Şayet bütün bu s aydığımız s ıfat ları hat ta daha da iyilerini taş ıyan biris ini
bulmak mümküns e, ona vermek heps inden iyidir. Böyle kims elere zekatını
verenlere, o kims enin yard ım, düşünce ve duaları belalara, fakirliğe karş ı
bir s et olur. Böyle bir fayda elde etmek için de en önemli ş art cimrilik
pis liğinden temizlenmek ve nimetten ş ükrünü yapmakt ır.
Seyyid ve Kâfirlere zekat verilmez. Zira zekat malın kiri olduğu için
s eyyidlere yakışmaz. Kâfirler is e zekata yakışmaz.

ZEKAT ALMANIN ADABI

Zekat alanın beş ş eye dikkat etmes i gerekir:
1- Yüce Allah 'ın kullarını mala muhtaç yarat tığını ve bunun için kullarına
çok mal verdiğini bilmelidir. Yüce Allah, çok yardım et t iği kullarını dünya
meş gales inden ve mesuliyetinden yani zenginlikten korur. Dünya malını
kazanma yükünü ve eziyet ini zenginlere vermiş ve onlara, daha aziz ve
değerli olan fakir kullarına yetecek kadar vermelerini farz kılmış t ır. Böylece
o değerli kullar dünya yükünden kurtularak Yüce Allah'a ibadet etmek gibi
tek bir yüce gaye ile uğraş ırlar. İhtiyaç s ebebiyle, düşüncelerinde
dağınıklık meydana geldiğinde, kendilerine yetecek kadar, zenginler
tarafından verilir. Bu da dua etmelerine ve bu duanın bereket i de
zenginlerin af olmas ına s ebep olur.
O halde fakir s adaka alırken, kendis ine yetecek kadar s arfetmek niyet iyle
almalıdır. Ancak o zaman ibadet için gereken huzuru bulabilir. Ayrıca bu
nimet in değerini takdir etmelidir. Zira ibadet le rahatça meşgul olabilmeleri
için zenginler ona yardımcı kılınmış t ır. Bu, bütün dünyaya hakim olan bir
padiş ahın, özel hizmetçilerini huzurundan hiç ayırmayıp, dünya için meşgul
olmamalarını is temes ine benzer. Üs telik özel hizmete yakışmayan köylü ve
tüccarları onları emrine verir.
Padiş ahın bunlardan gayes i, nas ıl özel hizmetçilerin hizmet etmelerini
s ağlamak is e, Yüce Allah'ın da bütün yaratılmış lardan is tediği, O'nu tek
Rab bilip ibadet etmeleridir. Onun için;
Yü ce Allah bu yuruy or ki:
"Cinleri ve ins anları, yaln ız beni bilmeleri ve bana ibadet etmeleri için
yaratt ım."
ZARİYAT SURESİ, Ayet : 56
Fakir zekatı bu niyetle yani Yüce Allah'a daha rahat ibadet edebilme
niyetiyle almalıdır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Sadaka alan, iht iyacından dolayı alıyors a verenin s evabı, alanın
s evabından daha fazla değildir."
2- Zekatı alan, Yüce Allah'tan ald ığını bilmeli ve O'ndan görmelidir.
Zengini gönderen Yüce Allah'tır. Zira zengini bir vekil ile zekatını fakire
vermeğe mecbur etmiş t ir. O vekile zekatı verdiren s aadet ve kurtulu ş a
ereceğine olan imanıdır. Eğer Yüce Allah tarafından verilmiş olan bu inanç
olmas aydı kims eye bir kıl bile vermezdi. O halde minnet, Yüce Allah'ın onu
mecbur vekil tayin etmes i s ebebiyle Yüce Allah'adır. Zenginin elinin aracı
bilince, zengini de aracı görmes i ve teş ekkür etmes i lazımdır. Zira
Buyruluyor ki:
"Şüphes iz ki ins anlara şükretmeyen, Allah'a şükretmiş olmaz."
Kulların her türlü işini, emir ve bilgis i altında bulunduran Yüce Allah,
şükreden kullarını övüyor ve buyuruyor ki:
"(Eyyüb (A.S.) ne güzel kuldu. Daima Allah'a yönelirdi."
SAD SURESİ, Ayet : 44
Yine Yüce Allah buyuruyor ki:
"O (İbrahim A.S.) doğru s öyleyen bir peygamberdi."
MERYEM SURESİ, Ayet : 41
Bunlara benzer birçok ayetler vardır. Bunun içindir ki hayırlı bir iş e vas ıt a
et t iği çok değerli yapmış t ır. Yine bu husus t a şöyle buyuruyor:
"İyilik etmek için yaratt ığım ve iyiliği onun eliyle gönderdiğim kims eye
müjdeler olsun."
Öyle is e O'nun değerli kullarının kıymet ini bilmek gerekir. Şükrün anlamı
budur. Zekat verene şöyle dua edilmelidir: "Yüce Allah kalbini iyilerin
kalbinde temizles in, yaptığını s eçkin kulların kalbinde arındırs ın ruhuna
ş ehidlerin ruhu kadar rahmet vers in."
Pey gamberimiz buy uruy or ki:
"Size iyilik edene, karş ılıkta bulununuz. Eğer karş ılıkta bulunamazs anız o
kadar dua edin ki, karş ılıkta bulunduğunuza kanaat get iriniz."
Zekatın şükrü, zekatın ayıbını örtmek az dahi ols a az kabul etmemek ve
aş ağı görmemekt ir. Bilhas s a zekat verenin, çok ols a bile verdiğini az ve
aş ağı tutmas ı, ona büyük gözü ile bakmamas ı ş art tır.
3- Helal olmayanı almamalı. Fakir, zâlimlerin malından hiçbir ş ey
almamalıdır. Örneğin malını faizle verenden ve iht iyat lı davranmayan
kims eden s adaka alınmamalıdır.
4- İht iyacından fazla almamalı. Zekatı, yolculuk için alan, yiyecek ve yol
ücretinden, borcu için alan borcundan fazla almamalıdır. Ziya böylelerinin
ald ıkları bir fazla dirhem dahi haramdır.
5- Zekat veren, zekatın hangi kıs ımdan olduğunu söylemezs e, zekatı alan
sormalıdır. Örneğin mis kinler kısmından mı, yoks a borçlular kısmından mı?
olduğunu sormalı, böylece s ekizde bir alanlardan olup olmadığını
öğrenmelidir. Eğer değils e almamalıdır.
SADAKA VERMENİN ÜSTÜNLÜĞÜ
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir hurma bile ols a s adaka veriniz. Çünkü s adaka fakiri canlandırır ve
suyun ateş i söndürüp yok et t iği gibi günahları yok eder."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yarım hurma ile bile olsun cehennemden s akınınız. Eğer bir ş ey
veremezs eniz, tat lı dilli olunuz."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Helalden s adaka veren her Müs lüman’ ı n s adakas ını Yüce Allah kendi
lütuf eline alır ve s izin dört ayaklı hayvanları büyüttüğünüz gibi, Yüce
Allah onu uhud dağının birkaç mis li kadar büyütür."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yarın kıyamet gününde, ins anlar aras ında hüküm verilinceye kadar,
herkes kendi s adakas ının gölges i alt ında bulunur."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Sadaka, ş er kapılarından yetmiş kapıyı bağlar."
Peygamber efendimize sordular: "Hangi s adaka daha fazilet lidir?" Şöyle
buyurdu:
"Vücudun s ağlam olup, yaş ama ümidini taş ıdığı ve fakirlikten
korkulmadığı zaman verilen s adakadır. Can boğaza gelinceye kadar
bekleyip, sonra da bu falanın, şu da filanın denilen değil. Zira o, söylens e
de söylenmes e de zaten filanın olmuş tur."
İs a (A.S.) buyuruyor ki:
"Dilenciyi ümits iz bırakan veya kapıs ından kovanın evine, melekler yedi
gün uğramaz."
Peygamberimiz iki iş i kims eye b ırakmaz, kendi eliyle yapardı. Biri, s adakayı
kendi eliyle verirdi. Diğeri de, gece abdes t suyunu kendi koyar ve baş ını
örterdi.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir Müs lümana elbis e dikt iren, elbis e o Müs lüman’ ı n s ırtında durdukça
Yüce Allah tarafından korunur."
Hz. Aiş e (R.Anha) elli bin alt ın s adaka verdi ve kendis ine yeni bir gömlek
dikmeyip es ki gömleğini yamalayarak giydi.
İbn-i Mesud (R.A.) diyor ki: "Bir adam yetmiş y ıl ibadet et t i. Sonra öyle
bir günah iş ledi ki, bütün ibadet leri yok oldu. Ardından bir fakire uğradı ve
bir dilim ekmek verince günahı affedildiği gibi yetmiş yıllık ameli de
kendis ine geri verildi."
Lokman Hekim oğluna şu öğütte bulunda:
"Ne zaman bir günah iş lers en, arkas ından s adaka ver ve tevbe et ."
Abdullah İbni ömer (R.A.) çoğunlukla fakirlere s adaka olarak ş eker verir
ve şöyle derdi:
"Yüce Allah buy uruyo r ki: Sev diğinizi baş ka larına vermeyince iyiliğe
kavuş amazs ınız. Yüce Allah biliyor ki, ben ş ekeri s eviyorum."
Ebu Süfyan (R.A.) diyor ki:
"Bir kims e, kendis inin s evaba olan ihtiyacını, fakirin s adakaya olan
ihtiyacından çok görmedikçe, s adakas ı kabul olmaz."
Has an-ı Bas ri (R.A.) bir köle s atıcıs ını güzel bir cariye ile gördü ve
"Cariyeni iki dirheme s atar mısın?" . Satıcı "Hayır". Has an Bas ri: "Yüce
Allah bu cariyelerden çok daha güzel olan cennet hurilerini iki hurma
tanes ine (dünyada iki hurma s adaka edene) s atıyor" dedi.

SuFi
07-03-2009, 16:50
6.KONU: ORUÇ

ORUÇ

İs lamın ş art larından biri de oruçtur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah ş öyle buyuruyor: Her iyiliğe on katı karş ılık verilir. Fakat
oruç bana ait t ir, onun karş ılığını ben veririm."
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Kendi arzu ve is teklerine karş ı (canları çekt iği halde) s abredenler, hes aba
çekilmezler. Mükafatları hes aps ız olarak ödenecekt ir."
ZÜMER SURESİ, Ayet: 10
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Oruç s abrın, s abır da imanın yarıs ıdır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah yanında, oruç tutanın ağzının kokusu, mis k kokusundan daha
güzeldir."
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Benim kulum yemek ve içmekten yaln ız benim için el çeker. (oruç tutar),
onun mükafatını ancak ben veririm."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Oruç tutanın uykusu ibadet tir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ramazan ayı geldiğinde, cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları
kapatılır, ş eytan bağlanır ve bir s es devamlı olarak şöyle bağırır: Ey iyilik
etmek is teyen kims e, s enin zamanındır, gel. Ey kötülük yapmak is teyen
kims e s ana burada yer yok."
Oruç çok üs tün bir ibadet olduğu için Yüce Allah "Oruç benim içindir,
karş ılığını da ben veririm" buyuruyor. Gerçi bütün ibadet ler O'nun içindir
ama bu, bütün âlem O'nun mülkü olduğu halde Kabe'ye "Benim evim"
demes ine benzer.
Oruç iki özelliğinden dolayı bu ayrıcalığa uygundur:
a) Oruç, yememek demekt ir. Bunu herkes görmez, yani tutanları kims e
bilemez. Böylece gös teriş ten tamamen uzakt ır.
b) Yüce Allah'ın düşmanı ş eytandır. Şeytanın en et kin as kerleri is e arzu ve
is teklerdir. Oruç onun bu as kerlerini yok eder. Zira orucun as lı arzuları terk
etmekt ir. Onun için:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Şeytan ins an vücudunda kan gibi dolaş ır. Onun geçiş yolunu açlıkla
t ıkayınız."
Peygamberimiz Hz. Ali'ye buyurdu:
"Cennet te devamlı kalmak is teyen hiç is t irahat eder mi?"
Hz. Aiş e "Ne ile?" Peygamberimiz "Acımakla" buyurdu .
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Oruç kalkandır.", " İbadet lerin kapıs ı oruçtur."
Bütün ibadet lere ş ehvet mani olur. Şehvet tokluktan ileri gelir, açlık is e
arzuları kırar. Bunun için Peygamberimiz, yukarıdaki hadis -i buyurmuş tur.

ORUCUN FARZLARI

Orucun alt ı farzı vardır:
1- Ramazan ayının ilk gününü aramak. Ramazanın ilk günü tesbit edilmezs e
ayın yirmi dokuz veya otuz gün olduğu anlaş ılamaz. Bu hus us ta doğru bir
ş ahidin sözüne güvenilir. Bayram için en az iki ş ahidin ayı görmes i gerekir.
Doğru sözlü birinden, ayı gördüğünü duyanın, kadı o adamın s özüyle
hükmetmemiş bile ols a, oruca baş lamas ı farzdır. Yeni ay görülen yerden
yaklaş ık olarak 100 km. uzakta buluns a yerdeki ayı görmeyen kims elere
oruç farz olmaz. Bu mes afeden daha yakın olanların, ayı görmes eler bile
oruç tutmaları farz olur.
2- Niyet . Her gün için ayrı ayrı niyet etmek ş art t ır. Hatırına bu orucun
ramazan orucu olduğunu, farz olduğunu ve farkı eda et t iğini getiren
Müs lüman kalbinden niyet get irmiş demekt ir.
Ramazanın ilk gününün kes in olarak bilinmemes i halinde "Ramazan ayı
gelmiş s e, niyet et t im oruç tutmaya" ş eklinde niyet etmek doğru olmaz.
Şüphes i, doğru bildiği biris i tarafından giderilmeyince dek bu niyet olmaz.
Ramazanın son günü şüpheli olmas ı halinde bu çeş it bir niyet caizdir. Zira
es as olan ramazanın henüz geçmemiş olmas ıdır.
Karanlık bir yerde b ırakılan kims enin kendi düş ünce ve gayreti ile vakt i
bulmaya çalışmas ı ve buna göre oruç tutmas ı doğru olur. Geceden niyet
edip, ims ak tan önce bir ş ey yemek niyet i bozmaz. Hat ta hayzının
kes ileceğini anlayan kadın, niyet et t ikten sonra hayzı kes ils e, orucu s ahih
olur.
3- Bile bile vücuda bir ş ey sokmamak. İçten gaye beyin, karın, mide ve
mes ane, gibi ş eylerdir. Kan ald ırmak, sürme kullanmak, zekerin ucuna
pamuk koymak, orucu bozmaz. İs temeyerek vücuda bir ş eyin girmes i,
örneğin uçan bir s ineğin, yoldaki tozun, yahut boğazına kadar ulaş t ırd ığı
abdes t suyunun arzusu d ış ında boğazına kaçmas ı orucu bozmaz.
Daha s abah olmadığı veya akş am olduğunu zannederek bir ş ey yemek,
sonra da s abahtan sonra veya akş amdan önce bir ş ey yemiş olduğunu
anlamak, orucun kazas ını gerekt irir.
4- Hanımıyla birle şmede bulunmamak. Hanımla, gus lü icab et t irecek kadar
oynaşmak orucu bozar. Fakat oruçlu olduğunu unutanın orucu bozulmaz.
Gece birleşmede bulunup, s abahtan sonra y ıkanmak caizdir.
5- Hiçbir ş ekilde kendis inden meni çıkmas ını is tememek. Eşiyle oynaş an
gençte, meni gelme korkus u buluns a bile, meni gels e orucu bozulur.
6- Zorla kusmamak. İs temeden kus anın orucu bozulmaz. Yine nezle veya
baş ka bir s ebepten dolayı boğazında kalan suyu çıkarıp atmak orucu
bozmaz. Zira bundan kaçınmak zordur. Ancak su ağıza geldikten sonra
tekrar yutmak orucu bozar.

ORUCUN SÜNNETLERİ

Orucun altı sünneti vardır:
1- Sahuru gecikt irmek.
2- İftarı gecikt irmeden hurma ve su ile açmak.
3- Öğleden sonra mis vak kullanmamak.
4- Sadaka vermek ve yemek yedirmek.
5- Çokca Kur'an-ı Kerim okumak.
6- Bilhas s a Kadir geces inin içinde bulunduğu ramazanın son on iki günü
it ikafa girmek. Peygamberimiz, bu on günde yatağını dürer, ibadet
elbis es ini giyerdi. Ehl-i beyt inden de ibadet ten baş kald ıran olmazdı.
Kadir geces i, ramazanın yirmi birinci, yirmi üçüncü, yirmi beş inci veya
yirmi yedinci gecelerinden biridir. Ancak yirmiyedinci gece olmas ı daha
kuvvet lidir. En iyis i bu on günde devamlı it ikafa girmemekt ir. Devamlı
it ikaf yapacağını adayan, kazay-ı hacet ten baş ka bir s ebeple dış arı
çıkamaz. Ve orada da abdes t alma zamanından daha çok kalamaz. Cenaze
namazı, has ta ziyaret i, ş ahit lik veya abdes t yenilemek için dış arı çıkmak,
it ikafı kes intiye uğratır. İtikafa girenin mes cidde elini y ıkamas ında, orada
yiyip yatmas ında bir s akınca yoktur. Kazay-ı hacet ten döndükten sonra
niyeti yenilemek gerekir.

ORUCUN GERÇEK ANLAMI ve RUHU

Üç derece oruç vardır:
a) Avam orucu.
b) Havas (s eçkinler) orucu .
c) Seçkinlerin s eçkinleri orucu .
Avam orucu yukarıda anlat t ığımız kurallara uyularak yani yememek,
içmemek ve cins i münas ebet te bulunmamak suret iyle tutulan oruçtur. Bu
en aş ağı derecedir.
Seçkinler s eçkinine ait olan oruç, en yüks ek dereceli oruçtur. Bu
derecedeki oruç kalbi, Yüce Allah'tan baş ka her ş eyi düşünmekten
temizlenmek ve bütün varlığını Yüce Allah'a vermekt ir. O'ndan baş ka gizli -
açık ne vars a her ş eyden uzak durmaktır. Yüce Allah 'ın birliğinden ve
bunula ilgili ş eylerden baş ka her türlü düşünce bu orucu bozar. Dünyayla
ilgili mübah bir ş ey dahi düşünüls e yine oruç bozulur. Yaln ız din işine
yard ımcı olan dünya işleri, dünyadan s ayılamayacağı için orucu bozmaz.
Hat ta gündüzden, akş am iftarı ne ile açılacağını düşünmek bile bir günah
yazılmas ına s ebep olduğu söylenmiş t ir. Zira böyle bir düşünce, Yüce
Allah 'ın kendis ine vereceğine söz verdiği rızk hakkında tam inanç s ahibi
olmadığını gös terir. Bu derece evliye ve dosdoğruların dereces idir. Herkes
bu dereceye ula ş amaz.
Seçkinlerin oru cu is e, ya ln ız y ememek, içmemek v e cins i mün as ebe tte
bulunmamakla yet inilmeyip, bütün organları kötü ve günah olan ş eylerden
alıkoymakt ır. Bu tür oruç şu altı ş eyi yapmakla olur:
1- Kendini, Yüce Allah'ı düşünmekten alıkoyan her türlü ş eyden korumak.
Bilhas s a şehvet i tahrik eden ş eylerden uzak durulmalıdır. Zira,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Göz bakış ı, zehirle sulanan ş eytanın oklarından bir oktur. Allah'tan
korktuğu için bundan s akınana iman mükafatı verilir. Kalbinde inancın
tat lılığını his s eder."
Enes (R.A.) diyor:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Beş ş ey orucu bozar:
a) Yalan .
b) Gıybet (dedikodu)
c) Söz taş ıyıcılık.
d) Yalan yere yemin etme.
e) Şehvet le bakma."
2- Dili gereks iz ve ihtiyaç duyulmayan ş eylerden korumak.
Ya susmak, ya da Kur'an-ı Kerimi okumakla meşgul olunmalıdır. Münakaş a
ve münazaraya mutlaka yers iz ve zararlı laf karış ır. Onun için bundan
kaçınmak lazımdır. Bazı âlimlere göre, dedikodu ve yalancılık avamın
orucunu da bozar.
Oruçlu olan iki kadın sus uzluktan ölecek dereceye gelmiş lerdi. Peygamber
efendimizden oruçlarını açmak için izin is tediler. Peygamber efendimiz
onlara bir çanak gönderdi ve "buna kus sunlar" buyurdu. Kus tuklarında her
ikis inin de boğazından p ıhtılaşmış s iyah kan parçacıkları geldi. Bu durumu
ş aş kınlıkla s eyredenlere Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Bu iki kadın Yüce
Allah 'ın helal kıld ığı ş eylerden oruç" tut tular, s akındılar ve haram et t iği
ş eylerle oruçlarını açtılar. Gıybet le uğraş t ılar. Boğazlarından gelen,
yedikleri ins an et leridir."
3- Kulağı zararlı sözlerden korumak. Söylenmes i zararlı olan ş eyleri
dinlemekte za ra rlıdır. Dinleyen gün ah, yalan, dedikodu ve d iğ er ş eylerde
söyleyene ortak olur.
4- El, ayak ve diğer organları günahlardan korumak.
Oruç tutup da kötülüklerden kaçınmayan, oruç tutmayıp zehir içen kims e
gibidir. Zira günah zehirdir. Yemek g ıdadır, as lında zararlı değildir ama çok
yenirs e zararlı olur. Bunun için,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Oruç tutan birçok kims enin oruçtan nas ipleri açlık ve susuzluktan baş ka
bir ş ey değildir."
5- İftarda haram ve şüpheli ş eyleri yememek. Helal olandan bile çok
yememek gerekir. Zira orucun gayes i s adece gündüz aç kalıp, gece tıka
bas a yemek değildir. Orucun gayes i ş ehvet ve arzuları zayıflatmakt ır.
Akş am çok yemek is e yine ş ehveti art ırdığından orucun anlamına ters
düş er. Hele çeş it çeş it yemek yapıp mideye tıka bas a indirmek anlamın
tamamen dış ına çıkmak demekt ir. Mide t ıka bas a dolu olunca kalb s af ve
temiz olamaz.
Gündüzün fazla uyumamak ve açlığın et kis ini his s etmek s ünnet tir. Gece de
fazla yememek gerekir. Zira bu hem s ıhhate zararlıdır hem de çok yiyen
uykuya dalar ve gece namazını kılmaz. Bunun için ,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah dolu kaplardan hoş lanmaz. Hele dolu midelerden daha çok
düşman olduğu dolu bir kap yoktur."
6- İftardan sonra kalb, korku ile ümid aras ında olmalıdır. Zira orucun kes in
olarak kabul olunup olunmadığı bilinmez.
Has an-ı Bas ri (R.A.) bayram günü günlerce gülüp eğlenen bir grup ins ana
ras t ladığında şöyle dedi: "Yüce Allah ramazan ayını, kendis ine ibadett e
daha çok ve daha ileris ini arayacakları bir meydan yapmış . Bu ibadet le
bazıları ileri gider, bazıları da geri kalır. Gülüp durur ve işlerinin as lını
bilmeyenlere çok ş aşmak gerekir. Yüce Allah'a yemin ederim ki, eğer herkes
yaptığı işin as lını görs e, kabul edilenler s evinçten coş ar, red edilenler de
üzüntü içinde kalır, hiç kims e oyun ve eğlence ile meşgul olmaz."
Yaln ız yemek ve içmekten kes ilmek ş eklinde anlaş ılan oruç, ruhsuz,
ş ekilcilikten baş ka bir ş ey değildir. Orucun as lı meleklere benzemeye
çalışmakt ır. Zira meleklerde hiç ş ehvet yoktur. Hayvanlarda is e ş ehvet
çoktur. Şehvet i çok olan hayvana, ş ehvet ten kurtulmağa çalış an da meleğe
benzer. Bundan dolayı da meleklere yakın olur. Bu yakınlık özellikler
bakımındandır, yer, mes afe bakımından değil. Melekler is e Yüce Allah'a
yakındırlar. O halde ins anlar da meleklik s ıfatını ald ıkça, Allah'a yakın olur.
Bütün bunlardan dolayı eğer daha gündüzden yoğun bir çaba ile akş am
hazırlığına giriş ilip çeş it li yemekler hazırlanırs a ş ehvet kuvvet lenir. Bu da
orucun ruhuna ters düş er.

ORUCUNU BOZANA NE GEREKİR

Ramazan ayrında oruç bozmak kaza, kefaret , fidye ve ims ak gerekt irir.
Bunları gerekt iren halleri inceleyelim:
1) Kazayı gerekt iren haller:
a) Özürlü veya özürsüz orucu bozmak.
b) Has talık, yolculuk, hayız ve hamile olmak s ebebiyle orucu bozmak.
c) Mürted olmak.
2) Kefaret i gerekt iren haller:
a) Cins i birleşmede bulunmak.
b) Bile bile çıkarmak.
Yukarıdaki durumlarda kefarette bulunmak gerekir. Kefaret, bir köle azad
etmekt ir. Köles i olmayan ara vermeden altmış gün oruç tutmalıdır. Oruç
tutamayacak derecede has ta ve zayıf bulunan is e altmış fakire yemek
yedirmek zorundadır.
c) İms ak: (Akş ama kadar yememek) Özürsüz olarak orucunu bozana farzdır.
Hayız görene günün ortas ında bile temizlenmiş ols a yine de ims ak farz
değildir. Mis afire de bir süre has ta bile ims ak farz değildir. Has ta için de
ims ak farz değildir. Gün ortas ında iyileş s e bile.
Şüpheli günde, yani ş aban ayının 29. gününden sonraki günde, yemek
yemiş olanların, bir kims eden ayı görmüş olduğunu duymaları halinde,
duydukları andan itibaren akş ama kadar yememeleri gerekir.
Gün ortas ında yolculuğa çıkanın orucunu yememes i gerekir. Orucunu
açmış olarak öğle vakt i ş ehve gelen kims enin tekrar yemek yemes i doğru
olmaz. Zaten mümkün olduğu kadar yolcunun oruç tutmas ı daha iyidir.
Bir ramazanın kazas ını diğer ramazana kadar gecikt iren, gecikt irdiği her
gün için bir fakire yemek yedirmes i gerekir.

ÖNEMLİ GÜNLERDE ORUÇ TUTMAK

Din bakımından değerli s ayılan günlerde oruç tutmak s ünnet tir.
Önemli dini günler şunlardır:
1- Arefe günü: Zilhiccenin dokuzuncu, yani kurban bayramından önceki
gündür.
2- Muharremin onuncu günü ve ilk on günü.
3- Zilhiccenin ilk dokuz günü.
4- Recep ve ş aban ayları.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Muha rrem ay ın daki b ir o ru ç, diğer ay la rd a tutulan otuz g ünd en d aha
üs tündür. Ramazan ayındaki bir gün oruç ve muharrem ayındaki Perş embe,
Cuma ve Cumartes i günleri oruç tutana, yedi yüz yıllık ibadet s evabı
yazılır."
Muhterem dört ay vardır: Zilkade, zilhicce, muharrem ve recep ayları. En
üs tünü is e hac ayı olan zilhiccedir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah katında, zilhiccenin ilk on günündeki ibadetten daha üs tün
ibadet yoktur. Bu ayda tutulan bir günlük oruç, bir yıllık oruç gibidir. Bir
geces ini ibadet le geçirmek, Kadir geces ini ihya etmek gibidir." Sordular:
"Ya Resulallah, cihad da böyle değil midir?" Buyurdu: "Hayır cihad da
böyle değildir. Ancak Yüce Allah yolundaki s avaş ta atı ölen ve kanı akan
hariçt ir."
Bütün recep ayı boyunca oruç tutmak Ramazan ayına benzeyeceğinden
As hab-ı Kiram mekruh s aymış lardır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Şaban ayının onbeş inci gününden s onra, ramazana kadar baş ka oruç
yoktur." Onun için ş aban ayının son günlerinde oruç tutmak iyi değildir.
Böylece ş aban ayı ramazandan ayrılmış olur. Şabanın son günlerinde
tutulan oruç, ramazanı karş ılamak içins e mekruhtur. Karş ılamaktan baş ka
bir gaye içins e mekruh değildir.

AY VE HAFTA İÇİNDEKİ DİĞER GÜNLER

Her arabi ayının onüç, ondört ve onbeş inci günleri değerli günlerdir.
Haftanın içindeki değerli günler is e Pazartes i, Perş embe ve Cuma
günleridir.
Bütün y ılı oruçlu geçirmek, değerli günlerin heps ini içine alır. Yaln ız bir
yılda beş gün oruç tutmak haramdır. Bu beş gün ramazan bayramımın bir
günü ve kurban bayramımın dört günüdür. Hiç oruç açmadan ertes i gün
oruç tutmak mekruhtur. En değerli oruçlardan biris i Davud (A.S.un tuttuğu
oruçtur: Davud (A.S.) bir gün tutar, bir gün tutmazdı.
Peygamber efendimiz de en iyi oruç tutma ş eklinin Davut (A.S.) un oruç
tutma ş ekli olduğunu belirtmiş ve bundan daha iyi oruç tutma ş eklinin
olmayacağını buyurmuş tur.
Bundan daha aşağıs ı haftanın Perş embe ve Pazartes i günleri tutulan
oruçtur. Bu günler ramazan ayına eklenirs e, y ılın üçte biri eder.
Orucun as ıl gayes inin şehvet i kırmak ve kalbi temizlemek olduğunu bilen
kims e kalbini kontrol etmelidir.
Böyle olunca bazen oruç tutup, bazen da tutmamak daha iyidir. Bunun için
Peygamber efendimiz bazen öyle oruç tutard ı ki, hiç bozmayacak
zannedilirdi. Belirli bir s ıra ile oruç tutmazdı. Âlimler kurban bayramındaki
dö rt gün den b aş ka, üs tüs te dö rt gü nden daha ço k oruçs u z kalmay ı mekruh
s aymış lardır. Zira devamlı oruç tutmamamın kalbi karartmas ı, gafletin
galebe çalması ve kalbin uyanıklığını yitirmesi tehlikes i vardır.

SuFi
07-03-2009, 17:02
7. KONU: HAC

HAC

İs lamın bir ş art ı da hactır. Hayat boyunca bir defa yapılır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
Hac (kendis ine farz olup bir engel bulunmadığı halde) yapmadan ölen,
Yahudi ve h ıris t iyan olarak ölür.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Arafat ta vakfeye durmaktan baş ka affedilmeyen birçok günahlar vardır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Şeytan hiçbir gün arefe gününde olduğu kadar zelil, hakir ve benzi soluk
görünmez. Zira arefe günü, Allah rahmetini kullarına s açar ve birçok büyük
günahları affeder."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Hac niyet iyle evinden çıkıp yolda ölen kims eye, kıyamet gününe kadar
her yıl bir hac ve umre s evabı yazılır. Mekke ve Medine'de ölene ne s orgu
var, ne de hes ap."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kabul edilen bir hac, dünya ve dünyadaki her ş eyden daha iyidir. Onun
cennet ten baş ka karş ılığı yoktur."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Arafat dağında vakfeye durup orda günahlarının affedilmediğini
s anmaktan daha büyük günah yoktur."
Din büyüklerinden biri olan Ali İbn Muvaffak anlatıyor: "Bir s ene hacca
gitmiş t im. Arefe geces i rüyamda gökten yeş il elbis eli iki meleğin indiğini
gördüm. Biri diğerine sordu:
" - Bu yıl Hacca g elenlerin s ayıs ın ı biliy or mu s un? "
"- Alt ıyüz bin kiş i."
"- Kaç kiş inin haccı kabul olundu?"
"- Bilmiyorum."
"- Yaln ız alt ı kiş inin haccı kabul olundu." cevabını verdi. Bunu duyunca,
korkuyla rüyadan uyandım. Çok üzülmüş tüm. Kendi kendime " İmkanı yok,
ben bu alt ı kiş iden biri olamam" dedim. Bu üzüntü ve düşünce ile
Meş 'arül-Harem'a geldim ve uyudum. Tekrar aynı melekleri gördüm,
konuşmaları devam ediyordu:
"Biliyor mus un; Yüce Allah bu gece kulları aras ında nas ıl hüküm eyledi."
"Hayır, bilmiyorum."
"Bu alt ı kiş iden her biri hürmet ine yüzbin kiş i bağış ladı, onlar için
gerekeni yaptı." Bunu duyunca uykudan s evinçle uyandım ve Yüce Allah'a
şükret tim."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah her yıl, hac için Kabe'yi altıyüz bin kiş inin ziyaret edeceğini
vaat etmiş tir. Eğer bundan daha az s ayıda ziyaretçi olurs a bu s ayıyı
tamamlayacak miktarda melek gönderir. Melekler yüzünü gös teren bir gelin
gibi olur, et rafında döner, ellerini örtüsüne sürerek tavaf ederler. Bu,
et rafındakilerle beraber cennet te oluncaya kadar devam eder."

HACCIN ŞARTLARI VE ANA TEMELLERİ

Hac zamanı Şevval, zilkade ve zilhicce ayının ilk dokuz günüdür. Kurban
bayramı s abahı sona erer. Bu süre zarfında hac yapan her Müs lüman’ ı n
haccı doğrudur. Bu s üre içinde giyilen ihram hac için olur. Daha önce hac
niyetiyle bile ols a giyilen ihram ömre için olur. Akıllı çocuğun haccı
doğrudur. Süt emen çocuk için velis i ihrama girer, onu, arafata götürür,
s ay ve tavaf yaptırırs a doğru olur. O halde nafile hac için yaş haddi
yoktur.
Her Müs lümana farz olan haccı eda etmenin beş ş art ı vardır:
1- Müs lüman olmak.
2- Hür olmak.
3- Akıllı olmak.
4- Bülu ğa ermiş olmak.
Arafat ta vakfeye durmadan önce ihrama giren çocuk büluğa erers e veya
köle hürriyet ine kavuş urs a farz haccı yerine get irmiş olur. Vakit hariç, farz
olan ömre için de aynı ş art lar lazımdır. Ömrenin vakt i bütün y ıld ır.
5- Hac vakt inde ihram giymek.
Baş kas ına v ekil o larak hacca giden, daha ön ce ken di hacc ın ı ed a etmiş
olmalıdır. Eğer kendi haccını yapmadan baş kas ı yerine giders e, vekil
olduğu kims e için değil, kendi yerine hac yapmış olur. Hangi niyetle olurs a
olsun hac eda etmenin sırası şudur:
a) Farz olan hac.
b) Kaza haccı.
c) Adak haccı.
d) Vekil olarak gidilen hac.

HACCIN VACİP OLMASININ ŞARTLARI

Haccın vacip olmas ının beş şartı vardır:
1- Müs lüman olmak.
2- Baliğ olmak.
3- Akıllı olmak.
4- Hür olmak.
5- Gücü yetmek.

Gücü yetmeyi iki kıs ımda düşünmek gerekir:

a) Kiş inin bizzat kendis inin hacca gitmes i.
b) Felçli olmak gibi kurtulu ş ümidi az olan bir has talığa tutulmuş olanın,
mali güce s ahip olarak kendi yerine bir vekil göndermes i.
a) Biris inin bizzat hacca gitmes i üç ş eyle olur:
1- Vücudunun sağlam olması,
2- Gidip geleceği yolun canı veya malı için herhangi bir tehlike arz
etmemes i,
3- Bütün borçlarını ödedikten sonra kendis inin vas ıta ile gidip gelmes ine
ve dönünceye kadar ailes ine yetecek kadar paras ının olmas ı.
b) Kurtulma ümidi olmayan bir has talığa yakalananın ücret ini verebilecek
mali güce s ahip is e yerine vekil göndermes i.
Oğlu, babas ı yerine hacca gitmeyi kabul eders e, izin vermek gerekir. Zira
babaya hürmet bir ş ereftir. Oğlu tarafından "Ben parayı vereyim, s en
biris ini vekil tut" ş eklinde bir teklifle karş ılaş an baba, bu teklifi kabul
etmek mecburiyetinde değildir. Zira paranın kabulünde minnet olur. Bir
kims e yabancı birinin kendi yerine hacca gitmek is temes ini reddedebilir.
Zira minnet kabul edilemez.
Hacca gitmeye gücü yeten acele etmelidir. Gerçi baş ka bir y ıl hacca gitmek
daha kolay olur, diye gecikt irmek caizdir. Fakat gecikt irip de hac yapmadan
ölme ve böylece Allah 'ın emrine karş ı gelme tehlikes i vard ır. Bu durumda
olan biri ö ld üğü nde vas iye t etmemiş ols a bile, mira s ın dan yerine v ekil
gönderilir. Zira bu, üzerine borç olmuş tur.
Hz. Ömer (R.A.) demiş ki: "Bütün ş ehirlerde hacca gitmeğe gücü yetenleri
yazmak ve hac etmeyenlerden haraç almak is terdim."

HACCIN ANA TEMELLERİ (RÜKÜNLERİ)

Haccın beş rüknü vardır:
1- İhram.
2- Tavaf.
3- Sa'y.
4- Arafat'ta vakfede durmak.
5- Traş olmak.

HACCIN VACİPLERİ

Haccın alt ı vacibi vard ır. Bunlar yapılmazs a hac bozulmaz. Fakat bir koyun
kesmek icap eder.
Bu alt ı ş ey şunlardır:
1- Mikat ta ihrama girmek. Mikatta ihram giymeden geçenin bir koyun
kesmes i vacip olur.
2- Recim (taş atmak).
3- Güneş batıncaya kadar Arafat'ta beklemek.
4- Mündelife'de kalmak.
5- Veya Mina'da kalmak.
6- Veda tavafı yapmak.
Bir görüş e göre de veda tavafı yapılmazs a, kurban lazım gelmez. Fakat
yapılmas ı sünnet t ir.

HACCIN ÇEŞİTLERİ

Üç çeş it hac vardır:
1- İfrad haccı.
2- Kıran haccı.
3- Temettû haccı.

1- İFRAD HACCI: En üs tü n hacdır. Önce ha c yapılır. Son ra da ihramdan
çıkılıp umre yapılır.
Umre için ihramı üç yerde giymek s ünnet olmakla beraber, Cirande'de
giymek Tenimden, Tenimde giymek is e Hüdeybiye'de giymekten daha
iyidir.

2- KIRAN HACCI: Hac ve umre için birlikte niyet get irilerek, her ikis i için
birden ihram giyilen hacdır. Kıran haccında hac bit ince, ihramdan
çıkılmadan ömre yapılır. Böyle hac yapmak, gus ül abdes t i alındıktan sonra
bir de namaz için abdes t almaya benzer.
Kıran haccına niyet edip hactan sonra umre yapmadan ihramdan çıkanın
bir koyun kesmes i vacip olur. Yaln ız Mekke'lilerin kesmes i vacip değildir.
Zira Mekkeli'lelerin mikatı Mekke'dir.
Kıran haccı yapan vakfeden önce tavaf ve s a'y eders e, s a'yi hac için de,
ömre içinde geçerlidir. Fakat tavafı geçerli değildir. Bir daha yapmas ı
gerekir. Zira tavafı vakfeden sonra yapmak ş art t ır.

3- TEMETTÜ HACCI: Temet tü haccı ifrat haccı gibidir. Yaln ız mikatt a
Ömreye niyet edilerek ihram giyilir. Mekke'ye varılınca ömre için yedi defa
Kabe tavaf edilir ve Safa ile Merve aras ında s a'ya edilir. Sonra ihrama bağlı
kalmamak için, ihram çıkarılır. Hac zamanı geldiğinde Mekke'de ihramı
girilip hac eda edilir.
Bu ş ekilde hac yapanın bir koyun kesmes i vacip olur. Bir koyuna gücü
yetmeyen, kurban bayramından önce üç gün, evine geldikten sonra da yedi
gün olmak üzere toplam on gün oruç tutar. Kıran haccında da koyun
kesmeye gücü yetmeyen on gün oruç tutar.
Temettü haccı, Ömre ihramını Şevval, Zilkade ve Zilhiccenin ilk on
gününde giyen kims e içindir. Böylece ömreden sonra ihram çıkarılarak
hac'taki zahmet azalmış olur.
Yabancı biri ömreden sonra çıkardığı ihramını, hac için giymek is tediği
zaman gidip mikat tan giys e o zaman koyun kesmes i gerekmez.

HACTA YASAK OLAN ŞEYLER

Şu altı şey hacta yas aktır:
1- İhramdan sonra gömlek, çizme, ş alvar ve palto giymek: ihrama giren
izar, rida ve nalın giyer. Nalın bulamayan ayakkabı, izar bulamayan da
ş alvar giyebilir. Baş hariç vücut izar ile örtülebilir. Kadınların, adete göre
elbis e giymeleri caizdir. Yaln ız yüz açık kalmalıdır. Çadır ve tahtırevanda
yüzünü örtebilir.
2- Güzel kokular sürünmek; Koku s üren veya dikiş li elbis e giyenin bir
koyun kesmes i vacip olur.
3- Traş olmak ve tırnak kesmek; Banyo yapmak, kan ald ırmak ve s aç
kıs altmak caizdir. Kazımak caiz değildir. Traş olan veya tırnağını kes enin
bir koyu n kesmes i vacip olur.
4- Cins i birleşmede bulunmak; Cins i birleşmede bulunanın haccı bozulmaz.
Fakat bir deve veya bir inek yahut bir koyun kesmes i vacip olur.
5- Eşiyle s evişmek (okş amak veya öpmek); Dokunma ile abdes t i bozan
ş eylerde bir koyun kesmek vacip olur. İs timna (mas turbasyon) da böyledir.
İhramda olan nikah kıymas ı doğru değildir.
6- Su hayvanları hariç, av avlamak; Avlananın, öldürdüğü hayvanın
benzerini (deve, inek veya koyun) kesmes i vacip olur.

HAC NASIL YAPILIR?

Hacta yapılacak iş leri farz, sünnet ve edebleriyle birlikte bilmek gerekir.
İbadet leri bir adet haline get irmeyenler farz, sünnet ve edebi birlikte yapar.
Kulları muhabbet makamına nafile ve sünnet ler ula ş t ırır. Nitekim:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah buyuruyor ki: Kullarım bana, farzları yapmaktan baş ka bir ş ey
ile daha çok yaklaş amazlar. Kul olan nafileye ve s ünnete yakın olmaktan
baş ka rahat lık bulamaz. Hat ta o hale gelir ki gözü, kulağı, eli ve dili ben
olurum. Benimle iş it ir, benimle görür, benimle tutar ve benimle konuşur."
Hadis -i ş eriften de anlaş ıld ığı gibi ibadet lerin sünnet ve edeblerini yerine
getirmek çok önemlidir. Her yerde bunara dikkat etmek lazımdır.

YOLA ÇIKMA HAZIRLIĞI

Hacca gitmeye niyet eden, önce tevbe etmeli, kendis inde hakkı
bulunanların hakkını vermeli, bakmakla yükümlü bulunduğu kims elerin
nafakalarını temin etmeli, vas iyetini yazmalı, yol mas rafını helalden
ayırmalı, şüpheliden kaçınmalıdır. Zira ş üpheli mal ve para ile yapılan
haccın kabul olmama ihtimali vardır.
Hazırlığını yolda fakirlerle arkadaş lık edebilecek ş ekilde biraz fazla
yapmalıdır. Yola çıkmadan önce rahat ve s âlim bir yolculuk için s adaka
vermelidir. İyi bir arkadaş edinmelidir. Sevdiklerine Allaha ısmarladık
demeli, şöyle dua etmelidir: "Dinini, emanet ini ve işlerinin s onunu Yüce
Allah 'ı ısmarlıyorum." Onlar da kendis ine şu cevabı vermelidirler: "Allah
s eni korusun, takvanı art ırs ın, beğenmediğin ş eylerden uzak tutsun,
günahını af, yüzünü çevirdiğin tarafı hayırlı ets in."
Evden çıkıld ığı zaman iki rekat namaz kılınır. Birinci rekat ta elhamd'dan
sonra Kul ya eyyühel Kâfirun, ikinci rekat ta Kulhuvallahi sureleri okunur,
sonra şu dua yapılır: "Ya Rabbi, yolculukta dos tum s ens in. Yakınlarımı,
mâlimı ve çocuklarımı s ana bıraktım. Beni ve onları belalardan koru. Ya
Rabbi, bu yolda senden iyilik, takva ve beğendiğin iş leri is t iyorum."
Çıkmak üzere evin kap ıs ın a g elin ce: "Bismillah, tev ekkel tü a lalah , la lav le
vela kuvvete illa billah" denir ve d ış arıda şu dua okunur:
"Ya Rabbi, s enin yardımınla dış arı çıkt ım, s ana tevekkül et t im. Sana
tutundum, yüzümü s ana çevirdim. Ya Rabbi, beni takva ile rızıklandır,
günahımı affet , nereye döners em yolumu hayırlı eyle."
Taş ıt aracına binildiğinde: "Bismillahi ve billahi Allahu ekber" denir ve
şöyle devam edilir: "Kendi gücümüzle yapmamız imkans ız olan bu duruma
bizi get iren Yüce Allah her türlü ayıp ve noks anlıklardan uzakt ır. Biz de en
sonra ona dönücüyüz."
Yolda giderken zikir ve Kur'an-ı Kerim okumakla meşgul olunur. Yüks ek bir
yere gelindiğinde: "Ya Rabbi, s enin ş erefin her ş ereften daha üs tündür.
Bütün hamdler s ana mahsus tur" denir.
Yolda korkulacak bir durum meydana geldiğinde Ayetel kürs i,
Amenresulu, Kul hu vallah ve Kul euzu'ler okunmalıdır.

İHRAMIN ADABI ve MEKKE'YE GİRİŞ

Hacca gidenler, mikat denilen ihram giyim yerine geldiklerinde gusül
abdes t i alıp s aç ve tırnaklarını kes erler. Sonra dikiş li elbis elerini çıkarıp
beyaz renkli izar ve ridayı kuş anırlar. İhramdan önce güzel kokular sürülür,
gitmek için yola düşüldüğünde hac için niyet edilir ve dil ile: "Lebbeyk,
Allahümme Lebbeyk, La ş erike lekel lebbeyk, innel hamde vanni'mete vel
mülke leke lebbeyk, la ş erike lek" denir. Yolda s ık s ık yüks ek s es le bu dua
okunur.
Mekke'ye yaklaş ılınca yine boy abdes t i alınır. Hacca giderken dokuz yerde
boy abdes t i almak sünnett ir: a) İhrama girerken, b) Mekke' ye girerken, c)
Ziyaret tavafından önce, d) Arafat 'ta vakfeden önce, e) Müzdelife'de, f)
Cemrede taş atmadan önce her s eferinde, g) Veda tavafı yapılmadan önce.
Cemretül Akabe'deki atış için boy abdes tine gerek yoktur.
Boy abdes t inden s onra Mekke'ye girip Kabe'yi gören şöyle der: "La ilahe
illallahu vallahu ekber, Allahümme entes s elam ve minkes s elam ve daruke
darıns elam, tebarekte rabbena ya zelcelali vel ikram."
Sonra Mes cid-i Haram'a Beni Şeyb kapıs ından girilip Hacerül Es ved
öpülür. Kalabalıktan dolayı öpemeyen elini dokundurur ve şöyle der: "Ya
Rabbi, elimden geleni yaptım ve sözümü tuttum. Yaptığıma s en ş ahid ol."

TAVAFIN ADABI

Tavaf, namaz gibidir. Tavaf s ıras ında vücudun ve elbis enin temiz olmas ı,
avret yerlerinin örtülü bulunmas ı ş art t ır. Tavafta konuşmak mübahtır.
Tavaf baş larken önce İtt iba' sünnet i yerine get irilir. İt t iba', izarın
ortas ınd an tu tup he r iki ucun u s ol omuz üze rine a tmakt ır. Sonra Kabe sol
tarafa alınır, Hacerül Esved'in hizas ından tavafa baş lanır. Tavaf s ıras ında
Kabe'nin hududundan s ayılan ş adırvana çıkılmayıp, Kabe ile kendi
aras ında üç adım mes afe b ırakılır.
Tavafa baş ladığı zaman: "Ya Rabbi, s ana olan imanım s ebebiyle kitabına
inanarak, ahdine vefa ederek ve peygamberin Muhammed'e uyarak tavafa
baş lıyorum" denir. Kabe kapıs ı hizas ına gelindiğinde: "Ya Rabbi, bu ev
s enin evindir. Bu harem s enin haremindir. Bu emniyet s enin emniyet indir.
Buras ı, cehennem ateş inden s ana s ığınanların yeridir." denir.
Rükn-i Irak'a gelindiğinde şöyle denir: "Ya Rabbi, şüpheden, s ana eş
koşmaktan, nifaktan düşmanlıktan, kötü ahlaktan ve aile, çocuk mal
s ebebiyle kötü görünmekten s ana s ığınıyorum."
Alt ın oluk alt ına gelindiğinde şöyle denir: "Ya Rabbi, Arş ının gölges inden
baş ka hiçbir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde, beni arş ının
gölges ine al. Ya Rabbi, Muhammed'in kes es i ile beni ebedi olarak
sus amayacağım ş ekilde suya kandır."
Rükn-i Şam'a gelindiğinde şöyle denir: "Ya Rabbi. Haccımı kabul et .
Gös terdiğim gayret ten razı ol. Günahımı affet . Bu t icaretimde beni mahrum
bırakma. Ey aziz ve affedici olan Allahım, beni affet , bana acı, bildiğin
hatalarımı bağış la. Çünkü s en büyük ve bağış layıcıs ın."
Rükn-i Yemen'e gelindiğinde şöyle denir: "Ya Rabbi, küfürden, fakirlikten,
kabir azabından, hayat ve ölümün fitnelerinden, dünya ve ahiret te rezil
olmaktan s ana s ığınıyorum. Ya Rabbi, dünya ve ahiret te bize iyilik ver,
rahmet inle bizi kabir ve cehennem azabından koru."
Kabe'ni çevres inde yedi defa dönülüp her defas ında bu dualar okunur. İlk
üç turda s evinçle, koş arak yürünür. Eğer Kabe'nin yakınları kalabalık is e
daha açıktan gidilir. Son dört turda yavaş yürünür. Her turda Hacerül
Es ved öpülür ve Rükn-i Yemen'e el kald ırılır. Kalabalıktan bunlar
yapılamazs a, işaret edilir. Yedi tur sona erince Kabe kapıs ı ile Hacerül
Es ved aras ında durulup, karın göğüs ve yüzün s ağ tarafı Kabe'nin
duvarına dokundurulup iki el baş alt ında olduğu halde duvara dayanılır.
Kabe'nin duvarına dokunamayan, örtüsüne dokunur. Buraya Mültezem
denir. Burada yapılan dualar kabul olunur. Burada ikin şu dua okunur:
"Ya Rabbi, Ey Kabe'nin s ahibi, boynumu cehennem ateş inden koru. Bütün
kötülüklerden beni uzak tut. Verdiğin rızka kanaat ihs an eyle, bereket ini
bollaş t ır."
Sonra s alavat get irilir, is tiğfar edilir, arzulanan is tenir. Sonra da Makamın
arkas ına geçip iki rekat tavaf namazı kılınır. Böylece tavaf tamamlanmış
olur. Tavaf namazının ilk rekatında Elhamd'dan sonra Kul ya eyyühel
Kâfirun, ikinci rekat ta Kulhuvallahi sureleri okunur. Namazdan sonra dua
edilir. Yedi tur tamamlanmadan tavaf olmaz. Her tavaftan sonra Hacerül
Es ved öpülüp sonra s a'ye baş lanır.

SuFi
07-03-2009, 17:03
SAY'IN ADABI

Tavaf bit tikten sonra Safa kapıs ından çıkılır, Safa'ya doğru Kabe
görününceye kadar yürünür ve Kabe'ye dönülerek bir miktar yüks elip
şöyle denir: "La ilahe illallahu vahdehu la ş erike leh, lehül mülkü ve lehül
hamdu yuhyi ve yumitu ve hüve hayyun la yemut, biyedihi hayri ve hüve
ala külli ş ey'in gadir. La ilahe illallahu vahdeh."
Sonra dua edilir ve dilekler söylenir. Sonra aş ağı inilip s a'ye baş lanır.
Merve'ye doğru yavaş ça yürürken şöyle dua edilir: "Ya Rabbi, s en aziz ve
kerims in. Ey Rabbimiz, dünya ve ahiret te bize iyilik ver ve bizi cehennem
azabından koru."
Mes cidin kenarına kadar olan ilk meyilde yavaş gidilir. Buradan iki metre
sonra ikinci meyile kadar h ızlı yürünür. Sonra Merve'ye kadar yavaş gidilir.
Orada durup, yüz Safa'ya dönülerek aynı dua okunur. Bu bir s efer s ayılır.
Safa'ya dönünce iki s efer yapmış olur. Böylece yedi kez gidip gelinir. Bu
bit ince varış tavafı ve s ay yapılmış olur. Kudum (varış ) tavafı sünnett ir.
Sa'y farzdır. Farzlığından bahs et tiğimiz tavaf vakfe'den sonraki tavaft ır.
Sa'yde abdes t li olmak sünnet , tavafta is e vaciptir. Sa'y ın bir tavaftan
sonra yapılmas ı gerekir. Ama bu tavaf, sünnet olan Kudum (varış ) tavafı
da olabilir.

ARAFAT'TA DURMANIN (VAKFE) ADABI

Hac kafiles i tam arefe günü Arafat 'a ulaş ırs a, kudum (varış ) tavafı
yapılmaz. Eğer daha önce gelinirs e kudum tavafı yapılır.
Vakfe için zilhicce ayının s ekizinci günü (arefe gününden önceki gün)
Mekke'den yola çıkılır ve gece Mina'da kalınır. Ertes i gün Arafat 'a gidilir.
Arafat 'ta vakfe (duruş ) zamanı öğleden sonra baş lar, bayram s abahına
kadar devam eder. Bayram günü s abahtan sonra Arafat 'a gelenin haccı
olmaz.
Arefe günü boy abdes ti alınır, öğle ve ikindi namazı bir arada (önce öğle,
sonra ikindi) kılınır. Sonra duaya baş lanır. Çok dua etmek için geceden
iyice yemek yiyip oruç tutmak iyidir. Zira haccın s ırrı, bu değerli zamanda
Allah 'ın s evgili kullarının is tek ve kalblerinin birleşmes idir. En üs tün zikir,
La ilahe illallah demekt ir. Öğleden geceye kadar yalvarır, ağlanır, s ızlanır.
İs t iğfar edilir, yapılan kusurların bağış lanmas ı dilenir. Bu günde okunan
birçok dualar vardır. Bu dualar yazılı bir yerden okunabilir veya biris i
okuyup diğerleri amin der.
Güneş batmadan Arafat 'tan ayrılır.

ARAFATTAN SONRA YAPILANLAR

Arafat tan sonra Müzdelife'ye gidilir ve boy abdes t i alınır. Zira Müzdelife
haremdendir. Akş am namazı tehir edilip yats ı ile bir kılınır. Bu s ırada bir
ezan, iki kamet okunmalıdır. Mümküns e bu gece Müzdelife'de ibadet le
geçirilir. Zira bu aziz gecede ibadet çok değerlidir. Burada kalmak bir
ibadet tir. Burada kalmayan bir koyun kesmelidir. Buradan yetmiş taş alıp,
Mina'ya gelinceye kadar atmalıdır. Orada taş çoktur. Mina'ya gitmek için
gece yarıs ında niyet edilir, s abah namazı erken vakitt e kılınır.
Meş 'arül-Haram denilen Müzdelife'nin s ınırına gelince, ortalık ağarıncaya
kadar durur ve dua edilir. Sonra oradan Vadi-l Muhs er'e gidilir. Vadiyi h ızla
geçmek s ünnet tir.
Bayram s abahı tekbir ve telbiyelerle Cemerat denilen tepeye çıkılır. Orayı
geçince yolun s ağındaki tepeye varılıp, yüz kıbleye çevrilir. Buraya
Cemretül Akabe denir. Güneş bir mızrak boyu yüks elinceye kadar durulur
ve oradaki cemrede yedi taş atılır. Yüzün kıbleye dönük olmas ı içten
telbiye ve tekbir s öylenmes i iyidir. Her taş atış ta "Allahümme tasdiken
bikitakibe ve it tibaen lisünnet i nebiyyike" denir. Taş atış ları bitince tekbir
ve telbiye bırakılır. Ancak farz namazlarından sonra tekbir getirilir. Bu
ş ekilde tekbir get iriş bayramın dördüncü gününe kadar devam eder. Hacca
devam edilir, kalınan yerde ş art larına uyularak kurban kes ilir, traş olunur.
Eğer taş atma ve traş bir günde yapılırs a iş biter, cins i birleşme ve avlanma
dış ında ihramın bütün mahzurları kalkmış s ayılır.
Sonra Mekke'ye gidilip farz olan tavaf yapılır. Bu tavafın vakt i, bayram
geces inin, ilk yarıs ından sonra baş lar, süres iz bir zamana kadar devam
eder. Ancak tavaf yapılmayıncaya kadar ihramın mahzurları tam olarak
kalkmaz (cins i birleşmede bulunma haram olarak devam eder).
Bu tavafın en iyi günü bayram günüdür. Kudum tavafında anlat tığımız
ş ekilde bu tavaf yapıld ıktan s onra hac tamamlanmış olur. Ondan sonra
cins i birleşme ve avlanma helal olur. Önce s a'y yapılmış s a bir daha
yapmaya lüzum yoktur. Eğer yapılmamış s a, bu tavaftan sonra yapılmalıdır.
Taş lar atılır, traş olunur ve tavaf yapılınca hac tamamlanmış olur ve
ihramdan çıkılır.
Tavaf ve s a'y bitt ikten s onra bayram günü Mina'ya gitmek ve bir gece
orada kalmak vaciptir.
Ertes i gün öğleden sonra taş atmak için boy abdes t i alınır. Arafat'a yakın
olan ilk cemrede yedi taş atılır. Sonra kıbleye dönülüp bakara sures i
miktarınca durulur, dua edilir. En sonunda da son cemrede yedi taş atılır. O
gece Mina'da kalınır. Bayramın üçüncü günü de, aynı s ıra takip edilerek
her üç cemreye yediş er taş atılır. İs tenirs e bu kadarla yet inilip, Mekke'ye
gidilir. Güneş batıncaya kadar orada kalınırs a, o geceyi orada geçirmek ve
ertes i gün üç cemreye yirmi bir taş atmak vacip olur.

ÖMRENİN YAPILIŞ ŞEKLİ

Ömre yapmak is teyen boy abdes t i alır, hac'ta olduğu gibi ihram giyer ve
ömre mikatına gitmek üzere Mekke'den çıkar. Ömre için mikat Cirane Ten'im
ve Hudeybiye'dir. Bu yerlerden birinde ömreye niyet edilip Lebbeyk bi
ömre denir. Mes cidi Haramın kapıs ına gelince, telbiye bırakılıp hac
konusunda anlatıld ığı gibi tavaf ve s a'y yapılır, s aç kes ilir. Böylece ömre
yapılmış olur. Ömre bütün bir y ıl boyunca yapılabilir. Orada bulunan kims e
yapabildiği kadar ömre yapmalıdır. Bunu yapamayan tavaf, bunu da
yapamayan Kabe'ye bakmalıdır.
Kabe'ye giren, yalın ayak girmeli, iki direk aras ında namaz kılmalı, çokça
tazim ve hürmet te bulunmalıdır. Mide doluncaya kadar zemzem içmek iyidir.
Zira hangi niyetle içilirs e, ş ifa bulunur. Zemzem suyu içilirken şöyle dua
edilir: "Ya Rabbi, bunu her has talığa ilaç eyle, beni s amimilere kat . Dünya
ve ahiret te beni affeyle."

VEDA TAVAFI

Memleket ine dönmeye karar veren, yol hazırlıklarını yapar ve s on olarak
Kabe'yi tavaf eder. Buna veda tavafı denir. Veda tavafı da diğer tavaflar
gibi yapılır. Sonra Mültezem'e gidilip dua edilir ve geri dönülür. Mes cid-i
Haram terkedilinceye kadar Kabe'ye bakılır.

MEDİNE-İ MÜNEVVERİ ZİYARET

Mekke'den ayrıld ıktan s onra Medine-i Münevvereye gidilir. Bu husus t a,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Vefatımdan sonra beni ziyaret eden, beni hayat ta iken ziyaret etmiş
gibidir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Tek gayes i beni ziyaret için Medine'ye gelen, Yüce Allah yanında bir
hakka s ahip olur. O da, o kims eye ş efaatçı olmamdır."
Medine'ye giderken yolda çok s alavat okunmalıdır. Medine ş ehri
görününce şöyle denir: "Ya Rabbi, buras ı s enin peygamberinin makamıdır.
Onu, beni cehennemden koruyucu, azaptan ve hes abımın kötü olmas ından
emniyet te tutucu eyle."
Medine'ye girmeden önce boy abdes t i alınır, güzel kokular sürünür, temiz
ve beyaz elbis e giyilir. Şehire girince alçak gönüllü ve s aygılı davranılır.
Şu ayet okunur: "Kul Rabbi edhilni mudhelen s ıdkın ve ahrichi muhrecen
s ıdkın vec'al li min ledünke sultanen nes iran (Ya Rabbi, beni doğru olarak
içeri koy, doğru olarak d ış arı ç ıkar ve kendi tarafından yard ımcı bir sultan
na s ip e t.)"
Sonra Mes cid-i Nebiye girilir ve minberin yanında, minber direkleri s ağ
omuz tarafında kalmak üzere iki rekat namaz kılınır. Peygamber efendimiz
burada dururlard ı.
İki rekat namazdan s onra ziyarete gidilir. Yüz türbe-i s aadete dönülüp,
kıble arkaya alınır. Duvarlara el sürülüp öpülmez. Zira büyüklerimiz böyle
yapmamış lardır. Hat ta hürmet için biraz uzakta durmak, daha yakın olmak
demektir. Sonra ş öyle denir: "Es s elamü aleyke Ya Resulallah, Es s elamü
aleyke ya Nebiyyallah. Es s elamu aleyke ya Habibullah. Es s elamü aleyke
Safiyallah, Es s elamü aleyke ya Seyyide veled-i Adem. Es s elamü aleyke ya
Seyyide-l mürs elin ve ala alike ve ashabike-t tahirin ve ezvaciket -tahiratı
ümmehat il mü'minin, cezakellahu anna efdalü me ceza nebiyyen en
ümmet ihi s alli aleyke küllema zekerekez-zakirune ve gafele ankel ğafilün " .
Kendis ine oraya s elam götürülmes i söylenmiş s e: "Şu kims elerin s ana
s elamı var" denir. Ve bir met re ötedeki Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'e s elam
verilir, ş öyle denir: "Es s elamü aleyküma ey peygamberimizin vezirleri,
hayat ta olduğu sürece onun en doğru yard ımcıları s izdiniz. Ondan sonra
ümmet inin din işlerini s iz güzelce idare et tiniz. Bu işte de ona uydunuz.
Onun sünnet iyle amel et t iniz. Yüce Allah s izi peygamberine iki halife
yaptığı gibi, s ize en iyi karş ılıklar vers in."
Orada durup yapılabildiği kadar dua edilir. Arkas ından Baki kabris tana
gidilir. Ashab-ı Kiram ziyaret edilir. Dönünce bir daha peygamber
efendimiz ziyaret ve veda edilir.

HACCIN SIRRI

Buraya kadar haccın yapılış ş eklini anlat t ık. Bu yapılanların her biris inin,
ins anı ibret almaya, hatırlamaya ve ahiret işlerini düşünmeye iten bir
anlamı vardır.
İnsanoğlu o ş ekilde yaratılmış t ır ki, devamlı olarak ahiret i düşünmedikten
sonra, mutluluğun doruğuna ula ş amaz. Bunları daha önceki konularımızda
uzun uzadıya anlatmış t ık. İns anın kendi arzu ve heves lerine uymas ı,
mahvına s ebep olur. Kendi is tediği ş ekilde davrandığı, ş eriatın emrine göre
değil de arzu ve heves leri doğrultus unda hareket et t iği s ürece, iş ler kula
yakış ır ş ekilde olmaz. Oys a as ıl s aadeti kulluktadır. Bu yüzden önceki
ins anlar kalabalıktan ayrılıp bir köş ede ibaret etmiş veya ibadet için
yolculuğa çıkmış lardır. Her ümmetten zahidler, ins anlardan ayrılmış , dağ
baş ına çekilmiş ve bütün ömürlerini nefis lerini terbiye ve mücahede ile
geçirmiş lerdir.
Peygamber efendimize: "Bizim dinimizde niçin ruhbanlık ve s eyahat
yoktur." diye sorulduğunda şöyle buyurmuş tur:
"Bize buna karş ılık cihat ve hac verildi."
Demek ki Yüce Allah bu ümmete, içinde mücahedenin de bulunduğu
ruhbanlığa karş ı haccı emretmiş t ir.
Yü ce Allah Kabe'yi ş erefli kılıp kendine iza fe etmekle onu bü yük bir
padiş ahın huzuru gibi yapmış t ır. Et rafında bir harem s ahas ı çizmiş . Ona
hürmet ve s aygı için av avlamayı, ağaç kesmeyi haram kılmış t ır. Arafat 'ı,
padiş ahın kapıs ındaki meydan gibi, haremin önüne koymuş tur.
Müs lümanlar, Yüce Allah 'ın bir eve ve bir yere inmekten münezzeh
olduğunu bildikleri halde, dünyanın her tarafından büyük bir is tekle bu
eve, yani Beytullah'a gelirler. Zira dos t la, s evgiliyle ilgili olan her ş ey
daha s evimli ve değerli olur.
Müs lümanlar bu arzu ve heves le ailes ini, malını, memleket ini bırakıp,
tehlikeli yollar aşarak, kula yakış ır bir ş ekilde huzura çıkmak için yola
koyulurlar. Bu ibadet i yaparken, ş eytanı taş lamak, Safa ile Merve aras ında
koşmak gibi akıllarının ermediği birçok ş ey kendilerine emredilmiş t ir.
Neden? Zira aklın erebildiği iş lere, nefis daha yakındır. İns an her iş i niçin
yaptığını bilmek is ter. Zekatın fakirlere iyilik, namazın her ş eyi yaratan
Yüce Allah'ın karş ıs ında küçülmek, orucun da nefs in is teklerini ve
ş eytanın arzularını kırmak olduğunu bilir. Bu ibadet lerde yaradılış gereği
olarak akla uygun hareket etmes i mümkündür. Oys a kullu ğun en yüks ek
dereces i, kalpte en ufak uygunsuzluk meydana gelmeden, yaln ız emre
uyarak iş yapmakt ır.
Taş atmak ve Safa ile Merve aras ında koşmak yaln ız kulluk etmek için
yapılan bir ibadett ir. Onun için peygamberimiz hac, bilhas s a lebbeyk
hakkında şöyle buyurmuş tur: "Hac için, doğru olarak kul ve köle gibi
hazırım."
Dikkat hac ibadet ine, kulluk ve kölelik diye is im verilmiş t ir. Bunun gibi her
iş in ne maks ada geldiğini bulmaya çalış anlar, işlerin as lından haberdar
olmayanlard ır. Zira bu ibadet lerden gaye: gayes izlik, bunlardan haber;
habers izlikt ir. Kullu ğun apaçık anlamı budur. Kul yaln ız emrolunduğu ş eyi
yapmağa bakar. Aklın ve yaradılış ın bundan anlayacağı bir ş ey yoktur.
Hat ta her türlü ibadet için akıl ve yaradılış icaplarını tamamen ortadan
kald ırmak gerekir. Zira kulun s aadet i yokluk ve nas ips izliğindedir. Böylece
kendinde, Hak'tan ve O'nun emrinden baş ka bir ş ey kalmaz.

HACTAN ALINMASI GEREKEN İBRETLER

Hac yolculu ğu bir bakıma ahiret yolculuğuna benzer. Bu yolculuktan
Kabe, ahiret yolculu ğundan gaye de Kabe'nin s ahibidir. O halde bu
yolculuğun hazırlıkları, o yolculuğu akla get irmelidir. Ailes i ve dos t larıyla
vedalaş t ığı zaman, bunun son nefes teki ayrılığa benzediğini düşünmeli,
kalbini bütün bağlardan kurtarıp evden ayrıld ığı gibi, ömrünün sonunun da
böyle olacağını, yolculuk kolay ols a bile, kalbin her ş eyden ayrılacağını
bilmelidir. Yol için her türlü yemek ald ığı, s ahranın tehlikeleri için her türlü
ihtiyatı gözet t iği gibi, kıyamet s ahras ının daha uzun ve tehlikeli olduğunu
düşünmelidir. Orada azığa çok ihtiyaç vard ır. Bu azık tedarik edilmelidir.
Çabuk bozulan ş eylerin işe yaramadığını bildiği ve bu yüzden yanına
almadığı g ib i, riy anın karışmış bu lu ndu ğu her türlü ib adet in de ahiret azığ ı
olamayacağını anlamalıdır. Taş ıta bindiği zaman tabutu hatırlamalıdır. Zira
mutlaka bir gün tabutla taş ınacakt ır. Hat ta daha taş ıt aracından inmeden,
tabuta binme zamanı gelmiş olabilir. Her haliyle bu yolculuk, o yolculuğa
azık olmalıdır.
İhramını giydiğinde, kefeni hatırlamalıdır. Zira o yolculu ğun elbis es i de,
dünyada giydiği elbis es inden değiş ik olacakt ır. Yolda karş ılaş t ığı her
zorluk, ona Münker - Nekiri ve mezardaki akreple yılanları hatırlatmalıdır.
Zira ölümden haş ir zamanına kadar, önünde tehlikelerle dolu bir yol vardır.
Çölde klavuzs uz olarak belalardan korunamadığı gibi, ibadet lerin
klavuzluğu olmaks ızın mezardaki korkulardan kurtulamayacağını aklına
getirmelidir. Çölde bütün yakınlarından uzak olduğu gibi, kabirde de
yapayaln ız olacakt ır. "Lebbeyk" dediği zaman bunun Yüce Allah'ın
çağrıs ına cevap olduğunu bilmeli, kıyamet gününde de kendis ine
s es lenileceğini ve o zamanki korkuyu düş ünmelidir. Hat ta bu korkuları
yaş amak lazımdır.
Ali bin Hüs eyin (R.anhuma) ihram giyerken yüzü s arardı, vücudu t itredi
ve "Lebbeyk" diyemedi. "Niçin Lebbeyk diyemiyorsun" dediklerinde:
"Lebbeyk ders em Lebbeyk ve s a'deyk kabul edilmez" denmes inden
korkarım" dedi ve deves inden düş üp kendis inden geçt i.
Ebu Süleyman-ı Darani'nin müridi olan Ahmed İbn-i Ebilhavari anlatıyor:
İhram giyerken Ebu Süleyman "Lebbeyk" demedi. Bir mil yürüdükten sonra
kendinden geçt i. Kendine geldiği zaman şöyle dedi: "Yüce Allah Mus a
(A.S.) ya vahiy gönderdiğinde buyurdu ki: Ümmet inde zâlim olanlara söyle,
ismimi dillerine almas ınlar. Zira beni ananı ben de anarım. Eğer zâlim is e
lanet le anarım." Ebu Süleyman devam ett i: "Hac nafakas ı şüpheli olup
"Lebbeyk" diyene, elindekini s ahiplerine vermeyince "Lebbeyk ve
s a'deyk'in" kabul edilmez, dendiğini duydum."
Tavaf ve s a'yedenler, arzularını padiş aha iletmek için s arayın et rafında
dola ş an ve kapıs ının önünde gidip gelen zavallı çares izlere benzerler.
Tes adüfen padiş ah'ın kendilerini görebileceğini umarlar. Safa ve Merve
aras ı ins ana bu düşünceyi hatırlatır.
Arafat ta, dünyanın çeş itli yerlerinden gelen, çeş it li dillerde konuş an ve
çeş it li dillerle dua eden ins anlar bir araya toplanır. Bu görünümü ile
kıyamet i andırır. Kıyamette de böyle çeş it li ins anlar bir meydana toplanır
ve her biris i kendi haliyle meşgul olur. Dileklerinin kabul veya red
edileceği endiş es iyle tereddüt içinde dururlar.
Taş atmaktan gaye, kul olduğunu gös termek, bir de İbrahim (A.S.)'e
benzemekt ir. Şeytan Hz. İbrahim (A.S.)'ı şüpheye düş ürmek için önüne
çıkmış , o da ş eytanı taş lamış t ı. Akla, ş eytan ona göründü, bana
görünmüyor. Ne diye lüzumsuz yere taş atayım, diye bir düşünce
geldiğinde, bu düşüncenin, ş eytandan geldiği bilinmeli ve taş atıp beli
kırılmalıdır. Zira onun belinin kırılmas ı emri yerine get irmekle olur. Mü'min
kendine söyleneni, öz düşünces ini bir tarafa bırakarak yerine get irmeli,
böyle bir taş atmakla gerçekten ş eytanı kahret t iğine inanmalıdır.
İbret almak is teyen kims e için, gereken ş eyleri anlat tık. Temiz anlayış ,
bü yük bir a rzu ve ça lışma ile b u an lamları h erkes elde edeb ilir. Böylece
ibadet , ş ekil olmaktan kurtulmuş olur.

SuFi
07-03-2009, 18:27
8. KONU: KUR'AN-I KERİM OKUMAK

KUR'AN-I KERİM OKUMAK

Kur'an-ı Kerim okumak en üs tün ibadet tir. Bilhas sa namazda, ayakta iken
okunan Kur'an-ı Kerim'in fazilet i çoktur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ümmet imin en üs tün ibadet i, Kur'an-ı Kerim okumakt ır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Biris ine Kur'an-ı Kerim okuma nimet i verilir de, baş ka bir kims eye verilen
baş ka bir nimet i, kendis ine verilenden daha üs tün olduğunu s anırs a, Yüce
Allah 'ın büyük dediği ş eyi küçültmüş olur."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kur'an-ı Kerim'den bir ayet , bir deri parças ına yazılıp ateş e atıls a, ateş
ona yaklaşmaz."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kıyamet günü Yüce Allah'ın huzurunda, Kur'an-ı Kerim'den daha büyük
bir ş efaatçi yoktur; Peygamberlerden de, meleklerden de ve diğerlerinden
de daha çok ş efaat eder."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah buyuruyor ki: Kur'an-ı Kerim okuduğu için dua etmeye fırs at
bulamayan kims eye, şükredenlerin en üs tününe verdiğim s evabı veririm."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bu kalpler demir gibi pas tutar." Bu pas ne ile çıkarılır, Ya Resulallah?"
diye sorulduğunda şöyle buyurdu: "Kur'an-ı Kerim okumakla ve ölümü
hatırlamakla."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ben git t iğimde s ize daima nas ihat veren iki vaiz b ırakırım. Bunlardan biri
konuş arak, diğeri de sus arak nas ihat eder. Konuş an vaiz Kur'an-ı Kerim,
sus an vaiz is e ölümdür."
İbn-i Mesud (R.A.) buyuruyor ki:
"Kur'an-ı Kerim okuyunuz. Zira her harfinde iki s evap vardır. Elif, lam, mim
bir harf değildir. Elif bir, Lam bir ve Mim de bir harftir."
Ahmed bin Hambel (R.A.) buyuruyor ki:
"Yüce Allah'ı rüyada gördüm. Ya Rabbi, s ana hangi ş eyle yakla şmak daha
üs tündür? dedim. Buyurdu ki: "Kur'an-ı Kerim okumak." Dedim ki, manas ını
anlayarak mı, yoks a anlamayarak mı okumalı? Buyurdu ki: " İs ter anlayarak,
is ter anlamayarak."

KUR'AN-I KERİM OKUMANIN GAYESİ

Kur'an-ı Kerim'i okumanın büyük bir dereces i vard ır. Kur'an-ı Kerim'
okuyanın ona hürmet etmes i, kendini gereks iz ş eylerden korumas ı ve her
haliyle s aygılı olmas ı gerekir. Yoks a Kur'an-ı Kerim'in okuyana düşman
olma ihtimali vard ır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ümmet imin münafıklarının çoğu Kur'an-ı Kerim'i okumayı bilirler."
Ebu Süleyman'ı Daranı (R.A.) buyuruyor ki:
"Zebaniler, Kur'an-ı Kerim'i bozarak okuyanları, putperes t lerden önce
cezalandırırlar."
Tevrat 'ta Yüce Allah buyuruyor ki:
"Ey kulum, yolda giderken s ana bir kardeş inden mektup get irils e, durur
veya bir kenara çekilir veya oturur, okuduğun her sözün ne demek
is tediğini d üş ün ürs ün . İş te b u kitabım, d üş ünmen ve o nun la iş y apman
için s ana gönderdiğim mektuptur. Sen is e ondan kaçıyor, onunla amel
etmiyorsun. Okuyup ta ne demek is tediğini düşünmüyorsun. Hiç utanmıyor
musun?"
Ey ins anlar! Sizden öncekiler Kur'an-ı Kerim'i, Yüce Allah tarafından
kendilerine gönderilen bir mektup bildiler. Geceleyin okuyup üzerine
düşünür, gündüz ona uyarak iş yaparlardı. Siz is e ondan ders okutuyor,
inceliyor, fakat emirlerini bas it ve kolay tutuyorsunuz.
Oys a Kur'an-ı Kerim'den gaye, onu okumak değil, dediklerine uymakt ır.
Okumak, aklıda tutmak içindir. Akılda tutmak da uygulamak içindir.
Emirlerine uymadan Kur'an-ı Kerim okuyan, efendis inden bir mektup alıp,
mektupta yapmas ı bildirilen işleri, yüks ek s es le gayet güzel bir ş ekilde
okuduğu halde, onları yapmayan köle gibidir. Şüphes iz ki azar ve cezayı
hakeder.

KUR'AN-I KERİM'İ OKUMANIN ADABI


Kur'an-ı Kerim'i okumanın iki tür adabı vardır:
a) Zehiri adab .
b) Kalbe ait adab.
a) ZAHİRİ ADAB:
Kur'an-ı Kerim'i okurken zahirde (görünürde) alt ı ş eye dikkat etmek
lazımdır.
1- Hürmet le okumak: Önce abdes t alınır, sonra yüz kıbleye dönülür ve
namazda oturur gibi mütevazi bir ş ekilde oturarak okumaya baş lanır.
Hz. Ali (R.A.) buyuruyor ki:
"Namazda Kur'an-ı Kerim okuyana, her harfi için yüz s evap, oturarak
okuyana elli s evap yazılır. Abdes t li olup namaz dış ında okuyana her harf
için yirmibeş s evap, abdes ts iz okuyana on s evap yazılır."
En üs tünü, gece namazda okunandır. Zira kalp baş ka ş eylerle meşgul
olmaz.
2- Yavaş okumak: Kur'an-ı Kerim, çabuk hatim etmek arzus u olmadan,
manaları düşünerek okunmalıdır. Bazıları o kadar çabuk okur ki, her gün bir
hatim yaparlar. Oys a,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kur'an -ı Kerim'i üç gü nden ö nce okuyu p bitiren, ahkamını anlayamaz."
İbn-i Abbas (R.A.) buyuruyor ki:
"Zilzal ve Karia surelerini yavaş ça ve düşünerek okumayı, Bakara ve Ali
İmran surelerini çabuk okumaktan daha çok s everim."
Hz. Aiş e (R.anha) Kur'an-ı Kerim'i çabuk okuyan birini gördüğünde şöyle
buyurdu: "Ne sus uyor, ne de Kur'an-ı Kerim okuyor."
Arapça bilmeyenin de Kur'an-ı Kerim'e hürmeten yavaş okumas ı daha
iyidir.
3- Okurken ağlamak:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kur'an-ı Kerim'i okuyunuz ve ağlayınız. Ağlayamazs anız bile kendinizi
zorla ağlatınız."
İbn-i Abbas (R.A.) diyor ki:
"Secde ayet i okuduğunuz zaman, acele olarak s ecdeye gidiniz ki
ağ layas ınız. Gözleriyle ağlayamayanın, kalbi ağlamas ı lazımdır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
" Kur'an-ı Kerim hüzün ve keder için indirildi. Okuduğunuzda kendinizi
kederli olmaya zorlayınız."
Kur'an-ı Kerim'deki müjde ve tehditleri düşünüp kendi zavallılığını anlayan
kims e, gaflete kapılmamış s a elbet te keder ve hüzünlenir.
4- Her ayet in hakkını vererek okumak:
Peygamber efendimiz azap bildiren ayet lere gelince, Yüce Allah'a s ığınırdı,
rahmet ayet lerine gelince, rahmet is terdi; tenzih ayet lerinde is e tesbih
ederdi. Baş larken Euzu besmele okurdu. Okumayı bitirince de: "Allahümme
er hamni bil Kur'an vec'alhü li imanen ve nuran ve hüden ve rahmeten."
derdi.
Kur'an okuyan s ecde ayetine geldiğinde, s ecde etmelidir. Secde ederken
önce Allahü Ekber denir, sonra s ecde edilir. Bu s ecdede, namazın
ş art larına dikkat etmek gerekir. Tekbir ve s ecde kafidir. Tehiyat a
oturulmaz.
5- Eğer "gös teriş yapıyor" diye yanlış anlaş ılmaya s ebep olacaks a veya
bir baş kas ının namazını karış t ıracaks a, yavaş okumak:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ses s izce Kur'an-ı Kerim okumanın s es li okumaya olan üs tünlü ğü, gizli
verilen s adakanın açıkça verilen s adakaya üs tünlüğü gibidir."
Gös teriş olmayacağından emin olanın, baş kalarının da dinlemes i için
yüks ek s es le okumas ı daha iyi olur. Hat ta bu suret le kendis i de daha iyi
an lar, g ayrete ge lir, u ykus u kaçar, uyu yacak olan baş kaların ın d a uykus u
kaçıp onu dinlerler. Bütün bunlar bir araya gelirs e, her biris i için ayrı ayrı
s evap kazanır. Mus haftan okumak daha iyidir. Böylece gözler de ibadet
etmiş olur. Mushaflar hatim, diğer ş ekillerdeki yedi hat ime bedeldir.
Mısır'ın Fıkıh âlimlerinden biri, İmam-ı Şafii'nin yanına gitmiş t i. İmam-ı
Şafii'nin mus hafı bırakıp s ecde et t iğini gördü ve: "Fıkıh, s izi Kur'an
okumaktan alıkoydu" deyince, İmam-ı Şafii: "Ben, yats ı namazını kıld ıktan
sonra Kur'an-ı Kerim'i elime alır ve s abaha kadar b ırakmam" dedi.
Peygamber efendimiz geceleyin Ebu Bekir (R.A.)'e uğramış t ı. Ebu Bekir
(R.A.) namaz kılıp s es s izce Kur'an okuyordu. Peygamber efendimiz sordu:
"Niçin s es s iz okuyorsun?" Ebu Bekir şu cevabı verdi: "Konuş tuğum kims e
duyuyor."
Peygamberimiz yüks ek s es le okuyan Hz. Ömer (R.A.)'e sordu: "Niçin
yüks ek s es le okuyorsun?" Hz. Ömer (R.A.) ş u cevabı verdi: "Uyuyanları
uyandırmak ve ş eytanı uzaklaş t ırmak için" Peygamberimiz "Her ikiniz de iyi
yaptınız" buyurdu. Görülüyor ki iş ler niyete bağlıdır. Her ikis inin de niyet i
iyi olunca, her ikis i de s evap kazanmış oldu.

6- Güzel ses le okumaya gayret etmek:

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kur'an-ı Kerim'i güzel s es le süs leyiniz."
Peygamberimiz, güzel s es le Kur'an okuyan Ebu Huzeyfe'nin (R.A.) köles ini
gördüğünde şöyle buyurdu: "Yüce Allah'a hamd olsun ki, ümmet imde
böyle biris ini yarat t ı."
Ses in güzelliği, Kur'an 'ın kalplerdeki et kis inin fazla olmas ına s ebep olur.
Kur'an-ı tecvit ile okumak sünnet t ir. Fakat zamanımızda bazı mevlithanların
yaptığı gibi, ş arkı ş eklinde okumak çirkin ve günahtır.

b) KALBE AİT ADAB:

Kur'an-ı Kerim'i okumanın kalble ilgili alt ı adabı vardır:
1- Okuduğunun önemini bilmek: Okunan, Yüce Allah'ın sözüdür ve
kadimdir. (Sonradan yaratılmış değil, öteden beridir.) Yüce Allah'ın
s ıfatıdır. Zat i ile durmaktadır.
Dil ile söylenen harflerdir. Dil ile ateş demek kolaydır. Herkes bunu
söyleyebilir. Ama ateş in kendis ine dayanamaz.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Eğer bu Kur'an-ı bir dağın üs tüne bindirmiş ols aydık, ş üphes iz o dağın
Allah korkusundan baş eğerek parça parça olduğunu görürdün."
HAŞR SURESİ, Ayet : 21
Dilin ve kalbin dayanabilmes i için, Kur'an'ın güzellik ve büyüklü ğü harf
ş ekilleriyle örtülmüş tür. Onu, harflerin ş eklinden baş ka bir ş ekilde
göndermek olmazdı. Bu, şuna benzer: İns an, hayvanları onunla konuş arak,
yeni sözle sürmez, sulamaz ve iş yaptırmaz. Zira hayvan ins an s özünden
anlamaz. Bunları yaptırabilmek için ancak hayvanın anlayabileceği bazı
s es leri bulmak gerekir. Hayvanlar bu s is e duyup iş yaparlar, fakat
faydas ını bilmezler. Sabana koşulan öküz toprağı yumuş atır. Ama bu
yumuş atmanın niçin olduğunu, örneğin hava ve s uyun böylece toprağa
girerek tohumun büyümes ine yard ım et tiklerini bilmez.
Çoğu ins anlar için Kur'an 'ın anlamı da, bir s es ve görünümden baş ka bir
şey değildir. Hat ta bazıları Kur'an-ı s adece harf ve s es s anırlar. Halbuki
büyük bir hata ve gevş eklikt ir. Bu, ateş in as lının, ateş harfleri olduğunu
zannetmeye benzer. Oys a ateş kağıda yaklaş t ırıld ığı zaman onu yakar, ateş
harfleri is e daima kağıdın üzerinde durup ona hiç etki etmez.
Her vücudun bir ş ekli bir de ruhu olduğu gibi, Kur'an-ı Kerimin anlamı
ruhu, harfleri is e ş ekli gibidir. Şeklin ş erefi ruh s ebebiyledir. Kur'an
harflerinin mukaddes olmas ı da, taş ıdığı anlamların hakikatı s ebebiyledir.
2- Kur'an-ı Kerimi okumadan önce, s ahibi olan Yüce Allah'ın büyüklüğünü
düşünmek ve kimin sözünü okuduğunu, kendis inin nas ıl bir tehlikede
bulunduğunu bilmek.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Ona abdest lilerden baş kası dokunmamalıdır."
VAKIA SURESİ, Ayet : 79
Mushafa abdes ts iz olan dokunamadığı gibi, kalbi kötü ahlaktan
temizlenmemiş , s aygı ve s evgi ış ığı ile aydınlanmamış olan Yüce Allah
sözünün gerçek manas ını anlayamaz.
Hz. İkrime (R.A.) ne zaman Kur'an-ı Kerimi açs a kendinden geçer gibi olur
ve tekrar tekrar: "Bu benim Rabbimin sözüdür" derdi.
Yüce Allah'ın büyüklüğünü bilmeyen, Kur'an'ın büyüklüğünü anlayamaz.
Bu büyüklük is e Yüce Allah 'ın s ıfat larını ve iş lerini düşünmeyince kalpte
meydana gelmez. Ancak Arş 'u Kürsüyü, yedi kat gök ve yeri, her ikis i
aras ında bulunan melekleri, cinleri, ins anları, hayvanları, taş ları, bit kileri
ve bütün yaratılmış ları kalben düşünürs e, o zaman Kur'an-ı Kerimin, bütün
bu s aydıklarımızı kudret elinde bulunduran Yüce Allah'ın sözü olduğunu
bilir. O Yüce Allah ki bunların heps ini yok ets e O'na bir zarar dokunmaz ve
büyüklü ğünden bir ş ey eks ilmez. Yaratan ve heps ine rızk veren O'dur.
Böyle düş ünenin kalbinde Yüce Allah'ın büyüklüğü biraz meydana gelir.
3- Okurken kalb i ha zır bulun durmak. Ku r'an-ı Kerim o kund uğu zaman , kalb
baş ka düşüncelerle meşgul olmamalıdır. Baş ka ş eyler düşündüğü için
okuduğundan habers iz olan kims e, okuduğu yeri bir daha tekrarlamalıdır.
Bu, bahçeyi s eyreden birinin, bahçeden çıkıncaya kadar onun
güzelliklerinden habers iz kalan birinin durumuna benzer. Kur'an,
Müs lümanların bakacakları ve onda birçok hikmet bulacakları yerdir.
Bunları düşünen kims e baş ka bir ş eyle uğraş amaz. O halde Kur'an-ı
Kerimin anlamını bilmeyen ondan az faydalanır. Anlamını bilmeden okuyan
da kalbinin baş ka ş eylerle meşgul olmamas ı için, büyüklüğünü kalbinden
çıkarmamalıdır.
4- Anlayıncaya kadar her kelimenin manas ını düşünmek: Bir okuyuş t a
manas ını anlamayan, bir daha okumalıdır. Eğer hoşuna gidiyors a,
tekrarlamas ı faydalıdır. Böyle anlayarak yavaş okumak, çok okumaktan
daha iyidir.
Ebu Zer (R.A.) diyor ki:
Peygamber, bir gece s abaha kadar ş u ayet i celileyi tekrarlayarak okudu ve
besmeleyi yirmi defa tekrarladı: "Eğer onlara azap eders en şüphe yok ki,
s enin kullarındır. Eğer onları bağış lars an yine şüphe yok ki s en mutlak
galip ve yegane hüküm ve hikmet s ahibis in."
MAİDE SURESİ, Ayet : 118
Said bin Cübeyr (R.A.) bir geceyi şu ayet i celile ile geçirdi:
"Ey günahkarlar, bugün s iz mü'minlerden ayrılınız."
YASİN SURESİ, Ayet: 59
Okunan her ayet in anlamını düşünmeden, diğer bir ayet in anlamı
düşünülürs e, o ayet in hakkı verilmemiş olur.
Amr bin Kays vesves elerden ş ikayet ediyordu. Ona: "Dünya iş iyle meşgul
olmaktan ileri gelir" dediler. Amr şu cevabı verdi: "Namazda dünya iş lerini
düşünmektens e, kalbime bıçak batırmaları bana daha kolay gelir. Kalbim,
Yüce Allah'ın huzuruna nas ıl çıkacağımı ve huzurundan nas ıl ayrılacağımı
düşünmeye dalıyor." Amr bu düşünceyi bile "Namazda okuduğunuz her
kelimenin anlamını düşünmekten baş ka bir ş ey düşünmeyin" hükmüne
aykırı gördüğü için vesves e kabul ediyordu. Demek ki, okunan her ayet i
celilenin anlamından baş ka bir ş ey düşünmemek gerekir.
Yüce Allah'ın sıfat larını belirten ayet ler okunduğunda, sıfat ların sırrı
düşünülmeli; Kudüs , Aziz, Cebbar, Hakim gibi sıfat ların ne manaya
geldiğini anlamaya uğraş ılmalıdır.
"Yeri ve gökleri yarat tı" gibi, Yüce Allah 'ın yaptığı ş eyleri bildiren bir
ayet -i celile okunup anlamı düşününce, yaratılanlardaki akıllara durgunluk
veren ş eylerden, yaratanın büyüklü ğü anlaş ılır. O'nun ilim ve kudretinin
s ınırs ızlığı bilinir. Öyle olur ki neye baks a Hak'kı görür. Her ş eye o gözle
bakar.
"Şü phes iz ki, ins an ı nu t feden (bir d amla s u dan) yarat t ık."
Ayet-i celiles ini okuyunca, bu bir damla sudan, akıl durdurucu ş eylerin
meydana geldiğini düşünür. Bir damla sudan nas ıl oluyor da et kemik, deri,
damar ve bunlar gibi ş eyler meydana gelir? Sonra baş , el, ayak, göz, dil ve
diğer organlar nas ıl meydana gelmiş ve görevlerini nas ıl yapıyorlar?
Bütün Kur'an-ı Kerimin manas ını anlatmak zordur. Yukarıdakileri
anlatmamızdan gaye, Kur'an-ı Kerim okurken nas ıl düşünüleceği bildirmek
içindir. Kur'an'ın manas ını üç türlü ins an anlayamaz:
a) Arapça dilini bilmeyen ve Kur'an 'ın mealini okumayan.
b) Büyük bir günahı işlemeye devam edip, inancında bid'ata düş erek,
bid'at ve günahın et kis iyle kalbi kararan kims e.
c) Kelam ilminde inanılmas ı gereken bir ş eyi okumuş , fakat zahiri görüş üne
s aplanarak, buna uygun düşmeyen bir ş ey düş ündüğünde ondan nefret
eden kims e. Böyle birinin zahiri görünüş manas ından kurtulmas ı
imkans ızdır.
5- Ayet anlamlarının değişmes ine uygun olarak, kalbin de değişmes i.
Korku bildiren ayetlere gelince bütün kalbi ile korkup inlemeli, rahmet
ayet lerine gelince kalp ve yüz ile rahat lanıp s evinmelidir.
Yüce Allah 'ın s ıfat larını duyunca tevazu ile kalp burkulmalı, Kâfirlerin
Yüce Allah hakkında uydurdukları oğlu ortağı vardır ş eklindeki ayetleri,
daha yavaş bir s es le, utanarak okumalıdır. Bunlar gibi her ayet in anlamının
icap et t irdiği ş ekle bürünmelidir.
6- Kur'an-ı Kerimi bizzat Yüce Allah'tan dinliyor farz etmelidir.
Din büyüklerinden biri diyor ki:
Ben önceleri (Kur'an-ı Kerimi okuyor, fakat ondan bir tad alamıyordum.
Sonra okuduğumu Res ulullahtan dinlediğimi düşündüm, zevk duymaya
baş ladım, yüks eldiğimi his s et tim. Cebrail (A.S.)den dinlediğimi düşündüm,
daha çok zevk duymaya baş ladım, daha büyük makama kavuş tum. Şimdi de
araya hiçbir vas ıta girmeden, Yüce Allah' tan dinliyor gibi oluyorum.
Duyduğum zevk de s ınırs ızdır.

SuFi
07-03-2009, 18:39
9. KONU: YÜCE ALLAH'I ZİKRETMEK (anmak)

YÜCE ALLAH'I ZİKRETMEK (anmak)

Bü tü n ibad et le rin özü v e amacı, Yü ce Allah 'ı anmaktır. İs lamın d ireğ i
namazd ır ve namazdan gaye de Yüce Allah'ı anmaktır.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Şüphes iz ki Allah'ı anmak herş eyden büyüktür."
ANKEBUT SURESİ, Ayet: 45
Kur'an-ı Kerim okumanın, ibadet lerin en üs tünü olmas ının s ebebi Yüce
Allah 'ın sözü olmas ı dolayıs ıyle Yüce Allah'ı sürekli olarak hatırlatmas ıdır.
Oruçtan gaye, ş ehvet ve arzulardan kurtulmak ve bunlardan kurtulmuş olan
kalbin Yüce Allah'ı bol bol anmas ıdır. Kalp çeş it li arzularla dolu olunca
Allah 'ı anmaya vakit bulamaz, zorlans a bile tes irli olamaz. Hactan gaye de
Kabe'yi ziyaret le s ahibi Yüce Allah'ı anmak ve O'nu görmeyi, Onunla
konuşmayı candan is temekt ir.
Bütün ibadet lerin hedefi ve as ıl amacı Yüce Allah'ı anmakt ır. Zaten
Müs lüman olmak için kelime-i tevhid (La ilahe illallah Muhammedün
Resulüllah) farzd ır. Bu is e zikrin (Yüce Allah'ı anmanın) ta kendis idir. Diğer
bütün ibadet ler de bu zikri kuvvet lendirmek içindir. Yüce Allah'ı ananı
Yüce Allah da anar. Bu hus us t a,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Beni anınız ki ben de s izi anayım."
BAKARA SURESİ, Ayet: 152
Gerçek kurtulu ş a ermek is teyenler devamlı olarak Yüce Allah 'ı anmalıdırlar.
Devamlı olmazs a bile zamanlarının çoğunda anmalıdırlar. Zira,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Kurtulu ş is tiyors anız Yüce Allah'ı çok anınız."
ENFAL SURESİ, Ayet : 45
Ayet te de görüldüğü gibi kurtulu ş ümidinin reçetes i Yüce Allah 'ı az değil
çokca anmakt ır. Yüce Allah: "Ayakta, otururken ve yanüs tü yatarken
Allah 'ı zikredenler."
ALİ-İMRAN SURESİ, Ayet : 191
ayet i celiles inde, bahs edilen durumlarda iken kendis ini ananları
övmektedir.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Sabah ve akş am, içinden yalvararak ve korkarak, fakat yüks ek olmayan
bir s es le Allah'ı an. Ondan hiçbir zaman gafil (habers iz) olma.."
A'RAF SURESİ, Ayet : 205
Peygamber efendimize, " İş lerden hangis i üs tündür?" diye s orulduğunda;
Peygamberimiz şöyle buyurdu:
"Ölenin dilinin Yüce Allah'ın zikri ile yaş olmas ı"
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yaptıklarınızın en iyis i, Yüce Allah yanında en makbülü, derecelerinizin
en yüks eği, alt ın ve gümüş s adaka vermekten daha üs tün ve boyunlarının
vurulduğu, boyunlarını vurduğunuz düşmanla Allah yolunda s avaşmaktan
daha iyi olan s ize söyleyeyim mi? Yüce Allah'ı zikretmektir (anmakt ır)."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah şöyle buyuruyor: Beni andığı için, dua etmekten geri kalan
kims elere olan ihs anım, dua ederek benden is teyenlere yaptığım ihs andan
(iyilik ve bağış tın) daha üs tündür."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Gafillerin aras ında Yüce Allah'ı anmak, ölüler aras ında, canlı gibi, kuru
ağaçlar aras ında, yeş il gibi, s avaş tan kaçanlar aras ında, s avaş an as ker
gibidir."
Muaz bin Cebel (R.A.) diyor ki:
"Cennet te olanlar, dünyada iken Yüce Allah 'ı anmadan geçirdikleri bir an
için üzüldükleri kadar, baş ka hiçbir ş ey için üzülmezler."

ZİKRİN ASLI

Zikrin dört dereces i vardır.
1- Dil ile Yüce Allah anıld ığı halde, kalbin bundan gafil (habers iz) olması.
Bu ç eş it anış tamamen tes irs iz olmamakla berab er, a z tes iri v ardır. Zira
Yüce Allah'ı s aygı ile anan dil, gereks iz sözlerle vakit geçiren veya hiçbir
ş ey s öylemeyen dilden daha üs tündür.
2- Kalbin Allah'ı anmas ı. Uğraş ılarak kalbe yaptırılabilen, devamlı olarak
yerleşmemesi olan anıştır. Devamlı uğraşma ve gayret olmazs a kalb, es ki
düşünceli ve gaflet li haline döner.
3- Zikrin (anış ın) kalbde yerleşmes i ve devamlı olarak kalbi kaplamas ı.
Normal haline bırakıld ığında kalb devamlı olarak Yüce Allah 'ı anmakla
meşgul olup, ancak uğraş ılarak kalpte baş ka bir düşünce meydana
getirilebilir.
4- Anıların kalbi tamamen kaplamas ı. Bu art ık anış ın değil, Yüce Allah'ın
kalbe yerleşmes idir. Kalbin dos tu anmas ıyla, dos tu tarafından tutulmas ı
aras ında çok fark vard ır. Anmanın ve düşünmenin kalpten gidip, anılanın
kalbe yerleşmes i en üs tün derecedir. Zira anmak ya arapça ya da fars ça
gibi bir dille olur. Bunların ikis i de ancak kalbin konuşmas ıyla olur. Oys a
as ıl olan, kalbin hangi dil ile olurs a olsun konuşmaktan kurtulmas ı ve
çevres inde dolaş an hiçbir ş eye yer vermemes idir. Bu, aşk dediğimiz aş ırı
s evginin net ices inde olur. Aş ık bütün cömert liğini maşukuna s aklar. Hatt a
onunla olan meşguliyet inden dolayı isminin unutulmas ın is ter. Sevgiye
böyle gömülünce, kendini ve Yüce Allah'tan baş ka her ş eyi unutur. Bu
tas avvuf yolunun baş langıcıdır. Tas avvufçular bu hale fena (yokluk)
derler. Yani kendine kendis ini hatırlatan her ş ey yok olmuş tur. Kendis i de
yok olmuş , zira kendini unutmuş tur. Yüce Allah'ın öyle âlemleri vard ır ki,
bizim için yok s ayıld ıklarından, onlardan hiç haberimiz yoktur. Zira bizim
için var olan, haberimiz olan ş eylerdir. Onun için bizim bildiğimiz âlemi
unutan yok olur. Kendi benliğini unutan da, kendis i için yok olmuş olur.
Onunla Yüce Allah'tan baş ka bir ş ey kalmadığında, onun varlığı hakla olur.
Mes ela; Yere ve göklere bakıp onlardan baş ka bir ş ey görmeyen, işt e
bütün âlem budur der. Yüce Allah'tan baş ka bir ş ey görmeyen için de, her
ş ey O'dur. O'ndan baş ka hiçbir ş ey yoktur.
Bu makamda bulunanın, Yüce Allah'la aras ında bir ayrılık doğar ve
beraberlik meydana gelir. Bu tevhid âleminin ve vahdaniyetin
baş langıcıdır. Ancak ayrılık haberi O'nu Yüce Allah'tan uzakla ş t ırır. Oys a
o, bunu anlamaz. Zira ayrılığın olmas ı için iki ş eyi bilmes i lazımdır. Kendini
ve Yüce Allah'ı, O is e, bu halde iken kendini bilmiyor, mutlak bir'den baş ka
bir ş ey tanımıyor. Ayrılığı nas ıl bils in? Bu dereceye ulaş ana melekutlar
gös terilmeye baş lanır. Melek ve peygamberlerin ş ekilleri güzel
görüntülerde ona gös terilir. Yüce Allah'ın dilediği her ş eyi görmeye baş lar.
Anlatılamayacak halle kavuşur. Kendine geldiğinde bazen meydana gelen
olayların izi kendis inde kalır ve o hallere tekrar kavuşmanın arzusu bütün
benliğini kaplar.
Dünya ve dünyada bulunan ş eylerden, ins anların bulunduğu yerlerden
hoş lanmaz. İns anlar aras ında buluns a bile, kalben onlardan uzak olur.
Dünya işleriyle uğraş anların hallerine ş aş ar. Onlara acıyarak bakar. Zira
dünya ile uğraşmakla ne büyük iş lerden mahrum kald ıklarını bilir. İns anlar
is e onun dünya ile meşgul olmamas ına gülerler. Hat ta yakında aklını
kaçıracağını s anırlar.
Fena (yokluk) makamın a ulaşmay an, bu makamdaki halle r ve keş iflere
kavuşmayan kims eyi zikir kaplars a, bu da ebedi kurtulu ş a ermiş olur. Zira
zikir kaplayınca, s evgi ateş i, o kims eyi kuş atır. Öyle olur ki; Yüce Allah'ı
bütün dünyadan ve içindekilerden daha çok s ever.
Dünyayı s evenler, dünyaya aş ık oldukları için ondan ayrıld ıklarında
üzülürler ve acı duyarlar. Oys a Allah'ı s evenler, ölürken O'na döndükleri
için mutluluk duyarlar. Yüce Allah'a kavuşmanın verdiği zevk, Onu s evme
dereces ine bağlıdır. Bunu daha önce Müs lümanlık konusunda anlatmış tık.
Çok zikredip te, sofilerin hallerine kavuşmayan, bu hallere kavuşmayı
bırakmalıdır. Zira s aadete kavuşmanın tek yolu bu değildir.
Kalb, zikir nuru ile süs lenince, en büyük s aadet ele geçmiş demekt ir. Ama
o s aadet bu dünyada görülmeyebilir, o zaman, öldükten sonra görülür.
Kalbi Yüce Allah'la bulundurmak için, onu sürekli olarak denetmeyi hiç
unutmamak gerekir. Zira Yüce Allah'ı devamlı olarak anmak, Yüce Allah'ın
melekler âlemine yüks elebilmenin anahtarıdır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Cennet bahçelerinde durup s eyretmek is teyen, Yüce Allah 'ı çok
anmalıdır."
Bütün bu anlat t ıklarımız, ibadet in özünün Allah'ı anmak olduğunu
gös teriyor. Asıl anış , bir emir veya yas akla karş ılaş ıld ığı zaman Yüce
Allah 'ı hatırlamakt ır. Eğer günah is e el çekilir, emir is e yapılır. Zikir bunu
yaptıramıyors a, iş in as lı anlaş ılamamış , hayalcilikle uğraş ılmış demektir.

TEHLİL (La ilahe illallah), TEBİH (Sübhanallah), TAHVİD (Elhamdülillah),

SALAVAT ve İSTİĞFARIN ÜSTÜNLÜĞÜ:

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kulun yaptığı her iyilik, kıyamet günü teraziye konur. Yaln ız "La ilahe
illallah" kelimes i konmaz. Eğer onu teraziye koys alar yedi kat gökten,
yerden ve içinde olanlardan daha ağır gelir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"La ilahe illallah diyen, dediğinde doğru is e, yeryüzündeki topraklar kadar
günahı ols a yine affedilir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Samimi olarak temiz bir kalb ile, La ilahe illallah diyen, cennete gider."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
Her gün yüz defa; " la ilahe illallahu vahdehü la ş erike leh, lehül mülkü ve
lehül hamdü ve hüve ala külli ş ey'in gadir diyen, on köle azad etmiş gibi
olur. Defterine yüz iyilik yazılır ve defterinden yüz kötülük s ilinir. Akş ama
kadar bu kelime onu ş eytandan korur"
Sahihi Buhari'de "bu kelimeyi söyleyen, İsmail (A.S.)'in oğullarından dört
köleyi azad etmiş gibi olur" deniyor.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Günde yüz defa sübhanallahi ve bihamdihi diyen, deniz köpüğü kadar
bile ols a bütün günahları affolunur."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Her namazdan sonra otuz üç defa Sübhanellah, otuz üç defa
Elhamdülillah, otuz üç defa Allahu Ekber diyerek bir defa da, La ilahe
illahlahü vahdehu la ş erike leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve ala
külli ş ey'in gadir ile yüze tamamlayanın deniz köpüğü kadar bile ols a bütün
günahları affedilir."
Birgün peygamberin huzuruna biri geldi ve: Dünya beni terkett i, elimde bir
ş ey kalmadı, fakir ve aciz oldum. Ne yapayım? Diye sordu. Peygamberimiz
buyurdu: "Meleklerin s alavat , yaratılanların da tes bih ile, rızıklarını
bulduğu ş eyi bilmiyor musun?" Adam: "Nedir Ya Resulallah" dedi.
Peygamberimiz buyurdu: "Sübhanallahil azim, Sübhanallahi ve bihamdihi,
es tağfirullah. Hergün s abah namazından önce ve s abahtan sonra bunları
yüz defa söyle, dünya is tes en de is temes en de yüzünü s ana döner ve Yüce
Allah her bir kelimeden, kıyamete kadar tesbih eden ve s evabı s ana olan
bir melek yaratır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Devamlı olarak iyi iş yapmak is teyenler şu kelimeleri söyles in:
Sübhanallahi vel hamdü lillahi ve La ilahe illallahü vallahu ekber."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ben bu kelimeleri söylemeyi, gök kubbe alt ında bulunan her şeyden daha
çok s everim."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah katında en s evgili sözler, bu dört kelimedir."
Pey gamberimiz buy uruy or ki:
"İki kelime vard ır kil dilde hafif, terazide ağır ve Yüce Allah tarafında çok
s evgilidir. Sübhane ve bihamdihi sübhanallahil azim."
Fakirler peygamber'e gelerek: "Ya Resulallah, zenginler, ahiret s evabının
heps ini götürdüler. Çünkü, bizim yaptığımız ibadet leri yaptıkları gibi, bir de
s adaka veriyorlar, biz veremiyoruz." dediler. Peygamberimiz şöyle
buyurdu: "Sizin, fakirliğinizden dolayı her tesbih, tehlil ve tekbiriniz
s adakadır. Yaptığınız her emri maruf ve nehyi münker s adakadır. Sizden
birinin geçindirdiklerinin ağzına koyduğu her lokma s adakadır."
Fakirlerin söylediği tesbih ve tahmidin değerinin daha üs tün olmas ı,
fakirlerin kalbinin dünya pis liğiyle kararmış , bilakis çok parlak olmas ından
ileri gelir. Fakirin s öylediği her kelime, temiz toprağa atılmış tohum gibidir.
Daha verimli ve daha bol meyveli olur. Dünya arzuları ile dolu olan bir
kalpteki zikir, çorak araziye atılmış tohum gibi, az verimli olur.

SALAVAT GETİRME

Bir gün Peygamber efendimiz dış arı çıkt ığında çok neş eliydi. Şöyle
buyurdu: "Cebrail (A.S.) geldi ve dedi ki: Yüce Allah buyuruyor:
ümmet inden biri s ana s alavat okuyunca benim ona on rahmet vermemi,
s ana s elam verince, ona on defa s elam vermemi beğenmez mis in?"
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Çok olsun, az olsun, bana s alavat getirene, meleklerin heps i s alavat
getirir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Benim için en iyi kimse, bana salavat okuyan kims edir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Banas alavat get iren kims eye on iyilik ya zılır ve o n kötülüğ ü s ilinir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yazdığı bir şeyde bana s alavat yazana, ismim orada yazılı kald ığı sürece,
melekler is t iğfar ederler."

İSTİĞFARDA BULUNMA

İbn-i Mesud (R.A.) diyor ki:
Kur'an-ı Kerim'de iki ayeti celile vard ır. Kim günah iş ledikten sonra bu iki
ayet i okuyup is t iğfarda bulunurs a affolunur. Ayeti celileler şunlardır:
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Vellezine iza faalü fahiş eten ev zalemü enfüs ehüm zekerullahe fes tağferu
li zunubihim."
"Günah iş leyenler veya kendilerine zulmedenler, Yüce Allah'ı anıp tevbe
et t iklerinde, Yüce Allah günahlarını affeder."
AL-İ İMRAN SURESİ, Ayet : 135
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Vemen ya'mel süen ev yazlim nefs ehü s ümme yas tağfirillahe yecidillahe
ğafuran, rahime."
"Kim bir kötülük eder veya nefs ine zulmeder de s onra Yüce Allah'tan af
dilers e, Yüce Allah'ı suçları bağış layıcı ve es irgeyici olarak bulur."
NİSA SURESİ, Ayet : 110
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Ey Habibim, Rabbini tesbih ve s ena eyle, mağ firet is te ki tevbeni kabul
eyles in."
NASR SURESİ, Ayet : 3
Bunun için peygamberimiz, çoğunlukla: "Sübhaneke Allahümme ve
bihamd ik Allah ümmağfirli. İnneke ente tevvabürrahim." d iy e d ua ede rlerdi.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
ß"Çok bağış lanmak dileyen, her üzüntüden kurtulur, her darlıktan feraha
kavuşur. Rızkı, düşünmediği yerden bulur."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ben günde yetmiş defa tevbe ve is t iğfarda bulunurum."
Peygamberimiz, böyle olunca, baş kaların tevbe ve is t iğfarı hiçbir zaman
dillerinden düşürmemeleri gerekir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir kims e yatarken üç defa: Es tağfirullahel azim, ellezi La ilahe illa huvel
hayyül kayyum, ders e günahları denizlerin köpüğü çöllerin kumu, ağaçların
yaprağı ve dünyanın günleri kadar çok ols a da affolunur."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Günah iş ledikten s onra (pişmanlık duyup) iyi bir abdes t alarak iki rekat
namaz kılan ve bağış lanmak dileyen her kulun o günahı affolunur."
DUA ETMENİN ADABI
Yalvarıp yakararak yapılan dua, ins anı Yüce Allah'a yaklaş t ırır. Peygamber
efendimiz: "Dua, ibadetin özüdür" buyurmuş tur.
İbadetten gaye kulluktur. Kulluk is e kendinin zavallı ve çares izliğini Yüce
Allah 'ın da büyüklü ğünü görmek ve bilmekt ir. Duada her ikis i de vardır.
Dua ne kadar yakarış lı olurs a o kadar iyi olur.
Duada s ekiz ş eye dikkat etmek gerekir.
1- Değerli zamanlarda dua etmeye gayret etmek. Arafat , Ramazan, Cuma,
s ab ah erken v e g ece yarıs ı g ib i değerli zamanlarda du a edilmelidir.
2- Değerli durumları gözetmek. As kerlerin harbe gitmes i ve gelmes i, farz
namazları gibi. Hadis i ş erifte, gök kapıları böyle zamanlarda açılır,
buyruluyor. Ezanla kamet aras ında, oruçlu iken ve kalb duyarlılığının
art t ığı zamanlarda dua etmek iyidir.
3- İki eli kald ırıp dua etmek. Hadis i ş erifte buyruluyor ki: "Yüce Allah,
kendis ine kald ırılan eli, boş çevirmekten daha kerimdir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Dua eden üç ş ey kazanır: Ya günahı affedilir, ya o anda, ya da ilerde ona
bir hayır gelir."
4- Duada tereddüt etmemek. Kalben duanın hemen kabul edileceğine
inanılmalıdır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah'a o ş ekilde dua ediniz ki, duanızın kabul edildiğini kes in
olarak biles iniz."
5- Duayı çokça yapıp, tekrar tekrar söylemek. "Kaç defa dua et t im, duam
kabul olunmadı" diyerek duadan vazgeçmemek gerekir. Zira duanın kabul
vakt ini ve karş ılığını Yüce Allah daha iyi bilir. Duas ı kabul olanın "Yüce
Allah'a hamd olsun ki, verdiği nimet s ebebiyle iyi işler tamamlanıyor"
demes i sünnet t ir. Dua geç kabul olurs a: "Her halde Yüce Allah'a hamd
olsun" demek gerekir.
6- Duadan önce tesbih okuyup, s alavat get irmek. Peygamber, duadan önce
"Sübhane Rabbiyel aliyyel a'lel vehhab." derdi.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Duadan önce bana s alavat okuyun. Duanız muhakkak kabul edilir. Zira
Yüce Allah iki duadan birini kabul, diğerini red etmekten daha üs tündür."
7- Tevbe etmek, haks ızlık yapmamak ve kalbi tamamen Yüce Allah'a
çevirmek. Kabul edilmeyen duaların çoğu kalbin gaflet inden ve günahların
zulmet inden dolayı reddolunur.
Ka'bul Ahbar diyor ki:
"İs rail oğulları ülkes inde kıt lık olmuş tu. Mus a (A.S.), ümmet iyle beraber
üç defa yağmur duas ına çıkmas ına rağmen yağmur yağmadı. Sonra Mus a
(A.S.)'ya vahy geldi: "Aranızda söz taş ıyan biri var, o tevbe etmeyince
duanızı kabul etmem." Mus a (A.S.): "Ya Rabbi, kim is e onu aramızdan
atâlım" dedi. Yüce Allah ş öyle buyurdu: "Ben, s öz taş ımacılığı yas ak
ederken, kendim nas ıl söz taş ıyıcılık ederim?" Buyurdu. Heps i tevbe et t iler
ve yağmur yağdı."
Melik bin Dinar (R.A.) diyor ki:
İs rail oğullarında kıtlık olmuş tu. İki defa yağmur duas ına çıkt ılar, kabul
olunmadı. Peygamberlerine şöyle vahy geldi:
"Dış arı çıkıp dua eden o ins anlara de ki: Bedenleri pis , mideleri haram dolu
ve elleri haks ız yere kana boyanmış t ır. Bu ş ekilde duaya çıkmak
kızgınlığımı artırdı ve ben den uzakla ştnız."

SuFi
07-03-2009, 18:47
10.KONU: VİRDLER
VİRDLER
Müs lümanlık konusunda ins anın, toprak ve s udan meydana gelmiş olan bu
dünyaya t icaret için gönderildiğini anlatmış t ık. As lında ruhun hakikati çok
yüks ekt ir; yüks ekten gelmiş , yine oraya dönecekt ir.
İns anın dünyadaki s ermayes i, her an tükenmekte olan ömürdür. Bu ömrün
her anı fayda ve iyilikle geçirilmezs e, yazık olur. Bunun için,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"As ra yemin ederim ki, ins an zarardadır. Ancak iman edip birbirlerine
hakkı ve s abrı tavs iye edenler müs tesnadır."
ASR SURESİ
İns an, s ermayes i buz olan ve buzu yazın sıcağında s atıp "Ey
Müs lümanlar, s ermayes i erimekte olana acıyınız." diyen adam gibidir. Ömür
s ermayes i durmadan - dinlenmeden erimektedir. Zira nefes leri Yüce
Allah 'ın yanında s ayılıdır, bellidir. O halde bu izin önemini kavrayan kims e
ald ığı her soluğu gözet ir ve her s oluğun onu ebedi s aadete kavuş turan bir
cevher olduğunu bilir. Alt ın ve gümüş ten mey-dana gelen s ermayeden
daha çok bu cevheri s evmek buna eğilmek gerekir. Alınan solukların
değerini bilmek, gündüz ve geceyi kısımlara bölüp, her ş eye bir vakit
ayırmakla s ağlanır. Bunun için virdler konmuş tur.
Virdlerin konmas ının as ıl s ebebi, boş vakit geçirmemekt ir. Zira ebedi
s aadete kavuş anların, bu dünyadan giderken Yüce Allah'a alışmış olan,
O'nun s evgis ini kalbine dolduran kims eler olduğu anlaş ılmış t ır. Alış kanlık
devamlı zikir (anış )e, sevgi de bilmekle olur. Bilmek is e, yaratılanlardaki
incelik ve intizam düşünülerek elde edilir. O halde devamlı olarak zikretmek
ve Allah 'ı bilmek için uğraşmak s aadete konuşmanın es as ıdır. Zikir ve
bilginin iyi ve rahat olmas ı için dünyayı, ş ehveti, arzuları ve günahları terk
etmek gerekir.
Zikirle meş gu l olmanın iki yo lu v ardır:
a) Dil ile,
b) Kalb ile, devamlı olarak "Allah, Allah" demek. Kalble olanı,
söylemekten ziyade müş ahede ile olmalıdır. Zira kalp ile söylenince o da
kalbin konuşmas ı olur.
Ancak kalbin devamlı olarak müş ahedede olmas ı zordur. Herkes kalbini
devamlı olarak bir durumda ve ş ekilde tutamaz, s ıkılır. İş te s ıkılmamak için
virdler konmuş tur. Virdler değiş ik olduğu için sıkıntı vermez. Bazıları
vücutla olur: namaz gibi. Bazıs ı dil ile olur; Kur'an-ı Kerim ve tesbih
okumak gibi. Bazıları da kalb ile olur; tefekkür gibi. Böylece, her vakitt e
ayrı bir ş eyle meşgul olunduğu ve bir halden bir hale geçildiği için s akin
ve üzüntüs üz olur. Virdlerle beraber, yapmak mecburiyet inde bulunan
dünya iş lerine de zaman ayrılır.
Yaln ız terazinin s evab kefes inin ağır gelebilmes i için, virdlere ayrılan
zaman, zaruri dünya işlerine ayrılan zamandan daha çok olmalıdır. Eğer
ikis ine eşit zaman ayrılırs a, dünya kefes inin daha ağır basmas ı iht imali
vard ır. Zira ins an, yaradılış ına uygun hareket etmek eğilimindedir. Kalbin
din işleriyle meşgul olmas ı is e, yaradılış a uygun değildir. Yaradılış ,
dünyayı daha çok is ter. Böyle bir kalple temiz Allah s evgis inin bulunmas ı
zordur. Temiz kalple yapılmayan ş ey de faydas ız olur. Din işlerine çok
zaman ayırmak gerekir ki, hiç olmazs a aralarından bir tanes i temiz kalple
yapılmış ols un.
O halde zamanın çoğunu din iş lerine ayırmak gerekir. Dünya iş leri bunlara
bağlı olarak yapılmalıdır.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Habibim, güneş in doğmas ından evvel de, batmas ından evvel de Rabbini
hamd ile tesbih et (s abah ve ikindi namazlarını kıl.) Gecenin bir kısım
s aatlerinde (akş am ve yats ı vakit lerinde) ve gündüzün et rafında (öğlende)
da tesbih et (Namaz kıl)."
TAHA SURESİ, Ayet : 130
Yüce Allah buyuruyor ki:
"(O müminler), geceleyin çok az uyuyan kims elerdi."
ZARİYAT SURESİ, Ayet : 17
Ayeti celilerde, vakt in çoğunu Yüce Allah ile geçirmek gerekt iğine iş aret
edilmektedir.
Bunları gündüz yapılanlar olmak üzere iki kıs ımda inceleyeceğiz.
GÜNDÜZ YAPILAN VİRDLER
Gündüz beş vird vardır:
1. VİRD: Sabahtan güneş yüks elinceye kadar yapılır. Bu vakit kıymet lidir.
Yüce Allah, bu vakitle yemin buyuruyor: "Ağaran s abaha yemin ols un."
TEKVİR SURESİ, Ayet : 18
Yüce Allah buyuruyor ki:
"De ki: Sabahı ağartan Rabbime s ığınırım."
FELAK SURESİ, Ayet : 1
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Gecenin karanlığından s abahı yarıp çıkarandır."
EN'AM SURESİ, Ayet : 96
Bu ayet lerin heps i, s abah hakkında gelmiş lerdir. Bu vakitteki her solu ğu
gözetmek gerekir. Uykudan uyanınca: "Elhamdü lillahillezi ehyana ba'de ma
ematena ve ileyhinnûşur." demeli, elbis e giyilip zikir ile dua ile meşgul
olunmalıdır. Elbis e giyerken avret yerlerini örtmeye, emre uymaya niyet
etmeli, gös teriş ve kibirden kaçınmalıdır. Sonra helaya gidilir. Girerken sol
ayak atılır. Sonra abdes t alınır. Abdes t in nas ıl alındığını daha önce
anlatmış t ık. Abdes t dua ve zikirle alınıp bit irilmelidir. Arkas ından s abah
namazının sünnet ini evde kılınır dua okunur ve camiye gidilir. Çünkü
peygamberimiz (S.A.S.) öyle yapardı.
Camiye giderken ağır ağır yürümeli, s ağ ayakla girmeli, camiye giriş duas ı
okumalı ve ilk iki s ırada yer almaya çalış ılmalıdır. Sabah namazı sünnet ini
evde kılmamış s a kılmalı, kılmış s a, mes cide giriş namazını kılmalı ve oturup
cemaat i beklemelidir. Bu bekleyiş s ıras ında tesbih ve is t iğfar ile meşgul
olunur. Farz kılındıktan sonra da güneş doğuncaya kadar camide oturulur.
Zira,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Sabah namazını kıld ığım yerde güneş doğuncaya kadar oturup Allah'ı
anmayı dört köle azad etmekten daha çok s everim."
Güneş doğuncaya kadar dört çeş it zikirle meşgul olunur.
1- Dua, 2- Tesbih, 3- Kur'an-ı Kerim okumak, 4- Tefekkür etmek. Namazda
s elam verilince duaya baş lanır ve şu dua okunur: "Allahümme s alli ala
muhammedin ve ala ali muhammed. Allahümme entes -s elam ve
minkes -s elam ve iliyke yeudus -s elam, tebarekte Rabbena ya zelcelali vel
ikram." Sonra da okunmas ı gereken dualar okunur.
Dua bit ince tes bih ve tahlil ile meşgul olunur. Her biri yüz defa veya
yetmiş defa veya on defa söylenir. Eğer her biri onar defa söylenirs e
toplam yüz defa söylenmiş olur. Bundan daha az olamaz. Bu on zikir
şunlardır:
1. La ilahe illallahü vahdehu la ş erike leh, lehül mülkü ve lehül hamdü,
yuhyi ve yumitu ve hüve hayyün la yemutu, biyedihil hayr ve hüve ala
külli ş ey'in gadir.
2. La ilahe illallahül melikül hakkül mübin .
3. Sübhanallahi vel hamdü lillahi ve La ilahe illallahü vallahü ekber, la
havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim.
4. Sübhanallahil azim ve bilhamdike.
5. Sübbuhun, kuddusun, Rabbül melaiketi verruh .
6. Es tağfirullahe azimullezi La ilahe illa hüvel hayyül kayyum ve
es 'eluket tevbet e.
7. Ya hayyü, ya kayyüm, birahmet ike es teğisu la tekilni nefs i turfet e
aynin.
8. Allahümme la manie lima a'teyte.
9. Allahümme s alli ala Muhammedin ve ala alihi ve s ahbihi ves ellim.
10. Bismillahillezi la yedurru measmihi ş ey'un fil ardı ve la fis s emai ve
hüves -s emiül âlim.
Bu on kelimenin her biri en az on defa, daha fazla is e ne kadar is tenirs e
söylenir. Zira her birinin ayrı üs tünlü ğü vardır. Her miktarı söylemenin
zevk ve üns iyeti baş kadır.
Bundan sonra Kur'an-ı Kerim okunmalıdır. Ezber biliniyors a ins an ve cin
ş eytanlarının ş errinden koruyan ayet ve s ureler okunur. Ayetel kürs i,
Amenerresülü, Şehidallahü ve kulillahümme malikel mülk, Hadid Sures inin
baş tarafı, Haş r Sures inin sonu okunur. Heps ini bir arada okumak is teyen
Hızır (A.S.)'ın İbrahim-i Teymiye'ye öğret t iği Kur'an, zikir ve duadan
meydana gelen Müsbiat -ı Aşere'yi okumalıdır. Çok üs tün olan Müsbiatı
Aş ere Mükaş e fa t'ta v ardır. On ş eyd ir. Kur'an'dan Fat iha, Kul eu züler,
ihlas , kul ya eyyühel Kâfirun ve ayetel kürs i olmak üzere alt ı ayet, dört
zikir vardır. "Sübhanallahi vel hamdü lillahi ve La ilahe illalahu Vallahü
Ekber", "Allahümme s alli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed",
"Allahümmeğfirli lil mü'minine vel mü'minat", "Allahümmeğ firli ve li
valideyye ma vef'al bi ve bihim acilen ve acilen ma ente lehu ehl, ve la
tef'al bima ma nahnü lehü ehl. İnneke gafurur rahim."
Bunlar bitince tefekkürle meşgul olunur. Tefekkür konus u ilerde geniş çe
izah edilecekt ir.
Önemli tefekkürlerden biris i, hergün ölümü ve ecelin yaklaş t ığını
düşünmek, kendi kendine "belki bir tek gün ömrüm kalmış t ır" demekt ir. Bu
düşüncenin büyük faydas ı vard ır. Çünkü ins anlar dünyaya dalıp, uzun
emeller bes lemeğe yatkındırlar. Eğer bir ay veya bir y ıl sonra öleceklerini
bils eler, peş inde koş tukları dünyaya ait ş eyleri b ırakırlar. İns anlar belki bir
gün daha yaş amayacaklardır ama, kendilerine on yıl yetecek kazanç ve iş
peş ine düş erler. Bunun için ,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Onlar Allah 'ın göklerdeki ve yerdeki mülkiyet ve tas arrufuna, Allah'ın
yaratt ığı herhangi bir ş eye, belki ecellerinin yaklaşmış olmas ı ihtimaline hiç
bakmazlar mı?"
A'RAF SURESİ, Ayet : 185
Temiz bir kalple bu düşüncelere dalan kims ede, ahiret için azık hazırlama
arzus u doğar. Böyle bir ins an geçirdiği ömür süres ince kendis ine kaç iyi
ş ey nas ip olduğunu ve günahlardan kaçınıp kaçınmadığını düşünmeli,
geçmiş teki kusurlarını ve ahiret için yaptığı hazırlıkları hatırlamalıdır.
Bunları düşünüp önceden hes aplamak gerekir.
Kendis ine yol açılan kims e göklerdeki ve yerdeki azamete bakar, Yüce
Allah 'ın yarat t ıklarındaki uyum ve düzeni görür. Hat ta Yüce Allah'ın Cemal
ve Celaline bakar. Böyle bir düşünce bütün ibadet ve her türlü tefekkür
(düşünce) den daha üs tündür. zira bununla kalb, Yüce Allah'a büyük s aygı
duyar. Zaten s aygı olmayınca s evgi de olmaz. Oys a s aadet in es as ı,
s evginin olgun olmas ındadır. Yaln ız bu herkes e nas ip olmaz. Ancak Yüce
Allah 'ın kendis ine verdiği nimet leri düşünen, et rafındaki has talık, fakirlik,
çeş it li bela ve sıkıntıları görünce, kendis ine bunlardan kurtardığı için,
Yüce Allah'a şükretmes inin vacip olduğunu anlar. Şükür, emirleri yerine
getirmek, yas aklardan kaçınmakt ır. Bir s üre bu düşünceyi muhafaza etmek
gerekir. Zira s abah olduktan sonra, güneş doğana kadar, farz ve sünnet ten
baş ka namaz kılınmaz. O s ırada kılınacak namazın yerine zikir ve tefekkür
yapılır.
2. VİRD: Süres i, güneş doğduktan sonra baş layıp kuş luk vakt ine kadar
devam eder. Mümkün s e gü neş bir mızrak bo yu y üks elincey e kada r camide
durulur ve namaz kılmak haram olan vakit bit inceye kadar tesbihle meşgul
olunur. Sonra iki rekat namaz kılınır. Gündüzün dört te biri olan kuş luk
vakt ine kadar camide kalıp, bu vakit ten s onra alt ı veya s ekiz rekat namaz
çok değerlidir. güneş yüks eldikten sonra iki rekat namaz kılınıp, ins anlarla
ilgili olan has ta ziyaret i, cenaze kald ırma gerekli dünyevi işler veya ilim
meclis ine oturmak gibi hayırlı olan iş lerle uğraş ılır.
3. VİRD: Kuş luk vakt inden öğle namazına kadar olan sürede yapılır. Bu
zaman zarfında dört çeş it iş le uğraş ılır:
a) İlim öğrenmeye gücü yeten, ilimle uğraş ır. İlim öğrenmeye gücü yetenin
s abah namazı farzından sonra ilimle meşgul olmas ı, bütün nafile
ibadet lerden daha üs tündür. ancak bu ilim, ins anı dünyadan uzaklaş t ıran,
ahirete yönelten bir ilim olmalıdır. İş lerdeki kusur ve ayıpları gös terip,
ihlas a çağırmalıdır. Mücadele, ihtilaf, kıs as ve hikayelere ait bilgiler,
uydurma ve düzme laflar olup, dünya hırs ını art ırır, kalpte kıs kançlık ve
övünme tohumunu yeş ert irler. Faydalı ilim ihya ve Cevahir ül Kur'an ve
elinizde bulunan kitabımızda toplanmış t ır. Bunları elde etmek lazım.
b) İlim öğrenmeye gücü yetmeyen, zikir, ibadet ve tesbihle meşgul olur.
Bu çok ibadet edenlerin, yüks ek bir dereceye erişmek is teyenlerin
dereces idir. Yüce Allah'ın kalbe tam olarak yerleş ip kökleşmes i için zikirle
meşgul olmak çok önemlidir.
c) İns anları rahata kavuş turan bir iş le meşgul olmak. İlim ve zikirle meşgul
olunamıyors a, âlim, sofi ve fakirlere hizmet ederek onlara yardımcı olmak
mümkündür. Bu nafile ibadet ten daha üs tündür. zira, hem ibadet , hem
Müs lümanları rahat latma, hem de ibadet lerine yardımcı olmaktır. Onların
dualarının büyük tes iri vardır.
d) Bunu da yapmayan, çoluk-çocuğu için ticaret le uğra şmalıdır. Emanet i
koruyan, eli ve dilinden ins anlara zararı dokunmayan, dünya hırs ı ile mal
birikt irmeye çalışmayan, kendine yetecek kadarıyla kanaat eden de ibadet
eden kims elerden olur. Böyle biris i her ne kadar üs t derecelilerden olmazs a
da, Eshabül Yemin dereces inde olur.
Zamanını bu dört kıs ımdan biriyle geçirmeyen, ş eytana uymuş ve kendini
mahvetmiş lerden olur.
4. VİRD: Öğle - ikindi aras ında yapılan virdlerdir. Öğleden önce bir miktar
uyumak sünnet t ir. Oruç tutanlar için s ahur yemeği ne is e, gece namazı
kılanlar için bu uyku odur. Gece ibadet i yapmayanların bu uykuya
dalmaları mekruhtur. Zira fazla uyumak iyi değildir. Gün ortas ı uykusundan
uyanınca, vakit girmeden önce abdes t almak, ezan okunmadan camiye giriş
namazını kılmaya gayret etmek lazımdır. Ezan okunurken tekrarlayıp,
farzdan önce dört rekat sünnet kılınır. Peygamber bu dört rekatı uzatır ve
şöyle buyururdu:
"Bu zamanda gök kapıları açılır."
Hadis i Şerifte buyruluyor ki:
"Bu dört rekat namazı kılan kims e ile beraber yetmiş bin melek namaz kılar
ve geceye kadar onun için bağış lanma dilerler."
Son ra imamla farz kılınıp, iki rekat s ünn et kılın ır. İkin di n ama zın a kadar ilim
öğ renmek, bir Müs lümana yardımda bulunmak, Kur'an-ı Kerim okumak veya
kendine yetecek kadar mal kazanmaktan baş ka bir ş eyle uğraş ılmaz.
5. VİRD: İkindiden akş ama kadar olan süre içinde yapılır. İkindi
namazından önce camiye gidilip dört rekat sünnet kılınır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
" İkindi farzından önce, dört rekat namaz kılana Yüce Allah merhamet
eder."
İkindi namazından sonra akş ama kadar, söylediğimiz iş lerle meşgul olunur.
Akş amüs tünün üs tünlüğü, s abah vakt inin üs tünlüğü gibidir. Nitekim
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Güneş in doğmas ından evvel ve batmas ından evvel Rabbini hamd ile
tesbih et ."
TAHA SURESİ, Ayet : 130

GECE VİRDLERİ

Gece üç vird vardır.
1. VİRD: Akş am namazından, yats ı namazına kadar geçen sürede yapılır.
Bu iki namaz aras ını ibadet le geçirmenin büyük bir üs tünlü ğü vardır.
Kur'an-ı Kerim'deki şu ayet bu zaman içindir.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Vücudunu yataklarından ayırıp, azabından korkarak ve rahmet inden
ümit li olarak Rablerine dua ederler."
SECDE SURESİ, Ayet: 16
Din büyüklerimiz yats ı farzına kadar namaz kılmayı, gündüz oruç tutup bu
vakt i yemekle geçirmekten daha üs tün tutmuş lard ır.
2. VİRD: İkinci vird uykudur. Her ne kadar uyku ibadet ten s ayılmazs a da
sünnet ve adaba uygun olunca ibadet lerden olur. Uyurken yüzü kıbleye
çevirip yanağı s ağ el üzerine koyarak, mezardaki ölü gibi yatmak sünnett ir.
Zira uyku ölümün kardeş idir. Uykudan sonra uyanmak haş r gibidir. Uyku
s ıras ında yarı yarıya alınan ruh tamamen alınabilir. Onun için uyurken
tedbirli olmak abdes t li, tevbeli ve uyandıktan sonra günah işlememeye
niyetli olmak gerekir. Vas iyet i yazılı olarak yas tığın alt ına koymalı,
uyumaya kendini zorlamamalıdır.
Çok u yumak için raha t e lb is e giyilmemelid ir. Zira uy ku, ömrün b omboş
geçen zamanıdır. Gece ve gündüz yani yirmidört s aat te s ekiz s aatten fazla
uyumak iyi değildir. Bu ş ekilde uyuyan bir ins an altmış y ıl yaş ars a, yirmi
yılın ı uykuda geçirmiş demekt ir. Bundan daha fazla ömür boş a
harcanmamalıdır. Su ve misvak beraberinde bulunmalıdır. Zira gece
namazına veya s abah erken kalkılabilir. Geceyi ibadet le geçirmeye veya
s eher vakt i kalkmaya niyet edilmelidir. Böyle niyet eden, uyanmas a bile
s evap kazanır.
Yan taraf üzerine uzanılınca şöyle denilir: "Ya Rabbi, s enin ismin ile yan
üzeri yatıyorum, isminle kalkacağım". Sonra Ayetel kürs i, Amanerresulü,
Kuleuzuler ve Tebareke sureleri okunur. Uykuya abdes t li ve zikir ile
dalınmalıdır. Böyle yapanın ruhu Arş 'a götürülür ve uyanıncaya kadar
namaz kılanlardan s ayılır.
3. VİRD: Gece yarıs ı kalkıp kılınan gece namazıdır. Gecenin sonuna doğru
kılınan iki rekat namaz, diğer vakit lerdeki birçok namazdan daha üs tündür.
zira bu vakit te kalb dünya uğraş ılarından uzak ve s aft ır. Bu zamanda
rahmet kapıları açık olur. Geceyi ibadetle geçirmek hakkında çok hadis i
ş erif vardır.
Gündüz ve gecenin her bir vakt inde yapılmas ı gereken iş leri yazdık. Her
gün, bu ş ekilde değerlendirilmelidir. Eğer güç gelirs e "Bu gün bunu
yapayım, belki gece ölürüm", gece olunca da "Bu gece bunu yapayım belki
yarın ölürüm" demelidir.
Her gün bunları yapmaya güç bulanlar bilmelidirler ki bu dünyada kendis i
yolcudur, as ıl durağı ahiret t ir. Yolda, gurbet te birçok s ıkıntılar olur. Fakat
yolculuk çabuk biter, as ıl vatanda rahata kavuş ulur. Ömrün, ahiret teki
sonsuz hayata oranla ne kadar kıs a olduğu meydandadır. On yıl rahat a
kavuşmak için, bir yıl sıkıntıya kat lanmayı herkes kabul eder. Öyle is e
sonsuz bir mutluluk için bir ömür boyu s ıkıntı rahatça çekilebilir.

SuFi
09-03-2009, 09:16
İKİNCİ BÖLÜM: MUAMELÂT

1. KONU: YEMEK ve İÇMENİN ADABI - (Eylemler, İş ler)

(Eylemler, İş ler)
İbadete yard ımcı olan ş eyler, ibadet ten s ayılır. Yenen ş eyler de ibadet e
yard ımcıdır. Din için gerekli olan ş eyler dinden s ayılır. Din için yemeğe
ihtiyaç vard ır. Din yolunda yürümek is teyenlerin gayes i Yüce Allah'ı
görmektir. Bunun yolu ilim ve ameldir. İlim ve amele devam etmek için de
s ağlam bir vücuda ihtiyaç vardır. Vücudun s ağlığı is e yemeks iz ve s usuz
olmaz. Yemek ve içmek din için zaruridir. O halde dinden s ayılır.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Temiz ve helal olan ş eylerden yiyin, güzel iş ve hareket lerde bulunun."
MÜ'MİNUN SURESİ, Ayet : 51
Ayet te yemek ile iyi iş ve davranış lar birlikte zikredilmiş t ir. Demek ki ilim
öğ renmek, iyi iş ve hareket lerde bulunmak için yemek ibadet t ir. Bunun için ,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Mü'minlerin her iyi işinde s evap vard ır. Hatta kendi ağzına ve ehlinin
ağzına koyduğu lokmada bile."
Mü'minin bütün bunlardan gayes i ahiret olduğu için Peygamberimiz böyle
buyurmuş tur.
Din için yemek yemenin bazı belirt ileri vard ır. Yemeğ i önünden
alacaklarmış gibi oburcas ına yememek, helalden yemek, ihtiyacı olduğu
kadar yemek ve yemenin adabına dikkat etmek.

YEMEK YEMENİN ADABI

Yemekten evvel, yemek ortas ında ve yemekten sonra bazı sünnet ler vardır.
Bunları s ıras ıyla açıklayalım.

YEMEKTEN ÖNCE DİKKAT EDİLECEK ŞEYLER

1- El ve ağızı y ıkamak: Ahiret azığı niyet iyle yemek yemek ibadet tir. El ve
ağ ızın yıkanmas ı, abdes t almağa ben zer. Hadis i ş erifte yemekten ö nce elin i
yıkayanlar için şöyle buyurmuş tur: "Fakirlikten emin olunur."
2- Sofrayı (yemek örtüsünü) yüks ek bir ş eyin üzerine değil de, yere
kurmak. Peygamberimiz, sofrayı yere s ererdi. Sofra, yolculuğu hatırlatır.
Dünya yolculuğu da ahiret yolculuğunu hatırlatır. Yerde yemek yemek
mütevazılığe daha çok yakış ır.
Yemek tahta sofra üs tünde yenmes i de caizdir. Zira bu husus ta bir yas ak
yoktur. Fakat peygamberimiz, öyle yaptığı için din büyükleri de sofrayı
yere s ererlerdi.
3- İyi oturmak. Bir yere dayanarak yemek yenmemelidir. En iyi ş ekli, s ağ
dizi dikip sol ayak üzerine oturularak yenenidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ben bir yere yas lanarak yemek yemem. Çünkü ben kulum, kul gibi oturur
ve yerim."
4- Şehvet için değil, ibadet için kuvvet lenmek niyet iyle yemek.
İbrahim bin Şeyban diyor ki:
"Seksen yıldır şehvet niyet iyle bir ş ey yemedim."
Bu niyet le yemek yemenin en iyi belirt is i az yemeğe gayret etmekt ir. Zira
çok yemek, ins anı ibadet ten alıkor.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
" İns anın belini doğrultan birkaç lokma yet iş ir."
Bununla yetinilmezs e, midenin üçte biri yemeğe, üçte biri suya ve üçte biri
de havaya ayrılmalıdır.
5- Acıkmayınca yemek yememek. En güzel s ünnet lerden biri, acıkmadıkça
yemek yememektir. Zira acıkmadan yemek yemek iyi bir ş ey değildir.
Acıkt ığında yemek yiyip, daha doymadan el çeken kims e doktor yüzü
görmez.
6- Bulunabilen yemeğe kanaat etmek, güzel yemek arayıp zahmet
çekmemek. Mü'minin yemekten gayes i lezzet almak değil, ibadet için güç
toplamakt ır. Yemeğe değer verip ona hürmet etmek sünnet t ir. Zira ins anı
ayakta tutan odur. Yemeğe hürmet gös termenin belirt is i, yemek için
beklememekt ir. Yemek esnas ında bile düş ünülmez; eğer vakit geçmiyors a
ve yemek hazırs a, önce yemek yiyilir sonra namaz kılınır.
7- Biris iyle beraber yemek yemek. Yaln ız baş ına yemek yemek iyi değildir.
Yemeğe uzanan el ne kadar çok olurs a, bereket i de o kadar fazla olur. Enes
(R.A.) bildirdiğine göre, Peygamberimiz, hiçbir zaman yaln ız yemek
yemezdi.

YEMEK YERKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN ŞEYLER

Yemeğe besmele ile baş lanır, sonunda Elhamdülilleh denir. En iyis i
baş larken ilk lokmada Bismil, ikincide Bismillahirrahman, üçüncü lokmada
Bismillahirrahmanirrahim demekt ir. Diğerlerine de hatırlatmak için Besmele
yüks ek s es le söylenir. Sağ elle yenir, tuz ile baş lanıp, tuz ile bitirilir.
Hadis i ş erifte böyle bildirilmiş t ir. Tuz ile baş lamanın nedeni daha ilk
lokmada hırs ını kırmak, arzusuna aykırı olarak yemeğe baş lamakt ır.
Lokmaları iyice çiğnemek; birinci lokmayı yutmadan ikincis ini almamak,
yemekleri beğenmemezlik etmemek gerekir. Peygamberimiz, hiçbir yemeğ i
beğenmemezlik etmezdi. Hoş una giders e yer, gitmezs e yemezdi.
Kendi önünden yemek; Meyveler çeş itli olduğu için her taraftan almakt a
bir mahzur yoktur. Çorba ve yemek tabağının kenarından yemek. Ekmeğ i
bıçakla ufak ufak kesmemek. Et i ufacık parçalara bölmemek. Kas e ve
yenmeyen ş eyleri ekmeğin üzerine koymamak. Elini ekmekle s ilmemek.
Baş kas ının elinden düş en ekmek ve yemeğ i alıp temizleyerek yemek. Hadis i
ş erift e ş öyle buyruluyor: "Eğer düş en alınmazs a, ş eytana benzemiş olur."
Önce parmağı yalamak, sonra s ilmek. Bu ş ekilde parmaklardaki yemek
kalıntıs ı da yenmiş olur. Zira orada bereket kalmış olabilir. Sıcak yemeğe
üflememek, soğuyuncaya kadar beklemek.
Hurma, kayıs ı gibi s ayılabilen ş eyler yendiği zaman yedi, onbir ve yirmibir
adet gibi tek yemek. Böylece bütün iş leri Yüce Allah ile alakalı olur. Zira o
tekt ir. Herhangi bir bakımdan Yüce Allah'la ilgili olmak s ebebiyle çift ten
iyidir. Meyve ile çekirdeğini aynı tabakta bulundurmak. Çekirdekleri elde
tutup birikt irmemek. Yemek s ıras ında çok s u içmemek.

SU İÇERKEN DİKKAT EDİLECEK ŞEYLER

Su içerken ş u ş eylere dikkat etmek gerekir:
1- Bardağı s ağ elle tutmak,
2- İçmeye baş larken Bismillah demek,
3- Ayakta içmemek,
4- Bardağın içine bakıp toz ve böcek bulunmamas ına dikkat etmek,
5- Öksürülecek zaman ağzı bardaktan ayırmak,
6- Suyu üç nefes te içmek,
7- Her defas ında Bismillah demek,
8- Bitirdikten sonra Elhamdülillah demek,
9- Bir yere su damlamamas ı için bardağın alt ına dikkat etmek,
10- Suyu içt ikten sonra: "Bu suyu tat lı ve leziz yapan Yüce Allah'a hamd
olsun. Günahlarımız s ebebiyle onu tuz gibi yapmamış t ır." demek.

YEMEKTEN SONRA YAPILMASI GEREKEN ŞEYLER

1- Doymadan elini y emekten çekmek.
2- Elini önce ağzıyla s onra da sofra beziyle (veya bir parça bezle) s ilmek.
3- Ekmek kırıntılarını toplamak, zira hadis i ş erifte buyruluyor ki: "Ekmek
kırıntılarını toplayan hayatta s ıkıntı çekmez, çocukları s ağlam ve kusursuz
olur."
4- Kürdanla diş lerin aras ını temizlemek.
5- Tabağı parmakla s ilmek. Hadis -i ş erift e ş öyle buyruluyor: "Tabağı
yalayan için tabak: Ya Rabbi, beni ş eytanlardan koruduğu gibi s en de onu
cehennemden koru, der." Tabağını temizleyip suyunu içmenin bir köle azad
etmek kadar s evabı vardır.
6- Yemekten s onra "Elhamdü lillahillezi et 'amena ve s ekana ve kefana ve
avana ve hüve s eyyidina ve mevlana" demek ve İhlas ile Liilafi kureyş in
surelerini okumak.
7- Yemek helal is e şükretmek; şüpheli is e ağlayıp üzülmek.
8- Yemekten sonra el ve ağızı s abunla (önce el, sonra ağız) y ıkamak.

BAŞKALARIYLE YEMEK YERKEN DİKKAT EDİLMES İ GEREKEN
ŞEYLER

Yukarıda anlat tıklarımız yaln ızken veya ailes iyle beraberken yapılacak
ş eylerdir. Baş kalarıyla yemek yerken şu yedi ş eye dikkat etmek gerekir.
1- İlim, yaş veya baş ka bir s ebeple kendinden üs tün olandan önce yemeğe
baş lamamak. Eğer biris i bu kuralı bozars a, baş kaları da uymaz.
2- Yemek yerken sus up durmamak. Fakat lüzumsuz konuşmayıp, büyük din
bilginlerinin hikayeleri anlatılmalıdır.
3- Aynı kaptan yenildiği zaman, fazla yemediğini anlamak için yediği yere
dikkat etmek. Zira yemek ortak olduğu zaman, hakkından fazlas ını yemek
haramdır. Hat ta iyis ini arkadaş ın önüne vermek gerekir. Arkadaş ı gevş ek
ve yavaş yediği takdirde kendis i s ıkılmayıp rahat ve neş eli olmalıdır. Üç
defadan fazla "çabuk yiyin" dememek, ıs rara kaçmamak icab eder. And
vermemeli: "Allah aşkına ye" dememelidir. Zira yemek yemek, and
vermekten daha aş ağıdır.
4- Bir zaruret olmayınca, arkadaş ı buyur edip beraberce yemek. Beraber
yerken her zaman yediğinden daha az yemek lazım. Zira riya olur. Ancak,
arkadaş çok yes in diye az yemek iyi olduğu gibi, onu memnun etmek için
çok yemek de iyidir.
İbn-i Mübarek fakirleri davet et t iği zaman, hurmaya s ıra geldiğinde "Kim
daha çok yers e, fazla yediği kadar gümüş vereceğim" der, sonra çok
yiyene, fazla yediği kadar gümüş verirdi.
5- Baş kas ının lokmas ına bakmayıp, kendi önüne bakmak. Rahats ız
olmamaları için baş kas ının lokmas ına bakmamak ve onlardan önce
yemekten el çekmemek gerekir. Zira onların da yemeği terk etmelerine
s ebep olunur. İş tahı az olan yavaş yiyerek arkadaş larıyla beraber bit irmeye
gayret e tmelidir. Eğe r yiyemey eceks e u tanmadan , açıkça ö zrü nü
söylemelidir.
6- Baş kas ının hoşuna gitmeyecek ş eyler yapmamak. Sofrada baş kas ının
hoşuna gitmeyen, elini tabağa sokmak veya ağzını tabağın üzerine tutmak
gibi hareket lerde bulunmamak gerekir. Zira ağzından tabağa bir ş ey
düş ebilir. Ağızdan bir ş ey çıkınca veya öksürünce yüzü s ofradan çevirmek
lazımdır. Yağ lı lokmayı s irkeye sokmamak, diş lerle parçalanan et i tabağa
koymamak icabeder. Zira bu tür hareket ler hoş lanılmayan ş eylerdir.
Sofrada iken hoş a gitmeyen laflar edilmemelidir.
7- El ve ağız yıkanırken, baş kalarının gözü önünde ağıza alınan suyu
leğene dökmemek. Zira görenlerin hoşnutsuzluğuna s ebep olabilir. En çok
hürmete layık olan önce elini y ıkamalıdır. Ama y ıkanmas ı teklif edilen kabul
etmelidir. Yıkamaya s ağdan baş lanır ve el yıkanan sular bir leğende
toplanır. Bu alçakgönüllülüğe daha uygundur. Heps ine ayrı ayrı leğen
tutmak acemlerin işidir. Ağıza alınan suyu et rafa s ıçramamas ı için yavaş
dökmelidir. El y ıkanırken s u dökenin ayakta durmas ı daha iyidir.
Bu kuralların heps i hadis i ş eriflerde ve çeş it li es erlerde bildirilmiş t ir.
İns anla hayvan aras ındaki fark bunlara uymakla anlaş ılır. Hayvan tabiatı
icabı yer ve içer, fakat iyi ile kötüyü bilmez. Zira bu ayırımı yapamaz. Ama
ins ana bu ayırımı yapabilecek yetenek verilmiş t ir. Eğer yerine get irmezs e,
aklın ve iyiyi s eçmenin hakkını vermemiş , nimete küfretmiş olur.

DOSTLARLA ve DİN KARDEŞLERİYLE YEMEK YEMENİN ÜSTÜNLÜĞÜ

Bir s evdiğini, bir y ıkını davet edip yemek vermek, birçok s adakadan daha
üs tündür. hadis -i ş erifte buyruluyor ki: "Üç ş eyden sorgu yoktur. Kulun
s ahurda yediğinden, iftar et t iğinden ve mis afirle yediğinden."
Cafer bin Muhammed (R.A.) diyor ki:
"Din kardeş iyle s ofraya oturan acele etmes in ki uzun sürsün. Zira bu süre
ömürden s ayılmaz."
Has an Bas ri (R.A.) diyor ki:
"Kendine, babas ına ve annes ine s arfett iğinin hes abı vardır, ama mis afire
ikram edilen yemekten sorgu yoktur."
Bazı din büyükleri mis afir sofras ına çok yemek kor ve: "Hadis -i ş erifte:
Mis afirlerden artan yemeğ i yiyene, bu yediklerinden sorgu yoktur,
buyrulmuş . Onun için, s izin önünüzden kald ırıld ıktan s onra bunları
yiyeceğiz." derlerdi.
Hz. Ali (R.A.) diyor ki:
"Müs lümanların önüne dört beş kilo yemek koymayı, bir köle azad
etmekten daha çok s everim."
Hadis -i ş erifte buyruluyor ki:
"Yüce Allah kıyamet gününde buyurur ki; "Ey ins anoğlu, dünyada
acıkt ım, bana yemek vermedin!", "Bütün âlemlerin s ahibi olan s en nas ıl
acıkırs ın?" derler. Buyurur ki: "Bir din kardeş in açtı. Ona yedirs eydi, bana
yedirmiş olurdun ."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir din kardeş ine doyuncaya kadar yemek vereni Yüce Allah
cehennemden yedi s et uzaklaş t ırır. Her bir s et aras ında beş yüz yıllık yol
vard ır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Hayırlı olanınız, yemeğ i çok vereninizdir."

ZİYARETLEŞMEDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

Ziyaret leşmede dört husus a dikkat etmek gerekir:
1- Yemek vakt inde kims eye gitmemek,
Hadis -i ş erifte buyruluyor ki: "Çağrılmadan biris ine yemeğe giden,
giderken günah iş ler, yediği yemekte de haram yemiş olur."
Tes adüfen yemek vakt inde ziyarete giden izins iz yemeğe oturmamalı,
yemeğe çağrıls a bile, çağıranın gönülden yapılmadığını anlamas ı halinde
yine yememelidir. Gerçi bu tür davet i reddetmek iyi değil, amma bir s ebep
ileri sürüp güzellikle vazgeçmelidir.
Ancak memnun kalacağı bilinen dos t ların evine gidilebilir. Hat ta dos t lar
aras ında bu sünnet t ir.
Peygamber efendimiz, Ebu Bekir (R.A.) ve Ömer (R.A.) acıkt ıkları zaman
Eyyüb el-ens ari ve Ebül Heys em-i Tehya'n ın evlerine giderler, yemek
is terlerdi. Ev s ahibinin böyle bir davranış tan memnun kalacağı bilins e, ona
iyilik yapmas ında yard ım edilmiş olunur.
Büyüklerden birinin üç yüz altmış arkadaş ı vardı. Her gece biris ine
giderdi. Biris inin de otuz arkadaş ı vardı, ayda bir gün biris ine giderdi. Bir
diğerinin de yedi arkadaş ı vard ı, yedi günde bir biris ine giderdi. Bu dos t lar
onların kar ve zararlarını tems il eder, dos t ları is e karlarıyle böyle ins anların
rahat ibadet etmelerini s ağlarlardı. Böyle biri mis afirliğe git t iğinde ev
s ahibi evde olmas a bile, onun yemeğini yemes i caizdir.
Peygamber, Serire'nin (R.A.) evine gider, evde olmas a bile yemeğ inden
yerdi. Çünkü ev s ahibinin buna s evineceğini bilirdi.
Muhammed İbn Vas ı' (R.A.) talebes i ile birlikte Has an-ı Bas ri'nin (R.A.)
evine gider ve bulabildiklerini yerlerdi. Has an-ı Bas ri (R.A.) eve geldiğinde
buna s evinirdi. Süfyan-ı Sevri'nin evine de bu ş ekilde gelenlere Süfyan-ı
Sevri (R.A.) şöyle buyururdu: "Bizden öncekilerin adet lerini bana
hatırlat tınız. Zira onlar da böyle yaparlard ı."
2- Arkadaş mis afir geldiğinde, zahmet etmeyip hazırda olanı get irmek.
Arkada ş mis afir g eldiğinde h azır ne v ars a o ikram edilir. Bir ş ey i
bulunmayan, arkadaş ı için borç etmemeli, s adece çoluk-çocuğuna yetecek
kadar bir ş eyi vars a onu da mis afir arkadaş ına değil, çoluk-çocuğuna
yedirmelidir.
Hz. Ali (R.A.) kendis ini yemeğe davet eden biris ine şöyle buyurdu: "Üç
ş art la gelirim: Pazardan bir ş ey get irmeyeceks in, evinde bulunandan baş ka
bir ş ey almayacaks ın, çoluk-çocuğunun nas ibini kısmadan vereceks in."
Fudayl-i İyad (R.A.) diyor ki:
"Dos t lar ancak birbirlerini zahmete soktukları için birbirlerinden kes ilirler
(gidip gelmezler). Zahmet e girmedikleri zaman birbirlerini rahatça
görebilirler."
Bir ev s ahibi evine gelen bir din büyüğünü dos tu için zahmete kat landı.
Din büyüğü ş öyle buyurdu: "Sen yaln ız ols an böyle yemezdin. Ben de
yaln ız ols am böyle yemem. Bir araya gelince neden böyle zahmet lere
giriliyor. Ya zahmete girmeye son verin, yahut bundan s onra bir daha
gelmem."
Selmani Faris i (R.A.) diyor ki:
"Peygamber, bize zahmete girmememizi ve hazır olanı mis afire ikramdan
çekinmememizi söylerdi."
Ashab-ı Kiram (Allah heps inden razı olsun) birbirlerinin önüne ekmek ve
kuru hurma get irirler ve şöyle derlerdi: "Hazır olanı yeters iz görüp mis afir
önüne koymak mı, yoks a önüne geleni beğenmeyip a ş ağı görerek yememek
mi daha çok günahtır, bilmiyorum."
Yunus Peygamber (A.S.) mis afirinin önüne ekmek ve kendi ekt iği tere
otunu çıkarır, şöyle derdi: "Eğer Yüce Allah, mevcut olana yet inmeyip
zahmete girmeye yeltenenlere lanet etmes eydi, ben de zahmete girer s ize
çok ş ey get irirdim."
Zekeriya Peygamber (A.S.) zamanında birbirine darılan iki grup, aralarını
bulmas ı için Zekeriya (A.S.) n ın evine git t iler. Kendis i evde yoktu. Fakat
çok güzel bir hanımı olduğunu gördüler. Peygamberin böyle güzel bir
hanımı bulunmas ına ş aş tılar. Onu çalış tığı yerde işçilerle beraber yemek
yerken buldular. Ona niçin aradıklarını anlat t ılar. Zekeriya (A.S.) onları
yemeğe davet etmedi. Kalkınca da yalın ayak d ış arı çıkt ı. Yanına gidenler
ş aş ıp kald ılar. Sebebini sorduklarında şu cevabı ald ılar: "O güzel hanımı,
dinimi korumak için ald ım. Böylece gözüm ve kalbim d ış arıda olmuyor. Size
buyurun yemek yiyelim demedim. Zira yediğim yemek, ücret im karş ılığında
olup, onunla kuvvet lenmem ve çalışmam için lazımdı. Eğer s izi davet edip
daha az yes eydim, çalışmamda eks iklik olur, o ücret karş ılığında ald ığım iş i
tam yapmamış olurdum. Oys a üzerime farzdır. Yalın ayak çıkmamın s ebebi
is e şudur. Ayakkabı giys eydim ayaklarımla birinin toprağını diğerinin
toprağına götürürdüm, bu da toprak s ahipleri aras ında düşmanlık yaratırdı.
Onun için giymedim."
3- Güç durumda kalacağı bilindiği zaman mis afiri fazla zorlamamak. Mis afiri
zorlamak iyi değildir. Mis afir de iki ş ıkla karş ı karş ıya kald ığında kolay
olanı s eçmelidir. Peygamberimiz bütün işlerinde böyle yapardı. Daima
mas rafa s okmay anı s eçerdi.
Selmani Faris i (R.A.) yanına biris i geldi. Önüne bir parça ekmekle tuz
getirdi. Adam: "Eğer kekik ols aydı bu tuzla iyi giderdi" dedi. Selman'ın
(R.A.) bir ş eyi yoktu. "Kekik yerine bir su kabı ols aydı" dedi. Adam
ekmeğ i yiyince: "Verdiği rızıkla bizi kanaat s ahibi yapan Yüce Allah'a hamd
olsun" dedi. Selman (R.A.) ş öyle buyurdu: "Sende kanaat olsaydı, s u
kabını ş art koşmazd ın."
Zor gelmeyeceği hat ta ev s ahibinin memnun kalacağı bilindiği zaman ev
s ahibinden arzulanan ş ey is tenebilir.
İmam-ı Şafii (R.Aleyhi) Bağdat 'ta Za'ferani'nin evinde idi. Za'ferani her
gün çeş it çeş it yemekler piş irirdi. Bir gün İmam-ı Şafii kendi eliyle is tediği
yemekleri bir kağıda yazd ı. Za'ferani cariyenin elinde bu yazıyı görünce
çok s evindi ve buna şükür olarak cariyeyi azad et ti.
4- Mis afirlere "Neyi s evers iniz, canınız ne is ter" diye sormak. Mis afirlerin
is teklerini kalpten razı olarak yerine get irmenin s evabı daha çoktur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir gün Müs lüman kardeş inin arzusunu yerine get irene bir milyon s evap
yazılır ve bir milyon günahı s ilinir. Milyon derecelere kavuşur, Firdevs ,
And ve Huld cennet lerinden nas ip alır."
Mis afire "Bir ş ey get ireyim mi, get irmeyeyim mi?" diye sormak çirkin ve
hoş lanılmayan bir harekett ir. Hazırda ne vars a get irilir, yemezs e geri
götürülür.

SuFi
09-03-2009, 09:25
2. KONU: EVLENME

EVLENME

Evlilik de yemek gibi, dine yardım edici bir unsurdur. Din için ins anın
yaş amas ı ve yaş amak için yemek - içmek gerekt iği gibi, ins an cins inin
devamı da gerekir. Bu da evlilik olmadan olmaz. O halde vücudun varlığı
evlenme yoluyla, ayakta durmas ı is e yemek - içmekle olur. Evlenmenin
mübah olmas ı ş ehveti tatmin için değil, nes lin devamı içindir. Şehvet ,
evlilik arzusunun meydana gelmes i için yaratılmış t ır. Böylece ins anlar
evlenir, din yolcuları meydana gelir ve din devam eder. Zira bütün ins anlar
din için yaratılmış t ır.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Cinleri ve ins anları yaln ız bana ibadet etmeleri ve beni tanımaları için
yaratt ım."
ZARİYAT SURESİ, Ayet : 56
İns anlar ne kadar çok olurs a Yüce Allah'ın kulları ve s evgili
Peygamberimizin ümmet i o kadar fazla olur. Bunun için ,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Evleniniz, çoğalınız. Kıyamet te diğer Peygamberlerin ümmetlerine, kendi
ümmet imin çokluğuyla övünürüm. Hatta ana rahmine düş en çocukla bile
övünürüm."
Öyle is e Yüce Allah'a kulluk edenlerin s ayıs ını art ırmak niyet i ile
evlenenin s evabı çoktur. Bunun için baba hakkı büyüktür. Bunun yanın-da
hoca hakkı da büyüktür. Zira baba çocuğun dünyaya gelmes ine, hocas ıda
doğru yolu bulmas ına s ebep olur. Bazıları "evlenmek, nafile ibadet le
uğraşmaktan daha üs tündür" demiş lerdir.
Evlenmenin dine yardımcılık gibi bir özelliği olunca, bu husus ta bilgi
s ahibi olmak önem kazanır.

EVLENMENİN FAYDALARI

Evlenmenin ş u faydaları vardır:
1- ÇOCUK YETİŞTİRMEK. Çocuk yetiş t irmenin dört s evabı vard ır:
a) Yüce Allah'ın da s evdiği ins anların çoğalmas ını s ağlamak. Niçin
yaratıld ığını bilen, Yüce Allah'ın bunu s evdiğinden hiç şüphes i kalmaz.
Yüce Allah ekilmeğe uygun toprağı, buna ekilecek tohumu, bir çift öküzü
ve tarım alet lerini kuluna verdiğinde, kulda bir parça akıl vars a bütün
bunların niçin verilmiş olduğunu anlar.
Cins i münas ebette bulunma aletlerini, erkeklerin kuyruk sokumunda çocuk
tohumunu, kadında da yumurtayı yaratan Yüce Allah, erkek ve kadının
birleşmes i için arzuyu da s ebep kılmış t ır. Art ık bundan gayenin ne
olduğunu en az akıllı biri bile bilir. Tohumunu (spermleri) boş a kullanıp,
ş ehvet ini bu gayenin d ış ında olarak tahmin eden, onu yaradılış s ebebinden
baş ka yerde kullanmış olur. Bunun için din büyüklerimiz bekar olarak
ölmeyi mekruh s aymış lardır. Hz. Muaz'ın (R.A.) taun has talığından iki
hanımı ölmüş ve kendis i de bu has talığa yakalanmış tı. Şöyle buyurdu:
"Ölmeden evvel birini bulup beni evlendirin, bekar olarak ölmek
is temiyorum."
b) Peygamber efendimize uymaya çalışmak ve O'nun, kıyamet te ümmetinin
çok olmas ıyla övüneceğini unutmamak. Bunun için peygamberimiz, çocuğu
olmayan kadınla evlenmeyi yas aklamış ve ş öyle buyurmuş tur: "Eve bir
has ır s ermek, çocuğu olmayan kadından daha iyidir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Çocuk doğuran çirkin bir kadın, çocuğu olmayan güzel bir kadından
iyidir."
Bu hadis i-i ş eriften evlenmenin ş ehvet i tatmin için olmadığı anlaş ılıyor.
Zira ş ehvet bakımından güzel kadın çirkin kadından daha üs tündür.
c) Çocuğun kendis ine s evap kazandırmas ı.
Pey gamberimiz buy uruy or ki:
"Öldükten sonra s evabı devam eden iyi işlerden biri de iyi bir evlat
yetiş t irmektir. Babas ı ve annes i öldükten s onra iyi bir evladın et t iği bütün
dualar, baba ve annes ine ulaş ır."
Hadis -i ş erifte: "Duaları nurdan kabaklar içinde ölülere sunulur, onlar da
bu yüzden büyük rahata kavuşurlar" buyruluyor.
d) Çocuk kendilerinden önce ölürs e ve ana-baba acıs ına kat lanırs a, çocuk
onlara ş efaatçi olur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Çocuğa cennete gir denir. Çocuk üzülüp kızararak kendini yere atar ve
babam ve annem olmazs a girmem, der."
Peygamber efendimiz biris inin elbis es ini tutup çekerek şöyle buyurdu.
"Çocuk, anne ve babas ını, s eni çekt iğim gibi cennete çeker."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Çocuklar cennet kapıs ının önünde toplanırlar. Hep birden bağırır, anne
ve babalarını is terler. Bağırış ları anne ve babaları oraya gelinceye ve her
biri ana-babas ının elini tutup cennete girinceye kadar devam eder."
Din büyüklerinden biri evlenmekten kaçınıyordu. Bir gece rüyas ında
kıyamet i gördü. İns anlar çok susamış lardı. Bir gurup ins ana bazı çocuklar
alt ın bardaklarda su veriyorlardı. Kendis i de su is tedi, ona su vermediler:
"Senin aramızda hiç çocuğun yok" dediler. Bu rüyadan s onra hemen
evlendi.
2- DİNİNİ KORUMAK. Evlenmenin bir faydas ı da, ş eytanın kötülük aracı
olan şehvet i tatmin etmekt ir. Bunun için ,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Evlenen, dininin yarınını korumuş tur."
Evlenmeyen kims e kendis ini korus a bile yine de gözünü bakmak-tan ve
kalbini ves ves eden kurtaramaz. Ancak evlenme şehvet i tatmin için değil
de, çocuk yapmak niyet iyle olmalıdır. Zira Yüce Allah ş ehvet i tatmin için
değil, emrine uyulmak için evlenmeyi s ever. Şehvet bu işte s adece
s ebeptir. Ayrıca ahiret in zevkine örnek ols un diye ona büyük bir zevk
vermiş t ir. Aynı ş ekilde dünya ateş i de cehennem ateş inin örneğidir. Gerçi
dünya zevki ve ateş i cennet zevki ile cehennem ateş i karş ıs ında çok az ve
et kis iz kalır, ama bir benzerlik vard ır. Yüce Allah'ın yarat t ığı her şeyde
mutlaka bir hikmet ve fayda vardır. Ama büyük âlimlerden baş kas ı bilemez.
3- KADINLARA ALIŞMIŞ OLMAK: Evlilik olmazs a devamlı olarak
kadınlarla muhabbetin özlemi çekilir ve rahat ibadet edilmez. Oys a onlara
yakın olup, ş akalaş ılınca ve is t irahat edilince kalpte rahat lık meydana gelir.
Bu rehavet ibadet ş ekline çevrilebilir. Zira devamlı ibadet bıkkınlık verir.
Bu dinlenme is e ibadet kuvvet ini geri get irir.
Hz. Ali (R.A.) buy uruyo r ki:
"Kalblerin bir yolla rahat ett irilmes i, kalbin o husus ta körelmes ini s ağlar."
Peygamber efendimiz mükaş efede bulunurken bazen öyle haller meydana
gelirdi ki: vücudu dayanamaz Hz. Ayş e (R.Anha) dokunur ve: "Benimle
konuş ya Ayş e" buyururdu. Böylece kendine kuvvet vermes ini is ter, ruhen
de çekilmiş olurdu. Kendis iyle ilgilenip bu dünyaya get irdikleri zaman
kuvvet i yerine gelirdi. O iş in has reti kendini kaplar. "Bizi ferahlandır, ya
bilâl" buyururdu. Namaza kalkardı. Bazan güzel koku ile beynini
kuvvet lendirirdi. Bunun için şöyle buyurmuş tur:
"Bu dünyada bana 3 ş ey s evdirildi: Güzel koku, kadınlar ve namaz". Fakat
namazı bilhas s a belirtmiş "Benim gözümün nuru namazdır." demiş t ir. Güzel
koku ve kadınlar vücudun kuvvet lenip, namaz kılmas ını s ağlamak içindir.
Gözümün nuru namazdır, demes i bunu gös terir.
Bunun için peygamberimiz, bütün dünya malından menet t i. Hz. Ömer
(R.A.): "Peki, dünyadan ne alalım?" dedi. Peygamberimiz, ş öyle buyurdu:
"Zikreden dil, ş ükreden kalb, temiz bir hanım". Görülüyor ki hanım zikir ve
şükürle birlikte s öylenmiş t ir.
4- EV İŞLERİNE YARDIMCI OLMALARI. Kadın evi düzelt ir, yemek piş irir,
çamaş ır yıkar ve gelen gidene hizmet eder. Erkek evlenmeyip bunlarla
meşgul olurs a ilim ve ibadet le fazla uğra ş amaz. Bunun için kadın din
yolunda, ilim ve ibadet ine fazla zaman ayırmas ını s ağlayarak ona yardımcı
olur.
Ebu Süleyman-ı Daram diyor ki:
"İyi kadın dünyadan değil, ahiret tendir." Yani kocas ına, ahiret işleriyle
meşgul olabilmes i için çok zaman kazandırır.
Hz. Ömer (R.A.) buyuruyor ki:
" İmandan s onra, iyi bir kadından daha iyi nimet yoktur."
5- KADINLARIN HUYLARINA ve İHTİYAÇLARINI TEMİN ETMEKTE
SABRETMEK, DİN İŞLERİNDE ONLARA DİKKAT ETMEK. Bu, din
uğrunda s avaşmadan olmaz. Din için s avaşmak is e en üs tün ibadet lerden
biridir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Çoluk-çocuğa verilen nafaka, s adakadan üs tündür."
Büyüklerin s özlerindendir: "Çocukları ve eşi için kazanmak, Allah
adamlarının iş idir."
Abdullah İbni Mübarek, büyüklerle s avaş taydı. Onlara sordu: "İçinde
bulunduğumuz bu s avaş tan daha üs tün bir iş var mıdır?" Diğerleri:
"Bundan daha üs tün bir ş ey bilmiyorum" dediler. Abdullah İbni Mübarek,
ben biliyorum dedi ve şöyle buyurdu: "Çoluk-çocuğuna iyi bakan birinin
gece uyandığında üs t lerinin açıld ığını görmes i ve üzerlerini örtmes i
s avaş tan daha üs tündür."
Biş ri Hafi diyor ki:
"Ahmet İbni Hambel'de bende bulunmayan üç üs tünlük vardır. O üç
üs tü nlükten b iri ş udu r:
O, hem kendini, hem de çoluk-çocuğu için helali gözet ir, bens e yaln ız
kendim için gözet irim."
Hadis -i ş erifte buyruluyor ki:
"Öyle bir günah vard ır ki, çoluk-çocuğunun verdiği s ıkıntıdan baş ka bir
ş ey ona kefaret olamaz."
Din büyüklerinden birinin eşi ölünce bütün ıs rarlara rağmen bir daha
evlenmeye yanaşmıyordu. Kendis ine s öyleyenlere: "Yaln ız iken kalbim
daha huzur ve güvenlikte oluyor." diyordu. Bir gece rüyas ında, gök
kapılarının açılıp, ins anların birbiri arkas ında havada yürüdüklerini gördü.
Yanlarına yaklaş tığında içlerinden biri, arkadaş ına sordu: "Bu, o uğursuz
adam mıdır?" Arkadaş ı: "Evet" dedi. Bir baş kas ı diğer bir arkadaş ına; "Bu,
o uğursuz mudur?" diye sordu. diğeri: "Evet" dedi. Din büyüğü onların
görünümünden, s ebebini sormaktan korktu. En arkada bir çocuk vardı. O
çocuğa sordu. "Bunlar kime uğursuz diyorlar?" Çocuk şu cevabı verdi:
"Sana diyorlar. Zira bundan önce s enin ibadet lerin, mücahitlerin yaptığı
iş lerden olup, göklere çıkarılıyordu. Şimdi bir haftadır s eni mücahit ler
gurubundan çıkarmış lar. Ne yapacağını bilmiyorum". Adam uykudan
uyanınca derhal evlendi.

EVLENMENİN ZARARLARI

Evlenmenin faydalarını anlat t ık. Fakat bazı durumlarda evlenme zararlıdır.
Şimdi de bunları anlatacağız. Evlenmenin üç zararı vardır.
1- Helal kazanç s ağlayamamak. Bilhas s a zamanımızda helal yollardan
kazanç s ağlamak güç bir işt ir. Çoluk-çocuğu aç bırakmamak için şüpheli
veya haram kazanç yollarına s apılabilir. Bu is e hem kendis inin hem de
çoluk-çocuğunun dini yönden felaket i demekt ir. Evlenmenin hiçbir
üs tünlüğü böyle bir duruma ins anı mecbur edemez.
Hadis -i ş erifte buyruluyor ki:
"Kul daha yakına get irilir. Onun herbiri birkaç dağ büyüklüğünde amelleri
vard ır. Ona çoluk-çocuğunun nafakas ını nereden kazandığını sorulur. O,
bundan mesuldür. Bu yüzden bütün iyi amelleri gider. Bir s es şöyle der: Bu
adam hes abı sorulduğunda çoluk-çocuğu bütün iyi amelleri yiyen
adamdır."
Kıyamet te ins anın ilk davacıs ı çoluk-çocuğudur. Onlar şöyle derler: "Ya
Rabbi, babamız bize haram yedirdi. Ondan hakkımızı s en al. Bizim bundan
haberimiz yoktu. Bize gereken ş eyleri öğretmeyip, cahil b ırakt ı."
O halde rahatça geçimini s ağlayacak miras ı olmayan veya helal yoldan
kazanç temin edemeyen, evlenmemelidir. Ancak evlenmezs e zina
yapacağ ın ı biliy ors a o zaman evlenmes i dah a iy i olur.
2- Çoluk-çocuğunun hakkını ödeyememek. İyi huylu olmadan, olmadık
iş lerine s abretmeden, onlardan gelen s ıkıntılara katlanmadan ve
ihtiyaçlarını karş ılamadan çoluk - çocuğun hakkı ödenmiş olamaz. Bunu da
herkes yapmaz. Onları üzmüş , veya onlardan uzak durulmuş olunabilir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Çoluk-çocuğundan kaçan, firar etmiş köle gibidir. Yanlarına dönmedikçe
namaz ve orucu kabul olunmaz."
Sonuç olarak her ins anın bir nefs i vardır. Kendi nefs ine hakim olamayanın,
baş kalarını emri alt ına almamas ı daha iyidir.
Biş r-i Hafi'ye: "Niçin evlenmiyorsun?" dediler şu cevabı verdi:
"Erkeklerin kadınlar üzerinde bir takım hakları olduğu gibi, kadınların da
erkekler üzerinde bir takım hakları vardır."
BAKARA SURESİ, Ayet: 228
ayet i celiles inden korkuyorum.
İbrahim Edhem diyor ki:
"Kadına ihtiyacım olmayınca, niçin evlenip bir kadını kendime
söyleteyim."
3- Çoluk-çocuğun işlerine fazlas ıyle kapılıp Allah'ın ibadet lerine vakit
ayıramamak:
Çoluk-çocuğun iş leriyle, geçim ve s ıkıntılarıyla çok meşgul olunup, Yüce
Allah'a ibadet için vakit ayıramama, böylece ahiret azığından mahrum kalma
tehlikes i vard ır. Yüce Allah'ı anmaktan alıkoyan her ş ey, ins anın felaket ine
s ebep olur. Bunun için ,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız s izi Allah 'ı anmaktan
alıkoymas ın."
MÜNAFİKÛN SURESİ, Ayet : 9
O halde peygamber efendimiz gibi, çoluk-çocuk meş guliyet i, ins anı Yüce
Allah 'ı anmaktan alıkoyamayacaks a evlenilmelidir. Evlenmeyince daha çok
zikir ve ibadet le meşgul olacağını ve haramdan tamamen korunacağını bilen
kims enin evlenmemes i daha iyidir. Eğer zinadan korkuyors a evlenmes i,
korkmuyors a evlenmemes i daha üs tündür.

EVLİLİK İŞLEMİ

Nikahın beş ş art ı vard ır:
1- Veli. Velis iz nikah olmaz.
2- Kadının razı olmas ı. Bekar olurs a, babas ı kızın fikrini s ormadan
verebilir. Fakat kızın fikrini almak daha iyidir. Kızın susmas ı bile kafidir.
3- Adil iki ş ahidin bulunmas ı. Fakat iki kiş iyle yetinmeyip, bir gurup iyi
Müs lümanı bulundurmak daha iyidir. Nikahlanan çift iki ş ahidinin
durumunu (fas ık olup olmadığını) bilmezlers e yine de nikahları doğru olur.
4- İcab ve kabul sözlerinin veli ile kocanın veya vekillerinin açık ve
anlaş ılır olarak söylenmes i.
Nikâh için "Nikâh" kelimes i kullanılabildiği gibi her dilden bunun yerini
tutan kelimeler de söylenebilir. Sünnet olan, Bismillahi ve billahi ve
elhamdülillahi okuyup velinin, "Filan kızı şu kadar mehirle, nikâhla s ana
verdim" demes i ve damadın da Bismillahi ve elhamdülillali'den sonra: "Bu
nikahı bu kadar mehirle kabul et t im" diyerek kabul etmes idir.
Akidden önce damadın alacağı kızı görmes i, beğenince akid işleminin
yapılmas ı, aralarındaki mut luluğun daha çok olmas ı ihtimalini art ırır.
Evlenmeden gaye çocuk yapmak, göz ve kalbi haramdan korumak olmalıdır.
Yaln ız ş ehvet i tatmin için olmamalıdır.
5- Kadının evlenmekte bir mahzuru bulunmamas ı.

EVLENİLECEK KIZ ve KADINLARDA ARANILACAK ÖZELLİKLER

Evlenilecek kadında şu s ekiz s ıfatın bulunmas ı sünnet t ir.
1- Günah iş lememes i ve ibadet yapmas ı.
Böyle olmayan kadın malda hainlik yapar. Mes ela kapları kırar, kapları
kırınca da erkeğin canı s ıkılır. Günah iş lemekten korkmayan kadın kocas ına
s ald ırır; kocas ı sus ars a onuru kırılır, dini zayıflar, ins anlar aras ında
mahcup ve yüzü kara olur. Kocas ı susmazs a hayat ları zindan olur. Boş ars a
kalbinde yara olur. Allah'a ibadet etmeyen ve O'ndan korkmayan bir
kadınla yaş amak zaten büyük bir beladır. Böyle hanımı olanın, onu
boş amas ı daha iyidir. Ancak çok s eviyors a boş amayabilir.
Adamın piri peygamber efendimize hanımının muhafazakar olmas ından
ş ikayet et t i. Peygamberimiz, "boş a" buyurdu. Adam: "Onu s eviyorum"
dedi. Peygamberimiz buyurdu: "Öyleys e kals ın." Zira onu boş as aydı
arkas ından kendis i de bozulurdu.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir kadınla s ad ece g üzelliği v e malı için ev lenen ikis inin d e hayrın ı
görmez. Dini için evlenirs e, gayes i olan mal ve güzellik kendiliğinden
verilir."
2- İyi huylu olmas ı: Kötü huylu kadın ş ükürsüz olur. Utanmadan kocas ına
laf söyler, olmayacak ş eyler is ter. Böyleleriyle geçinebilmek dert olduğu
gibi, dini bakımdan da zarara s ebep olurlar.
3- Güzel olmas ı. Evlenilen kadının güzel olmas ı sevgiyi art ırır. Onun için
evlenmeden önce evlenilecek kızın yüzünü görmek sünnet t ir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Medine'li kadınların gözünde, kalpte nefret uyandıran ş eyler vardır.
Onlarla evlenmek is teyen önce görmelidir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Görmeden yapılan evliliğin s onu, üzüntü ve pişmanlık doludur."
Peygamber efendimizin: "Kadınları güzellikleri için değil, dindarlıkları için
is temeli" buyurmas ı, dini olmadan yaln ız güzelliği için almayın anlamına
gelir. Yoks a, evlenirken hiç güzelliğe dikkat etmeyin demek değildir. Ancak
evlenmekten gayes i, yaln ız çocuk s ahibi olmak olan kims e, sünnet olan
görmeyi, lüzumsuz s ayabilir. Bu zühd ile ilgili olur.
Ahmed bin Hambel gözü kör olan bir kadını, daha akıllıdır demekleri
yüzünden, ondan daha güzel olan kadının kız kardeş ine tercih etmiş t ir.
4- Mehrinin az olmas ı:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kadınların en iyis i mihri daha az, güzelliği daha çok olanlard ır."
5- Kıs ır olmamas ı.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Evin köş es ine bir has ır almak, çocuk doğurmayan kadından daha iyidir."
6- Bekar olmalıdır. Kadın bekar olunca daha çok s evilir. Zira dul kadının
gözü es ki kocas ında kalmış olabilir. Hz. Cabir (R.A.) bir dul kadın ald ığında
Peygamberimiz şöyle buyurdu:
"Niçin bekar almadın, birbirinizle daha iyi oynaş ırd ınız."
7- Temiz s oylu olmalıdır. Hem din hem de dünya bakımından iyi bir aileden
olmalıdır. Zira iyi aileden olmayanın, beğenilmeyen huyları olabilir. O huy
çocuklara da geçebilir.
8- Yakın akrab adan o lmamalıd ır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yakın akraba ile evlenenlerin çocukları zayıf olur."
Akrabalar aras ındaki evliliğin hoş görülmemes i, ş ehvet in azlığından
olabilir.

SuFi
09-03-2009, 09:26
EVLİLİKTE ERKEĞİN DİKKAT EDECEĞİ HUSUSLAR

Nikâh, dinin es as larından biri olduğundan, evlilikte dinin adabına uygun
hareket etmek gerekir. İns an ile hayvan aras ındaki fark, bu adaba uymakt ır.
Evlilikte erkeğin dikkat edeceği s ekiz adap vardır:
1- Düğünde, düğün yemeği vermes i: Düğün yemeği vermek sünnet -i
müekkededir. En iyi düğün yemeği koyun kes ilerek verilen yemekt ir.
Peygamberimiz, Abdurrahman Bin Avf'a evlendiği zaman şöyle buyurdu:
"Bir koyunla bile ols a düğün yemeği veriniz." Koyunu olmayan da baş ka
yemek vermelidir. Peygamberimiz Hz. Safiye (R.Anha) ile evlendiği zaman
düğün yemeğ i olarak arpa ekmeğ i ve hurma verdi. Demek ki elden ne
gelirs e o verilmelidir. Bu evliliğin ş erefi içindir. Düğün yemeği ilk üç gün
içinde verilmelidir. Eğer tehir gerekirs e bir haftayı geçmemelidir.
Düğünde tef çalmak, düğünü çevreye duyurmak ve neş eli olmak sünnett ir.
Zira yeryüzünün en ş erefli yaratığı ins andır. İns an yaratılmas ına açılan
kapı is e evlilikt ir. O halde bu önemli olayda gereği kadar s evinç ve neş e
olmalıdır. Onun için tef çalmak, ağızla türkü söyleyip oyun oynamak
sünnet t ir.
Rabia binti Muavved diyor ki:
"Düğünümüzün ikinci gününde Peygamberimiz bize geldi. Cariyeler tef
çalıp ş arkı söylüyorlardı. Peygamber efendimizi görünce, ş iirler okuyup
onu övmeye baş ladılar. Peygamberimiz; "Demin söylediğinize devam
ediniz." buyurdu .
Görülüyor ki peygamberimiz kendis inin övülmes ini is tememiş t ir. Zira
övgünün büyüklüğünü oyun ile karış t ırmamak gerekir. Peygamberimizin
övgüs ü is e büyük bir ibadett ir.
2- Kadınlara karş ı iyi davranmas ı: İyi davranmak, kadınları incitmemek,
hatta sıkıntılarına kat lanmakt ır. Onların olmadık ş eyler söylemelerine
s aygıs ızlık yapmalarına karş ı s abırlı davranmak gerekir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kadınlar zayıf ve avret (baş kalarının görmes i yas ak) yaratılmış lardır.
Zayıflıklarına çare, susmak, avret liklerine çare is e evde bulundurmakt ır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Eş inin kötü huylarına karş ı s abredene, Eyyüb'ün (A.S.) belalara
s abretmes inin s evabı verilir. Kocas ının kötü huylarına s abreden kadına da,
As iye'nin Firavun'a s abretmes inin s evabı verilir."
Peygamberimiz vefat ederken son olarak şu sözleri söylemiş t ir:
"Namaz kılınız, kölelere iyi davranınız. Elinizde es ir gibi bulunan
kadınlarınızın sözlerine s abrediniz, onlarla iyi geçininiz."
Peygamberimiz kadınların meydana get irdiği s ıkıntıları karş ı s abrederdi.
Bir gün Hz. Ömer (R.A.9 hanımı, kendis ine kızarak karş ılıkta bulundu. Hz.
Ömer (R.A.) "Ey akıls ız, bana karş ılık mı veriyorsun?" dedi. Hanımı: "Evet ,
Peygamberimiz s enden iyidir, onun hanımları da ona karş ılık veriyorlar."
karş ılığını verince Hz. Ömer (R.A.): "Eğer dediğin gibi is e, kızım Hafs a
mahvoldu demekt ir" dedi ve Peygamberimizin hanımı olan kızı Hafs a'y ı
görünce şöyle söyledi: "Sakın Peygamber efendimize karş ılık verme.
Resulüllah'ın (A.S.A.) çok s evdiği Ebu Bekir'in (R.A.) kızı Hz. Aiş e'yi örnek
alma, Resulüllah onun sözüne dayanır."
Bir gün hanımlarından biri kızarak, Resulullah'ın göğs üne vurdu. Orada
bulunan hanımın annes i kızına çok kızıp hakaret et ti. Peygamberimiz şöyle
buyurdu: "Onu b ırak. Onlar bundan fazlas ını da yaparlar, ama ben onları
affederim."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Sizin iyiniz, hanımına iyilik edeninizdir. Ben is e hanımıma herkes ten daha
iyiyim."
3- Hanımlarıyla ş akalaşmas ı, oynamas ı, onlara karş ı soğuk davranmamas ı
ve s eviyelerine göre davranmas ı.
Hanımlarına karş ı peygamberimiz kadar iyi davrananı, tat lı konuş an,
onlarla oynayan kims e yoktu. Hz. Aiş e (R.Anha) ile koş u yarış ına bile
girdi. Bir s eferinde Peygamber onu geçt i. İkinci s eferinde Hz. Aiş e
(R.Anha) ileri geçt i. Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: "Bir bir
berabereyiz. Böyle kals ın."
Birgün zenciler oynuyorlard ı. Peygamberimiz Hz. Aiş e'ye (R.Anha):
"Görmek is ter mis in?" dedi. Hz. Aiş e "is terim" deyince, peygamberimiz
onun yanına git t i. Hz. Aiş e çenes ini peygamberimizin koluna dayayıp bir
süre s eyret t i. Sonra "Yetmez mi ey Aiş e" buyurdu. Üç defa tekrarlayınca
Hz. Aiş e s eyretmeyi bırakt ı.
Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
"Erkek hanımıyla çocuk gibi, aile reis liği görevinde is e adam gibi
olmalıdır."
Erkek eve girerken gülmeli, çıkarken s es ini çıkarmamalıdır. Bulduğu
yemeğ i yemeli, niçin bunu yapmadın diye sormamalıdır.
4- Şaka ve oyunu, s aygınlığını yit irecek hale get irmemelidir. Erkek
hanımıyla ş akalaş ıp oynamalı, ancak onun kötü is teklerine alet olmamalıdır.
Şeriata ve erkekliğine aykırı hareket lerini gördüğünde düzeltmelidir. Eğer
böyle davranmazs a eş inin alay konusu olur. Oys a,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Erkekler kadınların koruyucuları ve hâkimidirler. Zira Yüce Allah birini
(erkekleri) diğerinden (kadınlardan) üs tün yaratmış t ır."
Erkek kadına hükmetmemelidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Hanımının köles i olan baş a ş ağı gitt i (rezil ve mahvoldu)."
Kadın erkeğe hizmet etmeli ve onun arzusunun dış ına çıkmamalıdır.
"Kadınlara danışmak fakat dediklerinin aks ini yapmak lazımdır." ş eklinde
bir atasözü vardır. Kadın ins anın nefs i gibidir. Biraz gevş ek
davranıld ığında elden kaçar, aş ırı davranılırs a düzeltmes i zor olur.
Bütün kadınların, ilacı s abır olan bir zayıf ve ilacı erkeğin irades i olan bir
eğri tarafı vardır. Erkek baş arılı bir doktor gibi, her ilacı zamanında
vermes ini bilmelidir. Sabredip onlara karş ı yumuş ak davranmak çok
önemlidir. Zira,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kadın kaburga kemiği gibidir. Düzeltmeye çalış ırs an kırılır. Yararlanmak
is t iyors an olduğu gibi b ırak."
5- Zarar verecek söz söylemekten kaçınmalıdır. Mümkün olduğu kadar
zarar verici söz söylememek gerekir. Kadının teras ve kapılarda durup,
yabancıların onu görmes ine engel olmak ve erkeklerin baktığı pencere ve
balkonlardan uzak bulanmas ını s ağlamak lazımdır. Zira gözden büyük zarar
gelir. Bu da kapı ve pencerelerde durmakla olur. Bunu s ağlamak, zordur.
Sebeps iz yere hakkında kötü düş ünmek, kusur ve ayıp aramak, aş ırı ş ekilde
üzerine yüklenmek, iş lerin üç yüzlerini öğrenmek için aş ırıya kaçmak doğru
değildir.
Bir s efer dönüş ü ş ehre yaklaş t ıklarında Peygamberimiz yanında
bulunanlara şöyle buyurdu:
"Bu gece kims e anıdan evine gitmes in. Sabaha kadar s abrediniz."
İki kiş i p eyg amb erimizin s özü nü d in lemey ip evlerin e git t iklerinde çirkin
ş eylerle karş ılaş t ılar.
Hz. Ali (R.A.) diyor ki:
"Baş kalarının öğrenip onlara dil uzatmalarını engellemek için kadınlara
gereğinden fazla dikkat gös termeyiniz."
Asıl dikkat edilecek ş ey, kadının yabancı erkekleri görmekten alıkoymakt ır.
Peygamerimizin kızı Fat ima'ya "Kadınlar için en iyi olan ş ey nedir?" diye
sordu. Fatıma (R.Anha): "Hiçbir erkeğin onları görmemes i" cevabı onun
hoşuna git t i, kızını kucaklayarak "Bazılarının zürriyet i, kendileri gibi olur."
buyurdu.
Muaz bin Cebel (R.A.) pencereden s arkıp, elmayı ikiye bölen, yarıs ını
kendis ine ayırıp, yarıs ını da köles ine veren hanımını dövdü .
Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
"Kadınlara, evlerin yapıs ında oturmamaları için yeni elbis e yapmayın. Zira
yeni elbis e giydiklerinde, d ış arı çıkma arzus una kapılırlar."
Peygamber efendimiz zamanında kadınların örtülü olarak camiye gelip en
arka sırada bulunmalarına izin verilmiş t i. As hab-ı Kiram zamanında bu
yas aklandı. Hz. Aiş e (R.A.) şöyle buyurdu: "Eğer Resulullah (S.A.S.) bu
kadınların böyle bir ş ekilde camiye git t iklerini görs eydi, yas ak ederdi."
Bugünkü durumda is e, kadınları erkeklerin bulunduğu yerlere gitmekten
alıkoymak farzd ır. Ancak es ki elbis eler giymiş ihtiyar kadınların gitmes inde
bir mahzur yoktu. Birçok kadın için en büyük zarar, erkeklerin aras ında
bulunmalarından doğar. Fitne ihtimali bulunan yerlerde kör kadınların
bulunmas ı da doğru değildir.
Peygamber efendimizin evine kör bir adam geldi. Orada bulunan Hz. Aiş e
ve diğer hanımlar kördür diye kalkmadılar. Peygamber efendimiz şöyle
buyurdu: "Onun gözü görmüyors a, s izinkilerde mi görmüyor?"
6- İyi nafaka (geçimlik) vermes i. Nafakayı kısmamak, fakat aş ırıya da
kaçmamak gerekir. Çoluk-çocuğuna verilen nafakanın s evabı, s adakanın
s evabından daha çoktur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Allah yolunda s avaş için, köleyi hürriyet ine kavuş turmak için ve
çoluk-çocuğunun nafakas ı için verilen paranın en üs tünü,
çoluk-çocuğunun nafakas ı için verilendir."
Çoluk-çocuğun gözü önünde yaln ız baş ına yememek gerekir. İcap et t iği
zaman gizli yenilmelidir.
İbni Sirin diyor ki:
"Haftada bir defa helva veya tat lı temin edilmelidir. Haftada bir defa tat lı
yedirmemek cömert likle bağdaşmaz."
Erkek, mis afiri yoks a çoluk-çocuğuyle yemek yemelidir. Zira çoluk-çocukla
oturup yemek yenen evde bulunanlar Yüce Allah rahmet eder, melekler de
bağış lanmalarını diler. Bunları yapmaktan daha önemli olanı, nafakayı helal
yo llardan kazanmakt ır. Çoluk-çocuğu haram ile bes lemekten dah a bü yük
haks ızlık olamaz.
7- Kadınlara lazım olan namaz, abdes t, hayız ve diğer bilgileri öğretmes i.
Bu bilgileri kocas ından öğrenen bir kadının, dış arı çıkıp baş kas ından
sormas ı caiz değildir. Eğer erkek öğretmezs e kadının baş kalarından
öğrenmes i vaciptir. Erkek bu iş te gevş ek
davranırs a günahkar olur. Zira,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu, cehennem ateş inden koruyunuz."
TAHRİM SURESİ, Ayet : 6
En azından, güneş batmadan önce hayızdan kes ildiğinde, öğle ve ikindi
namazlarını kaza etmes i, s abah olmadan önce hayızdan kes ildiğinde de
akş am ve yats ı namazlarını kaza etmes i gerekt iğini öğretmek icab eder.
Birçok kadın bunları bilmez.
8- İki hanımı vars a eş it ş ekilde davranmas ı.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"İki hanımı olan biri bir hanımına daha çok meyleders e, kıyamet günü
mahş er yerine yarıs ı eğri olarak gelir."
Eşit muamele, onlara eşit olarak eşya almak ve geceleri eşit bir ş ekilde
yanlarında kalmakt ır. Sevgi ve yakın iliş ki bakımından eşit lik vacip
değildir.
Peygamberimiz her gece bir hanımının yanında kalırd ı. Fakat Hz. Aiş e'yi
(R.A.) daha çok s ever ve şöyle derdi: "Ya Rabbi, elimde olanı yapmaya
gayret ediyorum, ama gönlüm benim elimde değil."
Hanımına doymuş , yanında kalmak is temeyen erkek onu boş amalıdır.
Peygamber efendimiz Hz.Sevde (R.Anha) yaş lı olduğu için boş amak is tedi.
Hz. Sevde: "Ben nöbet imi Aiş e'ye verdim. Kıyamet günü s enin nikahın
alt ında olmam için beni boş ama." dedi. Peygamberimiz de onu boş amadı ve
iki gece Hz.Aiş e'nin yanında ve birer gece de diğer hanımlarının yanında
kalırdı.
9- Kadın s öz dinlemez ve kocas ına itaat etmezs e onu güzellikle yola
getirmelidir. Güzellikle itaat etmez ve söz dinlemezs e, darılmalı, yatakta ona
s ırt ını dönmelidir. Yine de dediğini yapmazs a, üç gece yatağına
gitmemelidir. Bu da yarar s ağlamazs a dövmelidir. Ancak döverken yüzüne
vurmamalı ve bir tarafı kırılacak kadar kuvvetli dövmemelidir. Namazda ve
din hükümlerinden birinde kusur eders e veya yapmazs a bir ay hat ta daha
fazla ona da rılma lıdır.
10- Cins i münas ebet te bulunmalıdır. Münas ebet sıras ında yüz kıbleden
çevrilir. Daha önce de konuşulur ve s eviş ilir. Böylece kadının gönlü alınır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Erkek kadının üzerine hayvan gibi atılmamalı, önce okş ayıp,
öpüşmelidir."
Baş lanacağı zaman "Bismillahil azim Allahü Ekber, Allahü Ekber" denir.
Önceden Gulhüvallahü'yü okumak daha iyidir sonra: "Ya Rabbi, ş eytanı
benden uzak tut, beni rızıklandırdığın ş eye ş eytanı yaklaş t ırma" denir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yukarıdaki ş ekilde söyleyenin çocuğu ş eytandan kurtulmuş olur."
İnzal vakt inde kalben şöyle düşünülür: "İns anı sudan yaratan Yüce
Allah'a hamd olsun. Onu nes ep, akraba ve damat s ahibi yapmış t ır."
İnzal vaki olduktan sonra, kadının da inzali beklenmelidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Üç ş ey erkeğin aczindendir.
1- Sevdiği birini gördüğünde ismini bilmemes i.
2- Kendis ine ikramda bulunan bir Müs lüman kardeş inin ikramını
reddetmes i.
3- Sevişmeden hanımıyla birleşmede bulunup da kendi işi bitince,
hanımının da iş inin bitmes ini beklememes i. "
Hz. Ali, Hz. Muaviye ve Hz. Ebu Hureyre'nin (R.Anhuma) bildirdiklerine
göre ayın ilk, son ve onbeş inci geces i eşiyle münas ebet te bulunmaktan
uzak durulmalıdır. Zira bu zamanlarda ş eytanlar, münas ebet s ıras ında hazır
bulunurlar.
Hayırlı kadınla çıplak olarak yatılabilir. Kadın hayızlı olduğu zaman
münas ebet ten kendini korumalıdır. Hayızdan s onra da yıkanmadan
münas ebet te bulunulmamalıdır. Erkek bir defa yapıp ikinci bir münas ebett e
bulunmak is ters e abdes t almalıdır. Birleşmeden sonra abdes t alınıp öyle
uyumak gerekir. Bu ş ekilde cünüplükten kurtulmaz ama sünnet böyledir.
Münas ebet ten s onra yıkanmadan traş olmamalı ve tırnak kes ilmemelidir.
Böylece cünup iken ondan bir parça ayrılmamış olur. Meniyi d ış arı akıtmak
haram değildir. Ama en iyis i meniyi rahime akıtmakt ır.
Biris i peygamber efendimize gelerek: "Benim çalış an bir cariyem var.
Çalış amaz diye hamile kalmas ını is temiyorum. Ne yapayım?" dedi.
Peygamberimiz buyurdu ki: "Azl et (dış arı akıt ). Eğer takdir edilmiş s e
çocuğun yine olur." Adam sonra geldi ve bir oğlu olduğunu söyledi.
Hz. Cabir (R.A.) diyor ki:
"Biz azl yaptık. Ondan sonra da vahy geldi ve bizi alıkoymadı."
11- Çocuk doğduğu zaman gerekeni yapmas ı. Çocuk doğduğu zaman s ağ
ku lağ ın a ezan, s ol kulağına da kamet oku nur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Doğduğunda s ağ kulağına ezan, sol kulağına da kamet okunan çocuk
has talıklardan korunmuş olur."
Çocuğa iyi is im vermelidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah yanında en güzel is imler; Abdullah, Abdurrahman,
Abdurrahim ve benzeri is imlerdir."
Çocuk dünyaya geldiğinde ismini koymak sünnet t ir. Akika is e sünnet i
müekkededir. Kız çocuğu için bir, erkek çocuğu içins e iki koyun kes ilir. Bir
tane kes ilmes ine de izin vardır.
Hz. Aiş e (R.A.) buyuruyor ki:
"Akika koyununun kemikleri kırılmamalıdır."
Çocuk doğduğu zaman ağzına ş erbet vermek, yedinci günde s açlarını
kesmek ve s açları ağırlığınca alt ın veya gümüş s adaka vermek sünnett ir.
Kız çocuk oldu diye üzülmemek, erkek çocuk oldu diye de çok s evinmemek
gerekir. Zira hangis inin daha iyi olacağını kims e bilemez. Kız çocuk daha
bereket li ve s evabı daha çoktur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Üç kızı veya kızkardeş i olup, onların s ıkıntılarına kat lanan ve işleriyle
uğraş an kims eye, onlara merhamet i s ebebiyle Yüce Allah da mermahet
eder." O s ırada orada bulunanlar "bir tane veya iki tane olurs a ne olur?"
diye sorunca şöyle buyurdu: "Bir tane de ols a böyledir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir kızı olan üzüntülüdür. İki tane olanın yükü ağırdır. Üç tane olunca; ey
Müs lümanlar! Ona yardımcı olunuz. Çünkü o benimle cennet te iki parmak
gibi olur. (o derece yakın olur)."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Pazardan yeni ç ıkmış bir ş eyi alıp evine get iren, s adaka vermiş gibi olur.
Get irdiğini de önce kızına, s onra oğluna vermelidir. Kız çocuğunu
s evindiren, Allah korkusundan ağlayan gibidir. Allah korkusundan
ağlayanın vücudu cehenneme haram olur."
12- Mümkün olduğu kadar boş amamas ı. Zira Yüce Allah helal olan ş eyler
içinde, boş amayı s evmez. Mecburiyet olmadıkça biris ini incitmek caiz
değildir. Boş amak icap et t iği zaman da bir talaktan fazla boş amamalıdır. Bir
de fada üç talakla b oş amak mekruh tu r.
Hayız es nas ında boş amak haramdır. Temiz iken de cins i münas ebet
s ıras ında boş amak yine haramdır. Boş ama hususunda özrünü belirtmeli,
kızarak, küçüms eyerek boş amamalı. Boş arken hediyelerle kadının gönlünü
almalı, kadını hangi kus urlardan dolayı boş adığını söylememelidir.
Birine: "Hanımını niçin boşuyorsun?" diye sordular. Şu cevabı verdi:
"Hanımın s ırrı söylenmez." boş adıktan sonra "Niye boş adın?" diye
sordular, o zaman da şöyle dedi: " Baş kas ının hanımıyla ne ilgim var ki
ondan bahs edeyim."

KOCANIN EŞİ ÜZERİNDEKİ HAKKI

Buraya kadar kadının kocas ı üzerindeki haklarını anlat t ık. Fakat erkeğin
kadın üzerindeki hakkı daha büyüktür. Zira kadın as lında erkeğin
hizmetçis idir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah'tan baş kas ına s ecde etmek caiz olsaydı, kadınlara kocalarına
s ecde etmeleri emredilirdi."
Erkeğin kadın üzerindeki haklarını şöyle s ıralayabiliriz:
1- Kadın evde oturmalı, kocas ından izins iz dış arı çıkmamalı, kapı ve
teras ta durmamalıdır.
2- Komşularla s ık s ık görüşüp konuşmamalı, bir iş i düşmeden yanlarına
gitmemeli.
3- Kocas ı hakkında kötü konuşmamalı, onunla olan mahrem işleri
baş kalarına anlatmamalı.
4- Her iş inde kocas ının arzusunu kollamalı, onu memnun etmeye çalışmalı.
5- Kocas ının malına ihanet etmemeli, onu s evip acımalıdır.
6- Kocas ının arkadaş ları kapıs ını çalınca, kocas ı evde olmadığı zaman,
bilmiyorum demeli.
7- Kocas ının bütün tanıdıklarından yüzünü örtmeli, onlara görünmemeli,
tanınmamalıdır.
8- Kocas ının haliyle yet inmeli, fazla bir ş ey is tememeli.
9- Kocas ının hakkını, kendi akrabalarından bile önce tutmalı.
10- Daima temiz olmalı, sohbet ve yatmaya uygun olmalı.
11- Yapabileceği her hizmet i yapmalıdır.
12- Kocas ına güzelliği ile övünmemelidir.
13- Kocas ından gördüğü iyilikleri inkar etmemeli, "Sen bana ne verdin"
dememeli.
14- Yers iz alış -veriş yaptırmamalı ve boş anmamalıdır.
Pey gamberimiz buy uruy or ki:
"Cehenneme bakt ım, çoğu kadındı. Niçin böyledir dedim. Çok lanet
ederler, kocalarına teş ekkür etmezler ve onlardan ş ikayet ederler, dediler."

SuFi
09-03-2009, 09:45
3. KONU: HELAL KAZANÇ ve TİCARET

HELAL KAZANÇ ve TİCARET

Dünya, ahiret yolculuğunun bir konağıdır. Bu yoldan geçen ins an, yemeye
ve içmeğe muhtaçtır. Yemek ve içmek te çalış ıp kazanmayı gerektirir. Onun
için helal kazancın yolunu bilmek gerekir. Zira bütün zamanını kazanç
peş inde koşmaya ayırmak en büyük zarard ır. Bütün zamanını ahiret iş lerine
vermek te büyük kazançtır. Ancak en uygunu ikis ini de beraber
yürütmekt ir. Yaln ız dünya için çalış ıld ığı zaman bile yine niyet ahiret için
olmalıdır.

KAZANCIN ÜSTÜNLÜĞÜ ve SEVABI

Kendis inin ve çoluk - çocuğunun kims eye muhtaç olmamas ı için helal
yoldan kazanmak, dince s avaş s ayılır. Çok ibadet etmekten daha üs tündür.
Bir gün Peygamberimiz ashabı ile oturuyordu. Sabah erkenden bir genç
hızla yanlarından geçip, dükkânına git ti. Sahabelerden biri: "Yazık, keş ke
bu erken vakit te din işleriyle uğra ş s aydı" deyince, peygamberimiz şöyle
buyurdu:
"Öyle söylemeyin. Eğer baş kalarına muhtaç olmamak veya babas ını,
annes ini, çocuklarını ya da hanımını baş kalarına muhtaç etmemek için
gidiyors a, Allah yolundadır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Baş kalarına muhtaç olmayıp, dünya geçimlerini helalden kazanan veya
akraba ve komşularına iyilik yapanın yüzü kıyamet günü ondördüncü
gecedeki ay gibi olur."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Doğ ru s özlü tü ccarlar kıyamet te, d os do ğrular v e ş ehit lerle berabe r
kalkarlar."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Nas ihate uymak ş art ıyla en iyi helal, mes lek s ahiplerinin kazancıdır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ticaret le uğraş ınız. Zira ins anların rızkının onda dokuzu t icarettedir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Dilencilik yapana Yüce Allah yetmiş fakirlik kapıs ı açar."
İs a (A.S.) ras tladığı bir adama sordu:
- Ne iş yapıyorsun?
Adam:
- İbadet ederim.
İs a (A.S.):
- Yemeğin nereden gelir?
Adam:
- Çalış an bir kardeş im var. Yemeğimi o verir.
İs a (A.S.):
- Kardeş in senden daha çok ibadet ediyor, dedi.
Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
"Helal kazanç peş inde koşmadan, Yüce Allah rızkımızı vers in demeyin.
Zira Yüce Allah gökten alt ın ve gümüş göndermez."
Lokman (A.S.) vas iyet inde oğluna diyor ki:
"Helal kazanmaktan vazgeçme. Fakir ve baş kalarına muhtaç olan ins anın
dini az, aklı zayıf ve ş erefi yok olur. İns anlar ona hakaret gözüyle
bakarlar."
Bir din büyüğüne sordular: "Çok ibadet eden mi yoks a güvenilir, bir
tüccar mı daha üs tündür." Şu cevabı verdi: "Güvenilen tüccar daha
üs tündür. Zira o devamlı s avaş tadır. Ölçü alet iyle alış -veriş yaparken
ş eytan onu aldatmak is ter. O is e ş eytanın dediğini yapmaz."
Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
"Ölümü en çok is tediğim yer, çarş ıda çoluk-çocuğum için helal kazandığım
yerdir."
Ahmet bin Hambel'e sordular: "Camide ibadet le meşgul olup, Yüce Allah
rızkı verir diyen kims e için ne buyurursunuz?" Ahmed bin Hambel şöyle
dedi: "O ş eriatı bilmiyen cahilin biridir. Zira peygamberimiz buyuruyor ki:
Yüce Allah benim rızkımı, O'nun yolunda s avaşmaya baş lamış t ır."
Evzai boynunda hurma torbas ı olan İbrahim Edhem'i gördüğünde: "Ne
zamana kadar bu kazanca devam edeceks in? Arkadaş larım s ana gerekeni
ve rirler" ded i. İbrah im Ed hem ş u cevabı ve rd i: "Öyle deme. Zira h adis -i
ş erift e buyruluyor ki: "Helal kazanmak için beğenilmeyen, güç bir işt e
çalış ana cennet vacip olur."
SORU: Peygamberimiz: "Bana mal birikt ir, tüccar ol, denmedi. Tes bih et ,
s ecdeye gidenlerden ol ve ömrünün sonuna kadar Yüce Allah'a ibadet et
denildi." buyuruyor. Bu, ibadet in helal kazançtan üs tün olduğunu
gös termiyor mu?
CEVAP: Kendis i ve çoluk - çocuğu için yetecek kadar paras ı veya malı
olan için ibadet kazançtan daha üs tündür. bunun ters ini söyleyen yoktur.
Kendine yetecek kadarından fazla kazanmanın hiçbir üs tünlüğü yoktur.
Hat ta noks anlık s ayılır. Zira kalbi dünyaya bağlar. Bu da bütün günahların
baş ıdır. İyi bir yerden veya evkaftan, kendis ine yetecek kadar geliri olan
bir kims enin çalışmamas ı daha iyidir. Böyle bir durum da ş u dört gurup
ins an için olur:
1- İlimle meşgul olup, ins anlara faydas ı dokunan. İns anlara dini veya
doktorluk gibi dünya bilgileri öğret ir.
2- Kadılık yapan veya evkafta ins anların hayırlı iş lerinde çalış an .
3- Kalbinde tas avvufçuların keş if dedikleri haller meydana gelen .
4- Vakfa ait bir evde vird ve ibadet lerle meşgul olan .
Böyle kims elerin kazanç peş inde koşmamaları daha iyidir. Bu kims elerin
ihtiyaçlarını, ins anlar hoş lanarak, is tenmeden ve hat ta is rar ederek
veriyorlars a, çalışmamak yine iyidir.
Din büyüklerinden birinin üçyüz altmış arkadaş ı vard ı. Her gün biris inde
kalır ve devamlı ibadet le meşgul olurdu. Bu ibadet ine, onun çalışmamas ını
temin eden arkadaş ları s ebep olurlardı. Bu da hayır iş lemek için bir yoldur.
Birinin de otuz arkadaş ı vard ı. Her ayda bir gün birine mis afir olurdu.
Ancak öyle zamanlar olur ki, böyle kims elerin dilenmeden, aş ağılanmadan
ihtiyaçları karş ılanmaz. Öyle zamanlarda çalış ıp helalden kazanmak daha
iyidir. Zira dilenmek ayıptır. Ancak zaruretten dolayı helal olur. Ancak
dereces i çok yüks ek olup, ilminden çok fayda görülen bir kims enin dilenip
çalışmamas ı daha iyidir. Fakat ibadetten baş ka bir ş ey yapmayanın
dilenmektens e çalış ıp kazanmas ı daha iyidir. Zira bütün ibadet lerin özü
Yüce Allah'ı hatırlamakt ır. Helal kazanç sıras ında Yüce Allah hatırda
tutulabilir.

KAZANCIN HELAL OLMASI İÇİN BİLİNMES İ GEREKEN ŞEYLER

Bu uzun konuyu burada yazacak değiliz. Ancak bilinmes i gereken ana
kuralları izah edeceğiz. Bu ana kuralları bilen anlamadığı bir ş eyi sorabilir.
Ama bilmeyen haram ve faizden kurtulamaz, sormak is tes e bile ne
soracağını bilemez.
Kazancın alt ı iş lemi vardır:
1. Bey', 2. Rıba (faiz), 3. Selem, 4. İcare, 5. Borç, 6. Şirket .
Bunları teker teker açıklayalım:
1- BEY' (Alış - Veriş )
Alış - veriş gereken bilgileri öğrenmek (alış - veriş yapan için) farzdır.
Kims e bunun d ış ında kalamaz.
Hz. Ömer (R.A.) çarş ıya çıkıp halkı kamçıladı ve şöyle buyurdu: "Hiç kims e
alış - veriş hakkındaki bilgileri öğrenmeden bu çarş ıda iş yapmas ın. Yoks a
faize düş er."
Alış - veriş in üç öğes i vardır:
a) Satıcı ve alıcı,
b) Satılan mal,
c) Sözleşme.
a) SATICI ve ALICI
Beş çeş it ins anla alış - veriş yapılamaz:
1- Çocukla,
2- Deliyle,
3- Köle ile,
4- Kör'le,
5- Haram yiyenle.
Şafiye göre velis inin izni ols a bile, erginliğe ulaşmamış çocukla ve deliyle
alış -veriş yapılamaz. Onlardan s atın alınan bir ş ey yok olurs a bedeli
ödenir. Onlara borç verilemez. Zira kendilerine verileni kaybedebilirler.
Kölenin alış -veriş , efendis inin izni olmadan batıld ır. Efendis inden izin
almadan kas ap, bakkal, fırıncı ve baş kalarının köle ile alış -veriş yapmaları
caiz olmaz. Sözüne güvenilir bir köle, efendis inin izin vermiş olduğunu
söylers e veya ş ehirde izinli olduğu bilinirs e alış -veriş i caizdir. Bir kims e
bir köleden efendis inden izins iz bir ş ey alırs a borçlu olur. Ona bir ş ey
verirs e, hürriyet ini kazanmayınca borçlu s ayılmaz.
Körün alış -veriş i de bozuktur. Ancak vekili görüyors a caizdir. Fakat
ald ığı, borç s ayılır. Zira ş eriata göre, mükelleftir.
SORU: Haram yiyenlerle alış -veriş yapılır mı?
CEVAP: Zâlim, hırs ız, faiz veren, içki s atan, yağma yapan, çalg ı çalan,
ş arkıcı, yalan yere yemin eden ve rüşvet alan haram yemiş olduğundan,
onunla alış -veriş yapmak caiz değildir. Bunlardan biriyle alış -veriş yapanın
alış -veriş i, eğer mallarını haramdan kazandığını kes in olarak biliyors a
bozuktur.
SORU: Kazan cı ş ü pheli o lanlarla alış -veriş y apılır mı?
CEVAP: Eğer malının çoğu helal, azı haram is e onunla alış -veriş yapılır.
Fakat çoğu haram, azı helal is e o zaman alış -veriş i bozuk olmaz, harama
yakın olur. Böyleleriyle alış -veriş yapmanın tehlike ve zararı büyüktür.
SORU: Yahudi ve h ıris t iyanlarla alış -veriş yapılır mı?
CEVAP: Yahudi ve hıris t iyanlarla alış -veriş caizdir. Yaln ız onlara köle ve
Kur'an-ı Kerim s atılmaz. Eğer İs lama karş ı s avaş ıyorlars a, s ilah ta s atılmaz.
SORU: Komünis t lerle ve zındıklarla alış -veriş yapılır mı?
CEVAP: Mal ve mülkü ortak kabul eden komünis t ler ve zındıklarla yapılan
alış -veriş bozuktur.
SORU: İçki içmeyi, yabancı kadınlarla bir arada oturmayı ve namaz
kılmamayı caiz görenlerle alış -veriş yapılır mı?
CEVAP: Hayır, bu tür ins anlarla yapılan alış -veriş bozuk olduğu gibi nikah
da olamaz.
b) MAL
Alış -veriş in meta 'ı mald ır. Malda alt ı ş art ı gözetmek gerekir.
1- Mal murdar olmamalıdır. Köpek, domuz, ins an pis liği, fil kemiğ i, alkol,
murdar hayvanın et i ve yağı gibi murdar ş eylerin s atış ı bozuktur. İçine
pis lik düş en yağın ve pis elbis enin s atış ı haram değildir. Mis k ve ipek
böceğinin s atış ı helaldir. Zira ikis i de temizdir.
2- Satılan ş ey faydalı olmalıdır. Fare, yılan, akrep ve yer haş erelerinin
s atış ı bozuktur. Zira bunlar zararlı ş eylerdir. Hokkabazın yılan oynatarak
elde et t iği fayda as ıls ızdır. Bir buğday tanes i gibi hiçbir fayda vermeyecek
kadar az olan ş eylerin s atış ı da bozuktur. Ama kedinin, kurdun, ars lanın,
pars ın, arının ve deris inden faydalanılan hayvanların papağan, tavus ve
bunun gibi s es inden ve s eyirlerinden faydalanılan kuş ların s atış ı caizdir.
Ud, s az ve harp gibi dinlenmes i haram olan çalg ı alet lerinin s atış ı
bozuktur. Çocukların oynamas ı için bile ols a, çamur, alç ı veya madenden
yapılan ins an ve hayvan heykel ve ş ekillerinin s atış ı bozuktur. Bunlardan
elde edilen para haramdır. Böyle ş eyleri kırmak farzdır. Fakat ağaç ve bitki
res imleri yapmak caiz olduğu gibi, üzerinde res im bulunan tabak ve
kumaş ın s atış ı da caizdir. Bu kumaş lardan yaygı yapmakta bir mahzur
yoktur. Elbis e yapmak is e keraheten caizdir.
3- Mal, s atanın mülkü olmakdır. Baş kas ının malını s atmak bozuktur.
Satt ıktan sonra izin alıns a bile yine caiz olmaz. Zira s atmadan önce izin
almak gerekir. Mal kocas ının, babas ının veya oğulun malı da ols a durum
böyledir.
4- Tes lim edilebilecek ş ey s atılmalıdır. Kaçmış olan kölenin, henüz
yakalanmamış sudaki balık ve havadaki kuşun, daha doğmamış ana
karn ındaki yavrunun s atış ı bozuktur. Zira bunları hemen tes lim etmek
mümkün değildir. Hayvanın üs tündeki yünü veya memes indeki s ütü s atmak
ta bozuktur. Zira o anda s atılan s üt, memeye yeni dolacak olan süt le
karışmış olabilir. Rehin olarak bırakılmış olan ş eyin s atış ı da, rehin
s ah ib in in izni olmadan yapılamaz.
5- Satılan ş eyin aynı, miktarı ve s ıfatı bilinmelidir. Aynını bilmek. Satılan
ş eyin bir sürü ş ey aras ında hangis i olduğunu bilmekt ir. Mes ela bir sürü
koyundan is tediğin herhangi bir koyun veya ş u kumaş lardan herhangi bir
kumaş ı s at t ım denilemez. Böyle bir s atış bozuktur. Sahibinin hangi koyun
veya hangi kumaş olduğunu belirterek yeniden s atmas ı gerekir. Toprak için
de aynı ş ey mevzuu bahis t ir. "Şu toprağın, is tediğin tarafından s ana ş u
kadarını s at t ım." ş eklindeki bir s atış bozuktur.
Miktarını bilmek: Aynı olan malın gözle görülmes idir. Miktarını (uzunluk,
ağırlık veya hacmini) bilmediği, falan kims enin kendis ine elbis e yapığı
kadar kumaş ı veya ş u taş kadar altın ve gümüşü s ana s at t ım, ş eklindeki
s atış caizdir.
Sıfatını bilmek. Görmediği yahut çok es kiden görüp te bulunduğu zamana
kadar değiş miş olan ş eyin s atış ı bozuktur. Kumaş ı biçmeden top halinde ve
buğdayı baş aktan s atmak ta bozuktur. Ama kabuklu ols a bile badem, bakla,
nar ve yumurtanın s atış ı caizdir. Zira bu çeş it ş eylerin s atış ı kabukladır.
Taze bakla ve cevizi de kabukla s atmak caizdir. Ne kadar olacağı
bilinmediği ve görünmediği için arpa suyunu s atmak bozuktur. Fakat izinle
içilmes i caizdir.
6- Alınan ş ey elle tutulup alınmayınca s atış ı olmaz. Alıcı mal önce eline
almalıdır.

c) AKİD (SÖZLEŞME)

Alış -veriş te s atıcı ile alıcının söylemeleri ş art olan bazı sözler vardır.
Satıcı: "Bunu s ana s at t ım"; alıcı da "Ald ım" veya
Satıcı: "Bunu s ana verdim"; alıcı da " ald ım" veya "kabul et tim" ş eklinde
veya s atış ve alış ı ifade eden sözler söylenmelidir. Bilhas s a değeri yüks ek
olan ş eylerde bu s özlerin söylenmes i gerekir. Küçük ş eylerde bu sözler
söylenmes e de olur. Zira ufak alış -veriş lerde bu sözleri kullanmak zor gelir.
Ebu Hanife (R.A.) ve Şafii'nin birçok talebes i ufak alış -veriş lerde bu
sözlere ihtiyaç olmadığını s öylemiş lerdir.
Bunun üç s ebebi vard ır.
1- Bu çeş it davranış ta umumi bir ihtiyaç vardır.
2- Ashab-ı Kiramın da böyle davrandığı zannediliyor.
Zira eğer devamlı olarak bu sözler kullanıls aydı, onlara zor geldiğinden
muhakkak bahs ederlerdi, örtülü kalmazd ı.
3- Adet haline gelen ş eyler, söz yerini tutabilir. Peygamber ve As hab-ı
Kirama get irilen hediyelerde bu "verdim-ald ım" sözleri yoktu. Hediye gibi
karş ılıks ız olan şeyde bu oluyors a, karş ılığı olan ş eylerde de olabilir.
Ancak hediyenin az veya çoğu aras ında fark yoktur. Ama değeri fazla olan
arazi, köle, bina, hayvan ve kıymet li kumaş ların alış -veriş lerinde bu sözleri
söylemek adet t ir. Bu gibi ş eylerde sözle s atış yapılmazs a, geçmiş
büyüklerin adet lerinden çıkılmış olur. Bunlara dikkat etmeden alınırs a,
ken di mülkü o lmaz.
Günlük alış -veriş lik olan ekmek, et, meyve ve perakende s atılan diğer az
ş eylerde adet ve ihtiyaca göre izin verilir. Ancak değerin ölçüsü verilemez.
Yani ş u ş u ş eylerin şu kadarı değerlidir, o zaman kabul icabı sözlerini
söylemek gerekir, onların dış ında kalan ş eylerde gerekmez demek zordur.
Genel olarak bir ş eyin değerli olup olmadığı bilinir. Her ş eye rağmen
ihtiyatı elden b ırakmamak gerekir.
Örneğin yüz batman buğday kıymetli s ayılır. İcap ve kabulsüz s atılırs a
alıcının mülkü olmaz. Ama mal s ahibi de art ık yiyemez ve harcayamaz. Zira
mülk olmas a da tes lim s ebebiyle bir mubahlık meydana gelmiş t ir. Zira
s ahibinin malını tes lim etmes iyle yaptığı davranış tan, ona mülk et t iği
anlaş ılır. Fakat bedelini almas ı ş art ıyla. Satış ın doğru olmas ı için, ikinci bir
ş art ın bulunmamas ı gerekir. Örneğin: "Evime taş ıman ş art ı ile bu odunu
ald ım; Un yapman ş art ı ile bu buğdayı ald ım; yahut borç vermen ş artı ile
şunu ald ım," ş eklinde ş art lı yapılan s atış bozuk olur.
Alış -veriş t e şu alt ı ş art koşulabilir.
1- Rehine koymak,
2- Şahit gös termek,
3- Zimmet gös termek,
4- Parças ını sonradan, vakt i bilinmeyen bir zamanda vermek,
5- Her iki tarafın da, üç günden fazla olmamak üzere alış -veriş ini bozmak
s erbes t îs ine s ahip olmak. (Bu s erbes t lik üç günden fazla olamaz.)
6- Kölenin hoca veya s anatkâr olmas ı ş artı sürülebilir.
Bu ş art lar s atış ı bozmaz.

SuFi
09-03-2009, 09:47
2- RİBA (FAİZ)

Faiz iki ş eyde olur: a) Para, b) Yiyecek maddeleri.
a) Parada faiz: Parayla alış -veriş lerde iki ş ey haramdır.
1- Tutarını sonradan vermek üzere s atış : Alt ın alt ın ile, gümüş te gümüş
ile s atılır da, her ikis i hazır olmazs a, ayrılmadan önce herkes kendis ininkini
eliyle tutmazs a, aynı meclis te buluns a bile ellerine almazlars a, s atış bozuk
olur.
2- Cins i cins ine s atmak: İyi bir altını, bir alt ın ve hurda bir alt ına s atmak
veya iyi bir alt ını kötü kaliteli fakat daha fazla miktarda bir alt ına s atmak
caiz değildir. İyis i, kötüsü, kırığı ve hurdas ı hep aynı olmas ı gerekir. Bir
alt ına kumaş s atın alıns a, bu kumaş , tekrar s ahibine bir alt ın ve bir de
hurda bir alt ına s atıls a caizdir. Gümüş le karış ık olan altın s af alt ına
s atılamaz. Rayici biraz daha yüks ek olmalıdır. Alt ını s af olmayanların da
s atarken bir ş ey ilave etmes i gerekir. İçinde alt ın bulunan inci veya altın
s ırmalı kumaş altına s atılamaz. Ancak kumaş ateş e konulup da yandığında,
bir ş ey kalmayacak derecede az is e s atılır.
b) Yiyec ek mad delerinde faiz: Birbirine karş ılık olarak ayrı iki cins te o ls a,
vadi ile yiyecek alınamaz. Her ikis inin de aynı yerde hazır olmas ı elle
verilip alınmas ı gerekir. Eğer bir cins örneğin buğday buğdaya olurs a yine
vadi ile olmaz. İkis inin de hazır olmas ı ve birbirinden fazla olmamas ı
gerekir. Buğdayın ölçüsü kabla olur. Ağırlıkla olamaz. Buna benzeyen her
ş ey için durum aynıdır. Zira öteden beri böyle yapılmış t ır.
Kas aba ete karş ılık koyun, fırıncıya ekmeğe karş ılık buğday, yağa karş ılık
çiçek tohumu veya ceviz içi s atılamaz. Fakat s atmadan buğday verilip t e
ekmek alınabilir ve yiyilebilir. Ancak ne ekmeği alan ekmeği s atabilir ne de
fırıncı buğdayı. Fırıncı buğdayı harcayabilir. Böyle bir durumda alıcının
buğdayı fırıncıda, fırıncının ekmeği de alıcıda olmuş olur. İkis i de
is tedikleri zaman verdiklerini geri alabilirler. Birbirine helal etmeleri de
yetişmez. Zira biris i "s enin de bana helal etmen ş art ı ile helal et t im" ders e
bozuk olur. Şart s ürülmeden "Helal et t im" denir ve karş ıdaki de yukarıdaki
ş art ın kalbinden geçt iğini bils e ve buns uz ona buğday vermezs e, bu
helalleşme Yüce Allah ile kendi aras ında iş e yaramaz, yani olmaz. Zira dili
ile söylemiş t ir, ama kalbi razı gelmemiş t ir. Kalb ile olmayan rıza da öbür
dünyada iş e yaramaz.
Ama dili ile "Ben s ana helal et t im, s en is ters en et , is ters en etme" der ve
kalbi de dili gibi olurs a o zaman doğru olur. Diğerinin helal etmes i de
bunun gibi olur. Birbirlerine helal etmez ve diğerleri de aynı is e ne bu
dünyada ne öbür dünyada bir ş ey gerekmez. Ama biris inin verdiği
diğerinden farklı is e, bu dünyada darg ınlık ve düşmanlık yaratabileceği
gibi, öbür dünyada da haks ızlık yapılmış olur.
Kendis inden yemek yapılan ş ey, aynı da ols a, o yemeğe s atılmaz. Öyle is e
buğdaydan yapılan un hamur ve ekmeği, aynı da ols a buğdaya s atılamaz.
Aynı ş ekilde üzüm de, üzümden meydana gelen s irke veya pekmezle
s atılamaz. Hat ta aynı miktarda bile ols a yaş üzüm, yaş üzüme, taze hurma
taze hurmaya s atılamaz. Ancak kuruduktan sonra s atılabilir.
As lında bu konu çok uzundur. Ancak bizim söylediklerimizi bilmek gerekir
ki, karş ılaş ılan problemin nas ıl halledilebileceği anlaş ılabils in sorulabilmes i
gereken bilins in. Böylece haramdan kaçınmak mümkün olsun.

3) SELEMLE (PEŞİN PARAYLA VERESİYE MAL) SATIŞ

Selemle s atış ta on ş art ı gözetmek gerekir.
1- Sözleşme zamanında değeri verenin: "Bu gümüşü, altını, kumaş ı, parayı
her ne is e onu, fiyatı ş u kadar olan şu buğdaya (ne alınıyors a ona) s elem
olarak verdim" alanın da: "Kabul ett im" demes i. Kıymet i ifade eden s ıfat lar
söylenmelidir. Bu ihmal edilmemeli, bilinmes i gereken ş eyler açıklanmalıdır.
Selem sözüne karş ılık olarak; "Senden şu özelliklerde bir ş eyi ald ım"
demelidir.
2- Selem yapan verdiği ş eyin miktarını bilmelidir. Zira belki verdiğini geri
is ter.
3- Selem yapan, s özleşme yap ıldığı yerde pa rayı v eya malı tes lim etmelidir.
4- Özellikleri belli olan ş eyler s elemle verilmelidir; hububat , pamuk, yün,
et , s üt ve hayvan gibi. İlaç ve mürekkep gibi karış ık olup da, karış ımı
meydana get iren ş eylerin miktarı ayrı ayrı bilinmeyen veya ayakkabı, çizme,
nalın ve yapılmış ok gibi yapılan ş eylerde s elem olmaz. Zira bunlar
s ınıflandırılamazlar. Her ne kadar tuz ve su ile karış ırs a da ekmeğin s elemle
s atış ı olabilir. Bu kadarın zararı yoktur.
5- Belirli bir vakit le, sonradan vermek üzere s atars a, eline tes lim edeceği
yeri söylememelidir. Herhangi bir yerde verebilir.
6- zamanında verilebilecek ş eyler s elemler verilmelidir. Zamanında
yetişmeyen bir meyveyi s elemle vermek bozuk olur. Yaln ız yet iş ebileceği
kuvvet li bir ihtimal is e verilebilir. Sonradan bir zarara uğrars a, dilers e süre
tanır, dilers e s atış ı bozup malını geri alır.
7- Tes lim edilecek mahal (şehir veya köy) s öylenmelidir. Zira bundan
ihtilaf doğup, düşmanlığa s ebep olabilir.
8- Hiçbir ş ekilde aynı gös terilmemelidir. Mes ela şu bağın üzümünden veya
bu toprağın buğdayından denmemelidir. Denmemes i halinde bozuk olur.
9- Çok değerli ve bulunamayan ş eyde s elem verilmemelidir. Örneğin eş s iz
büyüklükte bir inci tanes ine s elem verilemez.
10- Yiyecek maddeleri yiyecek maddelerine karş ı s elem verilemez.















4) İCARE (KİRA)

İcarede sözleşme alış -veriş te anlat tığımız gibidir.
İcarenin iki temeli var:
ÜCRET ve MENFAAT (yapılan iş )
ÜCRET: Ücret in alış -veriş konusunda anlat t ığımız ş ekilde belli olmas ı
gerekir. Tamir etmek gayes iyle bir evi kiraya vermek caiz olmaz. Zira ücret
belli değildir. Dericiye deri, değirmenciye kepek veya bir miktar un ücret
vermek de bozuktur. Yapılan ş eyin cins inden ücret verilmez. "Ayda ş u
kadar paraya bu dükkânı s ana verdim" ş eklinde bir kiraya verme bozuktur.
Zira kira s üres i belirt ilmemiş tir. Doğru olmas ı için zamanı belirtmelidir.
MENFAAT: Mübah olan, bilinen, yapılmas ında zorluk bulunan ve vekillik
bulunabilen her iş e ücret vermek caizdir.
Bunda da beş ş art ı gözetmek gerekir:
1- Yapılan işin kıymet i olmas ı, yapılırken sıkıntı çekilmes i. dükkânını
süs leyinceye kadar biris inin yiyeceğinin ücret ini vermek, yaprakları
koruyuncaya kadar ağacı kiraya vermek, elmalar koku verinceye kadar elma
ağacını kiralamak caiz değildir. Bunların hiç biris inin değeri yoktur. Bir
buğday tanes ini s atmak gibidir.
Satıcının yeri ve makamı vardır. Sözüyle alış -veriş art ırılır. Ancak ona
üc re t v erip , s ö zü ile alış -ve riş ini art ırmas ını is temek bozu ktur. Böy le bir
ücret haramdır. Zira bunda hiçbir zahmet çekmemiş t ir. Satıcı ve tellalın,
ancak s atış için konuş tukları zaman ücret almaları helal olur.
Fakat adet olduğu gibi malın onda birini almaları veya çekt ikleri eziyet e
değil de malın kıymetine bakıp ücret almaları haramdır. Demek oluyor ki,
s atıcı ve tellalların bu yolla ald ıkları mallar haramdır. Bu haramdan
kurtulu şun iki yolu vardır.
a- Malın kıymet ine bakmayarak, çekt iği zahmete göre, ne verilirs e almalı,
çene çalmamalı.
b- Önceden ne kadar alacağını belirtmeli. Mes ela bu malı s atars an ş u
kadar is terim demelidir. Böyle olurs a veren de kendi rızas ıyla verir.
Satış tan yüzde is temek doğru olmaz. Zira kaça s atılacağını ne mal s ahibi
bilir ne de kendis i. Onun için bu tür anla şma bozuktur. Zahmetin
karş ılığından fazlas ı verilmemelidir.
2- ücret , menfaat karş ılığı olmalıdır. Es as malla ilgis i olmamalıdır.
Meyves ini almak üzere bağı ve üzümünü kiralamak, s ütünü almak üzeri
ineği yahut taahhüt için ineğin ve s ütün yarıs ını kiralamak bozuktur. Zira
ineğin yiyeceği ot da vereceği süt de bilinmez. Ama çocuğunu emzirmek
üzere kadını kiralamak caizdir. Zira burada gaye çocuktur, süt ona tabidir.
Âlimin her s ayfaya harcayacağı mürekkep ve terzinin ipliği de bunun
gibidir.
3- Mübah ve tes limi mümkün olan işe ücret verilir. İş yapamayacak
derecede zayıf olan birini kiralamak bozuktur. Hayızlı bir kadını camiye
girmek için kiralamak ta bozuktur. Zira bu iş haramdır. Sağlam diş leri
sökmek, s ağlam eli kırmak veya halka için çocuğun kulağını delmek üzere
kirayla ins an tutmak caiz değildir. Zira bu iş ler haramdır. Haram olan iş için
verilen ücret de haramdır.
Bunlar gibi ücret verilmes i haram olan iş leri şöyle s ıralayabiliriz:
a) Dövme yaptırmak,
b) Erkeklere süs lü baş lık dikt irmek,
c) Erkekler için ipekli veya bir kısmı ipekli elbis e dikt irmek,
d) İpte cambazlık için adam tutmak. Cambazlık öğrenmes i için adamı tutmak
haram olduğu gibi, bunu s eyretmek de haramdır. Zira ipte oynayan
hayatıyla oynanmış olur. Seyredenler de ölümüne ortak olurlar. Eğer
ins anlar s eyretmezs e o da oynamaz. Bıçak oyunu ve bunlar gibi diğer
oyunlardan dolayı bir ş ey vermek haramdır.
e) Hokkabazlara, çalg ıcılara, ş arkıcılara ve hicivci ş airlere para vermek
haramdır.
f) Kadıya kadılığından, ş ahide de ş ahit liğinden dolayı ücret vermek
haramdır. Ama kadının ücret defterini yazıp ücret ini almas ı caizdir. Zira
bunu yazmak ona vacip değildir. Ancak baş kalarının defter tutmas ına mani
olmamalıdır. Kıs a sürede yazdığı bir defter için fahiş para almas ı haramdır.
Fakat baş kas ına engel olmadan ve önceden ş art koş ars a, bu kadar para
almazs am kendi elimle yazmam ders e, o zaman caiz olur. Defteri baş kas ı
ya zs a da kad ı imza için para is te s e ve bu imzayı atmam b ana va cip d eğildir
des e haram olur. Zira hak olabilecek şeyde vaciplik olur. Vacip olmazs a
karş ılığı ancak bir avuç buğday gibi kıymets iz bir ş ey olur. Bunun kıymet i
kadı olmas ı s ebebiyledir. Makam s ebebiyle olan hiçbir ş ey için ücret
alınamaz.
Kadı vekiline ücret helaldir. Ancak kadı bozuk olmamalı, vekil de hakkı
s avunmalı, doğru olduğunu bilmeli, verdiği kararın yanlış olmadığına emin
olmalıdır. Vekilin yalan söylememes i, haklıdan tarafmış gibi görünmemes i
ve hakkı gizlemeye çalışmamas ı ş art tır. Hatta elinden geldiğince yanlış ı
yok etmeye uğraşmalı, doğruyu bulunca da susmamalıdır. Ancak söylediği
zaman bir hakkın kaybolmas ına s ebep olacak bir ş eyi inkâr etmes i caizdir.
İki kiş i aras ında aracılık yapanın, her ikis inden de bir ş eyler almas ı doğru
değildir. Zira aracı taraflardan bir ş ey alamaz. Fakat bir kims e için uğraş ır
ve değerli bir iş için aracılık yapars a, o zaman ondan bir ş eyler almas ı
helaldir. Yaln ız haramdan yalan söylememeli, haktan taraf görünüp,
ikis inden birinin hakkını gizlememelidir. Her birine gidip, bu iş bozulabilir
onun için hemen barış t ırayım dememelidir. Gerçekten barışmayacaklarını
büyük bir ihtimalle biliyors a, bu işi yapmamalıdır. Aracı bir tarafı
tutmaktan, haks ızlık etmekten ve gerçeği gizlemekten kaçınmalıdır. O zaman
ücret haram olmaz. Aracı haklı olduğunu bildiği tarafı kendis ine bir pay
koparmak için barış a zorlamamalıdır. Ama hile yapıp haks ızlığa düş eceğini
bilirs e, onu korkutup haks ızlıktan vazgeçirebilir.
Dini kuvvet li olan, ağzından çıkan her sözün hes abını vereceğini
bilmelidir. Niçin söylediğini, doğru konuşup konuşmadığını, gayes inin
doğru olup olmadığını düşünürs e aracılık yapmas ı mümkün olmaz. Vekillik
yapıp karar veremez.
Büyüklerin ve baş kanların yanında bulunan aracılar, bir zahmet çekerlers e,
ücretini alabilirler. Fakat yaptığı işte bir zorluk bulunmalıdır. Övgü ve
makam için olmamalıdır. Yaptığı iş i gayri meş ru olmamalıdır. Haks ıza yardım
etmek veya aylığın s ahibine ulaşmas ı için konuşmak, doğru ş ahit lik
yapmamak veya haram bir iş e karışmakla günahkar olur ve ald ığı ücret t e
haram olur.
4- Kendis ine vacip olan bir iş in yapılmas ı için olmamalıdır. Öyle bir işe
vekilde olunmaz. As kere, s avaşmas ı için ayrıca para vermek caiz değildir.
Kadı ve ş ahid de kendi yerine bakmaları için ücret veremezler. Zira
bunların yerine baş kas ı bakamaz. Has ta olup gidemeyen ve iyileş t iğinde
gitmeye ümidi olmayanlar, kendi yerlerine gönderdikleri kims eye ücret
verebilirler. Kur'an-ı Kerim ve ilim öğretmeleri için belli bir miktar ücret
verilebilir. Farkı kifaye olduğu halde ölü yıkayıcıya, mezar kazıcıya ve ölü
taş ıyıcıya ücret verilebilir. Şafii'ye (Allah ondan razı olsun) göre bunlara
da verilebilir. Zira buna karş ılık zahmet çekiyor, vakt i gözet iyor ve camiye
geliyorlar. Yoks a namaz ve ezana karş ılık ücret almıyor. Ancak kerahet ve
şüpheden kurtulamazlar.
5- Yapılacak iş bilinmelidir. Kiralayan hayvanı görmeli, kiraya veren de ne
kadar yük vuracağını, nas ıl oturacağını ve her gün ne kadar yol
alabileceğini söylemelidir. Eğer mevcut adet ler vars a söylemes e de olur.
Toprağ ı kiralay an d a n e eke ceğini s ö ylemelidir. Zira y ulaf, buğ day dan
daha çok toprağa zarar verir. Eğer genel olarak ne ekileceği biliniyors a
buna lüzum yoktur. Böyle yapılırs a anlaşmazlık ve kırg ınlık çıkmaz.
5) MUDABERE (Sermaye ve emek konularak kurulan ş irket)
Bir tarafın s ermaye, bir tarafın da emek koyarak kurdukları ortaklığ a
mudarebe denir. Mudarebenin üç temeli var:
1- Sermaye: Alt ın veya gümüş gibi nakit para olmalıdır. Diğer madeni
paralar, kumaş ve nakit olmayan ş eyler olmaz. Ağırlığının belli olmas ı ve iş i
çevirene verilmes i gerekir. Sahibi, elde bulundurulmas ını ş art koş amaz.
2- İş yapana verilecek kar belli olmalıdır. Karın yarımı veya üçte biri gibi.
Eğer ş ukadarı bana, geris ini bölü ş elim ders e olmaz.
3- Yapılan iş . İş in t icaret olmas ı gerekir. Bu da s anat değil, alış -veriş t ir.
Fırıncıya fırıncılık yapmas ı için buğday verip, yarı yarıya kar almak caiz
değildir. Yağ yapana tohum vermek te böyledir. Bu çeş it ortaklıkt a
alış -veriş i kısıt layıcı hiçbir ş art caiz değildir. Örneğin; "şu kims eyle
alış -veriş yapıp, şununla yapmayacaks ın" ş eklinde bir ş art koşulamaz.
Sözleşme şöyle yapılır: Veren: "Bu malı, t icaret etmek ve karı ş u oranla
olmak üzere s ana verdim". Alan da: "Kabul et t im." der ve ortaklık böylece
kurulmuş olur.
İş leten alış -veriş te diğerinin vekili olur. İs tediği zaman alış -veriş i
bozabilir. Eğer mal s ahibi bozars a, bütün mal nakit para is e kar yoks a
bölü şülür. Mal para değils e ve kar yoks a, s ahibine verilir. Malı s atmak
iş letene vacip olmaz. İş leten malı s atayım ders e, mal s ahibi menedebilir.
Ancak iş let ici muhakkak karla s atacak kims e is e, o zaman mal s ahibi onu
menedemez. Mal nakit para değils e ve içinde kar bulunurs a, o zaman
iş let icinin s atmas ı vacip olur. Bunu da ancak s ermayeyi teş kil eden nakide
s atmalıdır. Sermaye çıkınca geris ini s atmas ı vacip olmaz. Kalanı bölü şürler.
Malın üzerinden bır yıl geçince, zekat için malın kıymet ini bilmek gerekir.
İş let ici mal s ahibinden izins iz yolculuğa çıkamaz. Çıkars a malın mes 'ulü
olur. İzinli çıkars a yol mas raflarını mal s ahibinin malından alır. Ticaretin
s ağlanmas ı için yapılan mas raflar da maldan s ayılır. Yolculuk için alınan
eşyalar, yolculuk bitiminde bölü şülür. Zira ortakt ırlar.

SuFi
09-03-2009, 09:49
6) SÖZLEŞMELİ ORTAKLAR

Mal ortak olup, tarafların ortaklıkta birbirine tas arruf için izin vermeleriyle
olur. Sonra kar taraflar aras ında ikiye bölünür. Ancak her iki tarafın da malı
eş it miktarda olurs a böyle olur. Malları farklı olurs a, karları da farklı olur.
Bu oranı ş art ile değiş t irmek caiz değildir. Ancak biri kar yapmak is ters e, o
zaman ona kard an dolay ı bir fazlalık ş art ed ilebilir. Bu çeş it ortaklık ta yine
mudarebe olur.
Şu üç ş irket ş ekli bozuktur:
1- Hamal veya s anatkarların, kazançlarının ortak olmas ını ş art koş arak
kurdukları ortaklık. Böyle bir ortaklık bozuktur. Zira herkes in ücret i kendi
çalışmas ına göredir.
2- Ellerinde olanı ortaya koyup, "kar ve zarar ortakt ır" denilerek kurulan
ş irket t ir. Buna mufavede ş irket i denir. Bu da bozuktur.
3- Birinin malını, diğerinin de dükkânını koyup dükkân s ahibinin s özüyle
malın s atılmas ı ve karın bölü şülmes i ş eklinde olan ortaklıkt ır. Bu da
bozuktur.

TİCARETTE İNSAFLI ve ADALETLİ DAVRANMAK

Buraya kadar anlatt ıklarımız, alış -veriş in ş eriata uygun olmas ı için lazım
gelen ş art lardır. Fakat birçok ticaret ş ekli var ki doğru olduklarına fetva
verildiği halde, işi yapan Yüce Allah 'ın lanet ini alır. Bu Müs lümanları
zahmete ve zarara sokan t icaret tir. Bu tür t icaret i ikiye ayırmak lazımdır.
a) Bütün topluma zarar veren t icaret .
b) Şahıs lara zarar veren t icaret .
a)Bütün topluma zarar veren t icaret .
1- İhtikar (Karabors acılık): Karabors acılık lanet lenmiş t ir. Karabors acılık
(ihtikar), yiyecek maddelerini alıp, pahalı s atmak için s aklamakt ır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Pahalılaşmas ı için kırk gün yiyecek maddelerini s aklayan, heps ini s adaka
vers e, iş lediği günaha karş ılılık olamaz."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yiyecek maddelerini s aklayandan Yüce Allah incinir. O da Yüce Allah'ı
s aymamış olur."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yiyecek maddes i s atın alıp, ş ehre götüren ve günlük rayiçle s atan,
s adaka vermiş gibi olur." Bir rivayete göre de: "Bir köle s erbes t bırakmış
gibi olur."
Hz. Ali (R.A.) diyor ki:
"Yiyecek maddelerini kırk gün s aklayanın kalbi kararır."
Hz. Ali (R.A.)'ye bir karabors acının yiyecek s akladığını haber verdiler. "O
yiyecek maddelerini yakın" buyurdu .
Din büyüklerinden biris i vakt iyle Vas ıt ş ehrinden Bas ra'ya s atmak için
yiyecek maddes i göndermiş t i. Vekil oraya vardığında, fiyatı düşük buldu.
Fiyatların yüks elmes i için bir hafta bekledi ve s at tı. Arkas ından durumu bir
mektupla bildirdi. Cevabı ş öyle oldu: "Dinin s elamet i için, bir az karla
yetinirdik. Senin, biraz daha kar edeyim diye dinimizi vermen yakışmaz.
Yaptığın büyük bir cinayet t ir. Buna karş ılık olmak üzere elindeki paranın
heps ini s adaka ver. Yine de yaptığın kötülükten kurtulmuş olamayacağız."
Karabors acılık, ins anlara zarar verdiği için haramdır. Zira ins anları yaş atan
yiyecek maddeleridir. Yiyecek maddelerini her kes e s atmak iyidir. Yaln ız bir
kiş iye s atmak pek iyi değildir. Zira o bir kiş i malı s aklayabilir. Bu, mübah
olan suyu s aklayıp, ins anlar sus ayınca, onlara yüks ek fiyat la s atmağa
benzer. Yiyecek maddelerini bu niyet le alan günaha girer. Köylünün kendi
elinde bulunan kendine ait yiyecek maddelerini is tediği zaman s atmas ında
bir mahzur yoktur. Fakat pahalılans ın diye gecikt irmemes i daha iyidir. Zira
pahalanmas ını beklemek kötü bir ş eydir.
2- Kalpazanlık: Topluma yapılan eziyet lerden biri de t icarette bilerek s ahte
para kullanmakt ır. Kendis ine s ahte para verilen kiş iye haks ızlık yapılmış
olur. O da baş kas ına, baş kas ı da bir baş kas ına verir. Böylece birçok
ins anın eline geçip durur. Heps inin günahı, bilerek kullanmış olan
birincis ine gelir. Onun için,
Büyüklerden biri diyor ki:
"Bir dirhem s ahte para yüz dirhem para çalmaktan daha kötüdür. Zira
hırs ızlığın çald ığı zaman s ahte paranın günahı is e ölümünden son-ra da
devam edebilir. Öldüğü halde günahı devam eden kims eye yazıklar olsun.
Öyle bir günah belki yüz, belki ikiyüz s ene devam eder. Bu süre zarfında
parayı bilerek kullanana mezarda azab edilir."
Sahte alt ın, gümüş veya para hakkında dört ş ey bilmek gerekir:
1- Eline s ahte para geçen, "Bu para s ahtedir" des e bile yine baş kas ına
vermemelidir. Zira ondan da baş kas ına geçebilir. En iyi yol s ahte parayı
yok etmek veya kuyuya atmakt ır.
2- Çarş ı-pazarda olanların s ahte paraları tanımaları vacipt ir. Bu vaciplik,
almamak için değil, alıp yanlış lıkla bir baş kas ına vermemek ve
Müs lümanların hakkını ziyan etmemek içindir. Paraları tanıyan, yanlış lıkla
s ahtes ini alırs a, baş ka Müs lümanları zarara sokmaz. Ama tanımayan
yanlış lıkla ald ığı zaman, baş kalarını zarara sokacağından dinin
emret t iklerini yerine get irmemiş olur. Bir Müs lüman’ ı n karş ılaş abileceği
ş eyler hakkında bilgi edinmes i vaciptir.
3- Sahte parayı alan, onu yok etmek niyet iyle almalıdır. Zira,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
" İş yapan ve alma yolunu kolayla ş t ıranlara Yüce Allah merhamet eder."
Sahte para ancak yok etme düşünces iyle alınabilir. Eğer harcanmas ı
düşünülüyors a, s ahte para olduğu söylens e bile yine alınmamalıdır.
4- Alt ın ve gümüşün s ahtes i, içinde alt ın ve gümüş bulunmayandır.
Böyles i alındığında yok edilmelidir. Ancak içinde az da ols a gümüş ve altın
bulunan s ahte olabilir. Bunu yok etmek vacip değildir. Yaln ız kullanana iki
ş ey vacip olur.
a) Verdiği kims eye nas ıl olduğunu söylemek,
b) İt imad edilen, baş kas ına alt ın veya gümüş diye vermeyeceğine
güvenilen biris ine vermek.
Baş kas ının helal zannederek harcayacağını bilerek vermek, ş arapçıya
üzüm, yol kes iciye s ilah s atmak gibidir. Bu da haramdır. Ticarette emin
olmak zordur. Onun için büyükler: "Emin olan tüccar, çok ibadet edenden
daha üs tündür." demiş lerdir.

b) ŞAHISLARA ZARAR VEREN TİCARET

Bazen t icaret yapılan kims eden baş kas ına zarar dokunmaz. Biris inin
zararına s ebep olan böyle bir muamele haks ızlıkt ır ve haramdır.
Bunun çares i: "Kendine yapılmas ını is tenmeyen bir ş eyi baş kas ına
yapmamakt ır." Kendis inin beğenmediği bir ş eyi, baş ka bir Müs lümana
yapanın imanı tam değildir. Dört ş ekilde baş kas ına haks ızlık yapmanın
önüne geçilebilir:
1- Malını, değerinden daha fazla övmemek. Çünkü hem yalan olur, hem de
aldatmış olur. Bırakın diğerinden fazla övmeyi, malı hiç övmemek en
iyis idir. Zira alıcı onun s özüne bakmayabilir. O zaman da boş yere
konuşmuş olur: Oys a,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yanında bulundurabileceğinden(hes abını verebileceğinden) baş ka söz
söylememek gerekir."
Söylenen her sözün, niçin s öylenmiş t ir diye hes abı sorulacaktır. Boş yere
konuş an, hiçbir özür bulamayacakt ır.
Yalan yere yemin etmek büyük günahlardandır. Ticaret te kat 'iyyen yalan
yere yemin etmemek gerekir. Bırakın yalan yere, t icaret te doğru bile ols a
yemin iyi değildir. Zira Yüce Allah'ın aziz ismi az bir menfaat için
kullanılmış olur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Alış -veriş te vallahi bu böyledir veya değildir diye yemin edenlere; s anat
s ah ip le rind en d e, ya rın ge l vey a öbü r gü n gel deyip s ö zünd e d urmayan lara
yazıklar olsun, korkular olsun."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah kıyamet günü, malına yeminle değer kazandıran kims enin
yüzüne bakmaz."
Yunus bin Ubeyd ipek s atardı ve nas ıl olduğunu söylemezdi. Bir gün alıcı
görsün diye s epet i kald ırd ığında talebes i: "Ya Rabbi, bana cennet elbis es i
ihs an et ." dedi. Yunus bin Ubeyd s epet ini bıraktı ve o ipeği s atmadı.
Talebes inin öyle söylemes iyle malını övdüğünden korktu .
2- Malın hiçbir kusur ve ayıbını alıcıdan gizlememek. Malın ayıp ve
kusurlarını alıcıya söylemek gerekir. Kusurunu gizlemekle hainlik yapmış
doğruluktan ayrılmış ve haks ızlık yapıp emirleri yerine get irmemiş olur.
Kumaş ı iyi tarafından gös teren veya kusuru görülmes in diye karanlık yerde
gös teren veya ayakkabı yahut çizmenin iyi olan kısmını gös teren haks ızlık
ve hainlik yapmış olur.
Peygamberimiz buğday s atan birine uğramış t ı. Elini buğdayın içine
dald ırdığında ıs lak olduğunu gördü. "Bu nedir?" dedi. Adam "ıs lanmış "
dedi. Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Aldatan bizden değildir."
Adamın biri yüz alt ına bir deve s att ı. Devenin ayağı kus urluydu.
Sahabeden Vas ile bin Es ka (R.A.) orada bulunuyordu. Fakat neler
olduğunu bilmiyordu. Devenin kaça s atıld ığını öğrenince alıcının
arkas ından koş tu ve s atın ald ığı hayvanın kusurlu olduğunu söyledi.
Adam da deveyi iade edip yüz alt ınını geri altı. Satıcı: "Niçin s atış ımı
bozdun?" dedi. Vas ile bin Es ka şöyle dedi: "Peygamberden duydum ki: Bir
ş ey s atıp da kusurunu gizleyene ve orada olup da kusurunu bildiği halde
söylemeyene helal olmaz." Ve ilave et t i: "Müs lümanlara iyilik yapmak ve
ş efkatli davranmak için peygamber bizden söz ald ı. Malın ayıbını s aklamak
iyi olmaz."
Ticaret te bu ş ekilde davranmak zordur ve büyük bir nefis mücadeles idir.
Bu iki ş ekilde kolay olur.
Birincis i: Kusurlu malı s atın almamak, alıns a bile müş teriye s öylemeye
niyet etmek. Kendis ine s ağlam diye vermiş ols alar bile, zararı kendi için
kabul etmeli, bir baş kas ına kusurunu söylemeden s atmamalıdır. Hile ile
rızkın artmadığına inanmak gerek. Hat ta hile maldaki bereket ve hayrı
götürür. Hile ile azar azar biriktirilen mal, ans ızın gelen bir felaket le yok
oluverir.
Süte su karış t ırıp s atan biri s ürüsünü dağa götürdü. Aniden bir s el
bas tırıp sürüyü götürdü. Çocuğu ona şöyle s öyledi: "Süte azar azar
karış t ırd ığın s ular s el olup inekleri götürdü."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Hain lik karış an t icaret te b ereket kalma z."
Bereket in anlamı, az malı da ols a onunla rahat yaş amas ı, baş kalarının da
ondan rahat bulmas ı ve o maldan hayırlar gelmes idir. Çok zengin olan
bazılarının malları, hem dünyada hem de ahiret te onun felaket ine s ebep
olur, mutluluk yüzü görmez. O halde çok mal değil, bereket is temek gerekir.
Bereket de güvenilir olmakla s ağlanır. Kendis ine güvenilen bir kims eyle
herkes iş yapmak is ter. Aldatandan da herkes kaçar.
İkincis i de, bu dünyanın kıs a, ahiret in is e sonsuz olduğunu bilmekt ir.
İnsanoğlu ebedi bir hayatı, bu birkaç günlük hayatta altın ve gümüş
kazanmak için, ziyan etmeye nas ıl razı olur? Devamlı olarak bunu düş ünen,
aldatma yoluna s apmaz.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
" İns anlar ahiret i dünyadan üs tün tuttukları sürece Yüce Allah'ın
gazabından "La ilahe illallah"ın himayes indedirler. Dünyayı ahirete üs tün
tuttukları zaman bu kelimeyi kullandıklarında Yüce Allah; bu s özde
yalancıs ınız, der."
Satış ta olduğu gibi diğer mes leklerde de hainlik etmemek farzd ır. Zira bir
eşya üzerine yapılan bir iş lemi gizlemek haramdır. Gizli tutulmaz, şuras ını
şöyle yaptım denirs e haram olmaz. Ahmed bin Hambel'e (R.Aleyh)
"görülmeyecek ş ekilde (gizli) yama yapmak nas ıld ır?" diye sorulduğunda
şöyle dedi: "Satmak içins e doğru değildir. Satmak için değil de, giymek için
olurs a caizdir. Satt ığı eşyada ayıbı görünmes in diye gizli yama yapan
kims e emirleri dinlememiş olur ve ald ığı ücret haramdır."
3- Tart ıda hileye s apmamak.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Verirken az, alırken çok tartanlara korkular olsun."
MUTAFFİFİN SURESİ, Ayet : 1, 2, 3
Büyüklerimiz alırken daha az, verirken daha çok verirler ve ş öyle derlerdi:
"Bu az ş ey, bizimle cehennem aras ında perdedir." Ölçüyü doğru
yapamayacaklarından korkar ve: "Yedi kat gökler ve yerden daha büyük
olan cennet i bir avuç fazlalığa s atanlar ne kadar aptald ırlar. Cennet teki
Tuba ağacını, cehennemdeki Veyl çukuruna bir avuç fazlalıkla değiş tiren
ins andan daha akıls ız kim vardır?" derlerdi.
Peygamberimiz ne zaman bir ş ey s atın als a biraz fazla verir ve şöyle
buyururdu: " İyi tart ve iyi al."
Fudeyl-i İyad oğlunun, biris ine s atacağı altını tartmak için, üzerindeki
kirlerden temizlediğini görünce şöyle dedi: "Oğlum, bu s enin için iki hac ve
iki ömred en dah a ü s tünd ür."
Bizden önceki büyükler şu kims elerin fas ıklardan daha kötü olduklarını
söylemiş lerdir.
a) İki terazis i olup birini alırken, birini de verirken kullanan.
b) Kumaş ı alırken gevş ek, verirken de gere gere bulunduran kims e.
c) Et i gerekenden daha çok kemikli s atan kas ap .
d) Gereğinden fazla olarak hububat ta toprak bulunduran kims e.
Bütün bunları yapmak haramdır. Böyle işlerde ins aflı davranmak bütün
ins anlara vaciptir. Duyduğu zaman canı s ıkılacak bir söz söyleyen, alma ile
s atmayı birbirinden ayırmış olur. Bundan sonra da alış -veriş te kendini
hiçbir Müs lüman kardeş inden önde tutmayacağını söyleyebilir. O zaman da
böyle büyük bir iş kendis ine zor ve ağır gelebilir. Bunun için,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Yolu cehennemden geçmeyen kims e yoktur."
Takvaya yakın olan, çabuk kurtulur.
4- Satış fiyatını gizli tutmamak ve fiyat ta hiç hile yapmamak.
Peygamber pazara gelen malı karş ılayıp, ş ehirdeki piyas a fiyatını gizli
tutmayı ve malları orada almayı yas aklamış t ır. Böyle bir durumda mal s ahibi
s atış ı bozmalıdır. Şehirde mal ucuzken bir yabancının get irdiği malı
"yanıma bırak, ben sonra s atarım" demeyi yas aklamış t ır. Bir malı normalin
üs tünde bir fiyat la alınmas ını da yas aklamış t ır. Zira baş kaları da piyas ayı
öyle s anıp pahalıya mal alabilirler. Mal s ahibi, baş kalarını aldatmak için
malını böyle ald ıklarını anlars a s atış ı bozabilir.
Pazarda malı açık art ırmaya koymak birçok yerde adet t ir. Asıl tüket ici
olmayanlar bu ş ekilde malın pahalılaşmas ına s ebep oluyorlar. Oys a
haramdır. Yine iş in içyüzünü bilmeyenden mal almak caiz değildir. Zira hem
malın pahalanmas ına s ebep olunur, hem de baş kas ına haks ızlık yapılmış
olur.
Bas ra ş ehrinde bulunan tabiinden birine, Sur ş ehrinde bulunan köles i bir
mektup yazd ı: "Bu yıl ş eker azlığı var. Baş kaları bunu öğrenmeden çok
ş eker al" diye. O da çok ş eker ald ı ve zamanı gelince s at t ığında otuzbin
alt ın kazanç elde et ti. Sonra kendi kendine: "Ya Rabbi, Müs lümanlara
haks ızlık yaptım, ş eker azlığını onlardan gizledim. Bu nas ıl caiz olabilir?"
dedi. Otuzbin alt ını alıp bayiin yanına götürdü "Bu s enindir" dedi. Bayi
"Neden?" diye sordu. o da olanları anlat t ı. Bayi: "Sana helal et t im" dedi.
Adam eve dönünce geceleyin düş ündü ve kendi kendine: "Belki bayi
utandığı için bana öyle söyledi. Ben ona haks ızlık ett im" dedi. Ertes i gün
adama gidip otuzbin altını alıncaya kadar ıs rar et t i.
Müş teriye doğru söylemek, as la hile yapmamak gerekir. Malında bir
kusuru olan s öylemelidir. Yüks ek fiatla mal alan biris i, yardım olsun diye
akrabas ına veya yakınına daha ucuz s atars a, söylemelidir.
Bu konuları anlatmak uzun sürer. Pazarda bulunanların birçoğu
bilmedikleri için alış -veriş te hainlik yaparlar. Biz bir ölçü vereceğiz. Bu
ölçü ye d evamlı uy ulduğ u takdirde az h ata yapmaları umu lu r. Ölçü ş ud ur:
Kendine yapılmas ını is temedin bir ş eyi baş kalarına yapma.

SuFi
09-03-2009, 09:58
4. KONU: HELAL, HARÂM ve ŞÜPHELİ ŞEYLER

HELAL, HARÂM ve ŞÜPHELİ ŞEYLER

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Helâl kazancı aramak, her Müs lümana farzd ır."
Helâl kazanç s ağlayabilmek için helâlı bilmek gerekir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Helâl ve haram bellidir. Güç olan ikis i aras ında bulunan şüpheliyi
bilmekt ir. Şüphelilerin çevres inde dolaş an harama düş er."
Bu konuyu ihya kitabımızda uzun uzadıya anlat t ık. Bu kitabımızda herkes in
anlayabilecek kadarını iş leyeceğiz.

HELÂL KAZANCIN ÜSTÜNLÜĞÜ ve SEVABI

Yüce Allah buyuruyor ki:
"Ey Peygamberler! Temiz ve helâl olan ş eylerden yiyin. Güzel iş ve
hareket lerde bulunun."
MÜ'MİNÛN SURESİ, Ayet : 51
Bunun için peygamberimiz: "Helâl kazanmak, her Müs lümana farzdır."
buyurmuş tur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kırk gün hiç haram karış t ırmadan helâl yiyenin kalbini Yüce Allah nur ile
doldurur. Kalbinden diline hikmet nehirleri akıt ır." Bir rivayete göre de:
"Dünya s evgis i kalbinden çıkar." denilmiş t ir.
Sa'd İbni Vakkak: "Ya Res ulallah, Yüce Allah'ın dualarımı kabul etmes i
için, dua buyur." dedi. Peygamberimiz ş öyle buyurdu: "Duanın kabul
olmas ı için helâl yiyin"
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Saçı-s akalı tozlu, yüzü kirli, kıyafeti periş an, oradan oraya kovulduğu ve
yediği giydiği haram olduğu halde elini kald ırıp Allah'a dua eden bir çok
kims e vardır ki duaları kabul olunmaz."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Beytül makdes üzerinde bulunan Yüce Allah'ın bir meleği şöyle çağırır:
Yüce Allah haram yiyenden razı olmaz. Onun farz ve sünnetlerini kabul
etmez."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"On gümüş e elbis e alan bir kims enin bir gümüşü haram ols a, o elbis e
üzerinde bulunduğu sürece, namazı kabul olmaz."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Haram ile bes lenen vücudun ateş te yanmas ı daha iyidir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Malının helal mi haram mı olduğunu düş ünmeyenler, cehenneme nereden
atılırlars a atıls ınlar, Yüce Allah onlara acımaz."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"ibadet on kıs ımdır. Bunun dokuz kısmı helal kazancı aramakt ır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Helal kazanç s ağlamak için yorulup evine dönen kims e, günahs ız olarak
yatar ve Yüce Allah 'ın s evgili kulu olarak uyanır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah şöyle buyuruyor: Haramdan kaçınanları sorguya çekmekten
utanırım."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir dirhem faiz, Müs lümanla yapılan otuz zinadan daha ağırd ır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Haram maldan verilen s adaka kabul olunmaz. Saklanan haram mal,
cehenneme gidinceye kadar s ahibine yolluk olur."
Hz. Ebu Bekir (R.A.) hizmetçis inin g et ird iğ i s ütü içt ikten s o nra h aram
olduğunu öğrendi. Parmağını boğazına sokarak geri çıkardı. O kadar büyük
zahmet lere kat landı ki, ölecek s andılar. Sonra şöyle yalvard ı: "Ya Rabbi,
elimden geleni yaptım. Damarlarımda kalandan s ana s ığınırım." Hz. Ömer de
(R.A.) beytülmale ait zekat develerinin s ütünden yanlış lıkla verilip
içt iğinde böyle yapmış t ı.
Abdullah İbni Ömer (R.A.) diyor ki:
"Kanbur oluncaya kadar namaz kıls anız ve kıl gibi ince oluncaya kadar
oruç tuts anız haramdan kaçınmadıkça hiçbiris i kabul olunmaz."
Süfyani Sevri (R.A.) diyor ki:
"Haram ile s adaka veren veya hayır yaptıran, kirli bir elbis eyi idrarla
yıkayan kims eye benzer. Daha çok pis lenir."
Yahya İbni Muaz-ı Razı (R.A.) diyor ki:
"Yüce Allah'a itaat etmek, bir hazineye benzer. Bu hazinenin anahtarı dua,
anahtarın diş leri is e helal lokmadır,"
Sehi İbni Abdullah-i Tüs teri (R.A.) diyor ki:
" İmanın hakikat ine kavuşmak için dört ş ey lazımdır.
a) Bütün farzları adabıyle yapmak,
b) Helal yemek,
c) Görünen ve görünmeyen her türlü haramdan kaçınmak,
d) Yukarıdaki üç ş eyde ölünceye kadar s abretmek."
Büyüklerden biri diyor ki:
"Kırk gün şüpheli lokma yiyenin kalbi kararıp pas lanır."
Sehi İbni Abdullah-i Tüs teri (R.A.) diyor ki:
"Haram yiyenin yedi organı is tes e de is temes e de günah işler. Helal
yiyenins e bütün vücudu ibadet eder. Hayırla meşgul olmas ı daha rahat ve
tat lı gelir."
Helal kazancın önemini belirten daha birçok hadis ve büyük sözleri vardır.
Onun için dindar kims eler haramdan çok s akınmış lard ır. Bunlardan biri olan
Veheb İbni Verd, nereden geldiğini bilmediği bir ş eyi yemezdi. Bir gün
annes i ona bir bardak s üt verdi. Sütü nereden hangi parayla ve kimden
ald ığını sordu. bunları anlayınca hayvanın nerede otlamış olduğunu sordu.
Müs lümanların hakkı bulunan bir yerde otlamış olduğunu öğrendi, s ütü
içmedi. Annes i, oğlu, Yüce Allah s ana merhamet eder, iç dedi. Annes ine
O'na karş ı günah iş leyerek rahmet ine kavuşmak is temem, dedi ve içmedi,
Biş ri Hafiye (Allah s ırrını takdis ets in) s ordular:
"Nereden geçiniyorsun, ne yiyors un?" Şöyle dedi: "Herkes in yediği
yerden. Fakat yiyip gülenle, yiyip ağlayan aras ında çok fark vardır."
Biş r-i Hafi diyor ki:
"Az ve arzulu ve küçük lokmalı olmaktan daha iyis i yoktur."

HELAL ve HARAMIN DERECELERİ

Helal ve haramın çeş itli dereceleri vard ır. Bazı ş eyler helaldir ama bazı
ş eyler helal olduğu gibi üs telik bir de güzeldir. Haram da böyledir. Bazı
ş eyler çok kötü bazıs ı da az kötüdür. Nitekim has talığın da dereceleri
vard ır. Ateş has talık verir ama çok ateş daha fazla zarar verir. Tatlılıkta da
bal ile ş eker aynı değildir. Haramlar da böyledir, dereceleri vardır.
İns anların kaçınmas ı gereken haram ve şüpheli ş eylerde beş derece vardır.
1- Bütün Müs lümanların kaçınmas ı gereken, ş eriatın haram kıld ığı ş eyler.
Haramdan kaçınmanın en aş ağı derecelis i budur. Bu derecedeki
haramlardan kaçınmayanın adalet i yoktur. Bunlar emirlere karş ı gelmiş ve
yoldan çıkmış (fas ık) olurlar. Bu derecedeki haramın da dereceleri vardır.
Mes ela gönül rızas ı ols a bile biris inin malını bozuk alış -veriş le almak
haramdır. Fakat gönlü olmadığı halde zorla elde etmek de daha haramdır.
Eğer bu malı alınan yet im veya fakir is e çok daha haramdır. Faiz ile s atın
almak heps inden daha çok haramdır. Bunların heps i haramdır. Ama
birbirlerinden farklı haramlard ır. Haramın ş iddet i ne kadar fazla is e, cezas ı
da o kadar çok af ihtimali o kadar az olur. Mes ela ş eker has tas ına bal
zararlıdır, ama ş eker daha çok zararlıdır.
Fıkıh okuyanlar helal ve haramların neler olduğunu bilirler. Bütün helal ve
haramları öğrenmek herkes e vacip değildir. Örneğin ganimet ve cizye
paras ıyla ilgis i oymayanların, bu husus la ilgili bilgileri öğrenmelerine ne
gerek vardır. Fakat herkes uğraş t ığı işiyle ilgili helal ve haramları
öğrenmes i gerekir. Örneğin alış -veriş le uğraş an, alış -veriş le ilgili bilgileri
bilmelidir. İş çi olan da ücret ve kiraya ait bilgileri bilmelidir. Her s anatın
ilmini öğrenmek, o s anattakilere gereklidir.
2-Salihlerin(iyi iş ve hareket lerde bulunanların)dereces idir ki haram
olmayan, fakat şüpheli olan ş eylerden kaçınmakt ır. Şüpheliler üç kıs ımdır.
Bir kısmından kaçınmak vaciptir. Bir kısmından müs tehaptır. Vacip olandan
kaçınmak birinci derece, müs tehap olanından kaçınmak is e ikinci derecedir.
Üçüncüsü is e gereks iz kuruntudur. Örneğin, belki birinin malıdır diye av
et i yememek kuruntudur. Şüpheyi gös terecek bir belirti olmadıkça
kuruntuya düşmenin hiçbir faydas ı yoktur.
3- Allah'tan korkanların dereces idir; helal olduğu halde ş üpheli harama
s ebep olabilecek ş eylerden kaçınmakt ır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Tehlikeli olan ş eyin korkusundan dolayı, tehlikes iz ş eyden s akınmadıkça
muttaki olunmaz."
Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
"Bizler harama düş eriz korkusuyla, helallerinden onda dokuzundan
kaçındık."
Bunun için yüz dirhem alacağı olan bir kims e, ağır gelir korkus uyla heps ini
almaz, doks an dokuz dirhem alırdı.
Ali İbni Mabed diyor ki:
"Bir evde kiracıydım. Birgün biris ine mektup yazmış t ım. Mektubu duvarın
tozu ile kurutmayı düş ündüm. Sonra bu duvarın benim olmadığı aklıma
geldi; kurutmamalıyım dedim. Ard ından da bu kadarcık ş eyin zararı olmaz
diyerek duvardan toprak alıp mürekkebi kuruttum. O gece biris i rüyada
bana şöyle diyordu: Duvar toprağının zararı olmaz diyenler, yarın
kıyamet te zararı olup olmadığını anlarlar."
Bu derece s ahipleri, küçük ş ey büyüğüne yol açar diye en ufak bir ş eyden
kaçınırlar. Veya küçük ş eylere dikkat etmezlers e, ahiret te muttakilerin
dereces ine ulaş amamaktan korkarlar. Bunun için Hz. Has an (R.A.) çocuk
iken ağzına zekat olan hurmadan bir tane at t ığında, peygamberimiz
(S.A.S.): "Pis t ir, onu at" buyurdu.
Halife Ömer İbni Abdülaziz'in (R.A.) yanına ganimet eşyas ından mis k
getirdiklerinde burnunu t ıkadı ve şöyle dedi: "Bunun faydas ı kokusudur.
Bu da Müs lümanların hakkıdır." Büyüklerden biri bir has tanın baş ında
bekliyordu. Has ta ölünce kandili s öndürdü ve şöyle dedi: "Kandilin yağı
ş imdi miras çıların hakkı oldu."
Hz.Ömer(R.A.) ganimet malından bir parça mis ki evine bırakmış tı. Bir gün
evine geldiğinde hanımının başörtüsünün mis k koktuğunu gördü ve
s ebebini sordu. Hanım: "Mis ki yerine koydum. Elim koktu, başörtüme
sürdüm." dedi. Ömer (R.A.) başörtüyü alıp iyice yıkadı. Koku kalmayınca
geri verdi. As lında başörtüs üne bulaş an bu kokunun bir zararı yoktu.
Fakat Ömer (R.A.) bunun adet olmas ını önlemek ve haram korkusu ile
haramı terk ederek, muttakilerin s evabına kavuşmak is tedi.
Ahmed İbni Hambel'e sordular: "Sultanın malından buhur yanan camide
durulabilir mi?" Şu cevabı verdi: "Bu, harama yakın bir ş eydir. Kokusunu
almamak için dış arı çıkılmalıdır. Kendis inin ald ığı ve elbis es ine s inen
kokunun zararı yetiş ir." Baş ka biris i sordu: "Hadis -i ş erif yazılı bir kağıdı
bulan kims e, s ahibine sormadan, kopyas ını alabilir mi?" "Hayır" dedi.
Hz. Ömer (R.A.) çok s evdiği bir hanımı vardı. Halife olunca, herhangi bir
konuda ilt imas etmes ini is ter de onu kırmaz korkus uyla boş adı.
Dünya niyet iyle bir mübahı terketmek, ahiret için bir s evap kazandırmaz.
Dünyalık işlerle uğraşmak ins anı baş ka ş eylere sürükler. Helalden bile çok
yiyen muttakilerin dereces ine ulaş amaz. Zira helalden de ols a çok yemek,
ş ehvet i kamçılar. Bunun sonucunda da caiz olmayan ş eyler yapılabilir; kız
ve kadınlara bakma tehlikes i doğabilir. Dünya keyfine dalanın malına,
s ervet ine, bağ ve apartmanına imrenerek bakmak ta dünya h ırs ını hareket e
geçirir. Onlar gibi olmak is tenir ve haram toplamağa baş lanır. Bunun içindir
ki:
Sev gili Peyg amberimiz buy uruyo r ki:
"Dünya s evgis i, bütün günahların baş ıdır."
Yani mübah olan ş eylere bile düş künlük, kalbi dünyaya çeker. Bu da
günah işlemeye s ebebiyet verir, Yüce Allah'ı unutmaya baş lanır. Bütün
günahların kaynağı is e kalbin Yüce Allah'ı düş ünmemes idir.
Süfyani Sevri çok süs lü bir evin kapıs ından geçerken, yanında bulunan
arkadaş ı eve bakt ı. Ona bakma dedi. Eğer ona bakılmas aydı s ahipleri de bu
kadar mas raf etmezlerdi. Bu is rafın günahına, bakan da ortak olur.
Ahmed İbni Hambel'e: "Caminin veya evin duvarlarını sıvamamakt a
s akınca var mıdır?" diye sordular. Şu cevabı verdi: "Toz çıkmamas ı için
yerin sıvanmas ında bir s akınca yoktur. Ama duvarları s ıvamak iyi değildir.
Zira süs e kaçar."
Din büyüklerimiz demiş ler ki:
"Dar ve ince elbis e giyenin, dini de dar ve ince olur."
Sonuç olarak üçüncü dereceyi şöyle özet leyebiliriz: Harama düşmek
korkusuyla helalden bile el çekilmelidir.
4- Sıddıkların (dosdoğruların) dereces idir. Dosdoğrular, harama s ebep
olmak korkusu bulunmadığı durumlarda da, helalden s akınırlar. Zira bu
helalı meydana getiren s ebeplerden birine haramın karışmış olmas ından
korkarlar.
Bis r-i Hafi sultanların yaptırdığı çeşmelerden su içmezdi. Bazıları hacca
giderken, sultanların yaptırdığı kanallarla sulanan bağların üzümünden
yemezlerdi. Ahmed ibni Hambel camide terzilik yapmayı veya kazanç
s ağlamayı s evmezdi. Karanlık bir hücrede oturan biris inin hizmetçis i,
sultanın evinden get irdiği kandili yakt ığında, ev s ahibi kandili yere vurup
kırdı. Gece yolda yürürken birinin nalının kayış ı kopmuş tu. O s arıda sultan
geçt iği için etraf aydınlandığı halde, sultanın ış ığında nalınını bağlamadı.
Bir kadın da ipliğini eğiriyordu. Sultanın ış ığında iplik eğirmemek için,
sultan geçinceye kadar durdu.
Zinnuni Mıs riyi (R.Aleyh) haps etmiş lerdi. Günlerce aç kald ı Müridlerinden
bir kadın eğirdiği iplik paras ı ile hazırlamış olduğu yemeği ona götürdü.
Yemedi. Kadın gücenerek: "Helal para ile hazırladığımı biliyorsunuz. Niçin
yemiyors unuz?" dedi. Zinnun ş u cevabı verdi: "Evet yemek helaldi. Fakat
zâlimin tabağı içinde get irdiler." Gerçekten yemek zindancıların tabağında
getirilmiş t i. Bir zâlimin eliyle kendis ine verildiği için yemekten kaçınmış t ı.
Zira bu kuvvet haramdan gelmiş olabilirdi.
Dosdoğruların dereces i en yüks ek derecedir. Ancak bu derecede gerçek
yerini bulamayanlar kuş kuya düş er, fas ıkların elinden bir ş ey yemezler.
Oys a iş böyle değildir. Fas ıktan değil zâlimden kaçınmak gerekir. Zira zâlim
haram yer ve güçlülüğü haramla olur. Fakat zina yapanın kazancı olabilir.
Zira kazancını zinadan s ağlamıyor ki. O halde böyle birinden gelecek
yard ım haram olmaz.
Sırrı Sakati (R.A.) diyor ki:
"Birgün çölde bir ot buldum. Kendi kendime madem ki helal arıyorum,
bu ndan d aha he lal bir ş ey olamaz ded im ve y emek is ted im. Bir s es ban a:
"Seni buraya get iren kuvvet nereden geldi." diyordu. Bunun üzerine
pişman oldum ve yemekten vazgeçt im."
Onlar iht iyat lı hareket ederken çok ince düş ünürlerdi. Bugün is e ihtiyat
deyince akla çamaş ırı temiz yıkamak ve temizliği kes in olarak bilinen suyu
aramak geliyor. Oys a Sıddıklar bu husus ta çok rahat davranır, yalın ayak
dolaş ır, buldukları her sudan abdes t alırlard ı. Temizlik hususunda kuş kuluk
dereces inde dikkat kes ilmek, gös teriş e kaçar. Zira bu baş kalarının göreceği
bir şeydir. Bunda nefs in rolü büyüktür. Şeytan hile ile Müs lümanları böyle
ş eylerle uğraş tırır. Sıddıkların korunmas ı kalb temizliğidir. Kalb is e Yüce
Allah 'ı görme O'nu anma yeridir ve diğerlerinden zordur.
5- Yüce Allah'a yakın olanların ve kendini O'na adayanların dereces idir.
Bu derecede olanlar Yüce Allah için olmayan her türlü hareketten,
yemekten içmekten, uyumaktan ve konuşmaktan s akınırlar. Bunları yapmayı
kendilerine haram bilirler. Bu ins anların arzuları bir s ıfat ları bir olmuş tur.
En yüks ek derecelileri is e Muvahhidler (kendini tek Allah'a adayanlar)dir.
Yahya bin Muaz (R.A.) ilaç içmiş t i. Ailes i odada biraz dolaş dedi. Yahya
şu cevabı verdi: "Gezmek için bir s ebep göremiyorum. Otuz yıld ır Allah
rızas ı için olmayan bir hareket te bulunmamaya çalış ıyorum." Bunlar din
için niyet etmedikçe bir hareket te bulunmazlar. Yemeği bile ibadet te gerekli
olan akıl ve kuvvet i bulabilmek niyetiyle yerler. Ett ikleri her söz Allah
içindir. Baş ka niyet le hareket etmeyi haram bilirler.
Haramdan kaçınmanın dereceleri bunlardır. Bunları okudukça veya baş ka
bir yerden duydukça kendi zavallılığımızı düşünmeliyiz. Büyük bir
çoğunlumuz haramdan korunmanın en düşük dereces inden bile uzağız.
Yüce Allah 'ın sıfat larından, meleklerden, göklerden kıyametin nas ıl
kopacağından s öz açılınca durmadan konuşur, sorarız. Ama helale, harama
yani ş eriatın emirlerine sıra gelince sus ar, aklımızın ermediği ş eylerden
bahs ederiz.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
" İns anların en kötüsü, bol nimetler, çeş it li yemekler ve renkli elbis eler
içinde boş oturup baş kalarını eğlendiren gereks iz sözlerle vakit
geçirenlerdir."

SuFi
09-03-2009, 10:00
HELÂL VE HARAMI BİRBİRİNDEN AYIRMAK

Bazı ins anlar bütün dünya malını haram s anır bazıları da dünyada-ki
ş eylerin çoğu haramdır der. Bu husus ta ins anlar üç kısma ayrılır. Bir kısmı
haramdan kaçınma konusunda aş ırıya kaçıp yaln ız meyve, balık ve av et i
gibi şüphe taş ımayan ş eyleri yerler. Bir kısmı tembel tembel oturup
ş ehvet lerine es ir olarak hiçbir ş ey ayırmaz, bulduklarını yerler. Bir kısmı da
her ş eyi yemez, lüzumu kadar yer. Bu üç yol da yanlış t ır. Zira,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Dünya malının çoğunu haram zanneden yanılıyor. Zira çok haram vars a
da , helallerden daha fazladır."
İns anlara: "Muhakkak helal olan, Yüce Allah 'ın bildirdiği ş eyleri yiyiniz."
diye emrolunmamış t ır. Bunu kims e yapamaz. Belki "helal olduğunu
bildiğiniz, haram olduğu belli olmayan ş eyleri yiyiniz" denilmiş t ir. Bunu
herkes yapabilir. Peygamberimiz bir müş rikin tes t is inden, Hz. Ömer (R.A.)
de hıris t iyan bir kadının kabından abdes t almış lardır. Eğer şüpheleri
ols aydı böyle yapmazlard ı. Necis olan ş eyleri yemek helal değildir.
Kâfirlerin elleri is e çoğunlukla necis t ir. Zira alkollü ve pis olurlar. Fakat
pis liği görülmediği sürece Müs lümanlar temiz s ayıp, ellerindekini yerlerdi.
Ashabı Kiram git tikleri her ş ehirde gerekt iği zaman yiyecek s atın alır,
alış -veriş yaparlardı. Halbuki o zaman da hırs ızlık yapan, faizle para veren
ve alkol s atanlar vardı. Fakat Ashab, bunlar var diye dünyadan el-etek
çekmemiş , zaruret miktariyle yet inmiş lerdir. Bu husus ta ins anlar alt ı kısma
ayrılır:
1- Yabancılar. Yabancının iyi veya kötü olduğu bilinmez. Onun için
yabancı bir ş ehre gidince herkes le alış -veriş yapmak caizdir. Orada herkes
elinde bulundurduğu malın s ahibi olduğu kabul edilmelidir. Haram
olduğunu gös teren bir belirt i olmadıkça iyi biris ini aramak haramdan
s akınmak olur, ama vacip değildir.
2- Doğru bilinen kims eler. Doğru olduğu bilinen kims elerin malını s atın
alıp yemek caizdir. Yememek haramdan s akınma s ayılmaz. Hat ta ves ves e
(kuş ku) olur. Eğer yenmediği için incinirs e günah olur. Doğru olduğu
bilinen kims eler hakkında kötü düşünmek zaten günahtır.
3- Zâlim olduğu bilinen kims eler. Sultanın adamlarından veya malının tümü
veya çoğu haram olduğu bilinen kims elerden kaçmak vaciptir. Yaln ız helal
olduğu bilinen veya helal olduğuna dair belirt i bulunan kims elerin malını
s atın almak caizdir.
4- Malının çoğu helal olmakla beraber, içine haram da karışmış olduğu
bilinen kims eler. Mes ela bir köylü sultana hizmet etmiş veya adamları ile
muamelede bulunmuş s a, yahut tüccar sultanın adamlarıyla muamele
etmiş s e, mallarına haram karışmış demekt ir. Bunlarla alış -veriş etmek caiz
is e de, etmemek daha iyidir.
Bas ra'da bulunan vekili, Abdullah İbni Mübarek'e sultanın adamlarıyla
muamele den kims elerle alış -veriş yaptığını yazdı. İbni Mübarek şu cevabı
gönderdi: Bu kims eler eğer sultanın adamlarından baş ka kims eyle muamele
etmiyorlars a onlarla alış -veriş i kes in. Baş kalarıyla da muamele ediyorlars a
alış -veriş yapın.
5- Zâlim olduğu bilinmeyen, mallarının da helal veya haram olduğunu belli
olmayan, fakat zâlimlerin izini taş ıyan, onların belirt ilerini kendis inde
bulunduran kims eler. Böyle kims elerin elinde bulunan malın helal olduğu
bilinmedikçe, kendileriyle alış -veriş yapılmaz.
6- Zâlim olmayan fakat din d ış ı hareket lerde bulunan (ipek elbis e giyen,
alt ın süs eşyas ı kullanan, içki içen, yabancı kadınlara bakan) kims eler.
Böyle kims elerle alış -veriş yapmaktan kaçınmak gerekmez. Zira bu işleri
mallarını haram yapmaz. Yeter ki haramı mallarına sokmas ınlar. Her ne kadar
" g ünah tan kaç ınmay an, haram maldan d a kaçınmaz" ş eklinde bir s öz vars a
da, yine öyle kims elerin malına haram denilemez. Zaten kims e günahs ız
değildir. Hat ta günah iş ledikleri halde, kul hakkından korkan birçok ins an
vard ır.
Helal ile haramı ayırdetmek için bu kurallara dikkat etmek gerekir. Bu
kurallara uyduğu halde haram yiyen kims e, haram olduğunu bilmediği için
günaha girmez. Nitekim pis likle kılınan namaz kabul olmadığı halde,
pis likten habers iz olunurs a namaz kabul olunur. Namazdan sonra pis liğin
farkına varıls a bile, kaza gerekmez denilmiş t ir. Peygamberimiz (S.A.S.)
namaz içinde nalınını çıkardı: "Cebrail (A.S.) nalının kirli olduğunu haber
verdi" dedi ve sonra namazını kaza etmedi.
Yukarıda s aydığımız kims elerle mal almaktan kaçınmak, gerekli değils e de
dinen kaçınmak daha iyidir. Böyle yerlerde, mal s ahibinden malı nereden
ald ığını s ormak caizdir. Fakat eğer incineceks e s ormak haram olur. Zira
haramdan s akınmak ihtiyat , bir Müs lümanı incitmek is e haramdır. O halde
incitmeden s ormak gerekir. İkram edilirs e bir bahane ile yenmemelidir.
Ancak çares iz kalınırs a incitmemek için yemek gerekir. Mal s ahibinin
duyma ihtimali bulunmas ı halinde, baş kas ına sormak ta haramdır. Zira
teces süs , gıybet ve kötü zan olur ki, bunların heps i de haramdır.
İhtiyat lılık için helal olmazlar.
Peygamber (S.A.S.) efendimiz mis afirlikte ne ikram edilirs e kabul ederdi.
"Nereden ald ın?" diye sormazdı. Yaln ız şüpheli olduğu açıkça belli is e o
zaman sorard ı. Mes ela Medine'ye yeni geldiği s ıralarda kendis ine get irilen
ş eylerin hediye mi, yoks a s adaka mı olduğunu sorardı. Çünkü o zaman
şüpheliydi. Sorduğunda da kims e incinmezdi.
Bir yerde sultanın malı veya yağma edilmiş hayvanlar s atılıyors a, çoğunun
haram olduğunu bilen kims e, buradan bir ş ey almamalıdır. Ancak,
sorduğunda çoğunun haram olmadığını öğrenirs e alabilir. En azından
sormak haramdan kaçınmak için çok önemlidir.

DEVLET BAŞKANININ VERDİĞİ MALI KABUL ETMEK MAAŞ ALMAK

Devlet baş kanının adamlarının elinde bulunan, Müs lümanlardan alınmış
haraç, müs adere veya rüş vet gibi ş eylerin heps i haramdır. Yaln ız ş u üç ş ey
helaldir:
1- Kâfirlerden alınan ganimet malları.
2- Şeriata uygun olmak ş art iyle zimmilerden alınan cizye.
3- Ölüp te varis i olmayanlardan kalan mallar.
Zamanımızda çok az helal vardır. Mallarının çoğu haraç ve müs adereden
olu ş uyors a, helal olduğu bilinmedikten sonra bir ş ey almamak gerekir. Ama
ganimet , cizye veya miras alınabilir. Devlet baş kanı bir araziyi verimli hale
getirir çalış t ırırs a, ürünü helal olur. Eğer ücrets iz adam çalış t ırmış s a, haram
olmas a bile ş üph eli olur.
Ne kadar çok olurs a olsun sultanın ş ahs i malından maaş almak caizdir.
Miras ve yapılacak işlerin paras ından almak helal değildir. Yaln ız
Müs lümanların işlerini görün müftü, kadı, vakıfta çalış anlar ve doktorlar
alabilirler. İns anlar için faydalı işlerle uğra ş anlar, ilim talebeleri ve
çalış amayan fakirlerin de almaları caizdir. Fakat ilimle uğraş anlara, sultana
ve adamlarına hiç yaltaklanmamak, bozuk iş lerine yard ım etmemek gerekir.
Onları zulümlerinden dolayı övmemeli, hat ta yanlarına gidilmemelidir.
Gidils e bile ş eriat tan ayrılmamalıdır.

DEVLET BAŞKANI ve ADAMLARIYLA GÖRÜŞMEK

Âlim veya âlim olmayanlar, sultan ve adamlarıyla görü şürken üç ş eye
dikkat etmelidirler.
a) Mümkün olduğu kadar yanlarına gitmemek ve onların da kendi yanına
gelmemeleri. En iyi yol budur.
b) Ancak gerekt iği zaman sultana veya adamlarına gitmek. Gerekmedikçe
sultana veya adamlarının yanına gidip s elam vermek çok çirkin bir
hareket t ir. Devlet reis lerinin genellikle zâlim olduklarını belirten:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Devlet reis lerinden uzaklaşmak is teyen kurtulur, yanlarında bulunan
dünyaya düş kün olur ve böylece o da onlardan olur."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Benden s onra zâlim s ultanlar gelecekt ir. Yanlarına gidip haks ızlıklarına
göz yuman ve hareketlerini beğenenler bizden değildir. Kıyamet te benim
havuzumdan su içemezler."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah'ın en büyük düşmanları, devlet reis lerinin yanında bulunan
âlimlerdir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Âlimler Peygamberlerin emanetçis idirler. Devlet reis leriyle oturup
kalkmas ınlar. Eğer devlet reis leriyle s ık s ık görüş ürlers e, emanete ihanet
etmiş olurlar. Onlardan kaçınız ve uzak durunuz,"
Ebu Zer, Seleme'ye (R.A.) şu öğütte bulundu:
"Sultanların yanından uzak ol. Onun dünyalığından s ana bir ş ey gelmez.
Senin dinin is e eks ilir. Cehennemde bir yer vardır. Oraya yaln ız sultanın
yanına giden âlimler gider."
İbni Mesud (R.A.) diyor ki:
"Öyle kims eler vardır ki, devlet reis lerinin yanına dinli girer, dins iz çıkar."
Bu nas ıl olur diye soranlara şu cevabı verdi: "Yüce Allah'ın hoş una
gitmeyen bir ş eyde onların rızalarını ararlar."
Fudayl İbni İyad (R.A.) diyor ki:
"Yüce Allah 'a yemin ederim ki, â lim d evlet reis ine ne kadar yaklaş ıyo rs a, o
kadar Allah'tan uzaklaş ır."
Veheb İbni Menbe (R.A.) diyor ki:
"Devlet reis inin yanına giden âlimlerin Müs lümanlara zararı kumarcılar ve
hilecilerden daha çoktur."
Muhammed İbni Seleme (R.A.) diyor ki:
"Sineğin ins an pis liğine konmas ı, âlimin devlet reis i yanında
bulunmas ından iyidir."

SuFi
09-03-2009, 10:01
ZALİMLERE YAKLAŞMANIN GÜNAHI

Devlet adamının yanına gidenin ya işinde, ya konuşmas ında, ya
susuşunda ya da it ikadında günaha düşme tehlikes i bulunduğu için devlet
adamlarının yanına gitmek yas aklanmış t ır. Şimdi bu günaha girme
konularına teker teker inceleyelim:
İş teki günah: Saraylar çoğunlukla zorla elde edilmiş olur. Böyle olunca
oraya gitmek caiz olmaz. Eğer çölde is eler o zaman da çadırları ve halıları
haram olacağından, girmek ve basmak caiz olmaz. Şayet devlet reis i mübah
olan bir yerde bulunurs a o zaman yanında saygı için baş önce elpençe
durmak, ona hizmet etmek caiz değildir. Zira bir zâlime bunlar yapılmaz.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Zâlim olmas a bile, zengin birine zenginliğinden dolayı alçak gönüllülük
ve saygı gös terenin dininin yarıs ı gider."
Ancak s elam verilebilir. Elini öpmek, yanında iki büklüm olmak, baş ını
önüne eğmek caiz değildir. Yaln ız eğer devlet baş kanı adil, zâlim veya dini
yönden s aygı icap ett iriyors a o zaman yapılabilir. Bazıları çok daha ileri
gitmiş , zâlimlerin s elamını bile, zulümlerini hoş görmek olur diye
almamış lardır.
Konuşmakla iş lenen günah: Zâlime dua etmek "Allah uzun ömürler vers in,
s izi bize bağış las ın" demekle günaha girilmiş olunur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Zâlim birine, Allah s ana uzun ömürler vers in, diyen kims e yeryüzünde
Allah 'ın yas ak et tiği bir ş eyi yapmak is teyenin devamlı bulunmas ını diler."
Zâlime dua etmemek ve övücü sözler söylememek gerekir. Ancak şöyle
dualar yapılabilir: Allah s eni ıs lah ets in. Allah s eni hayırlı işlerde
kullans ın. Allah s eni yoluna uygun olarak uzun süre yaş ats ın.
Hizmet inde veya huzurunda bulunmak is tendiği söylenir. Eğer bu arzu
kalpten gelmiyors a yalan s öylenmiş olunur, bozgunculuğa s ebep olur. Yok
kalpten geliyors a, zâlimlerle beraber olmak is teyen kalpte Müs lümanlık
nuru kalmaz. En doğrusu Yüce Allah'ın yas akladığı bir ş eyi yapanı,
kendine muhalif kabul etmek ve yüzünü görmekten kaçınmaktır. Zâlimin
adalet ve ins af üzere olmas ını dilemek bile, yalan ve bozgunculuktan uzak
değild ir. En a zın dan zâ limi s evindirmek olur. Bu d a caiz değ ildir. Zira bu
hareket ten sonra zâlimin söyleyeceği günah olan bir sözü tasdik
zorunluluğu doğabilir. İş te bu günahtır.
Susmakla işlenen günah: Zâlimin evinde, odas ında ipek örtüler,
duvarlarında res imler, üzerinde ipek elbis e, alt ın süs eş yas ı yanında gümüş
ibrik, dilinde kötü bir söz veya yalan duyan kims enin, bütün bunların
yas ak olduğunu söylemes i vacip olur. Yaln ız yas ak olduklarını
söylemekten korkulurs a mazur s ayılır. Fakat orada gereks iz olarak
bulunmak mazeret s ayılmaz. Zira günah işlenen ve yas aklara uyulmayan
yerde gereks iz yere durmak caiz değildir.
İt ikat ve kalpteki günah: Bu günah ta zâlime yakınlık duymak, onu s evmek
ve onun yanında kendini küçük görmekle işlenir. Yanlarında bulundukça
dünya nimet lerini görür, onlara bağlanır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ey Mekkeliler, ey Allah yolunda göç edenler, dünyayı s evenlere
yakla şmayın. Yüce Allah verdiği rızıkla s ize düşman olur."
İs a (A.S.) buyuruyor ki:
"Dünya malına bakmayın. Dünya malı s ahiplerinin iht işamı, iman zevkini
kalbinizden s iler."
Anlaş ıld ığı gibi zâlimin yanına gitmek için müs aade yoktur. Ancak iki ş ey
için zâlimin yanına gidilebilir:
Birincis i: Gelmes i emredilmes i ve gitmediği takdirde eziyet çekt irmes inden
korkulmas ı, yahut emrindekilere söz geçirememe ve hükmedememe
endiş es inin bulunmas ı.
İkincis i: Kendis ine haks ızlık yapıld ığında hakkını aramak veya bir
Müs lümana faydalı olmak için gitmektir.
Bu durumlarda da yalan söylememek övmemek ve nas ihat ta bulunmamak
ş art t ır. Korkulurs a güzelce nas ihat etmeli, nas ihat kabul etmeyeceği
biliniyors a hiç olmazs a yalan söyleyip övülmemelidir. Biris ine yardım için
giderken süs lenip püs lenen zaruret ten dolayı gitmiyor demektir.
c) Devlet adamının yanına gitmemeli, devlet adamı onun yanına gelmelidir.
Yanına gelen devlet adamının s elamını almak, s aygı gös terip ayağa kalkmak
caizdir. Zira onun gelmes i, ilme olan s aygıs ını gös terir. Bu iyi hareket ine
karş ılık ta s aygıyı hakeder. Fakat böyle bir durumda bile devlet reis inin
kızmayacağı veya emrinde bulunanlar üzerindeki otorites ini yit irmeyeceği
biliniyors a kalkmamak, dünyayı a ş ağılamak bakımından daha iyidir.
Kendis ini görmeye gelen devlet baş kanına üç çeş it nas ihatte bulunmak
gerekir:
1- Bilmeden haram bir ş ey yapmış s a, yaptığının haram olduğunu söylemek.
2- Bildiği halde haks ızlık yapmış , Allah'ın emirlerin e aykırı dav ranmış s a,
kendis ine nas ihat edilir. "Dünya zevki için ebedi olan ahiret elden
çıkarılmaz" denir.
3- Kabul edeceğini biliyors a, ins anların yapamadıkları ş eyleri söylemelidir.
Yanına devlet baş kanı gelen bir kims enin bu üç ş eyi yapmas ı vaciptir. Zira
kabul etme ümidi vardır. Âlim s ert ve kararlı olurs a söylediklerinin
gerçekleşme iht imali daha da artar. Ancak onlardan maddi menfaat
bekleyen âlimlerin susmas ı daha iyidir. Zira gülünç duruma düşmekten
baş ka bir ş eye yaramaz.
Mukatil İn Salih diyor ki:
Hammad İbn Selem'in yanındaydım. Evinin s adece oturduğu odas ında
Kur'an, has ır, pos t ve ibrik vardı. Kapı çalınıp devrin halifes i Muhammed
İbni Süleyman içeri girdi, oturdu ve şöyle dedi: "Seni her gördüğümde
kalbimi korku kaplar. Bunun s ebebi nedir?" İbni Selem, s ebebi şudur dedi:
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
" İlimden gayes i Yüce Allah olan âlimden herkes korkar. Gayes i dünya olan
âlim is e, herkes ten korkar."
Bunun üzerine halife kırkbin dirhem gümüş çıkarıp önüne koydu ve.
"Bunları Allah yolunda harca" dedi. Halife yemin ederek bu paranın
miras la kendis ine kalmış olduğunu söyledi. İbni Selem: İhtiyacım yok dedi.
Halife: "İhtiyacı olanlara dağıt" dedi. İbni Selem şöyle buyurdu: "Adalet le
dağıtabilirim. Ama biris i çıkıp, adalet le dağıtmadı der ve günahkar olur.
Ben bunu is temem." ve parayı almadı.
Gerçek âlimler devlet reis lerine karş ı böyle davranmış lardır. Halife Hiş am
Medine'ye git t iğinde "As hab-ı Kiramdan birini bana çağırın" dedi. "Heps i
öldü" dediler. "Tabiinden biri gels in" dediler. Tavus 'u yanına get irdiler.
Tavus içeri girince nalınını çıkardı ve "Es s elama aleye ya Hiş am.
Nas ıls ın?" dedi. Hiş am bu hareket ine çok kızdı ve onu öldürmek is tedi.
Çevres indekiler: "Buras ı Peygamberin (S.A.S.) haremidir. O da büyük bir
âlimdir, onu öldüremezs in" dediler. Sonra Hiş am Tavus 'a: "Buna nas ıl
ces aret et t in!" diye sordu.
Tavus : "Ne yaptım" dedi. Hiş am daha da kızarak: "Dört s aygıs ızlıkt a
bulundun" dedi.
Birincis i: Nalınını oturduğum örtünün yanında çıkardın. Huzurumda çizme
ve nalınla oturanların yanında bu çirkin bir iş tir. Bugüne kadar halifenin
s arayında adet böyledir.
İkincis i: Bana mü'minlerin emiri demedin.
Üçüncüsü: Bana künyemle değil, ismimle hitap et t in .
Dördüncüsü: elimi öpmedin
Tavus şu cevabı verdi:
"Senin yanında nalınımı çıkardım. Her gün beş defa âlemlerin Rabbi
huzurunda nalınlarımı çıkarıyorum da bana kızmıyor. Müminlerin emiri
demedim. Çünkü bütün ins anlar s enin emirliğinden razı değiller. Onun için
ya lan s öylemiş o lab ileceğimd en korktum. Sana kü nyen le d eğil ismin le hitap
etmeme gelince: Yüce Allah, dos t larını is imleriyle çağırmış t ır: "Ya Davud,
Ya Yahya, Ya İs a" gibi. Düşmanlarına is e künyeleriyle hitap etmiş tir: "Ebu
Leheb'in elleri kurusun" Leheb sures i gibi. Elini öpmedim. Çünkü Hz.
Ali'den (R.A.) şöyle duydum: "Cehennemlik birini görmek is teyen, kendis i
oturduğu halde yanında bulunanları ayakta durduran kims eye baks ın."
Bu cevaplar halifenin hoşuna git t i: "Bana öğüt ver" dedi. Tavus : Hz.
Ali'den (R.A.) ş öyle duydum: "Cehennemde her biri birkaç dağ
büyüklü ğünde y ılanlarla her biri birkaç deve büyüklüğünde akrepler vardır.
Bunlar, emri alt ında bulunanlara adalet li davranmayan devlet reis lerini
beklerler" dedi ve kalkıp git t i.
Medine'ye gelen Halife Süleyman İbni Abdülmelik büyük âlimlerden Ebu
Hazım'a: "Ölümü s eviyorum. Sebebi nedir?" dedi. Ebu Hazım: "Dünyaya
çok değer verip ahiret ini yıkt ığın içindir. Tabii ki mamur olan bir yerden
yıkık bir yere götürülen kims e üzüntülü olur." Halife: "Yüce Allah'ın
huzuruna varınca, ins anların durumu nas ıl olur?" diye sordu. Ebu Hazım
şöyle dedi: " İyi kims eler, t icaret ten efendis inin yanına dönen iyi kims eler
gibi; kötü kims eler de kaçıp yakalanarak efendis ine zorla getirilen köle gibi
olur." Halife: "Keş ke bunlardan hangis ine benzediğimi bils eydim" dedi.
Ebu Hazım şu cevabı verdi: "Şu ayete göre kendini hes aba çek:
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Şüphes iz ki iyiler nimet içinde (Cennet te) kötülerde (Cehennemdedir)."
İNFİTAR SURESİ, Ayet : 13-14
Halife: "Allah, kimlere rahmet eder?" ş eklindeki sorusuna da şu ayet i
okuyarak cevap verdi:
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Şüphes iz Allah 'ın rahmet i iyilik yapanlara çok yakındır."
A'RAF SURESİ, Ayet : 56
Gerçek din âlimleri devlet baş kanlarıyla bu ş ekilde görü şmüş lerdir. Maddi
çıkarlar peş inde koş an âlimler is e onlarla konuş urken dualar eder ve
övgüler sunarlar. Devlet reis lerinin hoş una gidecek sözler söylerler.
Arzularına uygun düşmes i için tevil ve ruhs at ararlar. Verdikleri öğütler
ancak onların hoş lanabileceği ş ekilde olur. Bunun belirtileri de bir
baş kas ının öğütte bulunmas ına kıs kanmalarıdır.
En iyis i ne ş ekilde olurs a olsun zâlimleri görmemekt ir. Onlara karışmamak,
onlarla düşüp kalkanlarla da ilgilenmemek gerekir. Onlarla görüşmekten
kendini alıkoyamayan kims e yaln ız yaş amaya çekilip ins anlardan
kopuncaya kadar görüşmemelidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Âlimler, devlet reis leriyle görüş ünceye kadar, ümmetim Yüce Allah'ın
himayes inde bulunur."
Devlet adamlarının bozukluğu devlet reis inin bozukluğundan, devlet
reis inin bozukluğu da âlimlerin bozukluğundan ileri gelir. Çünkü onları
uy arma z v e d oğru y ola d avet etmezle r.

DEVLET REİSİNDEN MAL KABUL EDİLİR Mİ?

Devlet reis inin, hayırlı işlere harcamas ı için âlime verdiği mal, eğer bir
baş kas ının olduğu bilinirs e, harcanmas ı caiz değildir. Hat ta reddedilip,
s ahibine verilmes i gerekt iğini söylemek lazımdır. Eğer malın s ahibi
bilinmiyors a, bazı âlimlere göre yine reddedilmelidir. Bazı âlimlere göre de
alıp hayra harcanmalıdır. Bizim görüş ümüz de budur. Böylece bu mal
ellerinden çıkıp zulümlerine s ebep olmaz. Hatta fakirlerin rahatına s ebep
olur. Bu mal fakirlere verilirken üç ş arta dikkat etmek gerekir.
1- Malın alınmas ıyla devlet reis i "Benim malım helaldir. Eğer helal
olmas aydı almazdı" diye düşünmelidir. Zira harama helal demenin günah ve
zararı, bu malı dağıtmakla elde edilecek iyilikten daha çoktur.
2- Âlim malı alırken, baş kalarının kendis ini örnek almayacağından emin
olmalı ve malı dağıtacağından da malı verenin haberi olmamalıdır. Bazı
kims eler İmam-ı Şafii'nin halifeden mal ald ığını s enet olarak gös teriyorlar.
Ama dağıt t ığından habers izdirler.
Veheb İbni Menbe ile Tavus (R.Aleyhima) Haccac'ın kardeş inin yanına
gitmiş lerdi. Tasus : Sabahları s oğuk oluyor dedi. Haccac'ın kardeş i emret t i.
Tavus 'un omuzuna bir kaftan koydular. Tavus , kaftan s ırt ından düşünceye
kadar konuşup kımıldamadı. Haccac'ın kardeş i bunu anladı ve kızdı.
Çıkt ıklarında Veheb Tavus 'a "Kaftanı alıp bir fakire vers eydin, onu
kızdırmaktan daha iyiydi" dedi. Tavus şu cevabı verdi: "Bir baş kas ının da
bana uyup onlardan mal almamas ından, benim de onu fakire verdiğimi
bilmeyeceğinden emin olamadım."
3- Âlim, malını alıp dağıt t ığı için, zâlime karş ı kalbinde bir yakınlık
duymamalıdır. Zira zâlimleri s evmek büyük günahlara yol açar. Dinden
gevş emes ine s ebep olur. Onun ölümüne veya azline üzülür. Diğer taraftan
s aygınlığına ve hükümranlığına s evinir. Oys a,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Allahım, hiçbir facire bana iyilik et t irme ki kalbin ona meyletmes in, ona
yakınlık duymayayım."
Peygamberimiz, kendis ine iyilik edene mecburi olarak yakınlık
duyulabileceği için böyle söylemiş t ir.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Haks ızlık yapanlara yakınlık duymayın."
HUD SURESİ, Ayet : 113
Halife Malik İbni Dinar'a on bin dirhem gümüş gönderdi. O da heps ini
dağıtt ı. Muhammed İbni Vas i onu görünce sordu: "Doğru söyle, bu
gümüş lerden dolayı kalbinde ona bir eğilim his s ett in mi?" Malik: "Evet"
diye cevap verdi. İbni Vas i şöyle dedi: "Ben de bundan korkuyordum. En
sonunda o paranın kötülüğü et kis ini s ende gös terdi."
Bas ra'da büyüklerden biri, sultanlardan mal kabul edip dağıtmış t ı. Ona:
"Sultana karş ı kalbinde bir s evgi meydana gelmes inden korkmuyor
musun?" diye sorduklarında şu cevabı verdi: "Biris i elimden tutup beni
cennete götürs e, sonra da günah iş les e ona düşman olurum."
Kendis inde bu kuvvet i bulan kims enin, devlet reis lerinden mal alıp
dağıtmas ında bir beis yoktur. Her ş eyin doğrus unu en iyi bilen Yüce
Allah'tır.

SuFi
09-03-2009, 14:38
5.KONU: SOSYAL İLİŞKİLER

SOSYAL İLİŞKİLER

(İns anlarla görüşmek, arkadaş lık kurmak, akraba, komşu ve fakirlerin
haklarını gözetmek.)
Dünya, Yüce Allah'a giden yol üzerinde bulunan bir mis afirhanedir.
Burada bulunanların heps i yolcudurlar. Yolculuklarının gayes i aynı is e,
heps i bir s ayılırlar. O halde aralarında yard ımlaşma duygusu, s evgi ve
s aygı olmalıdır. Birbirlerinin hakkını gözetmelidirler. Biz ins anlar aras ında
olmas ı gereken bu iliş kileri üç kıs ımda anlatacağız:

1. KISIM: ALLAH İÇİN DOST OLMA ve KARDEŞLİK KURMA

Yüce Allah için birini s evmek ve onunla kardeş lik yapmak dinimizde üs tün
ibadet lerden biridir ve büyük dereces i vardır.
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Yüce Allah bir kulun hayırlı olmas ını dilediği zaman ona yararlı bir dos t
verir. Kul unuttuğu iyi ş eyleri ona hatırladır ve hatırladığı iyi ş eylerde de
ona yardımcı olur."
Pey gamberimiz buy uruy or ki:
"Bir araya gelen iki mü'min, muhakkak dini bakımdan birbirlerine yardım
ederler."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Allah için biris ini kardeş edinene, cennet te hiçbir amele verilmeyen
yüks ek bir derece verilir."
Ebu İdris i Hülani, Muaz İbni Cebel'e (R.A.): "Seni Allah için s eviyorum"
dedi. Muaz şu cevabı verdi: "Sana müjdeler ols un. Zira peygamberimizin
(S.A.S.) ş öyle buyurduğunu duydum: "Kıyamet günü arş ı alanın
çevres inde üzerinde bazı ins anların oturduğu kürsüler kurulur. Heps inin
yüzü ayın ondördüncü geces indeki gibi parlakt ır. Bütün ins anlar endiş e
içinde iken, onlar güvenliktedirler. Herkes korsu içindeyken, onlar
s akindirler. Onlar Yüce Allah 'ın s evgili kullarıdır. Onlar için ne korku ne de
üzüntü vard ır." Et rafındakiler: "Ya Resulallah, bunlar kimlerdir?" diye
sorduklarında şöyle buyurdu: "Allah için birbirini s evenlerdir."
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Yüce Allah yanında, Allah için birbirini s even iki kiş iden hangis i diğerini
daha çok s eviyors a, ondan değerli kul yoktur."
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Yüce Allah şöyle buyuruyor: Benim için birbirini görmeye gidenleri,
benim için birbirini s evenleri ve benim için yardımlaş anları elbette ben de
s everim."
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Kıyamet gününde Yüce Allah şöyle buyurur: Benim için birbirini s evenler
nerededir? İns anların sığınabileceği hiçbir gölgenin bulunmadığı bugün
onları Arş ımın alt ında gölgelendireceğim."
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
" Kims enin s ığınacak bir gölge bulamadığı kıyamet gününde şu yedi s ınıf
kims e Arş ın gölges inde bulunur:
1- Ad ale tli d avran an dev let reis le ri.
2- Genç yaş larda ibadete baş layanlar.
3- Namazını kılıp camiden çıkt ıktan sonra, bir sonraki namaza kadar kalbi
camiye bağlı olanlar.
4- Allah için birbirini s evenler, Allah için bir araya gelenler ve Allah için
ayrılanlar.
5- Tenha bir yerde Yüce Allah'ı anarken gözyaş ları akıtanlar.
6- Zengin ve güzel bir kadının zina teklifini: Ben Allah'tan korkarım,
gelemem, diye reddedenler.
7- Sağ elinin verdiği s adakayı sol eli bilmeyenler."
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Bir din kardeş ini Allah için ziyaret edenin arkas ından bir melek şöyle der:
Yüce Allah 'ın cennet i s ana rahat ve mübarek olsun."
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Biris i bir din kardeş ini görmeye gidiyordu. Yüce Allah yanına bir melek
gönderdi. Melek sordu: "Nereye gidiyorsun?" Adam: "Falan din kardeş imi
görmeğe gidiyorum."
Melek: "Onunla bir iş in mi var?" Adam: "Hayır" Melek: "Akraban mıdır?"
Adam: "Hayır" Melek: "O halde neden gidiyorsun?" diye sordu. adam:
"Allah için gidiyorum, onu Allah için s eviyorum" cevabını verince melek
şöyle dedi: "Yüce Allah beni s ana, s eni s evdiğini müjdelemem için
gönderdi. O din kardeş ini s evdiğin için Yüce Allah s ana cennet i vadet t i."
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
" İmanın en kuvvet li dayanağı, Yüce Allah için s evmek ve yine O'nun için
düşman olmakt ır."
Yüce Allah peygamberlerinden birine gönderdiği vahiyde şöyle
buyuruyor:
"Kendi rahat lığını düşündüğün için zahit liği s eçt in. Zira bununla dünya
ve sıkıntılarından kurtuldun. Bana ibadet etmekle kendi ş erefini kazandın.
Fakat hiç beni s evenleri benim için s evip, bana düşman olanlara benim için
düşmanlık yaptın mı?"
Yüce Allah, İs a (A.S.)'a şöyle buyuruyor:
"Bütün gökteki ve yerdekilerin yaptığı kadar ibadet ets en yine de,
s evdiğini benim için s evmedikçe, düşmanını da benim için düşman
tutmadıkça yaptıklarının faydas ı yoktur."
İs a (A.S.) buyuruyor ki:
"Yüce Allah'a karş ı gelenlere düşmanlık olarak, kendinizi Yüce Allah'a
s evdiriniz, onlardan uzak durmakla, Yüce Allah'a yaklaş ınız. Onlara s ert
davranmakla Yüce Allah'ın rızas ını kazındınız." Orada bulunanlar "kiminle
be raber olalım?" d iy e s ordu kların da ş ö yle buy urdu : "Gördü ğün üz zaman
s ize Yüce Allah'ı hatırlatan, sözleriyle bilginizi art ıran, yaptıklarıyla s ize,
ahiret için çalışma zevk ve heves ini veren kims elerle beraber olunuz."
Yüce Allah Davut (A.S.)'a buyurdu:
"Ey Davut , neden ins anlardan kaçıyor, yaln ız baş ına oturuyorsun?"
Davut: "Ya Rabbi, s enin s evgin ins anları hatırlamayı bana unutturdu,
heps inden kaçar oldum" dedi. Yüce Allah ş öyle buyurdu: "Ey Davut,
uyanık ol ve Müs lümanlar aras ında bulun. Din uğrunda s ana yardımcı
olmayanlardan uzak dur. Zira kalbini karartır ve ş ükür yapmamana s ebep
olurlar."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah'ın yarıs ı kardan yarıs ı da ateş ten olan bir meleği var-d ır. Bu
melek şöyle der: Ya Rabbi, kar ile ateş aras ında bir uyum s ağlayıp, bir
arada bulundurduğun gibi, s ana layık kullarının kalplerine de uyum ve
yakınlık ihs an et ."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah için birbirini s evenlere, cennette yakuttan bir s ütun dikilir.
Bu sütunun üs tünde yetmiş bin köş k vardır. Orada olanlar cennett e
bulunanlara bakar. Yüzlerinin nuru, cennet te bulunanlara güneş in ış ığı gibi
parlak görünür. Cennet tekiler: Gelin bunları s eyredelim, derler.
Bakt ıklarında elbis elerinin yeş il sündüs ten olduğunu, alınlarında da; Allah
için birbirini s evenler yazıs ının bulunduğunu görürler."
İbni Semmak ölüm döş eğinde şöyle diyordu:
"Allahım, günah işlediğim zaman bile, s ana itaat edenleri s evdiğimi
biliyorsun. Bu günahımı o s evgime bağış la."
İmam-ı Mücahid diyor ki:
"Allah için s eviş enler, birbirlerinin yüzüne bakıp gülünce, ikis inin de
gü nah ları ağaçtan y aprak dö küldü ğü gibi dökü lü r."

SuFi
09-03-2009, 14:39
ALLAH İÇİN NASIL SEVİLİR

Okul, yolculuk, aynı mahallelerde oturmak ve buna benzer s ebeplerden
dolayı meydana gelen yakınlık, dos tluk, Allah için s evmek değildir. Aynı
ş ekilde sözünden veya yüzünden hoş lanıld ığı için veya makam ve maddi
yarar gayes iyle birilerini s evmek Allah için değildir. Bunların heps ide Yüce
Allah'a ve ahirete inanmayan kims elerden meydana gelmiş olabilir. Oys a
Allah için olan dos t luk ve s evgi imans ız olmaz. Bu sevginin iki dereces i
vard ır:

1 - Birini din ve Allah için yapabildiği bir ş eyden dolayı s evmek. İlim
öğ ret tiği için hocas ını s evmek gibi. Gaye maddi çıkar için değil de ahiret
için olurs a, bu s evgi Allah için olur. Mevki veya görüşü için s evers e,
Allah için s evmiş olmaz.
Bunlardan baş ka Allah için olan s evgileri şöylece s ıralayabiliriz:

a) Sadaka veren, fakirleri doyurana, fakirleri mis afir edene, ona çeş it li
yemekler yedirene, bu iş leri yaptığından dolayı duyulan s evgi,

b) Kendis ine yiyecek ve giyecek verip fazla ibadet etmes i için yard ımda
bulunana karş ı duyulan s evgi. Zira bundan gayes i daha çok ibadet
edebilmek için zaman bulabilmekt ir. Âlim ve Abidelerin birçoğu bu gaye ile
bazı zenginleri s everlerdi. Böylece her iki tarafta Yüce Allah 'ın s evgili
kullarından olurlard ı.

c) Kendis ini günahtan koruduğu veya kendis ine dua ederek bir çocuk
dünyaya get irdiği için hanımına karş ı duyulan sevgi. Hanıma verilen
nafaka s adaka olur.
Âlim talebes ini iki nedenden dolayı s ever. Biri, hizmet ini yaptığı için,
diğeri de fazla ibadetle meşgul olmas ını s ağladığı için. İbadet için s evildiği
zaman, bu s evgi Allah için olur.

2 - Karş ılığında hiç bir yararı düşünmeden, baş kas ına duyulan s evgidir. Bu
s evgi daha değerlidir. Ne ilim, ne hizmet ve ne de yard ım içindir. Sadece
Allah'a itaat et t iği için, Allah'ı s evdiği için s evilir. Hatta Allah'ın kulu
olduğu ve O'nun tarafından yaratıld ığı için s evilir. Bu, Allah için olanı,
daha değerli s evgilerdendir. Zira Allah'ı çok s evdiği için bu sevgi duyulur.
Nihayet bu s evgi aşk dereces ine yüks elince, aş ıklarda olduğu gibi
s evgilis inin köyünü, mahalles ini, evinin duvarlarını s ever. Hatt a
s evgilis inin arzusunu yerine get irenleri, hizmet inde çalış anları, akraba ve
yakınlarını da s ever. Zira s evgis i, s evgilis iyle iliş kis i olan herkes i, herş eyi
kuş atır.
Aş k ne kadar çok olurs a, s evgilis iyle ilgili olan ş eylere daha çok bağlanır.
Demek ki Allah'ı çok s even veya ona aş ık olan kims e, onun kullarını da
s ever. Zira yaratılmış olan her ş ey, onun s evgilis inin
ku dret ve s anat ının es eridir. Aş ık da s evgilis in in kud ret ve s ana tının
kudret ve s anatının es eridir. Aş ık da s evgilis inin kudret ve s anatının
mahsulünü s ever. Kendis ine taze bir meyva ikram et tiklerinde

peygamberimiz hürmet edip gözüne sürdü ve şöyle buyurdu:
"Allah'a dönecek zaman yakındır."
Allah s evgis i iki türlüdür. Biri dünya ve ahiret nimet leri için; Diğeri de
arada hiçbir vas ıta olmadan yaln ız varlığı için. Bu sonuncu olanı daha
üs tündür. İlerdeki konularda bunu anlatacağız.
Yüce Allah'a duyulan sevgi, iman kuvvet inin dereces ine göre olur. İman ne
kadar kuvvet li olurs a, s evgi o kadar fazla olur. Yüce Allah'a duyulan
kuvvet li s evgi, O'nun sevdiklerine ve beğendiklerine de s irayet eder. Sevgi
faydas ız ols aydı mü'minlerin kalplerinde peygamber, evliya ve âlimlere
karş ı s evgi meydana gelmezdi. O halde âlimleri, s eyyidleri
(peygamberimizin soyundan gelenleri), sofileri, abit leri, zahit leri, bunlara
hizmet edenleri ve dos t larını s even, Allah için s evmiş olur. Ancak s evgi,
s evilen için fedakarlıkta bulunmakla anlaş ılır. Sevgide imanı o kadar
kuvvet li olanlar vardır ki bütün mallarını bir anda vermekten kaçınmazlar:
Ebu Bekir Sıddık (R.A.) gibi. Bazıları mallarının yarıs ını verirler: Hz. Ömer
(R.A.) gibi. Bazıları da daha azını verirler. Az da ols a hiçbir Müs lüman bu
s evgiden yoksun değildir.

SuFi
09-03-2009, 14:40
ALLAH İÇİN NASIL DÜŞMAN OLUNUR?

Allah'a itaat edenleri Allah için s even kims e, zorunlu olarak Kâfirlere,
zâlimlere ve Allah 'ın emrine karş ı gelenlere yine Allah için düşman olur.
Zira birini s even, s evdiğinin dos t larını da s evdiği gibi, düşmanlarına da
düşman olur. Yüce Allah Kâfirleri, zâlimleri, emrine karş ı gelenleri ve
bozguncuları s evmez. Öyle is e Müs lüman’ ı n da bunları s evmemes i
lazımdır. Yaln ız Müs lüman bozguncular için ayrı bir durum vardır. Zira
bunlar Müs lüman oldukları için s evilir, bozguncu oldukları için de
s evilmez. Böylece hem s evilmiş , hem de s evilmemiş olurlar.

SORU: Biris ini hem s evip, hem s evmemek mümkün müdür?

CEVAP: Mümkündür. Bir baba oğlunu s evip, kayırd ığı gibi, dövüp eziyet
de eder. Oğlunu bir bakımdan s ever, ama bazı bakımlardan da s evmeyebilir.
Bu imkâns ız değildir. Bir babanın üç oğula s ahip bulunduğunu ve
birincis inin gayet zeki, akıllı ve babas ının emrinde olduğunu, ikincis inin
aptal ve as i, üçüncüsünün de aptal fakat itaatkar olduğunu düşünelim.
Birincis ine s ever ona iyilikte bulunur. İkincis ini s evmez kötülük eder, kızar
bağırır, üçüncüsünü de bazen iyi davranır, bazen de kötü davranır.
Allah 'ın emirlerine tam olarak uymayan Müs lümanlar için de durum aynıdır.
Allah'a karş ı gelmelerini, kendine yapmış gibi kabul edip ona Allah'a karş ı
gelmes i oranında düşman olmak ve emirlere itaat et t iği kadar da s evmek
gerekir. Allah 'ın emirlerine dinlemediği için ona karş ı olunduğu onunla
konuşurken, görüş ürken ve otururken belli edilmeli, azarlanmalıdır. Allah'ın
emirlerini d in lememekte aş ırıya kaç anlarla o turmamak, uzakla şmak gerekir.
Zâlimleri (haks ızlık yapanlara) daha s ert davranmak icap eder. Ancak
haks ızlığı yaln ız kendis ine karş ı is e affetmek ve ondan gelene kat lanmak
daha iyidir.
Büyüklerin bu husus taki davranış ları değiş iktir. Bazıları Kâfir, zâlim ve
Allah 'ın emirlerini dinlemeyenlere karş ı çok s ert davranmış lardır. Ahmet
İbni Hambel bunlardan biridir. Kelam ilmine dair bir kitap yazıp mutezileyi
reddeden Haris i Muhas ibi'ye kızdı ve şöyle dedi: "Kitabında daha çok
onların şüphelerini yazmış ve sonra kıs aca cevaplarını vermiş s in. Halbuki o
şüpheleri okuyan, ş üpheye düş ebilir."
"Ben kims eden bir ş ey is temem. Yaln ız devlet reis i bir ş ey verirs e alırım."
diyen Yahya İbni Muin'e kızd ı ve konuşmayı kes ti. Yahya gelip
kendis inden özür diledi ve ş aka yapmış olduğunu söyledi. İbn-i Hanbel
şöyle dedi: "Devlet reis inden bir ş ey alıp yemek din ile ilgili bir konudur.
Dinle ilgili olan bir konuda da ş aka yapılmaz."
Bazı din büyükleri de heps ine ş efkat ve merhamet le bakmış lar. Her ş eyin
kaza ve kaderle olduğunu, heps inin Yüce Allah'ın kuvvet ve kudret i alt ında
zavallı birer yaratık olduğunu düş ünmüş lerdir. Bu görüş te değerlidir.
Ancak akıls ızlar ve cahiller bu husus ta çok yanılırlar. İmanı zayıf ve ş eriat a
bağlılığı zayıf olanlar, kendilerini kendini Allah 'ın kaza ve kaderine razı
olduklarını s anırlar. Emir dış ına çıkmalarını kendi ihmallerine değil de kaza
ve kadere bağlarlar. Oys a rıza ve bağlılığın belirt ileri vardır. Dövülen, malı
alınan, hakaret ve alay edilen kims e kızmaz, hatta üs telik yapanlara acırs a,
kazaya rızas ı var demekt ir. Uhud s avaş ında peygamber efendimizin diş i
ş ehit olmuş , yüzünden kanlar akarken o hala vuranlar için: "Allahım,
kavmime doğru yolu gös ter, onlar anlamıyorlar." buyuruyordu .
Kendine yapıld ığı zaman kızıp, Yüce Allah'a yapıld ığı zaman susmak, dinde
gevş eklik ve aptallıkt ır. Bunun kaza ve kaderle ilgis i yoktur. Kazaya rızas ı
kuvvet li olmayanın, dine uymayanlara karş ı düşmanlık duymayanın imanı
zayıf olduğu ve bu zayıflıktan dolayı dine uymayanı s evdiği anlaş ılır.
Nitekim biris inin s evdiğine dil uzatıp hakkında kötü konuşulduğu zaman,
s es çıkarmıyors a onu s evmiyor demekt ir.

SuFi
09-03-2009, 14:42
ALLAH'IN EMİRLERİNİ YERİNE GETİRMEYENLERE KIZMANIN
DRECELERİ

Yüce Allah'a karş ı gelenler çeş it çeş it t ir. Böyle olunca onlara kızıp ş iddet li
davranmakta farklı olur. Bunları teker teker yazâlim:

1. Derece: Kâfirler:
Kâfirlerle düşmanlık yapmak farzdır. Müs lümanlara karş ı s avaş anları
öldürmek ve köle yapmak gerekir.

2. Derece: İs lam devlet i içinde haraç vererek yaş ayan Kâfirler. Bunlarla da
düşmanlık etmek farzdır. Onları aşağılayıp, kendilerine değer vermemek
gerekir. Toplumda ilerleyip önemli mevkilere gelmeleri engellemek icap
ed er. On larla d os t luk yapmak çok çirkin dir. Mekruh, h at ta ha ram bile
olabilir.

Yüce Allah buyuruyor ki:
"Allah'a ve kıyamet gününe inananlar, O'na ve peygamberlerine karş ı
gelenleri s evmezler."
MÜCADELE SURESİ, Ayet : 22

Onlara güvenip, Müs lümanlar aras ında idari makamlara atamak, İs lamiyet i
ciddiye almamak, önems ememek s ayılıp, büyük günahlardandır.

3. Derece: Bid'at (sonradan türeyen) s ahipleri: İns anların onlara
yakla şmalarını engellemek için bid'at s ahiplerine düşman olduğunu açıkt a
söylemek gerekir.

SORU: Bid'at s ahibine s elam verilir mi?

CEVAP: Bid'at s ahibine s elam verilmediği gibi, s elamı da alınmaz. Zira
ins anları bid'ate çağırmak kötülüğü yaymak demekt ir. Ancak cahil olur ve
bid'atı yaymaya çalışmazs a zararı az olur.

4. Derece: İns anlara eziyet , zahmet veren günahkarlar. Haks ızlık veya,
yalan yere ş ahit lik yaparak, taraf tutup hüküm vererek, Müs lümanları
birbirine düşürerek günah işleyenlerden uzak durmak, onlara karş ı s ert
davranmak çok yerinde bir harekett ir. Onlarla s eviş ip dos t olmak çirkin ve
İs lam nazarında is tenmeyen bir iş t ir. Ancak haram değildir.

5. Derece: İçki içmek ve benzeri gibi yaln ız kendini ilgilendiren, baş kalarına
zarar vermeyen günahları işleyen kims eler. Doğru yola get irilme ümidi
vars a böyleleriyle iyi geçinmek, tat lı dille öğütte bulunmak gerekir. Ümit
yoks a uzak durmak daha iyidir. Böylelerinin s elamını alıp, lanet etmemek
gerekir.
Peygamberimiz zamanında biris i birkaç defa ş arap içt iği için had cezas ına
çarptırılınca bir as hab-ı kiram ona lanet et ti ve "Bu kötü iş ne zamana kadar
devam edecek?" dedi. Bunun üzerine peygamberimiz şöyle buyurdu: "Öyle
deme. Şeytanın ona yaptığı düşmanlık yet iş ir, bir de s en ş eytana yardımcı
olma."

SuFi
09-03-2009, 14:44
KİMLERLE ARKADAŞLIK YAPILIR

Herkes le arkadaş lık yapılıp s evilmez. Arkadaş lık yapılacak kims ede şu üç
özellik bulunmalıdır:

1- Akıllı olmalıdır: Akıls ızlıkla arkadaş lık yapmakta hiçbir fayda yoktur. En
sonunda kırg ınlık ve dargınlık çıkar, ins an yaln ız kalır. Zira akıls ız olan,
iyilik yapmak is tediği halde, bilmeden arkadaş ına kötülük yapar. Bunun
için ş öy le bir s öz s öy lenmiş t ir: "Akıls ızdan uzak olmak, Allah 'a yakın
olmakt ır."

SORU: Akıls ız kimdir?

CEVAP: İş lerin gerçek yüzünü bilmeyen, anlatıld ığı zaman da anlamaktan
aciz olan kims edir.

2- İyi ahlaklı olmalıdır: Zira kötü ahlaklı olandan zarar gelir. Kötü huyu
depreş t iğinde arkadaş ının hakkını hiç çekinmeden çiğneyebilir.

3- İyi iş ve hareket lerde bulunanlardan olmalıdır: Zira devamlı günah
iş leyen, Allah'tan korkmuyor demekt ir. Yüce Allah'tan korkmayana da
güvenilmez.

Yüce Allah buyuruyor ki:
"Bizi anmayı kendis ine unutturduğumuz ve heves lerine uyan kims elere
uymayın"
KEHF SURESİ, Ayet : 28
Bilhas s a bid'at (türemiş ) s ahiplerinden uzak durulmalıdır. Zira bid'atını
arkadaş ına da geçirebilir. Zamanımızda çok büyük bid'at lar vard ır. Bazı
kims eler: "Allah'ın kullarına hükmedip, kims eyi günah iş lemekten ve dine
aykırı hareket etmekten alıkoymamak gerekir. Allah 'ın kullarına düşmanlık
gerekmez. Onlara karışmaya da gerek yoktur," diyorlar. Bu sözler dins izlik
olup bid'at ten de kötüdür. Zira bu sözler ins anın yaradılış ına, nefs ine hoş
gelmektedir. Şeytan da bütün gücüyle ona yardımcı olup, bu s özün ona
s evimli görünmes ine ve dinden çıkmas ına çalışmaktadır.

Caferi Sadık (R.A.) diyor ki:

Şu beş kims e ile arkadaş lık yapmayın:
1- Yalancılarla: Onlara karş ı uyanık olmak gerekir. Zira her zaman
aldatabilir.
2- Ahmaklarla: İyilik yapmak is tes e bile, bilmeden kötülük yapar.
3- Cimrilerle: En çok gerekt iği zaman, b ırakıp gider.
4- Korkaklarla: Yard ımına ihtiyacın olduğu zaman, b ırakıp kaçar.
5- Fas ıklarla: Seni bir lokmaya, hat ta daha az bir menfaate s atar.
"Bu nas ıl olur" diye sorduklarında "O'na tamah eder?" dedi.

Cüneydi Bağdadi (R.A.) diyor ki:
" İyi huylu fas ıkla konuşup arkadaş lık etmeyi, kötü huylu okuyucularda
daha çok s everim."
Bütün bu huyların bir ins anda toplanmas ına çok az ihtimal vardır.
Arkada ş lık yap an, n için arkada ş lık yapt ığını b ilmelidir. Gayes i y akınlık
kurup iyi geçinmek olan, iyi ahlaklı biris ini aramalıdır. Gayes i dünya malı
olan, cömert ve ikram etmes ini s even birini; gayes i din olan is e ilim ve
takva s ahibini aramalıdır. Her birinin ş art ları ayrı ayrıdır.
İns anlar üç kısma ayrılır: Bazıları g ıda gibi olup, her zaman lazım olurlar.
Bazıları ilaç gibi olup ara s ıra lazım olurlar. Bazıları da has talık gibi olup
hiç aranmazlar. Ancak ins anlar bu has talığa yakalanabilirler. O zaman
kurtarmak için müdahale etmek gerekir.
Sonuç olarak arkadaş lık yapan kims eden, dini bakımdan ya is t ifade etmeli,
ya da edilmelidir.

SuFi
09-03-2009, 14:50
ARKADAŞLARIN BİRBİRLERİ ÜZERİNDEKİ HAKLARI

Arkadaş lık veya kardeş lik kurulunca, nikah kıyılmas ı gibi bazı haklar
ortaya ç ıkar.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
" İki kardeş birbirini (pis liklerden) y ıkayan iki el gibidir."

Arkadaş lıkta on hak vardır:
1- Mal ve para hus usunda: Bu husus ta üç derece vardır:
a) En üs tün derece arkadaş ın hakkını kendi hakkından üs tün tutmak ve ona
öncelik tanımakt ır. Kur'an-ı Kerim'de Ens ar hakkında şöyle buyruluyor:
"Onlar ihtiyaç içinde bulundukları halde (ganimet ler bölü şülürken) onlara
(göç etmiş olanlara) kendilerinden daha çok verirler."
b) Orta derece: Arkadaş ı kendis i gibi tutmak ve malı aralarında
bölü şmekt ir.
c) En a ş ağı derece: Arkadaş ı, hizmetçi veya köles i gibi görüp, çağırıp teklif
etmedikçe, işlerini yapmamakt ır. İs temek ve söylemeğe lüzum kald ıktan
sonra, zaten s evgi daires inden çıkılmış olur. Zira onu düşünüp yard ım etme
unutulmuş tur. Böyle arkadaş lık gös termelikten öteye geçemez.
Utbe-i Gulâm bir arkadaş ına: "Bana dört bin dirhem gümüş lazımdır." dedi.
Arkadaş ı: "Gel iki bin gümüş vereyim." dedi. Utbe-i Gulem onunla
arkadaş lık yapmaktan vazgeçt i ve şöyle dedi: "Allah için s evdiğini
söyleyip, dünya malı için es irgememekten utanmıyor musun?"
Halifenin yanında sofilerden bazıları kötü sözler söylediler. Halife kılıç
getirt ip heps ini öldürtmek is tedi. Aralarında bulunan Ebul Has an Nuri ileri
atılıp önce kendis inin öldürülmes ini is tedi. Halife " Niçin böyle
yapıyorsun?" diye sorduğunda şu cevabı verdi: "Onlar benim din
kardeş lerimdir. Canımı onlara feda etmek is t iyorum." Halife: "Böyle
ins anlar öldürülmez." deyip, heps ini s alıverdi.
Feth-i Musuli bir dos tunun evine bir ş ey almağa git t i. Dos tu evde yoktu.
Cariyes i: "Bir kap get ir bunlardan is tediğin kadar al" dedi. Dos tu akş am
evine geldiğinde cariyes inin yaptıklarını duyunca, s evincinden ona
hü rriye tini bağ ış lad ı.
Ebu Hureyre'nin (R.A.) yanına biris i gelip: "Seninle dos t ve kardeş olmak
is t iyorum," dedi. Ebu Hureyre: "Kardeş liğin hakkını biliyor mus un? Kendi
alt ın ve gümüşünün benim olmas ını daha çok is temendir." deyince adam:
"Ben daha o dereceye çıkamadım" dedi. Ebu Hureyre şöyle buyurdu:
"Öyleys e vazgeç. Bu s enin iş in değil."
İbn-i Ömer (R.A.) diyor ki:
"Sahabeden birine kelle kebabı gönderdiler. Filan kardeş imin buna ihtiyacı
benden çoktur deyip, ona gönderdi. O da aynı ş ekilde bir baş kas ına
gönderdi. Böylece bir çok el değiş t irip, tekrar ilk gönderene geldi."
Meş ruk ile Hays eme birbirlerine kardeş olmuş lardı. Her ikis inin de borcu
vard ı. Her biri diğerine haber vermeden onun borcunu ödüyordu:
Hz. Ali (R.A.) diyor ki:
"Bir din kardeş im için yirmi dirhem vermeyi, fakirleri yüz dirhem vermekten
daha çok s everim."
Peygamber (S.A.S.) yanında bir s ahabes iyle bağa gidip iki mis vak ald ı. Bu
mis vaklardan biri eğri biri de doğruydu. Eğriyi kendis ine bırakt ı,
doğrusunu da s ahabes ine verdi. Sahabe: "Ya Resulallah, s iz buna daha
layıks ınız" deyince şöyle buyurdu: "Biris iyle bir süre arkadaş lık edene,
muhakkak arkadaş ının hakkını gözetip gözetmediği sorulur."
Bununla arkadaş lıkta fedakarlık ve cömert liğe iş aret et ti.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
" İki arkadaş tan, Allah katında en s evgilis i, diğerini kendinden çok
s evendir."
2- Arkadaş ının işlerine, onun is temes ine ve söylemes ine fırs at vermeden
yard ımcı olmaktır. Arkadaş ın bütün işleri gönül rahatlığıyle, s evinçle,
dürüs t lükle yapılmalıdır. Din büyüklerimiz böyle yaparlardı. Her gün
dos t larının kapıs ına gider: "Yapılacak, görülecek bir iş var mı? Oduna,
tuza, ekmeğe ihtiyacın var mı?" diye sorarlardı. Onların işlerini kendi işi
gibi kabul eder, yaptıktan sonra da: "Kusura bakmayın, elimden bu kadar
gelir" derlerdi.

Has an-ı Bas ri (R.Aleyh) diyor ki:
"Din kardeş lerimiz bizim için ailemizden daha değerlidirler. Zira çoluk -
çocuğumuz bize dünyayı, onlar is e ahiret i hatırlatırlar."
Ata (R.Aleyh) diyor ki:
"Üç günde bir din kardeş lerinizi yoklayın. Has ta is eler, ziyaret lerine gidin.
Bir iş yapıyorlars a yard ım edin. Bir ş ey unutmuş lars a hatırlatın."
Cafer İbni Muhammed (R.Aleyh) diyor ki:
"Düşmanımdan çok çalış ırım ki, ben ona değil, o bana muhtaç olsun.
Dos t lar için ne söyleyebilir, ne yapabilirim?"
Öyle din büyüklerimiz vardır ki, ölen din kardeş lerinin, kırk yıl çoluk -
çocuğunun ihtiyacını gidermeyi, arkadaş lık hakkı olarak görürlerdi.
3- Dil ile olan h ak: Din kardeş leri h akkınd a iyi kon uşmak ayıp ve
kusurlarını örtmek gerekir. Haklarında dedikodu edilirs e, duvarın arkas ında
oturmuş , kendi hakkında konuş anları dinliyor farzetmelidir. Kendis inin
bulunmadığı yerde onun nas ıl olmas ını is t iyors a, onun bulunmadığı yerde
de kendis i öyle olmalıdır. Bu husus ta gevş eklik yapmamalıdır. Arkadaş ı bir
ş ey söylediğinde onu dinlemeli, karş ı koyup münazara ve münakaş aya
kalkışmamalıdır. Araları açılmış ols a bile s ırlarını baş kalarına
söylememelidir. Zira bu bayağı bir davranış tır. Eşi, çocuğu ve malı
hakkında dedikodu etmemelidir. Ona hakaret edenlerle konuşmamalıdır.
Zira üzüntüsü artar. Hakkında iyi konuşulduğu zaman ona söylemelidir.
Söylememekle kıs kanılmış olur. Bir hata yaptığında, ş ikayetçi olmamalı,
mazur görmelidir. Yüce Allah 'ın emirlerini yerine get irirken kendi yaptığı
kusurları düşünmeli, kendine karş ı kusur iş lediği zaman hayret etmemelidir.
Bilmek gerekir ki kusursuz bir ins an yoktur. Eğer böyles ini arars a
arkadaş s ız kalır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Mü'min (affetmek için) hep mazeret , münafık da (kötülemek) için hep ayıp
arar."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kötülüğü gördüğünde açığ a vuran, iyilik gördüğünde kims eye
söylemeyen kötü arkadaş tan s akınır."
Mümin kusurlara mazeret aramalı, tevil yoluna gitmelidir. Arkadaş ına iyi
davranmalı, hakkında kötü düş ünmemelidir. Zira Müs lüman’ ı n hakkında
kötü düşünmek haramdır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah müminler hakkında dört ş eyi haram kılmış t ır:
a) Mallarını almak,
b) Kanlarını akıtmak,
c) Dedikodu yapmak,
d) Onlar hakkında kötü düşünmek"
İs a (A.S.) sordu: "Arkadaş ını uyurken görüp üzerindeki elbis eyi soyarak
avret yerlerini açan kims e için ne ders iniz!" "Ey Allah'ın resulü, bunu kim
yapar?" diye sorduklarında şöyle buyurdu: "Siz yapars ınız. Bir din
kardeş inizin ayıbını gördüğünüz zaman onu açığa vurur, baş kalarının da
öğrenmes ini is ters iniz."
Din büyükleri diyor ki:
Biris iyle dos t olmak is tediğin zaman ona kız ve sonra ve gizlice yanına bir
adam gönderip, orada s eni kötülemes ini söyle. Eğer s ırrını açıklars a onunla
arkad aş lık y apma.
Din büyükleri diyor ki:
"Yüce Allah'ın s enin hakkında bilip te s akladığı ş eyi s aklayan kims eyi
s ev."
Hz. Abbas (R.A.) oğlu Abdullah'a dedi ki:
"Ömer (R.A.) s eni kendine yakın tutuyor ve yaş lılardan daha çok değer
veriyor. Beş ş eye dikkat et :
a) Hiçbir s ırrını açığa vurma,
b) Yanında dedikodu yapma,
c) Ona hiç yalan söyleme,
d) Ona hiçbir zaman hainlik ve itaats izlik yapma."
Herhangi bir konuda ayrılığa düş üp münakaş a etmek kadar s evgiyi yok
eden bir ş ey yoktur. Arkadaş ların dediklerini reddetmek, onları cahil ve
akıls ız, kendini akıllı ve bilgili tutuyor demekt ir. Ona karş ı kendini büyük
görüp ona hakaret gözü ile bakmak is e dos t luk değil, düşmanlık iş idir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Din kardeş inin kusurlarını araş t ırmayın, aleyhlerinde casus luk yapmayın,
iliş kilerinizi kesmeyiniz, birbirinize s ırt çevirmeyin. Allah'a gerçekten kul,
müminlerle de iyi arkadaş olun."
Din büyükleri diyor ki:
"Haydi kalk" diyen din kardeş ine, "Nereye" diye soran kims e arkadaş lığ a
layık değildir. En azından kalkt ıktan sonra s ormalı."
Ebu Süleyman-ı Daran'ı diyor ki:
"Bir dos tum vardı. Bir defas ında "bana bir ş ey lazım" dediğimde, ne kadar
yetiş ir dedi. Bu söz üzerine ona karş ı bir s evgim kalmadı."
4- Arkadaş a, s evildiği ve acındığı söylenmelidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Birini s even, ona s evdiğini söyles in. Eğer böyle yapmazs anız, o da s ize
karş ı s evgi duyar ve muhabbet iniz artar."
Arkadaş ının her hali sorulmalı, üzüntü ve neş es ine ortak olunduğu
bildirilmeli, onun üzüntü ve s evincini, kendi üzüntü ve s evinci kabul
edilmelidir. Onu beğendiği is imlerle çağırmalıdır.
Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
"Dos t luk ve arkadaş lık üç ş eyle katıks ız olur.
a) Onu en iyi is imlerle çağırmalı,
b) Karş ılaş ıldığında o ndan ö nce s elam vermekle,
c) Oturulduğu zaman önce ona yer gös termekle."
Sevginin belirt ilerinden biri de onun bulunmadığı yerde, onu s evdiğini
söylemek onu övmekt ir. Aynı ş ekilde çoluk - çocuğunu ve onlarla ilgili
ş eyleri övmek te s evginin artmas ında büyük rol oynar. Arkadaş ın yaptığı
her iyiliğe teş ekkür edilmelidir.
Hz. Ali (R.A.) diyor ki:
"Din kardeş inin iyi niyetine teş ekkür etmeyen, iyi işlere de teş ekkür
etmez."
Arkadaş ın bulunmadığı yerde, aleyhine bir ş ey s öylenirs e, onu savunmalı,
hakkında s öylenen kötü söz s ahibine iade edilmelidir. Yanında s evdiği bir
kims e hakkında kötü konuşulduğu halde s usmak, s evdiğine büyük
haks ızlık olur. Bu s evdiği kims enin dövüldüğünü gördüğü halde yardımına
koşmayıp, bir köş eden s eyretmeye benzer. Zira dil yaras ı daha büyüktür.
Büyüklerden biri diyor ki:
"Biris i s evdiğim hakkında konuşurken, o s evdiğim orada bulunmas ını,
söylenenleri ve söylediklerimi duymas ını is temediğim olmamış tır."
Ebu Derda (R.A.) yerde yatan iki inek gördü:
Birini kald ırınca diğeri de kendiliğinden kalkt ı. Bu durumu görünce
ağlamaya baş ladı ve şöyle dedi: "Allah için kardeş olanlar da böyle olurlar.
Kalkarken de yürürken de beraber olurlar."
5- Din kardeş lerine gerekli dini ve ilmi bilgileri öğretmelidir. Zira Allah için
kardeş olanların birbirlerini cehennemden korumaları, dünya s ıkıntılarından
korumaktan daha önemlidir. Öğret t iği halde arkadaş ı öğrendiklerine uygun
hareket etmezs e öğütt e bulunmalı, onu Yüce Allah 'ın azabıyla
korkutmalıdır. Ancak bu öğütleri, onu s evdiği için yaptığını s ezdirmeli,
tenha bir yerde yapmalıdır. Zira baş kalarının yanında öğüt vermek ağır ve
yers iz olur. Öğüt verirken s ert davranmamalı, yumuş aklıkla hareket
edilmelidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Mü'min mü'minin aynas ıdır: (Kendi ayıp ve eks ikliklerini ondan öğrenir)."
Bir din kardeş i, kims enin bulunmadığı bir yerde, biris ine tat lılıkla öğütt e
bulunduğu zaman, ona teş ekkür etmelidir. Nas ıl ki, koynunda yılan veya
akrep var diyene kızılmazs a, böyle tat lılıkla öğütte bulunana da kızmamak
gerekir. Zira kötü s ıfatlar da yılan ve akrep gibidir. Fakat acı ve yaraları
mezarda fark edilir. Acıları ruh çeker, o halde onların acı vermes i ve can
yakmas ı, dünyadaki y ılanın vücuda acı vermes inden çok daha fazladır.
Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
"Ayıplarımı bir hediye gibi önüme getirene, Allah merhamet ets in."
Hz. Ömer (R.A.) yanına gelen Selmani Faris i'ye (R.A.) sordu: "Ey Selman,
do ğru s ö yle b eğenmediğin hâlimi g ördü n veya d uyd un mu?" Selman: "Ben i
konuşmaktan affet" dedi. Hz. Ömer: "Mutlaka öğrenmek is t iyorum" deyip,
çok zorlayınca Selman şunları dedi: "Duydum ki evinizde günde iki defa
yemek yeniyormuş ve biri gündüz biri de gece giymek üzere iki gömleğin
varmış ." Hz. Ömer: "Bundan sonras ı bunları yapmayız. Baş ka bir ş ey
duydun mu?" dedi. Selman: "Hayır, duymadım." diye cevap verdi.
Huzeyfe İbni İs a, Yusufu Esbat 'a yazdığı mektupta şöyle diyordu: "Dinini
iki habbeye s at tığını duydum. Çarş ıdan bir ş ey s atın alırken s atan bir dank
demiş , s ende dört te üç dank veya bir habbe vermiş s in. O adam da s eni
tanıdığı, dindar olduğunu bildiği için kolaylık gös terip s atmış . Gaflet
elbis es ini üzerinden at ve uykudan uyan."
Kur'anda yazılanları öğrendiği halde, hala dünyadan vaz geçmeyen
kims eye güvenilmez. Zira Yüce Allah'ın ayet leriyle alay etmiş olur. Böyle
kims elere iyilik yapmak, dini s evmemenin belirt is idir.
Yüce Allah buyuruyor ki:
(Salih peygamber, sözünü dinlemeyen kavmine dedi) "Fakat , s iz öğüt
verenleri s evmiyors unuz."
A'RAF SURESİ, Ayet : 79s
Kendine öğüt vereni s evmeyende, gurur ve kendini beğenmiş lik, dinden
daha kuvvet lidir demekt ir.
Bütün bunlar kendi kusurlarının farkında olmadığı zamanlarda yapılır. Eğer
kendi kus urlarının farkındays a, o zaman açıkça söylememeli, ima ile
s ezdirmelidir. Eğer kusur s ana karş ı is e örtüp anlamamazlıktan gelmek
gerekir. Fakat bu kusurdan dolayı dos t lukta bir değiş iklik olmamalıdır. Eğer
dos t lu ğun s ars ılma durumu vars a o zaman yaln ız bir yerde onu azarlamak,
dos t lu ğun bozulmas ından daha iyidir. Dos t luğun bozulmas ı da, onun
aleyhine konuşmaktan ve onu kötülemekten daha iyidir.
Arkadaş lıktan gaye kendi ahlakını, onlardan gelecek öğütlere kat lanmak
suretiyle düzeltmekt ir. Yoks a onlardan iyilik beklemek için değildir.
Ebu Bekri Kenani diyor ki:
"Biris i benimle arkadaş lık yaptı. Kalbime ağırlık çöktü. O ağırlığın gitmes i
için ona bir ş ey bağış ladım, yine gitmedi. Kolundan tutup evime götürdüm.
"Ayağının alt ına yüzümü sürmek is t iyorum" dedim. "Kat iyyen olmaz" dedi.
"Ama ben bunu muhakkak is tiyorum" dedim. O zaman müs aade et t i; ağırlık
ta kalbimden kalkt ı."

SuFi
09-03-2009, 14:52
Ebu Ali Ribat i diyor ki:
"Abdullahı Razi ile Sahrada gidiyorduk. "Yolda s en mi reis olacaks ın,
yoks a ben mi olayım?" diye s ordu. "Sen ol" dedim. "Ama ne ders em,
yapacaks ın" dedi. "Baş üs tüne" dedim. "Torbanı get ir" dedi. Götürdüm.
Yiyeceğim, elbis em ne vars a içine koydu, sırt ına alıp taş ıdı. Ne zaman
"Yoruldunuz, biraz da bana verin" des em, "Reis benim dediğimi yap" derdi.
Ertes i g ece y ağmur yağ dı. Sabah a kad ar uyumad ı. Ayakta durup ,
ıs lanmamayım diye üs tümü örttü. Bir ş ey söyles em "Reis benim, dediğimi
yap" derdi. Kendi kendime "Keş ke onu reis yapmas aydım" dedim."
6- Arkadaş ın hata ve kusurları affedilmelidir.
Din büyükleri diyor ki:
"Bir din kardeş in s ana karş ı bir kusur et t iği zaman, yetmiş çeş it özürünü
bulmaya çalış . Nefs in kabul etmezs e nefs ine de ki: Sen kötü huylu ve
baş kas ında kusur bulursun. Kardeş in s enden yetmiş türlü özür diliyor da
s en kabul etmiyorsun."
Arkadaş ın işlediği kusur bir günah is e, ona güzellikle o iş ten vazgeçmes ini
söylenmelidir. Vazgeçmez fakat ıs rar da etmezs e görmemezlikten gelmeli,
ıs rar eders e öğütte bulunmalı, öğütün de yararı olmazs a ne yapmalı?
As hab-ı Kiram bu husus ta ayrılığa düş müş ler. Ebu Zer (R.A.) o kims eyle
arkadaş lığın kes ilmes i gerekt iğini belirt iyor ve şöyle diyor: "Onu Allah için
s evmiş t in. Şimdi de Allah için ona düşman ol."
Ebu Derda ve Ashabın bir kısmı da ş öyle diyorlar: "Arkadaş lığı kesmemek
gerekir. Zira o günahtan vazgeçmes i ümit edilebilir. Baş langıçta kardeş lik
kurulmamalı, kurulunca da bununla kesmemelidir."
İbrahimi Nehai (R.A.) diyor ki:
"Din kardeş inden bir günah için ayrılma. Bugün yapıyors a yarın yapmaz."
İki din büyüğü kardeş olmuş lardı. Biris i aş ık oldu. Diğerine gidip "Ben aş ık
oldum. Kalbim has ta. Eğer kardeş liği bozmak is ters e boz" dedi. Arkadaş ı:
"Bir günah yüzünden s enden ayrılmaktan Allah korusun" dedi ve Allah
onu beladan kurtarıncaya kadar bir ş ey yememeye karar verdi. Kırk gün
hiçbir ş ey yemedi. Arkadaş ına sordu: "Durumun nas ıl?" Arkadaş ı:
"Durumum aynı" dedi. Yememeye devam et t i. Vücudu eridi. Nihayet diğeri
gelip: "Allah yard ım et t i, aş ktan soğudum" dedi. Ondan sonra yemek yedi.
Birine: "Din kardeş in günaha girdi: Niçin kardeş liği kesmiyorsun!" diye
sorulduğunda şöyle dedi: "Şimdi onun kardeş e ihtiyacı vardır. Zira
düşmüş tür. Ondan nas ıl el çekerim? Ona daha çok s arılacağım, belki onu
cehennemden kurtarırım."
İs rail oğullarında birbirini çok s even iki kiş i vard ı. Bir dağ baş ında ibaret
ediyorlard ı. Bir tanes i bir ş ey s atın almak için ş ehre indi. Gözü
meyhanedeki bir kadına takıld ı, ona tutuldu ve onunla kald ı. Aradan birkaç
gün geçt ikten sonra dağ baş ında kalan, olanları duydu. Şehre inip
arkadaş ının yanına git t i. Arkadaş ı utancından "Seni tanımıyordum" dedi.
Öbürü "Üzülme, s ana olan s evgim, bugün senden ayrılacak kadar az
değildir" dedi, eğilip onu öptü: Günaha giren bu sevgis ini görünce,
arkadaş ının gözünden düşmediğini anladı, tevbe edip onunla git t i.
"Allah için s evdin, Allah için de düşman ol" diye Ebu Zer'in görüş ü
doğruya daha yakındır. Ama diğer yol daha ince ve fıkha daha uygundur.
Zira bu yakınlık onun günahtan vazgeçmes ine s ebep olur. Üs telik düş tüğü
böyle günlerde kardeş e daha çok ihtiyacı vard ır. Nas ıl terk edilebilir? Fıkıh
bakımından dos tluk ve kardeş lik s özleşmes i yapılınca akraba olunur.
Günah iş lediği iç in y akınına acınmaktan va zgeçmek olmaz. Bunu n için,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Kabilen ve yakınların s ana isyan eder ve karş ı çıkarlars a ben s izin
yaptıklarınızdan çok uzağım (zira cezamı s iz çekers iniz) de."
ŞUARA SURESİ, Ayet: 216
Ebu Derda'ya (R.A.) "Din kardeş in günah iş lers e ona düşman olur musun?"
diye sorulduğunda şöyle cevap vermiş : "Günahına düşman olurum, ama
yine o benim kardeş imdir."
Baş langıçta günah iş lemeğe müs ait biris iyle kardeş lik kurmak gerekir. Zira
kardeş lik etmemek s uç değil, ama kardeş liği kesmek suçtur. Durup
dururken kardeş lik kes ilmez. Kesmek için bazı ş eylerin olmas ı gerekir. Bir
kusur işlediği zaman, yalan söylediği bilins e bile, özür dilediği zaman
affetmek iyidir. Zira,
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Kardeş i özür dilediği halde, özürünü kabul etmemenin günahı,
Müs lümanların yolunu kes ip, onlardan haraç almanın günahı gibidir."
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Mü'min çabuk kızar ve çabuk hoş lanır."
Ebu Süleyman Darani müridine şu öğüt te bulundu:
"Din kardeş inden eziyet görürs en s akın kızma. Eğer kızars an s eni daha çok
üzen sözler duyabilirs in. Bunu tecrübelerimden anladım."
7- Din kardeş ine dua edilmelidir: Yaş adığı zaman ve öldükten sonra din
kardeş i dua ile anılmalıdır. Hat ta yaln ız kendis ine değil, çoluk-çocuğuna da
dua es irgenmemelidir. Kendis ine dua eden, din kardeş ine de dua etmelidir
ki, as lında yine kendis ine dua etmiş olur. Bu husus t a,
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Bir melek, arkas ından din kardeş i için dua edene, s en de öyle ol, der."
Bir rivayete göre, din kardeş i için dua edene Yüce Allah ş öyle buyuruyor:
"Önce senden baş larım."
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Birbirini s evenlerin, birbirleri arkas ından yaptığı dualar red olunmaz."
Ebu Derda (R.A.) diyor ki:
"Secded e yetmiş do s tumun ismin i hat ırla r, hep s in e teker teker d ua ederim."
Kardeş lik öyle olmalıdır ki, kalan ölenin miras ından pay als ın. Böylece
duas ını alıp, durumuyla ilgilens in.
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Ölen boğulmak üzere olup, s ağa sola el atan kims eye benzer; anne ve
babadan, kardeş inden, çoluk - çocuğundan ve dos t larından dua bekler.
Yaş ayanların yaptığı dualar, nur dağları gibi ölünün mezarına gelir."
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Ölülere bağış lanan dualar, nurdan bir tabakla get irilir ve bu s ana filanın
hediyes idir, denilir. Ölü, yaş ayanların hediyeye s evinmeleri gibi s evinir."
8- Sevgi ve dos t lukta vefalı olmalıdır: Vefalı olmanın bir anlamı da ölen din
kardeş liğinin çoluk - çocuğunu ve dos t larını unutmamaktır.
Peygamber efendimizin yanına ihtiyar bir kadın geldi. Peygamberimiz ona
çok ikramda bulundu. Yanında bulunanlar bu yakın ilgiye hayret et tiler.
Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Bu kadın Hatice (R.Anha) zamanında bize
gelirdi. Ahde vefa imandandır."
Vefalı olmanın ş art larından biri dos tunun oğlu, köles i ve öğrencis i gibi
kims elere yakınlık duymak, bir ş art ı da dos tunun makam ve dereces ine
s aygı gös termek, hiçbir ş ekilde dos t luğu kesmemekt ir. Zira ş eytan iki din
kardeş i aras ına giren s oğukluktan daha çok bir ş eye s evinmez.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Şüphe yok ki ş eytan aralarına fes at sokar."
İSRA SURESİ, Ayet : 53
Ayet i celilede Yusuf (A.S.) buyuruyor ki:
"Şeytan benimle kardeş lerim aras ında fes at çıkardıktan sonra."
YUSUF SURESİ, Ayet : 100
Vefalı olmanın bir ş art ı da dos tun düşmanıyla dos t olmamak hat ta onun
düşmanını kendi düşmanı bilmekt ir. Zira hem birini, hem de onun
düşmanını s evmek, zayıf bir s evgidir.
9- Arala rınd a b irbirlerin i zahmete s o kucu ş ey le r olmamalıdır: arkadaş la
yaln ızken nas ıls a, öyle olmalıdır. Aralarında utanma bulunan kims eler, iyi
dos t s ayılmazlar.
Hz. Ali (R.A.) diyor ki:
"Dos t ların en kötüs ü s eni kendis ine hizmet et tiren ve zahmete sokandır."
Cüneydi Bağdadi (R.A.) diyor ki:
"Birbirlerine kırılan çok din kardeş leri gördüm. Birbirlerine kırılmalarının
s ebebi de birinin diğerini zahmete sokmas ıydı."
Büyükler demiş lerdir ki:
"Dünyayı s evenlere s aygıyla, ahiret i s evenlerle ilim s ahibi olarak, marifet
s ahipleriyle de is tediğin gibi görüş ."
Sofilerden bazıları, kurdukları arkadaş lıklarda şöyle bir ş art koşmuş lar.
Biris i devamlı oruç tutup, geceleri s abaha kadar ibadet le meşgul olurs a,
diğeri "Niçin böyle yapıyorsun?" diye sormayacak.
Allah için dos t , arkadaş olmanın anlamı beraber olmakt ır. Beraber olunca
birbirlerini zahmete sokmak olmaz.
10- Kendini bütün dos t larından aş ağı bilmeli, onlardan bir ş ey
beklememelidir. Her husus ta hakkına riayet etmelidir.
Cüneydi Bağdadi'nin (R.Aleyh) yanında biris i şöyle dedi: "Bu zamanda
Allah için kardeş olmak çok zor ve bulunmaz oldu." Aynı s özü birkaç defa
tekrarlayınca Cüneydi Bağdadi (R.A.) şöyle dedi: "Senin sıkıntı ve
zahmet lerini çekecek birini arıyors an, bulamazs ın. Ama sıkıntı ve
zahmet lerini çekeceğin birini arıyorsun, burada çok var."
Din büyükleri diyor ki:
"Kendini din kardeş lerinden üs tün gören günaha girer. Onlar da onu öyle
görürlers e günaha girerler. Kendis ini onlar gibi gören üzülür, onlar da
üzülürler. Kendini onlardan daha aş ağı gören is e rahat olur, onlar da rahat
olurlar."
Ebu Muaviye-i Es ved (R.Aleyh) diyor ki:
"Bütün dos t larım benden daha iyidirler. Zira beni kendilerinden üs tün
tutar ve önde bilirler.

SuFi
09-03-2009, 15:02
MÜSLÜMANLARIN BİRBİRLERİ ÜZERİNDEKİ HAKLARI

Herkes in, yakınlık derecelerine göre birbirlerine karş ı hakları vardır. Bu
dereceler içinde en kuvvet li bağ bundan önce anlatt ığımız Allah için
kardeş olmakt ır. Böyle kardeş olmayanların, Müs lümanlık s ebebiyle
birbirlerine karş ı hakları vardır. Bu hakları şöyle s ıralayabiliriz:
1- Kendis i için is temediğini, bir Müs lüman için de is tememelidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Mü'minler bir tek vücut gibidir. Vücudun bir organı acıyınca, diğer bütün
organlar bu acıyı duyar ateş içinde uykusuz geceler geçirip bağrış arak
yard ımına koş arlar."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Cehennemden kurtulmak is teyen kims e, kendis ine yapılmas ını is temediği
bir ş eyi hiçbir Müs lümana yapmamalı ve ölürken kelime-i ş ehadet
getirmelidir."
Mus a (A.S.) sordu: "Ya Rabbi, kullarından hangis i daha adildir?" Yüce
Allah buyurdu: "Kendini baş kalarından aş ağı görenler."
2- Elinden ve dilinden hiçbir Müs lümana zarar görmemelidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Müs lüman kime derler biliyor musunuz?" Allah ve Resulü daha iyi bilir
dediler. Buyurdu ki: "Müs lümanların, elinden ve dilinden zarar görmediği
kims edir." Sonra "Mü'min kime denir?" dedi ve buyurdu: "Müs lümanlara
ve mallarına hiçbir zararı dokunmayan kims edir." Sonra "Muhacir (göçmen)
kimdir?" dedi ve buyurdu: "Kötü iş leri b ırakanlardır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir Müs lümanı rencide eden bir bakış veya bir Müs lümanı korkutacak bir
ş ey yapmak kims eye helal değildir."
Mücahid (R.A.) diyor ki:
"Cehennemde olanlara Yüce Allah öyle yaralar verir ki kemiklerinden baş ka
bütün vücutları sızıp akar. Bir s es : "Bu nas ıl bir acıdır?" der. "Çok
ş iddet lidir" derler. Aynı s es şöyle devam eder: "Bu, dünyada
Müs lümanlara verdiğiniz s ıkıntıların karş ılığıdır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Cennet te is tediği gibi dolaş an birini gördüm. Dünyada iken Müs lümanlara
eziyet vermes in diye yol üzerindeki bir ağacı kes miş t i."
3- Hiç kims eye karş ı kibirlenmemelidir. Zira Yüce Allah kibirli olanları
s evmez.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah bana şöyle vahyett i: Alçak gönüllülük et , kims e diğerinden
üs tün olmakla övünmes in."
Bunun için Peygamberimiz dul ve mis kinlerle ilgilenir, işlerini görünceye
kadar uğraş ırd ı. Hiç kims eye, küçük görücü hareket gözüyle bakmamak
gerekir. Zira o hakir görülen kims e Allah'ın veli kulu olabilir, ama bakan
bilmez. Yüce Allah veli kullarını baş kalarına gös termez.
4- Müs lümanlar hakkında yapılan hiçbir dedikoduyu dinlememelidir.
Dedikod u yapmay an ve doğ ru ko nuş an kims elerin yanına gidip
konuşmalarına kulak verilmelidir. Söz taş ıyıp dedikodu yapan kims e, Allah
yoluna uymamış olur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Söz taş ıyan cennete girmez."
Birinin yanında bir baş kas ını kötüleyen, bir baş kas ının yanında da onu
kötüler. Böylelerinden uzak durmak ve dediklerini gerçek kabul etmemek
gerekir.
5- Tanıdık birinden üç günden fazla dargın durulmamalı. Zira,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir Müs lümanla üç günden fazla dargın durmak helal değildir."
Yüce Allah Yusuf (A.S.)'a ş öyle buyurmuş tur: "Senin dereceni ve ismini,
kardeş lerini affet t iğin için yüks eltt im."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Din kardeş ini affeden ş eref ve büyüklü ğü artar."
6- Kime olurs a olsun, elinden geldiği kadar iyilik etmelidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
" İmandan sonra aklın görevi Müs lümanları s evmek ve müttaki ols un
olmas ın herkes e iyilik etmekt ir."
Ebu Hureyre (R.A.) diyor ki:
"Peygamberimiz biris iyle tokalaş ıp konuş urken, karş ıs ındaki elini
çekmeyinceye kadar o elini çekmezdi. Kiminle konuşuyors a yüzünü ona
döner ve konuşmas ı bitinceye kadar beklerdi."
7- Büyüklere hürmet etmeli, küçükleri s evip acımalıdır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yaş lılarımıza ve büyüklerimize s aygı gös termeyen, çocuklarına acımayan
bizden değildir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
ß¡ å¤ a¡ u¤ 54¡
"Saçı - s akalı ağarmış olanlara gös terilen s aygı ve hürmet , Yüce Allah'a
gö s terilmiş g ib id ir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Gençken yaş lılara s aygı gös terenlere ihtiyarladıkları zaman Yüce Allah
gençlere s aygı gös tertir."
Öyle is e ihtiyarlara karş ı s aygı gös termek, uzun ömürlü olmaya işarett ir.
Zira yukarıdaki hadis i ş eriften yaş lılara s aygı gös terenin de onlar gibi
yaş lanacağını ve saygı göreceğini anlıyoruz.
Peygamberimiz s avaş tan dönünce çocukları toplar, kimini önüne kimini
arkas ına alarak hayvana bindirirdi. Çocuklardan önde oturanlar, arkada
oturanlara karş ı "Peygamber bizi önde oturtuyor" diye övünürlerdi.
Peygamberimiz, kucağına bir çocuk uzatılıp is im koymas ını ve dua etmes ini
is tedikleri zaman çocuğu kucağına alırd ı. Hat ta kucağında bulunan
çocuğun çiş yaptığı bile olurdu. Böyle durumlarda orada bulunanlar
telaş lanır, çocuğu almak is terlerdi. Fakat Peygamberimiz, "Bırakın işini
bit irs in. Korkutup işini kesmeyin" buyurur ve kalbi kırılmas ın diye
babas ının yanında bir s üre oturduktan sonra d ış arı çıkıp y ıkardı.
8- Bütün Müs lümanlara karş ı güler yüzlü olmalıdır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah, kolaylık gös teren güler yüzlüleri s ever."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Günahların affolmas ına s ebep olan en iyi amel, güleryüz ve tat lı sözdür."
Hz. Enes (R.A.) diyor ki:
"Peygamber efendimizin yoluna ihtiyar bir kadın çıkıp "s izinle konuşmak
is t iyorum" dedi. Peygamber efendimiz: "İs tediğin yere gidip konuş alım,
gelirim." buyurdu. Kadının is tediği yere gidip, konuşmas ı bit inceye kadar
onu dinledi."
9- Verdiği bütün sözlerini yerine get irmelidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Şu üç huy kendis inde bulunan kims e namaz kılıp oruç tuts a bile
münafıkt ır:
a) Konuş urken yalan s öyleyen,
b) Verdiği sözü tutmayan,
c) Emanete h ıyanet eden."
10- Herkes e d ereces ine g öre s ay gı gös te rmelidir. Değerli olan bir kims e,
baş kalarına göre değeri oranında daha üs tün tutulmalıdır. Güzel elbis es i,
atı veya malı ols a bile yine de değer vermeğe devam edilmelidir.
Hz. Ayş e (R.A.) yolculuktaydı. Sofrayı kurduklarında yanlarından bir fakir
geçt i. "Suna bir parça ekmek verin" dedi. Sonra bir at lı geçt i. "Onu
çağırın" dedi. Orada bulunanlar: "Fakiri yolladın, zengini çağırıyors un"
dediklerinde ş u cevabı verdi: "Yüce Allah herkes e bir derece vermiş tir. Biz
de bu derecenin hakkını gözetmeliyiz. Fakir bir parça ekmeğe s evinir.
Halbuki zengine böyle davranmak ayıptır. Onu da s evindirecek bir ş ey
yapmak gerekir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir halkın değer verdiği biris i yanınıza geldiğinde s iz de değer veriniz."
Peygamberimiz üzerine oturmas ı için paltosunu baş kas ına verdiği olmuş tur.
Bir s eferinde kendis ine s üt emziren ihtiyar bir kadın yanına geldi. Kadını
paltos unun üzerine oturtup şöyle dedi: "Rahatına bak, ey anne. Ne
is t iyors an emret vereyim." Ganimet ten kendis ine verilen malı olan verdi. O
da bu malı Hz. Osman'a (R.A.) s at t ı.
11- Birbirine dargın olan Müs lümanların aras ını bulmağ a onları
barış t ırmağa uğraşmalıdır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Size (nafile olan) oruç, namaz ve s adakadan daha üs tün bir ş ey
söyleyeyim mi? Müs lümanların aras ını bulup onları barış tırmakt ır zira
Müs lümanların aras ındaki bozgunluk ancak onları yok eder."
Hz. Enes (R.A.) diyor ki:
"Beraberce oturduğumuz bir gün Peygamber efendimiz tebes süm et t i. Hz.
Ömer (R.A.) "Anam - babam s ana feda olsun Ya Resulallah, niçin
gülüyorsunuz?" Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Ümmet imden biri Allah'ın
huzuruna diz çökmüş , Ya Rabbi, hakkımı yiyen şu adamdan hakkımı
is t iyorum, diyor. Yüce Allah ta diğerine, bunun hakkını ver diyor. Adam
şöyle diyor: Ya Rabbi, bütün iyiliklerimi ve s evaplarımı haks ızlık yaptığım
baş kaları ald ı. Benden bir ş ey kalmadı. Yüce Allah hakkı yenmiş olan
kims eye; Sana verecek s evabı yok, ne yapayım? der. Adam Ya Rabbi,
günahlarımı ona yükle, der. Böylece günahlar ona yüklenir. Yine haks ızlık
bitmiş olmaz." Ağlayarak devam ett i: "Bu herkes in üzerindeki yükü atmak
is tediği büyük bir gündür. Allah kendis ine haks ızlık yapılmış olan kims eye:
Bak bakalım ne görüyorsun? der. Adam "Ya Rabbi, gümüş ten ş ehirler,
alt ın dan s ü s lemeli köş kler g örüyo rum. Acab a bu nlar hang i p eyg amb erin ,
hangi sıddıkların (dos doğruların) ve hangi ş ehit lerindir der. Allah: Bunlar
s atılıkt ır, buyurur. Adam: "Ya Rabbi, bunları kim alabilir? Allah: Sen.
Adam: Ya Rabbi, bunu ne ile alabilirim?" Yüce Allah: "Din kardeş ini
affetmekle, buyurur. Adam: Onu affet tim, der. Yüce Allah, kalk, elinden tut
ve her ikiniz de cennete girin, buyurur."
12- Müs lümanların ayıplarını ve gizli ş eylerini örtmelidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bu dünyada Müs lümanların kusurlarını örtenlerin, Yüce Allah'da
kıyamet te günahlarını örter."
Hz. Ebu Bekir (R.A.) diyor ki:
"Hırs ızlık yaparken veya içki içerken gördüğüm kims eler için de, Yüce
Allah'taan bu çirkinliklerini örtmes ini is terim."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ey diliyle iman et t iklerini s öyledikleri halde, kalbine iman yerleşmeyenler!
İns anların dedikodus unu yapmayın, gizli ş eylerini araş t ırmayın. Zira
Müs lümanların sırrını araş t ırıp gizli ş eylerini açığa vuranın Yüce Allah da
s ır perdes ini kald ırıp kendi evinde ols a bile yine kötülüklerini açığ a
çıkarır."
İbni Mesut (R.A.) diyor ki:
" İlk defa hırs ızlık yapmış olan birini Peygamberimizin huzuruna elini
kesmek için get irdiler. Peygamberimizin rengi değiş t i. Ashab: Ya
Resulallah, bu işi yapmaktan kaçınıyor musunuz? dediler. Peygamberimiz
şöyle buyurdu: "Kendi kardeş lerime kötülük yapmakta nas ıl ş eytanla birlik
olurum? Eğer Yüce Allah 'ın s izi bağış lamas ını, günahlarınızı affetmes ini ve
örtmes ini is t iyors anız, s iz de Müs lümanların günahlarını örtünüz."
Hz. Ömer (R.A.) gece bekçilerini kontrol etmeye çıkmış t ı. Bir evden ş arkı
s es i geliyordu. Pencereden tırmanıp içeri girdiğinde bir adamla bir kadını
gördü. Yanlarında da ş arap vard ı. Hz. Ömer: "Ey Allah'ın düşmanı, böyle
bir günahı, Allah'ın örteceğini mi s andın?" dedi. Adam şu cevabı verdi:
"Ey mü'minlerin emiri, acele etme. Ben bir günah iş lemiş s em s en üç günah
iş ledin: Yüce Allah: Ayıpları ara ş t ırmayın, buyuruyor. Sen is e
araş t ırıyorsun. Yüce Allah: Evlere kapılarından giriniz, buyuruyor. Sen is e
pencereden girdin. Yüce Allah: İzin almadan kims enin evine girmeyin ve
girerken s elam verin, buyuruyor. Sen is e izins iz girdin ve s elam da
vermedin." Hz. Ömer: "Şimdi s eni affeders em tevbe eder mis in?" diye
sordu. Adam: "Elbet te tevbe ederim. Eğer affeders en bu gizli günahını da
kims eye söylemem" dedi. Hz. Ömer (R.A.) onu affett i, o da tevbe et t i.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kend i aralarında kon uş an Mü s lümanları, ne konu ş uy orla r diye kulak
vermek is teyenlerin kulağına, kıyamet günü erimiş kurşun dökülür."
13- Kendini töhmet alt ında bırakan ş eylerden kaçınmalıdır. Böylece
Müs lümanlar onun hakkında kötü düşünmez ve dedikodu yapmazlar. Zira
baş kas ının günah iş lemes ine s ebep olan, o günaha ortak olur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Annes ine ve babas ına söven kims e için ne ders iniz?" Bunu kim yapar Ya
Resulallah? dediler. Şöyle buyurdu: "Baş kalarının anas ını-babas ını sövüp,
karş ılığında ana-babas ını sövdürenler, kendi ana-babas ını sövmüş olurlar."
Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
"Töhmet altında kalmas ına s ebep olacak bir yerde duran bir kims e, kendis i
için kötü düşüneni ayıplamas ın."
Ramazanın sonlarına doğru Peygamber efendimiz hanımı Safiye
(R.Anhüma) ile mes cidde oturmuş konuşuyorlardı. Oraya iki kiş i geldi.
Peygamber onlara tebes süm edip: "Bu benim hanımım Safiye'dir." buyurdu.
Gelenler: "Ya Res ulallah, biris i baş kas ı için ne kadar kötü düşünürs e
düşünsün de s izin için de düşünemez ya." deyince, Peygamberimiz şöyle
buyurdu: "Şeytan, ins anın vücudunda kan gibi dolaşmaktadır."
Hz. Ömer (R.A.) sokakta bir kadınla konuş an bir adam gördü. Adamın
karn ına vurdu. Adam: "Bu benim hanımımdır" deyince şöyle buyurdu:
"Niçin kims enin görmediği baş ka bir yerde konuşmuyorsunuz?"
14- Bir mevki s ahibi olan, hiçbir Müs lümandan yard ımını es irgememelidir.
Peygamberimiz Ashabına şöyle buyurdu:
" İhtiyaçlarınızı bana söyleyin. Heps ini karş ılamak is terim. Bazen bir
baş kas ının bu ihtiyaçları karş ılayıp s evaba girmes ini is tediğimden,
geciktiririm. Yardım edin, s evaba kavuşursunuz."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yararlı s öz söylemekten daha üs tün s adaka yoktur." Nas ıl olur?
dediklerinde şöyle buyurdu: "Mazlumlara yard ım etmekle, biris ine faydas ı
dokunmakla veya biris inin s ıkıntıs ını gidermekle."
15- Orada bulunmayan bir Müs lümana dil uzatılırs a ve malına yahut canına
kıymak is tendiği söylenirs e o Müs lüman’ ı n vekili olmalı onu s avunmalıdır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir Müs lüman’ ı n aleyhine konuşulan bir yerde, o Müs lümanı överek ona
yard ımda bulunana, Yüce Allah, yard ıma daha çok muhtaç olduğu bir yerde
ona yardım eder."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir Müs lümana yard ım etme arzusunu taş ıyıp, düşmanlık etmek
is temeyen den Yüce Allah d aha çok s evdiği yeri es irgemez."
16- Kötü kims elerle arkadaş lık eden Müs lümana iyi davranıp, onu kötü
arkadaş larından kurtarmalıdır.
İbni Abbas (R.A.) "Kötülü ğü iyilikle s avarlar" ayeti celiles ini şöyle
açıklıyor: Kötü söze, s elam ve iyi sözle karş ılık veriniz.
Hz. Ayş e (R.Anha) diyor ki:
Bir gün biris i Peygamber efendimizin yanına girmek için izin is tedi.
Peygamberimiz: "gels in, zira kavmi aras ında çok kötü biris idir" dedi.
Yanına gelince ona o kadar güzel ve ins anca davrandı ki, peygamberlerin
yanında özel bir dereces i var s andım. Adam git t ikten sonra kendis inden
sordum: "Kötü ins an dedin, neden böyle davrandın?" Şöyle buyurdu: "Ey
Ayş e, kıyamet te Allah yolunda ins anların en kötüsü, kötülü ğünden
korkarak kendis ine saygı gös terilen kims edir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kötü s özlerin dilinden namusunuzu korumak için yaptığınız her ş ey
s adakadır."
Ebu Derda (R.A.) diyor ki:
"Yüzlerine güldüğümüz halde, kalbimizden lanet et t iğimiz nice ins anlar
vard ır."
17- Fakirlerle arkadaş olmalı, onlarla oturup kalkmalı. Zenginlerle beraber
olmaktan kaçınmalı.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ölülerle oturmayınız" Ölüler kimlerdir diye sorulduğunda "Zenginlerdir."
buyurdu.
Süleyman (A.S.) nerede bir fakir görs e onunla oturur ve ş öyle derdi:
"Mis kinler mis kinlerle oturur." İs a (A.S.)'n ın en çok s evdiği söz: "Ey
Mis kin" sözüydü.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Beni fakir olarak yaş at , fakir olarak öldür ve fakirlerle beraber haş ret."
Mus a (A.S.) "Allahım, s eni nerede arayayım?" deyince Allah şöyle
buyurdu: "Kalbi kırık olanların yanında ara."
18- Müs lümanları s evindirmeli, iht iyacını gidermelidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir Müs lüman’ ı n iş ini gören kims enin bütün ömrü Allah'a hizmet etmekle
geçmiş gibidir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir Müs lümanı s evindireni Yüce Allah ta kıyamet günü s evindirir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir Müs lüman’ ı n iş ini yapmak için gece veya gündüz bir süre uğra şmak,
o iş i yapabils in veya yapmas ın, camide iki ay it ikâfa girmekten daha
iyidir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Üzüntülü bir ins anı s evindirene veya bir mazlumu kurtarana Yüce Allah
yetmiş üç bağış lanma ihs an eder."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Zâlim de ols a, mazlum da ols a din kardeş ine yardım et ." "Zâlime nas ıl
yard ım edelim?" diye sorduklarında şöyle buyurdu: "Zulümden alıkoymaya
çalışmakla."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah bir Müs lümanı s evindirmekten daha çok hiçbir ibadet i
s evmez."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Şu iki huydan daha kötü ş ey yoktur; Allah'a eş koşmak ve ins anlara zarar
vermek. Şu iki huydan da daha iyi bir ibadet yoktur. İman etmek ve
ins anlara menfaati dokunmak."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Müs lümanlarla ilgilenmeyen bizden değildir."
Fudeyl İbni İyad 'ı ağlar görenler sordular: "Niçin ağlıyorsun?" Şu cevabı
verdi: "Bana haks ızlık yapan zavallı bir Müs lümana üzüldüğüm için
ağlıyorum. Kıyamet te sorguya çekildiğinde hiçbir özür ve bahane
bulamayacak, rezil olacakt ır."
Ma'rufu Kerhi diyor ki:
"Günde üç defa Allahümmes lih ümmet i Muhammedin, Allahümmerham
ümmete Muhammedin, Allahümme-ferric ümmete Muhammedin diyenin ismi
Abdallar defterine yazılır."
19- Ras t ladığında konuşmadan evvel s elam vermelidir. El s ıkılıp
tokalaşmalıdır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Selam vermeden önce konuş ana sözüne s elamla baş lamadıkça cevap
vermeyiniz."
Peygamber efendimizin yanına biris i s elam vermeden girdi. Peygamberimiz:
"Dış arı çık, yeniden gir ve s elam ver." buyurdu.
Enes (R.A.) diyor ki:
"Peygamber efendimize s ekiz y ıl hizmet et t ikten s onra bana şöyle buyurdu:
" İyi abdes t al ki ömrün uzun olsun. Ras t ladığın kims elere s elam ver ki
s evabın çok olsun. Evine girdiğin zaman evindekilere s elam ver ki evinde
iyilik bol olsun."
Peygamberimizin yanına biris i geldi ve: "Selamün aleyküm" dedi. "Buna on
s evap yazıld ı" buyurdu. Baş ka biri daha geldi ve: "Selamün aleyküm ve
rahmetullahi" dedi. "Buna yirmi s evap yazıld ı" buyurdu. Bir baş kas ı geldi
ve: "Selamün aleyküm ve rahmetullah ve berekatühü" dedi. "Buna otuz
s evap yazıld ı" buyurdu.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir yere girerken de s elam veriniz, çıkarken de. Sonuncus u birincis inden
aş ağı değildir."
İki mü'min birbirlerinin ellerini tuttuklarında, yani tokalaş t ıklarında, yetmiş
rahmet aralarında bölünür. Bunun altmışdokuzu güleryüzlü ve neş eli
olanadır. Karş ılaş t ıklarında birbirlerine s elam veren iki Müs lümana yüz
rahmet verilir. Bunun doks anını ilk s elam veren olur.
Din büyüklerinin ellerini öpmek sünnet t ir. Ebu Ubeyde Cerrah Hz. Ömer'in
elini öptü.

SuFi
09-03-2009, 15:03
Hz. Enes (R.A.) diyor ki:
"Peygamberden sordum: Birbirimize ras tladığımızda eğilelim mi? Hayır,
dedi. Öpüş e lim mi? Hay ır, d edi. Tokalaş a lım mı? Evet , d edi."
Yaln ız yolculuktan dönenin boynuna s arılmak sünnett ir.
Hz. Enes (R.A.) diyor ki:
"Peygamber efendimizden daha çok kims eyi s evmezdim. Bununla beraber
geldiği zaman ayağa kalkmazd ım. Benim böyle davranmamı s evdiğini
bilirdim."
Dinimizde baş kas ını ayakta durdurmak yas aktır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kendis i oturduğu halde, karş ıs ındaki ins anların ayakta durmalarını
is teyen, cehennemdeki yerini hazırlas ın."
20- Aks ıran kims e elhamdülillah demelidir.
İbni Mesud (R.A.) diyor ki:
Peygamberimiz bize aks ırdığımız zaman elhamdülillah Rabbil âlemin demeyi
öğ ret ti. Aks ırd ığı zaman böyle diyene yerhamükellah denir. Aks ıran da
Yağfirallahü li ve leküm der. Aks ırd ığı zaman elhamdülillah demeyene,
yerhamükellah denmez.
Peygamberimiz aks ıracağı zaman s es ini kıs ar, eliyle ağzını kapard ı.
SORU: Helada aks ıran kims e elhamdülillah demeli midir?
CEVAP: Helada aks ıran kims e içinden elhamdülillah demelidir. İbrahim-i
Neha-i dil ile söylemekte bir zarar yoktur demiş t ir.
Ka'bul Ahbar (R.A.) diyor ki:
"Mus a (A.S.) Allah'a: Ya Rabbi, yakın is en gizli, uzak is en yüks ek s es le
konuş alım" dediğinde Yüce Allah şöyle buyurdu: "Ben, beni hatırlayanla
beraberim, onunla oturuyor gibiyim." Mus a: "Ya Rabbi, helada iken veya
cünup olma gibi durumlarda s eni anmaktan çekiniyorum. Sen ancak
temizkan anılabilirs in. Allah buyurdu: "Hangi durumda olurs an ol, beni
anmaktan korkma."
21- Tanıdığı Müs lümanları ve has taları ziyaret etmelidir. Yakını olmas a bile
gidilebilir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Has ta ziyaretine giden cennetin ortas ında oturur. Ziyaret ten döndükten
sonra akş ama kadar yetmiş bin melek onun bağış lanmas ını diler, Yüce
Allah'tan affetmes ini is terler."
Ziyarete gidenin elini has tanın elinin üs tüne veya aln ına koymas ı,
"nas ıls ın" diye hatırını sormas ı sünnet t ir. Sonra da şu duayı okumalıdır.
Bismillahirrahmanirrahim, euzuke billahil ehadis -s amed ellezi lem yelid
velem yüled ve lem yekün lehü küfüven ehad ş erri ma yecidü.
Hz. Osman (R.A.) diyor ki:
"Has talanmış t ım. Peygamberimiz geldi ve yüz defa bu duayı okudu..."
Has ta, nas ıls ın diyen e ş ikayet etmeme lidir ve ş u d uayı okuma s ı s ü nne tt ir:
Euzu bi izzet illahi ve kudret ihi min ş erri ma ecidü.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Has ta olan kuluna Yüce Allah iki melek gönderir. Biris i ziyaret ine
geldiğinde hamd mi ş ikayet mi edeceklerine bakarlar: Eğer Allah'a hamd
olsun, bunda bir hayır vard ır ders e Yüce Allah: "Kulum bana güveniyor,
öldürürs em rahmet imle öldürüp, yerini cennet yaparım. İyile ş t irirs em bu
has talıktan dolayı günahlarını affederim." buyurur.
Hz. Ali (R.A.) diyor ki:
"Karnı ağrıyan kims e hanımının mehir paras ından is teyip bal als ın, yağmur
suyuyla karış t ırıp içs in. İyileş ir. Zira Yüce Allah yağmuru mübarek, balı
ş ifa kadınların mehrini de afiyet kılmış t ır. O halde bu üçü bir araya
geldiğinde iyileş t irir."
Has tanın dikkat etmes i gereken husus lar:
a) Has talıktan ş ikayet etmemek.
b) Yüks ek s es le ağlamamak.
c) Has talığın günahlara kefaret olacağını ummak.
d) İlaç alınca ilaca değil, Yüce Allah'a güvenmek.
Has tanın ziyarete gidenin dikkat etmes i gereken ş eyler:
a) has tanın yanında fazla kalmamalı.
b) Çok soru sormamalı.
c) Has talığına üzüldüğünü söylemeli.
d) Sağlığına dua etmeli.
e) Evin yanına geldiğinde kapıs ına ve çevres ine bakmalı.
f) İçeri girmek için izin is temeli.
g) Kapıyı hafifçe çalmalı.
h) Kapının tam karş ıs ında değil kenarında durmalı.
i) Kapıda çağırırken ev s ahibini ismiyle çağırmamalı, Süphanallahi vel
hamdü lillahi demeli.
k) Kapıyı açan "Kim o" ders e, "benim" dememelidir. Kapıyı açanın da buna
dikkat etmes i gerekir.
22- Müs lüman’ ı n cenazes inin arkas ından gitmeli.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Cenazenin ard ından gidene bir kırat , gömülünceye kadar bekleyene iki
kırat s evap verilir. Bir kırat , birkaç Uhud dağı büyüklüğündedir."
Cenazeyle yürürken konuşmamalı, gülmemeli, ibret le s eyretmeli, kendi
ölümünü hatırlamalıdır.
A'meş diyo r ki:
"Bir cenazenin ard ından gidiyordum. Kime baş s ağlığı dileyeceğimi
bilmiyordum. Zira oradakilerin heps i birbirinden üzgündüler."
Ölen birinin ardından çok üzüldüğünü gören bir büyük ş öyle dedi: "Art ık
üzülmeyin. O üç büyük korkuyu da at lat tı: Can alan meleği gördü, ölümün
acıs ını tatt ı, son nefes korkusundan kurtuldu."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ölünün arkas ından üç ş ey gider: Çoluk-çocuk, malı ve yaptıkları. İlk ikis i
geri döner, yaln ız yaptıkları kendis iyle kalır."
23- Mezarlarını ziyarete gitmelidir. Onlara dua etmeli, ibret almalıdır. Onlar
git t i, yakında ben de gideceğim diye düşünmelidir.
Sufyani Sevri (R.Aleyh) diyor ki:
"Mezarlarını çok düşünen, ölümünü çok hatırlayan kims e, mezarını cennet
bahçelerinden biri olarak bulur. Mezarı, ölümünü ve oradaki durumunu
unutan kims e is e mezarını cehennem kuyusu olarak bulur."
Rebi Heys em (R.A.) Etabiinin büyüklerinden biri olup, mezarı Tus
ş ehrindedir. Sağlığında evinin içine bir mezar kazımış t ı. Kendinde bir
gevş eklik his s ett iği zaman, o mezara girip bir süre içinde kalır ve şöyle
derdi: "Ya Rabbi, beni tekrar dünyaya gönder, kusur ve eks iklerimi
tamamlayayım." Sonra o mezardan çıkar: "Rebi' işte s eni tekrar dünyaya
gönderdiler. Asıl öldükten sonra gönderilmeyeceğini düşün ve ona göre
çalış " derdi.
Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
"Peygamber efendimiz mezarlığa girdi. Bir mezarın üzerine oturup çok
ağladı. Yanına gidip "Ya Resulallah, niçin ağladınız?" diye s ordum. Şöyle
buyurdu: "Bu annemin mezarıdır. Ziyaret ve dua için Yüce Allah'tan izin
is tedim. Ziyarete izin verdi, fakat duaya izin vermedi. Anne s evgim kabard ı
ve ağladım."
KOMŞU HAKKI
Bir Müs lüman’ ı n haklarını uzun uzadıya yazdık. Komşu hakları daha
fazladır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kâfir komş unun bir hakkı; Müs lüman komş unun iki hakkı; Müs lüman ve
akraba olan komşunun da üç hakkı vardır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Cebrail (A.S.) ban a komş u lu k hakkı için o kadar ço k vas iye t ederdi ki,
öldüğünde komşunun komş uya miras çı olacağını zannet t im."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Allah'a ve kıyamet gününe inanan, komşusuna iyilik yaps ın."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Komşus unun, zarar vermeyeceğinden emin olmadığı komşu, mü'min
değildir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Komşus unun köpeğine taş atan, komşusunu incitmiş olur."
Peygamberimize filan kadın gündüz oruç tutuyor, gece namaz kılıyor, fakat
komşusuna eziyet veriyor, dediler. Peygamberimiz ş öyle buyurdu: "Onun
yeri cehennemdir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kırk eve kadar komşuluk vardır."
Zehri, önden kırk ev, arkadan kırk ev, s ağ ve soldan kırkar eve kadar
komşu olur, diyor.
Komşunun hakkı ona zahmet etmemek, onunla iyi geçinmekt ir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kıyamet gününde fakir komş u zengin komşusuna as ılıp şöyle der: Ya
Rabbi, Ona dünyada iken niçin bana iyilik etmediğini ve kapıs ını bana
kapadığını sor."
Büyüklerden birinin evinde fare vardı. "Niçin eve kedi almıyorsun?" diye
soranlara şöyle dedi: "Kedi get irirs em farenin onun s es inden korkup
komşunun evine kaçmas ından korkuyorum. O zaman kendim için
is temediğim bir ş eyi, komş um için is temiş olurum."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Komşu hakkının ne olduğunu biliyor musunuz? (Şunlard ır: )
a) Yard ım is tediğinde yard ım edin, borç is tediğinde borç verin .
b) Fakir is e ihtiyacını karş ılayın.
c) Has talandığında ziyaretine gidin .
d) Öldüğünde cenazes ine gidin.
e) Sevindiğind e s ev in in , ü züldüğ ünd e hal ve h at ırını s oru n, " üzülmeyin"
deyin.
f) Rüzgarına mani olmamak için ona bakan duvarınızı fazla yüks ek
yapmayın.
g) Yediğiniz meyveden ona da gönderin, göndermezs eniz görmes in diye
gizlice yiyin .
h) Çocuğunuzun eline yiyecek verip dış arı çıkarmayın ki, komşunun
çocuğu görüp is temes in.
i) Yemeğinizin kokus u ile komşularınızı üzmeyin .
j) Piş irdiğiniz yemekten bir tabak ta ona gönderin.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Komşu hakkı nedir bilir mis iniz? Nefs imi kudret elinde bulunduran Yüce
Allah'a yemin ederim ki, komşus unun hakkına riayet edene, Yüce Allah
merhamet eder."
Yukarıdakilerden baş ka şunlar da komş u haklarındandır:
1- Duvarına odun koyars a mani olmamak.
2- Su yolunu t ıkamamak.
3- Evin önüne bir ş ey koyars a kavga etmemek.
4- Sırlarını gizleyip, açıklamamak.
5- İş lerine kulak kabartmamak.
6- Mahremine bakmamak.
7- Daha önce anlat tığımız Müs lümanların bütün haklarına riayet etmek.
Ebu Zer (R.A.) diyor ki:
"Çok s evdiğim Peygamberimiz bana, yemeğ i piş irdiğim zaman suyunu fazla
koymamı ve ondan komşuya da göndermemi buyurdu."
Biris i Abdullah İbni Mübarek'e sordu: "Komşum kölemden ş ikayet ediyor.
Onu s ebeps iz yere dövers em günaha girerim. Dövmezs em komşum üzülür.
Ne yapmalıyım?" İbni Mübarek şu cevabı verdi: "Biraz s abret , dövmeyi
gerekt iren bir suç iş les in. O zaman yine dövme. Komş un ş ikayet ett ikten
sonra döv. Böylece her ikis inin de hakkını gözetmiş olursun."

SuFi
09-03-2009, 15:05
AKRABA HAKKI

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah buyuruyor ki: Benim adım Rahmandır. Acımak benim
yakınımdır. O ismi kendi ismimden çıkardım. Yakınları ile beraber olanla
beraberim. Yakınlarıyle ilgilerini kes enlerden, ben de ilgimi kes erim."
Peygambe rimiz bu yuru yor ki:
"Uzun ömürlü ve bol rızıklı olmak is teyen, akrabas ına iyi davrans ın.
Yakınlarına acımaktan daha çok s evabı olan bir ibadet yoktur. Hat ta bir
evde bulunan dinden çıks alar ve kötülük işles eler bile birbirlerini s evip
acıyınca, mallarını ve çocukları bereket li olur."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kendis ine darg ın olan akrabaya verilen zekat ve s adakadan daha üs tün
hiçbir s adaka yoktur."
Yakınlarından ilgiyi kesmemek demek, onlar ilgiyi kes s e bile yine onlarla
beraber olmakt ır. Kendine bir ş ey vermiyene, ihs anda bulunmakt ır. Ona
haks ızlık edene, affederek karş ılık vermekt ir.

SuFi
09-03-2009, 15:07
ANA-BABA HAKKI

Ana-baba hakkı, ş imdiye kadar anlatt ığımız hakların heps inden daha
büyüktür. Zira yakınlık dereceleri daha fazladır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Huzurlarında, alıcıs ıyle s atıcıs ı aras ında duran köle gibi durmadıkça
ana-babanın hakkı ödenmez."

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ana-babaya iyilik etmek (nafile olan) namazdan, oruçtan, hactan, umreden
ve cihattan daha üs tündür."

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Cennet in kokusu beş yüz yıllık uzaklıktan duyulur. Ana-babas ını üzenler
ve akrabaya yakınlık duymayanlar, bu kokuyu duymazlar."
Yüce Allah, Mus a (A.S.)'ya şöyle vahyet t i:
"Ana-babas ının sözünü tutmayıp, benim emirlerimi yerine getirenleri,
emirlerimi dinlememiş s ay arım. Benim emrime uymayıp, ana -b abs ının
sözüne uyanları, emri dinliyenden s ayarım."

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Sadaka verip, s evabını ana-babas ına da gönderen ne zarar eder! Anas ına
da, babas ına da s evap verildiği gibi, kendi s evabı da azalmaz."
Peygamberimizin yanına biris i gelip şöyle dedi: Annem ve babam ölmüş .
Onların üzerimde ödeyebileceğim bir hakları kald ı mı? Peygamber efendimiz
şöyle buyurdu: " (Sevabını onlara bağış lamak üzere) onlar için namaz kıl,
bağış lanmalarını dile, söz ve vas iyet lerini yerine get ir, s evdiklerine iyi
davranıp izzet ve ikramda bulun, akrabalarına iyi davran."

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Anne hakkı, baba hakkının iki katıdır."

SuFi
09-03-2009, 15:09
EVLAT (ÇOCUK) HAKKI

Biris i Peygamberimize gelip: "Kime iyilik edeyim?" diye sordu.
Peygamberimiz "Ana-babaya" dedi. Adam: "Anam-babam ölmüş tür" dedi.
Peygamberimiz: "Çocuklara" buyurdu. Zira ana-babanın hakkı olduğu gibi,
çocuğun da hakkı vard ır.
Çocuğun haklarından biri, çocuğa is yan edecek kadar kötü
davranmamakt ır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Çocuğunu söz dinleyecek ş ekilde yet iş t irmeyen ana-babaya Allah
acıs ın..."

Hz. Enes (R.A.) anlatıyor:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Çocuğunuz yedi günlük olunca akika kurbanı kes in ve ismini koyun. Alt ı
yaş ına gelince nezaket , terbiye ve utanmayı öğret in. Sekiz yaş ına gelince
namaz kıld ırın. Dokuz yaş ına gelince güzel elbis e giydirmeye son verin. On
üç yaş ına gelince, namaz kılmazs a döverek kıld ırın. On alt ı yaş ına gelince
evlendirin. Elini tutup: Seni büyüttüm, terbiye et t im, ilim öğrett im ve
evlendirdim. Dünyada s enden gelecek zarardan ve ahiret te s enden gelecek
azaptan Allah'a s ığınırım, deyin."

Çocuklara bir ş ey v erirken , s everken v eya iyilik y aparken eş it d avranmak
gerekir. Küçük çocuğu öpüp s evmek Peygamberimizin sünnet idir. Zira
Peygamberimiz Hz. Has an 'ı (R.A.) öperdi.
Akra İbni Habis : "On oğlum var, hiçbirini öpmedim." deyince
Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Çocuğuna merhamet etmeyene merhamet
edilmez."
Peygamberimiz minberdeydi. Daha çocuk olan Hz. Has an (R.A.) yüzüs tü
düş tü. Peygamberimiz minberden inip onu kald ırd ı ve şu ayet i celileyi
okudu: "Elbet te mallarınız ve çocuklarınız fitnedir (zira s izi bir takım
günahlara sokabilirler)"
Bir gün Peygamberimiz namaz kılıyordu. Secdeye git t iğinde küçük olan Hz.
Hüs eyin (R.A.) omuzuna bindi. Peygamberimiz s ecdes ini o kadar uzat t ı ki
As hab vahiy geldiği için s ecdes ini uzatmak mecburiyetinde kald ığını
zannet t iler. Selam verdiği zaman "vahiy mi geldi?" dediler. Peygamberimiz,
"Hayır, Hüs eyin omuzuma çıkt ı, onu düşürmek is temedim." buyurdu .
Ana babanın hakkı çok büyüktür ve onlara saygı gös termek gereklidir.
Yüce Allah onların sözünü dinlemeyi, kendine ibadet le beraber bildiriyor
ve buyuruyor ki:
"Rabbin, kendis inden baş ka kims eye ibadet edilmemes ini ve ana babaya
iyilik yapılmas ını is t iyor."


Ana-baba haklarından şu iki ş ey vaciptir.

1- Âlimlerin çoğuna göre, ana-baba kes in olarak haram olmayan şüpheli bir
ş eyi evlat larına yedirmek is tedikleri zaman, yemelidirler. Zira onların
arzularını yerine get irmek, şüpheli bir ş eyden kaçınmaktan daha önemlidir.
2- Farz olan dini bilgileri öğrenmek için baş ka bir yere gitmek gibi farz-ı
ayın olmadıkça, ana-babadan izins iz yolculu ğa çıkılmamalıdır.
Ana-babadan izins iz hacca bile gidilmez. Hac her ne kadar farz is e de
geciktirilebilir."
Biris i Allah yolunda s avaşmak için peygamberimizden izin is tedi.
Peygamberimiz s ordu: "Annen var mı?" "Var" dedi. "Onun yanında otur.
Zira s enin cennet in, onun ayağının alt ındadır" buyurdu.
Yemen'den biris i gelip, Allah yolunda s avaş a gitmek için
Peygamberimizden izin is tedi. Peygamber efendimiz sordu: "Anan-baban
yaş ıyorlar mı?" Adam: "Yaş ıyorlar" dedi. Peygamberimiz şöyle buyurdu:
"Geri dönüp önce onlardan izin is te. İzin vermezlers e emirlerine uy. Zira
Yüce Allah 'ın yanında imandan sonra ana-baba sözünü dinlemekten daha
iyi bir iş yoktur."
Büyük kardeş in de, baba hakkına yakın bir hakkı vard ır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Büyük kardeş in küçük kardeş üzerindeki hakkı, babanın çocuğu
üzerindeki hakkı gibidir."

SuFi
09-03-2009, 15:10
6. KONU: YALNIZ YAŞAMAK UZLETE (YALNIZLIĞA) ÇEKİLMEK

YALNIZ YAŞAMAK UZLETE (YALNIZLIĞA) ÇEKİLMEK

Bir köş eye çekilip ins anlardan uzak yaş amanın mı, yoks a ins anlar aras ına
karışmanın mı daha üs tün olduğu âlimler aras ında tart ışma konus udur.
Kimis ine göre bir köş eye çekilip ins anlardan uzak yaş amak, ins anlar
aras ına karışmaktan daha iyidir. Bu görüşü savunanlar şunlardır: Süfyani
Sevri, İbrahim-i Edhem, Davud-i Tai, Fudeyl-i İyad, Süleyman-i Havas ,
Yusuf-i esbat , Huzeyfe-i Mer'aş ı, Biş r-i Hafi ve daha baş ka birçok
büyükler.
Hadis ve fıkıh âlimlerinin hemen hemen heps ine göre de ins anlar aras ına
karışmak daha iyidir.
Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
" İns anlar aras ına karışmamak hususunda nas ibinize dikkat edin."
İbn-i Sirin (R.A.) diyor ki: " İns anlardan uzak durmak, ibadett ir."
Biris i Davud-i Tai'ye (R.A.) şöyle dedi: "Dünyadan kaç ve ölünceye kadar
ona dönme. İns anlardan as landan kaçar gibi kaç."
Has an-ı Bas ri (R.A.) diyor ki:
"Tevrat t a şu beş yazılıdır:
1- Kanaat eden (elindekiyle yet inen), kims eye muhtaç olmaz.
2- İns anlardan uzak duran s elamete kavuş ur.
3- Şehvet ve arzularına hakim olan, kurtulur.
4- Kıs kançlığı b ırakan, mutlu olur.
5- Sabreden, ebedi s aadete kavuşur."
Veheb İbni Verd (R.A.) diyor ki:
"On hikmet vard ır; Bunlardan dokuzu susmak, biri de ins anlardan uzak
durmaktır."
İbni Heys em ve İbrahim-i Nehai (R.Aleyhima) diyorlar ki: "İlim öğren ve
ins anlardan uzaklaş ."
Malik İbni Es ed din kardeş lerini ziyaret eder, has taların durumunu sormaya
gider ve cenazeleri kald ırır sonra da ins anlardan ayrılıp hücres ine çekilirdi.
Fu dey l'i İyad (R.A.) d iy or ki:
"Yanımdan geçtiği zaman yüks ek s es le s elam vermeyene, has ta olduğum
zaman ziyaret ime gelmeyene minnet tar kalırım."
Sa'd İbni Ebi Vakkas ve Said İbni Zeyd (R.Anhüma) as habın
büyüklerindendiler. Medine'de Akik denen yerde kalırlardı. Yerleri öyle
uzakt ı ki, cumaya gelmezlerdi. Hiçbir iş yapmadan ölünceye kadar orada
kald ılar.
Bir padiş ah Hatem-i As em'e: "Bir arzun var mı?" diye sordu. Hatem: "var"
dedi. "Nedir?" diye soran padiş aha ş u cevabı verdi: "Ne s en beni gör, ne
de ben s eni."
Biris i Sehl-i Tüs teriye "Seninle arkadaş olmak is tiyorum" dedi. Sehl ş u
cevabı verdi: " İkimizden biri öldüğünde diğeri kiminle arkadaş lık edeceks e,
bugün de onunla arkadaş lık ets in."
İns anlardan uzak durup durmamak hususundaki ihtilaf, evlenmenin mi
yoks a evlenmemenin mi daha üs tün olduğu konusundaki iht ilafa benziyor.
Bize göre bu durumlar ş ahs a göre değiş ir. Kimis i için ins anlardan uzak
yaş amak, kimis i için de ins anlar aras ına karışmak daha iyidir. Bunu anlamak
için ins anlardan uzak yaş amanın fayda ve zararlarını bilmek gerekir.

SuFi
09-03-2009, 15:13
İNSANLARDAN UZAK YAŞAMANIN FAYDALARI

İns anlardan uzak yaş amanın alt ı faydas ı vardır:
1- Yüce Allah'ı anmak ve düşünmek için boş zaman bulabilmek. Zira en
büyük ibadet, melekutta, gökte ve yerde Yüce Allah 'ın yaratmış olduğu
ş eylerdeki akıl durdurucu incelikleri düşünmek, Yüce Allah 'ın dünya ve
ahiret teki sırlarını bilmekt ir. En büyük ibadet , ins anın kendini tamamen
Yüce Allah'ı anmağa vermes i, O'ndan baş ka herş eyi, hat ta kendini bile
unutmas ıdır. Yüce Allah'tan baş ka hiçbir ş ey kalmamalıdır. Bu da
ins anlardan uzak durmadan pek kolay olmaz. Zira Yüce Allah'ın dış ında
baş ka ş eyler, O'nu unuttururlar. Bilhas s a Peygamberler gibi ins anlar
aras ında bulunulduğu sürece s adece haktan taraf olmak beceris ine s ahip
olunmazs a zararlı olur.
Peygamberimiz de önceleri Hira dağında yaln ızlığa çekilmiş , Peygamberlik
nuruyla kuvvet lenip, ins anlar aras ında olduğu zamanlar bile kalben Yüce
Allah'la beraber bulunma durumuna gelinceye kadar bu yaln ızlığı
sürdürmüş tür.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Eğer dos t edins eydim, Ebu Bekir'i s eçerdim."
Fakat Yüce Allah'ın dos t luk ve s evgis i, baş ka hiçbir dos t luğa yer
bırakmamış tır. Bununla beraber ins anlar onu herkes in dos tu herkes i
s evdiğini zannederlerdi. Evliyanın da bu dereceye kavuşmas ına ş aşmamak
ge rekir.
Sehl-i Tüs teri (R.A.) diyor ki:
"Otuz yıld ır Yüce Allah'la konuşuyorum. İns anlar kendileriyle
konuş tuğumu zannederler."
Bu, olmayacak bir ş ey değildir. Öyle aş ıklar var ki, ins anlar aras ında
olduğu halde, s evgilis ini düş ünüp hayal etmekten onların farkına varmaz.
Ancak bu durumda olan herkes gurura kapılmamalıdır. Zira ins anlar
aras ında bulunmakla amacından uzaklaş ır.
Biris i yaln ızlığa çekilen biris ine "Bu yaln ızlığa nas ıl kat lanıyorsunuz,
ş aş ıyorum." dedi. Ona şöyle dedi: "Ben yaln ız değil, Hakla beraber
oturuyorum. O'nunla gizlice konuşmak is teyince namaz kılarım. O'nun
benimle konuşmas ını is ters em Kur'an-ı Kerim okuyorum." Biris ine
"Yaln ızlığa çekilen ins anlar ne fayda elde ediyorlar" diye sorulduğunda ş u
cevabı verdi: "Yüce Allah'la yakınlık-tanış lık kuruyorlar.
Has an-ı Bas ri'ye: "Bir adam var, her zaman şu direğin arkas ında yaln ız
baş ına oturuyor." dediler. "Geldiğinde bana haber verin" dedi. Geldiğinde
haber verdiler, gidip sordu: "Her zaman yaln ız oturuyorsun, neden ins anlar
aras ına karışmıyorsun?" "Beni ins anlardan alıkoyan bir işim var" dedi.
"Peki niçin Has an'ın (Has an Bas ri kendis ini kas tediyor) yanında
oturmuyor, onu dinlemiyorsun?" diye sordu: "Bu iş beni Hasandan da
diğer ins anlardan da alıkoyuyor" dedi. Sordu: "Bu hangi iş tir?" Adam ş u
cevabı verdi: "Bana Yüce Allah'tan bir nimet in gelmediği ve benim de bir
günah işlemediğim hiçbir vakt im yoktur. O nimet e şükrediyorum ve günah
için de bağış lanma diliyorum. Onun için ne Has anla ne de baş kas ıyla
meşgul olacak vakt im vard ır." Has an-ı Bas ri şöyle dedi: "Sen yerinde kal,
Has an'dan daha akıllıs ın."
Herin İbni Hayyam, Üveys i Karani'nin yanına git t i. Üveys " Niçin geldin!"
dedi. Herin: "Seninle rahat lamak için geldim" cevabını verince Üveys şöyle
dedi: "Yüce Allah 'ı tanıyıp ta, O'ndan baş kas ının yanında rahat bulan bir
kims e tanımıyorum."
Fudeyl-i İyad (R.A.) diyor ki:
"Gece olunca büyük s evince kapılır, s abahlara kadar Yüce Allah'la baş baş a
kalırım, derim. Gün ağırınca bütün ins anlar beni O'ndan meşgul ederler."
Malik-i Dinar (R.A.) diyor ki:
"Yüce Allah ile konuşmayı, ins anlarla konuşmaktan daha çok
s evmiyenlerin ilimleri az, kalpleri ve ömürleri boş a geçmiş t ir."
Büyüklerden biri diyor ki:
"Biris ini gördüğü zaman, onunla beraber olma ihtiyacını his s eden insanda
noks anlık vardır. Kalbi, beraber olmas ıyla gerekenden ayrılıp,
baş kalarından medet ummaktadır."
Büyüklerden biri diyor ki:
" İns anlarla beraber olmaktan, onlarla yakınlık kurmaktan memnunluk
duyanlar, iflas etmiş kims elerdendirler."
Demek ki d evamlı anarak Yüce Allah'la y akınlık kurabilmek vey a fikir ve
düşünce ile Yüce Allah'ın cemalini, celalini anlayabilmek, ins anların
yapabileceği ibadetlerin en yüks eği ve iyis idir. Zira bütün s aadet lerin
sonu öbür dünyada Yüce Allah'a yakın olmak, O'na karş ı çok büyük s evgi
bes lemektir. Yüce Allah'a yakınlık, O'nu devamlı anmakla elde edilir. O'nu
s evmek, O'nu tanımanın, bilmenin s onucudur. Allah'ı tanıyıp bilmek t e
düşüncenin net ices idir. Bütün bunlar ancak yaln ızlığa çekilmekle elde
edilebilir.
2- Yaln ızlığa çekilmekle birçok günahtan kurtulur. İns anlar aras ında
bulunmakla, herkes in iş lemekten kolay kolay kurtulamayacağı dört günah
vard ır:
a) Dedikodu etmek veya dinlemek. Bu dini mahveder.
b) Emri bildirmek, günahtan alıkoymak. Eğer susulurs a dinin emri yerine
getirilmemiş olunur. Alıkoymaya çalış ılırs a birçokları ile darılma iht imali
doğar.
c) İki yüzlülük ve bozgunculuk. İns anlar aras ında bu ikis i de çok bulunur.
Zira eğer ins anları idare etmezs e, ezilir. İdare eders e, ikiyüzlülüğe ve
gös teriş e düşme tehlikes i doğar. Zira ikiyüzlülükten, yüze gülücükten ve
dalkavukluktan uzak durmak çok zordur. Dos t veya düşmanla konuş up
birine uyars a iki yüzlülük yapmış olur. Uymazs a düşmanlıklarından
kurtulamaz. Bunun en küçük çapta olanı, ras t lanan herkes e "s eni görmek
is terim" demekt ir. Bu çoğu defa yalandır. Zira eğer böyle demezs e kırılırlar.
Oys a s öyleyen için yalan ve iki yüzlülüktür. Biris ine "Nas ıls ın,
çoluk-çocuk nas ıllar?" diye s orup da kalben onların nas ıl olduğunu
düşünmemek ikiyüzlülüğün en büyüğüdür.
Sırrı Sakat i (R.A.) diyor ki:
"Yanıma bir din kardeş im geldiği zaman, eğilip elimi öpmes in, diye elimi
s akâlıma götürürüm. Zira ismimin münafıklar defterine yazılmas ından
korkarım."
Fudeyl-i İyad yaln ız baş ına oturuyordu. Yanına biris i geldi. "Niçin
geldin?" diye sordu. Adam: "Sizin yüzünüzü görmek, ş ereflenmek için
geldim" cevabını verdi. Fudeyl şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki, bu söz
kötülü ğe daha yakındır. Sen bana yalan yere ins anlık s atmaktan baş ka bir
niyetle gelmedin. Hal böyle olunca ya ben s ana yalan söyleyeceğim, ya
s en bana yalan s öyleyeceks in. Öyleys e ya s en geldiğin gibi git , ya da ben
kalkıp gideyim."
Büyüklerimiz birbirlerini gördükleri zaman, dünya değil dini durumlarını
sorarlardı. Bazı din büyüklerine "Nas ıls ın?" diye s orulduğunda ş u
cevapları verdiler:
Hamid-i Cifaf: "Selamet ve afiyet teyim. Selamet s ırat köprüsünü geçince,
afiyet de cennete girince olur."
İs a (A.S.): "Bana faydalı olan elimde değil, dilimin söylediğini
değiş t iremem. Ben kendi işimle uğraş ıyorum, iş is e baş kas ının elindedir.
Benden daha fakir biri yoktur."
Rebii Hey s em (R.A.): "Zayıf v e gü nahkârım. Rızkımı yiyip ec elimi
beklemekteyim."
Ebu Derda (R.A.): "Cehennemden kurtulurs am iyiyim."
Üveys -i Karani (R.A.): "Sabahleyin kalkt ığında akş ama s ağ kalıp
kalmayacağını, akş am yat t ığında da s abaha s ağ kalkıp kalkmayacağını
bilmeyen nas ıl olur!"
Malik-i Dinar (R.A.): "Devamlı yaş lanıp, günahı çoğalanın durumu nas ıl
olur!"
Bir hakim: "Yüce Allah'ın rızkını yediğim halde, düşmanı olan ş eytanın
emrine uyarım."
Muhammed İbni Vas i' (R.A.): "Hergün ölüme yaklaş t ığı halde, günah
iş leyen nas ıl olur!"
Hamid-i Cifaf (R.A.): "Uzun yola çıkıp ta azığı olmayanın, karanlık mezara
girip te arkadaş ı olmayanın, adil hükümdarın huzuruna çıkıp ta delili
olmayanın durumu nas ıl olur!"
İbni Sirin biris ine "Nas ıls ın?" dedi. Adam: "Beşyüz gümüş lira borcu ve
çoluk-çocuğu olanın ve hiçbir kuru şu bulunmayanın hali nas ıl olur!" dedi.
İbni Sirin git t i bin gümüş get irip adama verdi ve ş öyle dedi: "Beş yüzünü
borcuna ver, beş yüzünü de nafakan için harca. Bundan sonra kims eye
"nas ıls ın" demiyeceğime söz veriyorum." İbn-i Sirin "Nas ıls ın" dediği
kims enin ihtiyacını gidermezs e, iki yüzlülük yapmış olmaktan korkuyordu.
d) İns anlarla beraber bulunmakla işlenecek günahlardan biri de beraber
bulunulan kims enin huyunu almakt ır. İns anın bundan haberi olmaz. Farkına
varılmadan huyları diğerine geçer. Bu, büyük günahlara s ebep olabilir.
Yüce Allah 'ı hiç aklına get irmeyenlerle beraber olmak gibi. Zira dünyayı
s evenleri, dünya için çalış anları gören bir kims ede bunun et kis i meydana
gelir. Onların huylarını olmas a bile, iş ledikleri günahları göre göre zamanla
bu günahları küçüms er. Fazlaca gördüğü günahı, günah olarak kabul
etmemeğe baş lar.
Bu yüzden bir âlimin ipek elbis e giydiği görüls e, herkes o âlimi kötüler.
Ondan sonra da arkas ından konuş ulmağa baş lanır. Ama bu konuşmayı kötü
görmezler. Oys a arkadan çekiş t irmek, ipek giymekten daha kötüdür. Hatt a
zina etmekten bile daha büyük bir günahtır. Fakat çok gördükleri ve çok
karş ılaş t ıkları için dedikodunun günah olduğunu unutmuş lardır. Nas ıl ki
Ashabın baş ından geçen olayları dinlemek faydalı is e, Yüce Allah'ı
unutanların olaylarını dinlemek te zararlıdır. Büyükler anıld ığı zaman
rahmet yağar.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Salihlerin is imlerinin anıld ığı yere rahmet iner."
Büyükler hakkında s öylenenler, din gayret inin artmas ına ve dünya
arzus unun azalmas ına s ebep olur. Ters ine, dünyayı s evenler anıld ığı zaman
da lan et yağa r. Buna n eden de Yüce Allah'ı u nutmak ve dün yaya değe r
vermekt ir. Dünyayı s evenlerden bahs etmek lanete s ebep oluyors a, onlarla
beraber olmak, daha da kötü olur.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kötü arkadaş körükçüye benzer. Ateş kıvılcımları elbis eni yakmas a bile,
duman kokusu s eni üzer. İyi arkadaş da güzel koku s atan gibidir; Üzerine
mis k s ürmes e bile, yine mis k kokar."
Hadis -i ş eriften anlaş ıld ığı gibi yaln ızlık, kötü kims elerle oturmaktan daha
iyidir. Fakat iyi ins anlarla oturmak ta yaln ızlıktan iyidir. Yanında bulunulan
kims e dünya s evgis ini dünya arzularını azaltıyor, Yüce Allah'a çağırıyors a
onunla bir arada bulunmak büyük bir ganimet tir. Öyle ins andan ayrılmamak
gerekir. Ama ters i durumda olan ins anlardan uzak olmak gerekir. Bilhas s a
dünyaya bağlı, yaptığı s özünü tutmayan âlimden çok s akınmalıdır.
Böylelerin sohbet i öldürücü zehirdir. Temiz kalplerden İs lamiyetin ş eref ve
s aygıs ını s iler. Zira ins anlara, "Eğer Müs lümanlığın as lı olsaydı, herkes ten
önce o yapardı." dedirt ir.
Biris i önünde bulunan baklavayı büyük bir iştahla yes e ve "Ey
Müs lümanlar, yakla şmayın. Bu zehirdir." diye bağırs a, ona kims e inanmaz.
Baklavayı yemes i, onda zehir olmadığını gös terir. Sözü ile yaptıkları
birbirini tutmayan âlimler de böyledir. Haram yemekten ve günah
iş lemekten s akınan birçok ins an var ki, âlimlerin bunları yaptığını duyunca,
o da yapmağa yeltenir. Bunun için şu iki s ebepten dolayı âlimlerin
hatalarını anlatmak haramdır: Birincis i: Gıybet edilmiş olunur. İkincis i:
İns anların onu örnek almaya, onun yaptıklarını yapmaya teşvik edilmiş
olunur. Şeytan ins anlara "s en bundan daha âlim, daha çok Allah'tan
korkamazs ın ya" der. Böylece âlimin iş lediği günahlar, baş kaları tarafından
da iş lenir.
Böyle durumlarda cahilin izleyeceği iki yol vardır: Birincis i: Âlimde bir
kusur gördüğü zaman "onun ilmi günahına kefarett ir" demek. Zira ilim
büyük bir ş efaatçıdır. Oys a cahilin ilmi yoktur. Bir ş ey yapmak is tediği
zaman kime başvuracak, kimden soracakt ır? İkincis i: Âlim nas ıl "haram
yemenin kötü olduğunu" biliyors a, cahil de öyle içki ve zinayı kötü bilir. O
halde içki ve zinanın haram olduğunu bilen bire cahilin içki içmes ini ve
zina etmes ini örnek olarak bunları yapmadığı gibi. Âlimin haram yediğini
gören de onu örnek almamalıdır. Üs telik harama el uzatanların çoğu âlim
ismi alt ında bu iş i yaptıkları halde, ilmin hakikat inden haberleri bile yoktur.
Cahildirler. Veya yaptıkları anlaş ılmas ın diye bir bahane veya mazeret
gös terirler. Cahillerin onlara bu gözle bakmamaları ve doğru yoldan
s apmamaları gerekir.
Bütün bunlardan anlaş ılıyor ki, birçok kims enin sohbet inden uzak durmak
gerekir. Hz. Mus a (A.S.) ile Hızır (A.S.)'ın Kur'an-ı Kerimdeki hikayes i
bu nu gös te rir. Öy le is e birçok kims en in ins an lard an u zak du rmas ı d aha
iyidir.
3- Genellikle hiçbir ş ehir fitne ve düşmanlıktan uzak değildir. O halde
oradan uzak duran kurtulur, karış an da tehlikeye girer. Abdullah İbni Amr
(R.A.) anlatıyor:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir zaman gelecek ins anlar dinlerini korumak için bir yerden baş ka bir
yere, bir dağdan bir dağa, bir mağaradan bir mağaraya tilki gibi
kaçacaklar." sordular, "Ya Resulallah bu ne zaman olur?" Buyurdu:
"Geçimliğin günah işlemeden elde edilemediği zaman ins anlardan uzak
durmak helal olur." Dediler ki: "Ya Resulallah, bize evlenmeyi buyurdunuz.
Bu nas ıl olur?" Buyurdu: "O zaman ins anın helaki ana-babas ının elinden
olur. Onlar yoks a hanım ve çocuklarının elinden olur. Onlar da yoks a
akrabas ının elinden olur." Sordular: "Niçin böyle olur, Ya Resulallah?"
Buyurdu ki: "Ona fakirliği ve kanaatkarlığı kötülerler, ondan yapamayacağı
ş eyler is terler. O da yok olur gider."
Her ne kadar bu hadis -i ş erif gariplik hakkında is e de, ins anlardan
kaçınmanın anlamını da veriyor. Hadis i ş erifte belirt ilen zaman çoktan gelip
geçmiş t ir,
Sufyani Sevri yaş adığı devri buna iş aret ederek ş öyle demiş : "Yüce Allah'a
yemin ederim ki, ins anlardan uzaklaşmak bugün helal olmuş tur."
4- İns anların kötülüğünden kurtulup rahat olmak. Zira ins anlar aras ında
bulunulduğu sürece onların dedikodularından, hakkında kötü düşünceler
bes lemelerinden kurtulmak mümkün olmaz. Yediklerinin şüpheli olmas ından
kurtulamaz. Baş kaları, yaptıklarını anlamadıkları için dillerine dolarlar. Eğer
ins anlarla olan iliş kilerinde dinin öngördüğü haklarını yerine get irmeğe
(ziyarete gitmeğe, davet etmeğe, s evinç ve üzüntülerine s evinip üzülmeğe)
çalış ırs a bütün zamanı bununla geçer, ibadet için zaman bulamaz. Sadece
bazılarına yapars a bu s efer diğerleri darılırlar. Halbuki bir köş eye çekilirs e
herkes ten kurtulur ve herkes i memnun etmiş olur.
Büyüklerden biri elinde bir kitap, mezarlıkta dolaş ır ve yaln ız otururdu.
"Niçin böyle yapıyorsun?" diyenlere şöyle derdi: "Yaln ız olmaktan daha
güvenli bir yer, mezardan daha iyi nas ihat eden bir vaiz ve kitaptan daha
iyi bir arkadaş görmedim."
Evliyadan olan Sabit i Bennani, Has an Bas ri'ye: "Hacca gideceğini duydum.
Senin arkadaş ın olup, beraber gidelim is terim" diye yazd ı. Has an-ı Bas ri
(R.A.) şu cevabı verdi: "Bırak Yüce Allah 'ın örtüsü alt ında olayım. Eğer
beraber olurs ak, birbirimizin hoş umuza gitmeyecek taraflarını görür ve
birbirimizi s evmeyiz." İns anlardan uzaklaşmanın faydalarından biri de
budur. İns anlar birbirlerinden uzak kalmakla kusurlarını görmez, s evgileri
devam eder. Çok görü şüldüğü zaman, daha önce görülmeyen çok ş eylerin
farkına varılır.
5- İns anlar onun durumu için açgözlülük yapmadıkları gibi, o da
baş kalarının durumuna açgözlülük yapmaz, özenip kıs kanmaz. Bu iki
durumdan da çok s ıkıntı ve günahlar meydana gelir. Zira dünyayı s even
kims eleri gö ren in s and a, dü nya s evgis i mey dana g elir. Onu n için,

Yüce Allah buyuruyor ki:
"Onların bir kısmına dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz ve onları,
bunda fitneye düş ürmek için faydalandırd ığımız (mal ve s altanata) s akın
göz dikme. Rabbinin rızkı hem daha hayırlıdır, hem daha süreklidir."
TAHA SURESİ, Ayet : 131

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Dünya bakımından s izden daha yüks ekte olana değil, daha aş ağı olana
bakınız. Yoks a Yüce Allah'ın s ize vermiş olduğu nimet i küçük görürsünüz."
Zenginlerin malına bakan, onu elde etmek is ter. Fakat elde edemez ve
ahiret ini de harcamış olur. Eğer elde etmek is temezs e, nefs ine karş ı büyük
bir mücadele vermiş ve s abretmiş demekt ir t ir, bu çok zordur.

SuFi
09-03-2009, 15:14
İNSANLARDAN UZAKLAŞMANIN ZARARLARI

Öyle din ve dünya iş leri vardır ki, baş kaları olmadan elde edilemez. Eğer
ins anlardan uzaklaş ılırs a buna kavuşulamaz. O ş eylerin kaçırılmas ı,
ins anlardan uzaklaşmanın verdiği zararlardır. Bu zararlar alt ıdır:
1- İlim öğrenmekten ve öğretmekten geri kalmak. Kendis ine farz olan
ilimleri öğrenmeyene ins anlardan uzaklaşmak haramdır. Farz olanı öğrenilir,
fakat fazlas ı anlaş ılamazs a, yine ibadet için ins anlardan uzaklaşmak caizdir.
Şeriatın bütün ilimlerini öğrenme imkanı varken, ins anlardan uzaklaşmak
büyük bir kayıp ve zarardır. Zira ilim s ahibi olmadan bir köş eye çekilenin
vakt inin çoğu uyku, uyuşukluk ve dağınık düşüncelerle geçer. İlim kuvvet i
olmadan bütün gün ibadet ets e o zaman da gurur ve aldanmadan
kurtulamaz. Yanlış it ikat tan ve olmayacak ş eyleri düşünmekten kendini
alıkoyamaz. Öyle bir duruma gelir ki, Yüce Allah'la ilgili olan düşüncelerde
küfre ve bid'ate düş er de haberi olmaz. Öyle is e bu iş ancak âlimlere
yakış ır. Cahillerin yapmas ı mahzurludur. Zira cahil has ta gibidir.
Doktorlardan kaçıp, kendi kendini iyileş tirmeye çalışmas ı doğru olmaz,
mahvolur.
İlim öğrenmek büyük bir ibadett ir.
Hz. İs a (A.S.) diyor ki:
"Gökteki melekler, ilmi olan, o ilme g öre h areket eden ve baş ka larına
öğ retene "Büyük" diye hitap ederler."
İlim öğretmek, ins anlardan uzaklaşmaktan daha iyidir. Ancak bunun da bir
ş art ı vard ır. O da ilim öğretmekten gaye s ervet ve makam olmamalıdır.
Dince gerekli ve faydalı olan ilim öğret ilmelidir. Bunlar öğret ilirken de
önemli konulara yer verilmelidir. Örneğin abdes t konusu anlatılırken elbis e
ve vücut temizliği üzerinde az durulmalı, as ıl önemli olanın gözü, kulağı,
dili, eli ve bütün vücudu günahtan temizlemek olduğu anlatılmalıdır.
Öğreten, dediklerini kendis i tatbik etmelidir.
Temizlik ve abdes t konusu anlatılınca, temizlikten gaye s adece d ış temizlik
olmadığı, as ıl temizliğin, kalbin Yüce Allah'tan baş ka dünya s evgis i dahil
her türlü s evgiden temizlenmek olduğu söylenmelidir. La ilahe illallah
kelimes inin anlamı, Yüce Allah'tan baş ka hiçbir ilah yoktur, demekt ir. Arzu
ve heves lerinin es iri olan, arzularını kendine ilah edinmiş demektir. Böyle
biris i La ilahe illallah kelimes inin gerçek anlamından mahrumdur. Münciyat
ve Muhlikat konularında anlat tıklarımızı okumayan, arzu ve is teklerden
kes ilmeyi bilemez. Oys a bu, herkes e farzdır. Bu bilgileri öğrenmeden diğer
bilgileri (hayırı, boş anmayı, mezhep ayrılıkları, kelam, münazara ilimlerini
mutezile ve keramiyan görü ş leriyle) öğrenmek is teyen din için değil, mal ve
mevki için ilim öğreniyor demekt ir. Bu tür ins anlardan uzak durmak gerekir.
Çevres ine büyük zararları dokunur.
Kendis ini felakete sürükleyen ş eytanla münazara etmez, düşmanı olan
nefs ine s ert davranmaz da mezheplere veya mutezile ile münazara ve
düşmanlık eders e, ş eytan onu avuçları aras ına almış , onunla alay ediyor
demektir. İçinde bulunan kıs kançlık, gurur, iki yüzlülük, dünya tutkusu,
s ervet ve mevki aşkı, kendis ini felakete sürükleyen kötü özelliklerdir.
Kalbini bunlardan temizlemek dururken nikah, talak, s elem ve ücret
fetvalarıyla uğraşmas ı doğru olur mu?
Öyle bir zamanda yaş ıyoruz ki, gerçek anlamıyla ilim öğreten ins anlara
ras t lamak çok güçtür. O halde ders okutanların da ins anlardan uzakla şmas ı
daha iyidir. Zira gayes i dünya olana ilim öğretmek, yol kes iciye kılıç
s atmak gibidir. Bu ilimle dine dönmes ini ümit etmek, yol kes icinin tevbe
edip cihada gitmes ini beklemeye benzer.
SORU: Kılıç ins anı tevbeye çağırmaz, fakat ilim ins anı Allah'a çağırır. Öyle
is e ilim öğrenenin bir gün pişman olup tevbe etmes i beklenemez mi?
CEVAP: Her ilim ins anı Allah'a çağırmaz. Örneğin düşmanlık, muamelat ,
kelam nahiv ve lugat ilimlerinin böyle bir özelliği yoktur. Bunlar, ins anı
dine teşvik etmezler. Ters ine belki kalbe kıs kançlık, övünme, gurur ve inat
tohumlarını ekerler ve bes lerler. Haber almak, görmek gibi değildir. Dikkat
edilirs e bu ilimlerle uğraş anlar ne tür bir sona uğramış lardır, görülür.
İns anı Yüce Allah'a çağıran ilim hadis , tefs ir ilmi ile daha sonraki
konularımızda anlatacağımız ilimlerdir. Şüphes iz ki, bu ilimleri s evip üs tün
tutmak gerekir. Zira kalpleri çok katı olan az ins an hariç, genellikle herkes
et ki ederler. Bu saydığımız ilimleri, anlat t ığımız ş art larla öğrenmek
is teyen in ins anlar a ra s ın dan çekilmes i b üyü k gün ah olur.
Hadis , tefs ir ve gereken diğer ilimleri öğrenen kims e, kendinde mal ve
mevki hırs ı görürs e onu öğretmekten kaçınmalıdır. Gerçi bu ilimleri
öğ retmenin birçok faydaları vardır, fakat kendis i mahvolur, kendis ini
baş kas ına feda etmiş olur. Bu yüzden:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah bu dine, ilminden hiç fayda görmeyenlerle de yard ım eder."
Bu, et rafını aydınlatan fakat kendis i gitt ikçe eriyen muma benzer. Bu
yüzden Biş ri Hafi (R.A.) hocas ından dinleyip yazd ığı yedi s andık hadis
kitabını gömüp, hadis rivayet de etmedi ve şöyle dedi: "Rivayet etme
arzus unu taş ıdığım için rivayet ederdim. (Bunun önüne geçmek için
gömdüm.)"
Büyükler buyurmuş lar ki:
"Haddes ena (hadis bize bildiriyor ki) sözü dünyadan bir kapıdır. Bu sözü
söyleyen gelin önümde oturun, beni dinleyin demek is tiyor."
Hz. Ali (R.A.) uğradığı biris inin kürsüye çıkıp vazet t iğini görünce şöyle
dedi: "Bu adam, beni tanıyınız" diyor.
Biris i Hz. Ömer'den (R.A.) s abah namazından sonra, ins anlara öğütt e
bulunmak için izin is tedi. Hz. Ömer izin vermedi. Adam "Nas ihatt a
bulunmayı yas aklıyor musun?" dedi. Hz. Ömer şöyle buyurdu: "Evet .
Kendini Süreyya yıld ız kümes ine çıkacakmış s ın gibi büyüklenme havas ına
kaptırmandan korkarım."
Rabia'y ı Adviyye Süfyan-ı Sevriye: "Dünya s evgin olmas a iyi ins ans ın"
dedi. Süfyan: "Dünya nedir?" diye s ordu. Rabia şu cevabı verdi: "Hadis
bildirmeyi s eviyorsun."
Ebu Süleymanı Hat tabi diyor ki:
"Zamanında s izinle arkadaş olup, s izden ilim öğrenmek is t iyenden kaçın.
Zira onların ne malları ne de iyilikleri vardır. Görünürde dos t , kalben
düşman olurlar. Yüzüne karş ı över arkandan yererler. Gayeleri, kötü
emellerine kavuşmak için s eni bas amak olarak kullanmakt ır. Seni, arzu
dünyalarında dolaşmak için merkep yaparlar. Yanına gelmeyi s ana minnet
ederler. Şerefini, mevkini ve malını kendilerine feda etmeni is terler. Sana
gelmelerine karş ılık kendilerini, yakınlarının ve akrabalarının hakkını
gözetmeni, düşmanlarıyla da bozuşmanı beklerler. Bunlardan birini dahi
olsun yapmadın mı? s ana da ilmine de ne derler görürsün. Ne biçim
düşmanlık yapacaklarını anlars ın." İş in doğrusu budur. Günümüzde hiçbir
hoca bedava talebe okutmamalı, gereken ücret i almalıdır. Talebe fakir
hocayı terk eders e, hoca bir ş ey diyemez, des e ins anların gözünden düş er.
Böyle hocalara iyi yevmiye verip zâlimlere hizmet etmes ine ve
Müs lümanlığı aş ağı görmes ine engel olunmalıdır. İlim öğretmekle uğraş ıp
bu zararlardan korunan ilim öğretmenliği, ins anlar aras ından uzaklaşmaktan
daha üs tündür.
Cahiller hangi âlimi görürlers e, ders ine ve meclis ine gitmeli, o âlim için "bu
mal ve mevki peş inde" diye kötü duygular bes lememeli, "belki Allah için
yapıyor" diye d üş ü nmelidirler. Böyle zann etmek fa rzd ır. İns an ın kalb i p is
olunca baş kas ı için iyi düşünmez, kendi pis liğinin herkes te de
bulunduğunu zanneder. Bunu cahilin bilgis izliği ile bunu bahane edip
âlimden uzakla şmamas ı, onlara hürmet te kusur edip haklarında kötü
düşünmemes i ve kendis i de mahvolmamas ı için s öylüyoruz.
2- Fayda temin etmek veya faydalı olmaktan geri kalmak: Fayda temin
etmek, çalış ıp kazanmakla olur. Bu da ins anlarla görüşmeden olmaz. Çoluk -
çocuğu olanın, çalışmayıp uzlete çekilmes i doğru değildir. Zira çoluk -
çocuğuna bakmamak büyük günahlardandır. Ancak çoluk - çocuğa yetecek
kadar mala s ahips e veya çoluk - çocuk yoks a ins anlardan uzaklaşmak
iyidir.
Faydalı olmak ta s adaka verip Müs lümanların haklarını gözetmekle olur.
Uzlette vücut la yapılan ibadet lerden baş ka bir ş eyle uğraş ılmayacaks a,
helal yoldan kazanıp s adaka vermek uzlet ten daha iyidir. Fakat eğer kalpte
Yüce Allah'a yol açılır, bir yakınlık kurars a o zaman uzlet bütün
s adakalardan daha üs tündür. Zira bütün ibadet lerden gaye Yüce Allah'ı
bilmek ve O'na yakınlık kurmakt ır.
3- İns anların kötü huylarına s abrederek din uğruna s avaşmaktan nefs in
arzularını kırmaktan mahrum kalmak.
Bütün arzularına tam olarak karş ı koyamayan kims enin ins anlar aras ında
kalmas ı çok faydalıdır. Zira bütün ibadet lerden gaye iyi huy s ahibi
olmakt ır. Bu da ins anlarla karışmadan elde edilemez. İns anların olur-olmaz
ş eylerine karş ı ancak iyi huyla s abredilebilir. Sofilere hizmet edenler halkın
aras ına karış ıp onlardan bir ş eyler is teyerek gururlarını kırmaya çalış ırlar.
Üs telik sofilerin nafakas ını elde ederken de ins anları cimrilik pis liğinden
kurtarırlar. Onlardan gelene kat lanmakla da, kötü huylarını yok ederler.
Ayrıca sofilere hizmet et t ikleri için dua ve iyi niyet lerini kazanırlar. Bugün
ins anlar s ervet ve mevki için bu iş i yapıyorlar.
Nefs ine tam olarak hakim olan kims enin ins anlardan uzaklaş ıp bir köş eye
çekilmes i daha iyidir. Zira arzulara karş ı gelmekten gaye, her zaman s ıkıntı
çekmek değildir. Nitekim ilaç içmekten gaye acı tatmak değil, has talığın
iyile şmes idir. Has talıktan kurtulduktan s onra yine de ilacın acılığını tatmak
ş art değildir. Arzulara karş ı koymak ta s ıkıntı çekmek için değil, arzuların
s es ini sus turmak suret iyle Allah 'ı anmaya yatkınlık kazanmaktır.
Kendi nefs ine karş ı koymak gerekt iği gibi, baş kalarına da nefis lerine karş ı
koymayı öğretmek dinin hükümlerindendir. Bu is e ins anlardan
uzakla şmakla yapılamaz. Bir ş eyhin müridleriyle görüşmes i zaruridir.
Müridlerinden ayrılıp uzlete çekilmes i söz konusu olamaz. Şeyhlerin
bundan s akınmaları gerekir. Şart ları uygun olan ş eyhin müridleriyle bir
arada bulunmas ı uzlet ten (bir köş eye çekilmekten) daha iyidir.
4- Uzlet te vesves e çok olur. Hat ta kalp zikretmekten nefret edip, bunalıma
sürüklenebilir. Bu da ancak ins anlarla beraber olmakla giderilebilir.
İbni Abbas (R.A.) diyor ki:
"Ves ves eden (kuruntudan) korkmas aydım, ins anlarla bir arada
bulunmazdım."
Hz. Ali (R.A.) diyo r ki:
"Kalbin rahatlamas ına engel olmayın. Zira kalbe bir kez kötülük yapars an,
art ık gerçekleri görmez olur."
O halde her gün bir s aat oturup konuş acak bir kims e olmalıdır. Zira bu
kalbi s evindirir. Ancak konuşmanın dini konularda olmas ı gerekir.
Konuşulan kims e dindeki kus urlarını, dünyayı kazanmaktaki kolaylıkları
anlatmalıdır. Dinden haberi olmayanlarla bir an bile oturmak zararlıdır.
Bütün gün elde edilen iyi s ıfat lar, gafilin yanında tozlanmaya bulanmaya
baş lar.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Dos tu ve beraber bulunduğu kiş inin huylarını almak is teyen kims e,
kiminle arkadaş lık edeceğine çok dikkat etmelidir."
5- Has ta ziyaret i, cenazeyi kald ırmak, davete gitmek, Müs lümanların
neş es ine s evinip üzüntülerine ortak olmak gibi s evaplardan yoks un
kalmak.
Bunlardan yoksun kalmak iyi değildir ama bunlarda da zarar vardır. Bozuk
adet ve gelenekler araya karış abilir. Bunlardan kendini koruyamayan ve
ş art larını yerine get iremeyen ins anın uzlete çekilmes i daha iyidir. Geçmiş
din büyüklerinin çoğu böyle yapmış lard ır.
6- İns anlar aras ına karış ıp haklarını yerine get irmek bir nevi alçak
gönüllülük taş ıdığı halde, uzlet edip ins anlardan kaçmaktan da biraz gurur
vard ır. Hat ta uzlet in s ebebi gurur ve mevki s evgis i olabilir. O, ins anların
ayağına gitmeyen, ins anların da kendis ine gelmes ini is temeyen bir kiş idir.
İs rail oğullarında büyük bir âlim varmış . İlim üç yüz es er yazmış . Yüce
Allah yanında bir yeri olduğunu zannedermiş . Zamanın peygamberine
şöyle vahiy gelmiş . Ona de ki: "Yeryüzüne kendi şöhret ini yaydın. Ama
ben s enin şöhret ini kabul etmiyorum." Âlim bunu duyunca korkmuş ve
yaln ız baş ına bir mağaraya çekilip "herhalde ş imdi Allah bundan
memnundur." demiş . Yine vahiy gelmiş . Yüce Allah: "Ben ondan memnun
değilim" buyurmuş . Adam oradan çıkıp ins anlara karışmış , çarş ı-pazarda
onlarla oturup kalkmış . Bu s efer gelen vahiyde Yüce Allah ondan razı
olduğunu buyurmuş .
Öyle is e bir köş eye çekilip bundan gururlanan kims e, kalabalık aras ında
s aygı göremeyeceğinden korktuğu için bunu yapıyordur veya ilim ve
amelde kusurlarını gizleyip daima ins anların kendis ini ziyaret etmelerini,
elini öpüp kendis iyle bereket lenmelerini is t iyordur. Bu çeş it uzlet
bozukluğun, bozgunculu ğun ta kendis idir.
Uzletin doğruluğunun iki belirt is i vardır: Biri, tek baş ına çekildiği yerde hiç
boş durmayıp devamlı zikir, tefekkür, ilim ve ibadet le meşgul olmas ı, diğeri
de kendis inden dini bakımdan yararlanan ins anlar hariç, diğerlerinin
kendis ini ziyaret etmelerini is tememes idir.
Ebul Has anı Hatemi Tus ş ehrinin büyüklerindendi. Evliya olan Şeyh Ebul
Kas ım-ı Gürrani'ye gidip özür diledi: "Kusur iş ledim, s eyrek geldim" dedi.
Şeyh: "Özür dileme. Herkes gelmeyi is ter, ben is e gelmemelerini is terim.
Bizim ö lümd en baş ka b eklediğimiz yo ktur." d edi.
Hatemi As em'in yanına giden bir padiş ah sordu: "Ne is ters in?" Hatem ş u
cevabı verdi: "Ne s en beni gör, ne de ben s eni."
İns anlardan hürmet görmek için uzlete çekilmek büyük cahillikt ir. Böyleleri
bilmelidirler ki, onun için kims enin elinden gelen bir ş ey yoktur. Dağ
baş ına da gits e, onun özrünü arayan "Nifak üzeredir" der. Meyhaneye de
gits e dos tu ve muridi: "Kendis ini ins anların gözünden düşürmek için
nefs ine eziyet etmiş görünüyor" der. Ne yapars a yaps ın onun için iyi
söylenmez. Onun için kalbi ins anlara değil, dine bağlamak gerekir.
Sehl-i Tüs teri, müridine bir iş yapmas ını söyledi. Mürid'i: "Ben ins anlardan
korkarım, bu işi yapamam" dedi. Süheyl yanındakilere dönüp şöyle dedi:
"Şu iki s ıfat tan biri elde edilmeyince bu işin hakikat ine kavuşulamaz: Ya
halk gözünden düşüp haktan baş kas ını görmiyeceks in, ya da kendi nefs in
gözünden düşüp ins anların s eni herhangi bir ş ekilde görmes inden
korkmayacaks ın."
Has an-ı Bas ri'ye (R.A.) dediler ki: "Bazı ins anlar s ize itiraz etmek veya
kusurlarınızı bulup ezberlemek için meclis inize geliyorlar." Şöyle buyurdu:
"Gördüm ki kendi nefs im Yüce Allah'a yakın olmak is ter, fakat ins anlardan
kurtulmayı as la is temez. Zira onların yaratanı bile dillerinden kurtulamaz,
kendilerini yaratana bile dil uzatırlar."
Uzletin (ins anlardan uzak yaş amanın) fayda ve zararlarını böylece anlatmış
olduk. Herkes durumunu düşünsün ona göre hareket ets in .

SuFi
09-03-2009, 15:14
UZLETE ÇEKİLENİN YAPACAĞI ŞEYLER

Uzlete çekilen kims e ins anlar aras ında uzaklaşmakla, ins anlardan zarar
görmekten veya ins anlara zarar vermekten kurtulmaya. Yüce Allah'a daha
çok ibadet edebilmek için fazla zaman ayırmaya niyet etmelidir. Hiç boş
durmamalı, devamlı zikir, fikir ve ibadetlerle meşgul olmalıdır. İns anların
onu ziyaret etmelerini is tememeli, dünyada olup bitenlerden ve ins anların
durumundan haber sormamalıdır. Zira duyacağı her ş ey kalbine s erpilen bir
tohum olabilir. Yaln ızlıkta yapılacak iş düşüncelere mani olmak, kalbi zikirle
temizlenip parlatmakt ır. İns anlarla ilgili haberler, ins anı düşünceye
s evkederler.
Yeme ve giyme hususunda azla yet inmelidir. Yoks a ins anlar aras ına
karışmaktan kes ilmiş olmaz. Komşularının sıkıntıların s abretmeli, övgü
veya yergilere ald ırmamalıdır. İns anlar aras ına karışmadığı için kendis ine
ikiyüzlü, kibirli, alçak gönüllü veya iyi niyet li derlers e ald ırmamalıdır. Zira
bunlarla uğra şmakla zamanını harcamış olur. Uzlet in gayes i ahiret i
yaş amakt ır.

SuFi
09-03-2009, 15:15
7. KONU: YOLCULUK


YOLCULUK

İki çeş it yolculuk vardır. Biri kalble, diğeri de vücutla yapılan yolculuktur.
Kalble, gök ve yerin melekutunda ve Yüce Allah'ın yarat t ığı ş eyler
aras ında din yolunda yolculuk yapılır. Gerçek din mensuplarının yolculu ğu
budur. Evde oturuyorlarken, yedi kat gök, yer ve cennet ler içinde
dolaş ırlar. Zira melekut âlemi ariflerin cennet idir. Bu cennet için yas aklama
olmadığı gibi, zorlamayla da gidilemez. Yüce Allah gerçek kullarını bu
yolculuğa çağırıyor:
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Yoks a göklerin ve yerin melekutuna ve Allah 'ın yarat t ıklarına bakmıyorlar
mı?"
A'RAF SURESİ, Ayet : 185
Bu ş ekilde yolculuğa çıkmayan, bildiğimiz ş ekilde vücutla yolculu ğa çıkıp,
faydalanacağı yerlere gitmelidir. Bu yolculuk yürüyerek kabeye gitmeye,
yukarıda anlat t ığımız yolculuk is e evinde oturan kims enin yanına kabe'nin
gelmes ine, et rafında dolaşmas ına ve s ırlarını ona açıklamas ına benzer. Bu
iki yolculuk aras ındaki fark büyüktür.
Şeyh Ebu Said-i Ebül Hayr (R.A.) diyor ki:
"Mert olmayanların ayağı, mertlerin is e oturak yerleri kızarır."
Biz yaln ız vücutla yapılan yolculu ğu anlatacağız. Kalple olanı zordur ve bu
kitapta anlatılamaz.

SuFi
09-03-2009, 15:17
YOLCULUĞUN ÇEŞİTLERİ Yolculuk beş ksımdır:

BİRİNCİ KISIM YOLCULUK: İlim öğrenmeğe gitmek. Öğrenilmes i farz olan
ilimleri öğrenmek için yolculuğa çıkmak farz, sünnet ler için yolculuğa
çıkmak sünnet t ir. İlim öğrenmek için üç çeş it yolculuk vardır.
1- Şeriat ilimlerini öğrenmek.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
" İlim öğrenmek için evinden çıkan, dönünceye kadar Allah yolundadır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Me lekler, ilim öğ renen talebelerin üzerine kan at larını gererler."
Bazı din büyükleri bir tek hadis i ş erif öğrenmek için uzun yolculuklara
kat lanırlardı.
Süfyani Sevri (R.A.) diyor ki:
"Din yolunda faydalanmak için biris i Şam'dan Yemen'e gidip bir kelime
dinles e, yolculu ğu, boş a geçmemiş olur."
Ahiret te iş e yarayacak ilim yolculuğa çıkılmalıdır. İns anı dünyadan ahirete,
hırs tan kanaate, iki yüzlülükten doğruluğa, ins anları yüceltmekten Hakka
tapmağa götürmeyen iş lerin ilmi değers izdir.
2- Kendini iyice tanımak, yolculukla kötü sıfat larının çares ini bulmağa
uğraşmak.
İns an kendi evinde bulunduğu ve işleri yolunda gitt iği s ürece kendi
hakkında kötü düşünmez ve iyi ahlaklı olduğunu s anır. Yolculukt a
huylarının gerçek yüzünü görür, kötülük ve zayıflığını gös teren durumlarla
karş ılaş ır. Has talık böylece teşhis olduktan sonra, tedavis i ile uğraşmak
kolaylaş ır.
Biş ri Hafi (R.A.) diyor ki:
"Ey köylüler, yolculuğa çıkıp temizleniniz. Zira bir yerde kalan suyun
tazeliği gider."
3- Yolculuk etmek suret iyle Yüce Allah 'ın deniz, kara, dağ, çöl ve tabiatın
çeş it li yaradılış ındaki gariplikleri ve akıl durdurucu incelikleri görmek.
Gezilen bölgelerdeki hayvan, bit ki ve diğer varlıkları tanımalı, heps inin
Yüce Allah'a tesbih et t iklerini, O'nun tapılacak tek ilah olduğunun delilleri
bulunduğu görülmelidir. Hiçbir ş ekilde konuş amayan cans ızların
konuşmas ını duyabilen, harf ve rakams ız bütün yaratılmış ların alınlarındaki
yazıyı okuyabilen ve gizli sırları bunlarda anlayabilen, kalp gözü açık
kims enin yeryüzünde dolaşmas ına lüzum yoktur. O, gece gündüz dönen ve
bir s es in şöyle s es lendiği göklerin melekutuna bakmalıdır: "Göklerde ve
yerde üzerinde gezdikleri halde görmedikleri nice ibret ve iş aret ler vardır."
YUSUF SURESİ, Ayet : 105
Bir ins an b ırakın gök ve yeri, kendi varlığına bakarak bütün ömrünü sonsuz
bir ibret manzaras ı olarak görebilir. Gözünü kapayıp, kalbini açtığı zaman,
kendindeki ş aş ılacak hallerin farkına varır.
Büyüklerden biri diyor ki:
İns anlar: "garip ş eyleri görmek için gözünüzü açın" diyorlar. Ben is e şöyle
diyorum. "Gariplikleri görmek is t iyors anız gözlerinizi kapatın."
Bu her iki görüş te doğrudur. Gözünü açan dış taki gariplikleri görür, sonra
diğer mevkiye ulaş ır. Dış takiler s ınırlıdır. Zira madde âlemine bağlıdırlar.
Madde âlemi de bilindiği gibi sınırlıdır. Kalp ve ruhtaki haller is e
sonsuzdur. Zira bunlar ruh ve as ıllarla ilgilidir. Asılların is e sonu yoktur.
Her görüntünün bir as lı vardır. Göz nas ıl görüntüyü görüyors a, kalpte
as lını görür. Dış görüntü gerçek yaratılış ın çok kıs alt ılmış bir ş eklidir.
Nitekim dile ve kalbe bakan birer parça et ten baş ka bir ş ey görmez. Oys a
he r b irinin y apt ığı nice b üyü k ş ey le r vardır. Yarat ılmış olan her ş eyde
durum aynıdır. Göz ile görülenden fazlas ını görmeyenin dereces i hayvanlık
dereces ine yakındır. Bununla birlikte göz kalbin anahtarıdır. Kalp,
varlıklardaki acaiplikleri ilk önce onun önderliğiyle çözer.
İKİNCİ KISIM YOLCULUK: İbadet için yapılan yolculuk. Hacca gitmek,
Allah için s avaş a gitmek, peygamberlerin (A.S.), evliyaların, ashabın veya
bizzat kendilerini görmek, âlimleri ve din büyüklerini ziyaret etmek için
yapılan yolculuklardır.
Onların duaları çok bereket lidir. Üs telik onları görmekte çeş itli faydalar
vard ır. Bunlardan biri onları görmekle ins anda, onlara uymak, onların
yaptıklarını yapmak arzusu doğar. O halde öylelerinin yüzünü görmek hem
ibadet , hem de birçok ibadetin tohumu olur. onların söz ve nefes leri
kendis ine uygun olurs a, çok faydaları dokunur. Böyle niyet lerle büyüklerin
mezarlarını ziyarete gitmek caizdir. Bu husus t a,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Erkekler üç mes cidden baş kas ı için yolculuğa çıkmaz: Mes cidi haram,
Mes cidi Nebi ve Beyt i Mukaddes ."
Hadis ten anlaş ıld ığı gibi bu üç yerden baş ka yer ve mes cidleri mübarek
görmemek gerekir. Ancak yaş ayan veya ölen âlimleri ziyaret etmek buna
girmez.
SORU: Evliya ve âlimlerin mezarlarını ziyaret etmek uygun mudur?
CEVAP: İs t ifade etmek niyet iyle âlimlerin ve evliyaların mezarlarını ziyaret
etmekte ve hat ta bunları ziyaret etmek için yolculuğa çıkmakta bir mahzur
yoktur.
ÜÇÜNCÜ KISIM YOLCULUK: Dinine zararı dokunan mevki, para ve mal
gibi dünya uğraş ılarından kurtulmak için baş ka yerlere gitmek. Dünya
iş leriyle uğraşmas ı din yolunda ilerlemes ine engel olan kims enin yolculuğa
çıkmas ı farz olur. ins an kendis ine gerekli olan ihtiyaçlardan kurtulamaz
ama, daha uygun ve hafifini s eçebilir. Büyüklerimiz "Yüklü bulundukları
halde yükü az olan kurtulur." buyurmuş lardır. Yüks ek mevkilerde
bulunana, genellikle mevkii ona Yüce Allah'ı unutturur.
Süfyani Sevri (R.A.) diyor ki:
"Öyle bir zamandayız ki tanınmamış , duyulmamış kims eler için bile Allah'ı
unutma korkusu vard ır. Kald ı ki tanınmış lar. Zamanımızda s eni tanıdıkları
yerden kaçıp, kims enin tanımadığı bir yere gitmelis in."
Süfyani Sevri sırt ına bir torba almış yürüyordu. "Nereye gidiyorsun?"
dediler. "Filan köyde yiyecek daha ucuzmuş . Oraya gidiyorum." dedi.
"Bunu doğru buluyor musun?" dediler. Şu cevabı verdi: "Geçimin kolay
oldu ğu ye rlere gidiniz. Orada din daha s ağlam ve kalb dah a rah at o lu r."
DÖRDÜNCÜ KISIM YOLCULUK: Dünya geçimi için yolculuğa çıkmak.
Dünya geçimini s ağlamak için de yolculuğa ç ıkmak caizdir. Eğer kendini ve
çoluk-çocuğunu kims eye muhtaç etmemek niyet iyle olurs a ibadet s ayılır ve
s evap kazanılır. Dünya malını artırmak, övünmek veya eğlenmek için
olurs a, ş eytan için yapılmış bir yolculuk olur. genellikle böyle olanların
bütün ömürleri yolculuk sıkıntıs ı ile geçer. Zira yolculukta çok para
harcanır. Ya elindekini soygunculara kaptırır, ya gurbette ölür ya da bir
suç işleyip polis lerin eline düş er. En iyi ihtimalle malı varis ine kalır. Varis i
de ş ehvet ve arzularının peş inde koş arak kendis ini anmaz bile. Hat ta vas i,
ölenin vas iyetini bile yerine get irmeyip borçlarını ödemeyebilir. O zaman
bu borcun mesuliyet i ahiret te kendis ine ait olur. Bütün sıkıntı ve
mesuliyet ini kendis inin çekt iği malla bir baş kas ının rahat etmes inden daha
büyük bir aldanma olur mu?
BEŞİNCİ KISIM YOLCULUK: Dolaşmak, gezip görmek için yapılan
yolculuktur. Bu yolculuğa az ve s eyrek çıkmak mübahtır. Ama bütün
ş ehirleri dolaşmayı amaçlayıp, durmadan devamlı görmek arzusuyla
yolculuğa çıkmak hus usunda âlimler aras ında görü ş ayrılığı vardır. Bazıları,
bu tür yolculuk faydas ız ve kendine zahmet çekt irmektir. Bu is e caiz
değildir, diyorlar. Bize göre haram değildir. Zira iyi olmas ı bile gezip
memleket ler görmekte bir gaye vardır.
Fakat bazıları derviş elbis es i giyip ş ehir ş ehir, ev ev dolaş ırlar. Gayeleri
ş eyhlik tas lamak veya ins anları kendis ine hizmet ett irmek değildir. Sadece
gezmek görmek is terler. Zira fazla ibadet yapamazlar. Kalplerinde de
tas avvuf yoluna bir pencere açılmamış t ır. Gevş eklik ve durgunlukları buna
güçlerini get irmez. Devamlı olarak bir mürş idin huzurunda bulunamazlar.
Devamlı dolaş ıp nerede iyi bir sofra bulurlars a oraya çökerler. İyi bir sofra
bulmayınca da hizmetçileri kötüleyip, daha iyi sofraların bulunacağı baş ka
yerlere giderler. "Buraya bir mezarı ziyarete geldik, gayemiz budur, yemek
değildir" derler. Bu çeş it yolculuk haram değildir, fakat mekruhtur. Bu tür
ins anlar as i ve bozguncu olmas alar bile kötüdürler. Eğer sofilerin yemeğ ini
yiyip s adece işlerine geldiği zaman sofi görünürlers e o zaman as i ve
bozguncu olurlar. Ald ıkları ş eyler haram olur. Zira derviş elbis es i giyip beş
vakit namaz kılan herkes sofi değildir. Sofi bir is teği olup onunla uğraş an
veya ona kavuşmuş olan veya zaruret miktarınca çalış ıp, o iş inde noks anlık
bırakmayan veyahut muhterem zat ların hizmetinde bulunan kims edir.
Sofilerin yemeğini yemek bu üç guruptan baş kas ına helal olmaz.
Sadece kendine adet edinen, kalbinde is temek ve onlara hizmet etmek
arzus u bulunmayan kims e derviş elbis es i giys e bile sofi olmaz. Hatt a
soyguncular kendis inde bir ş eylerin varlığını s ezdiklerinde sofi olmadığı
halde kendini sofiler gibi gös termek, bozgunculuk ve soygunculuktur.
Bunların en kötüsü de kuru kuruya sofilerin birkaç sözünü ezberleyip
devamlı bunları tekrarlayan ve bu konuşmaları ile gerçek sofilerin ilmine
s ahip olduğunu zanneden kims elerdir. Kötülük ve zararı onu ilme ve
âlimlere hakaret gözüyle bakmaya kadar götürür. Hat t a ş eriatı bile zayıf
görüp: "Bu zayıf olanlar içindir. Kuvvet li olanlar ş eriata uymas alar da bir
zararı yoktur." derler.
Onların d in le ri bü yük b ir hav uz olmuş , hiçbir ş eyle pis olma z. Bu duruma
gelen birini öldürmek, bin rum veya hint Kâfirini öldürmekten daha
üs tündür. Zira Müs lüman kendini Kâfirden korur. Ama Müs lüman görünüp
Müs lümanlığı yıkan böyle alçaklardan korunamaz. Zamanımızda ş eytanın
kurumuş olduğu en büyük tuzak budur. Birçok ins an bu tuzağa
yakalanmakta ve felakete sürüklenmektedir.

SuFi
09-03-2009, 15:18
YOLCULUKTA GÖZETİLMESİ GEREKEN KURALLAR

Yolculukta s ıras ıyla ş u s ekiz kural gözet ilmektedir.
1- Hak s ahiplerine hakları, emanet s ahiplerine de emanet leri verilmelidir.
Bakmak mecburiyet inde bulunulan kims elere nafaka b ırakmak vaciptir. Yol
azığını helalden hazırlamalı, yolda arkadaş larına ikramda bulunabilecek
ş ekilde almalıdır. Zira yemek ikram etmek, tat lı konuşmak ve taş ıt aracı
s ahibiyle iyi geçinmek güzel ahlaktandır.
2- Yolculuk için uygun bir arkadaş s eçmek. İyi bir arkadaş din bakımından
kendis ine yardımcı olur. peygamberimiz yaln ız baş ına yolculuğa çıkmayı
yas aklamış t ır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Üç kiş i bir cemaat t ır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Biris ini reis s eçmek gerekir."
Zira yolculukta çeş it li güçlüklerle ve fikirlerle karş ılaş ılır. Son s öz biris ine
verilmezs e, iş ler bozulur. İyi ahlaklı ve yolculu ğu iyi bilen reis yapılmalıdır.
3- Yolculu ğa çıkarken geride kalanlara veda edilmeli ve Peygamberimizin ş u
duas ı okunmalıdır. "Dinini, emanet ini ve iş inin sonunu Allah'a ısmarlarım."
Yolculuğa çıkana da ş u dua okunur: "Yüce Allah takvanı art ırs ın, günahını
affets in, yöneldiğin yerde s ana hayırlar vers in." Geride kalanların,
yolculuğa çıkan için dua etmeleri sünnet t ir. Yolculuğa çıkan ayrılacağı
s ırada heps ine Allahaısmarladık demelidir.
Hz. Ömer (R.A.) bir gün iyilikte bulunmak için bir ş eyler dağıt ılıyordu.
Yanına çocuğu ile beraber bir adam geldi. Hz. Ömer: "Süphanallah, çocukla
s enin kadar birbirine benzeyen baş ka kims e görmedim." dedi. Adam: "Ey
müminlerin emiri, s ana anlatayım." dedi. "Ben bir yolculuğa çıkıyordum.
Annes i hamile idi. Bana, beni bu halde nas ıl bırakıyorsun?" dedi. Ben de
"Karnındakini Yüce Allah'a ısmarlıyorum" dedim. Yolculuktan döndüğümde
annes i ölmüş tü. Bir gece evde oturuyordum. Uzaktan bir ateş gördüm. "Bu
nedir?" dedim. "Hanımının mezarıdır. Her gece görüyoruz" dediler. "Eş im
namazını kılar, orucunu tutardı. Nas ıl yeri ateş olur?" dedim. Ne oluyor
diye gidip mezarı açtım. Bir de ne göreyim, orada bir mum yanıyor, bu
çocuk ta oynuyor. O anda bir s es duydum. Şöyle diyordu: "Bu çocuğu bize
ısmarladın. Eğer annes ini de ısmarlas aydın onu da s ağ bulurdun."
4- Şu iki namazı kılma lıdır. Birin cis i: y olculuğ a çıkmadan ön ce kılınan
is t ihare namazıdır. Bu namazı ve dualarını herkes bilir. İkincis i is e evden
çıkarken kılınan dört rekat lık namazdır.
Hz. Enes (R.A.) anlatıyor:
"Peygamberimizin (S.A.S.) yanına biris i gelip; yolculuğa çıkıyorum.
Vas iyet imi yazdım. Babama mı, oğluma mı, kardeş ime mi vereyim?" dedi.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yolculuğa çıkacak kims e Yüce Allah yanında, kılacağı dört rekat
namazdan daha s evgili bir ş eyi kendi yerine bırakmış olamaz. Yükünü
hazırlarken Elhamd'ı ve Kulhuvallah 'ı okumalıdır. Sonra "Ya Rabbi, Kur'an-ı
Kerimin bu sureleri ile s ana yaklaşmak is t iyorum. Çoluk - çocuğum ve
mâlim için onları benim yerime vakit et ." demelidir. Böylece o süreler onun
yerini alıp o dönünceye kadar evinin et rafında dolaş ıp onu korurlar."
5- Çıkmak üzere kapının yanına geldiğinde: "Bismillahi ve billahi,
tevekkeltü alallahi vela havla vela kuvvete illa billah" deyip şöyle dua
etmelidir: "Ya Rabbi, doğru yoldan çıkmaktan, çıkarılmaktan, haks ızlık
yapmaktan, haks ızlığa uğramaktan, cahillikten ve cahil bırakılmaktan s ana
s ığınırım." Taş ıt aracına binince şöyle demelidir: "Süphanallezi sehhara
lena haza ve ma künna lehu mukarrenin." Mümkün olduğu kadar Perş embe
s abahı yola çıkmalıdır. Zira peygamberimiz (S.A.S.) Perş embe günü
yolculuğa çıkardı.
İbni Abbas (R.A.) diyor ki:
"Yolculuğa giden veya biris inden bir işinin olmas ını is teyen kims e
s abahleyin yola çıkmalıdır. Zira peygamberimiz (S.A.S.) şöyle dua et t i: "Ya
Rabbi, ümmetimden cumartes i ve perş embe günleri s abah erken kalkanlara
bereket gönder." Öyle is e perş embe ve cumartes i s abahları bereket lidir.
6- Yolculuk hayvanla yapılıyors a, sırt ına çok yük vurmamak. Hayvanın
s ırt ında uyumamalı ve hayvanı dövmemelidir. Sabah - akş am birer s aat
yaya yürüyerek hem hayvanı dinlendirmeli hem de ayakları hareket
et t irmelidir. Hayvanın s ahibini kırmamalıdır. Büyükler hiç sırt ından
inmemek üzere hayvanı kiralar fakat s adaka olsun diye inerlerdi. Gereks iz
yere hayvanı döven veya fazla yük vuran kıyamet günü hes aba çekilir.
Ebu Derda (R.A.) bir deve kiraladı ve ş öyle dedi: "Ey deve, beni Yüce
Allah'a ş ikayet etme. Zira biliyorsun ki s ırt ına taş ıyabileceğin kadar yük
vurdum." Hayvana yüklenecek yük hayvanın s ahibine gös termeli ve ona
göre konuşulmalıdır. Hayvanın s ahibiyle anlaşmaya varılan miktardan fazla
yük yükletmek caiz değildir.
Abdullah İbni Mübarek (R.A.) bir hayvanın s ırt ında gidiyordu. Biris i ona
bir mektup verip "Şuraya götürür müsün?" dedi. İbni Mübarek şöyle dedi:
"Hayvanın s ahibiyle olan anlaşmamızda mektubun dahil değildir. Fıkıh
âlimleri, mektubun ağırlığı yoktur diye bir ş ey söylememiş lerdir." dedi
mektubu almadı.
7- Hz. Ayş e (R. Anhüma) diyor ki:
"Resulullah (S.A.S.) yolculuğa çıkacağı zaman tarağını, aynas ını, misvakını
ve s ü rmed anını yanınd a bulun dururd u."
Sofiler buna ip ve kovayı da ilave etmiş ler. Oys a geçmiş büyüklerimiz bunu
adet etmemiş lerdir. Zira nereye gits eler teyemmüm ederler ve is t incada taş
ile yet inirlerdi. Pis olduğunu kes in olarak bilmedikleri s udan abdes t
alırlardı. Yolculukta ihtiyat iyidir. Ama daha büyük işler olunca bunlara
pek bakılmaz.
8- Peygamberimiz (S.A.S.) yolculuktan dönüp Medine-i Münevvereyi
görünce şöyle buyurdu: "Ya Rabbi, bizi onda bulundur ve bizi iyi rızık
gönder."
Evine varmadan biris ini eve gönderip haber verdi ve yolculuktan dönenin
habers iz eve varmas ını yas akladı. İki kiş i bu sözünü dinlemediler. Evlerine
git t iklerinde çok üzücü hallerle karş ılaş t ılar. Peygamberimiz (S.A.S.)
yolculuktan dönünce önce mes cide girer ve iki rekat namaz kılardı. Evine
girince şöyle derdi: "Rabbime tövbe ediyorum ve ona s ığınıyorum ki bir
günahım kalmas ın." Yolculuktan dönenin evdekilere hediye get irmes i,
sünnet -i müekkededir. Yolculu ğun görünür kuralları bunlard ır.
Ama Allah'ın s eçkin kullarının yolculukta kalbe ait kuralları şöyledir.
Yolculuğun din bakımından daha yararlı olmayacağını bilmedikçe yola
çıkmamalı, yolda kalbinde bir noks anlık his s ett iğinde geri dönmelidir.
Git t iği ş ehirlerde din büyüklerinin mezarlarını ziyaret etmeyi niyet etmeli,
oralardaki âlimleri bulup onlardan yararlanmayı düşünmelidir. Övünmek
için değil, faydalanmak için âlimleri görmeye niyet etmelidir. Hiçbir yerde
on günden fazla kalmamalı, ancak görü ş tüğü büyük zat lar is teyince
kalmalıdır.
Din kardeş ini ziyarete git t iğinde üç gün kalmalıdır. Mis afirliğin süres i bu
kadardır. Erken ayrılmakla din kardeş inin üzüleceğini biliyors a fazla
kalabilir. Yaln ız büyük birinin huzuruna giders e bir gün bir geceden fazla
kalmamalıdır. Biris inin hatırını sormaya gitt iğinde kapıyı çalıp, içerden
biris i çıkıncaya kadar beklemelidir. O sormayınca konuşmamalı, sorduğu
zaman da gerekt iği kadar beklemelidir. O sormayınca konuşmamalı, sorduğu
zaman da gerekt iği kadar cevap vermelidir. Bir s oru sormak is ters e önce
izin almalıdır. Yolda kims enin duymayacağı ş ekilde gizlice zikir, tesbih ve
Kur'an okumakla meşgul olmalıdır. Kendis ine bir s oru sorulduğu zaman
cevap vermeyi, tes bihten daha önemli tutmalıdır.

SuFi
09-03-2009, 15:19
YOLCUNUN YOLA ÇIKMADAN EVVEL BİLMES İ GEREKEN ŞEYLER
Dinin tanıdığı kolaylıklardan yararlanmamaya kararlı ins anların bile,
yolculuk sıras ında tanınmış olan kolaylıkları bilmes i vaciptir. Zira zaruri
olarak ona muhtaç olabilir. Yolculuğa çıkan kıble tayinini ve namaz
vakit lerinin nas ıl s aptandığını bilmelidir.
Yolculuktaki kolaylıklar şunlardır:
a) Abdes tte; İki kolaylık var: Biri mes t üzerine mesh, diğeri teyemmümdür.
b) Namazda; iki kolaylık var; Biri dört rekat lık farzları iki rekat kılmak;
diğe ri de öğ len le ikindiyi; akş amla y at s ıyı b irlikte kılmak.
c) Sünnet te; iki kolaylık var: Biri sünnet i taş ıt aracının üs tünde kılmak.
Diğeri, taş ıt aracı giderken kılmak.
d) Oruçta; bir kolaylık vardır: O da yolculuk s ıras ında oruç tutmamakt ır.
Böylece yolcu için yedi kolaylık tanınmış olduğunu görüyoruz. Şimdi
bunları teker teker açıklayalım:
1. KOLAYLIK: Mes t üzerine mes h etmek. Tam olarak abdes t ald ıktan sonra
mes t lerini giyen bir kims e, sonradan abdes t i bozulduğunda, yeniden
abdes t alırken, mes t leri çıkarıp ayaklarını y ıkamadan mes t lerin üzerine mes t
eder. Mes t ini ilk abdes t bozulduktan üç gün üç gece (72 s aat ) sonras ına
kadar çıkarmaz. Yani üç tam gün mes t ini çıkarmadan mesh yapabilir. Yolcu
olmayan için bu süre tam bir gün (24 s aat ) dür.
Mes h'in beş ş artı vardır:
1- Tam olarak abdes t ald ıktan s onra mes t i giymek. Bir ayağı yıkayıp diğer
ayağı y ıkamadan mes t giymek İmam-ı Şafii'ye göre caiz olmaz. Ancak her iki
ayak y ıkandıktan s onra mes t ler giyilir.
2- Mes t deri olup üzerinde bir miktar yürünebilecek kadar s ağlam olmalıdır.
3- Mes t topuğa kadar ayakları örtmelidir. Şafii'ye göre abdes t te yıkanmas ı
farz olan yerlerden bir kısmının görünmes i veya mes t in delik olmas ı caiz
değildir. İmam-ı Malik'e göre is e y ırt ık ta ols a üzerinde yüründüğü sürece
caizdir. Şafii'nin önceki ict ihadı da böyledir.
Bize göre de uygunu budur. Zira yolda y ırt ılıp her zaman dikilmes i mümkün
olmaz.
4- Mesh yapıld ıktan sonra mes t ayaktan çıkarılmamalıdır. Eğer çıkars a
yaln ız ayakları yıkayarak giymek caizdir. Ama abdes t alıp giymek daha
iyidir.
5- Mesh topuklara kadar yapılır. Ayağın üs t kısmı üç parmak ıs latılarak
meshedilir. Tek parmak da olur ama üç parmakla yapmak sünnet t ir. Mes h
yaln ız bir defa yapılır. Yolcu olmayan 24 s aat geçince mes t i çıkarmalıdır.
Mes ti giymeden önce ters çevirip s ilkelemek sünnet t ir. Bir gün
peygamberimiz (S.A.S.) mes t giyiyordu. Bu mes t ini kuzgun kapıp kaçırdı.
Mes t ters dönünce içinden bir yılan düş tü. Peygamberimiz (S.A.S.) şöyle
buyurdu: "Yüce Allah'a ve kıyamete inananlar, mes t inizi ters çevirmeden
giymeyiniz."
2- KOLAYLIK: Teyemmümdür. Bunu abdes t konusunda geniş çe açıkladık.
3- KOLAYLIK: Dört rekat lı namazları iki rekat olarak kılmak. Bunun beş
ş art ı vardır:
a) Namazı vakt inde kılmak. Kaza namazlarını kıs altmamak daha iyidir.
b) Dört rekat lı namazları iki rekat olarak kılmağa niyet etmek. Eğer tam
kılmağa niyet edilir veya tam olarak niyet get irilmediği hususunda şüpheye
düşülürs e tam kılınmalıdır.
c) Tam kılana uyulmamalıdır. Tam kılana uyulurs a dört rekat kılmak icap
eder. İmamın yolcu olmadığını, dört rekat kılacağını zannediyor veya
ş ü phelen iy ors a tam o la rak kılmak gerekir. İmamın yo lcu olduğ u biliniyo rs a,
imamın namazını kıs altacağından şüphes i ols a bile, imam kıs altmas a da
uyup kıs altabilir. Zira niyet i gizli yapmış tır, gizli niyet i bilmek is e ş art
olmaz.
d) Yolculuk uzun olmalı ve gayri meş ru bir ş ey için olmamalıdır. Yol kesmek
ve aylık is temek için yolculu ğa çıkmak haramdır. Anne-babadan izins iz
yolculuğa çıkmak ta haramdır. Böyle biris i dinin tanıdığı kolaylıklardan
yararlanamaz. Gücü yet t iği halde s adece borcunu ödememek için
alacaklıdan kaçmak da haramdır. Netice olarak bir gaye için yolculuğa
çıkılır. Eğer gaye harama s ebep olurs a, yolculukta haram olur.
Uzun yolculuk on alt ı fers ah (yaklaş ık olarak 100 km) t ır. Bundan daha kıs a
mes afelerde yolculuk yapılırs a namazlar kıs alt ılmış olarak kılınmaz.
Yolculuk y ıkıntı ve bahçeler sona ermes e bile ş ehrin d ış ından baş lar, tekrar
ş ehre dönmekle sona erer. Eğer baş ka bir ş ehirde, ş ehire giriş ve çıkış
günleri hariç üç gün veya daha çok kalmağa niyet edilirs e yolcu s ayılmaz.
Namazlar tam olarak kılınır, oruç tutulur. Kalmağa niyet edilmez de, orada
kalmas ı iş lerin bitmes ine bağlanırs a ve işlerin ne zaman biteceği de
bilinmeyip her gün işlerini bit irmeye çalış ırs a üç günü geçs e bile doğru
olan görüş e göre yolcu gibi namaz kıs alt ılarak kılınabilir.
4- KOLAYLIK: İki namazı bir araya getirip beraber kılmak. Haram olmayan
ve uzun s üren yolculuklarda öğle namazlarını ikindiye kadar gecikt irip
ikindi ile beraber kılmak; ikindi namazlarını öne alıp öğleyle beraber kılmak;
akş am ve yats ı namazlarını da aynı ş ekilde kılmak caizdir. Öğle namazıyla
beraber ikindi namazı kılınmak is tenirs e önce öğle sonra ikindi namazı
kılınır. Sevabından yoks un kalmamak için sünnet lerini de kılmak daha
iyidir. Zira bunlarla yolculuktan bir zarara uğranılmaz. Ancak is tendiği
takdirde sünnet ler taş ıt üzerinde veya yolda giderken kılınabilir.
Sünnetlerle beraber namaz kılınırken şu s ıra takip edilir: Önce dört rekat lık
öğle s ünnet i, sonra ikindinin dört rekat lık sünneti kılınır. Arkas ından ezan
ve kamet okunup öğle farzı kılınır. Sonra kamet get irilip, eğer teyemmümlü
is e teyemmüm de tazelenerek ikindinin farzı kılınır. İki farz aras ında
teyemmüm ve ikamet ten fazla süre geçirilmemelidir. Bunlardan sonra öğle
farzından sonraki iki rekat lık s ünnet kılınır. Öğle namazı ikindiye
geciktirildiği takdirde de aynı s ıra takip edilir.
Yolculuk güneş in doğuş undan veya batış ından önce bits e bile, daha önce
bir araya get irilerek kılınmış olan s on namaz tekrarlanmaz. Bir görü ş e göre
kıs a yolculuklar da böyledir.
5. KOLAYLIK: Sünnetleri taş ıt aras ında kılmakt ır. Böyle bir durumda yüzü
kıbleye dönmek farz değildir. Yol kıble olarak kabul edilir. Namaz s ıras ında
yoldan çıkılır ve tespit edilen kıbleye dönülmezs e namaz bozulur. Ancak
yanlış lıkla yapılır veya at üs tünde olup ta atı azg ın olurs a zararı olmaz.
Rüku ve s ecdeler işaret lerle yapılır. Rükuda s ırt biraz, s ecdede is e daha
fazla eğilir. Tehlike arz edecek kadar eğilmek ş art değildir. Taht-ı revanda
rüku ve s ecdeler tam olarak yapılır.
6- KOLAYLIK: Yürürken sünnet namazı kılmakt ır. Yürürken sünnet
namazını kılan tekbir alırken yüzünü kıbleye dönmelidir. Hayvan üzerindeki
bö yle y apamaz ama yürü yen iç in kolay dır. Yüz kıb leye d önü lü p tekbir
alındıktan sonra hem yürünür hem de s ünnet namaz kılınır. Rüku ve
s ecdeler işaretle yapılır. Teş ehhüt s ıras ında yürüyerek et tehiyyat okunur
ve bir pis liğe basmamak için dikkat edilir. Yolda bulunan pis liklerden
dolayı yolu değiş t irip tenha yollara s apmak gerekmez.
SORU: Taş ıt aracında veya yürürken farz namaz kılınabilir mi?
CEVAP: Düşmandan veya yırt ıcı hayvandan kaçanın taş ıt aracında yahut
yürürken farz namaz kılmas ı caizdir.
7- KOLAYLIK: Oruç tutmak. Oruca niyet etmiş ols a bile yolculuğa ç ıkan bir
kims enin orucunu yemes i caizdir. Güneş doğduktan sonra yola çıkanın
orucunun yemes i caiz değildir. Yolculuk s ıras ında orucunu yiyenin daha
güneş batmadan ş ehrine ulaşmas ı halinde, orucunu yemeğe devam etmes i
caiz değildir. Şehre ulaş t ığında bozmamış s a, zaten bozmas ı caiz değildir.
Yolculuk sıras ında dört rekat lık namazları iki rekat olarak kılmak tam
kılmaktan daha üs tündür. Ancak böylece şüpheden kurtulmak mümkün
olur. Zira İmam-ı Azam'a (R.A.) göre yolculukta namazı tam kılmak caiz
değildir.
SORU: Yolculukta oruç tutmak mı iyidir, tutmamak mı?
CEVAP: Yolcu olanın oruç tutmas ı, tutmamas ından daha iyidir. Zira
böylece kaza düş ünces i ve korkus undan kurtulur. Ancak
dayanamayacağından korkan kims enin oruç tutmamas ı daha iyidir.
Uzun yolculukt a şu üç kolaylık caizdir; Namazları kıs altmak, oruç tutmamak
ve mes t üzerine mesh etmek.
Kıs a yolculukta da şu üç kolaylık caizdir; Hayvan üs tünde veya yaya
yürürken sünnet namazı kılmak; Cuma namazı kılmamak ve kaza icap
etmeks izin teyemmüm etmek.
Fakat iki namazı birleş t irip beraber kılmak hus usu âlimler aras ında tart ışma
konusudur. Bize göre yolculukta caiz değildir.
Yolculuk s ıras ında gerekt iği zaman öğrenilmes i gereken bilgileri öğretecek
kims e yoks a, yolculuğa çıkmadan önce bu bilgileri edinmek gerekir. Taş ra
yollarında kıbleyi gös teren iş aret ler yoks a kıbleyi temin etmenin ve namaz
vakit lerini bilmenin yollarını öğrenmek icab eder. En azından öğle namazı
vakt inde yüz kıbleye dönülünce güneş in nerede bulunmas ı gerekt iğini,
doğarken, batarken nas ıl olduğunu, kutupların nas ıl tayin
edildiğini, dağ yolunda kıblenin hangi tarafta olduğunu bilmek lazımdır.

SuFi
09-03-2009, 15:25
8. KONU: SEMA'

HELAL ve HARAM OLAN SEMA'

(güzel s es dinlemek) ve VECD (kendinden geçmek)
Ateş in çelikte gizli olmas ı gibi, kalbte de Yüce Allah'ın yerleş tirmiş olduğu
bir kuvvet vardır. Çelik taş a vurulduğu zaman nas ıl ateş meydana
çıkıyors a, güzel ve ahenkli bir s es i dinlemek ta kalpteki kuvvet i hareket e
geçirir. Güzel s es ins anın elinde olmayarak kalbine et ki eder. Zira ins anın
ruhlar âlemiyle iliş kis i vardır. Ruhlar âleminin as lı güzellikt ir. Güzelliğin
as lı uyumluluktur. Uyumlu olan her ş ey o âlemin güzelliğinden bir örnekt ir.
Bu dünyadaki bütün güzellikler, o âlemin güzelliğinden gelmektedir. Güzel,
yani düzgün ve uyumlu s es ler o âleme benzemektedir. Onun için ins anın
kalbinde s evk ve hareket meydana get irir. İns an bunun nas ıl olduğunu
kendis i de bilemez. Bu durum s ade ve aşkın bağlarından kurtulmuş olan
kalplerde meydana gelir. Ama kalp bir ş eye tutulmuş is e güzel ve uyumlu
s es leri dinlemekle körüklendirilip alevlendirilen ateş gibi harekete geçer.
Eğer kalpte Allah s evgis i vars a bu s es o s evgiyi art ırıp, alevlendirir. Kalp
Yüce Allah 'ın yas akladığı ş eylerden biris ine bağlıys a, güzel s es dinlemek
öldürücü zehir olur ve haramdır.
Sema'n ın haram olup olmadığı konus unda din âlimleri aras ında görüş
ayrılığı vard ır. Haram diyenler zahire bakmış lardır. Kalpte Allah s evgis inin
bulunabileceğini anlayamamış lardır. Onlara göre ins an ancak kendi cins ini
s evebilir, kendi cins inden baş ka hiçbir ş eye bağlanmaz. O halde bu görüş e
göre ins an yaratıklardan baş ka bir ş eye karş ı aşk duyamaz. Eğer Yüce
Allah'a karş ı aşk meydana gelirs e bu görüşü s avunan âlimler "s ema bir
eğlenceden veya bir yaratığa tutulmaktan baş ka bir ş ey değildir" derler. Bu
iki görüş te çirkindir. Onlara "Yaratıcıya karş ı sevgi duyulamayacağına
göre, ş eriatın Allah s evgis ini emretmes inin anlamı nedir?" diye sorulunca
şöyle cevap veriyorlar: "Bundan gaye emirlerini s eve s eve yerine
getirmekt ir."Bu birçok ins anın içine düş tüğü büyük bir hatadır. Bunu
kitabımızın müncirat kısmında geniş çe iş leyeceğiz.
Yaln ız şu kadarını belirtelim ki, s ema'ın hükmü kalptendir. Zira s ema, kalbe
dış ardan bir ş ey sokmaz. Yaln ız kalpte bulunanı tahrik eder. Kalbinde
ş eriata göre iyi ve helal olan ş eyler vars a, s ema'da onu harekete geçirip
art ırıyors a, güzel s es dinlemek s evabı art ırır. Kalpte ş eriatın haram kıld ığı
ş eyler vars a s ema dinlemek haram olur. Kalb bu her iki ş eyden de
yoksuns a, güzel s es i eğlence kabilinden dinlemek ve bundan zevk duymak
mübahtır. Öğle is e s ema' üç kıs ımdır.

1. KISIM: Herhangi bir ş eye yormadan yaln ız eğlence için dinlemek. Bu
gününü gün eden gafil kims elerin iş idir. Dünya zaten oyun ve eğlencedir.
Güzel s es i dinlemek te oyun ve eğlence gibi olur. dinlemek hoş a gitt iği için
haram olmaz. Zira hoş a giden her ş ey haram değildir. Hoş a giden bazı
ş eylerin haram olmas ı, hoş a git t iği için değil, zararlı olduğu ve fes at
s açtığı içindir. Örneğin kuş ların s es i hoş a gider ama haram değildir. Göz
için güzel manzara s eyretmek, burun için güzel koku koklamak, dil için
lezzet li yemek yemek, akıl için yeni ş eyler keş fetmek ne is e ve ne kadar
zevk veriyors a, kulak için de güzel s es odur ve kulağa zevk verir. Tıpkı
diğe rleri g ib i mübaht ır. Ned en gü nah ols u n?
Şu delil, dinlemekle zevklenmenin haram olmadığını belirtir.
Hz. Aiş e (R.Anha) diyor ki:
"Bayram günü zenciler mes cidin kapıs ında oynuyorlard ı. Peygamberimiz
(S.A.S.) "Ey Aiş e, bunları s eyretmek is ter mis in?" buyurdu. Evet , is terim
dedim. Peygamber (S.A.S.) kapının önünde durup kolunu önüme uzat t ı.
Ben de çenemi kolunun üzerine koyup o kadar s eyret t im ki birkaç defa
"Yetmez mi?" dedi. Ben de hayır dedim."
Sahih olan bu hadis -i ş erifte şu beş ş ey için izin çıkmış t ır:
1- Ara s ıra oyun oynamak veya s eyretmek haram değildir. Zira o zenciler
söyleyip oynuyorlard ı.
2- Bunu mes cidin kapıs ında yapıyorlardı.
3- Peygamberimiz, Hz. Aiş e'yi (R.Anha) götürürken "Oyununuzla meşgul
olunuz." buyurdu. Oynayanlar oyunlarıyla meşhur bir habeş kabiles iydi.
Bu, sözüyle oyunlarına izin vermiş t ir. Eğer haram ols aydı, nas ıl izin verirdi.
4- Önce Peygamber Hz. Aiş e'ye (R.Anha) "Seyretmek is ter mis in?"
buyurdu. Bu Hz. Aiş e'ye s eyredenlerden görüp de s es lenmemes i bilirdi.
Oys a burada böyle bir ş ey yoktur.
5- Peygamberimizin kendileri de bir hayli Hz. Aiş e ile beraber durup
bakmış t ır. Oys a oyun s eyretmek Peygamberlere yakış an bir ş ey değildir.
Bundan anlaş ılıyor ki, kadın ve çocukların hatırı için böyle ş eyler yapmak
güzel ahlaktandır. Böyle yapmak, abid veya zahit olup yüzünü asmaktan
iyidir.
Baş ka s ahih bir hadis te
Hz. Aiş e (R.A.) diyor ki:
"Ben küçükken diğer kız çocukları gibi oyun oynard ım. Birçok kız çocuk da
yanıma gelip benimle oynarlard ı. Peygamberimiz gelince kaçış tılar.
Peygamberimiz onları yanına çağırdı.
Bir gün oyuncakların içinden birini alıp "Bu nedir?" dedi. " Attır" dedim.
"Bu atın iki tarafında bulunanlar nedir?" dedi. "Kanatlarıdır." dedim. "Atın
kanadı olur mu?" dedi. "Süleyman (A.S.)'ın atının kanatlı olduğunu
duymadınız mı?" dedim. Peygamber bütün diş leri görününceye kadar
güldü."
Bu rivayeti, s urat as ıp ins anlardan kaçınmanın dinden olmadığını belirtmek
için anlat t ık. Bilhas s a çocuklardan ve o işin ehli olup o işten uzak
olamayan kims elerden kaçınılmamalıdır. Bu rivayet res im ve heykel
yapmanın caiz olduğunu gös termez. Zira çocukların çer - çöpten yaptıkları
oyuncaklar res im ve heykel s ayılmaz. Rivayet te atın kanadının bez
parças ından yapıld ığı belirt ilmiş tir. Yine:
Hz. Aiş e (R.A.) diyor ki:
"Bir bayram günü iki cariye yanımda tef çalıp oynarlarken Peygamber içire
girdi ve y üzün ü ba ş ta tarafa çev irip y at t ı. So nra içeriye Hz. Eb u Bekir
(R.A.) girdi. Bu durumu görünce: "Peygamberin evinde ş eytan çalg ıs ının
ne işi var?" diyerek kızd ı. Peygamber şöyle buyurdu: "Ey Ebu Bekir,
karışma bayram günüdür."
Buradan tef çalıp ş arkı söylemenin mübah olduğu ortaya çıkıyor.
Peygamberin bu s es leri duyduğu kes indir. Ebu Bekir'e onları s erbes t
bırakmas ını söylemes i de bunun mübah olduğunu gös teren açık bir delildir.

2. KISIM: Kalbinde çirkin bir arzu bes leyip bir kadın veya oğlan is teyen
kims e güzel s es dinleyince bunlara kavuşma arzus u artar. Sevgilis inin
s açlarından, yüzünden veya beninden bahs eden ş arkıları, ş iir veya
övgüleri duyunca onlarla bulu şmak düşünces ine kapılır. Bunlarla bulu şmak
haram olduğu gibi, bu bulu şmaya ves ile olan ş eyleri dinlemek te haram
olur. gençlerin çoğunun dinlemes i bu türdendir; dünyevi aşkların
alevlendirir. Bu ateş i söndürmek gerekirken alevlendirmek nas ıl caiz
olabilir?

SORU: Şarkı, ş iir veya övgü, bir erkeğin eş ine karş ı olan s evgis ini art ırırs a
yine de haram olur mu?

CEVAP: Olmaz. Zira bunlar helal olan dünya nimet lerindendir.

3. KISIM: Dinleyenin kalbinde güzel bir huy olur, dinlediği s es veya ş iir bu
huyu kuvvet lendirir. Bu dört çeş it tir.
1- Hacıların Kabe'yi öven, haccı anlatan ş arkı ve ş iirleri okuyup
dinlemeleri. Bu tür ş arkı veya ş iirleri okumak veya dinlemek hacıların
ibadet arzularını art ırd ığından s evap kazandırır. Ancak adayın meş ruluk
çerçeves i içinde hacca gidiyor olmas ı gerekir. Örneğin ana babas ından izin
almadan veya baş ka gayri meş ru bir ş ekilde hacca gidenin bunları
dinlemes i veya gönüllerindeki hac ateş ini alevlendirmek caiz değildir.
Yaln ız hac etme arzusu arts a bile gayri meş ru bir ş ekilde hac etmemek için
kendine hakim olanların dinlemes inde bir mahzur yoktur.
Allah yolunda Allah düşmanlarıyla s avaş ıp can vermek için ş arkı söylemek
veya dinlemek s evaptır. Kâfirlerle yapılan s avaş sıras ında söylenen
ces aret art ırıcı ş iir ve türküler de böyledir. Fakat doğru din üzerinde
olanlarla yapılan s avaş larda bu gibi ş eyler haramdır.
2- İns anın kusurlarını hatırlat tığı için kederlendiren, üzüp ağlatan ilahi ve
kas ideleri dinlemek. İns anın din yolunda işlediği hataları, Allah rızas ını
kazanmak için kaçırdığı fırs at ları anlatan bu tür ilahi ve kas ideleri dinlemek
s evaptır.
Davud (A.S.) yüks ek s es le söylenip ağlarken, onun s es inden ve
ağlamas ından et kilenerek birçok ins an o meclis te ölürdü. Ölenlerin
cenazeleri alınıp oradan çıkarılır. Davud (A.S.) da yine güzel s es iyle
feryada devam ederdi. Eğer üzüntü ve keder haram ş eyler için olurs a,
dinlemek te haram olur. ölen biris i için ağlamak gibi.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Elinizden çıkana (mala, evlada) üzülmiyes iniz ve s ize verilenlere
s evinmeyes iniz. Yüce Allah nimet i ile gururlanıp övüneni s evmez."
HADİD SURESİ, Ayet : 23
Geçmiş ş eyler için üzülmek Yüce Allah 'ın kaza ve kaderini beğenmemek
demektir. Onun için ağlayıp feryat etmek haramdır. Bundan dolayı s az çalıp
ağıt yapmak ve dinlemek haramdır.
3- Kalpteki s evinci art ırmak için güzel s es leri dinlemek, eğer hayırlı ş eyler
içins e mübahtır; Düğün, sünnet , doğum ve yolcu karş ılamak için
düzenlenen ş enlikler gibi.
Peygamber efendimiz Medine-i Münevvereye geldiği zaman onu
karş ılayanlar tef çalıp neş elenerek ş iir okudular.
Bayram günlerinde ve ziyafet lerde de s evinip neş elenmek, ş arkı ve ş iir
okumak mübahtır.
4- Kalbine Allah sevgis i hakim olup aşk mertebes ine ulaş an, Allah'tan
baş ka her ş eyi unutan kims e için s ema' çok önemlidir. Bazen bunun et kis i,
baş ka birçok iyi iş ve ibadet ten daha fazla olabilir. Zira Yüce Allah
s evgis ini art ıran her ş eyin s evabı çok olur. İlk zamanlarda tas avvufçular,
bunun için s ema' yaparlardı. Sonraları görünürde ona benzeyip as lında
onunla iliş kis i bulunmayan bazı kims eler tarafından bu iş adet ve usul
haline getirilmiş baş ka ş eylerle karış t ırılmış t ır.
Semaı'n gönüldeki Allah sevgis ini alevlendirmekte büyük etkis i vardır.
Bazıları s ema' sıras ında, s ema 'ın dış ında elde edilemeyecek birçok
keş iflerde bulunurlar. Gayb âleminden s ema dolayıs ıyla devamlı olarak
gelen latif hallere vecd (kendinden geçme) denir. Bazen s emada kalbleri
öyle bir s aflık kazanır ki, ateş ten erit ilen altın gibi tertemiz olur. zira s ema
ile kalbe ateş düş er, bütün kalıntıları temizler. Bazen s ema' ins an ruhunun
ruhlar âlemiyle olan ilgis ini harekete geçirir. Öyle zamanlar olur ki bu
âlemden tamamen alınır, ne olurs a olsun hiçbir ş eyden haberi olmaz. Bazen
de bütün organlar kuvvet ini yit irir, bayılıp kalır.
Şeriat tan ayrılmayıp bu halleri doğru olanın dereces i büyüktür. Buna
inanan ve yanlarında bulunan kims eler de, onun bereket inden mahrum
kalmazlar. Ancak bu husus ta birçok yanılg ılar olur, s ayıs ız yalan iddia ve
birçok hatalar meydana gelir. Bunların doğru veya yanlış olduklarını ancak
kamil olan ve bu yoldan geçen kims eler bilir. Kalbinde hiçbir durum
meydana gelmeyen, gels e bile ş ehvetten vazgeçemeyen tas avvufçuların
s ema' yapmaları doğru değildir.
Şeyh Ebül Kas ım'ı Cürcani'nin mü'ridi Ali Hallac, Sema' için izin is tedi.
ş eyhi ona şöyle dedi: "Üç gün bir ş ey yeme. Sonra, güzel bir yemek
ha zırla. Eğer o aç h alinle s ema'ı y emekten çok is t iyors an, s ema ' yapmanda
bir mahzur yoktur. Davanda haklıs ın." Fakat henüz kalp hallerine
kavuşmayan, onlardan görüntüden baş ka bir ş ekilde haberdar olmayan
veya haberi ols a bile nefs ini ş ehvete kapılmaktan alıkoyamayan kims elere,
üs tadları s ema'ı yas aklamalıdırlar. Zira zararı faydas ından çok olur.
Sema'ı, vecdi ve tas avvufçuların diğer hallerini inkar etmek bas it likten,
yüzeys el düşünmekten ileri gelir. Böylelerini mazur görmek gerekir. Zira bir
ins anın kendis inde bulunmayan bir ş eye inanmas ı zordur. Bu, erkekliği
bulunmayan kims enin cins i münas ebet ten zevk almanın ne demek olduğunu
bilmemes ine benzer. Zira cins i münas ebet teki lezzet , ş ehvet kuvvet iyle
olur. kendis inde ş ehvet bulunmayan kims e bunu nas ıl bilebilir?
Yine kör olan bir ins anın, yeş illiği ve akar s uyu s eyretme zevkini inkar
etmes inde de ş aş ılacak bir durum yoktur. Zira onda görme kabiliyet i
yoktur. Oys a s eyretme zevki görmekle olur.
Aynı ş ekilde bir çocuğun reis lik, s altanat , hükümet ve idare etme zevkini
inkar etmes inde de ş aş ılacak bir durum yoktur. Zira o ancak oyun oynayıp
eğlenmes ini bilir, memleket idares inden ne anlar?
Âlim olsun, cahil olsun tasavvufçuların hallerini inkar edenlerin tümü
çocuklar gibidirler; ulaş amadıkları ş eyi inkar ederler. Birazcık akıl s ahibi
olan kims e onların hallerine inanır ve şöyle der: "Bende bu hal yoktur.
Ama biliyorum ki onların halleri gerçekt ir. Bari buna inanıp mümkün
görelim." Fakat kendis inde olmayan bir ş eyin baş kalarında bulunacağını
kabul etmeyen kims eler cahil ve aptald ırlar. Böyle kims eler hakkında.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Kur'anla hidayete kavuşmayanlar, bu es ki bir yalandır, derler."
AHKÂF SURESİ, Ayet : 11

SuFi
09-03-2009, 15:27
SEMA'IN (güzel s es in) HARAM OLDUĞU YERLER

Daha önceki s atırlarımızda mübah dediğimiz s ema, beş s ebeple haram olur.
bunlardan kaçınmak gerekir.
1- Şehvet i tahrik edici kadın, kız ve oğlan s es ini yanlarında durarak
dinlemek. Bir ins anın kalbi ne kadar Allah'ın iş lerine dalmış olurs a olsun,
yaratılış ında şehvet bulunduğu için, güzel bir yüzle karş ı karş ıya olunca
ş eytan nefs ini kış kırt ır ve s ema'ı şehvete gelerek dinler. Çirkin bir oğlan
s es ini, ş ehvet i tahrik etmediği için dinlemek mübahtır. Fakat bir kadını
çirkin de ols a görerek dinlemek mübah olamaz. Zira bütün kadınlara bakmak
haramdır. Perde arkas ında bulunan kadının s es ini dinlemek, ş ehvet i tahrik
etmek iht imali vars a haramdır, yoks a helaldir.
İki kad ın Hz. Aiş e'nin (R.Anh a) evind e ş arkı s ö ylüyo rlard ı. Peygambe r
efendimiz de onları duyuyordu.
Demek ki kendileri görünmeyen kadınların s es i, çocukların yüzü gibi avret
değildir. Fakat çocukların yüzüne de şehvet le ve fitneye s ebep olacak
ş ekilde bakmak haramdır. Kadınların s es i için de durum aynıdır; eğer
ş ehvet i tahrik ihtimali olurs a haram olur. Bu her ins an için değiş ir. Bazı
kims eler s es i dinlemekle ş ehvete düşmeyeceklerinden emin olurlar, bazıları
emin olamazlar. Bu, Ramazan ayında nefs inden emin olanların eşlerini
öpmelerinin helal olmas ı, nefs inden emin olmayanların birleşmeye götürür
veya inzal vaki olur diye eş lerini öpmelerinin haram olmas ına benzer.
2- Ses le beraber ud, keman, ney ve s az gibi haram olan bir çalg ı aletinin
çalınmas ı. Her türlü çalg ı alet i çalmak ve dinlemek haramdır. Bunların
haramlığı s es lerin inceliğinden veya hoş luğundan dolayı değildir. Çok
çirkin bir ş ekilde acemice de çalıns a yine de haramdır. Sebebi içkicilere ve
meyhanecilere mahsus olmas ı, devamlı olarak içkicilerce çalındığı için
onları hatırlatıp, içki içme arzusunu harekete geçirmes idir.
Davul, kaval ve tef haram değildir. Tef'e pul takıls a bile yine haram olmaz.
Bunların haram oldukları husus unda bir ş ey bildirilmemiş t ir. Bunlar notalı
diğer çalg ılar gibi olmadığı gibi, içkicilerin adet i değildir. Onun için
bunlarla karş ılaş t ırılamaz. Peygamber efendimizin yanında tef çalınmış o
da: "Düğünlerde çalınır." buyurmuş tur.
Hacı ve as kerlerin davul çalmaları es kiden adet t i. Bozuk ahlaklı gençlerin
(örneğin çingenelerin) davul çalmaları haramdır. Çünkü bu, onların
adet idir. Çingenelerin davulu uzun, ortas ı ince iki baş ı kalındır (darbuka).
Ama kaval ne ş ekilde olurs a olsun, helaldir.
İmam-ı Şafi'i diyor ki:
"Kavalın helal olmas ının delili şudur: Peygamber efendimiz kaval s es ini
iş itince, parmaklarıyle kulağını tıkayıp Hz. Ömer'e (R.A.) şöyle buyurdu:
Kavalın çalındığı tarafa kulak kabart . Bit ince bana haber ver."
Hz. Ömer'e (R.A.) "Kulak ver" diyen izin vermes i mübah olduğunu gös terir.
Ama kendis i kulak t ıkamış t ır. Zira kendis i yüks ek bir hal içindeydi. Bu s es i
dinlemes inin kendis ini meşgul edeceğini biliyordu. Sema kalpteki Allah
s evgis ini harekete get irip vecd haline geçirmekte büyük et ki yapar. Hatt a
s ema' yapmayan birçok ins anda bile et kili olur. fakat vecd içinde bulunan
kims e için engelleyici olur ve zararı dokunur. Öyle is e Peygamberimizin
dinlemekten kaçınmas ı haram olmas ına delil teş kil etmez. Yapmaktan
s akınmamız gereken birçok helal vard ır. Hz. Ömer'e izin vermes i helal
olmas ına delildir. Zira bu izin mübahlığından baş ka hiçbir ş eye delalet
etmez.
3- Güzel s es le fuhşu anlatmak, rafizilerin Ashaba yaptıkları gibi,
Müs lümanları ş iirle hicvetmek ve kötülemek, kadınların s ıfat larını
erkeklerin yanında anlatmak caiz olmadığı halde, güzelliğiyle tanınmış
kadınları ş iirle, anlatmak. Böyle ş iirleri anlatmak ta, dinlemek te haramdır.
Fakat içinde zülüf, ben, güzellik, ayrılık ve kavuşmak husus ları ile aşkla
ilg ili d urumla r anlat ılan ş iirler s öylemek v eya dinlemek h aram değ ildir.
Ancak s öyler veya dinlerken kız veya erkek s evgis ini hatırlatıyors a o
zaman haram olur.
Tas avvufçular ve Yüce Allah s evgis ine dalan kims eler, Allah s evgis i
düşünces iyle s ema'ı adet edinmiş lerdir. Böyle beyit ve ş iirler, onlara zarar
vermez. Zira onlar bu kelimelerin her birinden kendi durumlarına uygun
anlamlar çıkarırlar. Örneğin zülüften, küfrün karanlığını, parlak yüzden
iman aydınlığını anlarlar. Bazen zülüften Yüce Allah'ın anlaş ılmas ı
derecelerini düşünürler. Nitekim ş air ş u ş iirlerinde buna iş aret etmiş t ir:
Dedim zülfünün bir halkas ını s ayayım.
Ki böylece baş ındaki bütün s açları bileyim.
Mis k gibi (kokan) iki zülfün bana gülünce,
Halkalar karış t ı s ayımı ş aş ırdım
Bu ş iirdeki zülüflerden gaye, Yüce Allah'ı bilinmeyen dereceleridir. Akıl
kuvvet iyle bunlara kavuşma arzusu doğup, Yüce Allah'ın akıl durdurucu
iş leri bilmek is tenince, karş ılaş ılan bir tek düğüm içinden çıkılmaz bir
ş aş kınlık yaratır, hayrete düşürür.
Şiirde ş arap ve s arhoş lukla ilgili sözler geçince, ona bilinen ş arap ve
s arhoş luk anlamını vermezler. Nitekim ş air diyor ki:
İki bin batman ş arap tarts an,
Kendin içmedikçe s arhoş olamazs ın.
Buradan şunu anlarlar. Din için gerekli olan ş eyleri, bizzat kendin tadıp
yaş ayamadan, öğrenip anlatmakla elde edemezs in. Sevgi, aş k, zahitlik ve
buna benzer ş eyler hakkında ne kadar bahs eders en et , ne kadar yazars an
yaz, bu husus ta kitaplar doldurs an bile kendin elde etmedikten,
yaş amadıktan sonra fayda vermez. Meyhaneden bahs eden ş iirlerden de
baş ka ş eyler anlarlar. Şair diyor ki:
Meyhaneye gitmeyen herkes dins izdir,
Çünkü meyhaneler usul-i dindir.
Meyhane ile ilgili s özler, ins anlık s ıfatlarının haraplığını anlatır. Bu s ıfat lar
bozulmadan, ins anın cevherinde s aklı olan ş eyler meydana çıkmaz. Bunları
et raflıca anlatmak uzun sürer. Herkes dereces ine göre bir ş ey anlar. Bizim
bu kadarını anlatmamızdan gayemiz ş udur: Bazı akıls ız ve bid'at s ahibi
kims eler, tas avvufçuları kötüleyip: "Onlar puttan, zülüften, ben'den,
meyhaneden ve s arhoş luktan bahs edip dururlar. Bu is e haramdır" diyorlar
ve kuvvet li bir delile s ahip olduklarını s anıyorlar. Oys a onlar, s ema
yapanların durumlarından habers izdirler. Çünkü s ema' yapanlar ş iirlerin
anlamını değil, s adece s es lerini dinlerler. Bazen ney s es iyle s ema' ederler,
oys a ney de söz yoktur. Bazen de arapça bilmedikleri halde, arapça ş iirlerle
s ema' yaparlar. Akıls ızlar da: "Bunlar arapça bilmedikleri halde, arapça
ş iirlerle nas ıl olur da vecde gelirler?" diye onları kötülerler. Bu ahmaklar,
devenin bile sürücüs ünün çıkardığı husus i s es lerden arapça
konuşmalardan et kilenip ağır yük altında ş evke gelerek koş tuğunu ve
hedefine ulaş ınca da s ema kes ildiğinde düşüp öldüğünü bilmezler mi? Bu
akıls ız kims eler d evey e gidip s en arap ça b ilmediğin h ald e, ned en s ema
yapıyorsun? Diye münazaraya tutuş s alar ya.
Bazen de tas avvufçular arapça ş iirlerden, lugat anlamıyla hiçbir ilgis i
bulunmayan baş ka ş eyler anlarlar. Belki de bazı yollarla, ş iirinin anlamının
dış ında bazı anlamlar çıkarırlar.
Biris i arapça olarak: "Benim rüyama s enin hayalinden baş ka bir ş ey
girmiyor" deyince sofilerden biri kendin geçti. Ona: "Sen arapça
bilmiyorsun. Neden kendinden geçt in?" diye soranlara şu cevabı verdi:
"Neden bilmiyeyim. O, biz inliyoruz diyor. Doğru söylüyor. Hepimiz
inliyoruz. Hepimiz aciziz ve tehlikedeyiz." Onların s ema'ı işte böyledir.
Birinin kalbine bir ş ey hakim olunca, ne görüp duys a, onda kalbine hakim
olan ş eyi görüp duyar. Yüce Allah'a veya bir ins ana aş ık olmayan bu hali
anlayamaz.
4- Allah s evgis inden habers iz ve ş ehvet in hâkimiyet i alt ında olan gencin,
zülüf, ben ve güzel yüzlerden bahs eden s es leri dinlemes i. Şeytan bu tür
ş eyleri dinleyen gencin boynuna biner, şehvet ini harekete geçirir ve aş kı
ona tat lı gös termeğe baş lar. O da dinlediklerinin etkis inde kalarak kendis i
de aş ık olmağa çalış ır. Bunlar haramdır.
Birçok erkek ve kadın var ki tas avvufçuların kıyafet ine bürünüp, yukarıda
anlat t ığımız ş ekildeki kötü işlerle uğraş ırlar. Sonra da lüzumsuz s özlerle
mazeret arayıp derler ki: "Filan da aş ık olmuş tu. Onun da yoluna çalı diken
atılmış t ı." veya "Aş k Hakkın tuzağıdır. Onu aş ık yapmakla tuzağa
düşürdü." yahut: "Maş uku bekleyip onu görmeğe çalışmak büyük
s aadet t ir." Gayri meş ru olarak kadın ve erkeği bir araya getirmeye, yani
zina ve livataya iyi hal ve aş k adını vermiş ler, fas ık ve günahkara da iyi
huylu ve tabiat s ahibi ismini koymuş lar. Hat ta bazen kendi hatalarını
örtmek için "Şu üs tadın ş u çocuğa gönlü düşmüş tü. Bu gibi haller din
büyükleri aras ında olmuş tur." ş eklinde yalan söylerler. Buna oğlancılık
değil de gönül okş amak derler.
Bu gibi ş eylerin haram olduğuna, fıs k olduğuna inanmayan dins iz olup
öldürülmes i mübahtır. Bu yalanları kabahat lerini örtmek için söylüyorlar.
Eğer büyükler bakmış ols alar bile ş ehvet le bakmamış lard ır. Yeş illiğe, bir
çiçeğe bakar gibi bakmış lard ır. Kald ı ki iddia et tikleri büyük te bu ş ekilde
bakmış olabilir; hata iş lemiş olabilir. Zira bütün büyükler günahlardan uzak
değildirler. Bir büyükten bazı hatalar meydana gelmes i ve günaha
girmes iyle ne o hata s evap olur, ne de o günah mübah olur. Davut (A.S.)'ın
hikayes i bunun için söylenmiş t ir. İns an her zaman en iyis ini yapamaz,
bazen hataya yakın ş eyler iş leyebilir. Din büyükleri için de durum böyledir.
Naklen anlatılan feryat , figan, tevbe ve is t iğfarlar kabahatları için delil
gös terilemez. Bunlar, baş kaları tarafından örnek olarak alınıp nefis lerini
mazur görmemeleri içindir.
Bunun çok nadir olmakla beraber, baş ka bir s ebebi daha vardır.
Tas avvufçulara bazı ş eyler gös terilir; melekler cevherleri ve
Peygamberlerin ruhları kendilerine güzel bir ş ekilde görünür. Bazen çok
güzel bir ins an ş eklinde de görünebilir. Görülen as lına uygun olacağından,
as lı da ruhlar âleminde çok güzel olduğundan keş if es nas ında görülen
örn eği d e öyle olacakt ır.
Araplar aras ında Dinyel Kalbi den dana güzel yüzlü kims e yoktu.
Peygamberimiz, Cebrail'i (A.S.) onun ş eklinde görürdü.
Bu ş ekilde genç ve güzel bir oğlanın yüzüne keş iften bir ş ey düş er, ondan
büyük lezzet alır. O hal geçip manalar örtülür ve keş if kalmayınca o kiş i, o
mana ve as lın göründüğü ş eklin benzerini arama arzusuna kapılır. Belki o
manayı bir daha bulamaz. O arama esnas ında gözü ş ekile benzer güzel bir
yüz görünce, o hale yeniden kapılabilir, kaybet t iği manaya kavuşup vecd
haline gelir. Güzel yüze tutulup onu s evmes i, onu gördükçe o hali
yenilens in diye de olabilir. Bu manalardan haberi olmayan biris i, böyle bir
kims enin kendis ine bakt ığını görünce, kendis i gibi şehvet nazarıyla
bakt ığını zanneder.
Net ice olarak tas avvufçuların işi büyük, tehlikeli ve çok gizlidir. Bu
konuda olduğu kadar hiçbir ş eyde yanılma olmaz. Bütün bunları onların
mazlum olduklarını iş aret etmek için anlat t ık. Onlar, haklarında
zannedilenlerden uzakt ırlar. Onlar için kötü düşünüp baş kalarıyla
karş ılaş t ıranlar kendi nefis lerine zulmediyorlar.
5- Halkın oyun ve eğlence ş eklinde adet haline get irip aras ıra yaptıkları
s ema mübahtır. Fakat devamlı olarak yapılırs a mübahlık çerçeves inden
çıkar. Bazı küçük günahlar adet haline get irilip devamlı işlenirs e büyük
günah olur. bazı ş eyler ara - s ıra ve az olmak ş art ı ile mübah olur. çok
olunca haram olur. Zira zenciler bir defa mes cidde oynadılar. Peygamber
efendimiz yas aklamadı. Eğer adet haline get irip her zaman oynas alard ı
yas aklardı. Hz. Aiş e'yi (R.Anha) de bakmaktan alıkoymadı. O da eğer adet
haline get irs eydi yas aklard ı. O halde onlarla devamlı dolaş ıp oyun ve
eğlencelerini mes lek edinmek caiz olmaz.
Bir kims enin aras ıra ş aka yapmas ı da mübahtır. Fakat adet haline get irirs e
mas karalık olur ve haramdır.

SuFi
09-03-2009, 15:28
SEMA'IN ETKİ VE KURALLARI

Sema'da üç makam vardır:
1- Anlamak.
2- Vecd (kendinden geçme).
3- Hareket .
Her biris ini ayrı ayrı açıklayalım.
1- Anlama: Sema 'ı olduğu gibi gerçek anlamından habers iz olarak yapmak
veya bir ins anı düşünerek yapmak, aleyhinde konuşmaktan daha kötüdür.
Sema' sıras ında bir yaratık hayaliyle söylenen sözler arzuyu tahrik eder.
Ama kendis ine dini düşünce hakim olan kims enin kalbine Allah s evgis i
dolar. Bu da iki derecedir.
a) Mürit lerin dereces i: Müritler, is tekleri doğrultusunda, o yola girerken
elde etme v e açılma yö nün den , zorluk v e kolaylık bakımın dan; kab ul etme
veya reddetme husus unda değiş ik hallere girerler. Kalbleri burkulur, kabul,
red, ulaşma, göçme, yakla şma, uzakla şma, kızma, ümit li veya ümits iz olma,
ayrılma, kavuşma, korku, güven, sözünde durma, sözünde durmama,
kavuşma s evinci, ayrılık üzüntüs ü ve buna benzer s özleri dinledikçe
içindeki s evgi alevi parlar, çeş it li hallere girer. O anda kalbinde çeş it li
düşünceler olu şur. Eğer ilim ve it ikat temeli s ağlam değils e, s ema' s ıras ında
küfre düşürücü düşüncelere s aplanır. Mes ela Yüce Allah hakkında
söylenemeyen ş ey s ema'ı edince olu şur.
Önce minnet ederdin, ş imdi nerede meylin?
Bugün ümits izlik var, es kis i gibi değil.
Baş langıçta acele edip hızlı giden mürit sonradan o hıza dayanamayarak
yorulup yavaş lar. Yüce Allah'ın önceleri kendis ine yardım edip
yakınla ş t ığını sonradan da değiş t iğini zanneder. Bu değiş ikliği de kendi
yorgunluk ve bıkkınlığından değil, Allah bilir. Bu küfürdür. Yüce Allah't a
hiçbir değiş iklik olmaz. Yüce Allah değiş en değil, değiş t irendir. Önce
beliren sonra kaybolan ş ey müridin kendi s ıfatıdır.
Yüce Allah'ta as la us anmak ve gizlenme olmaz. Zira ilahi feyiz güneş ış ığı
gibi herkes e açıkt ır. Ancak duvar arkas ına gizlenenler bunu görmez ki
değiş iklik güneş in ış ığında değil, kendilerindedir. Öyle bir durumda mürid
şöyle demelidir:
Güneş yüks eldi, karanlık kalmadı,
Kime parlamazs a onun betbahtlığındandır.
Yani doğan güneş in kulu aydınlatmamas ı kulun kendi bedbahtlığındandır.
Kul araya giren perdeyi, talihs izliğinden ve Allah'a karş ı işlediği
kusurlardan dolayı aralıyamamış t ır. Hiçbir ş ekilde haş a Yüce Allah'a
kabahat bulunmamalıdır. Bu örneği ins anın, noks an ve değiş en s ıfat ları
kendinden, celal ve cemal s ıfat larını da Yüce Allah'tan bilmes i gerekt iğini
belirtmek için verdik. Zira ilim bakımından fakir olan kims e kıs a zamanda
küfre düş er de haberi bile olmaz.
b) Mürit lik dereces ini geride b ırakanların makamlara ait halleri aş ıp hallerin
sonuncusuna yani yokluk makamı olan Yüce Allah'tan baş ka herş eyi yok
bilme dereces ini elde ederek Haktan baş kas ı yoktur diyenlerin s ema'ı
manaları anlamak, düşünmek değildir. Böylelerinde s ema' hali olunca o
yokluk ve tevhid halleri kendis inde yenilenir ve tamamen kendini unutur.
Dünya âleminden haberi olmaz. Ateş e düş s e, yandığını his s etmez.
Nitekim ş eyh Ebul Has an Nuri yeni kes ilen bir kamış lıkta s ema' yaptı.
Ayaklarının her tarafı kes ilip yaralandığı halde farkına varmayıp s ema'a
devam et t i. Bu derecedeki s ema' tam s ema'd ır. Ama mürit lerin s ema'ı
ins anlık sıfat ları ile karış ıktır. Asıl s ema ancak ins an tamamen kendi
varlığından uzaklaş tığı zaman olur. Yusuf (A.S.) görünce kendinden geçip
ellerini kes en kadınlarda olduğu gibi.
Bu kendi varlığ ın dan uzakla şma o lay ın ı inkar edip, " gö rü ndü ğü ha ld e n as ıl
yok olabilir?" dememek lazım. Zira haddi zatında görülen o ş ahıs değildir.
Nitekim ölünce de o ş ahıs vardır, ama kendis i (ruhu as ıl varlığı) o görülen
ş eyde mevcut değildir. Onun as lı, marifet yeri olan lat if bir cevherdir.
Diğer ş eylerin, yani yaratıklar âleminin bilgis i kendis inde yok olunca,
Allah 'ın zikrinden baş ka her ş ey ona göre kaybolur, yaln ız baki olan kalır.
O halde tevhidin manas ı, Yüce Allah'tan baş ka hiçbir ş ey görmeyip, neye
baks a "Heps i O dur, benim varlığım bile yoktur." veya "Ben de O'yum"
demektir. Birçokları bu konuda yanılmış ve buna hulul (içine girme)
demiş ler. Bazıları da hakla birleş t i anlamını çıkarmış lar. Bu, hiç ayna
görmemiş biris inin aynaya bakıp da kendini gördüğü zaman aynanın içine
girdiğini veya aynayı kendi yüzü olduğunu s anan kims eye benzer. Aynaya
girdiğini düşünmes i hulul, aynanın kendi ş eklini ald ığını düşünmes i
birleşme olur. bu her iki görüş te yanlış t ır. As lında ne ayna s uret olur, ne
de s uret ayna olur. böyle s ananlar işin as lını anlamayanlardır. Bunun
izahım bu kitapta yazmak zordur. Zira tevhit ilmi uzunca anlatılmas ı
gereken bir ilimdir.
2- Sema' edende anlama olmayınca onda vecd denilen bir hal meydana
gelir. Vecdin anlamı daha önce kendis inde bulunmayan bir hali bulmak
demektir. Bu halin gerçekte ne olduğu hus usunda çok sözler vardır.
Doğrus u is e vecd bir çeş it değil birkaç çeş it t ir. Fakat iki cins ten biri olur;
biri hal cins inden, diğeri de mükaş efe cins indendir.
Haller: Dinlediği s es ten bir s ıfat kendis ini kaplar ve onu s arhoş gibi yapar.
O sıfat bazen ş evk, bazen korku, bazen aş k, bazen arzu, bazen üzüntü ve
bazen de s abır olur. bunun birçok kısımları vard ır. Ama kalbe ateş galip
olunca uyumuş ins an gibi görmez ve duymaz olur. veya görüp iş it ir fakat
görüp duyduğu ş eylerden habers iz olur.
MÜKASEFE: Tas avvufçularda meydana gelen bazı ş eyler ona görünmeye
baş lar. Bazıs ı görüntü olarak bazıs ı da apaçık görünür. Sema etkis iyle kalp
ayna gibi arınıp üzerinde bulunan kir ve tozlardan temizlenir. Böylece
suretler kendis ine görünebilir. Bu konu ancak ilim, kıyas ve örnekle
anlatılabilip, as lını is e ancak kavuş abilen kims e bilir. O zaman herkes in
bulunduğu yer belli olur. Bir kims e bir baş kas ına kıyas la kendi bulunduğu
yeri bilebilir. Kıyas ile olan herş ey ilim olabilir, fakat zevk olamaz. Ancak
bunları kendilerinde bu zevki bulamayanların hiç olmazs a inanıp inkar
etmemeleri için anlat t ık. Zira bu inkardan zarar çekerler. Kendi s andığında
bulunmayan bir ş eyin, padiş ahın hazines inde de bulunmayacağını s anan
kims e ne kadar akıls ızdır. Bundan da daha akıls ızı aş ağı haliyle kendini
padiş ah zannedip "Ben herş eyi elde ett im. Bende olmayan, as lında da
yoktur" diyen insandır. Bütün inkarlar bu iki çeş it ahmaklıktan doğar.
Bazen vecd zorlama ile olur. Bu münafıklığın ta kendis idir. Fakat hakiki
vecdin meydana gelmes i için vecdin bazı s ebeplerini kalbe yerleş t irmek
için uğraşmak iyidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kur'an-ı Kerim dinlerken ağlayın. Ağlayamazs anız kendinizi buna
zorlayın."
Bu gö s teriy or ki, zorlaya rak üzün tü s ebep le rini kalbe g et irmek gerekir. Bu
zorlama etki edip gerçeği meydana gelir.
SORU: Mademki tas avvufçuların s ema haktır ve Hak içindir. Kur'an-ı Kerim
de Allah kelamı olup s ema'a daha uygundur. O halde davet lerde neden
Kur'an-ı Kerim okutulmayıp, çalg ıcıların s es i ve ş iirleri dinlenmeli?
CEVAP: Kur'an-ı Kerim ayet lerinden s ema' ve vecd hali çok olur. Birçok
kiş i Kur'an-ı Kerim'in s ema 'ından kendinden geçip can vermiş t ir. Bunları
anlatmak uzun sürer. İhya kitabımızda et raflıca anlat tık. Kur'an hafızları
yerine ş iir ve kas ide okuyanların gelmes inin ve kas ide okumalarının beş
s ebebi vardır:
a) Kur'an-ı Kerim'in bütün ayet leri aş ıklara uygun değildir. Zira Kur'an'da
Kâfirlere ait hikayeler, ins anlarla olan iliş kiler ve daha birçok ş eyler
anlatılmaktadır. Zira Kur'an bütün ins anlar için ş ifa ilacı olarak
gönderilmiş t ir. Örneğin okuyucunun:
"(Miras ı bırakanın çocukları vars a) ana-babadan her birinin miras tan hakkı
alt ında birdir."
NİSA SURESİ, Ayet : 11
"Kocas ı ölen kadının iddet i dört ay on gündür."
BAKARA SURESİ, Ayet: 234
gibi ayet i kerimeleri okumas ı aş k ateş ini art ırmaz. Ancak o aş ık olana etki
eder ki böyleleri için her ş ey s ema' olur. Böyle aş ıklar azdır.
b) İns anlar Kur'an-ı Kerimi çok okuyup çok dinlerler. Çok dinlenen bir
ş eyin fazla et kis i olmaz. Örneğin bir ş iiri ilk dinleyende meydana gelen
vecd, ikinci dinleyiş te meydana gelmez. Et kili olabilmek için yeni bir
nağmen söylemek gerekir. Ama Kur'an için böyle bir ş ey mümkün değildir.
Peygamber zamanında yeni gelip ayet leri ilk dinleyen kims eler ağlar çeş it li
hallere kapılırlard ı. Bunları gören Hz. Ebu Bekir (R.A.) şöyle dedi: "Biz de
s izin gibi idik. Sonra kalbimiz s ert le ş t i." Yani Kur'ana alış t ık. Onu yeni bir
ş ekilde dinlemek ve mümkün değildir.
Hz. Ömer (R.A.) hac etmek için gelen hacılara evlerine erken dönmelerini
söyler ve şöyle derdi: "Çok kalmakla Kabe'ye alışmalarından ve ona
duydukları s aygıyı yit irmelerinden korkarım."
c) Birçok kalpler ancak vezinli ve nağmeli s özlerle harekete gelir. Bunun
için konuşma ve hadis le s ema' az olur. Çoğunlukla güzel s es ve vezinle
meydana gelir. Ses vezinli ve notalı olunca her veznin ve makamın ayrı ayrı
et kis i olur. Kur'an-ı Kerimi is e nota ile okumak doğru değildir. Kur'an-ı
Kerimi makam ile okuyup is tediği ş ekle sokmak haramdır. Notas ız olunca
yaln ız söz olarak kalır. Böyle notas ız sözlerle de ancak çok hareket li
kims elerin ateş i alevlenir.
d) Ses in davul, kaval ve tef gibi bir çalg ın ın eş liğinde çıkmas ı daha et kili
olur. oys a bunlar haram olmamakla beraber öyle pek iyi ş eyler de
değildirler. Kur'an-ı Kerimi böyle ş eylerle beraber okumaktan korumalı,
cahiller nazarında oyun ş ekline girmes ine engel olunmalıdır. Zira Kur'an
okumak ibadet t ir ve ciddi bir ş eydir.
Peygamber efendimiz Rabi bin Muavver'in evine git t iğinde cariyeler tef
çalıp ş arkı s öylüyorlard ı. Onu görünce kes ip kas idelerle peygamber'i
övmeye baş ladılar. Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: "Beni övmeyi
bırakın. İlk işinize devam edin." Zira onu övmek ibadet t ir. Oyun mevzuu
olup tef ile söylenmeye gelmez.
e) Herkes in bir hali vard ır. Bu haline uygun beyit ler dinlemeyi arzular.
Haline uymayanı beğenmez. Hat ta bazen "Bunu söyleme, baş ka bir ş ey
oku." der. Kur'an-ı Kerimi beğenmeyip baş ka bir ş eyin okunmas ını is temek
is e caiz değildir. Kur'an-ı Kerimin de her ayet i herkes in haline uygun
olmayabilir.
Hale uygun olmayan beyit leri baş ka ş ekillere sokarak uygun hale get irmek
caizdir. Zira ş iirde mutlaka ş airin kas tet t iği ş eyi anlamak gerekmez. Oys a
Kur'an-ı Kerim'de fikri baş ka yöne çevirip, Kur'an'ın anlatmak is tediğinden
baş ka bir ş ekilde anlamak caiz değildir.
İş te büyükler bu s ebeplerden dolayı teganniyi tercih etmiş lerdir. Bütün
bunları iki s ebepte toplamak mümkündür: Biri dinleyenin zaafı, ikincis i
Kur'an'ın hürmet ini korumak.
3- Sema'da harekete gelip raks ederek elbis es ini yırtmakt ır. Bu husus t a
is temeden, gayri ihtiyari hareket edenler mesul olmaz. Ama kendi is teğiyle
hareket edip baş kalarına hal s ahibi olduğunu gös termek gayes iyle
yapılanlar haram olup nifakın ta kendis idir.
Ebul Kas ım Nas ri Arabi (R.A.) diyor ki:
"Bana göre gös termelik te ols a, ins anların s ema' ile meşgul olmaları,
dedikodu yapmalarından iyidir."
Ebu Amr bin Ubeyd (R.A.) diyor ki:
"Yalan yere bir s efer s ema' yapmak, otuz yıl dedikodu yapmaktan daha
kötüdür."
Olgun kims eler s ema'da s akin olur, harekete geçmekten kendilerini
alıkoyup dış arı vurmazlar. Zira bağırıp çeş it li hareket lerde bulunmak
zayıflıktandır. Ancak böyleleri az bulunur.
Hz. Ebu Bekir'in (R.A.) ded iğ i "Biz de s izin gibiyd ik. Sonrad an kalbimiz
katılaş t ı" sözün anlamı, "zamanla kalbimiz kuvvet lendi, kendimize hakim
olabiliyoruz" demekt ir. Kendine hakim olabilen gücü yet t iği oranda
hakimiyet ini s ürdürmelidir.
Cüneydi Bağdadi'nin s ohbet ine devam eden bir genç vardı. Sema'da feryat
edip bağırırdı. Cüneyd "Eğer böyle yapars an bir daha s ohbet imde
bulunma" dedi. Ondan s onra genç gayret edip kendini tutmaya çalış ırdı.
Bir gün o kadar zorlandı ki kendini tutamayıp bağırdığında karnı yarılıp
öldü. Ama bu kims enin hal gös termek niyet ini taş ımadan raks etmes i veya
kendini ağlamaya zorlamas ı caizdir. As lında raks mübahtır. Zira zenciler
mes cidin kapıs ında raks etmiş ve Hz. Aiş e (R.Anha) da onları s eyretmiş t ir.
Peygamber efendimiz "Ey Ali, s en bendens in, ben den s endenim"
buyurunca Hz. Ali (R.A.) s evincinden raks etmiş t ir. Yine Zeyd'e (R.A.)
"Sen bizim hem kölemiz, hem kardeş imizs in" buyurduğu zaman Zeyd (R.A.)
s evincinden raks etmiş t ir. Cafer (R.A.) e "Sen yaradılış ve ahlak bakımından
bana benziyorsun " buyurduğu zaman Cafer (R.A.) s evincinden
raks etmiş t ir. O halde raks haramdır diyen yanılıyordur. Nihayet oyundur.
Oyun da haram değildir. Kalbindeki hali kuvvet lendirmek için s ema'
yapmak iyidir. Ama bile bile elbis es ini y ırtmak caiz değildir. Çünkü bu, malı
boş yere harcamak demekt ir. Hallere mağ lup olduğu için yırtmak caizdir.
Elbis es ini is teyerek yırtmas ında, yapmamak is tediği halde yapamayacak
durumda olmas ı halinde bir mahzur yoktur. Has tanın inlemes i kendi elinde
olduğu halde, inlememeye dayanamaz. Zira ins an is tek ve niyet iyle her
zaman bir iş i yapmaktan vazgeçemez. Bu gibi hallerine mağ lup olan, mesul
s ayılmaz.
Bazı kiş iler, kendi iradeleriyle hareket edip elbis elerini parçalayarak
parçalarını fakirlere dağıtan tas avvufçuların, bu yaptıklarının caiz
olmadığını söylemiş lerdir. Ama bu görüş lerinde hata ediyorlar. Zira kumaş
ta parçalandıktan sonra elbis e olur. o halde eğer elbis eler bir gaye için
parçalanıp boş a gitmiyors a bir mahzuru olmaz.
Parçaların dağıt ılıp ihtiyaca göre is tenilen hale get irilmes i, is teyenin
s eccade, is teyenin h ırka yapmas ı caizdir. Bir kumaş yüz parçaya ayrılıp her
parças ı bir fakire verils e, her parça iş e yaradıktan sonra mübahtır.

SuFi
09-03-2009, 15:29
SEMA'IN KURALLARI

Sema'da üç ş ey gözet ilmelidir:
a) Zaman ,
b) Yer,
c) Arkadaş .
a) Zaman. Kalb bir ş eyle meşgul olduğu zaman örneğin namazda iken,
yemek yerken veya baş ka bir düş ünce ile meşgulken s ema'ın faydas ı olmaz.
b) Yer. Gelip geçenlerin bulunduğu veya hoş ve iyi olmayan yahut karanlık
bir yerde ya da bir zâlimin evinde s ema' caiz değildir.
c) Arkadaş . Sema'da ha zır bu lu nanlar s ema' ehli olmalıd ır. Dü nyay ı s even
bir mütekebbir, s ema'ı inkar eden bir cahil, her zaman kendini zorlayarak,
hal geliyor gibi gös teren bir kims e, s ema'da bozuk düşünen veya yers iz
sözlerle meşgul olanlar, s ağa, sola, öteye - beriye bakanlar, s aygı
gös termeyenler, s eyredenler aras ında kadın veya gençler bulunmas ı veya
birbirinin düşünces iyle ilgilenenlerin hazır bulunmas ı s ema'a fayda
s ağlamaz. Sema'da üç ş ey ş art t ır, sözünün anlamı budur.
Genç kız ve kadınların kalpleri, ş ehvet le dolu olan erkek ve delikanlıların
bulundukları yerde s ema' haramdır. Zira s ema' her iki tarafın da ş ehvet ini
coş turur. Her biri ş ehvetle et rafına bakınıp bir tarafa takılır. Bu is e birçok
fıs k ve günahın doğmas ına s ebep olur.
Sema' ehlince s ema'a baş larken dikkat edilecek husus lar:
Baş ı öne eğmek, birbirine bakmamak, kendini s ema'a vermek konuşmamak,
su içmemek, baş ve elleri s allamamak, zorlanarak hiçbir hareket yapmamak,
teş ehhüde oturmuş gibi kalbi tamamen Yüce Allah'a vermek, s ema' ile
gaipten nas ıl keş if ve açılmalar olacağını gözetmek, kalkıp hareket etmemek
için elden geldiği kadar kendine hakim olmak, biris i vecd haline gelip
kalkars a onunla beraber kalkmak, s arığı düş ers e s arığını baş ına koymak.
Bütün bunlar bid'at is e, s ahabe ve tabiinden bildirilene göre, bid'at olan
her ş ey haram değildir. Birçok iyi bid'at ler vardır. İmam-ı Şafii (R.Aleyh),
cemaat le teravih kılmanın Hz. Ömer (R.A.) kald ığını bildiriyor. Bu is e
Peygamberden s onra meydana çıkıp bid'at t ır. Fakat iyi bid'att ır. Peygamber
efendimizin sünnet lerine uygundur. Kötü bid'at sünnete aykırı düş enlerdir.
Ama güzel huylu olmak ve ins anları s evindirmek iyi bir ş eydir. Her milletin
bir adet i vardır. O adete aykırı davranmak ahlaks ızlık olur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Herkes le adet ve huyuna göre geçin."
Madem ki tas avvufçular s ema' ile s eviniyorlar, s ema'dan alıkonulmaktan
üzülüyorlar, onlara uymak sünnet t ir. Sahabeler, Peygamber efendimiz için
ayağa kalkmazlardı. Çünkü Peygamber efendimiz bunu s evmezdi. Fakat
s aygı için ayağa kalkmamamın hoş görülmediği bir yerde, hatır için ayağa
kalkmak daha iyidir. Zira arapların adeti baş ka, acemlerin baş kadır. Her
ş eyin doğrusunu ve iyis ini Allah bilir.

SuFi
09-03-2009, 15:37
9. KONU: EMRİ MA'RUF ve NEHYİ MÜNKER (ALLAH'IN EMİRLERİNİ
BİLDİRMEK ve KÖTÜLÜKTEN ALIKOYMAK)

EMRİ MA'RUF ve NEHYİ MÜNKER (ALLAH'IN EMİRLERİNİ BİLDİRMEK
ve KÖTÜLÜKTEN ALIKOYMAK)

Yüce Allah 'ın emirle rini b ildirip kö tülükten alıko ymak, dinin ana
temellerinden biridir. Bütün peygamberler bunun için gönderilmiş lerdir.
Allah 'ın emirlerini bildirip kötülükten alıkoyma adet i ins anlar aras ından
kalkars a din bozulur, ş eriat y ıkılır.
Bu konuyla ilgili bilgileri üç bölümde anlatacağız.

1. BÖLÜM:
EMİRLERİ BİLDİRİP KÖTÜLÜKTEN ALIKOYMAK

2. BÖLÜM:
KÖTÜLÜKTEN ALIKOYMANIN ŞARTLARI

3. BÖLÜM:
TOPLUMDA YAYGIN MÜNKERLER (kötülükler)

1. BÖLÜM: EMİRLERİ BİLDİRİP KÖTÜLÜKTEN ALIKOYMAK FARZDIR
İyiliği emredip kötülükten alıkoymak farzdır. Özürsüz onu bırakan Yüce
Allah'a karş ı gelmiş olur.
Yüce Allah buyuruyor ki:
" İçinizden s izi hayır yapmaya çağıracak iyiliği emreden ve kötülükten
alıkoyan bir topluluk buluns un."
ALİ-İMRAN SURESİ, Ayet : 104
Bu ayet i celile iyiliği emredip, kötülükten alıkoymanın (emr-i maruf; nehy-i
münkerin) farz olduğunu gös teriyor. Fakat farz-ı kifayedir. Yani bir kısım
ins anların bununla uğraşmas ı yeterlidir. Ama hiç kims e tarafından
yapılmamas ı halinde bütün ins anlar günah iş lemiş olur.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Yurt larından haks ız yere çıkarılanlara biz yeryüzünde yer verirs ek namaz
kılarlar, zekat verirler, iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar."
HAC SURESİ, Ayet : 41
Yukarıdaki aye ti celile d e iy iliği emred ip , kö tü lü kten alıkoymay ı, namaz ve
zekatla beraber bildiriyor ve din s ahiplerini bu vas ıtas ıyla tanıt ıyor.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
" İyiliği emredin ve kötülükten alıkoyun. Eğer bunu yapmazs anız Yüce
Allah en aşağılık kavmin ins anlarını s ize mus allat eder. O zaman s izin
iyiliklerinizin duas ı da kabul olmaz."
Hz. Ebu Bekir (R.A.) rivayet ediyor:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Günah iş leyip te iyileri tarafından günahtan alıkonmayan ins anlara, Yüce
Allah en kıs a zamanda heps ini kaplıyan bir azap gönderir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bütün iyi iş ler, Allah yolunda s avaşma yanında denizde bir damla gibidir.
Allah yolunda s avaşmak da iyiliği emredip kötülükten alıkoyma yanında bir
damla su gibidir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Herkes in söylediği s özün cezas ı kendinedir. Yaln ız iyiliği emretme,
kötülükten alıkoyma ve Yüce Allah'ı anma bunun d ış ındadır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah avamın işlediği günahlardan dolayı günahs ız olan s eçkin
kullarına azap etmez. Ancak bir günah gördüklerinde menetmeye güçleri
yett iği halde sus arlars a onlara da azap eder."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Haks ız yere dövme ve öldürme bulunan yerde durmayın. Zira onu görüp
te menetmeyene orada lanet yağar."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Şeriat a uygun olmayan bir işin yapıld ığı ve orada bulunanların onu
menetmediği bir yerde bulunmak caiz değildir. Zira kötülükten alıkoyma ne
ömrü azalt ır, ne de rızkı eks ilt ir."
Bu hadis gös teriyor ki, zâlim hükümdarların s arayına ve günah işlenen
yerlere, menetmeye gücü yetmeyen kims enin zaruret dış ında gitmes i caiz
değildir. Bundan dolayı geçmiş büyüklerin çoğu uzlete çekilmiş lerdir. Zira
çarş ı - pazar ve yolları günahlardan boş bulmamış lard ır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Biris inin yanında günah işlenirken onu beğenmez ve meneders e orada
bulunmamış gibidir. Biris i bulunmadığı bir yerde bir günah iş lenir de ona
rıza gös terirs e, orada bulunmuş gibidir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Havaris i (kendis inden sonra kitabı ve sünneti ile iş yapan ashabı)
olmayan peygamberler yoktur. Bu, onlardan sonra minberde güzel söz
söyledikleri halde kötü iş ler yapan bir kavmin çıkmas ına kadar devam eder.
Her müminin bunlarla eliyle, gücü yetmezs e dili ile onu da yapamazs a
kalbiyle s avaşmas ı farzdır. Bunun ötes inde Müs lümanlık yoktur."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah bir meleğe vahiy gönderip filan ş ehri yerle bir et dedi. Melek:
"Ya Rabbi, bu ş ehirde hiçbir günah işlememiş olan biri var. Nas ıl
yaparım?" deyince, Yüce Allah şöyle buyurdu: "Yap, baş kaları günah
iş lerken bir defa olsun yüzünü bile ekş itmedi."
Hz. Aiş e (R.A.) rivayet ediyor ki:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah, içinde, ameli peygamberinki gibi olan on s ekiz bin kiş inin
bu lu ndu ğu bir ş ehirde olanların hep s in e azap gö nderd i."
"Niçin Ya Resulallah?" dediler. Şöyle buyurdu: "Zira, Allah rızas ı için
kims e günah iş leyenlere kızıp onları günahtan alıkoymazdı."
Ubeyde bin Cerrah (R.A.) anlatıyor: "Peygambere (S.A.S.), ş ehit lerden
daha üs tün kims e var mıdır?" diye sordum.
Peygamberimiz şöyle buyurdu:
"Zâlim bir sultana iyiliği emredip kötülükten alıkoyduğu için öldürülen
kims e ş ehit lerden üs tündür. Eğer öldürülmezs e, ondan sonra yaş adığı
sürece defterine günah yazılmaz."
Hadis i ş erift e şöyle geçiyor:
"Yüce Allah Yuş a Bin Nun'a (A.S.) vahiy gönderip, s enin kavminden
yüzbin kiş iyi helak edeceğim. Bunun kırkbini iyi amel s ahibi, altmış bini de
kötü amel s ahibi olacakt ır, buyurdu. Yuş a: Ya Rabbi, iyileri niçin yok
ediyorsun? Diye sorunca Yüce Allah şöyle buyurdu: Onlar as ilere
düşmanlık etmeyip, onlarla oturup kalkmaktan ve münas ebet kurmaktan
kaçınmadılar."

SuFi
09-03-2009, 15:46
2. BÖLÜM: NEHY-İ MÜNKERİN (kötülükten alıkoymanın) ŞARTLARI

NEHY-İ MÜNKERİN (kötülükten alıkoymanın) ŞARTLARI

İyiliği emredip kötülükten alıkoymak bütün Müs lümanlara farzdır. Öyle is e
alıkoymanın yolunu ve ş art larını bilmek te farzd ır. Zira ş art ların bilmeden
farzı yerine get irmek mümkün olmaz. Kötülükten alıkoymanın dört ana
temeli vard ır.

1- Kötülükten alıkoyan,
2- Kötülükten alıkonulan,
3- Kötülükten, alıkonulan ş eyler,
4- Kötülükten nas ıl alıkonulur.

1- Ana Temel: KÖTÜLÜKTEN ALIKOYAN KİMSE

Kötülükten alıkoyanın iki ş art ı vardır:

a) Müs lüman olmas ı,

b) Mükellef (akıllı - baliğ) olmas ı.
Baş ka ş art ları yoktur. Zira kötülükten alıkoymak dini vazifeyi yerine
getirmekt ir. Din s ahibi olan herkes kötülükten alıkoymakla yükümlüdür.
"Alıkoyanın zahit ve adil olmas ı, aynı zamanda devlet reis inden izinli
olmas ı ş artt ır" diyenler vardır. Ama bize göre bunlar ş art değildir.
Kötülükten alıkoyanın adil ve zahit olmas ı ş art olamaz. Eğer günahtan
alıkoymak iç in adil olmak ve g ünah iş lememiş b ulunmak ş a rt olurs a , bu nu
yapacak kims e bulunamaz. Zira hiç kims e günah iş lemekten uzak değildir.

Said bin Cabir (R.A.) diyor ki:
"Eğer kötülükten alıkoymayı, günah işlememiş olmak ş artıyla yapars ak,
hiçbir zaman bunu yapamayız."

Has an Bas ri'ye (R.A) "Biris i öğ ütlerinde: kendinizi günahlardan
temizlemeden s akın ins anları iyiliğe davet etmeyiniz diyor. Ne ders iniz?"
diye sordular. Şu cevabı verdi: "Şeytanın en büyük arzusu da budur. Bu
sözün bize hoş görünmes iyle, kötülükten alıkoymanın yolu t ıkanır."
Takip edilmes i gereken normal yol şudur: Kötülükten alıkoymak iki
kıs ımdır:

1- İns anlara vaaz ve nas ihat etmek: Biris i bir iş i yapar da aynı iş i baş kas ına
yapma ders e, alay konusu olmaktan baş ka bir yarar s ağlamaz. Onun va'zı
et ki etmez. Hatta sözü dinlenmeyen, üzerine gülünen kims elerin vazetmes i,
kötülükten alıkoymaya çalışmas ı günahtır. Zira ins anlar böyle kims eler
yüzünden va'za değer vermez ve ş eriata olan s aygılarını yit irirler. Bunun
için açıkça günah iş leyen âlimlerin va'zı ins anlar büyük zarar verir.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Beni miraca götürdükleri gece, dudakları ateş ten makas larla kes ilen bir
gurup ins an gördüm. Siz kims iniz? dedim. Biz, baş kalarına iyiliği öğretip
kendimiz iyilik yapmayan, baş kalarını günahtan alıkoyup, kendimiz
günahtan el çekmeyen kims eleriz, dediler."

İs a'ya (A.S.) ş u vahy geldi: "Ey Meryem oğlu! Önce kendine nas ihat et .
Eğer kabul eders en, ondan sonra baş kas ına yap. Kabul etmezs en benden
utanıp baş kas ına nas ihat etme."

2- Kuvvet ve zorla kötülükten alıkoymak: Şarap görünce dökmek, s az ve
çalg ı görünce kırmak, kötülük yapmak is teyeni zorla alıkoymak gibi. Fas ık
olan kims eler bile bu ş ekilde ins anları kötülükten alıkoyabilirler. Zira
herkes e iki ş ey farzdır:
a) Kendini haramdan korumak,
b) Baş kalarını haram iş lemekten alıkoymak.

Bu farzlardan birini yapmayan, diğerini niçin yerine get irmes in?

SORU: İpek elbis e giyenin, baş kas ının giydiği ipek elbis eleri yırtmas ı,
kendi ş arap içenin, baş kas ının ş arabını dökmes i çirkin olmaz mı?

CEVAP: Çirkin ile batıl ayrı ş eylerdir. Bunun çirkin olmas ının nedeni, caiz
olmamas ından değil önemli olanı yapmamas ındandır. Örneğin biris i namaz
kılmayıp oruç tuts a, daha önems iz olan orucu tuttuğu için değil, dana
önemli olan namazı kılmadığı için kötüdür. Bunun gibi yapmak s öylemekten
daha önemlidir. Fakat her ikis i de farzdır ve biri diğerinin ş art ı değildir.
Birinin diğerinin ş art ı olmas ı "ancak içki içmeyenin, içki içeni menetmes i
farzdır" demekt ir. O halde içki içt iğinde farzın boynundan kalkmas ı lazım.
Bu da imkans ızdır.
Devlet reis inin iyiliği emredip, kötülükten alıkoymak için emir vermes i ş art
değild ir. Zira din b üyü kleri devlet reis lerine iyiliğ i emredip kö tülükten
alıkoymaya çalışmış lardır. Bu husus ta birçok hikayeler vardır. Bu iş in as lı,
kötülükten alıkoymanın derecelerini bilmekle anlaş ılır. Kötülükten
alıkoymanın dört dereces i vardır.

a) İlk derece: Öğüt verip Yüce Allah'la korkutmakt ır. Bunu yapmak bütün
Müs lümanlara farzd ır. Devlet reis inin iznine ne lüzum var? Hat ta en üs tün
ibadet devlet reis ine öğüt verip onu Yüce Allah'la korkutmakt ır.

b) İkinci derece: Kaba sözlerle hitab edip " fas ık, zâlim, ahmak, cahil herif
böyle yapmakla Allah'tan korkmuyor mus un? Demek. Bunlar haddi zatında
muhatabın hakket t iği sözler olup, devlet reis inden izin almaya gerek
yoktur.

c) Üçüncü derece: Şarabı dökmek, s azı kırmak, ipek elbis eyi çıkarmak gibi
zor kuvvet iyle menetmeğe çalışmak. Bunları yapmak, diğer ibadet ler gibi
farzdır. Birinci babta anlatılanlar gös teriyor ki ş eriat her mümine reis in
iznine gerek kalmadan bu hakkı vermiş t ir.

d) Dördüncü derece: Canını yakarak, döverek korkutup tehdit etmekt ir.
Bazen dövülenin taraftarları toplanıp karş ı koyabilirler. Böyle durumlarda
döven kiş i, kendine yardımcı olan ins anları toplayıp, sultandan izins iz
olarak bu fitneyi bas tırabilir. Fakat devlet reis inden izin almas ı daha iyidir.
Kötülükten alıkoymanın değiş ik derecede yapılmas ına ş aşmamak gerekir.
Eğer oğul babas ını kötülükten alıkoymağa çalış ırs a öğüt vermekten de
daha yumuş ak söylemelidir. Baş ka türlüs ü doğru olmaz.

Has an Bas ri (R.A.) diyor ki:
"Evlat babas ına vaaz ve öğütte bulunurken, babas ının kızma ihtimali vars a
susmalıdır. Hele babas ına kaba sözlerle hitap edip, ahmak, cahil gibi sözler
söylemek kat iyyen caiz değildir. Kald ı ki dövmek hiç olmaz."

Evlat Kâfir olan babas ını öldüremediği gibi, babaya had cezas ı vuruls a,
evladı cellat dahi ols a babas ına had vurmas ı caiz değildir. Şu halde iyiliği
emredip, kötülükten alıkorken incitmemek iyidir. Ama babas ının ş arabını
dökmes i, ipek elbis es ini sökmes i, haramdan kazandığı malını s ahibine iade
etmes i, gümüş bardağını kırmas ı, duvara yaptığı res imlerini s ilip bunları
yapmas ına mani olmas ı, babas ını kızdırs a bile caizdir. Zira kendi yaptığı
hak, babas ının kızış ı is e batıld ır. Bunlar babas ını dövüp sövmek değildir.
Ama bu husus lar için biris i babas ının çok kırılıp üzüleceğini söylers e
yapmamalıdır. Zira Has an Bas ri "Baba kızd ığı zaman evlat susmalı, vaz ve
öğütten bile vazgeçmelidir" diyor.
Kölenin efendis ini, kadının kocas ını, emri alt ında çalış anların devlet reis ini
kötülükten alıkoymaya çalışmas ı, evladın babas ını kötülükten alıkoymaya
çalışmas ı gibidir. Zira bunlar aras ında da büyük haklar vardır. Zira ona
s aygıs ı yaln ız din içindir. Ondan öğrendiği ilimle iş görmes i uygundur.
Belki bildiklerini tatbik etmeyen âlime s aygı kes ilmelidir.

2. Ana Temel: İNSANLARIN ALIKONULMASI GEREKEN ŞEYLER

(günahlar)

Kötülükten alıkoyan kims e, yanında yapılan bir kötülüğe mani olmak için,
yapılan iş in kötü olduğunu araş tırıp öğrenmeye gerek his s etmeden kes in
olarak bilmelidir. Ancak o zaman kötülükten alıkoymaya çalış abilir. Bunun
için de dört ş ar vardır.

a) Birinci ş art : Günah olmas a bile alıkoymaya çalış acağı ş ey çirkin, kötü ve
beğenilmeyen bir iş veya küçük günah olmalıdır. Örneğin küçük çocuğun
veya delinin bir hayvanla cima yaptığı görülürs e menedilmelidir. Gerçi
yapan mükellef olmadığı için bu iş günah değildir, fakat çirkin ve kötü bir
iş t ir. Yine bir delinin veya çocuğun ş arap içt iği görüls e yine mani
olunmalıdır. Küçük günah olan ş eyleri de menetmek gerekir. Örneğin
hamamlarda avret yerini açmak, kadınların arkas ından bakmak onlarla
tenhada yaln ız kalmak, alt ın yüzük takmak, ipek elbis e giymek, gümüş
ibrikten su içmek ve benzerleri gibi günahları menetmeye çalışmak farzdır.

b) İkinci ş art : Günah o anda işleniyor olmalıdır. İçki içmeyi bit irmiş bir
kims eyi, nas ihat etmekten baş ka bir ş eyle incitmek caiz değildir. İçki içt iği
için had cezas ı gerekiyors a bunu devlet reis inden baş kas ı yapamaz. Bir
ins anı içki içmeye azmetmiş diye incitmek de caiz değildir. Zira içmeme
ihtimali vard ır. Açıkça içki içmem diyen kims e hakkında kötü s anıda
bulunmak caiz değildir. Ama mahremi olmayan bir kadınla oturan erkeğe
nehy-i münker (kötülükten alıkoyma) yapılabilir. Zira namahremle yaln ız
baş ına tenha bir yerde oturmak haramdır. Hat ta hamamın önünde oturup
çıkan kadınları s eyredenleri de bu iş ten alıkoymak gerekir. Çünkü böyle bir
s ebepten dolayı orada oturmak haramdır.

c) Üçüncü ş art : Kötülükten alıkoyanın günahı araş t ırıp sorarak değil bizzat
görmes i lazımdır. Evine girip kapıs ını kilit leyen kims enin evine izins iz girip
ne yaptığını öğrenmeye çalışmak caiz değildir. Kötülükten alıkoymak için
kapı ve penceres ine kulak kabart ıp içeriyi dinlemek de doğru değildir.
Allah 'ın örttüğü bir ş eyi açığa çıkarmak gerekir.
Ancak çalg ı s es i ve s arhoş naras ı duyulan bir eve izins iz girip içeridekileri
yaptıklarından alıkoymak caizdir. Bir fas ıkın eteklerinin alt ına bir ş ey
s akladığı görüldüğünde, içki olma ihtimali vars a bile "O nedir? gös ter"
demek doğru değildir. Zira bu ara ş t ırmayı gerektirir. Gizlediği ş eyin içki
olma ihtimali vars a, görmeye çalışmayıp öğüt te bulunulmalıdır. Ama eğer
içkinin kokusu duyulurs a, onu dökmek caizdir. Yine ince elbis enin alt ından
s azın ş ekli belli oluyors a, onu kırmak caizdir. Fakat baş ka bir ş ey olma
ihtimali vars a görmemezlikten gelmek gerekir.

Hz. Ömer (R.A.) pencereye çıkıp bir adamı kadın ve içkiyle yakalama
hikayes ini arkadaş lık hakları bölümünde anlatmış t ık. Bunun gibi meşhur bir
hikaye daha var: Hz. Ömer bir gün as habla danış ıyordu. Şu soruyu sordu:
"Halifenin bizzat günah iş lediğini gördüğü kims eye, had cezas ı vurmak caiz
olur mu, olmaz mı?" Bir kısmı olur dediler. Hz. Ali (R.A.) şöyle dedi: "Had
cezas ının vurulabilmes i için Yüce Allah iki adil ş ahidi ş art koş muş tur.
Yaln ız bir kiş inin görmes i yet işmez." Halifenin yaln ız kendi bilgis iyle had
vurmas ını caiz görmedi ve böyle bir durumda örtbas ı farz gördü.

d) Dördüncü ş art : Yapmaktan alıkonulacak ş eyin çirkin ve kötü olduğu
tahmin ve içt ih at ile değil ş eriata uy gun s uzluğ u kes in olarak bilinmelidir. O
halde ş afiilerin, Hanefilere, velis iz nikahı caiz gördükleri için it iraz etmeleri
caiz değildir. Ama bir Hanefi yaln ız velis iz nikah kıyan veya hurma nebizi
içen bir ş afiiye it iraz edebilir. Zira biris inin kendi mezhebine uymamas ı, hiç
kims eye göre caiz olamaz.
Bazıları "Nehy-i münker (günahtan alıkoyma) ancak içki, zina ve bunlar gibi
haramlığı icma ile s abit ve kes in olan ş eylerde olur, içt ihat la olanlarda
olmaz" derler. Bu doğru değildir. Zira büyüklerimiz diyor ki: "Kendi
içt ihadına veya bağlı bulunduğu mezhep s ahibinin içt ihadına ters iş yapan
as i olur, yaptığı iş haramdır." Örneğin kıbleyi arayan bir kims e, yüzünü
kıble sandığı tarafa değil de, aks i yöne çevirirs e, baş kas ı tarafından bu
yaptığının doğru olduğu bilins e bile yine kendis i as i olur.

SORU: Herkes bağlı bulunduğu mezhebe göre amel etmek zorunda mıdır?

CEVAP: Her ne kadar bazıları "Herkes is tediği mezhebe uyabilir, yaln ız
birine göre amel etmek gereks izdir." diyorlars a da, bu görü ş e it imat etmek
caiz değildir. Zira herkes , kendi kuvvet li zannına göre amel etmekle
mükelleft ir. Örneğin eğer İmam-ı Şafii'nin daha bilgili bir müctehit
olduğunu s anıyors a onun içt ihadına aykırı davranmakla, kendi ş ehvet ve
arzularına uymuş olmaktan baş ka mazeret i olamaz.
Yüce Allah'da madde, Kur'an'a mahlûk. Allah 'ı dünya ve ahiret te görmek
mümkün değil diyen ve benzeri bozuk itikat larda bulunan bidatçileri
vazgeçirmek gerekir. Günah işlemelerine engel olunmak is tenen ş ehirde
bid'at s ahipleri ehli sünnet ve cemaat ten az olmalıdır.
Bu davranış , eğer kendis ine zarar vereceks e farz değildir, vermiyeceks e
farz olur. zarar gelme ihtimali ols a bile, zarar gelmeyecek kadarını yapmak,
Müs lümanların hakkını korumak gerekt iğinden farzdır.
Akıllı ve baliğ bir ins anın, baş ka biris inin malını telef etmes i haks ızlık ve
günahtır. Eziyet ve zahmet bile ols a onu böyle bir işten vazgeçirmek
gerekir. Zaten günahlardan alıkoymak eziyets iz ve zahmets iz olmaz. Ancak
gücünün yetmeyeceği bir zahmet olurs a, yapmayabilir. Kötülüklere engel
olmaktan gaye, İs lam ş iarını gös termekt ir. Onun bu hus us ta eziyet ve
belaya tahammül etmes i farz olur.

SuFi
09-03-2009, 15:47
SORU: Bir Müs lüman’ ı n tarlas ına bir sürü koyunun girdiğini gören biris i,
bu koyunları çıkarmak mecburiyet inde midir?

CEVAP: Eğer koyunlar çok olup ta, çıkarmağa uğraş t ığında zamanı boş a
gideceks e, baş kas ının malı için kendi zamanını harcamak doğru olmaz. Zira
baş kas ının malı, baş kas ının olduğu gibi kendi zamanı da kendi hakkıdır.
Fakat din için ve günahları menetmek için zamanını verebilir.
Günaha mani olmak için gelecek bütün acılara katlanmak gerekmez. Eli ve
diliyle mani olmaktan aciz olan mazur s ayılır. Böyle biris i için kalben mani
olmaktan baş ka bir farziyet yoktur. Aciz olmayıp, dövüleceğinden korkan
ve sözünün dinlenmeyeceğini bilen için dört husus vard ır.

1- Dövülmekten korkan veya sözünün dinlenmeyeceğini bilen biris ine
günaha mani olmak farz değildir. Fakat elle veya dille günaha mani olup
dayağa tahammül etmek mübahtır ve böyle yapmak s evap kazandırır. Zira,

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Zâlim bir devlet reis ine iyiliği emredip onu kötülükten alıkoymaya
çalış t ığı için öldürülen kims eden daha üs tün ş ehit yoktur."

2- Günaha mani olmaya gücü yeten ve kendis ine zarar geleceğinden
korkmayan kims e mutlaka günaha mani olmalıdır. Olmazs a as i olur.

3- Günahtan vazgeçiremeyen, fakat dayak ta yemeyen bir kims enin ş eriatın
tazimi için günaha mani olmaya çalışmas ı farzd ır. Kalp ve kötülemekteki
acizlik bu durumda yoktur, s özünün kabul edilmes i muhtemeldir.

4- Dövülme pahas ına da ols a günaha mani olmak farz değildir. Örneğin
dayak yeme pahas ına içki ş iş es i veya çalg ı alet ine kırmak farz değildir.
Fakat böyle bir ş ey yapmak çok fazilet lidir:

SORU: Yüce Allah "Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayınız"
buyuruyor. O halde zarar gelecek yerde, günaha mani olmak nas ıl daha
faziletli olabilir?

CEVAP: İbni Abbas (R.A.) diyor ki:
"Bu ayet i celilenin anlamı Hak yolunda malınızı veriniz ki helak
olmayas ınız." demekt ir.

Berra bin Aziz (R.A.) diyor ki:
"Bu ayet in anlamı; günah işliyeyim de, sonra tövbe edip günahımı
affet t iririm, düşünces iyle günah işlemek ve günahının affolunmamama
tehlikes iyle kendini karş ı karş ıya b ırakmak demekt ir."

Ebu Ubeyde (R.A.) diyor ki:
"Bu ayet in anlamı; günah işler de (sonra devam edeceği için) hiç iyilik
yapmamak demekt ir."
Bir Müs lüman’ ı n yaln ız baş ına düşman s aflarına s ald ırıp ölünceye kadar
s avaşmas ı caizdir. Böyle yapmak tehlikelidir, fakat büyük s evabı vardır.
Zira Kâfirlere Müs lümanların cesur olduğunu gös terir ve kalplerine korku
s alar. Aynı zamanda birkaç Kâfir öldürerek Müs lümanlara fayda s ağlar.
Fakat kör, aciz ve kuvvets iz olan birinin Kâfirlere böyle s ald ırmas ı caiz
değildir. Zira kendini gereks iz yere harcamış olur.
Kör örneğinde olduğu gibi faydas ız yere zarara kat lanmak caiz değildir.
Örneğin günaha mani olmak is tediği için öldürülme, dövülme veya incinme
ihtimali olup, günaha da mani olunamayacaks a, günah iş leyenlerin kalpleri
kırılmayacak üs telik dine karş ı soğukluk duyacaklars a, bunu görenlerin
kalplerinde iyi duygular uyanmayacaks a günaha engel olmak caiz olmaz.
Böyle bir durumda iki ihtimal vardır:

a) Dövülmekten korkmak veya dövüleceğini zannetmek. Büyük bir ihtimalle
dövüleceğini zannediyors a, mazur s ayılır. Fakat kuvvet li kanaat i
dö vülmeyec eği yolun da is e, d övü lmes i iht imal dah ili ols a bile gün aha
engel olmakta mazur s ayılamaz. Zira böyle bir ihtimal ve zan herkes t e
bulunur. İhtimalden dolayı terk etmek doğru olmaz. Eğer şüphelenerek
dövülüp dövülmeme hususunda eş it zanna s ahip is e günaha mani olmas ı
vacip olur. Zira şüphe olduğu için farz olmama ihtimali vard ır. Eğer şüphe
yoks a zaten mani olmas ı farz olur.

b) Dövülmekten korkmamak, fakat mevkiine, malına veya yakınlarına zarar
gelmes inden kendis ine dil uzatılmas ından, dini ve dünyevi faydalarına
mani olunmas ından çekinmek. Bunun kısımları çoktur. Her biri için bir
hüküm vardır. Kendi hakkında korkmas ı iki kıs ımdır.

1- İleride bir iş inin olmayacağından korkmak. Hocas ının günah iş lemes ine
mani olanın, ilerde kendis ine ders vermemes inden, patronuna mani olan
iş çinin yevmiyes ini kaybetmekten veya bir iş i düş tüğünde
halletmemes inden, doktora mani olanın, faydalı ilaç vermemes inden
korkmas ı gibi.
Bu tür endiş eler kötülü ğe mani olmak için özür s ayılamazlar. Ancak
ilerideki korku ölüm ş eklinde olurs a özür s ayılır. Yaln ız bu kims elere
ihtiyaç duyulduğu s ırada günaha mani olmamakta zarar yoktur.
Örneğin has ta olanın, ipek elbis e giyen doktorun, ipek elbis e giymekten
alıkoymas ı, yanına gelmes ini engellers e; azığı ve tevekkülü olmayan fakir
ve aciz biris i, kendis ine nafaka vereni haramdan alıkoymakla nafakas ının
kes ileceğini bilirs e; veya biris i haks ızlık yapanın koruyuculuğu alt ında
olurs a neh-i münker yapmamas ında bir mahzur yoktur. Zira bunlar o anda
lazım olan ihtiyaçlardır. Onun için susmalarına izin vard ır. Eğer günaha
mani olmağa çalış ırs a, o anda zararını görecekt ir. Ancak bu da çeş it li
durumlara göre değiş ir. O andaki düşünce, tercih ve içt ihada bağlıdır.
Temel faktör dini gözetip, iht iyat lı hareket etmekt ir. Ancak böylece günaha
mani olmaktan el çekilmemiş olur.

2- Elinde bulunan bir ş eyin yok olmas ından korkmak. Mes ela malını alırlar,
evini yıkarlar, döverek has talanmas ına s ebep olurlar, mevkiini elinden
alırlar veya elbis es ini çıkarıp çıplak bırakacaklar diye korkars a, günaha
mani olmaktan mazur s ayılır. Ama ş erefine leke veren husus lardan değil de
halk aras ında hakaret edici ş ekilde yürütülmek güzel elbis es ini giymekten
alıkonulmak veya yüzüne karş ı s ert konuşulmak gibi süs ve bencilliğine
zarar veren durumlardan korkuyors a, günaha mani olmaktan mazur
s ayılmaz. Zira bunlar kıymet le ilgili s ebeplerdir. Böyle iş lere devam etmek
zaten ş eriata göre makbul ş eyler değildir. Ama ş eref ve hays iyeti korumak
ş eriata göre güzeldir.

Ayıplanmaktan, dedikodu mevzuu olmaktan, düşman kazanmaktan ve
kendis ini aralarına almamaktan korkmak özür s ayılmaz. O günahın gıybet
olmas ı hariç, günaha mani olan hiç kims e bunlardan kurtulamaz. Günaha
mani olmağa çalış t ığı halde, o günahın terk edilmeyeceğini bununla
beraber dedikoduya konu yapılacağını, daha fazla günah işleyeceklerini
bilen kims e günaha mani olmakta özürlü s ayılır.
Yin e akraba v e do s t larına kötülük y apıla cağını bilen kims e gü naha man i
olmamalıdır. Örneğin dövülemeyecek veya alınacak bir ş eyi bulunmayan bir
zahid, günaha mani olmas ı halinde akraba ve yakınlarına zarar
verilmes inden korkars a, günaha mani olmas ı caiz olmaz. Zira kendine
yapılan zarara s abredebilir ama baş kalarına yapılan zarar için caiz olamaz.
Hat ta onların haklarını korumak dini bir vazifedir ve önemli iş lerdendir.

3. Ana Temel: NEHY-İ MÜNKER (günahtan al ıkoyma) NASIL YAPILIR?

Günahtan alıkoymanın s ekiz dereces i vard ır:

1- Gerçek durumu bilmek,
2- Anlatmak,
3- İyilikle nas ihat etmek,
4- Sert söz söylemek,
5- El ile mani olmak,
6- Döverim diye korkutmak, tehdit etmek,
7- Elle, ayakla, sopayla dövmek,
8- Yaln ız baş ına engel olmaya gücü yetmezs e yardımcı toplayıp karş ı
koymak.
Bunları s ıras ıyla açıklayalım:

1- Gerçek durumu bilmek. Mani olunacak ş eyin günah olduğunu
araş t ırmaya gerek kalmayacak ş ekilde kes in olarak bilmek gerekir. Kapı ve
pencerelerden kulak kabartmamak, komşulardan s ormamak, etek alt ında
s aklanan bir ş eyi nedir diye ara ş t ırmamak icab eder. Araş t ırmaya gerek
kalmadan çalg ı s es i duymak, içki kokusu almak veya bizzat görmek, mani
olmayı gerektirir. İki adil ş ahit haber verdiği takdirde bir eve izins iz olarak
girip günahı engellemek caizdir. Ama adil bir kiş i haber verirs e, kulak
asmamak daha iyidir. Zira herkes in evi kendi mülküdür. Bir kiş inin s özüyle
mülk hakkı kalkmaz. Lokman Hekim'in oğluna ş u öğütte bulunduğu rivayet
edilir: "Gözle gördüğünü gizlemek, zan ile bir kims eyi rezil etmekten iyidir."

2- Anlatmak. Günah iş leyene yaptığının günah olduğunu söylemek gerekir.
Zira yaptığı işin ş eriat ta yas ak olduğunu bilmeyebilir. Camilerde namaz
kılan köylüler gibi. Bunlar rüku ve s ecdeleri tam yapamazlar. Böyle namaz
kılmanın doğru olmadığını bilmiyorlar. O halde bu kims elere doğrusunu
öğretmek gerekir. Anlatırken tat lı dille konuşup incitmemeye dikkat
edilmelidir. Zira zarurets iz olarak bir Müs lüman’a eziyet yapılmaz. Aks i
takt irde onu cahil ve anmak görüp, ayıbını yüzüne vurmuş olmak olur. bu
yaraya merhems iz tahammül etmek hayli güçtür. Merhem is e söylerken özür
dileyip "Kims e anas ından bilgili doğmaz. Bilgi öğrenmekle olur.
Öğrenmeyenin kus uru anas ından, babas ından ve hocas ındandır. Yoks a
yakınlarınızla ilim öğreneceğiniz kims e yok mudur?" ş eklinde konuş arak
kalbini hoş tutmakt ır. Böyle tes elli etmeyip bir Müs lüman’ ı n kalbini
kırmak, kanı s idikle y ıkamaya yani iyilik yapayım derken kötülük yapmaya
benzer.

3- İyilikte va 'z ve nas ih at etmek. Yap tığı iş in h aram oldu ğun u bilir, an la tıp
öğ retmek bir fayda s ağlamazs a, onu ayet ve hadis lerle korkutup nas ihat
etmek gerekir. Örneğin biris inin dedikodu yaptığını gören "Hangimizin
kusuru yoktur? Herkes in kendi iş iyle uğraşmas ı daha iyidir." demeli veya
dedikodu hakkında bir Hadis -i Şerif okumalıdır.

Ancak burada büyük bir afet var. Bu afet ten ancak Allah 'ın muvaffak et t iği
kims eler kurtulabilir. Afet ş udur: Nas ihat eden kiş ide iki hal meydana gelir:

1- İlminin ve dine uygunluğunun dereces ini belirtmek.

2- Tahakküm ve üs tünlüğünü gös termek.
İns anın yaradılış ında bulunan bu duygular, ins anın yüks elme hırs ından
ileri gelir. Nas ihat te bulunan çoğu zaman ş eriata uyduğunu zanneder. Oys a
as lında arzu ve hırs larına itaat etmiş t ir. İş lediği günah nas ihat et t iği
kims enin iş lediği günahtan daha beter olur. O halde kendi nefs ine
bakmalıdır. Eğer kendi nas ihatini yeters iz görüp, o kims eye baş ka biris inin
nas ihat etmes ini daha çok arzulars a, nas ihat etmes i doğrudur. Kendi
nas ihat etmeyi baş kas ınınkinden daha çok s eviyors a, Allah'tan
korkmalıdır. Zira bu nas ihat le Hak'ka değil, kendine çağırmış oluyor.

Davud-i Tai'ye (R.Aleyh) "Sultanın yanına gidip nehy-i münker yapan için
ne ders iniz?" diye sordular. Şöyle dedi: "Onu kamçı ile döveceklerinden
korkarım." dayanır dediler. "Öldüreceklerinden korkarım" dedi. Ona da
dayanır dediklerinde şu cevabı verdi: "Bundan daha büyüğünden korkarım.
O da kendini beğenmekt ir."

Ebu Süleyman-ı Darrani (R.Aleyh) diyor ki:
"Filan halifeye nehy-i münker yapmak is tedim. Öldürüleceğimi bildiğim
halde korkmadım. Fakat orada bulunan birçok ins anın metanetimi
s eyretmelerinden ve bu s eyrin hoşuma gidip ihlas s ız ölmekten korktum."

4- Sert konuşmak. Bunun iki yolu vardır; biri güzellikle söylemek yet iyors a,
kötü söylememek, diğeri de kötü söylemek gerekt iğinde söylememek.
Örneğin zâlim, fas ık, cahil ve ahmak demek, bundan ileriye geçmemek. Zira
günah iş leyen ahmakt ır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Akıllı kims e, ölümden sonra halinin ne olacağını düşünen kims edir.
Ahmak is e, kendi arzularına uyup aldanan, sonra da kurtulacağını uman
kims edir."
Et ki etme iht imali olurs a s ert s öylemek caizdir. Eğer et ki etme iht imali
yoks a s adece yüzünü ekş it ip hakaret gözüyle bakmak gerekir.

5- El ile mani olmak. Bunda da iki yol vard ır:

a) Günahtan vazgeçmes ini mümkün olduğu kadar sözle s ağlamak. Örneğin
giymekt e olduğu ipek elbis es ini çıkarmas ını, zorla olduğu yerden
çıkmas ını, içkiyi dökmes ini, ipek halı ve yatak kullanmamas ını, cünüp is e
camiden çıkmas ını s öylemek.

b) Bununla mümkün olmazs a onu dış arı çıkarmak. Bunu yaparken en az
hakaret edici ş ekilde davranmak gerekir. Örneğin elinden tutup çıkarmak
mümkün iken, s akalından veya ayağından tutup çekmemek, çalg ıy ı s adece
kırıp parça parça etmemek, ipek elbis eyi yırtacak ş ekilde çıkarmamak
icabeder. Dökülebiliyors a ş arap kabı kırılmamalıdır. Eğer dökmek mümkün
değils e bir taş atıp kırmak caizdir. Şiş e hak değildir. Zira o malın hakkı,
içkiyle bir arada olmakla kalkmış t ır. Eğer ş iş enin ağzı dar olduğu için,
dökülünceye kadar kendis ini yakalayıp döveceklerinden korkuyors a, kırıp
kaçmas ı caizdir. Şarap ilk haram edildiği zaman, bulunduğu kabın da
kırılmas ı bildirilmiş t i. Fakat sonra da kabını kırmak kald ırıld ı. İlk kapların
yaln ız içki için kullanıld ığı baş ka işte kullanılmadığı bildirilmiş tir. Bugün
mazerets iz kırmak doğru değildir ve kıran ödemelidir.

6- "Sana şöyle yaparım, döverim" diye tehdit etmek. Örneğin; ş u ş arabı
dök, dökmezs en s ana şöyle yaparım, baş ını kırarım, demek. Bu da tat lılıkla
hükmedemeyip bu derece s ert davranmaya iht iyaç olduğu zaman olur.
Tehdit hususunda takip edilmes i gereken iki yol vardır.

a) Caiz olmayan bir ş eyle tehdit etmemek. Mes ela, elbis eni yırtarım, evini
yıkarım, çocuklarının canını yakarım dememek.

b) Yalan s öylememiş olmak için, yapamayacağı ş eylerle tehdit etmemek.
Örneğin; s eni as arım, boynunu vururum, dememek. Zira bunlar yalandır.
Fakat korkutacağını bilenin, yapabileceğinden daha fazlas ını söylemes i
caizdir. Nitekim iki Müs lüman’ ı n aras ını bulmak için fazla veya noks an
söylemek caizdir.

7- Elle, ayakla veya sopa ile dövmek. Bu da iht iyaç his s edildiği zaman ve
ihtiyaç duyulduğu kadarı caizdir. İhtiyaç; günahtan vazgeçinceye kadardır.
Günahtan vazgeçt ikten sonra dövmek caiz değildir. Zira günahtan sonra
ceza, azarlama veya had (belli s ayıda sopayla dövme) ş eklinde olur. bunlar
da sultana ait t ir.

Döverken takip edilecek yol şudur: El ile dövmek yet iyors a, sopaya
başvurmamak, yüzüne yumruk vurmamak. Eğer bunlar yetmezs e kılıç
çekmek caizdir. Biris i bir günah işliyor da, kılıç çekilip korkutulmadan
vazgeçmiyors a, kılıç çekmek caiz olur. günahtan alıkoymak is tediği kims e
ile kendi aras ında nehir bulunan kims e, nehrin öbür tarafındakini s ilahla
tehdit etmeli; Örneğin "Yapma, vururum" demelidir. Eğer yine de
vazgeçmezs e vurmalıdır. Fakat uyluk veya bald ırına vurmalı, tehlikeli
yerlerine vurmaktan kaçınmalıdır.

8- Yaln ız baş ına engel olmaya gücü yetmezs e, yardımcı toplayıp karş ı
koymak. Günah işleyen tarafın da yardımcı toplayıp, iki taraf aras ında
büyük kavga çıkma ihtimali vars a, büyüklerden bir kısmına göre sultana
haber vermelidir. Bir kısmına göre de haber vermeye gerek yoktur. Bunlar:
"Sultandan izins iz Allah yolunda s avaş a gidildiği gibi, izins iz fas ıklarla
dövüşmeye gitmek de caizdir" diyorlar. Nehy-i münker yaptığı için
öldürülenler ş ehit olur.

SuFi
09-03-2009, 15:50
4.Ana Temel: KÖTÜLÜĞE MANİ OLMAK İSTEYENİN ÖZELLİKLERİ

Kötülüğe mani olmak is teyende üç ş ey bulunmalıdır.

a) İlim,
b) Günahtan s akınma,
c) Güzel ahlak.

İlim olmayınca günahı iyiden ayıramaz. Günahtan kaçınmayınca, maks at lı
davranış tan kurtulamaz. Güzel ahlaklı olmayınca kızdırıld ığı zaman
kendis ine hakim olamaz. Allah'ı unutup, haddini aşar. Ondan sonra
yaptıkları Hak için değil, nefs i için olur. öyle ki, günaha mani olayım
derken, kendis i günah iş ler.

Hz. Ali (R.A.) s avaş ta bir Kâfiri öldürmek için yere y ıkt ığında Kâfir yüzüne
tükürdü. Hz. Ali hemen onu b ırakıp ayağa kalkt ı ve ş öyle dedi: "Onu Allah
için öldürecektim. Şimdi is e kızdığım için onu öldürmüş olmaktan
korkarım."

Hz. Ömer (R.A.) biris ine kamçı vurdu. İkinci vuruş ta adam sövünce
vurmaktan vazgeçt i ve şöyle dedi: "Şimdiye kadar Allah için vuruyordum.
Bundan sonra kızdığım için vurmuş olurum."

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Emret t iği ve yas akladığı ş eyi bilmeyen, emri ve yas aklamayı güzellikle
söylemeyen, emri ve yas ağı yumuş aklıkla bildirmeyen nehy-i münker
yapamaz."

Has an Bas ri (R.A.) diyor ki:
"Yapılmas ını is tediğin ş eyi, önce kendin yapmalıs ın, sonra baş kas ına
buyurmalıs ın." Bu söz ş art değil, edeptendir. Zira "Önce kendimiz
yapmadan emri marufu ve nehy-i münkeri yapamaz mıyız?" ş eklindeki bir
soruya Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Bazılarını yapmazs anız da, iyiliği
emredip, kötülüğü alıkoymaktan geri kalmayınız."
Günaha mani olmanın özelliklerinden biri de s abırlı olup, acılara
kat lanmakt ır. Zira,

Yüce Allah buyuruyor ki:
" İyiliği emret , günahtan alıkoy ve bunlardan dolayı gelecek eziyet lere
kat lan."
(Lokman sures i, ayet : 17)
Sıkıntıya kat lanamayan, günaha mani olmayı baş aramaz.
Önemli edeplerden biris i de günaha mani olanın dünya ile az ilgilenmes i ve
fazla emel s ahibi olmamas ıdır. Zira işe dünya bağlılığı karış ırs a günaha
mani olunmada baş arı kazanılamaz. Büyük zat lardan biris i her gün kedis i
için et almayı adet edinmiş t i. Bir gün kas apta çirkin bir duruma ras t ladı.
Önce evine gidip kediyi kovdu, sonra kas aba gelip nehy-i münker yaptı.
Kas ap: "Sen de kediye et alıyorsun, nehy yapamazs ın" deyince, o zat :
"Ben önce kediyi d ış arı at t ım, sonra nehy-i münker yapmaya geldim" dedi.
İns anların kendis ini s evmes ini, ö vmes ini, razı olma s ın ı v e te ş ekkü r
etmes ini is teyen kims e kötülükten alıkoyamaz. Ka'bül Anbar Ebu Müs lim-i
Hulani'ye (R.Anhüma) " İns anlara aras ında durumun nas ıld ır?" diye sordu.
Ebû Müs lim " İyidir" dedi. Kâ'b: "Tevrat'ta, kötülükten alıkoyanın ins anlar
aras ında durumu kötü olur, denilmektedir." deyince, Ebû Müs lim ş u cevabı
verdi: "Tevrat doğru söylüyor, Ebû Müs lim yalan söylüyor."
Nehy-i münkerin es as ı, günaha mani olanın günahı işleyene ş efkat ve
merhamet gözüyle bakıp onun için üzüntü duymas ıdır. Onu, biris inin
oğlunu kötülükten alıkoymas ı gibi alıkoymalıdır. Yumuş ak davranmayı
ihmal etmemelidir.
Biris i Halife Me'mun'a nehy-i münker yapıp kötü s özler s öyledi. Me'mun:
"Ey mert ins an, Yüce Allah s enden iyis ini ve benden de kötüsünü
göndermiş t ir. Yine de yumuş ak söyle" dedi. Yani Yüce Allah Mus a ve
Harun'u Firavun'a gönderirken: "Ona yumuş ak söz söyleyin, belki kabul
eder." buyurmuş tur.
Nehy-i münker hus usunda Peygamber Efendimize uymak lazımdır.
Peygamber efendimizin yanına bir genç gelip: "Ya Resulallah, bana izin ver
zina yapayım" dedi. Ashab-ı Kiram hemen kızıp bağırarak galeyana
geldiler. Peygamber efendimiz: "Onu bırakın" buyurdu. Sonra yanına
çağırd ı. Dizi dibinde oturtup sordu: "Ey genç, biris inin annenle bu işi
yapmas ına razı olur musun?", genç: "Hayır" dedi. Peygamber efendimiz:
"Diğer ins anlar da doğru bulmazlar" buyurdu ve sonra elini gencin kalbi
üzerine koyarak şöyle devam et ti: "Ya Rabbi, bunun kalbini temizle, fercini
koru ve günahını affet ." O genç oradan ayrıld ı ve ondan sonra zinaya
düşman olduğu kadar hiçbir ş eye düşman olmadı.
Fudeyl ibn İyad'a: "Süfyan bin Uveyne sultanın verdiği kaftanı kabul et t i."
dediklerinde şöyle buyurdu: "Onun beytülmal deki hakkı sultanınkinden
fazladır." Sonra Süfyan'ı yaln ız bulup kınadı. Süfyan: "Ey Ebû Ali, biz
s alihlerden değiliz. Fakat onları s eviyoruz." dedi.
Bin Eyş em talebeleriyle otururken, kibirlenenlerin adet i gibi kaftanı yerde
sürünen biris i getirdi. Yas ak olan bu ş ekil giyime talebelerine karş ı çıkıp
adamla mücadele etmek is tediler. Bin Eyş em talebelerine: "Siz bırakın ben
bunu hallederim" diyerek adama s es lendi: "Kardeş , s eninle biraz iş im var."
Adam: "Ne var?" dedi. Bin Eyş em: "Kaftanının yerden kald ır, yukarı çek"
buyurdu. Adam: "Peki, başüs tüne" dedi. İbn Eyş em talebelerine dönüp:
"Eğer kızarak söyles eydim, yapmam diyebilir ve hat ta dövebilirdi de"
buyurdu.
Biris i elinde yalın b ıçak bir kadını dövüyordu. Kims e ces aret edip yanına
yakla şamıyordu. Kadın durmadan bağırıyor, yardım is t iyordu. Biş r-i Hafi
(R.Aleyh) oradan geçiyordu. Omuzu adamın omuzuna çarpınca adam düş üp
bayıld ı ve vücudundan terler akmaya baş ladı. Kadın da kurtuldu. Adama
sordular: "Sana ne oldu da böyle kendinden geçt in?" Adam şu cevabı
verdi: "Bilmem, yanımdan geçen bir adamın vücudu bana dokundu ve
s es s izce ş öyle dedi: Yüce Allah nerede olduğunu ve ne yaptığını görüyor.
Bu sözün heybet inden düşüp bayıld ım." Adam'a "O Biş r-i Hafi idi."
dediler. Adam "Ah, bu utancımdan onun yüzüne nas ıl bakarım" dedi ve
vü cud u tit remeye baş lad ı. Bir h afta s onra can ın ı Hak'ka tes lim et t i.

SuFi
09-03-2009, 16:27
3. BÖLÜM: TOPLUMDA YAYGIN MÜNKERLER (dine aykırı ş eyler)

CAMİLERDE MÜNKERLER (Dine ayk ırı ş eyler)

Zamanımızda dünya dine aykırı ş eyler ve günahlarla doludur. İns anlar
düzelmekten ümit lerini kes miş lerdir. Heps ini düzeltmeye güçleri
yetmediğinden, hakkından gelebilecekleri ş eyleri de bir tarafa
bırakmış lard ır. Bu söylediklerimiz dinine bağlı kims eler içindir. Dinden
haberi olmayanlar hallerine razıdırlar. Dinine bağlı kims enin her gördüğü
kötü ş ey karş ıs ında susmas ı doğru değildir. Karş ı çıkılmas ı gereken bu
kötü ş eylerin heps ini anlatmak mümkün değil. Onun için biz her cins ten bir
örnek vereceğiz. Bu dine aykırı ş eylerin bir kısmı camilerde, bir kısmı çarş ı
ve pazarlarda, bir kısmı da ev ve hamamlardadır.
1- Namazda rüku ve s ecdeleri tam yapmamak.
2- Kur'an-ı Kerim'i veya müezzinlerin ezanı teganni ile okumaları.
3- Müezzinlerin "Hayye alas s alah ve hayye alel felah" derken bütün
vücutlarını kıbleden çevirmeleri.
4- Hatibin s iyah ipek elbis e giymes i veya alt ın kılıç bağlamas ı (bu
haramdır).
5- Camilerde gürültü yapmak, hikâye ve ş iirler anlatmak, mus ka veya
benzeri ş eyler s atmak caiz değildir.
6- Gürültü yapıp cemaati rahats ız etmeleri halinde çocuk, s arhoş ve
delilerin camiye gelmeleri.
Ses s iz duran çocuğun ve cemaat i rahats ız edip camiyi kirletmeyen delinin
camiye gelmeleri caizdir. Aras ıra oynayan çocuğu menetmek gerekmez. Zira
zenciler Medine camis inde kılıç-kalkan oyununu oynamış , Hz. Aiş e
(R.Anha) s eyretmiş t ir. Ancak camilerin oyun yeri haline getirilmes ine
engel olmak gerekir. Camilerde dikiş dikmenin veya baş kalarını rahats ız
etmemek ş art ı ile yazı yazmanın zararı yoktur. Ancak dükkân gibi kullanıp,
devamlı çalışmak mekruhtur.
7- Camide kalabalığın toplanmas ına s ebep olan işler, hüküm verenlerin
orada oturup hüküm vermeleri, belgeleri, zabıt ları yazmaları vs . gibi işler
mekruhtur. Ancak aras ıra olurs a caiz olur. Zira Peygamber efendimiz bazen
camide hüküm vermiş t ir.
8- Çamaş ırc ıların camide çamaş ır kurutmas ı, boyacıların elbis e boyamas ı
yahut kurutmas ı dine aykırıdır.
9- Camide toplanarak hadis kitaplarında bulunmayan ileri-geri hikâyeleri
an latan la rı dış arı çıkarmak gerekir. Büy üklerimiz b öyle yapmış lardır.
10- Süs lenip püs lenerek ş ehvetine mağlup olanların, nağmeli ve nazımlı
beyitler okuyanların ve kadınlı - erkekli toplulukların değil camide, d ış arıda
bile bulunmaları günahtır. Camide bulunanları en büyük günahlardandır.
11- Vaizler s alih, dindar ve kılık-kıyafet bakımından düzgün kims eler
olmalıdır.
12- Ne ş ekilde olurs a olsun genç kadın ve kızların, erkeklerle aralarında
perde olmadan oturmaları caiz değildir. Kald ı ki camilerde vaaz dinlerken.
SORU: Kadınların camiye gitmeleri yas ak mıdır?
CEVAP: Peygamber Efendimiz zamanında kadınların camiye gitmeleri yas ak
değildi. Fakat Hz. Aiş e (R.Anha) kendi zamanında kadınların camiye
gitmelerini yas akladı ve şöyle buyurdu: "Eğer peygamber efendimiz bu
zamandaki kadınların halini görs eydi, kadınları camiye sokmazd ı."
13- Camide toplanıp hes apla şmak, mal bölü şmek, köylülerin işlerini
halletmek, camileri s eyir yeri haline getirmek, camide gıybet etmek veya
boş ş eyler konuşmak dine aykırıdır ve camilere s aygıs ızlıkt ır.

SuFi
09-03-2009, 16:28
ÇARŞI - PAZARDAKİ MÜNKERLER

Satıcının yalan söylemes i, malının kusurunu alıcıdan gizlemes i, tart ı ve
ölçüyü doğru tutmamas ı, mala hile katmas ı, çalg ı alet leri s atmas ı,
bayramlarda canlı res imler s atmas ı, yılbaş ında tahtadan kılıç kalkan
s atmas ı, erkekler için ipek baş lık ve elbis e s atmas ı, yıkanıp temizlenmiş
elbis eleri yeni diye s atmas ı dine aykırıdır. Alt ın ve gümüş ten ibrik, kalem,
kap ve benzeri ş eyler s atmak da din d ış ıdır.
Bunların bir kısmı haram, bir kısmı mekruhtur. Canlı resmi s atmak haramdır.
Yılbaş ı ve pas kalyalar için tahta kılıç kalkan ve s es çıkaran oyuncaklar
s atmak as lında haram değildir. Fakat küfür ehlinin adet i olduğu için ş eriat a
aykırıdır. O halde onların bu ve benzeri günlerde yaptıkları hiçbir ş eyi
yapmak doğru değildir. Hat ta yılbaş ı münas ebet iyle çarş ı-pazarları aş ırı
süs lemek, güzel yemek ve tat lılar yapmak, baş ka zahmet lere kat lanmak caiz
değildir. Aks ine bunları kald ırmaya, mümkün olduğu kadar sönük ve s es s iz
geçirmeye çalışmak gerekir. Bazı din büyükleri yılbaş larında piş irilen
yemeklerden yememek için oruç tutmayı ve mecus i bayramlarında ateş
yakmamayı uygun görmüş lerdir. Bazı büyükler de bu günde oruç tutmayı
mekruh görmüş , böyle davranmak o güne bir özellik kazandırmak olur ki
yapmamak gerekir. En iyis i diğer günlerden farklı tutmayıp normal hareket
etmekt ir. Mecus ilerin ateş yakt ığı gecelerde de böyle davranılmalıdır.

SuFi
09-03-2009, 16:29
CADDE VE YOLLARDAKİ MÜNKERLER

1- Caddelerden geçmeye, mani olacak ş eyler yapmak. Örneğin; yolu
da ra ltacak ş ekilde direkler v e d ükkânlar yapmak, binicilerin ba ş la rının
değeceği ş ekilde çatıları uzatmak, yolu daraltacak ş ekilde yük y ığmak, eşya
bağlamak caiz değildir. İçeriye almak için eşyaların geçici bir s üre için yol
üs tünde bırakılmas ında mahs ur yoktur. Gelip geçenlere mani olacak ş ekilde
yol kenarlarına hayvan veya vas ıta bırakmak doğru değildir. Ancak
inip-binmek veya yüklemek için b ırakılabilir.
2- Hayvana taş ıyabileceğinden fazla yük yüklemek doğru değildir. Yine
hayvana veya taş ıt aracına baş kalarına zarar verecek yükler de
yüklenmemelidir.
3- Kas apların sokaklarda hayvan kes ip s okakları kirletmes i caiz değildir.
Buna baş ka bir yer ayrılmalıdır.
4- Yollara kavun, karpuz kabukları atmak, ins anların zarar görecekleri
kayacakları ş ekilde sokakları ıs latmak doğru değildir. Buna benzer yola kar
atmak, damdan akan suyu yola vermek gibi ş eyler de doğru değildir.
5- Yolların temiz tutulmas ı gerekir. İns anların gelip geçt iği yollara bakmak
herkes in görevidir. Şehir yönet icilerinin bakım için buralarda ins anları
çalış t ırmaları caizdir.
6- Gelip geçenleri korkutan ıs ırıcı köpek bes lemek caiz değildir. Bunu
yas aklamak gerekir. Ancak sokağı pis letmekten baş ka bir zararı olmazs a
yas aklanamaz. Zira ondan s akınmak mümkündür. Köpek yol üs tünde
uzanır, gelen geçene mani olurs a yine caiz olmaz. Bırakın köpeği, ins anın
bile yolda oturup yolu daraltmas ı caiz değildir.

SuFi
09-03-2009, 16:29
HAMAMDAKİ MÜNKERLER

1- Dizden göbeğe kadar olan avret yerini açmak, bacakları çıplak olarak
uzatıp oturmak, tellâk ın çıplak elle bald ırları peş temalin alt ından bile ols a
oğmas ı caiz değildir. Zira elle dokunmak görmek gibidir.
2- Hamamların duvarlarında canlı res im bulundurmak da kötüdür. O
res imleri kald ırmak veya res imlere bakmaktan s akınıp hemen dış arı çıkmak
vacipt ir.
3- Hanefi ve Şafii mezheplerine göre temiz olmayan eli veya tas ı s uya
batırmak caiz değildir. Maliki mezhebine göre caizdir. Zira o mezhepte az s u
içine pis lik düş ers e bozulmadıkça pis olmaz.
4- Aş ırı derecede fazla su kullanmak is raf olduğundan doğru değildir.

SuFi
09-03-2009, 16:31
MİSAFİRLİKTEKİ MÜNKERLER

1- İpek yaygı, alt ın ve gümüş ten, buhurdan, gül ş iş es i kullanmak, üzerinde
canlı resmi bulunan perdeler asmak caiz değildir. Yerdeki yaygı ve yatakt a
canlı resmi bulunmas ında bir mahzur yoktur. Canlı ş eklinde yapılan
buhurdan kullanmak da caiz değildir.
2- Gen ç kadınlarla parlak oğlan lara b akmak, s ema 'ların da bu lu nmak bü yük
kötülüklere yol açar. Bu tür ş eyleri yas aklamak herkes e vaciptir. Men
edemeyenin orayı terketmes i vacip olur.
3- Ahmed bin Hanbel, gümüş bir sürmeden gördüğü ziyafet ten hemen
ayrıld ı. Ziyafet yerinde ipek elbis e giyen, alt ın yüzük takan kims e
bulunurs a, orada durmak caiz olmaz. Küçük olmayan çocuğun da ipek
elbis e giymes i doğru değildir. Zira ipek Müs lüman erkeklerine ş arap gibi
haramdır. Çocuklar da küçükken ipeğe alış ırlars a, büyüdükleri zaman
vazgeçemezler. İpeğin ne olduğunu bilmeyecek kadar küçük çocuğa, ipek
elbis e giydirmek haram değil is e de mekruhtur.
4- Seyircilerini çirkin ve yalan sözlerle güldüren hokkabazların bulunduğu
meclis lerde de oturmak doğru değildir. Münkerler çoktur. Anlat t ıklarımızla
karş ılaş t ırarak neyin münker olduğunu anlamak mümkündür.

SuFi
09-03-2009, 16:34
HALK ARASINDAKİ MÜNKERLER

Hangi memleket te ve ne durumda olurs a olsun, eğer bir kims e, bildiklerini
baş kalarına öğretmez ve irş ad edip doğru yolu gös termezs e, bundan ötürü
bilinmelidir ki, sorumludur. Çünkü b ırakın köyleri, ş ehirlerde bile ins anların
çoğu en kolay namaz mes elelerine dair ş er'i hükümleri bile bilmezler. Bunun
baş lıca nedenlerinden biri de, gerek ş ehirlerde gereks e köylerde yaş ayan
ins anların, bir kısmının bedevi, bir kısmının kürd, bir kısmının is e Ort a
As ya'dan kopup gelmiş olan göçebe Türklerden vs . olu şmuş bulunmas ıdır.
(Bu İmam-ı Gazali'nin devrine göredir.)
Bu nedenle köylerde ve ş ehirlerin her mahalle ve mes cidinde ins anlara
İs lam dinini ve prens iplerini öğretecek İs lam hukukçusunun bulunmas ı
ş art t ır. Bunların yaln ız kendi s emt lerine değil, çevre köylere de gidip
oraların halkını irş ad etmes i gerekir.
Bilen bir ins an bilgin olmadığı için, cahil de öğrenmediği için mesuldür.
Namazın ş artlarını bilen her ins an, bunları bilmeyene öğretmek zorundadır.
Aks i takdirde o günaha ortakt ır.
Muhakkak olan bir ş ey var ki, o da kims enin annes inden âlim, ş er'i
hükümlerin bilgini (fıkıhçı) olarak doğmadığıdır.
Yemin edebilirim ki; fakihlerin günahı, diğer ins anlara nazaran daha
büyüktür. Çünkü bu husus ta onların yetkileri daha geniş t ir ve onlar
mes leki yönden bu işe daha layıkt ırlar. Eğer çiftçiler, ziraat işlerini
bıraks alar, geçim durumu bir felaket olurdu. İş te bizim İs lam hukukçularımız
da (fakihler de), s eçt ikleri bu mes leği felakete uğratmamak için halkı ıs lah
etmeye çalışmalıdırlar. İs lam hukukçusunun yapacağı iş; Resulallah
Efendimizin izinden yürüyerek O'nun öğret t iklerini halka öğretmekt ir.
Çünkü âlimler, Peygamberlerin varis leridir. Bu nedenle, âlimlerin evlerinde
otu ru p camiye gitmemeleri doğ ru olmaz. Çün kü İs lamiyet in yayıcıları ve
Müs lümanların öncüleri onlardır. Bunun için, emr-i maruf (Allah 'ın emirleri)
ve nehy-i münker (Allah 'ın yas akları) için de halkın aras ına girmeleri
gerekir.
Sokakta işlenen bir kötülüğü önlemeye muktedir olan bir kims enin dış arı
çıkıp bu iş i düzeltmes i gerekirken, evinde oturmas ı doğru değildir.
Her Müs lümana, öncelikle haram olanları terkedip, farzları yerine get irmek
suretiyle kendis ini ıs lah etmes i farzdır.
Kendis ini ıs lah et t ikten s onra, s ıra aile efradını ıs lah etmes ine gelir. Ondan
sonra da, komşularını, dos t ve yakınlarını ve bulunduğu yerin halkını irş ad
etmes i gerekir.
Bilinmelidir ki; bu, bir Müs lüman için en büyük vazifedir. Bu vazife de
ancak farz-ı ayın ve farzı kifaye'leri yerine get irmekle yapılır.

SuFi
09-03-2009, 16:37
10. KONU: İNSANLARA HÜKMEDİP İDARE ETMEK

İns anlara hükmedip onları yönetmek büyük ve önemli bir iş t ir. Eğer bu iş
adalet ve doğrulukla yerine get irilirs e yeryüzünde Yüce Allah'ın halifeliği,
adalet ve doğruluktan uzak davranılırs a ş eytanın halifeliği yapılmış olur.
zira, devlet reis inin haks ız davranmas ından daha büyük fes at s ebebi
yoktur.
İns anlara hakim olup onları yönetmenin as lı ilim ve ameldir. Yönet ici ilmini
izah etmek çok uzun sürer. Ancak özür ve temel noktaları şunlard ır:
a) Yönet ici bu dünyaya niçin geldiğini, ebedi yerinin neres i olacağını
bilmes idir.
b) Dünya onun için devamlı kalacağı karargah değil, bir konak yeridir.
c) Kendis i bir yolculuktadır. Bu yolculuğun ilk konağı ana rahmi, s on
konağı mezar, gerçek vatanı is e bunun ötes indedir. Ömründen geçen y ıllar,
aylar ve günler, gerçek konağa yakla ş t ırıcı birer merhaledir. Herkes bu
köprüden geçecekt ir. Bu köprüyü kurmakla zaman geçirip, as ıl gideceği
yeri unutan kims e akıls ızd ır. Akıllı kims e, geçici olan bu dünyada ahiret e
azık hazırlamaktan baş ka bir ş ey düşünmez. Dünya ile de ihtiyaç miktarı
kadar uğraş ır. Zira ihtiyaç fazlas ı olan dünya malı, s ahibi için öldürücü
zehirdir. Sahibi öldüğü zaman "Keş ke bu mallarımı toprak alt ına
götürebils eydim." der. Dünya malı ne kadar çok olurs a derdi ve ondan
ay rılmanın ve rd iğ i üzü ntü o kad ar fazla olur. Oys a malı ne kadar çok olurs a
olsun dünyada iken kendi nas ibinden fazlas ını yiyemez. Kalanı is e öteki
dünya için günah ve vebal ves iles i olur. Ölüm sıras ında can verirken
zorluk çeker. Bu anlat t ıklarımız, malını helal yollarla kazanmış olmas ı
halindedir. Eğer haram yollardan kazanmış s a, sürekli azap ve ş iddet li
cezaya s ebep olur.
d) Dünya ş ehvet ve arzularına karş ı s ıkıntı çekmeden s abretmek mümkün
değildir. Fakat , sonu keder ve üzüntü olacak birkaç günlük zevkten dolayı
ahiret lezzet inin kaybedileceğine her türlü üzüntüden uzak ebedi bir
padiş ahlığın yok olacağına gerçekten inanılırs a, dünyadaki birkaç günlük
s ıkıntıya kat lanmak kolay olur.
bu, aş ık olan birs ine; "Bu gece sevgilis inin yanına giders en onu bir daha
göremezs in. Fakat bu gece s abreders en onunla bin gece geçirirs in" demeye
benzer. Eğer aş ık s amimi is e bin gece beraber olmak ümidiyle bir gece
s abreder.
Kald ı ki süre bakımından dünya ahiret le karş ılaş t ırılamaz. Zira ahiret
sonsuz olduğu için dünya, süres i onun yanında hiç kalır. Ahiretin
sonsuzluğunu ve düşünmek ins an beynini aciz bırakır. Örneğin; yedi kat
gökler ve yer buğday ile dolu ols a bir kuş her bin y ılda bir buğday yes e
bütün buğdaylar biter, fakat sons uzluk yine olduğu gibi kalır. O halde
ins an yüzy ıl yaş as a ve yeryüzü doğudan batıya kadar heps i emrinde olup
rahat ve huzur içinde buluns a, sonsuz olan ahiret karş ıs ında ne değer
taş ır! Öyle is e biris ine az dünyalık verildiği halde ondan daha bayağı olan
biris ine de çok dünyalık verilirs e, kendis ine az dünyalık verilen kims e
diğerine imrenip sons uz s altanatı bu önems iz ş eye değişmemelidir.
Yönet ici olsun olmas ın herkes in bu düşünceleri kafas ından çıkarmamas ı ve
böylece birkaç günlük dünya arzularına karş ı koyarak emri alt ında
bulunanlara ş efkat gös termes i, Allah'ın kullarına acımas ı ve Allah'ın
halifeliğine hakkıyle uymas ı gerekir. Zira Yüce Allah katında adalet le
hüküm etmekten daha üs tün ve büyük bir ş ey yoktur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir gün adalet le hükmetmek, altmış y ıllık devamlı ibadet ten üs tündür."
Kıyamet gününde Allah arş ının gölges inde bulunacak yedi s ınıf ins andan
birincis i, adil davranan devlet baş kanlarıdır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Adil devlet reis i için her gün altmış s ıddık müctehidin ameli yazılıp göğe
çıkarılır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah'ın en çok s evdiği ve ona en yakın olan kims e adil devlet
reis idir. En büyük düşmanı ve en çok azap edeceği de zalim devlet
reis idir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Muhammed'in nefs ini kudret elinde bulunduran Yüce Allah'a yemin
ederim ki, her gün adil bir devlet reis i için göklere yüks elen s evap, bütün
emrin dekilerin in s evab ı kad ardır. Onun h er reka t namazı baş kala rının
yetmiş bin namazı gibidir."
İş böyle olunca, Yüce Allah 'ın bir kims eye padiş ahlık vermes inden, onun
bir s aat ini baş kalarının bir ömrüne bedel yapmas ından daha büyük kazanç
olur mu? Bu büyük nimetin değerini bilmeyip şükretmeyen, haks ız
davranan, ş ehvet ve arzularının s eline kendini kaptıran kims e şüphes iz ki
azaba müs tehak olur. Söz konusu et tiğimiz adalet ş u on kuralı gözetmekle
elde edilir:
1- Karş ılaş tığı her işte kendini memur, baş kas ını amir yerine koymalıdır.
Kendis i için uygun görmediği bir ş eyi hiçbir Müs lümana da uygun
görmemelidir. Eğer kendis i için razı olmadığı bir ş eyi baş kas ına uygun
görürs e hükmünde haks ız davranmış , hainlik yapmış t ır.
Bedir s avaş ında Peygamber Efendimiz gölgeye çekilmiş t i. Cebrail (A.S.)
gelip şöyle dedi: "Ya Resulallah! Sen gölgede rahat ediyorsun, ashabın da
güneş in sıcağında ıs tırap çekiyor." Bu kadarcık bir ayrıcalığa bile müs aade
edilmedi ve kınandı.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Cehennemden kurtulup cennete girmek ve La ilahe illallah kelimes i ile
ölmek is teyen, kendis i için is temediğini, baş ka hiçbir Müs lüman için de
is tememelidir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Sabahleyin kalkınca, Allah'ın rızas ını kazanmaktan baş ka amacı olan kims e
Allah adamı değildir. Müs lümanların işlerini görmekten ve onlara yardım
etmekten uzak olan da onlardan değildir."
2- Kapıs ında iş s ahiplerini bekletmemeli, ald ırmamazlık tehlikes inden
s akınmalıdır. Kendis inin halledeceği bir Müs lüman’ ı n işi bulundukça
nafile ibadet lerle uğraşmamalıdır. Zira Müs lümanların işlerini görmek,
bütün nafile ibadet lerden üs tündür. Bir gün Ömer bin Abdülaziz (R.Aleyh)
öğleye kadar Müs lümanların işleriyle uğraş ıp sonra biraz dinlenmek için
evine git t i. Oğlu: "Baba, kapında iş s ahipleri bekler ve s en onların iş lerini
yerine get irmekte eks iklik yaparken ölmeyeceğimden emin mis in?" dedi.
Ömer doğru söylediğini tasdik et t i ve hemen kalkıp d ış arı çıkt ı.
3- Arzularının es iri olup güzel elbis eler giymeyi ve nefis yemekler yemeğ i
kendine adet etmemelidir. Her şeyde kanaat s ahibi olmalıdır. Zira kanaats iz
adalet olmaz.
Halife Hz. Ömer (R.A.) Selman-ı Faris i'ye (R.A.): "Beğenmediğin bir
durumumu duydun mu?" diye s ordu. Selman: "Duydum ki biri gündüz biri
de gece giymek üzere iki elbis e bulunduruyormuş s un ve s ofrana iki çeş it
yemek koyuyormuş sun." dedi.
Hz. Ömer s ordu: "Bunlardan baş ka bir ş ey duydun mu?" Selman: "Hayır"
dedi. Ömer şöyle buyurdu: "Bundan sonra bunlar da olmayacak."
4- Bü tün iş le ri elin den ge ld iğ i kad ar s e rt likle d eğil yumu ş aklıkla h alletmeye
çalışmalıdırlar.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Emri alt ındakilere yumuş aklıkla iş gören amire, kıyamette yumuş aklıkla iş
görürler."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Allahım, eli alt ındakilere yumuş ak ve ş efkat li davrananlara, s en de
yumuş ak ve ş efkatli davran. Şiddet li ve kötü davrananlara da s en de s ert
davran."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Hakkı gözeten için padiş ahlık çok iyi, gözetmeyen için is e çok kötü
ş eydir."
Halife Hiş am bin Abdülmelik, büyük âlimlerden Ebû Hazim'e: "Halifelikt e
kurtulu ş çares i nedir?" diye sordu. Ebû Hazim şu cevabı verdi: "Her ne
alırs an helal yerden al, ne harcars an yerine harca." Hiş am: "Bunu kim
yapabilir?" dedi. Hazim: "Cehennemden kaçıp cennete girmeyi çok s even
yapabilir." cevabını verdi.
5- Şeriatın emrine uygun olarak bütün emrindekilerini hoşnut etmeye
çalışmalıdır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Amirlerin en iyis i s izi s even ve s izin de s evdiğinizdir. En kötüsü de s ize
düşman olan ve s izin de düşman olup lanet lediğinizdir."
Padiş ah, yanına gelenlerin övgülerine kanıp heps inin kendis inden memnun
olduklarını s anmamalıdır. Zira yaptıkları övgü ve dualar korkudan olabilir.
As lında güvendiği kims eleri halk aras ına s alıp onların kendis inden
memnun olup olmadıklarını öğrenmes i mümkündür. Bundan baş ka da yol
yoktur.
6- Şeriata karş ı olan veya ona aykırı hareket eden kims elerin hoş nutluğunu
aramamalıdır. Zira ş eriata karş ı olanların incinmes i ona zarar vermez.
Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
"Her gün yerimden kalktığım zaman ins anların yarıs ının benden hoşnut
olduklarını, yarıs ının da hoşnut olmadıklarını görüyorum. Kendis inden hak
alınan kims eler elbet te hoş nut kalmazlar." Herkes hoşnut ve memnun
olamaz. En cahil ins an, ins anların hoşnut lu ğunu kazanmak için, Allah'ın
hoşnutluğundan vazgeçen insandır.
Hz. Muaviye (R.A.), Hz. Aiş e'ye (R.A.) mektup yazıp nas ihat etmes ini
is tedi. Hz. Aiş e (R.A.) şöyle yazdı: "Peygamber Efendimizin şöyle
buyurduğunu duydum: İns anların hoş nutluğunu bırakıp Yüce Allah'ın
hoşnutluğunu arayan ins andan hem Allah hoşnut olur hem de ins anlar.
Allah 'ın hoşnutluğunu bırakıp, ins anların hoş nutluğu peş inde koş andan
is e ne Allah hoşnut olur ne de ins anlar."
7- Bir memleke ti idare etmenin çok g üç bir ş ey o ld uğu nu bilme lidir. Yüce
Allah 'ın kullarını adalet ve ins afla yönetmek hayli zordur. Bunu yerine
getiren, en büyük s aadete kavuş ur. Kus urlu hareket eden is e, küfürden
sonra uğranılacak en büyük felakete uğrar.
İbni Abbas (R.A.) diyor ki:
"Bir gün Peygamber Efendimiz Harem-i Şerif'e gelip Kâbe'nin kapıs ındaki
halkadan tuttu ve orada bulunan Kureyş topluluğuna şöyle buyurdu:
"Kureyş liler üç ş eye dikkat et t ikleri sürece sultan onlardan olur:
a) Kendilerinden merhamet is teyenlere merhamet etmek.
b) Adalet le hükmetmek.
c) Verdikleri s özü tutmak.
Bu üç ş eyden birini terkedene Allah 'ın melekleri ve ins anlar lanet ederler.
Allah onun ne farzını ne de sünnet ini kabul eder."
Aykırı hareket edildiği zaman farz ibadet lerinin bile kabul edilmediği bu
iş in ne kadar büyük bir ş ey olduğuna dikkat edin.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
" İki kiş i aras ında hüküm verirken haks ızlık yapan zâlime Allah lanet ets in."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yakında doğu ve batı tarafları fethedilecektir. Oradaki amirlerden
haramdan s akınan, fetva ile iş gören ve emanet i yerin get irenler hariç,
heps i cehennemlik olur."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah'ın emrine verdiği kulları ihmal edip ş efkat ve nas ihat etmeyen
hiç kims e yoktur ki, Allah ona cennet i haram etmes in."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Müs lümanları idare eden kims e, onları kendi çoluğu-çocuğu gibi
korumazs a cehennemde yerini hazırlas ın."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ümmet im içinden şu iki s ınıf ins an ş efaat imden mahrum kalır:
a) Zâlim sultan ,
b) Dinde taşkınlık yapıp s ınırı aş an bid'at s ahibi."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kıyamet gününde en ş iddet li azap, zâlim devlet reis lerinedir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah şu beş kiş iye gazap eder. Dilers e cezalarını bu dünyada verir,
dilers e onları kıyamette cehenneme atar:
a) Kendi hakkını emri altındakilerden alıp, onlara haklarını vermeyerek
zulüm yapan yönet ici.
b) Emrindekiler kendis ine itaat et t ikleri halde, kuvvet li ile zayıfa aynı
ş ekilde davranmaya rak b ir tarafı kay ırır ş ekild e konu ş an yö net ici.
c) Karıs ını ve çocuklarını Allah 'ın emirlerine uymaya davet etmeyip dini
iş leri onlara öğretmeyen ve nafakalarını helalden mi, haramdan mı
kazandığını umurs amayan kims e,
d) Tuttuğu iş çi iş ini tam yaptığı halde, ücret ini tam vermeyen kims e.
e) Karıs ına mehir hususunda haks ızlık yapan kims e."
Bir gün Hz. Ömer (R.A.) cenaze namazı kıld ırmak is tedi. Bir baş kas ı öne
çıkıp namazı kıld ırdı. Cenaze mezara gömüldükten sonra da elini mezara
koyup şöyle dedi: "Allahım, ona azap edebilirs in. Zira s enin emirlerine
karş ı gelmiş olabilir. Eğer rahmet eders en, s enin rahmet ine muhtaçtır. Ey
ölü! Ne mutlu s ana ki ne halife idin, ne emniyet amiri idin, ne kat ip idin, ne
yard ımcı idin ve ne de maliye memuru idin." Sonra ortadan kayboldu. Hz.
Ömer (R.A.) emir verip arat t ırdı fakat bulamadılar. Şöyle dedi: O Hızır
(A.S.) d ı.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Vay reis lerin haline, vay âlimlerin haline, vay emanetçilerin haline. Onlar
kıyamet gününde "Dünyada s açlarımızdan as ıls aydık da idare işlerine
karışmas aydık" diye temenni ederler."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"on kiş iye reis lik yapıp da kıyamet gününde eli bağlı olmayan kims e
yoktur. Eğer iyi iş ler yapmış s a kurtulur. Yoks a ikinci bağı vururlar."
Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
"Göklerin hakimi olan Allah'tan, yeryüzünde hakim olanlara korkular olsun.
Ancak ins anlar adalet ve ins af ile hükmedip kims enin hakkını
kaybetmeyen, ş ahs i arzusuyla hükmetmeyen, kendi yakınlarını kayırmayan,
korku ve rica ile doğru yoldan dönmeyen, Kur'an-ı Kerime bakıp onun
dediklerine göre iş görenler kurtulacakt ır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah kıyamet gününde reis leri toplayıp şöyle buyurur: Siz benim
koyunlarımın çobanı, yeryüzü hazinelerinin s ahibiydiniz. Niçin benim
emret t iğimden daha çok had vurdunuz ve ceza verdiniz?." Onlar derler ki:
Ya Rabbi, s izin emirlerinizi tutmadıkları için öyle yaptık. Yüce Allah
buyuracak: Niçin benden fazla kızdınız?
Sonra baş kalarını get irirler. Yüce Allah onlara buyurur: Niçin benim
emrinden az had cezas ı vurdunuz? Onlar da der ki: Ya Rabbi, onlara acıdık.
Yüce Allah buyurur: Benden daha mı çok merhametlis iniz? Sonra daha çok
ve daha az vuranların götürülüp onlarla cehennemin bir köş es inin
doldurulmas ını emir buyurur."
Huzeyfe (R.Anh.) diyor ki:
"Ben iyi olsun olmas ın hiçbir zaman bir devlet reis ini övmem. Niçin?
Diyenlere şöyle cevap verdi:
Peygamberden (S.A.S.) duydum ki: Kıyamet gününde zâlim ols un adil
olsun ne kadar amir vars a heps ini toplayıp s ırat köprüsünden geçirirler.
Yüce Allah s ırat köprü s üne "Onları s alla" emrin i ve rir. Hükmed erken haks ız
davrananlar iş yaparken rü şvet alanlar ve kayırıcılık yapanlar ilk
s allanmada düş erler. Yetmiş y ıl indikten sonra ancak cehennemin dibindeki
yerlerine ulaş ırlar."

SuFi
09-03-2009, 16:37
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Davut (A.S.) kıyafet değiş t irip tanınmayacak bir ş ekilde dolaş ırdı. Kimi
görs e: Davud'un hal ve hareket i nas ıld ır? Diye sorardı. Bir gün Cebrail
(A.S.) ins an ş ekline girip yanına geldi. Davut (A.S.) aynı soruyu ona da
sordu. Şöyle cevap verdi: İyi ins andır. Fakat kendi emeğiyle geçinip
beytülmalden yemes eydi daha iyi olurdu. Davut (A.S.) mihrabına çekilip
ağladı ve: Ya Rabbi, bana bir s anat öğret de geçimimi onunla s ağlıyayım,
dedi. Yüce Allah da ona zırh yapma s anatını öğret t i."
Hz. Ömer bekçi yerine kendis i dolaş ırdı. Nerede bir eks iklik görs e onu
tamamlard ı ve ş öyle derdi: "Fırat kenarında yağ sürülmemiş halde gezen
uyuz koyunun bile, kıyamet gününde benden s orulmas ından korkarım."
Oys a kendis inden sonra hiç kims enin elde edemiyeceği bir adalet ve
ihtiyata s ahipti.
Abdullah bin Amr bin As (R.A.) diyor ki:
Her zaman Yüce Allah'a Hz.Ömer'i bana rüyamda gös termes i için dua
ederdim. On iki yıl sonra onu rüyamda gördüm. Yeni yıkanmış , elbis es i
s arkmış bir durumdaydı. Sordum: "Ey mü'minlerin emiri, Yüce Allah s eni
nas ıl karş ıladı?" "Ey Abdullah, s izden ayrılalı ne kadar oldu?" dedi. On iki
yıl oldu dedim. "O zamandan beri hes apta idim. Sonunda kaybetmekten
korkuyordum ama O'nun rahmet ine güveniyorum."
Bizans lılar Hz. Ömer (R.A.) ahlakını ve nas ıl bir ins an olduğunu öğrenmek
için bir elçi gönderdiler. Elçi Medine'ye gelince: "Kralınız nerededir?" diye
sordu. "Bizde kral yok emir var. O da ş ehir kapıs ından çıktı. Nerede
olduğunu bilmiyoruz." dediler. Elçi de kapıdan çıkınca Hz. Ömer'i gördü:
Güneş te uzanmış , kamçıs ını baş ının alt ına koymuş aln ından terler akıyordu.
O kadar ki terden yerler ıs lanmış tı. Bu hali gören elçi çok et kilendi. Kendi
kendine ş öyle dedi: "Çevres indeki kralların korkusundan t it rediği kims enin
böyle ıs s ız yerde uyumas ı, muhakkak ki adil olup güven içinde
bulunmas ından ileri gelir. Bizim krallar zâlim olduğu için korku içindedirler.
İs lam dininin hak olduğuna ş ahit lik ederim. Eğer elçi olarak gelmes eydim,
hemen Müs lüman olurdum. Fakat yerine get irmem gereken hizmet i
tamamlayıp geleceğim ve Müs lüman olacağım."
Amirliğin tehlikes i büyüktür. Bunu anlatmak uzun sürer. Devlet reis i din
âlimleriyle beraber olurs a s elameti bulur. Zira âlimler onlara adaleti öğret ir,
yolun tehlikelerini gös terirler.
8- Dindar âlimlerin vaz ve nas ihat lerini sus kunlukla dinlemeli, ihtiras lı
âlimlerden kaçınmalıdır. İhtiras lı âlimler kendini ona sevdirmek için
övgülerde bulunur, beğenis ini kazanmaya çalış ırlar. Elinde bulunan haram
ve murdar maldan kendilerine pay çıkarmaya uğraş ırlar.
Dindar âlimler, maddi çıkar gözetmeden onu adalet li davranmaya s evk
edenlerdir.
Sü fyan-ı Sevri Harun Raş id'in yanına gidince Harun: "Zahit Sü fyan
dedikleri s en mis in?" diye sordu. Süfyan: "Süfyan benim fakat zahid ben
değilim" dedi. Harun Reş it : "Bana nas ihat et" dedi. Süfyan ş u nas ihatı
yaptı. "Allah s ana Hz. Sıddık'ın makamını verdi. Onun gibi s enden s ıdk
(doğruluk) is ter. Hz. Faruk'un makamını verdi. Onun gibi s enden hak ile
batılı birbirinden ayırmanı is ter. Hz. Zinnureyn'in (Osman'ın) makamını
verdi. Onun gibi s enden haya ve kerem is ter. Hz. Ali'nin makamını verdi.
Onun gibi s enden ilim ve adalet is ter." Harun Reş it : "Biraz daha nas ihat
et" dedi. Süfyan devam et ti: "Yüce Allah 'ın cehennem denilen bir binas ı
vard ır. Seni o cehennemin kapıcıs ı yapıp s ana üç ş eyi verdi:
a) Beytülmala ait mal,
b) Adalet kılıcı,
c) Hükümet kamçıs ı
Bu üç s ana Allah'ın kullarını cehennemden uzakla ş t ırmanı emrett i. Muhtaç
duruma düşüp te yanına gelenden beytülmali es irgeme. Yüce Allah'ın
emrine uymayanları bu kamçı ile terbiye et . Haks ız yere birini öldüreni,
velis inin iznini alarak bu kılıçla öldür. Eğer bunları yapmazs an cehenneme
gidenlerin öncüsü s en olursun. Diğerleri s enin arkandan gelirler." Harun
Reş id: "Biraz daha nas ihat et ." dedi. Süfyan devam ett i: "Kaynak, suyun
baş ı s ens in. Etrafındakiler nehirler gibidir. Kaynak berrak ve duru olurs a,
nehirlerin bulanık olmas ının zararı olmaz. Ama kaynak bulanık olurs a,
ırmakların duru kalmas ı imkans ızdır."
Harun Reş it vezirlerinden olan Abbas ile beraber Fudeyl-i İyad'ın
ziyaret ine git t i. Fudeyl'in kapıs ına geldiklerinde içerden ş u ayetin
okunduğunu duydular: "Kötü iş iş leyenler kendilerinin, iman edip iyi iş,
yapanlarla bir tutulacağını mı s andılar? Bu düşünce ve hükümleri
çirkindir."
CASİYE SURESİ, Ayet : 21
Harun Reş it : "Eğer nas ihat is ters ek bu ayet -i celile bize yeter" dedi ve
Abbas 'a kapıyı çalmas ını emret t i. Abbas kapıyı çalınca "Kim o?" denildi.
Abbas : "Kapıyı aç, Mü'minlerin emiri geldi" dedi. Fudeyl: "Mü'minlerin
emirinin bizim kapımızda ne işi var?" dedi. Abbas : "Mü'minlerin emirine
itaat et" dedi. Fudeyl kapıyı açtı. Vakit gece olduğu için et raf karanlıkt ı ve
ış ık ta yanmıyordu. Harun Reş it karanlıkta eliyle et rafını yoklarken eli
Fudeyl ras tgeldi. Fudeyl eli tuttu ve "A, ya bu yumuş ak el Allah'ın
azabından kurtulamazs a" dedi. Sonra şöyle devam et t i: "Ey mü'minlerin
emiri, Allah'a cevap vermeye hazır ol. Zira mahş er günü s eni her
Müs lümanla ayrı ayrı sorguya çekip adalet is teyecekt ir." Bu s özleri duyan
Harun Reş it ağlamaya baş ladı. Abbas cevap verdi: "Ey Fudeyl! Sus .
Mü'minlerin emirini mahvet t in." deyince Fudeyl şu cevabı verdi: "Ey
Haman! Sen ve s enin kavmin onu mahvetmiş s iniz. Bana mı mahvet tin
diyorsun." Harun Reş it vezirine "Beni Firavun yerine koyduğu için s ana
Haman diyor" dedi. Sonra Fudeyl'in önüne yüz alt ın koyup "Bu benim
annemin mehridir, helal mald ır. Kabul et ." dedi. Fudeyl: "Ben s ana s ahip
olduğun ş eyleri s ahibine ver diyorum, s en bana veriyorsun" dedi. Kalkıp
git t i. İhs anı kabul etmedi.
Öme r bin Abd ülaziz, Muhammed b in Kurat i'ye "Ey Muhammed! Ad ale t
nas ıl olur, bana anlat" dedi. Muhammed şunları söyledi: "Müs lümanlardan
s enden küçük olanlara baba, s enden büyük olanlara oğul, s enin yaş ıtın
olanlara kardeş ol. Herkes in cezas ını s uçuna göre ver. Sakın kızarak
kims eye bir kamçı vurma, yoks a yerin cehennem olur."
Zahit lerden biri zamanın halifes inin yanına geldi. Halife: "Bana öğütt e
bulun" dedi. Zahit ş unları anlat t ı: "Yolculuğa çıkmış tım. Bir memleket e
uğradım. Kralı çağırdı. Çok ağlayıp ş öyle diyordu: Sağır olduğum için
ağlamıyorum. Kapıma gelen mazlumların feryadını duyamadığım için
ağlıyorum. Fakat gözlerim s ağlamdır. İlan edin; zulme uğrayan herkes
kırmızı elbis e giys in. Böylece elbis es inden bir haks ızlığa uğradığı
anlaş ıls ın. Bu kral her gün file binip et rafı dolaş ır, kırmızı elbis elileri
çağırt ıp haklarını alırdı.
Ey Mü'minlerin emiri! Bu dediğim Kâfir bir ülkedeki Kâfir bir kralın Allah'ın
kullarına gös terdiği ş efkat ve merhamet t ir. Sen is e mü'mins in ve
Peygamberin (S.A.S.) ehlindens in. Ne kadar ş efkat ve merhamet s ahibi
olman gerektiğini art ık s en düşün."
Ömer bin Abdülaziz, yanına gelen Ebu Kulâbe'ye "Bana öğütte bulun"
dedi. Ebu Kulabe: "Adem'den (A.S.) bugüne kadar s enden baş ka halife
kalmadı." dedi. Ömer: "Biraz daha öğüt ver" dedi. Ebu Kulabe devam et t i:
"Senden sonraki ilk halife s enin s ermayen olacakt ır." Ömer: "Biraz daha
söyle" dedi. Ebu Kulabe devam et t i: "Eğer Yüce Allah s eninleys e, neden
korkuyors un? Yok eğer s eninle değils e, s ığınacak kimim var ki?" Ömer: "Bu
kadar bana yeter" dedi.
Halife olan Süleyman bin Abdülmelik bir gün düşündü ve kendi kendine
şöyle dedi: "Dünya nimet lerinden bu kadar yararlandım. Acaba kıyamett e
durumum ne olacak?"
Zamanın âlim ve zahidi olan Ebu Hazım'a biris ini yollayıp: "Orucunu ne ile
açıyors an, ondan biraz da bana gönder" dedi. O da ben bundan yerim
diyerek kızarmış buğday kepeği gönderdi. Halife bundan çok etkilenip
ağladı. Üç gün hiçbir ş ey yemeden oruç tuttu. Sonra da Ebu Hazım'ın
gönderdiği kepekle iftarını açtı ve o gece hanımıyla yat t ı. O geceden
Abdülaziz meydana geldi. Abdülaziz'den de Hz. Ömer'in (R.A.) benzeri
olan, o devrin en adil halifes i Ömer bin Abdülaziz meydana geldi. Rivayet
edilir ki bu, s amimiyet le verilen o yemeğin bereket iyle olmuş tu.
Ömer bin Abdülaziz'e "Tevbe etmenizin s ebebi nedir?" diye sormuş lar. Şu
cevabı vermiş : "Bir gün bir köleyi dövdüm. Bana: Sabah kıyamet olacak,
geceyi hatırlamaz mıs ın? Dedi. Bu söz bana çok et ki ett i."
Büyüklerden biri Harun Reş id'i Arafat 'ta gördü. Yalın ayak, baş ı açık kızgın
kum ve taş ların üzerine oturmuş şöyle dua ediyordu: "Ya Rabbi, s en
s ens in, ben benim. Benim iş im daima günah iş lemek, s enin âdet in de daima
bağış lamaktır. O halde bana merhamet eyle."
Hükümdarların bu hikayeleri göz önünde bulundurulmaları, baş kalarına
verilmiş olan bu öğüt leri tutmaları ve her gördükleri âlimden öğüt
is temeleri gerekir. Âlimler de onlara öğütte bulunmaktan kaçınmamalı,
doğruyu söylemelidirler. Gururlarını okş ayacak ş eyleri değil. Yoks a
hü kümdarın yap t ığ ı haks ızlıklara o rtak o lu rlar.
Hz. Ömer, memuru olan Ebu Mus a el-Eş 'ari'ye yazdığı mektubunda şöyle
diyordu: "Amirlerin en iyis i emrindeki ins anları mut lu kılandır. En kötüs ü
is e emrindekileri mutsuz yapandır. Sakın doğruluktan s apma. Yoks a emrin
alt ındakiler de öyle olurlar. O zaman s en, yeş il çayır görüp çok fazla yiyen
ve fazla yediği için ölen hayvana benzers in." Tevrat ta şunlar yazılıdır:
"Sultanın memurunun zulmüne s es çıkarmamas ı, bu zulmü iş lemes i gibidir.
Cezas ını çeker."
Hükümdar bilmelidir ki, dinini ve ahiret ini baş kas ının dünyas ı için
harcayan kims e kadar aldanmış ve akıls ız yoktur. Memur ve hizmetçiler
kendi dünyaları için hizmet ederken yaptıkları haks ızlıkları ona güzel
gös terirler. Kendileri dünyalık arzularına kavuşurken, onu cehenneme
gönderirler. Birkaç gümüş elde etmek için s enin helak olmana s ebep
olandan daha büyük düşman olur mu?
Memur ve hizmetçilerine adalet i tatbik etmeyen kims e, halkına tatbik
edemez. Kendi çocuklarına ve yakınlarına adalet i tatbik etmeyen kims e is e
memur ve hizmetçilerine et t iremez. Daha önce kendi beden ülkes inde bunu
tatbik etmeyen de çocuk ve akrabalarına tatbik et tiremez. Beden ülkes inde
adalet, haks ızlığı, ş ehvet i ve gazabı akıldan çıkarıp onları akla ve dine es ir
etmekt ir. Akıl ve din onlara es ir olurs a beden ülkes i fes ada uğrar.
İns anların çoğu aklı, ş ehvet ve gazabın hizmet inde bulundurur veya ş ehvet
ve gazap emellerine kavuşmak için baş ka anlamlar çıkarırlar. Akıl, melekler,
cevherinden ve Yüce Allah'ın as kerindendir. Şehvet ve gazap is e ş eytanın
as keridir. Yüce Allah 'ın as kerini, ş eytanın as kerine es ir eden, baş kas ına
nas ıl adalet edebilir? O halde adalet güneş i kalbten doğar; ilk ış ıkları
et rafındakilere ve yakınlarına ulaş ır. Daha sonra emri alt ında bulunanlara
aydınlık verir. Güneş olmadan ış ık beklemek imkâns ızdır.
Adalet , çok akıldan doğar. Çok akıllılık is e, işleri olduğu gibi görmek,
özüne inmek, dış görüntüyle yetinmemekt ir. Örneğin adalet i bırakıp,
dünyaya bağlanırs a, dünya ile ilgili amacının ne olduğunu düşünmelidir.
Eğer amaç güzel yemekler yemek is e, ins an ş eklinde görünen hayvan olur.
Zira s alt yemeğe düş künlük hayvanların iş idir.
Eğer amaç süs lü elbis eler giymek is e, erkek ş eklinde yaratılmış kadın olur.
Zira süs lenmek kadınların iş idir.
Eğer amaç düşmanlara kızmak is e, ins an ş eklinde yaratılmış köpek olur.
Zira s ald ırıp parçalamak y ırt ıcı hayvanların iş idir.
Eğer amaç, ins anları kendine bağlayıp çalış t ırmak is e, as lında âlim görünen
bir zır cahildir. Zira akıl s ahibi bir kims e, onların kendi ş ehvet ve mideleri
için hizmet et t iklerini, bir gün kendilerine ücret ödemezs e, yanında
kalmayacaklarını bilir. Onu kendi menfaat lerini elde etmek için değil,
kendileri içindir. Bunun isbatı şudur. Eğer s ağlam kaynaktan baş kanlık ve
hükümet in baş ka biris ine verileceğini duys alar, heps i ondan yüz çevirir,
diğerine yaklaşmaya çalış ırlar. Hangi tarafta menfaat leri vars a o tarafa
hizmet ve s ecde ederler. O halde as lında bu yaptıkları hizmet değil, alaya
almak o lu r. Akıllı o lan kims e iş le rin gö rünü ş üne d eğil, as ıl ve ö züne bakar.
İş lerin as lı da anlat tıklarımızla karş ılaş t ırılarak çıkarılabilir. İş lerin as lını bu
anlat t ığımız ş ekilde anlamayan akıllı değildir. Akıllı olmayan adalet li
olamaz. Adaletli olmayanın yeri is e cehennem ateş idir.
10- Kibirli olmamalıdır. Zira kibir (kendini büyük görme), öfke ve kızgınlığı
doğurur, ins anı int ikama yöneltir. Öfke ve kızgınlık aklı yok eder. Bu
has talığı, tehlikelerini ve ilacını "Mühlikat" kısmında anlatacağız. Ancak
şu kadarını söylemeliyiz. Kibir has talığına yakalanan kims e, her işinde
affetmeye, iyilikt e bulunmaya çalışmalı, soğukkanlığını elden
kaçırmamalıdır.
Halife olan Ebu Cafer, bir kat ilin öldürülmes ini emret t i. Orada bulunan
Fudale şöyle dedi: "Ey mü'minlerin emiri Peygamber (S.A.S.) efendimizin
bir hadis -i ş erifini s ize nakledeyim. Has an Bas ri (R.A.) bildiriyor.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bütün ins anların bir araya toplandıkları kıyamet günü bir s es duyulur.
Allah üzerinde hakkı olan ayağa kalks ın. İns anları affedenlerden baş kas ı
ayağa kalkmaz."
Bunu duyan halife: "Vazgeçt im, onu affet t im" dedi.
Kızg ınlıkların çoğu, kendilerine dil uzatılmas ından ileri gelir. Bunu yapanın
kanını akıtmaya çalış ırlar. Bu gibi durumlarda sonu hatırlamalıdırlar: İs a
(A.S.), Yahya (A.S.)'a şöyle dedi: "Biris i s enin hakkında gerçeği s öyleyip
doğru konuşurs a şükret . Eğer yalan söyleyip gerçeği aks atmazs a daha çok
şükret . Zira s enin zahmet çekmediğin halde s evap yazılır. Yani o kims enin
ameli s enin defterine geçilir."
Peygamberimizin yanında biris inin çok kuvvet li olu ş undan bahs edip
övdüler. Peygamber efendimiz sordu: "Ne bakımdan?" Dediler ki:
"Güreş t iği herkes i yener. Kims e onunla baş a çıkamaz." Peygamberimiz
şöyle buyurdu: "Kuvvet li ve mert baş kas ını yere vurup yıkan değil, kendi
öfkes ini yenendir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Üç ş eye kavuş anın imanı tam olur:
a) Kızdığı zaman ş eriat d ış ına çıkmayan,
b) Hoşnut olduğu zaman haktan ayrılmayan,
c) Gücü yet t iği zaman hakkından fazlas ını almayan."
Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
"Kızgınlık anını görmediğin kims eye güvenme. Tama' zamanında
denemediğin kims enin güvenirliğine it imat etme."
Ali bin Hüs eyin (R.A.) bir gün camiye giderken biris i ona sövdü.
Hizmetçiler s öveni dövmek is tediler. Ali: "Ona dokunmayın" dedi ve adama
sordu: " İçimizde s enin dediğinden daha çok ş ey var. Bizim
halledebileceğimiz bir işin var mı?" Adam utanıp yaptığına pişman oldu.
So nra Ali bin Hü s eyin s ırtınd aki e lb is eyi b in akçeyle berab er ad ama v erdi.
Adam giderken şöyle dedi: "Bu kims enin Peygamber evladından olduğuna
ş ahit lik ederim."
Yine bir gün Ali bin Hüs eyin iki defa hizmetçis ini çağırmas ına rağmen
hizmetçis i cevap vermedi. Hizmetçis ine "duymuyor musun?" dedi.
Hizmetçi: "Senin güzel ahlakına güvenirim. Bilirim ki beni
cezalandırmazs ın" deyince Ali bin Hüs eyin: "Allah'a şükür ki benim kölem
benden emindir" dedi.
Ebu Zer'in bir hizmetçis i vardı. Bir gün bir koyunun ayağını kırdı. Ebu Zer
"Niçin kırd ın?" diye sordu. Hizmetçi: "Seni kızd ırmak için bile bile kırdım"
dedi. Ebu Zer: "Ben de ş imdi s ana bunu öğreten ş eytanı kızdıracağım" dedi
ve köleyi azad ett i. Ebu Zer, kendis ini söven biris ine ş öyle dedi: "Ey
civanmert , benimle cehennem aras ında bir geçit var. Eğer o geçidi
aş abilirs em, s enin bu s özlerin için üzüntü duymam. Eğer geçemezs em,
s enin zannet t iğinden daha kötüyüm."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bazıları yumuş ak huy ve efendilikleriyle, gündüzleri oruç tutup geceleri
namaz kılanın dereces ine ulaş ırlar. Bazı kims eler de vardır ki, hükmü alt ında
kendi ev halkından baş kas ı bulunmadığı halde adı cabbarlar, (zorbalık)
defterine yazılır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Cehennemin bir kapıs ı vardır. O kapıdan yaln ız ş eriata aykırı olarak
kızanlar girer."
Hikayeye göre ş eytan Mus a (A.S.)'ın huzuruna gelip "Ey Mus a s ana üç
ş ey öğreteyim de, benim için Allah'tan af dile." Mus a (A.S.) "O üç ş ey
nedir?" diye sordu. Şeytan ş öyle dedi: "Öfke ve hiddet ten kaçın. Ben bu
gibi kims elerle, çocukların topla oynadığı gibi oynarım. Kadınlardan s akın;
zira ins anlar için kadınlardan daha güvenli bir tuzak kurmadım. Bahillekten
kaçın; zira bahilin din ve dünyas ını ziyan ederim."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Hırs ını almaya gücü yet t iği halde, hırs ını yenenin kalbini Yüce Allah
güven ve mutlulukla doldurur. Allah'a tevazu için süs lü elbis eler
giymeyene Allah keramet hulles ini giydirir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kızdığı zaman, Allah 'ın kendis ine kızmas ını unutan kims enin vay haline."
Biris i Peygambere "Ya Resulallah, bana bir ş ey öğret ki, onunla cennet e
gireyim" dedi. Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Kızma ki cennet s ana nas ip
olsun." " Baş ka ne buyurursun?" dedi. Peygamberimiz buyurdu ki: "Hiç
kims eden bir ş ey is teme ki, cennet s enin olsun." "Daha baş ka ne
buyururs un" dedi. Peygamberimiz buyurdu: "İkindi namazından sonra
yetmiş defa is t iğfar et , yetmiş yıllık günahın affolsun." Adam: "Benim
ye tmiş y ıllık gün ahım yok ki" ded i. Peygambe rimiz: "Babanın gü nah ı a f
olur" Adam: "Babamın da yetmiş yıllık günahı yoktur" deyince,
Peygamberimiz "Kardeş inin günahı af olur" buyurdu .
Abdullah bin Mesud (R.A.) diyor ki:
"Resulullah (S.A.S.) bir malı bölü ş türüyordu. Biris i: Bu bölü ş türme Allah
için, yani adalet le olmadı, dedi. İbni Mesud'un rivayet ine göre
Peygamberimiz bu sözden hiddet lendi ve mübarek yüzü kızardı. Öfkes ini
yenerek ancak şunu söyledi: "Yüce Allah kardeş im Mus a'ya (A.S.) rahmet
ets in ki, ona benden çok s ıkıntı verirdi ve o da s abrederdi."
Bu hadis ve hikayeleri hükmedenlere nas ihat olsun diye anlatıld ı. İmanlı
olana, bunlar etki eder. Et ki etmeyene, kalbi imandan boş ald ığı için, s adece
boş konuşma olur. Kalbte olan iman baş ka ş ey, zahiri iman baş ka şeydir.
Senelerce binlerce alt ını haram olarak alıp, baş kas ına vermeyen ve ş er'an
heps i kendi üzerinde borç kalan bir memurdan kıyamet günü her alt ın için
hes ap sorulacakt ır. Üs telik menfaat i de baş kalarına olmuş tur. Böyle
biris inin imanının hakikati nas ıld ır, bilemiyorum. Bunlar çok gafil olmaktan
ve Müs lüman olmamaktan ileri gelir.
Her ş eyin en doğrusunu Allah bilir. Dönüş ancak O'nadır.
"Kimya-ı Saadet" in birinci ve ikinci kısmı bit t i. Bundan sonra üçüncü
kısmı iş leyeceğiz.

SuFi
09-03-2009, 16:39
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM - Riyazet-i nefs (nefs in is teklerini kırma), kötü
ahlak ın tedavis i ve güzel ahlak ı elde etmenin yolları.

Kimya-ı Saadet kitabının üçüncü bölümü din yolunun tehlikeli geçit lerini
bildirir. Din yolundaki bu tehlikeli geçit lere mühlikat denir. Bunları on
konuda açıklayacağız.

1. KONU: Riyazet-i nefs (nefs in is teklerini kırma), kötü ahlakın tedavis i ve
güzel ahlakı elde etmenin yolları.

2. KONU: Yeme ve cins i arzuların ilacı ve bu arzuları s ınırlama.

3. KONU: Fazla konuşma arzusu nas ıl engellenir. Yalan konuşma, dedikodu
yapma ve bunlara benzer dil afet leri.

4. KONU: Öfke ve kıs kançlığın afeti ve ilacı.

5. KONU: Dünya s evgis i, dünya s evgis i bütün günahların baş ıdır.

6. KONU: Mal sevgis inin ilacı ve eli s ıkılığın afet i.

7. KONU: İt ibar ile mevkiin ilacı, afetleri.

8. KONU: İbadet ve kendini zahid gös termeyi s evme riyakarlığının ilacı.

9. KONU: Kibir ve gururun ilacı; güzel ahlak ve tevazuyu elde etmenin
çareleri.

10. KONU: Gurur ve gafletin ilacı.
Bu on konu bütün kötü s ıfat ların as lını teş kil eder. Diğer dallar bu konular
içinde anlatılacakt ır. Bu on kötülükten kurtulan, içini kötü ahlak
pis liklerinden temizlemiş , kalbini iman nuruyla süs lemeye layık olmuş ,
marifet , tevhit , tevekkül ve bu gibi ş eylere kavuşmuş olur.

SuFi
09-03-2009, 16:39
RİYAZET-İ NEFS (NEFSİ TERBİYE ETME) VE KÖTÜ AHLAKTAN
TEMİZLENME

Bu konuda şunları anlatacağız.
a) İyi ahlakın üs tünlüğü,
b) İyi ahlakın hakikat i,
c) Nefs in is teklerini kırarak iyi ahlakı elde etmek,
d) Kötü ahlakın belirtileri,
e) Kendi ayıbını görmenin çareleri,
f) İyi ahlakın belirt ileri,
g) Evlat yet iş t irip onları terbiye etmenin yolu.

SuFi
09-03-2009, 16:42
İYİ AHLAKIN ÜSTÜNLÜĞÜ VE SEVABI

Yüce Allah ayet -i celilede Muhammed Mus tafa'y ı iyi ahlak ile övüyor.
"Şüphes iz s en en iyi ve en güzel ahlak üzeres in"
KALEM SURESİ, Ayet : 4

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ben güzel ahlakı tamamlamak için dünyaya gönderildim."

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kıyamet te teraziye konan en büyük ş ey, güzel ahlakt ır."

Peygamber efendimizin yanına biris i gelip: "Ya Resulallah, din nedir? Bana
öğret" dedi. Peygamber " İyi ahlaktır." buyurdu. Sonra adam bir s ağdan, bir
soldan gelerek her s efer aynı soruyu tekrarladı. Peygamberimiz de her
s eferinde buyurdu: "Din güzel ahlakt ır." Dördüncü defa sorduğunda

Peygamberimiz ş öyle buyurdu: "Anlamıyor mus un? Kızmıyacaks ın,
öfkelenmeyeceks in."

Biris i Peygamber efendimize sordu: "Amellerin en üs tünü nedir? Ya
Resulallah." Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: "Amellerin en üs tünü
iyilik yapmakt ır."
Biris i Peygambere: "Bana nas ihat et ." dedi. Peygamber efendimiz buyurdu:
"Nerede olurs an ol, Allah'tan kork. Her kötülükten sonra bir iyilik yap ki, o
kötülü ğü s ils in ins anlarla görüşürken iyi huylu ol."

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah kime iyi ahlak ve güzel yüz nas ip eders e cehennem ateş i onu
yakmaz."
Peygamber efendimize: "Filan kadın gündüzleri oruç tutar, geceleri de
namaz kılar, fakat kötü huyludur; diliyle komş ularını incitir" dediler.
Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: "Onun yeri cehennemdir."

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Sirkenin balı bozduğu gibi, kötü huy da taat i bozar."

Peygambe r efen dimiz dua ed erken ş öy le b uyu rd u:
"Ya Rabbi, beni iyi yarat t ın, bana güzel ahlak ta nas ip et ."

Peygambere sordular: "Yüce Allah'ın kullarına verdiği en iyi ş ey nedir?"
şöyle buyurdu: "Güzel ahlaktır."

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Güneş ıs ıs ının buzu erit ip yok et t iği gibi, iyi ahlak ta günahları yok eder."

Abdurrahman bin Semre (R.A.) diyor ki:
"Peygamberin yanındaydım. Şöyle buyurdu: Dün gece garip bir ş ey
gördüm. Ümmet imden biri dizleri üzerine düş müş ve Yüce Allahla aras ında
bir perde vardı. Güzel ahlakı gelip o perdeyi kald ırdı ve o kims eyi Yüce
Allah'a kavuş turdu."

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kul, güzel ahlakı ile gündüzleri oruç tutan, geceleri namaz kılan kiş inin
dereces ine ulaş ır. İbadet i zayıf ta ols a ahiret te yüks ek dereceler elde
eder."

En güzel ahlak Peygamber efendimizindir.
Bir gün kadınlar peygamberin huzurunda yüks ek s es le konuşup gürültü
yapıyorlardı. Hz. Ömer (R.A.) içeri girince, kadınların heps i kaçtı. Hz. Ömer
"Ey kendine düşmanlık edenler, benden korkuyorsunuz da, Allah'ın
Peygamberinden korkmuyor musunuz?" deyince kadınlar: "Ey Ömer, s enin
huyun peygamberinkinden daha s ert t ir." dediler. Peygamberimiz Hz. Ömer'e
şöyle buyurdu: "Ey Hat taboğlu, nefs im kudretinde bulunan Allah'a yemin
ederim ki, ş eytan ne zaman s eni yolda görs e, s enin heybet inden yolunu
değiş t irir."

Fudeyl bin İayd (R.Aleyh) diyor ki:
" İyi ahlak s ahibi olan bir fas ıkla arkadaş lık yapmayı, kötü huylu zahit le
arkadaş lık yapmaktan daha çok s everim."

Abdullah bin Mübarek (R.Aleyh) kötü huylu biris iyle yolculuk yaptı.
Ondan ayrıld ığı zaman ağladı: "Niçin ağlıyorsun?" diyenlere şu cevabı
verdi: "o zavallı yanımdan git t i. Kötü huyu da onunla beraber git t i ve
ondan ayrılmadı."

Ket tani (R. Aleyh) diyor ki:
"Sofilik iyi huylu olmakt ır. Kim çok fazla iyi huylu is e onun sofiliği
fazladır."

Yahya b in Mu az'ı Razi (R. Aleyh ) d iy or ki:
"Kötü huy öyle bir günahtır ki, o oldukça hiçbir taat in faydas ı olmaz. Güzel
huy da öyle bir taat tir ki, o oldukça hiçbir günah zarar veremez."

SuFi
09-03-2009, 16:43
GÜZEL AHLAKIN HAKİKATI

Güzel ahlak hakikat inin ne ve nas ıl olduğu hususunda çok söz
söylenmiş tir. Herkes anlayabildiği kadarını söylemiş , fakat tam hakikat ini
açıklamamış t ır. Bazıs ı: "güzel ahlak, güler yüzlü olmakt ır" ; Bazıs ı:
" İns anların verdiği s ıkıntılara kat lanmakt ır" Bazıs ı da " İntikam almağa gücü
yett iği halde, affetmektir" demiş t ir. Bunlara benzer daha baş ka birçok
sözler söylenmiş tir. Fakat bu söylenenler güzel ahlakın hakikat inin tamamı
değil, ancak dallarıdır. Biz hakikat inin tamamını açıklayacağız.
İns an iki ş eyden yaratılmış t ır: biri gözle görülen vücut kısmı, diğeri de
gözle görülemeyen ruh kısmıdır. Bu ruh kısmını ancak kalb gözüyle görmek
mümkündür. Bildirdiğimiz iki kıs ımdan her birinin yani vücut ve ruhun bir
iyilik tarafları bir de kötülük tarafları vardır. İyilik taraflarına güzel ahlak ve
güzel yaratılış denir. Güzel ahlak ruhun görünüşü, güzel yaratılış is e yüz
ve vücudun görünüş ünden ibarett ir. Yaln ız gözlerin veya yaln ız ağzın
güzel olmas ıyla yüz güzel olmaz. Diğer organların da güzel ve uyumlu
olmas ı gerekir. Bunun gibi kalb ve ruh ta ancak ş u dört çeş it kuvvet in iyi
olmas ıyla güzel olur: İlim, öfke, şehvet ve adalet kuvvet leri.
İlim kuvvet i: İlim kuvvet inden zekiliği kas tediyoruz. İlmin güzelliği,
sözlerin doğrusunu yalanından işlerin iyis ini kötüsünden ve it ikat
konusunda hakkı batıldan ayırdetmekt ir. İns an bu olgunluğa ulaş ınca,
bütün s aadet lerin baş ı olan hikmet nurunu elde eder. Nitekim,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Hikmet verilen kims eye, şüphes iz çok hayır verilmiş t ir."
BAKARA SURESİ, Ayet: 269
Gazap kuvveti: Gazap kuvvetinin iyiliği, ş eriatın emrinde olmak ve ş eriatın
emri ile kalkıp oturmakt ır.
Şehvet kuvveti: Şehvet kuvvet inin güzelliği, s erkeş lik etmemek, ş eriat ve
aklın d ış ına taşmamakt ır.
Adalet kuvvet i: Adalet kuvvet inin güzelliği, gazap ve şehvet i, din ve aklın
emri alt ına almak, ona hakim olmakt ır.
Gazap av köpeği, ş ehvet at , akıl is e binici gibidir. At, bazen s erkeş lik
yapar, bazen da us lu olur. Köpek bazen eğitimli olur, bazen da kendi
tabiatında olur. Köpek eğit ilmiş , at da us lu olmazs a avcının avı yakalamas ı
mümkün olmaz. Hat ta binici, atın kendis ini yere vurmas ından veya köpeğin
kendis ini parçalamas ından korkar. Adaletin anlamı, bu ikis ini akıl ve dine
itaat et t irmekt ir. Bazen ş ehvet i gazab a s aldırtıp s e rkeş liğ in i kırma lı, b azen
da gazabı ş ehvete s ald ırtıp arzularını frenlemelidir. Saydığımız dört kuvvet ,
anlat t ığımız gibi olurs a, tam güzel ahlak meydana gelir. Eğer bunlardan
bazıs ı iyi olmazs a tam güzel ahlak meydana gelmez. Nitekim ağzı güzel
olup, burnu güzel olmayana tam güzel denemez.
Bu kuvvet lerin heps i birden kötü olunca, her birinden kötü huylar ve çirkin
iş ler meydana gelir. Her birinin kötülü ğü iki ş ekilde olur: Biri haddi a şmak,
diğeri de az ve eks ik olmakla.
İlim kuvvet i haddi aş ars a yaramaz iş lerle uğraş ır ve her ş eyi karış t ırmaya
baş lar. Kendini zeki ve âlim zanneder. İlim kuvvet i eks ik olunca aptallık ve
ahmaklık meydana gelir. Eğer dengeli olurs a güzel iş ler, doğru görüş ler,
s ağlam fikirler ve hayırlı düşünceler meydana gelir.
Gazap kuvvet inin haddinden fazla olmas ına, tehevvür (korkusuzluk);
noks an olmas ına yüreks izlik ve ces arets izlik; orta halde, yani normal
olmas ına da ces aret denir. Ces aret ten lütuf, kerem, yüks ek hizmet , hilim
(yumuş aklık) tahammül temkin ve buna benzer sıfat lar doğar. Aş ırı
korkusuzluktan gurur, tahammülsüzlük, tahakküm ve tehlikeli işlerle
uğraşmak gibi ş eyler; ces arets izlikten de kendini aşağı görme, çares izlik,
yanıp yakılma ve yağcılık yapma meydana gelir.
Şehvet kuvvet inin çok fazla olmas ına hırs denir. Hırs tan utanmazlık,
kötülük, muts uzluk, pis lik, çekememezlik, zenginlerden sıkılma, fakirleri
beğenmeme ve bunlara benzer huylar meydana gelir. Şehvet kuvvet i eks ik
olurs a umurs amama, merts izlik donukluk, durgunluk gibi huylar ortaya
çıkar. Şehvet kuvvet inin normal olmas ına iffet denir. İffet ten utanma,
kanaat , cömert lik, s abır ve uygunluk olu şur.
Bu s ıfatların her biris inin iki ucu var. İki uç ta kötü ve çirkin yaln ız ortas ı
güzel ve makbuldür. İki uç aras ındaki bu orta yer kıldan daha incedir.
Doğru yol budur. İncelikte ahiret teki sırat gibidir. Dünyada bu sırat
üzerinde doğru durup ayağı kaymayan, kıyamet gününde de s ırat üzerinde
rahat yürür. Bunun için Yüce Allah bütün s ıfatların ortas ını emrediyor ve
buyuruyor: "İnfak et tikleri zaman is raf etmeyip ve kısmayıp orta halde
bulunanlar."
FURKAN SURESİ, Ayet : 67
Yüce Allah, Peygambere buyuruyor ki:
"Hiçbir ş ey vermeyecek ş ekils e elini tamamiyle bağlama ve heps ini verip
yanında bir ş ey kalmayacak kadar da açma."
O halde tam güzel ahlaka s ahip kims e, anlat t ığımız s ıfat ları kendis inde ort a
halde bulundurandır. Tıpkı güzel bir yüzde, her ş eyin düzgün, doğru ve
uyumlu olmas ı gibi. Bu s ıfat lar bakımından ins anlar dört kısma ayrılır.
a) Bütün bu sıfat ların en mükemmeli kendis inde bulunan ve bütün
ins anların kendis ine uymalarına layık bulunan kims edir. Bu derecede olan
yaln ız Muhammed Mus tafa'd ır. Her bakımdan güzel yüz is e Yusuf (A.S.) da
idi.
b) Bütün bu s ıfat ların en kötü ş eklide bulunduğu kims e. Böyle bir ins an
tam bir bed bah tt ır. On u ins an la r aras ında uzaklaş t ırmak gerekir. Zira o
ş eytan ş ekline yakındır. Şeytan çok çirkin ve çok kötüdür. Şeytanın
çirkinliği, ahlaki çirkinlikt ir.
c) İki derece aras ında bulunup, güzele daha yakın olandır.
d) İki derece aras ında bulunup, kötüye daha yakın olandır. Nas ıl ki yüz
bakımından çok güzel ve çor çirkin az bulunuyors a, orta derecede olanlar
büyük çoğunluğu teş kil ediliyorlars a, iyi ahlak bakımından da durum
böyledir. O halde herkes uğraş ıp didinmeli, tam olgunluk elde edemezs e
bile, bari ona yaklaşmaya çalışmalıdır. Bütün ahlakı güzel olmazs a da, çoğu
güzel olmalıdır.
Güzel yüzle çirkin yüz aras ındaki farkın sonu olmadığı gibi, güzel ahlakla
çirkin ahlak aras ındaki farkın da s onu yoktur. Güzel ahlakın tam anlamı
budur. Güzel ahlakın belki sons uz çeş idi vardır. Fakat as ıl kuvvet leri
gazap, ilim, ş ehvet ve adalet tir. Geris i bu dört as ıla bağlı olan dallardır.

SuFi
09-03-2009, 16:44
İNSAN, GÜZEL AHLAKI ELDE EDEBİLİR

Bazıları, ins anın dış görünüş ü değişmediği gibi örneğin kıs a olanın
uzayamayacağı, uzun olanın da kıs alamayacağı, güzel olanın çirkin, çirkin
olanın da güzelleş emeyeceği gibi, kalbin s uret i olan ahlakın da
değişmeyeceğini söylerler. Yanılıyorlar. Zira eğer böyle olsaydı terbiye
etmek, öğüt vermek ve tavs iyelerde bulunmak boş ve gereks iz ş eyler
olurdu. O zaman Peygamberimiz "Ahlakınızı güzelle ş t irin" buyurmazdı.
Ahlakı değiş t irmek niçin imkans ız ols un; s erkeş ve hırçın hayvanları
eğiterek us landırmak, vahş i hayvanları terbiye etmek mümkündür. Kalb
hallerini değiş t irmek de mümkündür. Fakat dış görünüşün değişmemezliği
ins an is teğinin dış ındadır. Mes ela hurma çekirdeğinden elma ağacı elde
edilemez, ama ekip bakılar hurma ağacı elde edilebilir.
Bunun gibi gazap ve ş ehvet in as lını, ins andaki arzuları yok etmek mümkün
değildir. Ama terbiye etmek suret iyle mutedil (zarars ız) hale get irmek
mümkündür. Bu tecrübe ile s abit t ir. Gerçi bazı ins anlar için zordur. Zor
olmas ının da iki s ebebi vard ır: Biri: Yaradılış ta o huy kuvvet li yaratılmış t ır.
Diğeri de uzun süre o huy ve arzulara uyduğu için kuvvet lenmiş t ir. Terbiye
edilme hususunda ins anlar dört derecedir.
1- Saf kalbli olup hiçbir ş eklide kötü ahlak edinmemiş olanlar. Böyle
kims eler çabuk düzelirler. Yaln ız kendilerini terbiye edecek, onlara kötü
ahlakın fenalıklarını anlatacak ve doğru yolu gös terecek önderlere
ihtiyaçları vardır. Küçük yaş taki çocuklar böyledir. Onların doğruluk
anlayış ları, anne ve babalarının öğütlerine ve terbiye ş ekillerine bağlıdır. O
halde anne ve babaları onlara dünya ihtiras ı aş ılamamalı ve arzu ett ikleri
gibi yaş amalarına müs aade etmemelidirler. Yoks a dini bakımdan kanlarına
girmiş olurlar. Bunun için ,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Ey mü'minler, ken dinizi ve çoluk - ço cuğ unu zu c ehen nem ateş in den
koruyunuz."
TAHRİM SURESİ, Ayet : 6
2- Bozuk inanca s aplanmamış , fakat doğru olmadığını bile bile daima
ş ehvet ve gazabına uymayı adet edinmiş olanlar. Böylelerin düzelmes i,
birincis inden daha zordur. Zira iki ş eye ihtiyaçları vard ır: Biri, tabiatına
yerleş en kötü adet i çıkarmak, diğeri de, onun yerine iyi tohumu ekmek.
Fakat onda is tek ve çaba olurs a çabuk düzelip, kötü ahlaktan temizlenir.
3- Ahlakı kötüleş ip, yaptığı işin kötü olduğunu bilmeyen hat ta iyi
olduğunu s ananlar. Böylelerinin düzelmes i çok nadirdir.
4- Kötü ahlakıyle övünüp, yaptıklarının iyi olduğunu düşünenler. "Ben bu
kadar adam öldürdüm, şu kadar bozgunculuk, zina veya livata yaptım"
diyenler gibi. Böyleleri, Yüce Allah tarafından bir s aadet gelmeyince, ilaç
kabul etmezler.

SuFi
09-03-2009, 16:45
KÖTÜ AHLAKIN TEDAVİSİ

Kötü ahlakı terketmek is teyen için yaln ız bir yol vardır: O da arzu et t iği
ş eylerin ters ini yapmakt ır. Zira ş ehvet i, karş ı koymaktan baş ka bir ş ey yok
edemez. Her ş ey zıddı ile yok olur. Nitekim s ıcaklıktan ileri gelen has talığın
ilacı, soğukluktur. Öfkeden meydana gelen has talığın ilacı da,
soğukkanlılık ve sükunet t ir. Büyüklenmenin ilacı, alçak gönüllülüktür.
Cimrilik pis liğinin ilacı da cömert likt ir. Bütün huylar böyledir.
O halde iyi işleri adet edinende, güzel ahlak meydana gelir. Şeriatın iyi
iş leri emretmes inin hikmet i de budur. Zira iyi iş ler yapmaktan gaye, kalbi
çirkin ş ekilden iyi ş ekle çevirmekt ir. İns anın zorlanarak adet edindiği ş ey,
onun tabiatı olur.
Baş langıçta okuldan kaçıp zorla okula gönderilen çocuk, zamanla bu tabiatı
alır. Bu tabiat üzere büyüyünce, Kur'an okumak ve diğer ş eyleri
öğ renmekten zevk als a bile oturup öğrenmeye s abredemez. Güvercin
uçurmayı, s at ranç ve kumar oynamayı adet edinen kims eler için de bunlar o
derece huy olur ki, bütün mallarını ve mut luluklarını feda ederler.
İns an, tabiatına uymayan bir ş eyi adet edinirs e, bu ona huy olur. Bir
kims enin hırs ızlığı ile övünüp bu yüzden dayak yemeye veya elinin
kes ilmes ine s abretmes i gibi. Bazen kan alanların ve çöpçülerin kendi pis
iş leriyle övünüp "âlimler ve sultanlar bunu yapamaz" dedikleri görülür.
Bütün bunlar adet edinmenin sonucudur. Öyle ins anlar vardır ki kil yemeğ i
huy edindiği için, bu yüzden has talanacağını veya öleceğini bildiği halde
ondan vazgeçemez.
O halde tabiata aykırı olan ş eyler, adet haline get irildiğinde tabiat
oluyors a, tabiata uygun olup kalbe göre yemek ve içmek gibi olan ş eylerin
adet edinilip tabiat olmaları daha kolaydır. Yüce Allah'ı tanımak, O'na itaat
etmek, ş ehvet ve gazabına hakim olmak, ins an kalbinin yaratılış ına
uygundur. Zira ins an kalbi, melekler cins indendir. Bunların ters ine
meyletmiş olan kims e has ta olmuş , ald ığı kötü gıda kalbini bozmuş tur.
Tıp kı b azı ha s tala rın ken dis in e y arayan y emekle ri yemeyip, kendis ine
dokunan ş eyleri is temes i gibi. O halde Yüce Allah 'ı tanımaktan ve O'na
itaat etmekten baş ka ş eyi s even has tadır. Nitekim,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Kalblerinde has talık vardır."
BAKARA SURESİ, Ayet: 10
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Ancak Yüce Allah'a s âlim kalble gelenler kurtulur."
ŞUARA SURESİ, Ayet: 89
Vücut has talığı nas ıl bu dünyada ins anı ölüme götürüyors a, kalb has talığı
da öbür dünyada ölüme götürür. Has tanın, arzularına karş ı koyarak,
doktorun verdiği ilaçları almaktan baş ka kurtulu ş ümidi olmadığı gibi, kalb
has talığının tedavis i için de nefs in is teklerine karş ı koyup, ş eriat erbabının
emrini kabul etmekten baş ka yol yoktur. Zira ins anların kalblerinin
doktoru, ş eriat erbaplarıdır.
Vücudun da kalbin de tedavi yolu birdir: Sıcağı soğukla, s oğuğu s ıcakla
tedavi etmek. Bunun gibi büyüklenme has talığından kurtulmak is teyen
kims e, alçakgönüllü olmakla iyileş ir. Ters ine, zelillik derecs inde tevazulu
olan kims e de, birazcık büyüklenmeyle düzelir. Demek ki güzel ahlakın üç
s ebebi vardır:
1- Asıl fıt rat tandır (yaratılış tandır). Bu, Yüce Allah'ın katıks ız ihs anı ile
olur. Zira Allah, kulunu güzel ahlak üzere yaratabilir. Örneğin cömert ,
alçakgönüllü ve terbiyeli yaratır. Böyle ins anlar çoktur.
2- Zorlanarak iyi iş ler yapılır ve adet haline get irilir.
3- Güzel huylu ve iyi iş ler yapan kims elerle arkadaş lık ederek onun tabiatı
elde edilir. Bu güzel tabiatlar edinilirken farkına bile varılmaz.
Yaratılış tan iyi huylu olmak, iyi kims elerle arkadaş lık etmek ve iyi işleri
adet haline getirmek ş eklindeki bu üç s aadete kavuş an, en yüks ek
dereceye ulaş ır. Bu üç şeyden yoksun olan, yani fıt rat tan eks ik olan, kötü
kiş ilerle arkadaş lık eden ve kötü iş leri kendine adet edinen ş akiliğin en s on
dereces ini taş ır. Bu iki derece aras ında çok dereceler vard ır. Bazılarında
iyilik, bazılarında kötülük vardır. Herkes in s aadet veya ş akiliği elde et t iği
derece ölçüsünde olur.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Zerre kadar hayır işleyen onun (karş ılığını) alır ve zerre kadar kötülük
iş leyen onun karş ılığını görür."
ZİLZAL SURESİ, Ayet : 7-8

SuFi
09-03-2009, 16:46
SAADETLERİN BAŞI, İŞİ İŞLER YAPMAYA UĞRAŞMAKTIR

İş ler, organlar vas ıtas iyle yapılıyors a da as ıl gaye kalbin halini
değiş t irmekt ir. Zira o âleme kalb ile yolculuğa çıkılabilir. Öyle is e Yüce
Allah 'ın huzuruna layık olabilmes i için olgun ve güzel bir ş ekilde yolculuğa
çıkmalıdır. Kalb, ayna gibi parlak ve pas s ız olunca, melekût taki s uret ler
onda görünür. Öyle bir cemali s eyreder ki, sıfat larını duyduğu cennet
O'nun yanında aş ağı kalır. Gerçi vücudun da o âlemden nas ibi vardır. Fakat
o âlemde es as his s e s ahibi kalbt ir. Vücut ona tabidir.
Vücut ayrı, kalb ayrıdır. Kalb melekût âleminden, vücut is e fizik
âlemindedir. Bu hususu kitabın baş tarafında açıklamış t ık.
Kalb bedenden ayrı olmakla birlikte, onunla ilgis i vardır. Zira bedenle
yapılan iyi bir iş ten dolayı kalbe nur ulaş ır. Bedenle yapılan kötü bir iş ten
dolayı da kalbi karanlıklar kaplar. İyi iş ten doğan nur s aadet tohumu, kötü
iş ten doğan zulmet is e ş akilik tohumudur. İns anın dünyaya get irilmes inin
s ebebi, beden ile kalb aras ındaki bu ilgidir. Kalb bedeni alet ve vas ıt a
ederek kemal s ıfat larını elde eder. Mes ela yazı yazmak s anatı, kalbin bir
s ıfatıdır. Fakat bunu yapan parmakt ır. İyi yazı yazmayı is tiyen kendis ini
zorlayarak çokca yazı yazar. Kalbi, güzel yazıyı kavrayınca parmak da, o
yazının ş eklini kalbten alıp yazmaya baş lar. Burada olduğu gibi, iyi işler
yapılınca kalbte iyi huy elde eder. Güzel huy kalbe yerleş ip, kalbin s ıfatı
olunca, iş ler de o huya göre meydana gelir.
Demek ki, bütün s aadet lerin baş langıcı iyi işler yapmaya uğraşmakt ır.
Bunun meyves i de kalpteki s ıfatların iyi olmas ıdır. Kalbin s ıfatı iyi olunca,
et kis i dış arıya vurur ve hayırlı iş ler is teyerek yapılır. Bunun s ırrı da kalb
ile beden aras ına konmuş olan iliş kidir. Bunun için kalbin habers iz olduğu
bir iş meydana geldiğinde, kalb bundan et kilenip kötü s ıfat kazanmaz.

SuFi
09-03-2009, 16:47
İNSANIN YARADILIŞ INDA BULUNAN GÜZEL VE ÇİRKİN HUYLAR

Üş ütmekten ileri gelen bir has talıktan kurtulmak için çok sıcak ş eyler
yemek gerekmez. Zira s ıcak ta has ta edebilir. Sıcak ile s oğuk aras ındaki
ölçüyü gözetmek gerek.
Asıl gaye ılımlı olmakt ır. Bu da s ıcağa veya soğuğa meyletmeyip, orta bir
yol tutmakla mümkün olur. bu orta yolu tutma yeterince adet edindikten
sonra tedaviden vazgeçip s ıcak ve soğuk ş eyler yemekten kaçınır. Bunun
gibi ahlakın da biri iyi diğeri de kötü olmak üzere iki yönü vardır. Kötü
ahlak ile kalb has talanır. Kalbin s ağlığını koruyabilmek için orta yolu
tahrip etmek lazımd ır. Bu orta y olun s ın ırların ı aş ıld ığ ı an kalb
rahats ızlanır. Mes ela cimri birine, kolaylıkla malını verebilecek duruma
gelinceye kadar malını vermes i emredilir. Ancak is raf haddine ula ş acak
kadar olmamalıdır. Zira is raf ta kötüdür. Vücut ilacının ölçüsü tıp ilmi
olduğu gibi, bunun ölçüsü de ş eriatt ır. O halde ş eriatın ver dediği ş eyleri
vermek kendine kolay gelmeli, o ş eyleri vermemezlik etmemelidir. Aynı
ş ekilde ş eriatın vermemeyi emrett iği ş eyleri de vermeyi arzu etmemelidir.
İt idal (orta yolu takip etmek) böyle olur.
Şeriatın vermeyi emret tiği ş eyleri is teyerek vermek is temeyen ancak,
kendis ini zorlayarak verebilen kims e has ta demekt ir. Fakat ; bunun da iyi
bir tarafı var. Zira zorlanarak ta ols a ilaç alabiliyor. Bu zorlama, vermeyi
adet haline get irmeye ves ile olabilir. Bunun için,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah'ın emrini s eve s eve yapın. Eğer bu ş ekilde yapamazs anız bari
zorlanarak yapınız. Zorlanarak yapmaya s abretmekte de çok hayır vardır."
Malını zorlanarak veren kims e cömert s ayılmaz. Ancak rahat lıkla malını
veren kims e cömert olabilir. Zorlanarak mal toplayan kims e cimri değildir.
Ancak mal toplamayı adet edinmek, huy galine get irmek cimrilikt ir. O halde
güzel ahlak tabii olandır. Zorla yapılan ş eyler güzel ahlak s ayılmaz. En iyi
ahlak, iradenin ipini ş eriatın eline verip onun emirlerine kolaylıkla
uyabilmek ve kalbinde en ufak bir karş ı koyma arzus u taş ımamaktadır.
Nitekim,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Rabbinin hakkı için onlar aralarında ihtilafa düş tükleri ş eyde s eni hakem
yapmadıkça, sonra da s enin verdiğin hükümden nefis lerinde
memnuniyets izlik bulmaz hale gelmedikçe hakkıyla iman etmiş olmazlar."
NİSA SURESİ, Ayet : 65
Ahlak kemalinin itaat in kemali olmamas ının ş art ı vardır. Kitabımız bu
konuyu anlatmaya müs ait değildir. Fakat birazına iş aret edelim:
İns anın ebedi s aadet i, melekler sıfatında olmakt ır. Zira ins an melekler
cevherinden yaratılmış t ır. Meleklerin tabiatına uygun olmayan her sıfat
ona yabancıdır. İns anın, meleklerin tabiatına uygun olmayan sıfat ları
kendine arkadaş edip onunla ahirete gitmes i, onun melekler aras ına
katılmaktan uzaklaş t ırır. O halde ahirete meleklerin s ıfatıyla gitmes i ve kötü
s ıfat ları arkadaş edinmemes i gerekir. Mal s aklamaya düş kün olan kims e,
devamlı mal ile meşgul olur. Mal dağıtmaya heves li olan kims e de bu
husus t a yol kateder ve cömert liğe düş kün olur. Gerek hırs ve gereks e
teva zuya dü ş kün lü k ins anı, baş ka ins anlarla uğ ra ş ıy a s ürükler. Oys a
melekler ne mal ile ne de ins anlarla meşgul olurlar. Zira onlar Yüce Allah'ın
aş k ve s evgis inden baş ka bir ş eye ilt ifat etmezler.
O halde ins an kalbi dünya malına hat ta Allah'tan baş ka hiçbir ş eye ilgi
duymamalı, bu gibi bütün bağlardan kes ilmelidir. İns anın uzak olmas ı
mümkün olmayan sıfat lar da orta kararda olmalıdır. Böylece as lında
tamamen kopmamış ols a da, kopmuş gibi olur. Tıpkı s u gibi. As lında s u ıs ı
it ibariyle ya s ıcak ya da soğuktur. Ama ılık olduğu zaman s anki ne s ıcak ne
de soğuktur. Demek ki her sıfat ta it idal üzere bulunmanın emredilmiş
olmas ı bundandır.
Demek ki önce kalbe dikkat etmek gerekir. Kalb her ş eyden kes ilip Yüce
Allah'a yönelmelidir. Nitekim,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Allah de ve onları kendi oyunlarına b ırak."
EN'AM SURESİ, Ayet : 91
Belki "La ilahe illallah" kelimes inin hakikat i de budur. İns anın bütün
iliş kilerinden uzak durmas ı mümkün değildir.
Bütün bunlardan anlıyoruz ki, riyazet ten gaye Hakkın tevhidine ulaşmakt ır.
Tevhid, yaln ız Yüce Allah 'ı bilmek. O'na itaat etmek O'ndan dilemek ve
kalbte O'ndan baş ka bir ş eye yer vermemekt ir. Böyle olunca güzel ahlak
elde edilmiş olur. Hatta ins anlık âleminden kurtulup Hakkın hakikat ine
kavuşulmuş olunur.

SuFi
09-03-2009, 16:48
GÜZEL AHLAKA KAVUŞMANIN YOLLARI

Riyazet in (nefs in is teklerini kırmanın) hayli zor bir iş olduğu gerçekt ir.
İns anın kendi canını almas ı gibi bir şeydir. Fakat eğer doktor mütehas s ıs
olur ve iyi tedavi etmes ini bilirs e, zorluklar kolay olur. bu husus t a
doktorun iyi tedavi ş ekli şöyledir: ilk s afhada müridi hemen hakikat e
çağırmaz. Zira iş in baş ında buna dayanamaz. Mes ela bir çocuğa "Okula git
ki devlet reis i olas ın" denildiğinde, o işin nas ıl bir ş ey olduğunu
bilmediğinden gayret gös termez. Ama çocuğa "Okula git , akş am s ana top
veririm, oynars ın" dens e, çocuk top oynamak heves iyle s eve s eve okula
gider. Çocuk biraz büyüyünce oyundan vazgeçmes i için güzel ve süs lü
elbis eler alınacağı söylenir. Biraz daha büyüyünce ona reis lik veya makam
vadedilir: "Güzel ve süs lü elbis eler yiğit lere değil kadınlara yakış ır.
Yiğ it lere yakış an baş kanlık ve efendilikt ir" denir. Biraz daha büyüyünce
ona şöyle söylenir: "Baş kanlık ve efendiliğin de as lı yoktur. Zira heps i
ölümle yok olup gider." Sonra da ebedi s ultanlığa davet edilir.
O halde murid baş langıçta tam ihlas lı olmayabilir. Önce ona gözle görülen
iyi ş ey lerle u ğraşmas ı için nefs iyle müc adele etme izni ve rilir. Böylece
kalbinde dünya malına karş ı duyduğu arzu kırılmış olur. Bundan kurtulup
kalbi boş kalınca bu s efer kendini beğenme, büyüklenme duygus una
kapılır. O zaman da bu duyguyu yok etmek gerekir. Bu s eviyeye geldiğinde
muride dilencilik yaptırılmalıdır. Bu duruma da alış ınca onu dilencilikten
alıp tuvalet temizleyiciliği gibi daha kötü ve aşağı işlere vermelidir. Bu
ş ekilde müridde meydana gelecek her kötü s ıfat tedrici olarak giderilmeli,
ilacı verilmelidir. Bütün ilacı birden teklif etmemek gerekir. Zira heps ine
birden gücü yetmez. Gös teriş ve iyi is im yapabilmek için sıkıntılara
kat lanmış olabilir. Onun için kötü sıfat lar yılan, gös teriş is e ejderha
gibidir. İyi ş eyi yutarlar. Sıddıklara (dosdoğrularda) yok olan en son kötü
s ıfat , gös teriş tir.

SuFi
09-03-2009, 16:50
KALB HASTALIĞI VE NEFSİN AYIPLARINI TEŞHİS ETMEK

Vücudun, elin, ayağın ve gözün s ağlıklı olabilmeleri, ne için yaratılmış lars a
o işi tamamen yapabilmeleriyle mümkün olur. Ayağın iyi yürümes i, gözün
iyi görmes i gibi kalbin s ağlıklı olmas ı da, özelliği ne is e ve niçin
yaratılmış s a o işin ona kolay gelmes i ve fıt ratın as lında bulunan ş eyi
layıkıyla s evmes i üzerine mümkün olur. Bu da iki ş eyde meydana gelir: Biri
irade, diğeri de kudret t ir.
İRADE'DE olan, hiçbir ş eyi Yüce Allah'tan çok s evmemekt ir. Zira yemek
vücudun gıdas ı olduğu gibi, Yüce Allah'ı bilmek te kalbin g ıdas ıdır. Yemek
yemek is temeyen veya az is teyen bir vücut has tadır. Yüce Allah s evgis i
taş ımayan veya az taş ıyan bir kalb te has tadır.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"(Ey Muhammed) de ki: Eğer babalarınızı, çocuklarınızı, mallarınızı
t icaret lerinizi, kabilenizi, akrabalarınızı ve s ahip olduğunuz herş eyi Yüce
Allah'tan, Resulünden ve onun yolunda gaza etmekten daha çok
s evers eniz, Allah'dan gelecek azap emrine hazırlanın."
TEVBE SURESİ, Ayet: 24
KUDRET'TE olanı Yüce Allah 'ın emirlerine uymak kalbe kolay gelir. Bu
emirlere uymak için zorlanmaya lüzum yoktur. Hat ta Allah'ın emrini
dinlemek kalbe lezzet verir ve onu rahat ladır. Nitekim,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Gözümün nuru, kalbimin neş es i namazdır."
Kalbinde, Yüce Allah'ı h er ş eyd en ço k s evmey i v e emrin e rahatça riaye t
etmeyi bulamayan kims e, kalben has tadır. Onu tedavi etmeye çalışmalıdır.
Bazen ins an kendis inden bu sıfatların bulunduğunu zanneder. Oys a
yanılıyor. Zira ins an, kendi ayıp ve kusurlarını göremez.
İns an kendi ayıbını dört yolla bilebilir:
1- Hakikat ve tarikat ehli olgun bir ş eyhin yanına gidip gelmek. O ş eyh
duruma bakar, ayıp ve kusurlarını kendis ine gös terir. Zamanımızda bu gibi
değerli kims eler çok az bulunur.
2- Şefkat li bir dos tunu yoldaş ve s ırdaş edinir. Bir kusur iş lediğinde dos tu
o kusuru örtmez veya kıs kanıp abartmaz. Böylece dos tunun s özleriyle
kendis ini düzelt ir. Bu çeş it arkadaş lıklar da çok az bulunur. Davud-i Tai'ye:
"Niçin ins anlarla arkadaş lık etmezs in" diye sorduklarında ş u cevabı verdi:
"Benim ayıbımı benden s aklayan ins anların arkadaş lığımı ne yapayım?"
3- Düşmanlarının sözüne kulak verip onların kötülemelerini dinlemek. Zira
düşman yaln ız ayıpları görür. Gerçi düşman mübalağa eder, ama sözünde
doğru taraflar çoktur.
4- İns anların işlediği ayıp ve kusurları görüp, kendis inin de böyle
olduğunu düşünerek bu ayıp ve kusurlardan kaçınmak. İs a (A.S.): "Bu
edebi kimden öğrendin?" diye soranlara ş öyle buyurdu: "Hiç kims eden
öğrenmedim. Baş kas ında gördüğüm çirkin ve yakış ıks ız ş eylerden
kaçındım."
Bir ins anın aklı ne kadar az is e kendi hakkında o kadar çok iyi fikir bes ler.
As lı fazla olan da kendis i için kötü fikir bes ler. Hz. Ömer (R.A.),
Hüzeyfe'den (R.A.) sordu: "Peygamberimiz (S.A.S.) münafıkların
belirt ilerini s ana anlatmış t ı. Bende bu belirt ilerden ne görürsün?"
Demek ki her ins an kendi ayıbını öğrenmek is temelidir. Zira has talık
bilinmeden tedavi imkanı olmaz. Bütün ilaçlar nefs i arzulara karş ı
koymakt ır.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Kim Allah'ın makamından korkup nefs ini hevadan alıkors a elbet te onun
ebedi kalacağı yer Cennet t ir."
NAZİAT SURESİ, Ayet: 40-41
Peygamberimiz (S.A.S.) gazadan dönünce Ashabına: "Küçük cihaddan
döndük, büyük cihada baş lıyâlim." buyurdu. Ashab: "Büyük cihad nedir?"
diye sorduklarında şöyle buyurdu: "Büyük cihad, nefis le yapılan
cihaddır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Azab ın ac ıs ını n efs in izd en u zaklaş t ırın. Onu n arzus una kapılıp gün aha
girmeyin. Zira yarın s ana düşman olup lanet eder. Hat ta bütün organlar
birbirlerine lanet ederler."
Has an Bas ri (R.A.) diyor ki:
"Nefis ten daha çok dizginlerinin sıkı tutulmas ı gereken binek hayvanı
yoktur."
Sırri Sakat i diyor ki:
"Kırk y ıld ır nefs im bal ile ceviz yememi is t iyor. Fakat hala yemedim."
İbrahim-i Havar diyor ki:
"Lübnan dağlarında çok nar gördüm. Birini koparıp yemek is tedim. Ekş i
olduğu için vazgeçt im. Yoluma devam et tim. Bir de baktım bir adam yere
yıkılmış et rafında arılar uçuşuyor ve yüzünü sokuyorlar. Selam verdim.
"Aleykümes s elam ya İbrahim" dedi. " İbrahim olduğumu nereden bildin?"
diye sordum. "Allah'la olan kims eden hiçbir ş ey gizli kalmaz" dedi. "Öyle
anlaş ılıyor ki Allah ile iliş kin var. Öyle is e niçin bu arıları s enden
uzakla ş t ırmas ını dilemiyorsun?" dedim. Bana şu cevabı verdi: "Ya ibrahim,
s enin de Allah iliş kin var, öyle is e niçin Yüce Allah 'ın nar yemek arzusunu
s enden almas ını is temiyorsun? Oys a nefis azabı öbür dünyada, arı azabı
is e bu dünyada olur."
Nar yemek mübah olduğu halde, takva ehli onu yas ak görmüş ler. Zira is ter
helal için obur, is ter haram için arzu onlar için aynıdır. Onlara göre eğer
nefs e mübah olan ş eyler zaruret miktarından fazla verilirs e, bu kez nefis
cüret bulup haram olan ş eyleri de is temeğe baş lar. Onun için nefs i mübah
olan ş eyleri de arzu etmekten alıkorlar ki kes in olarak arzudan kurtulsunlar.
Nitekim,
Hz. Ömer (R.A.) buyuruyor ki:
"Harama düşmek korkusuyla, yetmiş helalden vazgeçt im."
Mübahlardan s akınmanın baş ka bir s ebebi de şudur: Eğer nefs i mübahlara
alış ıp, adet haline get irirs e, dünyayı s evmeye baş lar. Kalb dünyaya
bağlanır. Dünya onun cennet i olur. Ölüm ona çok zor gelir. Böylece
nimet in çokluğu s ebebiyle haddi aş ıp Allah 'ı kalbinden s ilker. Zikir ve
münacaat ets e bile, lezzet ve tad alamaz. Halbuki eğer mübah olan ş eyleri
nefs e vermezs en nefis kırılır, üzülür ve dünyadan soğur. Ahiret nimet lerine
kavuşma heves ine düş er. O üzüntülü ve kırık halde iken söylediği bir
tesbih kalbine öyles ine etki eder ki, s evinçli ve nimet ler içinde iken
söyleyeceği yüz tesbih bu kadar etkili olamaz.
Nefis , doğan kuşuna benzer. Bu kuşu eğit ip alış t ırmak is teyenler gözünü
kapayıp ıs s ız bir yere koyarlar ki, vahş i tabiatını terk ets in. Ondan sonra
da s ahibine alış ıp itaat etmes i için ona azar azar et verirler.
Nefis için de durum böyledir. Alış kın olduğu adet lerinden kes ilmedikçe,
gözü, kulağı ve dili kes ilmedikçe; yaln ızlığa, açlığa, susuzluğa,
uykusuzluğa ve riyazete alışmadıkça Yüce Allah ile yakınlık kuramaz.
Bunları yapmak önceleri nefs e, küçük çocuğun ana s ütünden ayrılmas ı gibi
güç gelir. Fakat kes ildikten sonra art ık is temez. Hatta zorlans a bile yemez.
Herkes in riyazet i, s evdiği ş ey i bırakıp, çok arzu lad ığ ı ş eyin ters in i
yapmakla olur. O halde makam ve debdebeyi s even onları bırakmalı, malı
s even malını harcamalıdır. Böylece Allah'tan baş ka bir ş ey ile uğraş ıp o
ş eyi zorla kendis inden uzakla ş t ırıp, ebediyen kendis inden ayrılmayacak
olan ş eye rağbet etmelidir.
Öleceğin zaman ayrılmak zorunda kalacağın ş eylerden, bugün daha ölüm
gelmeden bilerek, s eve s eve ayrıl ve Yüce Allah'a itaat için uğraş . Nefs in
sonsuza dek beraber kalacağı ş ey ancak Hakkın dergahıdır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Cebrail (A.S.) kalbime şöyle fısıldadı: Dünyadan kimi is ters en s ev,
mutlaka ondan ayrılacaks ın."

SuFi
09-03-2009, 16:51
GÜZEL AHLAKIN BELİRTİLERİ

Güzel ahlakın belirt ileri vardır. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de mü'minlerin
özelliklerini şöyle belirt iyor:
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Namazlarını huşu ile kılan, lüzumsuz ş eylerden uzak duran mü'minler
elbet te kurtulurlar."
MÜ'MİNÜN SURESİ, Ayet : 1-3
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Tevbe, ibadet ve hamd edenler."
TEVBE SURESİ, Ayet: 112
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Allah'ın iyi kulları, yeryüzünde yumuş ak ve yavaş yürürler. Cahiller
kendileriyle edebs izce konuş tuğunda cevaplarında s ald ırgan olmaktan
s akınıp, yumuş ak söz söyleyerek günaha girmekten kaçınmış olurlar."
FURKAN SURESİ, Ayet : 63
Mü nafıkla rın be lirt ileri ko nus und a anlat ılan ş ey le r, kötü ah lak b elirt ileridir:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Mü'minlerin himmet i (yaş amaktan gayeleri) namaz, oruç, hac ve ibadett ir.
Münafıkların himmeti is e hayvan gibi yemek ve içmektir."
Hatem-i Asım diyor ki:
"Mümin, teş ekkür ve ibret ile; münafık is e h ırs ve emelle meşgul olur."
Mü'min Yüce Allah'tan baş ka herkes ten emin olur; Münafık is e Yüce
Allah'tan baş ka herkes ten korkar.
Mü'min Yüce Allah'tan baş ka herkes ten ümidini kes er; Münafık is e Yüce
Allah'tan baş ka herkes e ümit bağlar.
Mü'min malını din yoluna feda eder ve ağlar; Münafık is e günah iş ler ve
güler.
Mü'min yaln ızlığı ve işs izliği s ever; Münafık is e izdiham ve kalabalığı
s ever.
Mü'min eker ve "biçemem" diye korkar. Münafık is e ekmez ve biçerim diye
ümit bes ler."
İs lam büyüklerine göre güzel ahlak şunlard ır:
a) Utanmak ve s aygılı olmak,
b) Az üzülmek,
c) İyilik yapmayı is temek,
d) Çokça taat etmek,
f) Az kus ur iş lemek,
g) Herkes in iyiliğini is temek,
h) Herkes için iyi düşünmek,
ı) Herkes e ş efkat li olmak,
j) Vakarlı olmak,
k) Aceleci olmamak,
l) Kanaat s ahibi olmak,
m) Şükredici olmak,
n) Sabırlı olmak,
o) Duygulu ve yumuş ak huylu olmak,
p) Eli kıs a ve cömert olmak,
r) Sövmemek, lanet etmemek, dedikodu yapmamak,
s ) Söz taş ımamak, kötü s öz söylememek,
t ) Kin tutmamak,
u) Kıs kanç olmamak,
v) Aln ı açık olmak,
y) Gü le r yü zlü v e ta tlı d illi olmak,
z) Allah için s evmek ve Allah için nefret etmek.
Güzel ahlak, en çok s abreden ve ins anlardan gelen eziyet lere kat lanan
ins anlarda bulunur. Peygamber (S.A.S.) efendimize çok eziyet edip, diş ini
kırdıkları halde yine o şöyle derdi: "Ya Rabbi, onlara merhamet et ve doğru
yolu gös ter. Onlar cahildir, gerçeği bilmiyorlar."
İbrahim-i Edhem (R.Aleyh) çölde dolaş ırken bir as kere ras tladı. As ker
sordu: "Köle mis in?" ibrahim: "Evet köleyim" As ker: "Ben ins anların
yaş adığı ş ehri soruyorum" dedi. İbrahim yine mezarlığı gös terdi.
"Buras ıdır" dedi. As ker İbrahim'in baş ına s ert bir s opa ile vurup kanat t ı ve
yanına alarak ş ehre get irdi. İbrahim'in müridleri onu bu halde görünce
as kere: "Ahmak, bu ş ahıs İbrahim'i Edhemdir" dediler. As ker hemen at tan
inip ayaklarına s arıld ı ve sordu: "Niçin ben köleyim, dedin?" İbrahim:
"Yüce Allah'ın kuluyum da onun için" dedi. As ker: "Peki s ana ş ehiri
sorduğumda niçin mezarlığı gös terdin?" diye sordu. İbrahim: "Bir gün
bütün ş ehirler harab olacaklar da ondan" dedi. Sonra devam et t i: "Baş ıma
vurduğun zaman da s ana dua et t im." "Niçin?" diye s oranlara şu cevabı
verdi: "Onun s ebebiyle bu iş te s evap elde edeceğimi biliyordum. Onun için
benim s evap gördüğüm kims enin, benim yüzümden ceza görmes ini uygun
görmedim."
Biris i Ebu Osman Hayri'ni s abır ve tahammülünü denemek için onu ziyafet e
çağırd ı. Ebu Osman kapıya gelince davet s ahibi "Bir ş ey kalmadı" diyerek
onu içeri almadı. Ebu Osman geri döndü. Biraz git t ikten sonra ev s ahibi
arkas ından yetiş ip tekrar davet et ti. Ebu Osman davet i kabul edip geri
döndü. Kapıya geldiğinde ev s ahibi yine "Bir ş ey kalmadı" deyip geri
çevirdi. Bu durum birkaç defa tekrarlandı. Her defas ında çağırdı gelince de
"Bir ş ey kalmadı" diyerek geri gönderdi. Sonunda ev s ahibi: "Ey Ebu
Osman! Çok iyi huylusunuz" dedi. Ebu Osman ş u cevabı verdi: "Bende
gördüğün bu hal, köpeklerde bile var. Ne zaman köpeği çağırs alar gelir,
kovs alar gider. Onun için bu hâlimin ne kıymet i var."
Bir gün Ebu Osman'ın üzerine bir evin penceres inden kül döktüler. Ebu
Osman elbis es ini s ilkip temizledi ve ş ükret t i: "Niçin şükrediyorsun" diye
soranlara şöyle dedi: "Ateş e müs tehak olan bir kims eye, ateş yerine kül
dökerlers e, elbett e şükreder."
Ali bin Mus a-i Rıza esmer renkliydi. Niş abur ş ehrindeki evinin yanında bir
hamam vard ı. İbn Mus a hamama git tiği zaman hamamı boş alt ırdı. Yine bir
gün hamam boş alt ıld ı ve İbn Mus a hamama girdi. Hamamcı farkına
varmadan bir köylü de hamam girdi. Köylü İbn Mus a'y ı görünce, hamamda
görevli esmer tellaklardan zannet ti ve "Kalk su get ir" dedi. Get irdi. "Kalk
kil get ir" dedi. Get irdi. Bunlar gibi daha birçok iş söyledi, o da heps ini
yaptı. Hamamcı içeri girip köylünün İbn Mus a'ya iş yaptırdığını görünce
korkup kaçtı. Ali İbn Mus a dış arı çıkt ığında "Hamamcı bu olayın
korkusundan kaçtı" dediler. Şöyle dedi: "Söyleyin kaçmas ın. Suç
tohumunu s iyah cariyeye ekenindir."
Abdullah-ı Derzi (R. Aleyh) büyük velilerdendi. Bir putperes t ona daima iş
yaptırır ve karş ılığında da s ahte para verirdi. Abdullah da alırd ı. Bir
de fa s ın da Ab dullah h azır bulunmadığından çırağı s ahte p arayı almadı.
Abdullah geldiği zaman çırak ona s ahte parayı almadığını söyleyince şöyle
dedi: "Niçin almadın? Bir yıldan beri böyle yapıyor. Ben de yüzüne
vurmayıp s ahte parayı alıyorum ki, baş ka bir Müs lümanı o s ahte parayla
aldatmas ın."
Üveys -i Karani (R.Aleyh) kendis ine taş atan çocuklara şöyle derdi: "Hiç
olmazs a küçük taş lardan atın ki bacağımı incit ip ayakta namaz kılmama
mani olmas ın."
Biris i Ahnef-i Kays 'ı sövüp arkas ından gidiyordu. Ahnef hiç s es ini
çıkarmıyordu. Kabiles inin yakınına geldiklerinde adama dönüp şöyle dedi:
"Daha da s öyleyeceğin bir ş ey vars a burada söyle. Zira akrabalarım
görürlers e s eni incit irler."
Kendis ine riyakar diyen bir kadına Malik Bin Dinar (R.Aleyh) şunları
söyledi: "Ey hatun!. Bas ralılar benim ismimi unutmuş lard ı. Sen nereden
hatırladın?"
Bu ins anların yaptığı ş eyler güzel ahlakın en güzel örnekleridir. En güzel
ahlak, riyazet yoluyla kendini ins anlık sıfat larından temizleyip Allah'tan
baş ka hiçbir ş eye bakmayan ve her ş eyi Allah'tan gören kims elerin
s ıfatıdır. Bu ve buna benzer halleri kendilerinde görmeyenler "güzel
ahlaklıyım" diye gururlanmas ınlar.

SuFi
09-03-2009, 16:52
ÇOCUK BÜYÜTMEK VE TERBİYE ETMEK

Çocuk terbiyes i, üzerinde önemle durulmas ı gereken bir konudur. Çocuk,
anne babanın yanında ilahi bir emanet t ir. Çocuğun kalbi s af temizdir.
Kendis ine verilecek her ş eyi almaya hazır ve her türlü işleyiş e müs aitt ir.
Kendis ine iyi ş eyler s öylenir ve iyi ş eyler yaptırılırs a, çocuk iyi bir ins an
olarak yetiş ir, dünya ve ahirette mes ut olur. Çocuğu iyi yet iş tiren
ana-baba ve öğretmenleri de çocuğun işleyeceği s evaplara ortakt ırlar.
Çocuğun terbiyes ine bakılmaz kötü işlere itilir ve ihmal edilirs e, çocuk
daha da kötüle ş ip felakete sürüklenir. Ana-baba ve öğretmeni onun
kötülüklerine de ortakt ırlar. Zira,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk - çocuğunuzu cehennem ateş inden
koruyunuz."
TAHRİM SURESİ, Ayet : 6
Terbiye, çocuğu dünyada felaket lerden koruduğu gibi, ahiret te de ateş ten
korur. Çocuğu korumak, ona güzel terbiye verip temizlemek, ahlaki
faziletler öğretmek kötü arkadaş lardan uzak tutmak, sürekli zevk - s efa
içinde bulundurmamak ve onu refah ve dünyalık değerlere düş kün
kılmamakt ır. Zira eğer dünyevi değerlere ve refaha alış ırs a büyüdüğü
zaman onları elde edeb ilmek için ömrü bo yun ca p eş lerin den koş ar ve
ebediyyen mahvolur gider. Onun için daha ilk günlerden çocuğun
terbiyes ine önem vermek gerekir. Sütannes i helal yiyen dindar bir kadın
olmalıdır. Zira haramdan meydana gelen bir s ütten hayır gelmez.
Altı - yedi yaş larına gelen çocuk art ık kontrol alt ına alınmalıdır. Bu
yaş larda art ık çocukta utanma duygusunun belirt ileri baş lamalıdır.
Çocuğun utanarak kendini büyüklerden s ayıp bazı iş lerini terk etmes i, akıl
nurunun parlamaya baş ladığını gös terir. Bu s ayede bazı ş eylerin çirkin
olduğunu farkeder ve onları yapmaktan çekinir. Bu anlayış a s ahip olma
Yüce Allah'ın bir lütfudur. Aynı zamanda kalbinin temizliğini ve ahlakının
it idalini gös terir. Ar s ahibidir diyerek utanma duygusuna s ahip olan
çocuğun terbiyes ini ihmal etmemek gerek.
Çocukta meydana gelen ilk duygu yemek h ırs ıdır. Çocuk önce bu husus t a
terbiye edilmelidir. Yemeğe besmele ile baş lamas ı, s ağ elle ve kendi
önünden yemes i, baş kalariyle yemek yerken s ofraya ilk oturanın o
olmamas ı, baş kas ından önce yemeğe baş lamamas ı gibi. Çocuğa önüne
gelenle yet inmes i, temiz yemek yemes i ve fazla obur olmas ı öğret ilmelidir.
Elbis e konusunda da beyaz elbis e giymeye teşvik edilmeli, fazla s üs lü ve
renkli elbis eler giydirilmemelidir. Erkek ve kadın kıyafet lerinin farklı olduğu
söylenmelidir. Çocuk zengin ve ş atafat lı elbis e giyen kims elerin yanına
gönderilmemelidir. Eğer çocuk yet işme çağında ihmal edilirs e ahlakı
bozulur ve yalancılık, kıs kançlık, h ırs ızlık vs . gibi kötü huylar edinir.
Sonra çocuk okula verilir. Okullarda Kur'an okumayı, İs lam büyüklerinin
yaş ama biçimlerini ve durumlarını öğrenir. Böylece içine iyi ins anlara karş ı
duymas ı gereken s evgi ve merhamet tohumları ekilmiş olur. Aş k ve macera
es erlerinden uzak tutulmalıdır. Zira bunlar çocuğun kalbine fes at tohumları
ekerler.
Çocukta güzel ahlak ile ilgili iyi bir hareket görüldüğü zaman takdir edilmeli
ve mükafat landırılmalıdır. Baş kaları yanında da iyi hareketlerinden dolayı
övülmelidir. Zira bu tür ş eyler çocuğu iyiliğe teşvik eder. Çocuğun bazen
yaptığı hatalı hareket leri de görmemezlikten gelmek gerekir. Hele çocuk
yaptığı kus urunu gizlemeye kalkış ırs a bunu tamamen görmemezlikten
gelmek icab eder. Aks i takdirde çocuk "Nas ıls a bi kus urumu herkes
biliyor" diyerek onu devamlı işlemeğe ve giderek huy edinmeğe baş lar.
Eğer görmemezlikten gelinen kusurunu tekrar eders e gizlice azarlamalı ve
bu kötü hareket in zararları kendis ine açıklanmalıdır. Sık sık azar ve
terkit ten de kaçınmak gerekir. Zira bu durum, çocuğun azar ve tenkit leri
dinlememes ine s ebep olur. aynı zamanda verilecek öğütlerin de et kis ini
azalt ır.
Baba çocuğuna karş ı ağır davranıp s eyrek olarak kınamalıdır ki anne
çocuğunu babas ıyle korkutup kötülüklerden alıkoyabils in. Çocuğun yatak,
giyecek ve yiyeceğinden lüks e kaçmamak gerekir. Zira bunlara alış ırs a,
vazgeçmes i zor olur.
Çocuğun gizli ş eyler yapmas ına müs aade edilmemelidir. Zira gizli yaptığı
ku s urlar o nda alış kanlık olur, s o nra açığa yapmağ a baş lar.
Günün belirli s aatlerinde beden eğit imi ile ilgili gerekli hareket ler
yapmalıdır. Aks i takdirde vücudu yeteri gibi gelişmez ve tembel olur.
Eğit im yaparken gücünün kald ıramayacağı ve zararlı olabilecek aş ırı
hareket lerden kaçınmalıdır.
Ana-babas ının varlığıyle, zenginliğiyle, giyim ve okul araçlarının
çoklu ğuyla veya baş ka meziyet leriyle arkadaş larına üs tünlük tas lamas ı
gerekt iği ö ğretmeli, aks ine çocuklarla eş it olmas ı, alçak gönüllü
davranmas ı, onlara ikramda bulunmas ı icab ett iği söylenmelidir.
Çocuk hoşuna giden herhangi bir ş eyi baş kas ından is teyip almamalıdır.
Hele it ibarlı birinin çocuğu is e, buna hiç yaklaşmamalı, üs tünlü ğün almak
değil vermek olduğu kendis ine öğret ilmelidir. Fakir çocuğa da
baş kalarından bir ş eyler is temenin, onlara boyun bükmenin kötü bir ş ey
olduğu, bu hareket in ins anlara yakışmadığı söylenmelidir.
Sonuç olarak çocukları aş ırı derecede paraya tutkun olmaktan
uzakla ş t ırmalı, böyle bir tutkunun çok kötü ve tehlikeli olduğu
anlatılmalıdır. Zira paraya tutulma has talığı, zehirin et kis inden daha
kuvvet lidir.
Çocuğa toplantılarda şu hus us lara dikkat etmes i gerektiği öğret ilmelidir.
a) Sümkürüp tükürmekten s akınmalı,
b) Baş kas ının yüzüne doğru esnememeli, esnediğinde eliyle ağzını
kapamalı,
c) Baş kas ının önüne geçmemeli,
d) Ayaklarını birbirinin üzerine atma, elini çenes ine dayama, baş ını yere
koyma gibi yakış ıks ız hareket ler yapmamalı.
e) Fazla konuşmamalı, baş kas ına da söz hakkı tanımalı.
f) is ter doğru is ter yalan olsun durup dururken yemin etmemeli,
g) Büyüklere yer vermeli, onlara karş ı s aygılı olmalıdır.
h) Gereks iz sözlerden, baş kas ına sövüp s aymaktan, kötü konuş anlarla
oturup kalkmaktan s akınmalıdır. Zira kötülerle düş üp kalkmak, onlar gibi
olmak demekt ir. As lında çocuk terbiye etmenin en önemli kuralı, onu
kötülerle düşüp kalkmaktan uzaklaş t ırmakt ır.
Çocuk öğretmenine karş ı gelmemeli, öğretmeninin verdiği cezaya
s abretmeli, ağlayıp s ızlamamalıdır. Yiğ it ve ces ur çocuklar böyle olurlar.
Ders ten sonra çocuğun bir miktar oyun oynamas ına müs aade etmek
gerekir. Böylece hem ders yorgunluğunu atmış ve hem de arkadaş larıyle
yürütmes i gereken davranış ş eklini öğrenmiş olur. Fakat oyun fazla uzun
ve yorucu olmamalıdır. Çocuk tamamen oyundan alıkonur, yaln ız ders e
bağlanırs a anlayış s ız. Sıkıntılı ve dert li olur. kendis ini tam olarak ders e
veremediği için de zekas ı körelir. Hat ta bu durumdan kurtulmak için çeş it li
hilelere başvurur.
Çocuk alt ı - yedi yaş larında temizlik ve namaza alış t ırılmalı, durumu uygun
olduğu zamanlar alış kanlık kazanmas ı için Ramazan'da bazı günler oruç
tut turulmalıd ır. (On yaş ına gelin ce farzları y erin e get irmes i için zorlanır.)
Yavaş yavaş altın kullanmaktan ve ipek elbis eler giymekten
uzakla ş t ırılmalı, bilmes i gereken dini hükümler kendis ine öğretilmelidir.
Hırs ızlık yapmak, haram giyinmek, ihanet etmek, yalan söylemek vs . gibi
kötü ve çirkin hareket lerin neler olduğu kendis ine öğret ilmeli, buluğ
(erginlik) yaş ına gelince bunların neden yas aklanmış olduğunun s ebepleri
anlatılmalıdır.
Mes ela yemek vücudun bes lenmes i için bir araçtır. Yemekten as ıl gaye
Yüce Allah'a kulluk edebilmekt ir. Dünya as lı olmayan boş bir şeydir. Bir
gün ölüm gelecek ve dünya hayatı sona erecektir. Dünya s adece bir
durakt ır. Asıl ve devamlı bulunulacak yer ahiret tir. Ölüm her an ins anın
kapıs ını çalabilir. Akıllı ins an, dünyada iken ahiretin azığını elde eden ve
bu s ayede cennet in bol nimet lerine kavuşup Allah katında mevki s ahibi
olan kims edir. İş te bütün bunlar çocuğa anlatılmalıdır.
Erginlik yaş ına gelen çocuk iyi terbiye edilmiş s e, bu sözler kendis ine etki
eder. Oyulan yazının taş ta iz b ırakmas ı gibi, bu sözler de kalbine yerleş ir
ve orada iz b ırakır. Fakat daha önce iyi terbiye edilmemiş , kötü s öz ve kötü
iş lere alışmış , oyun ve eğlenceden baş ka bir ş ey düşünmemiş , is tediğini
yemiş , is tediğini giymiş , har vurup harman s avurmuş bir çocuk, duvarın
kuru toprak kabul etmemes i gibi, gerçekleri kabul etmez. İlk günden
çocukla ilgilenip yaş ına göre terbiyes iyle meşgul olmak çok önemlidir. Zira
onun s af ve tertemiz olan kalbi hayrı da ş erri de kabul etmeye elveriş lidir.
Anne ve babas ı onu is tedikleri gibi iş lerler.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Her çocuk (İs lam) fıt ratı üzerine doğar. Sonra ana-babas ı onu yahudi,
hıris t iyan veya ateşperes t yaparlar."
Sehl-i Tüs teri (R.Aleyh) diyor ki:
"Üç yaş ındaydım. Dayım Muhammed Bin Suvar gece namazı kılarken onu
s eyrederdim. Bana "Ey oğul, s eni yaratan Yüce Allah'ı anmak is temez
mis in?" dedi. "Ben: "Nas ıl anayım?"
Bana şöyle dedi: Gece yatağa girince kalbinle üç defa de ki: "Allah
benimledir, daima bana bakıyor, beni görüyor". Birkaç gece böyle
söyledim. Sonra her gece yedi kere söyle dedi. Öyle yaptım. Bir s üre sonra
kalbimde bunun zevkini tadmaya baş ladım. Aradan bir y ıl geçince: "Sana
söylediklerimi ömrün boyunca unutma. Seni mezara koyuncaya kadar
devam et . Zira bunlar bu dünyada da ahiret te de s enin dayanağın olur ve
elinden tutarlar" dedi. Birkaç yıl devam et tim. Kalbimdeki tat lılık gitt ikçe
art t ı. Bir gün dayım bana: "Yüce Alah kiminle olurs a, kime bakar ve kimi
görürs e o kims e günah işlemez. Sakın günah işleme. Yüce Allah s eni
görüyor" dedi. Sonra beni okula verdi. O zaman kalbim değiş t i. "Her gün
bir s aat ten fazla okula göndermeyin" dedim. Kur'an-ı Kerim'i öğrendim.
Daha y edi yaş ınd aydım. On yaş ıma gelin ce dev amlı o ruç tutar, arpa ekmeğ i
yerdim. On iki yaş ına kadar böyle devam et t i. On üç yaş ında iken kalbime
zor mes ele geldi. Beni Bas ra'ya gönderin bu mes eleyi sorayım dedim.
Git t im. Bütün âlimlerden sordum, çözemediler. Abadan ş ehrinde kıymet li
bir zata git t im. Mes eleyi sordum. Hallet t i. Bir süre onun yanında kald ım.
Sonra dönüp Tüs ter tarafına geldim. Bir akçalık arpa ald ım. Orucumu arpa
ekmeğ iyle açard ım. Arpa ekmeğ inin yanında baş ka bir ş ey yemezdim.
Bir yıl bir akçe ile yetindim. Sonra üç gün üç gece bir ş ey yemeden oruç
tutmağa baş ladım. Sonra bu sureyi beş güne, bunu da baş arınca yedi güne
çıkardım. Bu süreyi art ıra art ıra öyle bir dereceye geldim ki, yirmi beş gün,
yirmi beş gece hiçbir ş ey yemeden oruç tutmağa baş ladım. Yirmi yıl böyle
devam ett im. Geceleri de s abaha kadar namaz kılarak geçirirdim.
Bu hikayeyi, bütün zor işlerin temelinin çocukluktan atılmas ı gerekt iğini
belirtmek için anlat t ık.

SuFi
09-03-2009, 16:54
MÜRİDİN MÜCAHEDEYE BAŞLARKEN DİKKAT EDECEĞİ ŞEYLER ve
RİYAZETLE DİNDE İLERLEMENİN YOLU

Hakka kavuş amayan, hak yolda yürümediği için kavuş amamış t ır. Hak
yolunda gitmeyen, bunu is temediği için gitmemiş t ir. İs temeyen de hakikat i
anlayamadığı için is tememiş t ir. Hakikat i bilmeyen kims enin imanı tam
değildir. Zira birkaç günlük değers iz dünya hayatından sonra değerli ve
ebedi bir hayat olduğunu kes in olarak bilenin kalbinde, ahiret için azık
hazırlamak arzus u doğur ve bu iş i yapmak ona zor gelmez. Zira kıymets iz
bir ş eyi kıymet li bir ş eyle değiş t irmek, mes ela yarın altın kupaya kavuşmak
için bugün toprak s aks ıyı vermek zor değildir.
O halde riyazet yolunu tutmamanın s ebebi iman zayıflığıdır. İman
zayıflığının s ebebi de din yolundan habers iz olup hatalı hareket etmekt ir.
Din yolunun rehberi zahid âlimlerdir. Zamanımızda is e böyle âlimler bulmak
mümkün değildir. O halde rehberi olmayan yol boş görünür ve ins anlar
s adet lerine kavuşmaktan mahrum kalırlar. Din yolunu takip eden âlimler de
dünya s evgis ine bulaşmış , dünya tutkusu onlara egemen olmuş tur. Âlimler
dünya peş inde koşunca, halkı nas ıl dünyadan alıkoyup ahiret e
çağırabilirler. Dünya yolu, ahiret yolunun tam ters idir. Zira ahiret ile dünya
doğu ile batı gibidir. Bir tarafa yaklaş an diğerinden uzaklaş ır.
Demek ki kendis inde Yüce Allah 'ı is teme arzusu meydana gelen kims e,
Yüce Allah 'ın haklarında ş öyle buyurduğu zümreden olur: "Kim mü'min
olarak ahiret i diler, onun için çalış ırs a, iş te onların bu çalışmaları makbul
olur." İs ra Sures i, Ayet: 19,
O yolda çalışmanın ne anlama geldiğini bilmek gerekir. Din yolunda
yürüyenlerin, gayelerine ulaşmaları için birçok ş art ları yerine get irmeleri
lazımdır. Ondan sonra s ağlam bir yard ımcıya, sonra da s ığınacak s ağlam bir
kaleye ihtiyaçları vardır.
İlk ş art : Yüc e Allah ile aras ınd aki perdey i kald ırmalıd ır ki Yüce Allah'ın
haklarında "Önlerine ve arkalarına perde koyduk" buyurduğu zümreden
olmas ın. Bu perdeler dörttür:
a) Mal, b) Mevki, c) Taklit, d) Günah
a) Mal, kalbi meşgul eden bir perdedir. Oys a hak yolunda ancak rahat ve
boş bir kalble yürümek mümkündür. O halde hak yolun yolcusu ihtiyaç
miktarından baş ka malla ilgilenmemelidir. Hiçbir ş eyi olmayıp ihtiyaçları
baş kas ı tarafından karş ılanan kims enin ilerlemes i daha çabuk olur.
b) Mevki ve şöhret perdes i, ins anlardan kaçıp kims enin bilmediği bir yere
gitmekle kalkar. Şöhret li kims e daima baş kalarının ilt ifat ve teveccühüne
mazhar olur ve bunlar ona zevk verir. İns anların teveccühünden zevk
duyan kims e Yüce Allah'a ulaş amaz.
c) Taklidin perde olmas ı da şöyledir: Biris inin mezhebine it ikat edince
s adece onun mücadele ve münakaş alarda s öylediği ş eylerle meşgul olur,
kalbinde baş ka bir ş eye yer kalmaz. Bunlardan kurtulmak "La ilahe illallah"
kelimes inin manas ına iman get irmek ve bu kelimenin as lını aramak gerekir.
Bu kelimenin hakikat i Yüce Allah'tan baş ka ibadet edilecek bir ilahın
bulunmamas ıdır. Nefs inin arzularına kapılan kims enin mabudu arzularıdır.
Bunun böyle olduğu anlaş ılınca, işlerin keş fini mücadele ve münakaş ada
değil, kendi nefs iyle yapılan mücadelede aramak icab eder.
d) Günah, kalın bir perdedir. Günah işlemeye is rar eden kims enin kalbi
muhakkak kararır. Kararan bir kalb Hakkın cemalini nas ıl görebilir? Bilhas s a
haram yemek kalbi çok karart ır. Helal yemek is e kalbi parlatır. O halde
haram yemekten s akınıp, helalden baş ka bir ş ey yememek gerekir.
Şeriat bilgilerini öğrenip amel etmeden önce din ve ş eriatın sırlarına
kavuşmak is teyen kims e, arapça öğrenmeden Kur'an-ı Kerim'i tefs ir etmek
is teyene benzer.
Bu s aydığımız perdeleri aradan kald ıran ins an, abdes t alıp temizlenmiş ve
namaza baş layacak s eviyeye gelmiş kims e gibidir. Şimdi uyabileceği bir
imana ihtiyacı vardır. Buradaki imam kamil bir mürş idinden anlayamacağı
bir ş ey duyars a Mus a ve Hızır (A.S.)'ın hikayes ini aklına get irmelidir. Bu
hikaye mürş id ve müridin durumuna örnekt ir. Zira büyük zat lar akıl ile
s ırrına eriş ilemeyecek bazı ş eyler bilirler.
Calinos zamanında bir asamın s ağ parmağı ağrıdı. İş in ehli olmayan
doktorlar parmağa ilaç sürdüler, fakat hiçbir fayda vermedi. Calinos o
parmağına değil de sol omuzuna ilacı koydu. Bunun acaip karş ılayıp: "Bu
ne ahmaklıkt ır, has ta parmakta, ilaç is e diğer taraftaki omuzda, bunun ne
faydas ı olur." dediler. Adamın parmağı bu tedavi ile iyile ş t i. Sebebi şuydu:
Calinos s inirlerin as lında bir bozukluk olduğunu, s inirlerin beyin
arkas ından geldiğini, s ağdan gelenin sola, s oldan gelenin de s ağa git t iğini
biliyordu. Bunu, müridin kalbinde hiçbir in ş iyat ifin bulunmamas ı
gerekt iğini belirtmek için anlat t ık.
Hoca Ebu Ali arimidi bana anlat t ı: "Bir defa Şeyh Ebül Kas ım-ı Gurgani'ye
bir rüya anlat t ım. Bana kızd ı ve bir ay benimle konuşmadı. Bana niçin
kızdığını anlayamadım. Nihayet bana dedi ki: "Ey Ebu Ali! Bana rüyayı
an lat ırken rü yad a benimle konu ş tuğu nu ve " niçin " diye s o rd uğu nu
söyledin. Eğer s enin kalbinde "Niçin" kelimes inin yeri olmas aydı, rüyada
bu kelimeyi söylemezdin."
Mürid işlerini mürş idine bırakınca, mürş id onu içinde hiçbir tehlikenin
bulunmadığı dört duvarlı kales ine alır. O dört duvardan biris i halvet , biris i
açlık, biris i uykusuzluk ve biris i de sus kunluktur. Açlık ş eytanın yolunu
t ıkar. Uykusuzluk kalbe ış ık verir. Susmak kalbten konuşma zahmet ini
kald ırır. Halvet (yaln ızlık) is e ins anlardan gelen zulmet i (karanlık ve
kötülü ğü) yok eder, göz ve kulak yollarını bağlar.
Sehl-i Tüs teri diyor ki:
"Abdallar (gayb âleminde tas arruf yet kis ine s ahip kims eler) dört ş eyle
abdal olurlar: a) Uzlet , b) açlık, c) Sus kunluk, d) Uykusuzluk."
Mürid meş galelerden kurtulunca büyüklerin yolunda ilerlemeye baş lar.
Baş langıçta evvela yolun geçit lerini aşar. Yoldaki geçit ler kalbteki kötü
s ıfat lard ır. Kötü sıfat lar kaçınılmas ı gereken kötü işlerin as lıdır. Mal,
mevki, refah, kibir, riya ve bu gibi ş eylere duyulan h ırs gibi.
Mürid bu işlerden kes ilince kalb boş alır, rahat ve temiz olur. Bazı
kims elerin kalbi heps inden boş almış olup ta yaln ız bir tanes ine tutulmuş
olabilir. Böyle müridler, üs tadın tavs iye edeceği duruma uygun bir yolla,
kurtulmaya çaba s arfetmelidirler.
Toprak zararlı maddelerden temizlenince, s ıra tohum ekmeğe gelir. Tohum
Yüce Allah'ı zikretmek ve düşünmektir. Kalb Yüce Allah'tan baş ka
herş eyden temizlenince mürid hücres inde oturup dil ve kalbi ile devamlı
olarak "Allah, Allah" demelidir. Dil sus tuğu zaman kalb zikirle meşgul
olacak s eviyeye gelinceye kadar buna devamlı edilmelidir. Ondan sonra
öyle dereceye gelir ki, kalb de sus ar, Allah kelimes inin ifade et t iği anlam
kalbini kaplar.
Kalbine "Allah" kelimes inin gerçek anlamı, hakim olanlar, uğraş s alar bile
art ık onu kalblerinden sökemezler.

SuFi
09-03-2009, 16:55
MİDE VE FERCİN (CİNSEL ORGANLARIN) ŞEHVETİNİ KIRMA

Mide vücudun havuzu, ins anın yedi organına giden damarlar da bu
havuzdan boş alan ırmaklar gibidir. Bütün arzuların kaynağı midedir. Yemek
arzus u, insandaki en kuvvet li arzudur. Bu arzu diğer bütün arzuların
as lıdır. Zira ins anın kalbi tok olunca evlenme is teği doğar. Midenin
is teklerini karş ılamak ancak mal ile mümkün olur. Böylece mal düş künlü ğü
meydana gelir. Mal da mevki ve şöhret le elde edilir. Böylece mevki ve
şöhret hırs ı meydana gelir. Mal ve mevkiyi korumak baş kalarıyle mücadele
etmekle mümkün olur. Böylece ins anda kızgınlık, hiddet , düşmanlık, kibir,
kin ve kıs kançlık s ıfat ları meydana gelir.
Demek ki mideyi kendi haline bırakmak, bütün günahların temelidir. Ona,
arzus undan alıkoyup az yemeğ i adet edinmek bütün s evapların baş ıdır. Biz
bu bölümde bu konuyu geniş çe ele alacağız.

SuFi
09-03-2009, 16:57
AZ YEMENİN ÜSTÜNLÜĞÜ VE SEVABI

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Açlık ve susuzluk ile nefs inize karş ı s avaş ınız. Zira bunun s evabı,
Kâfirlerle cihad s evabı gibidir. Yüce Allah katında açlık ve sus uzluktan
daha s evimli bir amel yoktur."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Mides ini dolduran kims eye melekut âlemini gös termezler."
Peygamber (S.A.S.) " İns anların en fazilet lis i kimdir?" diye s ordular. Şöyle
buyurdu:
"Az yiyen, ay uyuyan ve ancak avret yerlerini örtecek kadar elbis es i olan
kims edir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Giyininiz, karnınız yarım doyuncaya kadar yiyiniz ve içiniz. Zira az yemek
peygamberlikten bir cüzdür."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Düşünmek ibadet in yarıs ı, az yemek is e tamamıdır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kıyamet gününde Allah katında en üs tününüz, en çok aç kalanınız ve
Yüce Allah 'ı en çok düşünenizdir. Allah katında en s evims iz olanınız da
çok yiyen, çok içen ve çok uyuyanınızdır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah dünyada az yiyip az içen kullarını meleklere karş ı övüp şöyle
buyuruyor: Şu kuluma bakın, ona yemek hırs ı verdim. O is e benim için
yemiyor. Şahid olun, terk et t iği her lokma için cennete ona bir derece
veririm."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Çok yiyip içmekle kalbinizi öldürmeyiniz. Zira kalb bir ekin tarlas ı gibidir.
Fazla su tohumu kes er ve çürütür."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
" İns anın doldurduğu kabların en kötüsü mides idir. İns anın belini
doğrultacak kadar yemes i yeterlidir. Bunu yapamazs a midenin üçte birini
yemekle, üçte birini su ile üçte birini de boş bulundurmalıdır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yün giyiniz, paçaları s ıvayınız, midenizi yarıya kadar doldurunuz ki bu
s ayede göklerin s ırlarını anlayabilirs iniz."
İs a (A.S.) Havarilerine şöyle buyurdu:
"Ey Havarilerim! Midelerinizi boş bırakınız. Süs lü elbis elerden kaçınınız.
Ancak böylece kalbleriniz Allah'ı görür."
Tevrat 't a ş öyle yazılıdır: "Yüce Allah ş işman ve yağlı papazları s evmez.
Zira yağlılık çok yemeğe iş aret tir. Bunlar is e çirkin, hele papazlar için daha
da çirkindir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Şeytan damardaki kan gibi vücutta dolaş ır. Geçiş yollarını açlıkla
daralt ınız."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Tok karınla yemek yemek mis kinlik ve alalık has talığını get irir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Mü'min bir kap ile karnını doyurur, münafık is e yedi kab ile."
Yani münafık mü'minin yedi katı yemek yer ve dolayıs ıyle ş ehvet i de yedi
kat fazla olur.
Hz. Aiş e (R.Anha) anlatıyor:
Peygamber buyurdu ki: "Cennet in kapıs ını devamlı çalın ki, s ize açıls ın"
"Nas ıl açâlim?" dedik. "Açlık ve susuzlukla" buyurdu.
Ebu Huzeyfe (R.A.) Peygamber'in (S.A.S.) yanında geğirdi. Peygamberimiz
(S.A.S.) buyurdu ki:
"Geğirmeni at (az yemek ye). Zira bu dünyada tok olan öbür dünyada aç
kalır."
Hz. Aiş e (R.Anha) diyor ki:
Peygamber (S.A.S.) hiçbir zaman doyuncaya kadar yemek yemezdi. Açlık
çekmes ine dayanamayıp ağladığım olurdu. Elimi mides ine koyar "Sana
canım feda ols un. Dünyadan açlık çekmeyecek kadar yes eniz ne olur?"
derdim.
Buyurdu ki:
"Ya Aiş e, benden önce yaş ayan büyük azim s ahibi kardeş lerim ve
peygamberler, Yüce Allah'ın ihs anına kavuş tular. Çok yers em onlardan geri
kalmaktan utanırım. Az yemekle birkaç gün s abretmeyi, ahiret te derecemin
düşmes ine tercih ederim. Kardeş lerime kavuşmaktan onlar gibi olmaktan
daha çok s evdiğim bir ş ey yoktur."
Hz. Aiş e (R. Anha) buyuruyor:
"Yemin ederim Resulallah bu konuşmadan sonra bir haftadan fazla
yaş amadı."
Hz. Fatıma (R. Anha) bir parça ekmekle Peygamberimiz (S.A.S.) yanına
geldi. Peygamberimiz (S.A.S.)
"Bu ekmek parças ı nedir?" diye s ordu. Hz. Fatıma:
"Kendim piş irdiğim ekmekt ir. Sis s iz yemek is temedim" dedi.
Peygamberimiz buyurdu ki:
"Kızım üç günden beri babanın ağzına giren ilk lokma, bu get irdiğin
ekmekt ir."
Ebu Hüreyre (R.A.) diyor ki:
"Hiçbir zaman üs t üs tü üç gün Resulallah'ın evinde buğday ekmeğ i
yenmemiş t ir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Dünyada açlık çekenler ahiret te tok olurlar. Allah 'ın en az s evdiği
kims eler, midelerini t ıka-bas a doldurdukları için mideleri bozulan
kims elerdir. Canı çekt iği halde bir lokmayı yemeyen kims e için o lokma
cen net te bir d erece olur."
Din büyüklerinin bu husus ta söylediği sözler.
Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
"Oburluktan s akının. Zira çok yemek dünyada hamallık, öldükten s onra da
pis kokudur."
Sakık-ı Belhi diyor ki:
" İbadet bir s anat t ır; dükkânı yaln ızlık, alet i is e açlıkt ır."
Lokman oğluna dedi ki:
"Oğulcağızım, mide dolunca tefekkür uyur, hikmet dils izle ş ir ve organlar
tembelleş irler."
Fudayl bin İyad kendi kendine ş öyle derdi:
"Neden korkuyorsun, aç kalmaktan mı? Sen nes in ki, Hz. Muhammed
(S.A.S.) ve ashabı bile aç kalmış lard ır."
Fudayl bin İyad Allah'a şöyle yalvardı:
"Allahım, beni ve ailemi aç b ırakt ın, gece karanlığında ış ıks ız koydun. Sen
bütün bunları velilere ve dos t larına yapars ın. Acaba beni bu mevkiye
yüks elten ş ey nedir?"
Yahya b. Muaz diyor ki:
"Allah'ı arayanların açlığı ikaz, tevbe edenlerin açlığı tecrübe,
müctehit lerin açlığı keramet , s abredenlerin açlığı s iyanet , zahit lerin açlığı
is e hizmett ir."
Tevrat 'ta deniliyor ki:
"Allah'tan kork ve doyduğun zaman açları hatırla."
Ebu Sülayman-ı Darrani diyor ki:
"Akş amleyin bir lokma az yemek, benim için bir gece ibadet etmekten daha
s evimlidir. Açlık Allah'ın hazinelerindendir. Allah dilediği ve s evdiği
kims elere açlık verir."
Malik-i Dinar diyor ki:
" İns anlara muhtaç olmayacak kadar ekin ekene müjdeler olsun."
Sehl-i Tüs teri diyor ki:
"Nefs ini acıktıran, vesves elerden kurtulur."
Muhammed İbni Vas i diyor ki:
"Sabah akş am aç olduğu halde Yüce Allah'tan razı olana müjde ve
s aadet ler olsun."
Sehl-i Tüs teri diyor ki:
"Din büyükleri ve derin düşünenler dine ve dünyaya bakt ılar. Dünya için
az yemekten daha faydalı ve ahiret için tokluktan daha zararlı bir ş ey
göremediler."
Abdülvahid diyor ki:
"Yüce Allah a çlık çekenleri s ever. Açlık çeken le r h ariç, kims e s u üs tü nde
yürümemiş t ir. Kıs a zamanda uzak mes afelere açlık çekenler hariç kims e
gitmemiş t ir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Mus a (A.S.) Yüce Allah ile konuş tuğu kırk gün hiçbir ş ey yemedi."

SuFi
09-03-2009, 16:59
AÇLIĞIN FAYDALARI VE ÇOK YEMENİN ZARARLARI

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Aç ve susuz kalarak nefs inizle mücadele ediniz. Mükafat oradadır."
Açlığa, s ıkıntı verdiği için bu kadar önem verilmiş değildir.
İlacın kıymetinin acılığından ileri gelmemes i gibi. Açlıkta on fayda vardır:
1. FAYDA: Kan fazla kalbe hücum etmediği için s akin s af ve berrak olur.
zira tokluk tembelliği doğurur ve kalbi körleş t irir. Adeta s arhoş luk gibi
beyni kaplar ve düşünmeyi önler. Onun için kalbin fikir hakkındaki
düşünce cereyanı ağırlaş ır, s ürat le intikal vas fını kaybeder. Çocuk bile çok
yediği zaman adeta aptallaş ır, zeka ve hafızas ı körelir.
Ebu Süleyman-ı Darrani diyor ki:
"Açlığa devam eden. Zira açlık nefs i terbiye eder, kalbi yumuş atır ve
s emavi ilimlerin ins anda gelişmes ine s ebep olur."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kalblerinizi az yemekle ihya ediniz, açlıkla temizleyiniz ki s af ve hafif
olsun."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Mides ini aç bırakan kims enin düşünce kabiliyet i geliş ir ve zekas ı
kes kinle ş ir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yemek yiyip arkas ından uykuya yatan kiş inin kalbi katılaş ır. Her ş eyin bir
zekatı vardır, vücudun zekatı da açlıkt ır."
Şibli Diyor ki:
"Ne zaman aç kald ıms a kalbimde hikmet açılmış bir kapı buldum."
İbadet ten gaye, marifete ulaş t ıracak fikre s ahip olmak ve bas iret gözü ile
hakikat i keş fetmekt ir. Açlık bu kapıyı açar, tokluk is e kapatır. Marifet
cennet kapılarından biridir. Bu kapıyı açabilmek için açlığa devam etmek
lazımdır. Oğluna tavs iyede bulunurken;
Lokman diyor ki:
"Oğlum mide do lu nca fikir uy ur, hikmet ölür v e azalar d urur."
Ebu Yezid-i Bes tami diyor ki:
"Açlık buluttur. Kul acıkt ığı zaman bulutun yağmur yağdırmas ı gibi kalb de
hikmet yağdırır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Hikmetin nuru açık, Allah'tan uzaklaşmanın nedeni tokluk, Allah'a
yakla şmanın s ebebi is e fikirleri s evmek ve onlara yaklaşmakt ır. Midenizi
t ıka-bas a doldurmayınız. Zira dolu mide kalbteki hikmet nurunu yok eder.
Az yemekle uykuya yatan kims enin et rafında s abaha kadar huriler dolaş ır."
2. FAYDA: Açlık kalbi yumuş atır. Kalbin zikirden et kilenmes i zevk almas ı
ve zikre devam etmes i bu yumuş aklık s ayes inde mümkün olur. Nice
zamanlar dil ile yapılan zikirlerden s amimi olduğu halde kalb hiçbir zevk
almaz. Sanki kalb katı olduğu için araya bir perde meydana gelmiş t ir. Bazı
zamanlarda da kalb yumuş ar, zikirden son derece et kilenir. Allah'a
yakarış tan büyük zevk duyar. Bunun baş lıca nedeni midenin boş olmas ıdır.
Süleyman Derrani diyor ki:
" İbadet ten en çok zevk ald ığım zaman, karnımın sırt ına yapış t ığı aç
s amanlarımdır."
Cüneyd-i Bağdadi diyor ki:
"Kendis i ile Yüce Allah aras ında yiyecek torbas ını bulundurup Allah'a
yakarış tan zevk almak is teyen, bu is teğine hiçbir zaman kavuş amaz."
3. FAYDA: İns anın nefs ini en çok kıran ve zillete düşüren ş ey açlıkt ır.
Aynı zamanda s evinç, neş e ve böbürlenmeyi de yok eder. İns an acıkt ığı
vakit Rabbine döner. O'nun büyüklüğü karş ıs ında eğilir, acizlik ve zillet ini
anlar. Zira açlık s ayes inde kuvvet azalır ve kaybedilen her lokma hilenin
bir yolunu daralt ır. İçemediği bir yudum su onu dünyadan soğutur. Kendi
zillet ve acizliğini farketmeyen kims e, Rabbinin izzet ve gücünü bilmez.
İns anın s aadet i, devamlı olarak zillet ve acizliğini görmes i ve Rabbinin
izzet , güç ve kahrını bilmes i ile olur. Bunun için devamlı aç kalmalı,
Rabbine muhtaç olduğunu hatırdan çıkarmamalı ve bu ihtiyacı zevk ile
s eyretmelidir. Bunun için dünya hazinelerini kendis ine takdim et t iklerinde.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Hayır, dünya s ervet i is temem. Bir güç aç, bir gün tok olarak yaş amayı
daha çok s everim. Aç olunca s abreder, tok olunca da şükrederim."
Mide ile ferc, cehennemin kapılarıdır. Bunların as lı da tokluktur. Mide
dolunca cehennemde doğru bir kapı açılmış olur. Zillet ve kırg ınlık is e
cennet in kapılarıdır. Bunun as lıda açlıkt ır. Bunlar doğu ile batı gibi
birbirlerinin zıddıdırlar. Birinden uzaklaş an diğerine yaklaş ır.
4. FAYDA: Aç kalmanın bir faydas ı da, Yüce Allah'ın azabını unutmayıp,
aç ve muhtaçlara yardım etmekt ir. Tok olan açlığı unuttuğu gibi, aç olan
ins anlar da unutur. Akıllı olan bir ins an bir felaketle karş ılaş t ığı zaman
ahiret azabını, dünyada sus adığı zaman mahş er susuzluğunu, acıkt ığı
zaman da cehennem açlığını ve oradaki açlara yedirilip içirilen kötü ş eyleri
ha tırlar.
İns an, bir an olsun ahiretin azap ve üzüntülerini hatırdan çıkarmamalıdır.
Zira korkuyu doğuran bu düşüncedir. Zillete düşmeyen, has ta olmayan,
ihtiyaç his s etmeyen ve bir felaketle karş ılaşmayan kims e, ahiret azabını
unutur. Bunları unutmamanın en iyi yolu da açlıkt ır. Açlığın ahiretin
azabını hatırlatmaktan baş ka daha birçok faydaları vardır. Peygamberlere
ve diğer din büyüklerinin çoğuna mus allat olmas ının bir hikmet i de budur.
Yusuf (A.S.) vakit lerinin bir çoğunda aç kalıyordu. Kendis ine sordular.
"Niçin aç kalıyorsun?" Şu cevabı verdi: "Açları unutmamak için."
Demek ki açlığın faydalarından biri de aç ve muhtaçları hatırlayıp onlara
acımak ve yard ım etmektir. Karnı tok olan açların çekt iği ızdırabı bilmez.
5. FAYDA: Açlığın en büyük faydas ı, bütün kötülüklerin doğuracağı olan
nefs i körletmek ve ona hakim olmakt ır. Bütün günahların baş ı kuvvet ve
ş ehvet t ir. Kuvvet ve ş ehvet in ana maddes i de yemek ve içmekt ir. Yemeğ i
azaltmak, bütün ş ehvet ve kuvvet leri zayıflatır. Saadet in baş ı nefis
hakimiyet ini s ağlamak olduğu gibi, kötülüklerin baş ı da nefs e es ir olmakt ır.
Azgın bir hayvan nas ıl aç b ırakılmakla kontrol alt ına alınabiliyors a, nefs i
kontrol alt ında tutabilmek için, aç b ırakmak gerekir.
Adamın birine sordular: "Kos kocaman bir adams ın. Neden kendine
bakmıyor, yiyeceğini uygun bir ş ekilde temin etmiyorsun?" Adam ş u
cevabı verdi: "Ben vücuduma bakars am çabuk neş elenir, ş ımarıp
azg ınlaş arak beni kötülü ğe sürüklemes inden korkuyorum. Benim onu
s ıkıntı ve ihtiyaç içinde bulundurmam, onu beni kötülüğe sürüklemes inden
daha iyidir."
Zinun-i Mıs ri diyor ki:
"Ne zaman karnım doyduys a iş i azalt t ım ve azg ınlığa meylet t im."
Hz. Aiş e (R.A.) diyor ki:
Peygamberden (S.A.S.) s onra ortaya çıkan ilk bid'at (sonradan meydana
gelen ş ey) doyas ıya yemekt ir.
Hz. Aiş e (R.A.) diyor ki:
" İns anların karınları doyunca nefis leri dünyaya meyleder."
Açlık yaln ız bu saydıklarımız değil, bütün faydaların kaynağıdır. Onun için
açlık, Yüce Allah 'ın yeryüzündeki hazinelerinden biridir. En küçük faydas ı,
cins i arzuyu kırmas ı ve fazla konuşmayı önlemes idir. Karn ı aç olan kims e
dili dönmediği için dedikodu, yalancılık, arkadan çekiş tirme gibi dilin
zararlarından kurtulmuş olur. Karn ı tok olan da bu s aydığımız ş eyleri
yapma ihtiyacını his s eder. İns anları cehenneme sürükleyen en büyük
neden dilleridir.
Cins i arzulara gelince; bunun zararları açıktır. Açlık, onun kötülüklerinden
ins anı korur. Karn ı doyan kims e şehvet ine hakim olamaz. Eğer Allah
korkusu buna mani ols a bile, gözünün ş ehvet le bakmas ını engelleyemez.
Allah'tan korktuğu için gözlerine de hakim ols a, bu s efer düş üncelerine
hakim olamaz.
Biz burada dilin ve cins i arzuların zararlarını s adece örnek olsun diye
ve rd ik. Oys a bü tü n organ la rın azg ın lıkları tokluğ un s o nucu dur.
Büyüklerden biri diyor ki:
"Hangi mürid bir yıl baş ka zamanlarda yediğinin yarıs ı kadar yaln ız kuru
ekmek yers e, Yüce Allah onun kalbinden kadın tutkusunu yok eder."
6. FAYDA: Açlığın bir faydas ı da uykuyu azaltmakt ır. Zira çok çok yiyen
ve çok içen çok uyur. Bunun için bir ş eyh sofra baş ında müridlerine şöyle
dedi:
"Çok yemeyin. Zira çok yemek, çok su içmeğe, çok su içmek te çok uykuya
s ebep olur. Çok uyku da büyük zarara yol açar."
Büyüklerimizden yetmiş kiş i çok uykunun çok içmekten meydana geldiğini
söylemiş lerdir.
Çok uyku, ömürün boş a harcanmış anlarıdır. Gece ibadetini önler, ins anı
tembelleş t irir ve kalbi karart ır. Oys a ins anın en değerli varlığı ömrüdür.
Ömür, ins anın s ermayes idir. Ondan kar edilir. Uyku is e bir nevi ölümdür.
Çok uyku ömürden çalınmış zamanlardır. Üs telik ibadet in üs tünlü ğünü de
yit irir. Hat ta uykulu kılınan teheccüte fayda yoktur. Uykulu olarak yapılan
ibadet in zevkine varılmaz.
Tok karınla yatan bekârlar ihtilam olurlar. Bu is e gece ibadet lerine mani
olur. Zira yıkanma zaruret leri doğurur. Eğer soğuk su ile yıkanırs a
has talanır. Gece vakt i de hamama gidemediği için, gece namazından
mahrum kalır. Hamama gits e bile para harca veya baş kas ının mahrem
yerlerini görerek günaha girer. Bütün bunlar çok yemenin s onuçlarıdır.
Ebu Süleyman-ı Darrani diyor ki:
" İhtilam, iş kencedir."
Zira ihtilam, her zaman için hemen y ıkanmak mümkün olmadığından birçok
ibadet e mani olur. Demek ki uyku zararların kaynağıdır. Uykuyu is e açlık
önler.
7. FAYDA: Açlığın bir faydas ı da ibadete devamı kolaylaş t ırmas ıdır. Çok
yemek, fazla ibadet etmeye mani olur. Yemeği s atın alıp piş irmek, yemek,
yedikten sonra elleri y ıkamak, ikide bir su içmek, bunun net ices i olarak s ık
s ık tuvalete gitmek, abdes t almak zaman kaybına s ebep olur. Nafaka temini
az zaman almış ols a bile bu s aydıklarımızın yapılmas ında kaybedilecek
zamanın ibadet le meşgul olunmas ı daha karlıdır.
Sırr-i Sakat i (R.Aleyh) diyor ki:
"Ali Cûrcani devamlı arpa unu yiyordu. Niçin yemek yemiyorsun? dedim.
Şu cevabı verdi: Bununla ekmek yemem aras ında yetmiş tesbihlik zaman
farkı var. Onun için kırk yıld ır ekmek yemedim. Bu faydalı zamanımın
çiğnemekle geçmes ini doğru bulamadım."
İş t e zamanı değeri böyle takdir edilir. Ömürden giden her nefes , paha
biçilmez bir hazinedir. İns ana yakış an bu değerli hazineyi ahiret için
s ermaye etmekt ir. O da ancak her nefes i ibadet le geçirmekle mümkün olur.
Çok yemekle güçleş en ibadet lerden biri de oruçtur. Zira oruç açlığ a
alış anlar için kolay, çok yiyenler için zor bir ibadet t ir. Çok yemenin
en gellediği it ikaf, d evamlı ab des t li b ulunma gibi ş ey ler din eh linin
küçüms enecek ibadet ler değildir. Bu gibi ş eyleri küçüms eyenler dünya
hayatına bağlanan kims elerdir. Bu gibileri için,
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Onlar bu dünya hayatının yaln ız dış görünüşünü bilirler. Ahiret
hayatından is e habers izdirler."
RUM SURESİ, Ayet : 7
Süleyman-ı Darrani diyor ki:
"Doyuncaya kadar yiyen kims eye alt ı ş ey olur:
a) İbadetten zevk almaz.
b) Kur'an-ı Kerimi ezberlemek güçleş ir.
c) Acıma his s i azalır. Çünkü tok açın halini bilmez.
d) Az ibadet eder.
e) Şehvet i artar.
f) Mides i boş olan mü'minler cami civarında dolaş ırken o belada ve
çöplüklerde dolaş ır."
8. FAYDA: Az yemekle vücut s ağlıklı olur. Zira has talığın as ıl s ebebi
oburluktur. Mide, bağırs ak ve damarları dolduran ins an has talanır. Has talık
ta ibadete mani olur, kalbi yorar ve ins anı zikirden alıkoyar. Ayrıca, çok
yemek geçim sıkıntıs ı doğurur, çeş it li has talıklara yol açar. İns anoğlu,
bunları elde etmek için çekt iği yorgunluklardan baş ka, çeş it li tehlike ve
birçok gayri meş ru hareket lerle de karş ı karş ıya kalır. Oys a az yemekle
bunların hiçbiri olmaz.
Harun Reş it Hindis tan, Rum, Irak ve Sevat 'ta birer mütehas s ıs doktor
getirip onlara sorar:
"Has talık yapmayan ş ey nedir?" Hintli doktor:
"Kabil diye tanınan s iyah erikt ir." Iraklı doktor:
"Reş ad-Ebyaz tanes idir." Rum doktor:
"Sıcak s udur." En âlimleri olan Sevatlı doktor da:
"Erik mideyi ekş it ir, reş at tanes i mideyi tahriş eder. Sıcak su is e mideyi
s arkıt ır. Bütün bunlar rahats ızlık verir." der. Bunun üzerine sorarlar:
"O halde s ize göre hiçbir zararı olmayan ilaç s ıkıntı vermeyen ş ey nedir?"
Adam cevap verir:
" İyice acıkmadan yememek ve iyice doymadan geri çekilmek." Bu cevabı
diğerleri tarafından da kabul edilir.
Büyük bir doktor diyor ki:
" İns anın yediği en fayd alı ş ey nard ır. En kötüs ü de ço k kızartılmış et t i.
Kavrulmuş et ten az yemek, çok nar yemekten iyidir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Oruç tutunuz ki s ıhhat li olas ınız."
9. FAYDA: Az yiyen kims enin mas rafı da az olur. oburlu ğa alış an kims e,
mides inin es iri olur, sürekli onu düşünür. Mide adeta her gün s ahibini
s ıkış t ırıp "Bugün ne yiyeceks in" der. Adam haramdan kazanırs a as i olur.
helal kazanayım ders e zillete düş er ve baş kalarının kazancına göz diker. Bu
is e daha büyük zillet tir. Oys a gerçek mü'min geçimi kolay olan kims edir.
Büyüklerden biri diyor ki:
"Birçok ihtiyaçlarımı, o arzuyu terketmeyi söylemekle yerine getirmiş
olurum. Bu benim için daha kolay ve rahat oluyor."
Büyüklerden biri diyor ki:
"Biris inden borç almak is tediğim zaman kendi mideme borç yapar ve borcu
terketmes ini s öylerim."
İbrahim Edhem (R. Anh.), arkadaş larına yiyecek maddelerinin fiatını sordu.
Çok pahalı olduğunu s öylediler. İbrahim Edhem şöyle dedi: "Onları almayın
ki ucuzlas ın."
Sonuç olarak söylenebilir ki, ins anların felakete sürüklenmes inin belli baş lı
s ebebi, dünya hırs ıdır. Hırs ın s ebebi is e mide, fercdir. Fercin s ebebi de
midedir. Bunların önüne geçmenin yolu yemeği azaltmakt ır.
10. FAYDA: Az yemek yemenin bir faydas ı da fakirlere ve yoks ullara
yard ım edebilme imkanının doğmas ıdır. Böylece az yiyerek art ırabildiği
kadarını s adaka olarak vermiş ve bu yönden de s evap kazanmış olur.
Mideye giren herş eyin karş ılığı tuvalet , s adaka verilenin karş ılığı is e
lütufdur. Fazla yiyerek mideyi yorup hazım için çare aramak suret iyle
günah kazanmaktans a, bir kısmını fakire vermek çok daha hayırlıdır.
Peygamberimiz (S.A.S.) göbekli bir adama ras tladı. Göbeğini iş aret ederek
şöyle buyurdu:
"Buraya koyduğunu baş ka yere, yani s adakaya ve Allah yolunda
vers eydin daha iyi olurdu."
Açlık ahiret için zengin bir hazinedir. Bunun için büyüklerden biri diyor ki:
"Açlık, ahiret in anahtarı ve zuhdün kapıs ıdır. Tokluk is e dünyanın anahtarı
ve dünyaya rağbet in kapıs ıdır."

SuFi
09-03-2009, 17:00
AZ YEMEKTE MÜRİDİN TAKİP EDECEĞİ YOLLAR

BİRİNCİ İHTİYAT AZ YEMEKTİR.

Helal olan yemekte müridin üç ihtiyatı gözetmes i farzdır.
Birdenbire ço k y emekten a z yemeğ e dü şmek d oğru değ ildir. Zira b una
dayanmak zordur. Bu iş i yavaş yavaş yapmak gerekir. Mes ela bir ekmek az
yemek is t iyors a bir gün bir lokma, ikinci gün iki lokma, üçüncü gün üç
lokma az yiyerek bir ay içinde bir ekmekten vazgeçmiş olur. böyle yapars a
yemeğ i bırakmas ı daha kolay olur. Vücut ta gıda eks ikliği çekmez. Az
yemek yemenin dört dereces i vard ır.
1. DERECE: Derecelerin en büyüğü olan sıddıkların (dosdoğruların)
dereces idir. Bu derecede zaruret miktarından fazla yiyilmez.
Sehl-i Tüs teri s eçt iği bu yolu şöyle açıklıyor:
" İbadet hayat , akıl ve kuvvet ile olur. kuvvet in azalmas ından korkmayan,
yemek yemes in. Zira aç ve kuvvets iz olup, oturarak namaz kılanın namazı,
tok olup ayakta namaz kılanın namazından üs tündür. Ama vücuduna veya
aklına zarar gelmes inden korkan kims e yemelidir. Zira akıl olmadan kulluk
olmaz. Canlı olmak is e muhakkak lazımdır."
Sehl'e sordular: "Siz nas ıl yers iniz?" Şu cevabı verdi:
"Her yıl üç dirhem gümüş mas rafım vard ır. Bir dirhemle pirinç, bir dirhemle
yağ, bir dirhemle de bal alırım. Üç yüz altmış adet tane hamur yaparım. Her
akş am biris i ile iftar ederim." "Hala bunu yapıyor mus un?" dediklerinde
"Daha da düş tü" dedi. Öyle zahidler vardır ki günde bir dirhem
karş ılığından daha fazla yemek yemezlerdi. Kendilerini buna alış tırmış lardı.
2. DERECE: Yarım müdden fazla yememekt ir. Bu da dört menlik olan
ekmekten bir ekmek ile üçte bir ekmekt ir. Bu miktar yaklaş ık olarak midenin
üçte birini dolduracak kadard ır.
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Midenin üçte biri yemek, üçte biri içmek ve üçte biri de nefes almak (bir
rivayete göre de zikir etmek) içindir."
Peygamberimizin "İns ana beş - on lokma yeter" buyurmas ının anlamı da
budur. Anlatılan miktar on lokmadan azd ır. Hz. Ömer (R.A.) iri yapılı
olduğu halde dokuz lokmadan çok yemezdi.
3. DERECE: Bir müdden fazla yememekt ir. Bu da üç küçük pideye yakındır.
Bu miktar midenin üçte birini geçip yarıya yakın kısmını dolduracak
kadardır.
4. DERECE: Bir men yemekt ir. Bir müdden fazlas ını yemenin is raftan
s ayılmas ı mümkündür. "İs raf etmeyiniz. Zira Allah ölçüyü kaçırıp is raf
edenleri s evmez." Ayet i celiles inin kapsamına girebilir. Ancak bu miktar
zamana, vücuda ve iş e göre değiş ir.
Kıs aca yapılacak iş, tok olmadan yemekten el çekmekt ir. Bazıları "Bunun
ölçüsü yoktur" demiş ler. Fakat acıkmayınca yememeğe ve açlığı tamamen
sona ermeden yemekten el çekmemeye çalışmış lardır. Açlığın belirt is i,
midenin boş alıp, yemeğ i çok is temek arpa ekmeğ i buğday ekmeği demeden
iş tah ile yemektir. Yemek s eçmeğe kalkış an kims e tam aç değildir.
As hab-ı Kiram bir müdden fazlas ını yemezlerdi. Bazılarının bir haftalık
yiyeceği s adece (yaklaş ık 2,5 kgr.) dı. Bu is e dört müddür. Yani günde
yarım müdden biraz fazla yiyorlard ı. Hurma yedikleri zaman haftada bir
bu çuk s a' yerlerdi. Ya rım s a' fazlas ı at ılan çekirdeklerin karş ılığıyd ı.
Ebu Zer (R.Anh) diyor ki:
"Peygamber (S.A.S.) zamanında benim yemeğim cumadan cumaya bir s a'
arpa idi. Yüce Allah'a yemin ederim ki ona kavuşuncaya kadar (ölünceye
kadar) bu adet imi bozmam." Ebuzer, Adetlerini bozan bazılarını da
ayıplayıp "Siz adet inizden döndünüz. Halbuki,
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Benim en çok s evdiğim ve bana en yakın olanınız, zamanımdaki hayatını
değiş t irmeyenlerinizdir."
Siz is e halinizi değiş t irdiniz; Arpa ununu elekle eliyorsunuz, ince undan
ekmek piş iyorsunuz. Sofraya bir defada iki çeş it yemek koyup yiyorsunuz.
Gece ve gündüz ayrı gömlekler giyiyorsunuz. Peygamber (S.A.S.)
zamanında böyle değildiniz." derdi.
Sehl-i Tüs teri diyor ki:
"Eğer bütün dünyayı kan kaplars a, zaruret miktarını geçmemek ş art ı ile o
kandan yemek helaldir." sözünden gaye "Bana ula ş an haram, helal olur"
demek değildir. Bazı dins izler ve bozguncular böyle diyorlar. Halbuki
Peygamber (S.A.S.) s adaka malından bir hurma helal olmadı. O halde o
s apık ve günahkarlara ulaş an haram nas ıl helal olabilir?

SuFi
09-03-2009, 17:00
2 .İHTİYAT YEMEK VAKTİ

Bu da üç derecedir.
1. DERECE: En yüks ek derece olup, üs t üs te üç günden daha çok hiçbir
ş ey yememekt ir. Öyle kims eler vardı ki, bir hafta, on gün, on iki gün hiçbir
ş ey yemezlerdi. Tabiinden biri kendini öyle alış t ırmış t ı ki kırk günde bir
yemek yiyordu. Ebu Bekir-i Sıddık (R.A.) çok defa alt ı gün hiç yemek
yemezdi. İbrahim-i Edhem ve Süfyan-ı Sevri üç günde bir yemek yerlerdi.
Rivayet edilir ki kırk gün bir ş ey yemeyen kims eye muhakkak melekut
âleminden bir ş eyler görünür. Bir sofu ile bir rahip münakaş a et t iler:
Sofi Rahibe: " Niçin Muhammed'e (S.A.S.) inanmıyorsun?" diye sordu.
Rahip: "İs a (A.S.) kırk gün yemek yemezdi. Bunu gerçek bir peygamberden
baş kas ı yapamaz. Sizin peygamberimiz bunu yapmamış tır." cevabını verdi.
Sofi: "Ben Muhammed'in (S.A.S.) ümmet inden biriyim. Eğer kırk gün hiçbir
yemezs em, dinime girer mis in?" diye sordu. Rahip "Bakalım" dedi. Sofi elli
gün hiçbir ş ey yemedi. Ve "daha da durayım mı?" dedi. Rahip "olur" dedi.
Sofi on gün daha bekleyip altmış gün bir ş ey yemedi. Bu hali gören rahip
hemen Müs lüman oldu. Bu, çok yüks ek bir derecedir. Bu işi ancak bu
âlemin dış ında bazı ş eyler gören kims eler yapabilir. Gördüğü ş ey onu korur
ve bu âlemden habers iz yapar.
2. DERECE: İki gün bir ş ey yememekt ir. Bu mümkündür ve birçok kims e
tarafından yapılmaktadır.
3. DERECE: Günde bir defa yemektir. Bu en alt derecedir. Günde iki defa
ye rs e is rafa g irmiş olur. Pey gamber (S.A.S.) s abah ye rs e akş am y emez,
akş am yers e s abah yemezdi. Hz. Aiş e'ye ş öyle buyururdu .
"Sakın is raf etme. Günde iki defa yemek is raftır."
Günde bir defa yemek yiyileceks e, s ahurda yemek daha iyidir. Böylece
gece namazına kalmas ı kolay olur ve kalbi s af olur. kalbinde yemek
düşünces i kalan kims e bir defa iftarda, bir defa da s ahurda yemek
yemelidir.

SuFi
09-03-2009, 17:02
3.İHTİYAT YEMEK CİNSLERİNİN DERECELERİ

Ekmeklerin en üs tünü piş miş buğday ekmeği, en aşağıs ı is e çiğ veya az
piş miş arpa ekmeğ idir. Katıkların en üs tünü et ve tat lılar, en aş ağıs ı is e acı
ve ekş ilerdir. Orta yemek yağlı çorbalard ır. Allah yolunda olanların adet i,
ekmekle beraber baş ka bir ş ey yemekten kaçınmakt ır.
Din büyükleri arzularına karş ı gelmiş ler ve şöyle demiş ler: "Nefis arzu
et t iği ş eye kavuşunca gururlanır ve gaflete düş er. Dünyada yaş amaktan
zevk alır, ölümü düşman bilir. Dünyayı ona dar etmeli ki, ölümü bu
zindandan kurtulu ş çares i olarak bils in."
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Ümmet imin en kötüsü, buğdayın özünü yiyenlerdir."
Ama buğday özü haram değildir. Zira aras ıra yemek iyidir. Fakat adet
haline get irilirs e ins an iyi yemeklere alış ır. Bu durumun da gaflet ve
s erkeş liğe düşürmes inden korkulur.
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Ümmet imin en fenas ı, daima rahat ve nimet ler içinde yaş ayan, renk renk
elbis eler giyen, nefis yemeklerle uğraş ıp diline geleni söyleyen
kims elerdir."
Mus a'ya (A.S.) ş öyle vahiy geldi:
"Ey Mus a, bil ki duracağın yer tor-toprak içinde dar bir mezardır. Öyle is e
nefs in arzularını yerine get irmekten uzak ol. Zira nefs inin bütün is teklerini
yerine getirebilecek kadar geniş imkanlara s ahip olmak hayır alamet i
değildir."
Veheb bin Münebbih diyor ki:
"Göğün dördüncü katında iki melek karş ılaş t ılar. Biri: Filan yahudi
has taymış , gönlü balık is temiş Yüce Allah'ın emriyle balığı balıkçının ağına
sokmağa gidiyorum. Diğeri de: Filan abidin canı yağ is tedi. Yanına bir
bardak yağ get irmiş ler. O yağı dökmeğe gidiyorum, dedi."
Hz. Ömer'e (R.A.) bir bardak bal ş erbet i get irdiler içmedi ve "Bunun
hes abını benden uzak tutunuz" buyurdu.
Nafi diyor ki:
"Has ta olan İbn Ömer kızart ılmış balık is tedi. Medine'de balık yok denecek
kad ar azd ı. Bir hayli aramadan s o nra bir dirh em g ümüş e b ir balık buldum
kızart t ım ve Hz. Ömer'in oğluna get irdim. Tes adüfen o anda kapıya bir fakir
geldi. İbni Ömer: "Ey Nafi, bu balığı o fakire ver" dedi. Ben "Nas ıl olur,
s en is tedin diye çok zor bulabildim. Fakire paras ını verelim" dedim. "Yok,
balığı ver" dedi. Ben de emrine uyup balığı fakire verdim. Sonra fakirin
arkas ından gidip para verdim. Balığı yine alıp İbn-i Ömer'e get irdim:
"Balığın paras ını verip balığı geri getirdim" dedim. "Yürü git balığı fakire
ver ve paras ını da alma. Zira peygamberimiz (S.A.S.) şöyle buyurduğunu
duydum:
"Bir kims e arzu et t iği ş eyi elde et t ikten sonra Allah rızas ı için ondan el
çekers e, Yüce Allah O'nun günahlarını affeder."
Utbet -ül Gülam ateş te piş ip lezzet li olmas ını ve nefs i zevk duymas ın diye
hamuru ateş te piş irmez güneş te piş irip yerdi.
Mâlim bin Dinar'ın canı s üt is tedi. Kırk yıl s abredip içmedi. Biris i ona
hurma verdi. Hurmayı evirdi çevirdi yine s ahibine verdi ve ş öyle dedi:
"Buyurun, s iz yiyin. Ben kırk y ıldan beri yemedim."
Ebu Süleyman-i Darrani'nin müridi olan Muhammed bin El Cevari diyor ki:
"Ebu Süleyman s ıcak ekmekle tuz yemek is tedi. yanına götürdüm. Bir lokma
ald ı ve yerine koyup ağlamağa baş ladı: "Ya Rabbi, benim is teğimi verdin.
Yoks a bana ceza mı vereceks in? Tevbe et t im beni affet" dedi.
Malik b. Daygam diyor ki:
"Bas ra'da pazardan geçerken tere otu gördüm. Yemek için büyük arzu
duydum. Fakat yemin et t im kırk y ıl tere yemedim."
Malik b. Dinar elli y ıl Bas ra'da yaş adı. Bu s ürede ne koruk yedi ne de taze
hurma. Bas ralılara şöyle dedi: "Elli yıld ır bir hurma bile yemedim. Buna
rağmen ne benden bir ş ey eks ildi ne de s izde bir ş ey art t ı. Tam elli yıld ır
dünyayı terk et t im. Kırk yıld ır canım s üt is t iyor, fakat ölünceye kadar
yemeyeceğim."
Hammad diyor ki:
"Davud-i Tai'nin ziyaret ine git t im, kapıs ı kapalıydı. İçerden bir s es
duydum. Şöyle diyordu: "Bir defa havuç is tedin verdim. Şimdi de hurma
is t iyorsun. Sana as la hurma vermiyeceğim." İçeri girdim. Davud'un yanında
kims e yoktu. Meğer nefs ine hitab ediyormuş ."
Bir gün Ebu Hazim pazara çıkar orada elma görür. Canı çeker oğluna: "Şu
elmadan bana biraz s atın al. Umarım helal elmalardır." der. Oğlu elmaları
alıp kendis ine get irdiği zaman kendi kendine şöyle söylenir: "Ey nefs im,
nas ıl da beni aldatt ın, elmaya bakt ırıp heves lendirdin. Satın ald ım. Fakat
yemin olsun ki s ana bu elmaları tat t ırmam." Ve elmaları fakirlere gönderir.
Ut bet -ül Gülam diyor ki:
"Yedi yıl canım is tediği halde et almadım. Nihayet utanarak bir parça et
ald ım, kızart t ım ekmeğin içine koyup get irirken bir çocuğa ras t ladım.
Çocuğa "Babas ı ölen s en değil mis in?" dedim. "Evet" dedi. Et i kendis ine
verdim." Bu olayı görenler diyor ki: Et i çocuğa verince,
"Yoksullara, öksüzlere ve es irlere de s everek yemek verirler."
İNSÂN SURESİ, Ayet : 8
ayet i celiles ini okudu ve bir daha et yemedi."
Yine aynı zat yıllarca canı çekt iği halde hurma yememiş t i. Bir gün az bir
miktar hurma ald ı ve akş am iftar sofras ına koydu. O gün ins anları paniğe
kaptıran bir fırt ına koptu. Ubte kendi kendine şöyle dedi. "Sanırım bu
durum, hurma ald ığım için oldu. Onun için hurma yemem."
Cafer b. Nas r diyor ki:
"Cüneyd bana zeytin almamı emret ti, ben de ald ım. İftar vakt i ağzına bir
zeytin ald ı ve çıkarıp at tı. Sonra ağlayıp "Bu zeytini kald ır." dedi. Ben de
kendis ine bu husus la ilgili bazı ş eyler söyledim. Cüneyd bana şöyle dedi:
"Bana hafiften bir s es geldi: "Utanmıyor musun? Benim için vazgeçt in ş eye
mi döndün?" dedi. İş te bunun için zeytin yemekten vazgeçt im."
Rivayete göre abidlerden biri ahbabını davet edip önüne çörek parçaları
doğradı. Adam çöreklerin alt ına bakıp iyis ini s eçmeğe kalkış ınca abid şöyle
dedi: "Beğenmediğin ekmekte kaç kiş inin emeğ i olduğunu ve nice hikmet ler
bulunduğunu biliyor musun? Yağmuru taş ıyan buluttan has adına kadar
çalış anları hes ap et de kaç kiş inin elinden geçtiğini düşün. Bunca elden
sonra önüne piş miş olarak gelmiş . Böyle olduğu halde hala ekmeği alt -üs t
ediyor, beğenmemezlikten geliyorsun."
Biri anlatıyor:
"Kas ım - el Cüi'ye git t im. "Zühd neye denir?" diye sordum. Bana "Bu
husus ta neler biliyorsun?" dedi. Bildiklerimi anlat t ım. O da dinledi, bir ş ey
demedi. Bunun üzerine "Siz bu husus ta ne diyorsunuz?" dedim. Şunları
söyledi: "Dikkat et. Mide ins anın dünyalığıdır. Kiş i mides ine s ahip olduğu
oranda zahiddir. Mides ine düş kün olduğu oranda da dünya kendis ine
s ahipt ir."
Görülüyor ki din büyükleri ş ehvet lerine hakim olmuş ve doyuncaya kadar
yemekten kaçınmış lard ır. Bunu, yukarıda s aydığımız faydaları elde etmek
için yapmış lardı. Bazan da yiyicek maddelerinin helal olduğundan kes in
olarak emin olmadıklarından zaruret miktarından fazlas ını yememiş lerdir.
Şehevi arzuların tatmini, zaruri ihtiyaç değildir. Hatta Ebu Süleyman tuzu
bile fantezi s aymış "Tuz ekmekten değildir. Ekmekten baş ka her ş ey
ş ehevidir" demiş t ir. Bu en üs tün derecedir. Bu kadarını yapmaya gücü
yetmeyenler, kendilerini tamamen baş ıboş bırakıp ş ehvet lerine
dalmamalıdırlar. Bir ins anın her arzu et t iğini, yiyip, her is tediğini yapmas ı
müs riflikt ir. Devamlı olarak et yemeği yememek gerekir.
Hz. Ali (R.A.) diyor ki:
"Ben oğluma bir gün et , bir gün yağ, bir gün süt ve bir gün de yaln ız s irke
veririm."
Müridin yemekten sonra hemen uyumamas ı müs tehaptır. Zira yemekten
s o nra hemen uy urs a iki gaflet i b ir araya top lamış olur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yediğiniz yemeğ i namaz ve zikirle hazmedip eritin. Yemeği hazmetmeden
yatmayın. Aks i takdirde kalbiniz kararır ve vakt iniz boş a gitmiş olur."
Yemek yedikten sonra en az iki rekat namaz kılmalı, yüz tesbih çekmeli,
sonra da Kur'an okumalıdır.
Süfyan-ı Sevri yemek yiyip karn ını doyurduğu geceyi ibadet le geçirirdi.
Gündüzleri de tok ols a gününü zikir ve namazla geçirir, şöyle derdi: "Karn ı
doyurulan köle veya merkebin iş i çoğalır."
Büyük velilerden biri müridlerine şöyle derdi:
"Arzuladığınız ş eyleri yemeyin. Yers eniz peş ine düş üp aramayın. Şayet
arars anız da s evmemeğe gayret edin."
Az yemekten gaye nefs in kırılmas ı, söz dinler hale get irilmes i ve terbiye
edilmes idir. Nefis bu özellikleri kazanınca çok yemek heves inden ve
ş iddet li arzulardan kurtulur. Onun için bazen üs tad müridine kendis inin
bile yapamadığı ş eyleri teklif eder. Gaye yaln ız açlık zahmet ini çekmek
değil, mideyi az yemeğe alış t ırmakt ır. Zira midenin ağırlığı gibi hiçbir ş ey
yememenin sıkıntıs ı da kalbi meşgul eder ve ibadet ten alıkor. Onun için
nefis alış tırılmadan birden bire s ıkıntılara kat lanamaz.
Bu husus ta en yüks ek derece it idal üzere bulunmakt ır. Bunun delili de
Peygamber (S.A.S.) efendimizin takip et t iği yoldur. O bazen öyle oruç
tutardı ki, bundan sonra hiç iftar etmez. Bazan da o kadar iftar ederdi ki,
bundan sonra hiç oruç tutmaz s anırlardı. Evinden yemek is tediğinde
bulurs a yer, bulamazs a "oruç tutayım" derdi. Balı ve et i s everdi.
Maruf-i Kerhi de kendis ine get irilen güzel yemekleri yerdi. Ama Biş ri Hafi
yemezdi. Maruf'a bu durumu sordular. Şöyle dedi: " Biş ri Hafi ziyaret
yoluna gitmiş t ir. Bana marifet kapıs ı açılmış t ır. Ben mevlanın s arayında
mis afirim. İhs an edip bir ş eyler verirs e yerim. Vermezs e s abrederim. Benim
ara yerde tas arrufum kalmamış tır."
Ahmaklar bu makam hususunda çok yanılırlar. Zira nefs ine karş ı
koyamayan kims e "Ben de Maruf-u Kerhi gibi arifim" diyerek çalışma ve
mücahedeyi bırakırlar. Oys a riyazet i iki kims e bırakabilir. Biri sıddık
makamına kavuş an sıddıklar. Diğeri de s ağlam zannedip ayaklarının
kaymayacağına güvenenler. Maruf-u Kerhi nice uzun zamanlar riyazet le
uğraş t ıktan sonra o mevkiye gelebilmiş t ir. Kendis ine ne yapılırs a yapıls ın
kızmaz, her ş eyi Allah'tan bilirdi. O halde söylediği s öz de ancak onun gibi
kims eler için doğru olabilir. O halde söylediği s öz de ancak onun gibi
kims eler için doğru olabilir, herkes için değil. Biş r-i Hafi ve diğer bazı
büyükler kendi nefis lerinden emin olmadıkları için riyazet yolunu elden
bırakmamış lard ır. O halde baş kaları hayale kapılmamalıdırlar.

SuFi
09-03-2009, 17:03
ARZULARI TERK ETMENİN ZARARLARI

ARZULARI TERK ETMENİN ZARARLARI

Arzuladığı ş eyleri yemekten vazgeçen kims e için, arzu et tiği her ş eyi
yemekten daha büyük iki tehlike vardır:

1. TEHLİKE: Bazı ins anlar canlarının is tediği her şeyden kendilerini
alıkoymazlar, fakat bunu baş kalarına da gös termezler. Baş kalarının yanında
yemedikleri ş eyleri gizli olarak yerler. Bu gizli ş irkt ir. Bir âlimin yanına
gidip ona gizli ş irkin ne demek olduğunu sordular. Âlim sus tu, bir ş ey
demedi. Is rar et t iler, şöyle dedi: "Baş kalarının yanında yemediği ş eyleri
gizli olarak yer." Bu büyük bir felakett ir. İns an eğer gerçekten yiyors a
canının is tediği ş eyi gizli değil, baş kalarının yanında yemelidir. Bu onun
s amimiyetinin belirt is i, aynı zamanda amel ile eriş emediği mücadelenin
bedelidir. Amel ile mücahedede baş arılı olamadıys a bile, hiç olmazs a
doğruluğunu kaybetmemiş tir. Kusurunu gizleyip, onu ters i olan olgunluğa
açıklamak iyi noks anlıkt ır, hem de katmerlis i. Bir yandan kus uru gizlemek,
öte yandan kendis inde olmayan bir ş eyi varmış gibi gös termekle iki kez
yalan söylemiş ve iki kez günah iş lemiş olur ki, bu durumdan ancak ciddi
bir tevbe ile kurtulabilir.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Münafıklar, cehennemin en alt tabakas ındadırlar."
NİSA SURESİ, Ayet : 145
Görülüyor ki Yüce Allah münafıkların cezalarının daha da ağır olduğunu
buyurmuş tur. Zira münafık küfrünü gizlemes i ikinci bir küfürdür. Yüce
Allah 'ın kalbindekilerin, bildiğini hiçe s ayarak, ins anların gördüklerine
önem vermektedir. Arifler ş ehvetlerine yenilir, günah işleyebilirler. Fakat
iki yüzlü ve aldatıcı olamazlar. Aks ine arifin olgunluğu Allah için ş ehvet i
terkederken kendis ini adet a ş ehvet li gibi gös termekt ir. Hat ta bazıları
yemedikleri halde, iştah çeken ş eyleri alır evlerine as arlardı. Gaye,
baş kalarının dilinden s aklanmakt ı.
Zahid bütün dünya zevklerini ve süs lerini terkeden kims eye denir.
Zahit liğin son s ınırı, adeta dünyaya meyli varmış gibi kendini anlat tığımız
iki yalanı toplamanın tam ters i iki doğruyu toplamakt ır. Zira nefs inin arzu
etmediği iki yükü nefs ine yüklenmiş t ir. Bunlardan biri arzu et t iği ş eyi
yememek, ikincis i de yemediğin övgü için et raftan gizlemek. Böylece s abır
bardağı iki kere yoklanmış olur. Bu iki s abırları karş ıs ında da ecir mükafat
alacaklard ır. Bu durum, açıkça alıp gizli dağıtan kims enin durumuna benzer.
Bu durumda olmayan kims enin noks anını gizlemes i doğru olmaz. Şeytanın
"Noks anlarını gizli baş kaları s ana bakıp bu noks anları yapmas ın. Böylece
onları etmiş olursun." gibi ves ves elerine kapılmamalıdırlar. Zira ins an için
önemli olan her ş eyden önce kendi nefs ini yola getirmekt ir. Ters ini yapmak
iki yüzlülüktür. Şeytan, bunu baş kalarını ıs lah ediyormuş gibi gös terir.
Şeytanın bu tuzağına düşmemek gerekir.

2. TEHLİKE: Şehv et le rini terke tmeğ e gü cü yetenlerin, bu öze llikle rinin
baş kaları tarafından bilinmes ini ve ş öhret s ahibi olmayı s evmeleridir. Bu
gibi kims eler yemek ş ehvet ine karş ı koymuş , fakat bundan da daha büyük
olan halk aras ında tanınma ş ehvet ine uymuş lardır.
Peygamber (S.A.S.) efendimizin özellikle üzerinde durduğu bu gibi gizli
ş ehvet lerdir. Kendis inde bu has talığı s ezen kims e iyi bils in ki yemek
ş ehvet i, bu ş ehvet ten daha hafift ir. Onun için bu ş ehvet ten kurtulup
yemek yeme şehvet ine uymas ı daha hayırlıdır.
Ebu Süleyman-ı Derrani diyorki:
"Sana, arzuladığın fakat yemek is temediğin bir ş ey ikram edildiğinde
nefs inin arzu et tiği kadar olmamak ş art ıyla az bir ş ey ye. Böylece bir
yandan nefs inin ş ehvet ini tes kin etmiş , öte yandan da nefs inin tam
arzus unu yerine get irmemekle onu üzmüş olursun."
Cafer-i Sadık diyor ki:
"Bir ş ey bana takdim edildiği zaman nefs ine bakarım: Eğer arzu ediyors a
ondan bir miktar yerim. Çünkü bu hiç yememekten daha iyidir. Eğer arzu
ediyor, fakat yemek is temiyormuş gibi gös teriyors a, ben de ceza olarak ona
yedirmem." İş te gizli ş ehvet duyan nefis böyle terbiye edilir.
Sonuç olarak yemek ş ehvet inden kaçıp, iki