PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : imâm Calaleddin Es-Suyuti ( KABİR ALEMİ )


SuFi
05-05-2009, 13:33
Mütercimin Mukaddimesi


Allah (Celle Celâlûhü) hem adildir, hem hakimdir. Onun hikmeti, kainatta faidesizlik ve fazlalığa yer vermemiştir. Bu hikmeti*nin gereği her millete, ilmi bir meseleyi ilham eder, dolayısıyle di*ğerlerine de o meseleyi dillerine tercüme etmeyi emreder. O mesele tercüme edilip her millete mâl olunca en kısa bir yoldan insan*lık âlemi ilim, irfan içine girmiş olur. Cehalet ve fakirlik karanlıklarından kurtulur. Allah'ın hem adaleti hem hikmeti gerçekleşmiş olur.

Bu Allah'ın kainata koyduğu bir kanundur. Kainatta hiç bir şey fazla ve yersiz değildir. Bir şey zahiren çirkin görünse de altında bir çok güzel gerçekler saklıdır. Ölüm gibi!..

Eski çağlardaki insanlık, kainat'm kanunlarından uzak, karışıklık olan vahşete yalan olduklarından, bu gibi ilhamlara mazhar olamadıkları gibi, tercüme etme imkanları da yoktu. Onun için Allah' her bir kavme ayrı bir Peygamber gönderirdi. Fakat İslam'ın gelmesiyle beşeriyet sosyal hayata girdi, bir millet hükmüne geçti, bir Peygamber hepsine kafi geldi. Bu sefer tercümeye ihtiyaç hasıl oldu.

îşte bu sosyal vazife'den bir numune olarak «Vahy'in mazhan Peygamber Efendimizin» lisaniyle aydınlanan kabir alemi hakkında olan bu kitabı tercüme ettim.

Bir iki ufak tercüme hariç bu benim ilk tercüme ettiğim eser sayılır. Terceme tekniği olarak, asla bağlı kalmamayı esas edindiğim, ve dillerin simetrik olmadığını bildiğim halde, aslma bağlı kaldım, diyebilirim. Çünkü, Peygamber efendimizin ağzından çıkan hadis*lerin çoğu,Cevami'ul-kelim»dir, özlü ve kapsamlı ifadelerdir. O özelliklerini kaybetmemek için tercemede çoğunlukla simetrik sistemi (aslına benzer şekil) esas aldım.

Ayrıca, kitap 800 sene önceki üslupla telif edildiği için ister istemez tercemesine rekâket verdi.

Kitabın içindeki, hadis ve hadiselerin güvenilir olup olmadığını, bizzat müellif tmam Süyûti'den sormak lazım. Kendisi de hadislerin. çoğunu mutemed hadis kitaplarından nakletmektedir. Hadiselere ge^ Ünce; madem insanlık aleminde öyle olaylar zaman zaman görün*mektedir ve aklen öyle şeylerin olması muhal değildir, tüm olarak onları red etmeye gerek yoktur. Meğer Ki, bu asrın maddeciliğinin tesirinde kalmış olunsun.

Malumdur ki, Kur'an gayba inanmayı bir esas, bir fazilet, insan ruhunun bir basireti olarak gösteriyor.

Bir defa, insan gaybi şeyleri kabul ettikten sonra, artık bu dünya kanunlarına alışmış olan zihnine sığdıramadığı şeyleri red etmesi gerekmez.

islâm kitaplarında, maddecilik, sayısız deliller ile çürütüldüğün flen, burada delil getirmeye ihtiyaç hisetmiyorum.

Yanlız, kitab'ın içinde geçen, ruh, melek, cin evsafı ve gayb aleminin çeşitli meseleleri ve sahabenin sözleri ve diğer alimlerin görüşleri, izah, tahkik ve tarif isteyen konulardır. Her birisi, başlı başına bir kitap olacak kadar yorum ve ispatlama gerektiriyor. Şimdilik vaktim müsait olmadığından yanlız bir numune göstereceğim, îşte:

«Peygamber Efendimiz Mirac'a çıktığında gayb aleminde faiz yiyenleri görmüş, onların Firavun milleti yolunda olduklarını beyan et*miş». Bu-.meâldeki satırları tercüme ederken kendi kendime sordum : Neden Nemrut milleti değil de Firavun milleti. Sonra baktım, faizciliğin en fazla hakim olduğu asır bu yaşadığımız asırdır ve eski tarihte, medeniyet olarak bu asra en fazla benzeyen Firavun medeniyetidir.

Demek Peygamber Efendimiz, kendisinden 2000 sene önce ve sonrayı görmüş. Demek gördüğü herşey haktır. Bize- düşen O'na uymak... O'nun sünnetini yaşamak, dünyada ve ahirette huzur ve saa*det bulmaktır. îman Allah'tandır, vesvese şeytandandır. Allah seke-ratta hepimizi şeytan'in şerrinden kurtarıp, imanla kendisine kavuştursun. Amin.

SuFi
05-05-2009, 13:37
İmamî Süyûti'nîn Hayatî, Eserleri Ve Hizmetleri Îsmî, Lakapları, Künyesi:


Celaleddin Abu'l Fazl Abdurrahman b. Kemaleddin Ebu Bekr B. Muhammed el-Huzayri. Es-Süyûti E$-Şafii.. (849-911) (1445-1505) Mısır ve Suriye'de hüküm süren Memlükiler devletinin son za*manlarında Kahire'de yetişen ve Arap dilinde en fazla eser veren müelliflerden biri belki de birincisidir.

Süyûtî i. Recep 849 (3 teşrin evvel 1445) de Kahîre'de doğmuş*tur. Ebul - Fa^l künyesini ona babasının dostlarından İzzeddin Ahmed b. İbrahim vermiştir. Süyüti, 9 baiırüık şeceresini tesbit etmiş*tir. Bizzat kaleme aldığı hâl tercümesini de ihtiva eden Hüsnüi - Mu-hazara'da atalarını birer birer sayar. Ona göre bu aile, menşei bakı*mından şarktan gelme olup, evvela Bağdad'ın şark taraflarında bu*lunan Hüzayriya mahallesine yerleşmiş, sonraları en az müelliften 9 batın önce Mısır'a göç ederek Asyut kasabasını vatan edinmiştir. Ataları arasında en eskisi şeyh Hümamüddin el-Huzayri olup, bu zat da mühim bir mutasavvıf idi. Diğerleri de çağlarında sayılır kimselerdi. Nitekim bunlardan biri emir Şeyhûni zamanında tacirlik ederek Asyut'da bir medrese kurmuştur.

Babası Kemalöddin Ebu Zerk, Şafiî fakihlerindendi. Bu zat Sü-yûd'da doğmuş, orada kadılık etmiş ve daha sonra da Kahire'de yer*leşmiştir.

Süyûti, önce tefsir, hadis ve fıkıh başta olmak üzere dini ilim*leri öğrenmek için gerekli olan nahiv, maani, bedi ve beyan v. s. alet ilimlerini öğrenmiş, sonra da esas ilim mevzularında geniş bir vukuf ve selahiyet elde etmiştir.

O, kuvvetli bir hafizaya da sahipti. Nitekim, îbnül - İmad, onun ifadesine dayanarak iki yüz bin hadis ezberlemiş olduğunu kaydet*mektedir. Süyûti, hesap ilmi hariç, muhtelif Üimlerdeki selahiyetin-den müftehirane bir İfade ile bahseder.

Süyûti daha gençliğinde iken pek çok seyahat etmiş, bu arada Şam, Hicaz, Yemen. Hind, Magrib ve Takrur (Sudan)'a gitmiştir Hicaz seyahati esnasında trfr sene Mekke'de kalmıştır. Ayrıca Mısır" in Dimyat, Fayyum ve İskenderiye gibi yerlerini de ziyaret etmiştir.

Süyûti, tedris vazifesine, ilk defa üstadı Belkini'nin delaleti ile Şevval 870 (Mayıs 1466) tarihinde Cami Üs-Sayhunî de fıkıh ted*risiyle başlamıştır. Kısa bir müddet sonra şöhreti muhitinde yayıl*mış ve derslerini bazı müderrisler bile takip etmiştir. Ayrıca Tolun-lular camiinde fetva vermeğe ve hadis imlasına başlayan büyük in*san (1467) Suyûtî'nin hizmetlerine, 1472 yılında Emir İnal Aşkarin yardımı ile Hanukalu Şayhuniyede hadis tedrisi vazifesi de ilave olunmuş ve yeri hala Kahire'de Babul - Karafa'da bulunan Şam nai*bi Barkuk türbesinin şeyhliğine de bu sıralarda getirilmiştir.

Süyûti, 891 (1486) tarihinde halife el - Mütevekkil Ala'llah' in emri ile o zamanlar Kahire'nin en büyük ve evkafça en geniş han-kahı olan Barbarsiye şeyhliğine geçmiştir. Uzun bir müddet, tâ Kaytbay (ölm. 1495) zamanının sonlarına kadar,, bu hankah şeyhli*ğinin sağladığı imkanlar sayesinde refah içinde yaşadığı gibi bir çok eserlerini rahatça yazmak için de vakit bulmuştur. Bununla be*raber bu vazifesini kıskananlar da olmuştur. Bu arada kendisinin de bazı hadiselere sebebiyet verdiği görülmektedir. Nitekim bir de*fasında Kaytbay'ın huzuruna teamül hilafına taylasan ile girmiş ol*ması (1495), sultanın kızmasına sebep olmuştur. Al-Ahadis al hi-san fi fazl al-Taylasan unvanlı risalesi bu hareketinin müdafaası zımnındadır.

Bulunduğu Vazifeyi Terkediyor


Bununla beraber Kaytbayın vefatına kadar Baybarsiye'de va*zifesinde bırakılmıştır. Zikredilen hadiseler Sultan Muhammed b. Kaytbay nezdinde aleyhindeki faaliyetlerini artırmışlardır. Bunu se*zen Süyûti, halife Mütevekkil Ala'llah ile olan münasebetlerini sık*laştırarak, ondan kendisini bütün Mısır, Şam ve komşu islâm mem*leketleri kadılıklarının derecesinde bir mevkie tayin etmesini istedi.

Halifenin, azıl ve nasip hususunda süyûtiye selahiyet tanıyarak mühim bir vakfiyeyi tevcih ettiği duyulunca, kadılar ve bir kısım halk arasında hoşnutsuzluk uyandırdı. Bu durum Suyûtî'nin o vazi*feden vazgeçinceye kadar devam etti. Bunu Suyûti'nin hayatında bazı talihsizlikler takip etti. 1497 de muhakeme olundu. Neticede Baybarsiya meşihatinden azledildi.

Bu hal üzere Suyûtî'nin onlara olan güveni tamamiyle sarsıl*mıştı, Kahire'de, Nil nehri ortasında ki adacıklardan biri olan al Rav-za'da ki evine çekildi. Tam bir inziva hayatı içinde yaşadı.


Gazaba Uğramak Korkusu İçindeydi


O günlerde Te'hir El-Zaman İla Yevmil - Kıyame isimli bir ri*saleyi de telif etmiştir. Tumanbay 1500 yılında Sultan olunca, Suyuti gizlenmek mecburiyetini hissetti. Gazaba uğramak korkusuy*du bu gizlenmenin nedeni. Ama aynı yılın sonlarında Kanşuh El-Ğavri'nin sultanlığa geçmesiyle sona erdi bu korkusu.

Ancak onun için artık faal hayata dönmek mevzu bahis değildi.. Bazı kerametleri, keşifleri tayy-i zaman ve mekanda bulunduğu hakkındaki, velilik rivayetleri ile Osmanlıların Mısır'ı istila bekleri yolundaki sezişleri bu günlerin meyveleridir.


Hediyenin Reddi Ve Ölümü


Sultan Cavri, kendisine yeni vazifeler teklif ettiği zaman kabul ötmediği gibi, onun gönderdiği 1.000 dinarı red ile hediye ettiği kö*leyi de azad ettiği söylenir. Suyûü bir süre böyle yaşadı. Ancak okumak ve yazmaktan geri durmuyordu. Sonra ara sıra da olsa, davet üzerine Sultanın meclisine gittiği oluyordu. Bununla beraber artık çökmüş ve yaşı da altmışı bulmuştu. Bu sırada hastalandı ve ıztırabh bir devreyi müteakip 19 cemaziyelevvel 911 (18 teşrini ev*vel, 1505) cuma sabahı vefat etti ve Kahire'de Babul - Karaffa dı-guıda defnolundu. Kabri üzerine bir türbe yapılmış ve ahşap bir san-|duka işlenmiştir. Türbesi uzun müddet bazı alimler ve emirlerin zi-iyaretgahı olmuştur

Eserleri:

Suyütî'nin pek muhtelif mevzularda ve çok sayıdaki eserlerinin ekseriyeti uzun araştırmalar mahsûlü olan terkibi teliflerden zi*yade çeşitli kaynaklardan iktifa suretiyle derlenmiş eserlerdir. He*nüz hayatta iken bir çok islam ülkelerinde ve ilim merkezlerinde eserleri şöhret bulmuş bir alim hüviyetini ihraz eylemiştijr


Eserlerinin Sayısı


SuyûÜ'nin eserlerinin sayısı muhtelif kaynaklara göre 500 - 600 i arasında değişmektedir.Hüsn-ül-Muhazara»da Süyûti, kendi eser-ilerini 300 olarak vermektedir. Ancak müellif bundan sonra da bir çok eserler kaleme almıştır. Nitekim çağdaşı Ibn îyas. bu eserlerin 600 olduğunu kaydetmektedir

SuFi
05-05-2009, 13:38
Mukaddime


Alİah'a sonsuz hamdler olsun ki; istediğini gaflet uykusundan uyandırmış, sevdiğini en yüce derece ve makamlara yükseltmiş, yü*künü ondan alıp, onu yanına Alem-i Beka ve Berzaha nakletmiştir.

İhlas kaftanına (kefenine) bürünmüş bir şahadetle Allah'tan başka ilah olmadığına, şeriki bulunmadığına şehâdet ediyorum. Yi*ne şehadet ediyorum: Muhammed (Aleyhi's-sâlâtü ve's-selâm) Onun kulu ve elçisidir. En şerefli bir din ile göndermiş, ve kendisine en kerim bir şekilde dost olmuş. Ona ve yüce âl ve ashabına salat ve rahmet olsun. (Amin).

Bu kitap ruhların şiddetli bir iştiyak ile Öğrenmek istediği Ber-zah [1] âlemi hakkında yeterli ve dertleri giderecek malumatı içine almaktadır.

Bunda şu konulan işledim:

Ölümün fazilet ve durumu, ölüm meleğinin ve yardımcılarının sıfatları, sekeratta ölünün basma gelen durum; ruhun bedenden ay*rılıp Allah'a yaklaşmasından sonraki hali, ruhun diğer ruhlarla top*lanması ve bundan sonra bir yerde yerleşmesi, kabrin durumu, ölü*yü sıkıştırması, fitnesi, azabı ve darlığı, kabirde faydalı olan* şey*ler.. Bütün bu konuları bu kitapta zikrettim. Ölüm hastalığının baş*lamasından ta haşirde sûra üfürülünceye kadar olan bütün bu mer*halelere açıklama getirdim. Bu konuda merfu' [2] hadislerden, mev*kuf! [3] ve maktu' sözlerden naklettim. Bu naklimi hadis kitapların*dan ve mûtemed hadis imamlarından araştırarak yaptım. «Tezki-retû'l-Kurtubi» 'de olan kısmı da tenkih [4] ve tahric [5] ile beraber on*da olmayan bir çok fazlalıkları da yazdım. !

Eserin adını «Şerh üs-Sudur bi Şerhi Halil Mevta ve EhU'l Ku-bur» (Ölülerin Hallerini Açıklamakla Gönüllere Açıklık Getiren Ki*tap) koydum. .

Ümid ediyorum ki, Allah ömür verirse biri kıyamet alâmetleri hakkında, diğeri diriliş halleri, kıyamet, Cennet ve Cehennem hakkında geniş olarak bir iki kitap buna ilâve edeceğim. Allah bunu minnet ve keremiyle gerçekleştirsin

Ebû Naym, Mücahit'den, Arkalarında dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır.»jmealin-deki ayeti kerime hakkında şöyle rivayet etmiştir: Aye'tte|j bahse*dilen berzah, ölüm ile diriliş arasıdır. [6]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Berzah dünya ile ahiret arasında olan ve ruhların onda beklediği alemin is*midir. Lügatte berza «aralık»demektir

[2] Merfu', senedi Peygamber (A.S,M.)'e kadar yükselen hadis demektir

[3] Mevkuf senedi sahabelerde duran söz demektir

[4] Terfkih : Elemek (5) Tahriç hadisi senediyle rivayet etmek demektir

[5] EI-Mü'mİnun, 100

[6] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 15-16.

SuFi
05-05-2009, 13:40
Ölümün Başlangıcı


îbn-i Ebi Şeybe ve İmam Ahmed'in ... Hasan'dan rivayet terine göre;

-Allah Adem ve zürrlyetini [1] yarattığı zaman meleklere

«Yer bunları istiap edemez.» demişler.

Allah (Azze ve Celle):

«Ben içlerine ölümü bırakacağım.» demiş.

Melekler:

«Öyle ise hayat onlara hoş gelmez.»

Allah (Azze ve Celle):

«Ben onların kalplerine emel yerleştireceğim diye onlara etmiştir.

Ebu Nuaym'ın Hilye'de mücahit'den rivayetine göre: Adem bisseiam) yere indiği zaman Rabbı ona şöyle dedi: ,

Yıkılmak için yap, ölüm için doğur. [2]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Adem'in yaratı İm asiyi a genetik olarak zürrlyetl de yaratılmış olur. Müteıckn

[2] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 17.

SuFi
05-05-2009, 13:41
Mal Ve Vücuda Bir Zarar Geldiğî Zaman Ölümü İstemekve Gelmesine Duâ Etmekten Sakındırma


Buhâri ve Müslim'in, Enes (Radiyalîahü anhî'den rivayet ettik*lerine göre, Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyur*muştur:

«Sakın kimse kendisine dokunan bir zarardan dolayı ölümü iş*etmesin. Eğer kendini ölümü istemekten ahkoyamıyorsa şöyle desim

-Rabbim, yaşamak bana daha hayırlı olduğu müddetçe beni ya*şat; ölümüm bana daha hayırlı olduğu zaman ruhumu al.»

Müslim'in Ebû Hüreyre (Hadıyallahü anh)'dan rivayetine göre, Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştun

«Hiç biriniz ölümü asla istemesin ve ölüm gelmeden de gelme*sine dua etmesin. Çünkü sizden biriniz öldüğü zaman ameli kesilir. Hem de, müminin ömrü kendisine hayırdan başka bir şey arttırmaz.»

Buhari ve Nesai Ebû Hüreyre (Kadıyallahü anh)'den o da Pey*gamber efendimizden; şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:

«Sakın hiçbiriniz ölümü istemesin; eğer iyi ise umulur ki iyili*ğini arttırır. Şayet kötü ise umulur ki vazgeçer.»

Câbir (Radiyalîahü anh)'den rivayet edildiğine göre, Peygambea efendimiz şöyle buyurmuştur:

«Ölümü istemeyiniz. Çünkü, ölümden sonra, âhirete çıkışın korkunçluğu çok şiddetlidir. Hem de Allah, insana tevbe ve dönüşü nasip edinceye kadar Ömrünün uzaması, mutluluktur.»

Buhâri ve Müslim'in rivayetlerine göre, Enes, (Radıyallahıi anh) şöyle buyurmuştur:

«Eğer Rasülüllah, (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Ölümü işlemek*ten nehyetmeseydi, ölmemizi isteyecektik.»

Buhâri de Kays İbni Ebi Hazım (RadıyaUahü anh)'dan şunu nakletmiş;

«Habbab (Radıyallahü anh) ın yanma gittik. Onu ziyaret ede*cektik. Hasta idi yedi dağla dağlanmıştı. Bize:

«Eğer Resûlullah (SaUallâhü Aleyhi ve Sellem) bizi. Ölümü is*temekten menetmeseydi, ölümümü isteyecektim.» dedi.

Mervizi'nin Muaviye kölesi Kasım (Radıyallahü anh)'den riva*yetine göre, Rasûlullah (SaUallâhü Aleyhi ve Sellem)'in işiteceği bir tarzda, Sa'd İbn-i Ebi Vakkas (Radıyallahü anh) ölümü istedi. Ra*sûlullah, (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem):

«Ölümü isteme, eğer Cennet ehlinden isen kalmak sana daha hayırlıdır, eğer cehennem ehlinden isen, ne acelen, var ki, ona ko*şuyorsun» diye buyurdu.

Hâtib'in, tarih kitabında îbn-i Abbâs (Radıyallahü rivayetine göre, Peygamber efendimiz (Sallallâhü Aleyhi Selleml şöyle buyurmuştur;

«Hiç kimse ölümü istemesin, çünkü kendisine ne hazırlandığını (Yani basma ne geleceğini) bilmez.»

Îmam-Ahmed, Ebû Ya'la, Taberani ve HakinVin, Ünunü'1-Fadl (Radıyallâhü anhâl'den rivayetlerine göre:

Rasûlullah, (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) yanlarına geldi, am*cası, Abbâs (Radıyallâhü anh) hasta idi, şikayetlenip Ölümü İsti*yordu. Rasûlullah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) ;

«Amca! Ölümü isteme, eğer sen iyiysen ecelinin ertelenip iyili*ğini arttırman senin için daha hayırlıdır; eğer kötü isen, ecelin er*telenip kötülüğünden vazgeçmen yine senin için daha iyidir, sakın,

asla ölümü isteme!» diye buyurdu.

îmam Ahmed'in Ebu Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayetine göre, Rasûlullah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Kendisine Ölüm gelmeden hiç kimse ölümü istemesin, ve ame*line güvenmeden Ölümün gelmesine dua etmesin.» [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 18-20.

SuFi
05-05-2009, 13:41
Allah'a İtaat İle Geçen Uzun Ömrün Üstünlükleri


Ebû Bekret'e (Radıyallahü anh) 'dan rivayet edildiğine göret Bir adamı

«Ya ResûIIullah İnsanların hangisi daha hayırlıdır?» diye sordu. Rasulluüah (SaUallâhü Aleyhi ve Sellem) cevaben Ömrü uzun olup ameli güzel olandır» buyurdu.

Sonra, adam:

«İnsanların hangisi daha şerlidir?» diye sordu. ResuÜullah (Sallahü Aleyhi ve Sellem) t «Ömrü uzun ameli kötü olandır» diye buyurdu»

Olup Hakim, Câbir (Radıyallahü anh)'den rivayet ettiğine göre Re*sûlüllah (Sallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«En hayırlınız Ömrü en uzun, ameli en güzel olanınızdır» bu*yurdu.

İmam Ahmed, Ebû Hüreyre (Radıyallahü anh) 'dan rivayet etti*ğine göre, Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«En iyiniz, ömrü uzun olup, ameli güzel olandır» diye buyurdu.

Taberâni'nin Ubâde bin Sâmit (Radıyaîlahû anh)'dan rivayeti*ne göre, Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem):

«En iyinizin kim olduğunu söyleyeyim mi?» dedi.

SahabUer t

«Evet ey Allah'ın Resûlu!..»

ResûIuUah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Doğru dürüst gitmek şartıyla İslâmiyet için de en uzun yaşa yanınızdır» diye buyurdu.

Yine Taberâni'nin Avf bin Mâlik (Radıyallahû anh)'dan rivâye tine göre, şöyle demiştir:

«ResûluHah (Sallallâhû Aleyhi ve SellemVden işittim şöyle di yordu:

«Müslümanm ömrü uzadıkça kendisinin hayn artar.»

tmam Ahmed ve îbn Zenceveyh Ebû Hûreyre (Kadıyallahû ai hü) 'dan rivayetlerine göre şöyle demiştir:

«Kuza'a kabilesinin bir köyünden iki adam vardı. Resûlulla (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) hidayetiyle müslüman olmuştular. Bij senit düştü, diğerinin eceli bir sene ertelendi.»

Talha bin Ubeydullah (Radıyallahû anh) şöyle dedi:

«Cennet bana göründü.» Eceli ertelenen şehidden önce cennel konduğunu gördüm. Bundan hayrette kaldım. Sabahleyin bunu R sûlullah (Sallalîâhû Aleyhi ve Sellemî'e anlattun, Resûlullah (Sa lallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«O, diğerinden sonra bir Ramazan orucunu, altı bin rekât fa ve nice sünnet rekâtlarını edâ etmedi mi?» diye buyurdu.

îmam Ahmed ve Bezzar, Talha (Radıyallâhû anh) 'dan rivâylerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)

«Allah katında teşbihinden, tekbirinden, tehlilinden Ötürü; İslamiyet dini içinde ihtiyarlanan kişiden daha üstün yoktur» diye buyurdu.

Ebû Nuaym'in, Said bin Cübeyr {Radıyallahû anh) 'den rivâyt ne göre şöyle demiştir:

«Farzları yapmak, namazları kılmak ve Allah'ın nasip ettiği yapmak üzere müslümanm her bir gün yaşaması onun için ganimettir.» [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 21-22.

SuFi
05-05-2009, 13:42
Dînî Bir Fitne Korkusundan Dolayı Ölümü İstemek Ve Gelmesine Duâ Etmenin Cevvazı


Malik'in Ebû Hüreyre (Radıyaîlahü anh) den rivayetine göre! Re-sûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Kişi diğerinin kabrinin yanından geçip keşke onun yerinde ol*saydım, demeden kıyamet kopmaz» buyurmuştur.

Mâlik ve Bezzâr, Sevbân (Radıyallahû anh)'den rivayet ettik*lerine göre, Resulûllah (Sallaliâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu.

«Yâ Rabbİ hayırlı ameller işlemeyi, günahlardan sakınmayı ve miskinleri sevmeyi bana nasip et. İnsanlara bir fitne musallat etmek istediğin zaman beni fitneye bulaştırmadan yanına al...

Mâlik'in, Ömer (Radıyallahû anhü)'den rivayetine göra, şöy*le demiştir:

«Ey Allah'ım, güçsüz kaldım, zayıfladım, yaşlandım, duygularım denetimimden çıktı. Hiç bir şeyimi kaybetmeden, eksiltmeden beni yanma al.» Bunun üzerine bir ay geçmeden Hz. Ömer (Radıyallahû anh) vefat etti.

Sûleym el-Kindi'den rivayet edildiğine göre şöyle, demiştir:

Bir dam üzerinde Ebû Abs el-Gifari (Radıyallahû anh) ile beraberdim. Veba'dan bir topluluğun öldüğünü görüyorduk. Ebû Abs.

«Ey veba beni de al» dedi ve bu dediğini üç sefer tekrarladı.

Ona dedim

«Neden bunu söylüyorsun? Resulullah (Sallaîlâhû Aleyhi ve Seî-lem):

«Kimse ölümü istem e m el i! Çünkü ölümle ameli kesilir ve dönüş yapmak için de dünyaya geri gönderilmez» demedi mi? Ebu Abs:

-Resulullah (Sallallahû Aleyhi ve SellemVden işitmedin mi ki diyordu: «Altı şeyi geçmek (yani kurtulmak) için Ölüme koşunuz .

1- Sefih insanların âmir olması.

2- Rezil insanların çok bulunması.

3- Hakem satışlarının olması.

4- Kanların hafife alınması.

5- Süa-i rahimin kopukluğu.

6- Bâzı sarhoşlar ki Kur'an'ı çalgı edinirler. Dini bilgileri on*lardan az olduğu halde adam tutarlar İd, onları Kur'an'la eğlen-dirsin.

Hakim'in Hasandan rivayetine göre, şöyle demiştir:

Hakem bin Amir: «Ey veba beni al» dedi. Birisi ona

«Neden bunu söylüyorsun? Halbuki Rasûlullah (Sallallahû Aley*hi ve Sellem) Men işittim ki:

«Sakın hiç biriniz ölümü istemesin» dedi. Hakem bin Amir t i «Sizin işittiğinizi ben de işittim. Fakat altı şeyi geçmek îstiyorum dedi.

— Hakem satışını.

— Rezillerin çokluğunu.

— Çocukların amirliğini.

— Kanların dökülmesini.

— Sıla-İ rahimin kopukluğunu.

— Bâzı sarhoşları ki, âhir zamanda Kurra olurlar, Kur'an'ı çalgı edinirler.»

Ibn i Sa'd, «Tabakat» adlı kitabında Habip bin Ebİ Füdale (Ra-diyallahu anh)'dan rivayetine göre-,

Ebû Hüreyre (Radiyaîlahu anh) sanki ölümü istiyormuş gibi. ondan bahsetti. Bâzı arkadaşları, «Sen Resulullah (Sallallahû Aleyhi Vesellem)'in «İyi-kötü hiç kimseye ölümü ister |k yakışmaz, iyi is©

İyiliğini arttırır, kötfti ise vazgeçer.» sözünden sonra, nasü Ölu'mü} istersin dediler. Bunun üzerine Ebû Hüreyre:

«Ben nasıl ölümü istemeyeyim. Halbuki ben altı şeyin bana ye*tişeceğinden (ilişeceğinden) korkuyorum s

I- Günahları hafif görmek,

2- Hakem satışı,

3- Sıla i rahim kopukluğu,

4- Rezillerin çokluğu,

5- Bazı sarhoşlar ki Kur'an'ı çalgı edinir [1]

Taberani'nin Amr bin Absete (Radiyâllahu a&h)'dan, onun da Resûlulîah (Sallallahu Aleyhi ve SellenO'den rivayetine göre şöyle buyurmuştur:

«Ameline güvenmedikten sonra, kimse ölümü İstememe!!. Eğer müslümanlar içinde altı hasleti görürseniz o zaman Ölümü isteyiniz. Eğer nefsiniz elinizde ise onu Ahirete gönderin...» (O hasletler de şunlardır) :

1- Kan dökmek,

2- Çocukların amir olması,

3- Rezillerin bol olması,

4- Sefihlerin amir olması,

5- Hakem satışlarının olması,

6- Kur'an'ı çalgı edinen sarhoşların bulunması...

Ebû Nuaym, îbn-i Mes'ud tRadiyallahü anh) 'dan rivayet ettiği*ne göre, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle demiştir:

«Mümin ölümden başka hiç bir şeyi sevmeyecek hale gelmeyin-ceye kadar Deccal çıkmaz.

îbn-i Ebû Dünya. Süfyan (Radiyâllahu anh) 'dan rivayetine göre:

İnsanların başına Öyle bir zaman gelecek ki, ölüm o zamanın kurcalarına (âlimlerine) kızıl altından daha sevimli olacak.

Ebû Hüreyre (Radiyalahu anhl'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Yakındır ki, mümin için ölüm, içtiği soğuk bal şerbetinden da*ha sevimli olur.»

Ebû Zer (RadiyaUahu anh) 'dan rivayet edildiğine göre şöyle de-iniştir:

«İnsanların basma bir zaman gelecek, içlerinde cenaze geçerken 'keşke ben onun yerinde olsaydım' diyecekler.

îbn-i Sa'd, Ebû Seleme bin Abdurrahman'dan rivayet ettiğine göre:

«Ebû Hüreyre hasta idi, yanma gidip ziyaret ettim.

«Yâ Rabbi Ebû Hüreyre'yi şifa et.» dedim.

O, «Yâ Rabbi Ebû Hureyreye eski sıhhat halini verme», dedi ve şöyle devam etti:

«Yâ Ebâ Seleme yakındır ki, insanların basma bir zaman gelir. Ölüm onlar için kızıl altından daha sevimli olur.

Yâ Ebâ Seleme, yakmdır ki, adam kabrin yanından geçerken keşke ben senin yerinde olsaydım, diyecek. Yakın bir zamana ka*dar yaşarsan bunu görürsün.»

Mervizi cenazeler konusunda Mürretül-HemedaniMen rivayet ettiğine göre şöylo demiştir:

«Abdullah kendisine ve ailesine ölümü "temenni etti. Ona denil-di ki:

Sen ailene ölümü istiyorsun! kendine neden istiyorsun?» Bu*nun üzerine Abdullah şöyle dedi:

«Eğer bu halinizde sağ salim kalacağınızı bilseydim içinizde yir*mi sene yaşamayı isteyecektim.»

Ebû Osman'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir

«Bir gün İbn-i Mesud (Radiyallahu anh) kendi avlusunda iken falan ve filan iki de şerefli güzel hanımı yanında vardı. Her ikisin*den de güzel çocukları vardı. O orada iken başı üstünde bir serçe yavrusu gelip içini İbn-i Mesud'un elinin üzerine damlattı.

Sonra kendisi şöyle dedi: Eğer Abdullah (ibn-i Mes'ud) un ailesi ölüp peşlerinde o da gitse, bana bu serçenin ölümünden daha se*vimli olur.

Kays (Radiyallahu anh)'dan rivayet edildiğine göreniştir: şöyle dedi.

«Abdullah'ın çocukları vardı. Ona sanlıyordular. Abdullah «Bunları görüyorsunuz, bana bunların ölümü sayılarınca böcek*lerin ölümünden daha kolaydır, dedi.»

Hasan'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

-Bu şehrinizde bir âbid adam vardı. Mescidden çıkıp üzengiye koyduğu zaman ölüm meleği ona geldi. Adam:

«Merhaba hoşgeldin, zaten sana çok iştiyaklıydım, dedi üzerine melek hemen onun ruhunu kabzetti.»

İbn-i Sad, Tabakâtında ve Mervezî, Halit bin Mervaıı Radıya lahu anh) 'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

«Kara ve denizde hiç bir hayvanın ölüme karşı bana feda olmi sini istemiyorum. Eğer Ölüm yarış nişanesi olsaydı kimse beni geçmezdi; benden güçlü olan kişiden başka... :

Yine Ebû Nuaym Ma'dan (Radiyallahu anh) 'dan rivayetine g re, şöyle demiştir:

«Vallahi eğer ölüm bir yere konulsaydı İlk önce ona koşan ben olacaktım.»

Abd-i Rabbih bin Sâlih'den rivayet edildiğine göre Mekhul Ölüm hastalığında iken, o yanına girip demiş:

«Allah sana şifa versin. Mekhûl: Hayır; afvı umulana kavuşmak, şerrinden emin olunmayanla yani insi şeytanlar, iblis ve askerleriyle kalmaktan daha hayırladır» demiştir.

lbn-i As'akir tarihinde Ebi Müshir'den rivayet ettiğine göre Söyle demiştir:

«Bir adam Sald bin Abdulâziz Et - Tenuhiyye Allah senin öm*rünü uzatsın diyordu. Saİd kızıp;

Hayır, Allah beni rahmetine çabuk kavuştursun, dedi.»

Ebû Nuaym'm, Ubeyde bin El-Muhacir (Radıyallahû anhVden rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Eğer, bu oduna dokunan kişi ölür dense; kalkıp hemen doku*nacağım.»

Ebi Abdillah es-Sanabihi'den rivayet edildiğine göre şöyle de*miştir :

«Dünya fitneye çağırır. Şeytan İse yanlışlıklara... Allah'a kavuşmak ise bunlarla beraber kalmaktan daha hayırlıdır.»

îbn-i Ebû Dünya Amr bin Meymûn'dan rivayet ettiğine göre:

O ölümü istemiyordu. Hergün şu kadar namaz kıldığını söy*lerdi. Ta ki Yezid bin Müslim ona gönderildi. Onu sıkıştırıp zülüm edince:

Ya Rabbi beni iyilere kavuştur. Şerlilerle bırakma, demeye baş*ladı.

Ümmü'd-Derda (Radıyallahû anhaVdan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

«Ebu'd-Derda, bir adam salih bir hal üzere öldüğünde, bu ölüm sana afiyet olsun keşke ben senin yerinde olsaydım, derdi. Ümmü'd-Derda; ona, neden böyle söylüyorsun? deyince;

Ebü'd-Derda' Ey ahmak! Bilmiyormusun ki adam mümin ola*rak sabahlar, münafık olarak akşamlar. Farkına varmadan imanı ondan alınır. İşte bunun için ben, bu ölünün namaz ve oruç İçinde kalmasından fazla onun ölmesine gıpta ediyorum.

îbn-i Ebi Şeybe «Musannaf» adlı kitabında ve îbn-i Ebu Dünya Ebû Cuhayfe'den rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

«Hiçbir nefsin hattâ sineğin nefsinin dahi ölüme karşı bana fe*da olması beni sevindirmez.»

îbn-i Ebu Dünya, el-Hatip, ibn-i Asâkir, sahabi olan Ebu Bekrete (Radiyallahu anh) 'dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

«Vallahi hiçbir canlının hattâ bu uçan sineğin de ölmesi bu ca*nımın ölmesinden bana daha sevimli değildir.»

Oradakiler korkup

«Neden» demişler, Ebu Bekrete:

«Korkarım başıma bir gün gelir, o günde iyiliği emredip kötü*lükten nehyedemem. O günün bana ne hayrı kalır?» diye cevap ver*miştir.

îbn-i Ebi Şeybe MusanneTinde îbn-i Sa'd ve Beyhaki Şuab-da Ebû Hüreyre (Radiyallahu anh) 'dan rivayet ettiklerine göre:

-Bir adam onun yanından geçti. Ebû Hüreyre t «Nereye gidiyorsun? dedi. O: «Çarşıya» dedi.

Ebu Hûreyre (Hadiyallahu anh) «Çarşıdan dönmeden öne na Ölümü satın alabüirsen getir» dedi.

îbn-i Ebi Dünya ve Taberani «EI-Kebir» kitabında ve tbn-i kir, Urve. bin Ruveym tarikiyle;

Asar Irbad bin Sariye (Radıyaliahû anh) Eesulullah (Sallatlâhû Aley-hi ve Sellem)'in yaşlı sahabelerindendi. Ve ruhunun alınmasını istiyordu. Şöyle duâ ediyordu:

«Allah'ım yaşlandım. Kemiklerim zayıfladı. Beni kendine al.» tşte bu zattan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir:

Bir gün ben Şam Camisinde namaz kılıp ruhumun alınması*na duâ ederken, erkeklerin en güzellerinden genç bir adam yaAımda bulundu, üzerinde yeşil bir elbise vardı. Dedi: 'Neden böyle dua ediyorsun?' Dedim i 'Ey kardeşim nasıl dua edeyim?' Dedi

'Şöyle söyle : Yârabbi amelimi güzelleştir, ecelimi genişlettir. Beni 'Allah seni bağışlasın, kimsin sen dedim.

'Ben ehl-i imanın kalbinden gizlice hüzün ve kederi alan Retatil'im' dedi. Ben yüzümü çevirdim, kimseyi göremedim.» [2]



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Altıncısı ki sefihlerin âmir olmasıdır. Metinde zikrediimediği için tercümesir Mütercim

[2] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 23-30.

SuFi
05-05-2009, 13:43
Ölümün Üstünlükleri


Âlimler demişler ki;

«Ölüm mahza yokluk değil. Sırf fena olmak değildir. O, ancak ruhun bedenden ilişkisinin kesilmesidir. Ölüm bir ayrılıştır. Ruh ile beden araşma giren bir perdedir. Ölüm bir değişmektir. Dünyadan ahirete göçmektir.»

Ebu'ş-Şeyh (tefsirinde) ve Ebû Nuaym Bilal bin Sa'd'den riva*yet ettiklerine göre o, va'zmda şöyle demiş:

«Ey ebed ehli ve ey beka ehli, siz yokluk, fena için değil, ebedi kalmak için yaratıldınız. Siz bu dünya diyarından ahiret memleke*tine göçeceksiniz.»

Ömer ibn-i Abdül-Aziz'den (radıyallahû anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Siz ancak ebed ve beka için yaratıldınız. Diğer bir diyara nakl olunuyorsunuz.»

Abdullah bin Âmir (radıyallahû anh) 'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Müminin armağanı Ölümdür.»

Deylemi, Firdevs'in «Müsned-inde Câbir'in hadisinden aynısını rivayet etmiştir.

Yine Deylemi. Hüseyn İbn Ali (radıyallahû anh) 'dan rivayet et*tiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)

«Ölüm mümin için bir güldestedir» buyurmuştur.

Aişe (radıyallahû anhâVdan rivayet edildiğine göre, ResûluUah (Saliallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Ölüm ganimettir. Masiyet, musibettir. Fakr, rahatlıktır. Zengin*lik cezadır. Akıl, AH ah'd an bir hidayettir. Cehil, dalâlet ve sapıklık*tır. Zulüm, pişmanlıktır. Taat, göz nurudur. Allah korkusundan ağ*lamak, ateşten kurtulmaktır. Gülmek bedenin felaketidir. Günahtan tövbe eden günahsız gibidir» buyurmuştur.

Sahih bir senedle Mahmûd bin Lebid (Radıyallahû anh) 'dan ri-vâyetedildiğine göre, Resûlullah (Saliallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«İki şey var ki insanoğlu onlardan iğrenir. Ölümden İğrenir, hal*buki onun için ölüm fitneden daha hayırlıdır. Malın azlığından iğ*renir, halbuki az malın muhasebesi daha azdır.»

Beyhaki bu hadisi zayıf görmüştür.

Zür'ate bin Abdullah (Radıyallahû anh)'dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (Salllâhû Aleyhi ve Sellem) :

«İnsan, hayatı sever, halbuki ölüm, onun nefsi için daha hayır*lıdır. İkincisi insan mal bolluğunu İster, halbuki, az malın muha*sebesi daha azdır.»

Şu hadis mürseldir. (Sened, tabünlere kadar yükselmektedir.)

Seyhan (Buhari ile Müslim) Ebu Katade (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallalîâhû Aleyhi ve Sellem) 'in yanından bir cenaze geçti. Resûlullah (Saliallâhû Aleyhi ve Sellem)

«Bu müsterih veya müsterah'ün'minh'tir.» buyurdu.

Bunun üzerine:

«Yâ Resûlallah, müsterih nedir, müsterah nedir?» dediler. Resû~ lallah (Saliallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Müsterih, mümin kuldur, dünyanın yorgunluk ve eziyetinden kurtulup Allah'ın rahmetine kavuşur, istirahat eder. Müsterahuminh ise günahkârdır ki memleket, insan» bitki ve hayvanlar ondan kur*tulup istirahat ederler» buyurdu.

îbn-i Ebi Şeybe Yezîd bin Ebû Zeyyad'dan rivayetine göre:

Ebİ Cuhayfe (Kadıyallahû anh) nin yanından bir cenaze geçti. Ebî Cuhayfe:

«O da kurtuldu, âlem de ondan kurtuldu» dedi.

îbn-i Mübarek ve Taberani Abdullah bin Amr bin Âs Radiyal-lahû anhümaJ'dan rivayet ettiklerin© göre, Resûlullah (Saîlallâhû Aleyhi ve Sellem)

«Dünya müminin zindanı, kant ve galastdır. Dünyadan ayrıldı ğı zaman kant ve zindandan kurtulur» buhurdu.

İbn-i Mübarek Abdullah bin Amr (Radıyall&hu anhVdan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Dünya kâfirin cenneti, müminin zindanıdır. Ruhu alındığı za*man müminin misali, hapiste olup da açılıp yerde gezen adamın misali gibidir.»

İbn-i Ebi Şeybe «Musannef»inde Abdullah bin Âmir'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir;

«Dünya müminin zindanı, kâfirin cennetidir. Mümin öldüğü za*man yolu boşaltılır. İstediği gibi Cennette gezer.»

Ebû Nuaym, İbn-i Ömer, (Radıyallahû anhüma) 'dan rivayet et*tiğine göre, ResûluUah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Ebû Zer'e şöyle buyurdu:

«Yâ Ebâ Zer, Dünya müminin zindanıdır. Kabir emniyetgâhıdır. Cennet onun karargâhıdır. Yâ Ebâ Zer, dünya kâfirin cennetidir. Kabir onun azabıdır. Cehennem onun dönüş yeridir.»

Nesâi, Taberanî, îbn-i Ebi'd-Dünya, Ubâde bin Sâmit (Radıyalla-hû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Ölüp de Allah katında hayır gören hiç bir nefis, dünyanın bü*tün nimetlerini ve içindekilerini almak üzere de olsa dönmek iste*mez. Şehid müstesna. O, Allah'ın bol sevabını gördüğünden dola*yı, dönüp bir daha öldürülmek ister» buyurdu.

îbn-i Ebi Şeybe, «Musannaf»inde Mervizi «Cenazeler» konusun*da ve îbn-i Ebi Dünya ve Beyhaki, İbn-i Mes'ud (Radıyallâhu anh) dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Dün yanın duru halleri gitti. Kalan ancak bulanık hallerdir.Öyle ise ölüm müslüman için bir (kurtuluş) armağanıdır.»

Yine aynı zâtların îbn-i Mes'ud (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

«Ne güzeldir hoşa gitmeyen o iki şey» ölüm ile fakirlik...»

îbn-i Ebî Şeybe ve Mervizi Tavus (Rahmetullahi aleyhi) den ri*vayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

«Kişinin dinini, ancak girdiği çukur korur.»

îbn-i Mübarek ve îbn-i Ebi Şeybe ve Mervizi"nin Rebi' bin Hay-sen'den rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

«Müminin beklediği gaybi şeyler içinde, ölümden daha hayırlı hiç bir şey yoktur.»

«Öğrendim ki; müminin ilk sevinç ve sürürü ölümdür. Bu sevinç onun ilahi ikram ve sevabı gördüğü içindir.»

İbn-i Mes'ud (Radıyallahû anh) 'dan rivayet edildiğine göre, şöy*le demiştir:

Allah'a kavuşulmadan, mümin için rahat yoktur.»

Saîd bin Mansûr ve Ibn-i Cerîr, Ebû Derdat (Radıyaîlahû anh) dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

«Hiçbir mümin yoktur ki ölüm onun için hayırlı olmasın, hiç bir kâfir de yoktur ki ölüm onun için hayırlı olmasın. Kim beni tasdik etmezse işte bu âyetleri okusun

Allah katındaki şeyler iyiler için daha hayırlıdır.[1] Kâfirler Zannetmesinler ki onlara verdiğimiz mühlet, onlar için hayırlıdır... Günahları artsın diye mühlet veriyoruz. Ve onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.» [2]

îbn-i Ebi Şeybe «Musannefinde, Abdurrezzak, Tefsirinde, Hâkim, Müstedrek'inde, Taberani ve Mervizi Cenazeler konusunda, îbn-i Mes'üd (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiş*tir;

«İyi kötü hiç bir nefis yoktur ki ölüm onun için yaşamaktan daha hayırlı olmasın.» Eğer hayırlı ise işte Allah, şöyle diyor «İyiler İçin Allah'ın katındaki daha hayırlıdır. [3]

Eğer kötü ise yine Allah şöyle diyor.

«Kâfirler zannetmesin ki, onlara verdiğimiz mühlet, onlar için hayırlıdır. Günahları artsın diye mühlet veriyoruz.» [4]

îbn-i Mübarek ve tmam-ı Ahmed -Zühd-te Habban bin Ebî Çe-bele'den rivayet ettiklerine göre, Ebud-Derda (Radıyallahû a4h) şöyle demiştir:

«Ölmek için doğuruyorsunuz, yıkılmak için yapıyorsunuz. Fâni şeylerle hırs gösterip, baki şeyleri bırakıyorsunuz

Ne güzeldir hoşa gitmeyen o üç şey: Ölüm, fakr ye hastalık.

îmam Ahmed, Züftd'te İbn-i Mes'üd (Radıyallahû anh) 'dan riva*yet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Ne güzeldir hoşa gitmeyen o üç şey Ölüm, hastalık ve fakirlik..»

Ebû Dünya, Cafer el-Ahmed'den rivayet ettiğine göre, şöyle de*miştir :

«Kim ki ölümde ona hayır yoksa, hayatta da ona hayır yokur.»

İbn-i Sa'd, Tabakat'ında, Beyhaki, Şuâb'da Ebu Derdâ'dan riva*yet ettiklerine göre şöyle demiştir:

«Rabbime tevazu için fakirliği severim. O'na kavuşmak için ölü*mü severim ve günahlarıma keffâret olması İçin hastalığı severim.»

Ibn-i Sa'd ve îbn-i Ebî Şeybe ve îmam-ı Ahmed; -Zühd»de Ebü Derda (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre, şöyle olmuş*tur:

Ona denilmiş ki; «Sevdiğin kişi için ne istersin?»

Demiş: «Ölümü.»

Demişler: «Eğer ölmezse ne istersin?»

Demişi «Mal ve veledinin az olmasını isterim.»

îbn-i Ebî Şeybe, Ubâde bin Sâmit (Radıyallahû anden rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Dostum için istediğimiz, malının azlığı, ecelinin tacil edilmesi*dir.»

îmam-ı Ahmed, Zühd'te ve İbn-i Ebû Dünya Ebû Derda'dan ri*vayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

«Hiç bir kardeşim İslâm'dan daha sevimli bir hediyeyi bana -diyye etmemiştir. Ve onun ölümünden daha acâib bir hayır haberi (kulağıma) ilişmemiştir.»

îbn-i Ebu Dünya, Muhammed bin Abdül Aziz'den rivayet etti*ğine göre şöyle demiştir:

«Abdü'1-Ana, et-Teymİyye'ye denümiş Kendine ve sevdiğine ne istersin? Ölümü isterim, demiş.

Taberâni, Ebu Malik el-Eşari- (Radıyallahû anhVdan rivayet etti*ğine göre şöyle demiştir: '

Resûlullah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : -Yâ Rabbi senin elçin olduğuma inanan herkese ölümü sevdir diye dua etti.

îmam- Ahmed'in rivayet ettiğine göre:

Ölüm meleği Hz. ibrahim (Aleyhis-salâtü ve'sselâm)'a, ruhunu almak için gelmiş. Hz. İbrahim ona:

«Yâ melek1 el-mevt! Hiç bir dost, dostunun ruhunu alır mı?» Bunun üzerine ölüm meleği Rabbine dönünce Allah ona şöyle demiş:

«İbrahim'e söyle: Hiç bir dost, dostuna kavuşmaktan çekinir mi?» Melek gelip bunu deyince, Hz. İbrahim (Aleyhi' s-selâtü ve's-selâm) :

Hemen şimdi ruhumu al» demiştir.

îsbehâni Tergip'de, Enes (Radıyallahû anhVdan rivayet ettiğine göre Resûlulah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ona şöyle buyurmuştur:

«Eğer vasiyetimi dinlersen; senin için Ölümden daha sevimli hiç bir şey olmasın.»

îbn-i Sa'd Hasan (Radıyallahû anhVdan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Huzeyf e {Radıyallahû anh) ya Ölüm geldiğinde, şöyle dedi Ayıkken gelen bir dosttur bu. Kahr olsun pişman olana. Allah'a sonsuz hamdler olsun ki beni fitneden Önce götürdü.»

Sehl bin Abdullah Ettesteri de şöyle demiştir:

«Ancak üç kişi ölümü ister:

Biri, ölümden sonra, ne olduğunu bilmez.

İkincisi, Allah'ın takdîratmdan kaçmak ister. Üçüncüsü de Allah'a kavuşmak ister, ona müştaktır.)

Hayyan bin el-Esved de şöyle demiş:

«Ölüm bir köprüdür, dostu dosta kavuşturur.»

Ebû Osman da:

«Allah'a kavuşma iştiyakının alâmeti, rahatta iken ölümü iste*mektir» demiş.

Bâzıları da şöyle, demiştir :

«Allah'a müştak olanlar. Ölümün tatlılığını ölüm geldiğinde se*zerler. Çünkü onlara açılan kavuşma lezzeti, baldan daha tatlıdır.»

îbn-i Asâkir, Zün-Nûn-i Mısrî'den rivayet ettiğine göre, şöyle de*miştir "

«Şevk, makamların en yücesidir. Ve derecelerin en yükseğidir. Kul, bu makam ve dereceye yükseldiği zaman, Rabbine kavuşma iş*tiyakından ve görmesini istediğinden dolayı ölümün hızla gelmesini ister.»

Sahabi olan îbn-i Ebi Utbe el-Hulani (Radıyallahû anh)'den riva*yet edildiğine göre, ona:

«Abdullah bin Abdil-Melik, Taun (veba) dan kaçarak memleketi terketti, denilmiş o da: «Inna lillah ve inna ileyhi raciun» de*miş. Bunları işitecek kadar yaşayacağımı bilmiyordum. Kardeşleri*nizin (diğer sahabelerin) tuttuğu yolları size haber vereyim mi?

Birincisi, Allah'a kavuşmak, onlar için baldan daha tatlı idi. İkincisi, az çok hiç bir düşmandan korkmuyordular. Üçüncüsü, dünya ihtiyaçlarından korkmuyordular. Allah'ın rızık-larını vereceğine güven ve itimatları vardı.

Dördüncüsü, içlerinde veba hastalığı çıktığında Allah hükmünü yerine getirinceye kadar (oradan) çıknuyorlardı.»

Ebû Nuaym, Hilye'de îbn-i Abdi Rabbihi'den rivayet ettiğine görev Mekhûl'e şöyle demiştir:

«Cenneti sever inisiniz?»

Mekhûlı

«Kim cenneti sevmez?»

İbn-i Abdi Rabbihi:

«Öyle ise Ölümü sev. Çünkü sen Ölmeden Cenneti göremezsin.

Abdurrahman bin Yezid bin Câbir'den rivayet edildiğine bdullah bin Zekeriyya şöyle diyormuş:

Eğer yüz sene Allah'ın taatinde yaşamak ile bugün veya bu saatte ölmek arasında, muhayyer bırakılsam, bugün ve bu saatte Öl*meyi tercih ederdim... Allah'ın Resulüne ve sâlih kullarına kavuşma iştiyakından dolayı...»

Ebû Nuaym ve Îbn-İ Asâkir, Tarih'inde, Ahmed bin ebil-Havari1-den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

«Ebû Abdullah en-Nebbaci'den işittim ki diyor

Dünya yaratıldığından beri bütün nimetleriyle benim olmak şartıyla kıyamet gününde ondan hesaba çekilineyeceğün halde dün*yada yaşamam İle, bu saatte ölmem arasında şayet muhayyer bıra*kılsam, ölmemi tercih edecektim... Hiç istemez misin efendine kavu-şasın...»

Enes (Radıyailahû anh)'dan rivayet edildiğine göre şöyİe de*miştir

Resûlullah (Salllalâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Ölüm her müslümanm (günahı) için keffârettir» buyurdu.

îbn-i Arabi bu hadisi sahih görmüştür.

Kurtubi' de şöyle demiş

«Bu fceffâret şundan dolayıdır: Meyyit ölümde, çok elem ve i ağ*rılarla karşılaşır. Halbuki Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve S eli em) şöyle buyurmuştur

«Diken batması veya daha ağır eziyet kendisine dokunan hiç bir mü si uman yoktur ki o eziyetle Allah onun günahlarını silmesin. Di*ken batması böyle iken tutmalarından bir tutması (sokeratı) üçyüz kılıç darbesinden daha şiddetli olan ölümün nasıl keffaret olacağını sen düşün.»

îbn-i Mübarek, «Zühd»d© ve îbn-i Ebu Dünya Mesruk'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

«Allah'ın azabından emin ve dünya eziyetlerinden kurtulmuş olarak kabirde yatan mümine gıpta ettiğim kadar hiç bir şeye gıpta etmedim.»

îbn-i Mübarek, Heysem bin Mâlik'den rivayet ettiğine göre şöy*le demiştir:

«Eyfa bin Abedâni yanında konuşuyorduk. Ebû Atiyye el-Mez-bûh da ordaydı. Allah’m nimetlerini düşünüyordu. Dedi.

'İnsanların en fazla nimetdan kimdir?

Dediler:

Falan ve filandır'. Eyhat

Yâ Adiyye sen ne diyorsun? dedi.

Ebû Adiyye:

'Ben size o falandan daha nimettannı haber vereyim mi? işte Allah'ın azabından emin olmuş kabirdeki bir cesed ondan daha nimettardır' dedi.»

Muhârib bin Dessar'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

«Hüseymete, bana: 'Ölüm hoşuna gider mi?' dedi.

Dedim:

Hayır.»

O:

«Nakıs eksik olmadıktan sonra, ölüm hoşuna gitmeyen hiç bir kimseyi bilmiyorum» dedi.

Abdullah bin Ahmed, «Zevaid-i Zühd»te şunu şu şekilde rivayet etmiştir

«Ölümün hoşuna gitmemesi, senin için büyük bir eksikliktir.»

îbn-i Mübarek, Ebû Abdurrahman'dan rivayet ettiğine göre; bir adam, Ebû A'ver es-Süllemi'nin meclisinde şöyle dedi:

«Vallahi, Allah, benim için ölümden daha sevimli hiç bir şeyi yaratmamış.» Ebû A'ver i

«Eğer ben senin gibi olsaydım. Bu benim için bütün mor koyun*lardan daha iyi idi.» dedi.

îbn-i Ebu Dünya, Safvân bin Süleym'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Ölümde, zorluk, sıkıntı varsa da, onunla mümin dünyanın şid*detli (fırtınalı) hallerinden kurtulur.»

Muhammed bin Zeyyâd'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir:

«Bâzı feylesoflardan bilgi edindim ki, akıllı için ölüm, gafil âli*min hatasından daha kolaydır.»

Süfyan (Radıyallahû anh) 'dan rivayet edildiğine göre şöyle de*miş :

Eskiden deniliyordu ki: «Ölüm âbidlerin rahatıdır.» [5]



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Al-i İmran, 198

[2] A!-i >Imran, 178

[3] Al-Imran, 198

[4] Al-İ İmran, 178

[5] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 31-42.

SuFi
05-05-2009, 14:21
Ölümü Zikretmeye Yardımcı Olan Şeyler


Müslim, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğim göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ; «Kabirleri ziyaret edin, çünkü kabirler ölümü hatırlatır» buyur*du.

îbn-i Mâce ve Hâkim, îbn-i Mes'ud (Radıyallahû anhVdan riva*yet ettiklerine göre:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «Sizi kabirlerin ziyaretinden nehyetmiştim. Fakat şimdi ziyaret edin. Çünkü kabir ziyareti dünyadan vazgeçilir, ahireti hatırlatır.»

Hâkim, Ebu Said'den rivayet ettiğine göre:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştun «Daha önce sizi kabirlerin ziyaretinden nehyetmiştim, fakat şin -di ziyaret edin. Çünkü onda ibret vardır.»

Yine Hâkim, Enes (Radıyallahû anhVden merfûan (Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'e kadar yükselen bitişik bir senedle) rivayet ettiğine göre, Resûlullah CSallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Sizi kabirlerin ziyaretinden nehyetmiştim. İşte şimdi ziyaret edin. Çünkü bu ziyaret, kalbi inceltir. Göz yaşlarını akıtır. Ahireti hatırlatır. Ziyaret edin ve çirkin sözler konuşmayın.»

Yine Hâkim'in Büreyde (radıyallahû anh)'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Salİallâhû Aleyhi ve Sellem)

«Sizi kabirlerin ziyaretinden nehyetmiştim. Fakat şimdi ziyaret edin. Ta ki bu ziyaretiniz, size hayrı arttırsın» buyurdu.

Yine Hâkim'in Ebû Zer (Radıyallahû anh) 'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Salİallâhû Aleyhi ve Sellem) bana: «Kabirleri ziyaret et. Onunla ahireti hatırlarsın, ölüleri Çünkü, düşen bir cesedi ellemek beliğ bir mevizedir. Cenazelere ka*tıl. Umulur ki seni üzer. Çünkü, üzgün Allah'ın himayesi altındadır, her nevi hayır ona gelir.» [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 52-53.

SuFi
05-05-2009, 14:22
Ölümü Anmak Ve Ona Hazırlanmak


Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'dan rivayet edildiğine gön lo demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : «Lezzetleri yıkıp yok eden ölümü çok zikredin» diye büyt yordu.

Ebû Nuaym, Ömer bin el-Hattab'm hadisinden aynısını riyşyet etmiştir.

Bezzâr, Enes (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre Bİeşû-luîîah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Lezzetleri yıkıp yok eden ölümü çok anın. Çünkü ölümü anmak, darda olanı rahatlanchnr. Rahatlıkta olanı sıkıştırır.»

îbn-i Mâce'nin Ömer (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'den hangi müslümanın daha akıllı, zeki olduğu soruldu. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Ölümü en fazla zikreden ve ölümden sonrasına en güzel ha*zırlananlardır akıllılar» diye buyurdu.

Tirmizî, Şeddad bin Evs (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiş:

Rasûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«İyi akıllı kişi nefsine hakim, olan, Ölümden sonrasına çalışan-

dır. Âciz kişi de, nefsinin havasına tabi olup (Allah bana şöyle şöyle yaptı) diye iftirada bulunandır» buyurdu.

îbn-i Ebu Dünya, Enes (Radıyallahû AnhVdan rivayet ett göre:

Resûlullah (Salîallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Ölümü çokça anın. Çünkü ölümü anmak günahları temizler, İnsanın elini dünyadan çeker, zenginken ölümü zikrettiğinizde o zikir, zenginliği hedm eder (azgınlığını indirir). Fakirken ölümü anmmz sisi yaşamaya razı eder.»

Yine îbn-i Ebu Dünya A'îa el-Horasani'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Resulullsh (SallaÜâhû Aleyhi ve Seîlem) bir meclîsin yanından geçti, gülmek ortalığı almıştı. Bunun Üzerine şöyle buyurdu ı «Meclisinizi lezzetledi bulandıncısıyla renklendirin.» Onlar dediler t

-Yâ Kesûlaîlah nedir o lezzetleri bulandıran?» Resûlullah (Salîallâhû Aleyhi ve Sellem) : -Ölüm» diye buyurdu.

Yine İbn-i Ebu Dünya'ıun Süfyan (Radıyallahû anhVdjan riva*yet ettiğine göre, şöyle demiştir;

Bize yaşlı bir adam haber verdi ki Resûlullah (Salîallâhû Aleyhi ve Sellem), bir adama öğüt verip dedi:

Ölümü çokça zikret, kendisinden başka her şeye karşı seni te*selli eder...»

îbn-i Ebu Dünya ve Beyhaki îman Şubelerinde Zeyd e -Sülpym! (radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) sahabelerinden bir gaf*let hali gördüğünde yüksek bir sesle kendilerini uyarıyordu.

«Ölüm geldi ölüm!,. Vazgeçilmez netice! Yâ şekavet, yâ saadet! (ya mutluluk, ya mutsuzluk) diye buyuruyordu.

Beyhakî, el-Vadin bin Ata'dan rivayet ettiğine göre:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Selîem) insanlardan ölüm tasında bir gaflet sezdiğinde, gelir kapı çerçevesini tutar, üç sefer çağırırdı:

«Ey insanlar, ey müslümanlar, vazgeçilmez sonuç olan ölüm gel*di. Ölüm getireceklerimle geldi. Allanın evliyasına rahat hoş bere*ketli neticeler getirdi. O evliyalar ki, ebed ehlidirler. İstek ve çalış*maları hep ebed içindir... İşte nasıl ki her yolcunun bir gayesi var*dır. (Hayat yarışmasına) katılan her yaşayanın da sonucu Ölümdür. Ya kazanır, ya kaybeder.»

Taberani Ammar (Radıyallahû anhVdan rivayet ettiğin göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Salllâhû Aleyhi ve Sellem) : «Vaaz edici olarak Ölüm yeter,» diye buyurdu.

Rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) a şöyle sorulmuş:

«Yâ Resûlalîah! Hiç kimse şehidlerle beraber haşrolacak mı?» Resûlullah (Sallaîlâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Evet gece ve gündüzünde yirmi sefer ölümü zikreden kişi on*larla beraber haşrolunacak» diye buyurmuştur.

Sudi,

«O Allah ki, sizi imtihan etsin ve hanginizin daha güzel amelli olduğunu göstersin diye ölüm ve hayatı yarattı»[1] mealindeki âyet-i kerimeyi:

«Hanginizin, ölümü çok zikrettiğini ona en güzel şekilde hazır*landığını ve daha fazla korkup sakındığınızı göstersin diye ölüm hayatı yarattı» şeklinde tefsir etmiştir.

İbn-i Ebu Dünya ve Beyhaki «Şuab-i İman»da aynısını riva etmişlerdir.

îbn-i Sabit (Radıyallahû anh) 'dan rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve SellenO'in yanında birisi zik*redilip övüldü. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ;

«Onun ölümü zikretmesi nasıldı?» diye sordu. «Ondan bu jko-nuda birşey konuşulmadı- dediler. Bunun üzerine «Bildiğiniz gibi değildir» diye bildirdi.

İbn-i Ebi Dünya ve Bezzâr, Mevsulen (tam bir senedle) benzferi-ni rivayet etmişlerdir.

Taberâni de Sehl bin Said'den benzerini rivayet etmiştir.

Bâzıları demişlerdir ki:

«Kim ölümü çok zikretse, üç şey ona ikram edilir Çabuk tevbe eder. Kalbinde kanaat olur. İbadetinde sevinç ve ferah bulur. Kim ölümü unutsa, üç şey ile cezalandırılır. Tevbeyi erteletir, kafi mik*tara razı olmayı bırakır. İbadetinde tenbellik yapar.Teymi de demiştir:

«İki şey benden dünya lezzetini kesiyorlar: Ölümü ve Allah'ın huzurunda durmayı zikretmek...»

îbn-i Ebu Dünya bunu rivayet etmiştir.

Bâzıları da, «Dünyadan nasibini unutma» [2] mealindeki âyet-i

kerimede, nasibi kefen diye tefsir etmişler; (onlarca) ayet-i keri evveline bitişik olan bir vaazdır-. Âyetin evveli:

«Allah'ın sana verdiği şeyler için Âhireti iste» [3] mealindedii), Mânâsı da şöyle olur: Yani dünyadan Allah'ın sana verdiği şeylei1 ile Cenneti iste, o şeyleri ona kavuşturacak şekilde kullan ve unutf ma ki, nasibin olan kefenden başka bütün malını bırakacaksın, sil ki şair demiş:

Ömür boyunca biriktirdiğinden nasibini Sarılacağın iki örtü bir de mumyan..

Ebû Nuaym, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiği*ne göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'e bir adam geldi dedi

— «Ya Resûlallah, neden ölümü sevemiyorum. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Malm var mı? buyurdu.

— Evet, dedi.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

—Önce malını gönder (yani fisebilillah ver). Çünkü mü kalbi malı ile beraberdir. Malı önce gönderse ister ki ona kavuşsun Erteletse (dünyada bıraksa) ister ki beraberinde kalsın.

Said biı mistir:

Mansûr, Ebû Derdâ'dan rivayet ettiğine göre şöyle cte-

«Belİğ bir meviza, seri' bir gaflet. Vaaz edici olarak ölüm yeter. Ve ayırıcı olarak da zaman yeter. İnsan bugün meskenlerde Yarın ise mezarlarda...»

tbn Ebi Dünya» Reca bin Hayve'den rivayet ettiğine göre

Kul, ölümü çok zikretmez; illa, sevinç ve kıskançlığını bırakır.

Ebi Derda'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Kim Ölümü çok zikrederse, hasedi de azalır. Kıskançl

Rebiî b. Enes'ten rivayet edildiğine göre şöyle demiştir

Resûlulîah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : «Dünyadan insanın elini çektiren1 ve ona Ahireti sevdiren olarak ölüm yeter,» buyurdu...

Taberâni, Tarık el-Muharibi (Radıyallahû anh)'dan rivayet etti*ğine göre, şöyle demiştir:

Resûlulîah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) bana: «Ölüm gelmeden önce ölüme hazırlan» buyurdu.

îbn-i Ebi Şeybe, Avn bin Abdullah (Radıyallahû antü'dan rivâ-i yet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Yarını ecelinden saymayan kuldan başka kimse Ölümü tam yerine koymamıştır. Çünkü güne başlayan çok kişi var ki o günü bi-ürmiyor. Ve yarım uman çok kişi var ki ona yetişmiyor. Sen eğer eceli ve gelişini görseydin emeli ve gururu bırakırdın.»

Yine İbn4 Ebi Şeybe, Ebî Hazim'den rivayetine göre, şöyle de*miştir:

«Âhirette seninle beraber olmak istediğin şeye bak. Onu bugün öne al ve bak; orda seninle olmak istemediğin şeyi bırak.»

Yine îbn-i Ebî Şeybe ondan şunu rivayet etmiştir:

«Ondan dolayı ölümü istemediğin her işi bırak. Sonra, öldüğün zaman sana zarar vermez.»

Ebû Nuaym, Ömer îbn-i Abdul-Aziz (Radıyallahû anh)'den ki-vâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Kim Ölümü kalbine yaklaştırsa, elîndekini çoğaltır.ı

Recâ bin Nuh'tan rivayet edildiğine göre, Ömer îbn-i Abdülaziz, ailesinden birine şunları söylemiştir:

«Bundan sonra, eğer gece gündüz ölümü anmanın değerini diysen her fani şeye buğzet ve her baki şeyi sev.«

Mücemmi' et-Teymi'den rivayet edildiğine göi§, şöyle demiştir: «Ölümü zikretmek zenginliktir.»

Sümayt (Radıyallahû anhVtan rivayet edildiğine göre, şöyle iniştir:

«Kim ölümü göz önüne alsa, dünyanın darlığına ve ferahına aldırmaz.»

Ka'b'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: «Kim ölümü hakkıyla tamsa dünyanın musibet ve gamlan ona kolay gelir.»

îbn-i Ebi Dünya, Hasan'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir t «Hiçbir kulun kalbi, 'hiçbir zaman ölümün zikrine devam etmemiş; illa, dünya onun nazarında küçülmüş ve içindeki her ona kolay gelmiş.»

Katade (Radıyallahû anhVdan rivayet edildiğine göre, şöyle mistir:

«Ne mutlu o kimseye ki, Ölüm saatini hatırlar.»

Malik bin Dinar'dan rivayet edildiğine göre Hâkim, şöyle demiş*tir :

«Amel ve ibadette kalbin hayatlanması için ölümü zikretmek yeter.»

Safiyye (Radıyallahû anhâ) 'den rivayet edildiğine göre: :

Bir kadın, Âişe (Ra,çLıyallahu anhâ)'ye kalbinin katılığından şi*kâyet etmiş. Âişe (Radıyallahû anhâ) :

«Ölümü çok zikret, kalbin yumuşar,» demiş.

Ebî Hazim'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: «Ey insanoğlu! Hayır sana ölümden sonra gelir.»

îbn-i Asakir, Ali bin Ebi Talip (Radıyallahû anhVdan rivayet et*tiğine göre, şöyle demiştir:

«Ölüm amel sandığıdır. Hayır sana ölümden sonra gelir.»

Deylemî, Enes (Radıyallahû anhVden rivayet ettiğine göjre şöy*le demiştir:

Hesûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Dünyada zühdün en iyisi, ölümü zikretmektir. İbadetin ı en üs*tünü tefekkürdür. Kim ölümün zikrini çok yüklense kabri Cennet bahçelerinden bir bahçe olur.»

Hz. Ali de (Kerreniellah vechehu) şöyle demiştir:

«İnsanlar, uykudadırlar, öldükleri zaman uyanırlar.»

Hafız Ebu'1-Fadl el-Irakî bu mânâyı şöyle nazmetmiştiit:

«İnsanlar, uykudadır, ölünce (ye kadar), Ölüm uyuklamalarını giderir.» .

Tirmizî, Ebû Hüreyre'den rivayet ettiğine göre:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

Ölüp de pişman olmayan hiç kimse bulunmaz» diye bu:

Dediler:

— Ya Resûlallah, nedendir pişmanlığı?

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem.

— Eğer, iyi ise, iyiliğini artırmadığından pişman olur. Eğ ise vazgeçmediğinden pişman olur, buyurdu. [4] .





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Mülk, 2

[2] Kasas, 77

[3] Kasas, 77

[4] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 43-51.

SuFi
05-05-2009, 14:25
Allah'a Hüsnü Zan Etmek Ve Ondan Korkmak


Buhâri ve Müslim'in Câbir (Radıyallahü anh) 'den rivayet ettik*lerine göre, Câbir şöyle demiştir:

«Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ın. vefatından üç Önce işittim ki diyor

«Hiç biriniz Allah'a hüsn-ü zan etmeden Ölmesin.»

tbn-i Ebî Dünya da, Hüsn-ü Zan konusunda aynısını rivayet etmiş ve şunu da ilâve etmiştir:

«...Çünkü Allah'a sûi zanl arıyla bir millet helak olmuştur. Alla ı (Celle Celâlühü) da onlar için şöyle demiştir

«İşte Rabbinize yaptığınız bu zannınızdır ki sizi helak etti. Ne*ticede hüsrana girenlerden oldunuz.»[1] (ıs)

îmam Ahmed, Tirmizi ve îbn-i Mace, Enes (Radıyallahü aıtı) den rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah CSallallâhû Aleyhi ve Sellem) sekeratta olan bir fen*cin yanma girdi. Sordu i

— Kendini nasıl görüyorsun? Dedi:

— Allah'a Ümidim var ve günahlarımdan korkuyorum.

Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu j

— Böyle bir makamda, kulun kalbinde timid ve korku birleşin*ce Allah, ümid ettiğini verir ve korktuğundan onu emin kılar. O bu şekilden başka ölmez

Hakîm-İ Tirmizi, «Nevadir el-UsuUda Hasan'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Bana Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) dan şöyle bir ha*dis ulaştı: Rabbiniz:

«Ben kulumun kalbinde iki korku ve iki emniyeti toplamam. Kim (dünyada benden korksa,. Âhirette' onu emniyette bırakırım. Kim dünyada benden (azabımdan) eminse, âhirette onu korkuda bırakı*rım,» buyurdu.

Ebû Nuaym, Şeddâd. bin Evs'in hadisinden bitişik bir senedi ay*nısını rivayet etmiştir.

İbn-i Mübarek, ibn-i Abbas'dan rivayet ettiğine göre şöyle demistir:

Adamda ölüm belirtilerini gördüğün zaman, onu müjdeleyin ta ki Allah'a hüsnü zan ederken Rabbine kavuşsun Adam sağlam ise onu korkutun...

Ibn-i Asakir, Enes (Radiyalîahû anhVden rivayet ettiğine göre, Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Allah'a hüsn-ü zan etmeden hiçbiriniz ölmesin. Çünkü Allah'a hüsnü zann cennetin fiyatıdır.»

îbn-i Ebi Dünya, İbrahim en-Nahas'dan rivayet ettiğine göre, Şöy*le demiştir:

«Eskiler, ölüm anında kul, Rabbine hüsn-ü zan etsin diye, güzel amellerini ona telkin etmeyi mustahap sayıyordular.»

îbn-i Ebi Şeybe, Musannef de îbn-i Mes'ud'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Ondan başka ilâh olmayan Allah'a yemin ederim ki Allah'a hüsnü zan eden herkes, hüsnü zannıyla muamele görür.

îmam Ahmed, Vâile (Radıyallahû anha) 'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah iSallaîlâhû Aleyhi ve SellemVdari şunu işittim: «Allah, diyor. 'Ben abdimin zannı yanındayım (Ona Öyle mua*mele ederim), istediği gibi beni zannetsin'»

Imam-ı Ahmed, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'den rivayet et*tiğine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

Allah buyurdu kij 'Kulumun zannı gibiyim. İstediği gibi beni zannetsin. İyi zannetse kendisi içindir. Kötü zannetse yine kendisi içindir

Muâz bin Cebel (Radıyallahû anh) 'den rivayet edildiğinfe göre; Resûlullah (Sallaîlâhû Aleyhi ve Sellem) :

— «İsterseniz kıyamet gününde ilk evvel Allanın müminlere ve müminlerin Allah'a dediklerini size haber vereyim,» buyurdu.

Biz

— Evet yâ ResûluHah istiyoruz, dedik. Resûlullah buyurdu:

— Allah, inüminlere, «bana kavuşmayı istemliydiniz,» buyuruj yor. Onlar da:

«Evet ey Rabbimiz» diyorlar. Sonra Allah soruyor

«Neden?»

OnlarSenin af ve mağfiretini umuyorduk» diyorlar. Bunun üzferine Allah:

«Öyle ise mağfiretim size vacip oldu» buyuruyor

îbn-i Mübarek, Ukbe bin Müslim (Radiyallahû anh) 'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir;

«Kulda Allah'a kavuşma isteğinden daha sevimli hiç bir haslet yoktur.»

îbn-i Ebi Dünya ve Beyhaki, 'Şüab-x İman'da ve îbn-i Asakİr, Ebu Unıame'nin arkadaşı Ebu Galip'ten rivayet ettiklerine göre şöy*le demiştir:

«Samda İdim. İnsanların en iyilerinden Kays'lı bir adamın yanı*na gittim. Ona muhalif bir kardeşi oğlu vardı. O, ona emreder» sa-kındırır, döver, fakat yine de ona itaat etmezdi. Bu genç hastalandı. Amcasına haber gönderdi. Amcası gelmeyeceğini belirtti. Bunun üze*rine ben amcasını yanına götürüp içeri soktum. Başladı ona sövme*ye. Ve:

«Ey Allah'ın düşmanı sen değil miydin böyle böyle yapan.» dedi. Genç de şöyle demeye başladı:

— Ey amca, eğer âhirette, Allah işimi anama bıraksa bana ne yapar?

Amcası:

. — Vallahi seni Cennete sokar, dedi.

Genç:

— Vallahi Allah bana anamdan daha fazla şefkatlidir, dödi. Ve ruhu ka.bzedüdi. Amcası onu defnetti. Taşları düzeltirken oir taş düştü... Bunun üzerine kalkıp bekledi.

Dedim .

— Ne yapıyorsun

Dedi

— Kabri nur ile doldu ve göz alamayacak kadar genişledi...

İbn-i Ebi Dünya, ve Beyhaki, .Şuab-i İman'da Humeyd'den rivı yet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

«Kötü bilinen bir kızkardeşimin oğlu vardı. Hastalandı, anasına gönderdim. Sonra anasını ziyarete gittim. Baktım baş ucunda ağlı*yor. Oğul:

«Yâ dayı neden anam ağlıyor,» dedi. Ben

«Seni böyle gördüğü için,» dedim. O

«Bana acımıyor mu?» dedi. Ben:

«Evet acıyor.» dedim. O:

İşte, Allah ondan daha fazla bana rahmet eder.» Sonra vefat ettiğinde onu başkasıyla beraber kabre indirdim. Taşları düzeltmeye başladım. Kabrinin içine aktım, göz alamayacak kadar genişti.[2]

Arkadaşıma «gördüğümü gördün mü» dedim. O, «Evet, sana müjde» dedi.

Humeyd, şöyle demiş: Zannediyorum ki onun bu durumu, seke-ratta, söylediği bir iki kelimeden dolayıdır. [3]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Fussilet, 23

[2] Buradaki genişlik âlem-1 misâl ve mana ile ilgili genişlik olduğundan o zât kalp gözüyle o genişliği görmüştür. Mütercim.

[3] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 54-58.

SuFi
05-05-2009, 14:26
Ölüm Elçisi


Kurtubi'nin dediğine göre, rivayette gelmiştir ki, bâzı Peygani-berler (Aleyhim salatü ve's-selâm) ölüm meleğine şöyle demişler

— Senin hiç elçin yok mu? Önceden onu gönderip taki İnsanlar senden sakınsınlar.

Melek,

— Vallahi çok elçilerim var. İlletler, hastalıklar, ihtiyarlık, yaş*lılık, göz ve kulağın bozulması hep benim elçilerimdirler. Bunlar bi*risinde bulunup da, ölümü hatırlamazsa, ruhunu aldığımda ona şöy*le seslenirim:

«Sana elçi üstüne elçi, uyarıcı üstüne uyarıcı göndermedim mi? İşte ben, o elçiyim ki benden sonra elçi sana gelmeyecektir ve benden sonra seni uyaran olmayacaktır.

Ebû Nuaym, Hilye'de, Mücahid'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Bütün hastalıklarda, ölüm meleğinin elçisi bulunur, ta kulun hastalandığı son hastalıkta, ölüm meleği (Aleyhisselam) gelir. Şöyr le der:

«Sana elçi üstünde elçi, uyarıcı üstünde uyarıcı geldiler, hiç bi*rine ehemmiyet vermedin. İşte şimdi, senin izini dünyadan kesecek bir elci geldi...»

Buhari, Ebû Hüreyre'den (Radiyallahu anh) rivayet ettiğine gö*re Resûlüllah (SallaUâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Allah Ömrünü ertelettiği her insanı mazur görür. Fakat o in*san altmış yaşma ulaşınca Allah artık yeter, der.» [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 59.

SuFi
05-05-2009, 14:28
İyi Sonucun Alametleri


Tirmizi, Hâkim ve Enes (Radiyallahû anh) 'den rivayet ettikleri*ne göre;

BesuluU&h (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu

-«Allah, bir kuluna hayır dilediği zaman onu kullanır. Denildi ki, «Nasıl kullanır?» buyurdu ki:

«Ölümden önce onu salih amele muvaffak eder.»

îmam-ı Ahmed ve Hakim'in Amr bin El-Himak (Radiyallahû anh)'den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : «Allah bir kulu sevdiği zaman onu tatlandırır.» Dediler:

— Tatlandırır, ne demektir?

Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu

— Eceli geldiği anlarda onu salih bir amele muvaffak eder. Öy*le ki komşuları ondan razı olurlar,

tbn-i Ebi Dünya, Âişe (Radiyallahû anha)'den bitişik birjsened-le rivayet ettiğine göre;

Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ye Sellem) şöyle buyurmuştur s «Allah kuluna hayır vermek istediği zaman ölümünden bir se*ne önce kendisine bir melek gönderir. Ona İstikametle gitmeye mu*vaffak eder. O en iyi anlarında ölür. İnsanlar da: «Filan.kişi, en iyi anlarında Öldü» derler. Okul, sekerata girip Allah'ın ona hazırladığı şeyleri görünce, hırsla bir an önce ölmek ister. O, Allah'ın huzuru1 na girmek istediği gibi Allah'da onu huzuruna almak ister.

Bir kuluna kötülük irade ettiği zaman ölümünden bir sene önce, ona bir şeytan musallat eder, onu saptırır ve aldatır. Sonunda en kö*tü anlarında ölür. İnsanlar da:

«Filan kişi en kötü durumda Öldü, derler.

Sekerâta girip kendisine hazırlanan şeyleri gördüğü zaman mek istemediğinden dolayı ruhunu yutarcasına tutmak ister. Os o zaman Allah'ı görmek istemediği gibi Allah da onu görmek istemez.

İfsah adlı kitabın sahibi, bu hadisin mânâsında şöyle demiştir:

«Ölüm meleğinin ruhu çağırması, yılan sahibinin yılanı deliğin*den çağırması gibidir. Ölüm meleği için iyi kötü herkesin ruhunu almak birdir. Yalnız mümin bir an önce ölmek ister, kafir ise. Ölme*mek için yutarcasına ruhunu tutmak ister.»

alimler, (Allah korusun) kötü sonucu netice verenler dörttür demişler:

1) Namaz konusunda tenbellik etmek,

2) îçki içmek,

3) Ana babaya karşı gelmek,

4) Müslümanlara eziyet vermektir. [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 60-61

SuFi
05-05-2009, 14:31
Ölümün Yaklaşması, Ölümün Keyfiyeti Ve Zorluğu


1- Allah Teâla şöyle buyuruyor:

«Hak ile ölüm sekeratı geldi.» [1]

2- «Zalimleri ölüm baygınlığı içinde bîr görseydin, melekler ellerini uzatmışlar, canlarınızı çıkartın» derler [2]

3- «Can boğaza dayandığı zaman. O vakit (ölünün etrafında bulunan sizler) bakar durursunuz. (Elinizden birşey gelmez, canının çıkmasını beklersiniz.) [3]

4- «Hayır, ruh göğüse varınca ve denilir kim onu yükseltir. Ve o zanneder bu bir ayrılıştır. Bacakları birbirine dolanır. Ve o gün Rabbm olan Allah'a sevk olunur.»[4]

Buhâri, Hz. Âişe (Radiyallahû anhâ) 'den rivayet ettiğine göre-,

ResûlüUah (Sallallâhû Aleyhi ve SeHemJ'ın önünde, içinde sı olan bir kap vardı. Elini içine sokar yüzüne sürerdi. Ve şöyle di yordu:

«Lâilahe illallah! Ölümün sekeratı varmış.

Tirmizi, Hz. Âişe (Radıyallahû anhâ) 'den rivayet ettiğine göre Âişe (Radıyallahû anhâ) Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sel*lem)'in vefatının şiddetini gördükten sonra, hiç kimseye ölümün ko*laylığından dolayı gıpta etmedim, demiş.

Buhari ondan (Radıyallahû anhâ) rivayet ettiğine göre, şöyimış:

Resûlullah1 in vefatının şiddetini gördükten sonra, hiç kimsenin ölümünün şiddetinden iğrenmiyorum.

îmam-ı Ahmed'in oğlu, Abdullah ZevâidüVZühdde Sait'ten (Radıyallahû anh) rivayet ettiğine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ölüm sıkıntısını çeker-ken şöyle ,buyurdu: «Eğer insanoğlu yalnız bunun için çalışsaydı yine çalışması ye*rinde olacaktı.»

Lokman el-Hanefi ve Yûsuf bin Yâkup el-Hanefi'den rivây&t edil*diğine göre, şöyle demişler:

«Yâkup (Aleyhisselam) müjdeci geldiği zaman demiş. Bugün sana ne verdiğimi bilmiyorum. Fakat Allah sana ölüm sekeratmı ko*laylaştıracaktır.»

İbn-i Mes'ud (Radiyallahû anh) 'dan rivayet edildiğine Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Müminin nefsi, sızarak çıkar, kafirin nefsi ise, eşeğin nefsi gibi akarak çıkar. Mümin hatâ işler. Keffaret olarak ölüm ona zorlanır.

Kâfir iyilik işler, sonra âhirette, cezasını görmek için ölüm ona ko*laylaşır.»

Denyuri, Vuheyb bin el-Verd'in meclisinde kendisinden rivayet ettiğine göre, Allah şöyle buyurmaktadır :

«Rahmet etmek istediğim hiç bir kimseyi hatâlarını bitirtmeden düyadan çıkartmak istemem. Yâ cesedinde bir hastalık, ve evinde bir musibet ve geçiminde bir darlık veya rızkında bir fakirlik, olarak o hataları ifa ederim; Zerre miskal kalıncaya kadar Ondan alırım. Şa*yet bir şey kaldıysa ölümü ona şiddetlendiririm ta doğduğu gün gibi günahlarda tertemiz olarak bana gelir.

İzzetime yemin ederim ki, azap vermek istediğim hiç bir kimseyi bütün iyiliklerini btirmeden dünyadan onu almam. Ya cisminde sağ*lık olarak, veya rızkında genişlik olarak, veya maişetinde rahatlık olarak veya kendinde güven olarak bütün iyiliklerini bitiririm. Zer*re miskal kalıncaya kadar. Onu da alırım. Sonra, ateşten korunacak hiç bir hasenesi kalmadan bana varır.»

îbn-i Ebi Dünya, Zeyd bin Eslem'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Mümin günahları sebebiyle kendi ameliyle kendisine takdir edi*len mertebelere ulaşmayınca ölüm ona şiddetlenir tâ ölüm sekerât ve şiddetleriyle Cennetteki derecesine ulaşsın, kafir eğer dünyada iyi bir amel yapmışsa Ölüm ona kolaylaşır ta dünyada karşılığını al*sın. Sonra ateşe girsin.»

lbn-i Mâce Âişe (Radyallahû anhâ) 'den rivayet ettiğine göre şöy*le demiştir:

Resûlüllah (SaUallâhû Aleyhi ve Sellem)

«Mümin Ölüm anındaki zorluk dahil herşeyde ücretlenir.»

Büreyde (Radiyallahü anh) 'den rivayet edildiğine göre; ResûlüUah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) «Mümin, alınteriyle ölür» buyurdu.

Selmân-ı Fârisi'den rivayet ediidiğie göre şöyle demiştir: ResûlüUah CSallallâhû Aleyhi ve Sellem) dan işittim ki diyor

«Ölüm anında ölünün üç şeyini gözetleyin: Ahu sızıp, gözleri akıp-, burnu şişmişse o AUah'dan bir rahmettir, üstüne inmiş. Eğer boğu*lan deve gibi hırıldıyorsa ve yüzü ekşi ekşi ise ağzı köpükleniyorsa o AUah'dan bir azaptır.»

îbn-i Mesud'dan, rivayet edildiğine göre;

Müminin üstünde hatalarından bâzı hatâlar kalır. Ölüm anında olardan dolayı ceza görür. Bunun için alnı ter akıtır.

Beyhâki, Şuab-i îman'da Aîkame bin Kaya' {Radiyallahü anh)' dan rivayet ettiğine göre;

O sekeratta olan bir amca oğlunun yanma varır alnına elini kor, bakar ki ter sızmış, bunun üzerine Allahü Ekber deyip Mes'ud (Radiyallahü anh)'un Eesûlüliah (Sallaîlâhû Aleyhi ve Sellem)'m kendisine şöyle buyurduğunu söyledi.

«Müminin Ölümü alnın sızmasıyla olur. Günahı olmayan hiçbir mümin yoktur. O günahların bir kısmı dünyada karşılığım görür. Ba*ki kalan kısımda ölüm anındaki şiddetle giderilir.»

Abdullah ibn-i Mes'ud:

«Eşek ölümü gibi ölmek istemiyorum,» dedi.

îbn-i Ebi Şeybe, Beyhaki, Alkame'den rivayet ettiklerine göre;

O, ölümde olan bir kardeşi oğlunun yanına varır. Alnının terle*diğini görür, gülmeye başlar. Ona derlers «Neden gülüyorsun?

Der ki:

«İbn-İ Mesûd Radiyallahü anh)'dan işittim ki diyor: «Müminin nefsi sızarak çıkar. Kafir veya facirin nefsi eşşek gibi ağızlarından çıkar. Mümin günah işlemiş olabilir. Günahları şilinsin diye ölüm ona şiddetlenir. Kâfir veya fecir iyilik işlemiş olabilir. Kar*şılığını bulsun diye ölüm onlara kolay olur.

Mervizi, İbrahim en-Nahvi'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Alkame Esved'e dedi ki: 'Yanıma gel bana Lâ ilahe illallah telore kin et. Eğer alnını terlerse bana müjde ver.'»

îbn-i Ebi Şeybe ve Mervizî Süfyan'dan rivayet ettiklerine şöyle demiştir:

«Eskiler, ölü için terlemeyi iyi sayıyordular.»

Bâzı âlimler demişler ki:

Ölü alnının terlemesi, gü&hlarmdan dolayı Rabbine karşı h'ayâ etmesinden dolayıdır. Çünkü aşağı kuvveleri ölmüştür. Yalnız yu-karlardaki hayat ve hareketleri kalmıştır. Haya ise yukarda göz*lerdedir. Kâfir bütün bunlarda kördür. Azap gören Muvahhit isef. ba*sma çöken azapla meşguldür.

Câbir bin Abdullah (Radiyallahü anh) 'dan rivayet edildiğine gö*re Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Beni İsrail'den söz edin. Çünkü onlarda çok acaibler var» bu*yurdu. Sonra şöyle devam etti:

«Onlardan bir taife çıkıp mezarlarından bir mezara geldiler. De*diler ki eğer iki rekat namaz kılıp Allah'a duâ etsek, bizim için bazı Ölüler çıkıp ölümü haber verirler. Onlar onu yaptılar ve o durumda iken siyah bir adam çıkıp iki gözü arasında secde izi vardı. Ve onlara dedi:

«Ey insanlar benden ne istiyorsunuz;? Yüz senedir ölmüşüm, daha ölüm harareti benden teskin olmadı. Allah'a dua edin bir daha ölme*mek üzere eski durumuma döneyim.»

îmam Ahmed Zühd'de Ömer bin Habib'den rivayet ettiğine göre;

Benî İsrail'den iki adam bıkıncaya kadar Allah'a ibâdet etmişler. Demişler ki:

«Eğer çıkıp kabirlere komşu olsak umulur ki onlara müracaatı*mız olur. Gidip kabirlere komşu olmuşlar. İbadete devam etmişler. Onlara bir ölü dirilip demiş:

«Seksen senedir ben ölmüşüm halen de ölüm elemini çekiyorum.

Ebû Nuaym, Kâ'b'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiş

«Ölü kabrinde kaldıkça ölüm acısı ondan gitmez. Bu ölüm acısı müminin başmda geçen en şiddetli durumdur ve kafire, isabet eden*lerin de en kolayıdır.»

îbn-i Ebi Dünya, Evzâi'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştiı

«Bize ulaştı ki mümin kabrinden çıkıncaya kadar ölüm acısını çeker.»

İbn-i Ebi -Dünya güvenilir bir senet ile Hasen'den (Radiyaİlahû anh) rivayet ettiğine göre-, ResûltiUah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ölümün elem ve sıkın*tısını anlatırken:

«Bunun acı ve sıkıntısı üç yüz kılıç darbesi kadardır.» diye bu*yurmuştur.

Dahhak bin Hamza'dan rivayet edildiğine göre; ResûluUah (Sal-lanllâhû Aleyhi ve Sellem) den ölüm soruldu. Buyurdu ki: «Ölümün en ufak tutması, yüz kılıç darbesi kadardır.»

Hatip «Tarihi-nde Enes (Radıyallahû anh) 'den merfuan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Ölüm meleğinin tutması, bin kılıç darbesinden daha zordur.»

İbn-i Ebi Dünya, Ali ibn Ebi Talip (Radıyallahû anh) 'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Bize ulaştı ki mümin kabrinden çıkıncaya kadar ölü ölüm çekere acısını îbn-i Ebi Dünya, Ali ibn - Ebi Talip (Radıyallahû anh) 'dan riva*yet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bin darbesi, yatak üzerinde ölmekten daha kolaydır.»

Ebu'ş-Şeyh, Azamet kitabında Hasan (Radıyallahû anhJ'c vâyet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Musa (Aleyhisselam) 'a denilmiş ki «ölümü nasıl buldun?» Demiş

«Çok dallı ve her dalı bir damara takılan sonra, içimden çekilen bir biryan demiri gibiydi. Bunun üzerine ona bir ses gelmiş ki: «Gerçekten sana onu kolaylaştırdık...»

îbn-i Ebi Dünya, Ebi îshak'tan rivayet ettiğine göre şöyle de*miştir :

Musa (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'ya sorulmuş:

«Ölüm tadım nasıl buldun?»

«Bir tomar yün içinde olup çekilen demir gibi...» demiş üzerine bir ses:

.Muhakkak ki, biz sana Onu kolaylaştırdık.»

îmain Ahmed, Zühd'de, Mervizi, cenazeler konusunda Ebu Mü-leyke'den rivayet ettiklerine göre;

Hz. İbrahim (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) Allah'a kavuştuğu za*man ona denilmiş ki;

«Ölümü nasıl buldun?»

Demiş

Sanki, ruhum, dikenlerle almıyor gibiydi. Bir ses ona«

Muhakkak ki sana ölümü kolaylaştırdık. dedi.

Rivayette var ki, Musa (Aleyhi's-salâtü ve's-selam) nın ruhu dığı zaman, Allah ona demiş :

— Yâ Musa nasıl buldun Ölüm acısu. Demiş t

— Kendimi tavada kızaran diri serçe gibi gördüm, ne Ölür ki rahat etsin, ne de kurtulur ki uçsun.

Yine bir rivayette, «kendimi kasabın elinde soyulan keçi gibi gördüm,» demiş.

Enes (Radiyallahü anhVden rivayet edildiğine göre;

Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Selleml : «Melekler öli şatır, tutarlar. Yoksa, ölü, ölüm sekeratından dolayı, dağ ve çillere kaçacaktı.

Ebû Şeyh, Kitab'ül-Azamet'de, Fudayl bin tyaz'dan ri tiğine göre, ona şöyle denilmiştir:

«Neden ölünün ruhu çekilirken, sessiz durur. Halbuki insan çimdiklemekten dahi ızdırap duyar.»

«Çünkü melekler onu tutarlar.» diye cevap vermiş.

Ibn-i Ebi Dünyat Şehr bin Havşeb (Radiyallahü anh)'deiğine göre; rivâyet

Resûlüilah (SallaUâhû Aleyhi ve SeüemVden ölüm ve ölümün zorluğu soruldu; buyurdu ki

«En kolay ölüm, yün içinden çekilen dikenli dal gibidir. Acaba dal çekilip te beraberinde hiç yün getirmemesi mümkün mü?:

Mervizi, cenazeler konusunda Meysere (Radıyaîlahû anh) 'den o da Resûlüilah CSallallâhû Aleyhi ve Sellemî 'den rivayet ettiğine gö*re, şöyle buyurdu:

«Eğer ölüm acısından bir damla bütün yer ve gök ehlinin üs*tüne konsaydı, hepsi ölecekti ve kıyamet gününde bir saat yar on*daki şiddet Ölüm acısından yetmiş kat daha fazladır.»

İbn-i Ebi -Dünya, Muhammed bin Abdullah bin Yesaf tan rivayet ettiğine göre, şöyle demiş ;

«Ey babacığım! Sen dâima derdin Keşke akıllı ve sekerata giren bir adam görüp görüşseydim, bana ölümü anlatsaydı. Ey babacığım. İşte sen o adamsın bana ölümü anlat! Dedi:

Ey oğlum, sanki bir kalıptayım. İğne deliğinden nefes alıyorum. Ve sanki, dikenli bir dalı ayağımdan başıma doğru çekiyorlar.»

İbn-i Sa'd, Avene bin Hakem'den rivayet ettiğine göre, As şöyle derdi:

«Acaba neden sekerata giren ve dengesini kaybetmeyenler Ölü*mü anlatmıyorlar. Sonra kendisi sekerata girince, oğlu ona dedi:

Ey baba, sen şöyle şöyle derdin. İşte bize anlat.. Dedi: Ey oğulcuğum! Ölüm anlatılmaktan çok daha büyüktür. Fakat içinde bulunduğum halimden bir şeyleri sana anlatacağım. İşte san*ki boynuma Razve dağları binmiş ve sanki içinden dikenli dallar çe*kiliyor ve kendimi iğne deliğinden nefes aldığımı sanıyorum.»

îbn-i Ebi Şeybe, İbn-i Ebi Dünya ve Ebû Nuaym, Hilye'de, îbn-i Ebi Müleyke'den rivayet ettiklerine göre;

Ömer (Radıyallahû anh) Ka'b'a dedi ki: '

«Bana ölümden haber ver!» Kâb dedi:

«Yâ Emîral-Mü'minin, o insanoğlu içinde bulunan çok dikenli bir ağaç gibidir. Diken takılmayan hiç bir damar, hiç bir mafsal, olmaz. Güçlü adam bunu sezer ve buna karşı koymak ister.»

îbn-i Ebi Şeybe'nin rivayetine göre hadisin lafzı şöyledir

«Ölüm, adamın içine sokulan ve güçlü bir adamın çektiği ve her dikeni bir damara takılan dikenli bir dala benzer. İşte bu dal aldığnı alır, bıraktığını bırakır.»

îbn-i Ebi Dünya sahabi olan Şeddat bin Evs (Radiyallahü anh)' den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Müminler için dünya ve ahirette en büyük korkunç hadise ölümdür. Ölüm, bıçkıyla kesilmekten, makasla parçalanmaktan, ka*zanlarda kaynamaktan daha şiddetlidir. Eğer bir ölü ditilip ölüm acısını, dönüp ehline haber verseydi, yaşamaktan hiç yararlanama*yacaktılar ve uykudan hiç lezzet alamayacaktılar.»

Vehb bin Münebbih'ten rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

«Ölüm, kılıç darbesinden, bıçkı ile kesilmekten, kazanlarda kay*namaktan daha şiddetlidir. Eğer ölünün bir damarının acısı, bütün yeryüzü ehline dağıtüsaydı, hepsini aratacaktı.

Sonra, demiş: Bu ölüm elemi, kafirin ük gördüğü ve müminin son gördüğü şiddettir.»

Ebû Nuaym 'Hilye'de, Vasile bin Aşka (Radıyallahû aiıhVdan; şöyle demiştir

Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : «Sekeratta olanlarınızı, hazırlayıp onlara Laİlahellallah'ı telkin edin, Cennetle müjdeleyin, çünkü, kadın olsun erkek olsun, bu döğüşme de muhayyer kalır ve şeytan insaaa en yakın olduğu hâl bu savaş alanıdır.

Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ediyorum: Ölüm me*leğinin bir görünmesi, bin kılıç darbesinden daha şiddetlidir,

Nefsim kudret elinde olan, Allah'a yerain ediyorum, kalbin her damarı ayrı ayrı elem çekmedikçe dünyadan çıkmayacaktır.»

îbn-i Ebi -Dünya Hüseyin el-Burcûmi'den aynını rivayet ! itmiş*tir. '

Huseyn el-Bürcumi, bu hadîsin, senedini Besülüllah Aleyhi ve Sellem) 'e kadar götürmüştür.

îbn-i Ebi -Dünya, Ta'mo bin Gaylan el-Cûfî (Radiyallahujjanh)' dan rivayet ettiğin göre şöyle demiştir:

Resûlüllah (Satiallahû Aleyhi ve Sellem) :

«Yâ Rabbi mafsal ve damarların arasından ruhu alan sensin. Yâ Rabbi ölüme karşı bana yardım et ve Ölümü bana kolaylaştır.» diye dua ederdi, Hars îbn-i Ebi Üsâme, iyi bir senedle Müsned'inde, Ata bin Ye-sar'dan rivayet ettiğin göre;

ResûlüUah (Saîlallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Ölüm meleğinin bir dokunması, bin kdıç darbesinden daha şid*detlidir. Müminin her damarı başlı basma elem çekmeden ölmez. Ve Allah'ın düşmanı, insana en yakın olduğu an bu ölüm saatidir.»

SuFi
05-05-2009, 14:33
îbn-i Ebi -Dünya, Beyhaki Şuâb-i İman» da, Ubeyd bin Ümeyr (Radiyallahü anh) 'dan rivayet ettiğine göre;

ResûlüUah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur

«Müminin her daman ölümden elem duyar, fakat Rabbinden ona gelen elçi müjdeler ki bundan sonra sana azap yoktur.» .

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Seliem) hasta olan bir saha-bisine gidip sordu:

— Kendini nasıl buluyorsun?

Sahabi dedi:

— Hem korkuyorum» hem ümidim var.

Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Seliem) buyurdu

— Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ediyorum, Böyle makamda bu İki hâl birleşmez, illa Allah umduğunu verir, korktu*ğundan emin kılar.

îmam-ı Ahmed, ibn-i Abbâs (RadiySlanü anhVdan şöyle yet etmiştir:

«Müminin en son uğradığı şiddet, ölümdür.»

Ebû Nuaym, Mervizi ve Beyhakî Şuab-i İmanfda Ömer bin Ab-dulaziz'den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

«Ne güzel olur, bana ölüm sekerâtı kolaylaşsa, çünkü bu kolay*lık müminin dünyada en son aldığı ücrettir.»

İbn-i Ebi'd -Dünya Enes (Radiyallahü Snh) 'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«İnsanoğlu yaratıldığından beri ölümden daha şiddetlisine rast*lamamıştır.»

Said bin Mansûr, Î^İuhammed bin Ka'b'dan rivayet ettiğine şöyle demiştir:

«Âhirette karşılanan en şiddetli durum ölümdür.»

Zeyd bin Eslem'den rivayet edildiğine göre, bir adam Ahbar'a demiş:

«İlacı olmayan hastalık nedir?» Demiş:

«Ölüm.»

Zeyd bin Eşlem de:

«Ölüm bir hastalıktır, ilacı Allah'ın nzasıdır.» demiş.

Enes Radiyallahü anh)'den rivayet edildiğine göre Resu.üllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Kul ölüm sıkmtısı ve sekerâtmı çekerken mafsalleri birbirine

selâm verip "esselâmü aleyhe" kıyamete kadar ben senden yorum. Sen de benden ayrılıyorsun, derler.»

İbn-i Ebi -Dünya, Hasan'dan (Radıyallahû anh) rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Kulun en şiddetli durumu ruh göğüse geldiği zamandır ki o va*kit deprenir, nefesi kesilir. Ben diyorum ki şehid bundan müstesna*dır. Başkasının gördüğü elemi o görmez.»

Taberâni, Ebi Katâde (Radıyallahû anh) 'den rivayet ettiğine gö*re Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Şehid ancak sizin çimdikleme acısını, çektiğiniz kadar öldü*rülme acısını çeker.»

tbn-i Ebi'd -Dünya, Muhammed bin Kââb el-Kurezî'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Bana ulaştı ki en son ölen ölüm meleğidir. Ona denilir ki öl. O öyle bağırır ki eğer yeryüzü ve göklerin ahalisi işltseydi korkudan ölürdüler. Bu bağırmadan sonra o da ölür.»

Zeyyâd en -Nümeyri'den şöyle rivayet edilmiştir:

Bâzı kitaplarda okudum ki, ölümün, melekul mevte şiddeti, bü-tün yaratıklara şiddetinden daha fazladır. [5]



Bir Uyarı


Kurtubi, ölümün, Peygamberler için şiddetli olmasında iki fay*da var, demiş.

Birincisi faziletlerini tekmil etmek derecelerini yükseltmektir. Bu bir eksiklik bir azap değildir. «İnsanların en fazla belaya uğrayanları peygamberler ve bunlara benzeyenlerdir.» Bu hadisin ifade ettiği kemâl sıfatıdır.

İkincisi: İnsanlara ölüm acısını göstermektir. Çünkü ölüm gizli bir şeydir. İnsan sekeratta olan bazılarının yanına gider. Hiçbir ız-dırap hareket görmez, ruhunun kolaylıkla çıktığını görür. Zanneder ki ölüm kolaydır. Ölünün içinde bulunduğu durumu bilmez. Sadık peygamberler, Allah katında kerim oldukları halde, ölümün acısını zikrettikleri zaman halk diğer ölülerin çektiği ölümün şiddetini an*larlar. Fakat kafirlerin öldürdüğü şehid, hadiste geçtiği gibi bun*dan müstesnadır. [6]



Bîr Mesele


Bâzı âlimler demişler ki misvak ruhun çıkmasını kolaylaştırır. ResûlüUah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'in ölümü anındaki misvak kıssasında geçen, sahih rivayetle Hz. Âişe (Radıyallahû anhâl'den mervi olan hadisi delil göstermişler. [7]



İkinci Bîr Mesele


İmam Ahmed, «Zühd»de, Meymen bin Mehran'dan rivayet etti*ğine göre ,şöyle demiştir:

«Ölüm geldiğinde iyilik yapıyorsanız veya eskiden işlediğiniz iyi bir ameli anıyorsanız amei-i salih'te yenisiniz, demektir. [8]



Üçüncü Bîr Mesele


Ibn-i Ebi Hatem, Katade'den;

«O Allah ki, ölüm ve hayâtı yarattı» mealindeki âyet-i kerime*nin tefsirinde şöyle rivayet etmiştir:

«Hayat Cibril'in atıdır, ölüm, güzel bir koçtur. [9] (Yâni ölüm de hayat gibi yaratıktır)

Mukatil ve kelbî şöyle demişler :

«Allah, ölümü koç şeklinde yaratmış, kimin yanından geçse Ölür, hayatı da at şeklinde yaratmış kimin yanından geçse dirilir.»

Ebu'ş-Şeyh ve İbn-i Hibban, Kitab'üi azametfde, Vehb bin Mü-nebbih'ten rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

-Allah, ölümü siyah ve beyaza bürünmüş güzel bir koç şeklinde yaratmış. Dört kanads vardır. Biri arşm altında, biri yerde, biri maş*rıkta, biri mağripte; Allah ona ol demiş o da olmuş. Ortaya çık de*miş, o da çıkıp Azrail'e görünmüş.

İşte bu sözlerden anlaşılan o dur ki ölüm mahluktur. Yalnız bir araz ve keyfiyet değildir.

Ve bu sözlerden sahih rivayette varid olan şu gelen hadis anla*şılmış olur.

«Kıyamet gününde ölüm güzel bir koç şeklinde getirilir. Cen*net ile Cehennem arasında durur ve bunu tanıyor musunuz?» deni*lir. «Evet» derler ve hepsi de onu görmüş idiler. Sonra, bu koç ke*silir. [10]

Ebû Ya'la'nın Enes'den rivayetinde; koyun kesilir gibi o ölüm kesilir, diye geçmektedir. [11]



Bîr Mesele


kbdullah bin Ubeyd bin Umeyr (Radiyallahû anhVden rivayet ğine göre, şöyle demiştir:

iz. Âişe (Radiyallahû anhVdan sordum. Füc'eten ölmek iğrenç Dedi

«Neden iğrenç olsun. Ben bunu Resûlüllah (Sallalla.hu hi ve Sellem) 'dan sordum. Şöyle buyurdu: «Füceten ölmek mümin için bir rahatlıktır. Fâcir (günahkâr) esef tutmaktır. [12]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Kaf. 19

[2] En'am, 93

[3] Vak'a, 83, 84

[4] Kıyamet, 26-30

[5] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 62-75.

[6] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 75.

[7] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 75.

[8] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 75.

[9] Âlem-i mânâda her mananın bir fotoğrafı vardır. Hayat 'at* olarak görünür. İnsanın bineğidir. Ölüm, arslan veya koç şeklinde gdrünür. Ben bir rüya görmüştüm! —Bir mezarda atla arslan çarpışıyordular. Mütercim

[10] Âlem-İ misâlde, her şeyin mesela yılanın, hıyanet olarak bir fotoğrafı ol*duğu gibi, büyük bir hakikat olan ölüm ve öldürülmenin bir fotoğrafı var*dır. Aradaki münasebet ise, ölüm bir kesilmektir. Hayvan da kesilmek İçin yaratılmıştır. Gaybi şeyleri ancak Allah bilir. Mütercim

[11] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 76.

[12] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 77.

SuFi
05-05-2009, 14:34
Ölüm Hastalığında İnsanın Diyeceği Şeyler, Sekeratta Üzerine Okunacak Ve Telkin Edilecek Şeyler Ve Kişi Öldüğü, Gözünü Kapadığı Zaman Söylenecek Şeyler


İmam-ı Ahmed, fbn-i Ebi'd-Dünya ye Deylemî, Ebi'd-Derda (Ra-diyallahu anhVdan rivayet ettiklerine göre Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : :;

«Ölünün başında Yasin-i Şerif okununca Allah Ona ölümü ko*laylaştırır.» diye buyurmuştur.

Ma'kil bin Yesar (Radiyailahu anhJ'dan rivayet edildiğine göre Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Ölünüzün başında Yasin'i okuyun,» buyurmuştur.

îbn-i Hibban, demiş ki;

Ölüden kasıt, ölüme yaklaşan kişi demektir.yoksa ölüye okunmaz.[1]

îbn-i Ebi Şeybe ve Mervizi, Câbir Bin Zeyd Radiyllah anh) den rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

ölüye okun

«Kişi ölüme yaklaştığı zaman başında Ra'd Sûresinin okunma sini müstehap görüyordular. Çünkü bu, Ondan zorlukları igiderir, Ruhunun alınmasını hafiflendirir ve halini kolaylaştırır.

Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'in hayatında ölü ölü*me yaklaştığı saat içinde şöyle denilir idi:

«Yâ Rabbi filan oğlu falana mağfiret et. Yatacağı yeri hoş kü, kabrini geniştendir. Ölümden sonra, ona rahat ver, onu peygam*berine kavuştur. Kendisine sahip ol, ruhunu sâlihlerin ruhları içine yükselt. İçinde, sağlık daimi olan, yorgunluk ve zafiyet bulunma*yan bir âlemde bizi birleştir,» denilir ve Resûlullah (SaUallâhû Aley*hi ve Sellem)'e salavât getirilirdi.

Ruhu alınıncaya kadar, bu şekil tekrar ediliyordu.

İbn-i Ebi Şeybe ve Mervizi, Şa'bi'den rivayet ettikleri; şöyle demiştir:

Ensar Ölünün başında Bakara suresini okurlardı.»

Ebû Nuaym, Katâde (Radıyallahû AnhVdan rivayet göre, ettiğine göre o:

«Kim Allah'a karşı takvalı İse Allah ona bir çıkış kılar» [2] mea*lindeki âyette geçen «çıkış»tan nıaksad dünya şüphelerinden, ölü*mün sıkıntısından ve kıyamet günündeki duraklardan kurtuluş de*mektir,» demiş.

Müslim Ebi Said'den rivayet ettiğine göre:

Resûlullah (SaUallâhû Aleyhi ve Sellem) : «Ölünüze 'Lâilahe illallah'ı telkin ediniz,» buyurdu.

îbn-i Hıbban, demiştir ki, ölüden kasıd ölüme yaklaş demektir.

Kişi de-Muâz bin Cebel (Radıyallahû anhl'dan rivayet edildiğine Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Kim ki son sözü Lâilahe illallah olsa o cennete girer.»

Beyhakî, Şuâb-ı İman'da îbn-i Abbâs (BadıyaÜahü anh) 'dan 'ri*vayet ettiğine göre:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Seüem) şöyle buyurdu: «Çocuklarınıza ilk olarak Lâilahe illallah'ı telkin ediniz. Çünkü, ilksöz ü ve son sözü «Lâilahe illallah» olan kişi, bin sene yaşasa, hiç*bir günahtan sorguya tutulmaz.»

Beybakî demiş ki «Bu garip bir haberdir. Bunu ancak bu isnad-la yazdık.» -

Ebu'l-Kasım el-Kuşayri, E&nali'sinde, Ebu Hüreyre (Radıyallahû |anh) 'dan merfuan [3] rivayet ettiğine göre :

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Vellem) şöyle buyurdu: «Hastalarınız ağır lastiği zaman onlara -Lâilahe illallah»ı söyle*meğe zorlamayın, onlara onu söylemelerini telkin edin. Çünkü hiç bir münafık bu kelime ile hayatına son vermiş değildir.»

Abdullah bin Ebi Evfa {Radıyallahû anh) 'dan rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'a bir adam geldi:

— Yâ ResûlaUah, biraz ilerde bir adam ölüme yaklaştı, ona «Lâilahe illallah» telkin ediliyor, (ama) o söyleyemiyor, dedi.

Bunun üzerine Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyur*du :

— Bu kelimeyi hayatında söylemiyor muydu?

— Evet, dediler. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Öyle ise, neden Ölümünde söyleyemiyor, deyip kalktı. Biz de onunla beraber kalktık. Adama gittik. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Ey genç «Lâilahe illallah» söyle, buyurdu. O:

— Söyleyemiyorum, dedi,

— Neden, buyurdu.

Dedi:

— Anama karşı geldiğimden. Buyurdu:

— Anan sağ mı?

— Evet, dedi.

Bunun üzerine Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Anasını çağırın, buyurdu. Çağırdılar, geldi. Resûlullah (Sallalâhû Aleyhi ve Sellem) ona buyurdu

— Bu oğlun mu?

— Evet, dedi. Buyurdu:

— Buna şefaat etmediğin zaman biz bunu yüksek sıcaklıkta bir ateş içinde yaksak nasıl görürsün?

Kadın:

— Ona hakkımı helâl etsem ne olur, dedi. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellenıî :

— Allah ve biz de şahidiz ki sen oğluna hakkını helâl ethn. Kadın:

— Evet, ben oğlumdan razıyım, dedi.

Bunun üzerine Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Ey genç «Lailahe illallah» söyle, buyurdu.

Genç de:

— «Laiahe illallah,» dedi.

Bunun üzerine Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Selem)j:

— Benimle onu ateşten kurtaran Allah'a hamd olsun, diye bu*yurdu.

İbn-i Asakir, Abdurrahman el-Muharibi'den rivayet ettiğine gö*re, şöyle demiştir: . .

«Bir adama ölüm gelmiş, ona demişler ki, 'Lailahe illallah' söyle, demiş: 'söyleyemiyorum1, bir gurupla arkadaş idim, bana Ebu Bekir ve Ömer (Radıyallahû AnhümaVya sövmeyi teşvik ediyordular.

Ebû Yala ve Hâkim sahih bir sened ile Talha ve Ömer (Radıyal*lahû anhümaVdan rivayet ettiklerine göre, şöyle demişlerdir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve SellemJ'den işittik diyor t «Ben bir kelime biliyorum, kişi ölüm anında onu söylediği za-, man, ruhu cesedinden çıkarken ruhunda bir rahatlık görür. Kıya*met gününde o kelime ona bir nur olur. «İlla» lafzını söylediği za*man, Allah sıkıntısını giderir, rengini açar ve kendisi de «Laüahe illallah»in onu nasıl sevindirdiğini, selâmladığını görür.»

Ebu Hüreyre (Radıyallahû anlı)'dan rivayet edildiğine gör Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle diyordu:

«Melek'ül-mevt, ölümde olan bir adama gelmiş, bütün azasını açmış, onda bir hayır görememiş. Sonra çenesini açmış, bakmış, dili damağına yapışık olarak -Lailahe illallah» diyor. Bunun üzerine o, bu ihlas kelimesiyle onu af etmiş.»

Ebû Nuaym, Ferkad es-Senci'den rivayet ettiğine göre şöy e1 de*miştir :

«Kul ölüme yaklaştığı zaman, soldaki melek sağdaki meleğe ar*tık ondan in,der. Sağdaki melek der ki, inmiyorum. Umulur ki, «Lailahe illallah» der. Onu da yazarım.»

Taberanî, Evsat kitabında, Ebû Hüreyre ve Ebû Said el-Hudrl (Radıyallahû anhümâ) 'dan merfuan şöyle rivayet etmiştir:

«Kim ölüm anında, «Lailahe illallah,» Allahü ekber velâ havle velâ kuvvete illa billahi'1-aliyyi'l-azim, dese ebede kadar ateşin yak*masından mahfuz kalır.»

Hâkim Sa'd İbn-i Ebî Vakkas (Radıyallahû ahhVdan rivayet et*tiğine göre:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : «Size Allah'ın ism-i azamini öğreteyim mi? İşte O, Yûnusun duası: «Lailahe illa ente sübhâneke inni küntü mine'z-zâlimin»dir.

Herhangi bîr müslüman ölüm başladığında bunu kırk sefeıj| söy*lese, ve o hastalıkla Ölse ona bir şehid ücreti verilmiş olı|ür. Şayet kurtulsa mağfiret edilmiş olarak kurtulur,» buyurdu.

Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'dan merfuan rivayet ec ildiğine göre:

Resûlullah CSallallâhû Aleyhi ve Sellem) ona:

«Yâ Ebâ Hüreyre, hak bir şeyi sana söyleyeyim mi? Kim ilk has*talıktan yattığında onu okusa Allah onu ateşten kurtarır. Ben «evet» dedim. O buyurdu \

«Allah birdir. Öldüren dirilten O'dur. O ezeli ve ebedidir. Her*kesin ve her tarafın Rabbidir. Paktır. Bütün hallere karşı yapılan bütün güzel hamdlar O'na mahsustur. Zat ve sıfatı mukaddes ve yücedirler. Kudreti her tarafı istilâ etmiştir» de ve şöyle duâ et i

«Yâ Rabbi! Eğer ruhumu almak için beni hasta etmişsen ru*humu, senden Cennet kazananlarm ruhları içine dahil et, onları ateş*ten kurtardığın gibi beni de ateşten kurtar.»

İşte şayet bu hastalıkta ölsen Allah'ın rızasına kavuşup ve cennetine gidersin, eğer günahların varsa da Allah onları afv îbn-i Asâkir, Ali bin Ebi Talip (Radıyallahû anhl'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah CSallallâhû Aleyhi ve Sellem)'den işittim diyor:

şöyle

«Bâzı kelimeler ki kim Ölümünde onları söylese Cennete girer. Ö kelimeler şunlardır:

üç sefer., üç sefer..

«Bütün kâinat, elinde olan öldürüp dirilten, gücü her şeye ye*ten Allah her kusurdan münezzehtir.» bir sefer...•*•

Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'den rivayet edildiğine göre, Re-sûlullah (Sallaîâhû Aleyhi ve Sellem) Allah'dan şöyle nakletmiştir:

«Mümin kulumu ruhunu aldığımda bana hamdetmesi benim yanımda bütün hayırlar kadar yüksektir.»

Beyhakî, Şuab-ı İman'da, îbn-i Abbas (Radıyaîlahû anh)'dan ri*vayet ettiğine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu s

«Müminin ruhu, vücudundan çıkarken Allah CAzze ve CelleJ'a hamdeder.»

Saîd bin Mansûr, kendi Sünen'inde, Mervizi, Müslim ve îbn-i Ebi Şeybe, Ümmü'l-Hasan'dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

«Ümmü Seleme (Radıyallahû anhâl'nm yanuıda îdim. Yanma bir insan geldi. Filân kişi ölüyor, dedi. Ümmü Seleme dedi: i( Çık, öleceğini gördüğün zaman ona;

«Selâmun alel Mürselin veT hamdü liUâhi Rabbilâlemin,» de.

Taberanî, Evsat kitabında, Ebi Bekrete'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

ResûluIlaJı (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Ebû Seleme'nin yanı*na girdi, sekeratta idi. Gözünü açtığı zaman Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) elini uzatıp gözünü kapattı. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) onun gözünü kapattığı zaman, evdekiler bağırma*ya başladılar. Resûlullah (Sallalâhû Aleyhi ve Sellem) onları sus*turdu ve buyurdu:

«Ruh çıktığı zaman göz onu takip eder. Melekler ölünün yanı*na gelip evdekilerin dediklerine âmin derler.» Sonra Resûlullah (Sal*lallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle devam ettiî

«Yâ Rabbi! Ebû Seleme'yi hidâyete ermişlerin katma yükselt. Onun yerinde, zürriyetine sahip ol. Kıyamet gününde bizi ve onu mağfiret et...»

Hâkim, Şeddat bin Evs (Radıyallahû anh)fdaa rivayet ettiğine göre; Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur ı «Ölünün yanma geldiğiniz zaman gözünü yumunuz. Çünkü göz ruhu takip eder. Ve o zaman hayırlı şeyler söyleyin, çünkü melek*ler evdekilerin duasına âmin derler.»

Beyhakî, Şuâb-ı İman'da ve Ebû Nuayin, Hilye'de, Mücahid|den rivayet ettiklerine göre îbn-i Abbas ona şöyle demiştir:

«Abdestsiz hiç bir zaman yatma. Çünkü ruhlar, alındıkları! va*ziyette dirilirler.»

Taberanî, En.es (Radıyaüahû anh)'dan rivayet ettiğin© göre; Resûlullah CSallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Kim abdestli iken kendisine ölüm meleği gelse ona şeh âdet mer*tebesi verilir.»

Mervizi, Ebû Bekir bin Abdillah el-Müzeni'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Bir Ölünün gözünü yumduğun zaman "Bismillahi, lala milleti Rasûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)" de.» [4]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Bu İibn-i Hibba'nın görüşüdür. Çoğunluğun görüşüne göre -ruhun ce^nazesîylt ilişkisi olduğundan cenaze ve kabir üstünde Kur'an okunur. Mütârcim

[2] Talak, 2

[3] Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sel I em)'a kadar varan bir senedle

[4] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 78-86.

SuFi
05-05-2009, 14:38
[B]Ölüm Meleği Ve Yardımcıları Hakkında Gelen Hadisler


Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

«Söyle, size müekkel olan ölüm meleği sizin ruhunuzu şiir.(Secde, 11)

«Tâ birinize ölüm geldiği zaman elçilerimiz onun ruhuni Ve hiç bir eksik bırakmazlar.» (En'âm, 61)

tbn-i Ebi Şeybe, Musannef kitabında ve îbn-i Ebi Hatem, tbn-i Abbâs (Radıyallahû anh) 'dan rivayetlerine göre:

«Elçilerimiz, onun ruhunu alırlar» mealindeki âyette, Bİçilerimiz-den kasıd meleklerden, ölüm meleğinin yardımcılarıdır, demiş.

Ebû Şeyh, Tefsir'inde İbrahim Ennahai'den aynısını rivayet etmiş ve:

«Sonra o melekül mevt, kendi yardımcılarının ruhlarını da alır» kaydını da ilâve etmiştir.

Ebû Şeyh, Kitabü'l-Azamet'te, Vehb bin Münebbih'ten rivayet et*tiğine göre, şöyle demiştir:

«İnsanlara görünen meleklerdir, ruhlarını alan ve ecellerini yazahlar kişi sorumlu olduğu bir şeyi teslim ettiği gibi onlar da ruh*ları aldıkları zaman me1ek'ül-mevte teslim ederler.»

îbn-i Ebi Hatem, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'dan şöyle ri*vayet etmiştir:

«Allah Ademi yaratmak istediği zaman Hamele-İ Arş'tan birini yeryüzünden toprak almak için göndermiş... Melek toprak almak is*tediği zaman yer demiş:

~ Allah hakkı için yarın Cehenneme nasip olacak bir şeyi bugün benden alma.

Bunun üzerine melek bırakıp Rabbine gitmiş. Allah (Azze ve Cel-le) ona:

«Neden emrettiğimi almadın?» Melek:

«Yer, Senin îıakkın için almamamı istedi. Senin hakkın için İs*tenen bir şeyi reddetmek bana zor geldi,* demiş.

Sonra Allah CAzze ve Celie) bütün hamele-i arşı göndermiş. Hep*si de aynı şeyi söylemişler. Tâ ölüm meleğini gönderince, yer ona da aynı şeyi söylemiş. Ölüm meleği ona:

«Beni öyle birisi gönderdi ki, itaat edilmek için senden daha lâ-tıktır» demiş.

Sonra o ölüm meleği yerin temizinden, çirkininden bir miktar toprağı Allah katma götürür. Üzerine Cennet suyu döker. Balçık olur, Adem ondan yaratılır.

Ebu Huzeyfe îshak bin Bişr, el-Mübteda kitabında, îbn-i Ishak'-dan o da Zühri'den aynısını, rivayet etmiştir.

O, birinci sefer gönderilen meleğe İsrafil, ikinci sefer gönderile*ne Mikâü demiştir.

Yine îbn-i Asâkir, Yahya bin Halid'den aynısını rivayet etmiş;

Birincisine Cebrail, ikincisine Mikail, deniş ve hadisin sonunda şunu ilâve etmiş:

«Allah bu son meleği, melekü'1-mevt diye isimlendirdi ve onu ölüme müekkeî kıldı.»

İbn-i Ebi Şeybe ve İbn-i Ebi Hatem ve Ebu'ş-Şeyh «Azamet» kita*bında ve Beyhaki Şuab-ı İman'da, İbn-i Sabit'den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Melekü'1-mevt, «Dünya umurunu dört kişi yönetir. Cebrail, Mî-kail, İsrafil ve Azrail. İsrafil hayvanlar ve rüzgâra müekkeldir. Mî-kaiÜ yağmur ve bitkilere müekkeldir. Melekü'1-mevt (Azrail) ruh*ları almakla mükelleftir.Cebrâil,onlara ilâhî emirleri tebliğ eder.»

Ebû Şeyh îbn-i Hibban, Kitâbü'l-Azamet'de Rabi' bin Enes'denjri-vâyet ettiğine göre, Ona şöyle sorulmuştur:

— Buhlan alan Melek'ül-mevt yalnız mıdır? '

O demiş

— Melek'ül-mevt, ruhların idaresine &akar, bu konuda onun yardımcıları vardır. O onların reisidir. Her adımı Maşrıktan Magri-be kadardır. Ben (Ebu Şeyh) Ona sordum i

«Müminlerin ruhları nerde kalır?» Dedi:

«Sidretü'l-Muntehada».

tbn-i Ebi -Dünya Emri yönetenler[1] ayetinde îbn-i Abbâs (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Onlar Melekü'1-mevt ile beraber ruhları alırken ölünün yanın*da bulunan meleklerdir. Bir kısmı ruhla beraber yükselir. Bir kısmı orda yapılan dualara 'aminder. Bir kısmı da Ölünün namazı kılı*nıp defnedilinceye kadar onun için istiğfar ederler.

îbn-i Ebi'd-Dünya, «Denilir kimdir onu yükseltiyor» [2] âyetin*de îkrime'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Ölüm meleğinin yardımcıları birbirlerine derler:

Kimdir ruhunu ayağının başından çıkacağı yere yükseltiyor.»

Hars bin Hazrec'in babası (Radiyallahû anh) 'dan rivayet edildi*ğine göre, şöyle demiştir:

Bir ensarinin başında, Melekü'1-mevte bakarken Resûlüllah (Sal-laîlâhû Aleyhi ve Sellem) den şöyle dediğini İşittim:

«Ey Melekü'1-mevt! Arkadaşıma yumuşak davran, çünkü o mü*mindir. Melekü'1-mevt, dedi:

Rahat ol, gözün aydın! Ben bütün mü'minlere yumuşak davra*nırım.»

Bil yâ Muhammedi Ben insan oğlunun ruhunu alırım. Bağıran birisi oldu mu ruhu elimde iken kalkar ve : «kimdir bu bağıran? Val*lahi biz ona zulmetmedik, ecelini de önceye almadık. Kaderini ace*leye getirmedik. Ruhunu almakta bizim bir günahımız yoktur. Eğer Allan'ıh yaptığma razı olsanız ücreti enirsiniz; eğer kızarsanız gü*naha girersiniz. Biz sık sık size geliriz. Sakının, sakının. İyikötü, gö*çebe- yerli, dağlı-ovah herkesi, hergün inceliyoruz. Biz onların bü*yüğünü küçüğünü, kendilerinden daha iyi biliriz. Vallahi şayet bii sineğin ruhunu almak istesem Allah izin vermeden alamam,» de*rim.

Ca'fer bin Muhammed dedi ki:

Bu melek, namaz vakitlerinde insanları teftiş eder. Ölüm anın da, baktığı zaman; eğer namaza devam edenlerden ise, melek om yanaşır, şeytanı ondan kovar. O tehlikeli anda ona kelime-i şehadet telkin eder.

Bu hadisi Ebi Hatem tefsirinde Ebû Şeyh 'Azamet1 kitabında Cafer bin Muhammed1 den o da babasından, Mu'dal-merfu (Yani Re sûlüllah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'e varan senedinde, ,sahabe

den önce iki kişi eksik olarak) rivayet etmişlerdir.

îbn-i Ebi Dünya ve Ebû Şeyh Hasan'dan rivayetlerine göre, şöjj le demiştir:

«Ölüm meleği her gün her evi ziyaret eder, kimi görse ki rız*kını bitirmiş eceli gelmiş onun ruhunu alır. Ruhunu aldığı zaman evdekiler inlemeye ve ağlamaya başlarlar. Ölüm kapısının yanlarını tutup benim ne günahım var ben de memurum; Vallahi ne onun rız*kını yedim ne ömrünü yitirdim. Ne de vadesini (ecelini) eksilttim. Ben sizden hiç kimse bırakmayıncaya kadar sık sık size geleceğim, der.

Hasan dedi ki: Vallahi, eğer onlar o meleğin makamını görüp sözünü îşitseydiler, ölülerinden vaz geçip kendi hallerine ağlayacak*tılar.

Mervizi, Cenazeler konusunda, Süleym bin Atiyye (Radiyallahü anh) 'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Selman, sekeratta olan bir dostunun ziyaretine gitti. Dedi ki: 'Ey ölüm meleği, arkadaşıma iyi davran. Çünkü o mümindir.' Bunun üze*rine hasta adam konuşmaya başladı ve ölüm meleğinin «Ben her mü-imine yumuşak davranırım» söylediğini nakletti

Zübeyr bin Bekkar ve ibn-i Asakir, bir kaç tarikle Humeyd bin Meymun o da babasından rivayet ettiği üzere şöyle demiştir:

Münbicte (Suriye Halebin bir kazası) Muttalib hin Abdullah bin Hantab'm yanma gidenlerden idim. Kendini ölüme hazır görü*yordu. Ölümde zor bir hale girdi. Baygınken yanındakilerden bir adam dedi t

Yâ Rabbi ona Ölümü kolaylaştır. Çünkü şöyle şöyle Övülür bir adamdı. Bunun üzerine hastamız ayıldı ve «kimdi bunu söyleyen dedi. Falan kişi dediler. O:

Melekü'l-mevtin «Ben her mümin için cömert ve yumuşağım» dediğini söyledi ve bir daha gözünü kapayıp öldü.

îbn-i Ebi -Dünya, Übeyd bin Umeyr'den rivayet ettiğijne göj-e, şöy*le demiştir:

îbrahim (Aleyhisselam) bir gün evinde iken, yanına güzel üstü başı düzgün bir adam girmiş. Hz. İbrahim sormuş: Ey Allah'm kulu kim seni eve soktu.' Adam: «Evin sahibi beni soktu, demiş.» «Hz. İbrahim-, Sahibi ona daha layıktır; Sen kimsin? demiş. O; Ben Melekü'l-mevtim demiş. Hz. İbrahim:

Senin hakkında bana bazı şeyler anlatılmıştı, onları sende gö*remiyorum, demiş. O, yüzünü çevirince Hz. İbrahim ne görsün? Deh*şet saçan gözler, ok başları gibi kıllar, kafasında dikilmiş. Hz. İbra*him (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) bundan sakınıp evvelki şekline dön demiş. Melek, dönüp:

Yâ İbrahim! Allah sevdiği kullarına beni göndermek istediği zaman evvelâ gördüğün birinci şeklimle gönderir.»

Vehb'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

«İbrahim (Aleyhisselam) evinde bir adam görmüş «kimsin?» de*miş. O:

Melekü'I-mevtİm, demiş. Hz. İbrahim ona:

'Eğer doğru söylüyorsan, bana bir alâmet göster, bileyim ki sen ölüm meleğisin demiş. Melek ül mevt;

Yüzünü çevir' demiş. O da çevirmiş, sonra 'yine yüzünü çevir demiş. O da çevirip bakmış, onu kafir ve fâcirlerin ruhunu aldığı şekliyle görmüş. Titreyip yere düşmüş, ölü durumuna gelecek kadar korkmuş.

tbn-i Mes'ud ve îbn-i Abbâs (Radiyallahû anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre, £öyle demişlerdir:

«Allah (Celle Celâlühü) Hz. İbrahimi dost ve halıl edindiği zamanı, ölüm meleği ona müjde vermek için Rabbinden izin istemiş.^ Ona izin vermiş, gelip Hz. İbrahim'e (Aleyhisselam) müjde vermiş. Hz. İbrahim (Aleyhisselam) :

El-Hamdu Iillah, deyip ölüm meleğine kafirlerin ruhlarını nasıl aldığını bana göster, demiş.

Ölüm meleği:

— Yâ İbrahim, sen buna dayanamazsın. İbrahim (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) :

— Dayanırım, demiş. Melek:

— Öyle ise yüzünü çevir. O da yüzünü çevirmiş bir de ne gör*sün Önünde katran gibi bir adam; başı göğe değiyor. Ağzından ateş alevleri yükseliyor. Kılları adam büyüklüğünde, ağzından kulakla*rından ateş saçıyor. Bunun üzerine bayılmış. Ayılırken meleğim «sk!t şeklîne döndüğünü görmüş. Sonra meleğe:

—Ey ölüm meleği eğer kâfir senin o şeklinden başka hiçbir mu*sibet ve belâya uğramasa da o ona yeterdir., demiş.

Madem Öyledir bana müminlerin ruhlarını nasü aldığını da gös*ter. O demiş, «yüzünü çevir» o da çevirip döndüğünde; insanların en güzellerinden en güzel yüzlü, hoş kokulu, beyaz bir elbise içinde bir genci görmüş. Hz. İbrahim (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) :

— Ey ölüm meleği, eğer mümin ölüm anmda hiç bir İkram, ve göz nuru göremezse de, bu şeklin ona kâfidir, demiş.

îmam Ahmed Zühd'te Ebû Şeyh, Azamet kitabında ve Ebu '. aym, Mucâhid'den rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

«Yeryüzü Melekü'l-mevt için bir leğen kılınmıştır. İstediği taraf*tan alıyor. Onun yardımcıları vardır, ruhları alıyorlar, o da o ruh*ları onlardan teslim alıyor.»

Ebû Şeyh, Hakem bin Uteybe'den rivayet ettiğine göre fşpyle demiştir:

«Ölüm meleğinin eli altında dünya, adamın eli altındaki ğen gibidir.»

îbn-i Ebi Dünya ve Ebû Şeyh, Ağar bin Süleym'den, söyle-ğini rivayet etmişlerdir:

«Hz. ibrahim (Aleyhisselam), ismi Azrail olan iki gözü yüzün*de, iki gözü kafasında bulunan meleğe sormuş:

— Ey Melekü'1-mevt, iki kişi biri maşrıkta, biri mağripte olSa veya bir veba olsa, veya bir savaş olsa sen ruhları almakta ne yaparsın?

Melekü'1-mevt demiş

— Ruhları çağırırım. Onlar elimin altında olurlar.

Ravi demiş ki, «Melekü'1-mevt' için yer bir leğen gibidir. îstedigı

yerden alabiliyor.»

tbn-i Ebi Dünya, Hasan bin Ümâre tarikiyle Hakem'den rivayet etmiştir:

Yakup {Aleyhisselam) ölüm meleğine -.

— Doğan her nefsin ruhunu alan sen misin? demiş.

Melek

— Evet, demiş. Yâkup (Aleyhisselam) :

— Nasıl oluyor, sen benim yan im d asın ruhlar da dünyanın et*raf ındadır lar?

Melek:

— Allah bana dünyayı musahhar kıldı. O benim için ayağınızı koyduğunuz leğen gibidir. O istediğiniz tarafa elinizi uzatabildiğiniz gibi ben de her taraftan ruhları alabilirim.

Deynuri, «Mücâlese»de, Ebi Kays el-Ezdi'den şöyle rivayet et*miştir.

«Melekü'l-mevte denilmiş;

'Sen ruhları nasıl alıyorsun?', Melek demiş».

'Ben çağırıyorum, onlar da bana geliyorlar.

İbn-i Ebi Dünya ve Ebû Şeyh ve Ebû Nuaym, şehr bin Harşfi.p'-<ian rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

-Melekü'1-mevt, oturur, dünya ayakları arasında kalır. İnsan ecellerinin yazıldığı levha da elinde olur. Önünde melekler hazır du*rurlar. O gözünü kırpmadan levhaya bakar; bir ecele rast geldiği zaman bunun ruhunu alın» der.

İbn-i Ebi Hatem ve Ebû Şeyh İbn-i Abbâs (Radıyallahû anh)' rivayet ettiklerine göre, ondan şöyle sorulmuştur:

— Aynı anda biri mağrip'de, biri maşrık'ta olan iki kişiye ölü n meleğinin gücü nasıl erişir.

O demiş:

— Ölüm meleğinin şark garp ahâlisine, karanlığa havaya, nize ulaşması, birinizin eli altındaki sofraya elini uzatması gibidir. İstediği taraftan alabilir.

Cüveybir, tefsirinde; Kelbi'den o da Mücahid'den o da İbn-i Ab*bâs (Radıyallahû anh) 'dan şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Bütün ruhları alan ölüm meleği, sizin oturağınızı kapsadığı*nız gibi, yeryüzünü kapsamıştır. Beraberinde rahmet melekleri ve azap melekleri bulunur. İyi birisinin ruhunu aldığı zaman onu rah*met meleğine bırakır. Kötü birisinin ruhunu aldığı zaman onu azap meleğine bırakır.-

Ibn-i Ebi Dünya ve Ebû Şeyh, Ebû Müsennâ el-Humsi'den şöyle dediğini rivayet etmişlerdir.

«Dünya dağıyla, ovasıyla, Ölüm meleğinin ayakları arasındadır1. Beraberinde rahmet melekleri ve azap melekleri bulunur. O ruhları alır, iyilerini rahmet meleklerine, kötülüklerini azap meleklerine bı*rakır.»

Demişler: «Şayet bir vak'a olsa veya kılıç şimşek şibi hızlı kesse o zaman ne yapar?»

Demiş: «Ruhları çağırır, ruhlar ona gider,

îbn-i Ebi Hatem, Züheyr bin Muhammed'den şöyle dedığiîu rivâyet etmiştir: Denilmiş:

— Yâ Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ölüm! meleği birdir. Halbuki ordular şarktan garba, her yerde savaşıyorlar. Bu arada nice ceninle düşer, ölenler olur.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem> buyurmuş:

— Allah Melekü'1-mevt için dünyayı elinizin altındaki leğen gibi oluncaya kadar dürdü, işte böyle olunca hiç bir şey ondan kaçar mı?

tbn-i Ebi Şeybe, Musannef'inde Abdullah bin Nümeyf, o da A'meş'den, o da Hayseme'den şöyle rivayet ettiğini söylemiştir:

-Ölüm meleği Süleyman bin Davud'a gelmiş; onun dostu idi. Süleyman (Aleyhisselam) ona demiş:

— Neden bir evden kimseyi bırakmıyorsun da, yanındaki diğer evden hiç kimsenin ruhunu almıyorsun?

Melek demiş:

— Ben ne aldığımı bilmiyorum. Ben ancak Arş'ın altında olan isimler içinde bulunan ve bana atılan sahifelere bakıyorum.

Aynı senedle Hayseme'den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Melekü'l-mevt, Hz. Süleyman'm yanma girip orda oturandan bİ-risine süze süze bakmış. Çıktığı zaman adam demiş:

— Bu kimdi? Demiş:

— O ölüm meleği idi. Adam:

— Bana öyle bakıyordu ki sanki ruhumu almak istiyordu. Sonra Hz. Süleyman ona demiş;

— Benden ne istiyorsun? Adam demiş

— Beni havaya bindir, beni Hindistan'a bıraksın.

Hz. Süleyman havayı çağırmış, onu havaya bindirip Hindistan'a bıraktırmış.

Sonra, ölüm meleği yine gelmiş. Hz. Süleyman ona:

— Sen arkadaşımı neden süzüyordun, demiş. Melek: ;

— Ona şaşırmıştım. Hindistan'da ruhunu almak için emredil*dim, halbuki o senin yanındaydı... demiş.

İbn-i Asakir, Hayseme'den şöyle dediğini rivayet etmüştir :!

Süleyman bin Davud, ölüm meleğine demiş.

— Ruhumu almak istediğin zaman, bana bildir. Melek:

—Ben onu bilmem. Bana ancak içinde isimler olan kitaplar ve*rilir, demiş.

îbn-i Ebi Hatem; îbn-i Abbas (Radıyallahû anhVdan şöyle de*diğini rivayet etmiştir: .

Bir melek İdris (Aleyhisselam)'a gelmek için izin istemiş; izin aldıktan sonra, gelip ona selam vermiş. İdris (Aleyhisselam) ona:

Seninle ölüm meleği arasında bir ilişki var mı?

Melek: .

— Melekler içinde O benim kardeşimdir, demiş. İdris (Aleyhisselam) :

— Öyle ise, onun yanında bana bir yararın olabilir nü? Melek:

— Eceli takdim ve tehir etmek ise o yok. Fakat ölüm anında sana yumuşak davranması için ona söyleyeceğim. Melek î

—Kanadlarımın arasına bin, demiş. İdris (Aleyhisselam) bin*miş. Onu en yüksek göğe çıkartmış. Orda İdris (Aleyhisselam) ka-nadlar arasmda iken, ölüm meleğiyle karşılaşmışlar. O melek, ölüm meleğine demiş:

— Benim senden bir ricam var.

Ölüm meleği:

— Biliyorum, İdris için bana bir şeyler söyleyeceksin. Onun is*mi silindi. Göz kırpmasının yarısı kadar eceli kaldı. İşte o zaman İdris CAleyhisselam) meleğin kanatlarının arasında öldü.

îmam Ahmed «Zühd»de ve ibn-i Ebi'd-Dünya Muammer'den şöy*le dediğini rivayet etmişlerdir:

«Öğrendik ki ölüm meleği ruhunun alınmasıyla emir olunma*dıkça kimin ecelinin ne zaman olduğunu bilmez.»

îbn-i Ebi Dünya, İbn-i Cüreyc'den şöyle rivayet etmiştir:

«Haberimiz oldu ki, Melekü'l-mevte filan vakitte, filan günde fa*lanın ruhunu al denilir.»

Mervizî ve İbn-i Ebi Dünya ve Ebû Şeyh, Ebî Şa'sa, Câbir bin Zeyd'den şöyle rivayet etmişlerdir.

«Ölüm meleği acıtmadan ruhları alıyordu. İnsanlar, ona sövüp lanet edince Rabbine şikayette bulundu. Allah acıları araya koydu, ölüm meleği de unutuldu. Artık falan kişi, filan hastalıktan öldü, de*nilir.»

SuFi
05-05-2009, 14:39
Ebû Nuaym, A'meş'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Ölüm meleği insanlara görünüyor idi. Adama gelirdi. İhtiyacı*nı bitir, ben senin ruhunu alacağım derdi. Sonra insanların kendi*sinden şikâyet ettiğini Rabbine şikâyet etti. Allah da hastalığı gön*derdi ve artık ölüm gizli oldu.»

Ebû Hüreyre (Radıyallahû anhVdan rivayet edildiğine Resûlullah (SallaUâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Ölüm meleği insanlara aynen gelirdi. Musa t Aleyhisselam) Ünce onu tokatlayıp gözünü patlatınca Melek Rabbine gidip «Yâ Bal bi kulun Musa gözümü patlattı» dedi.

«Eğer senin katında kerim olmasaydı, ona azap verecektim.: Allah meleğe:

«Kuluma git ona söyle, elini bir Öküz postuna koysun. Elinin ka] Sadığı her kıl basma bir sene ona ömür olacak.»

Melek gelip söyledi. Musa (Aleyhisselam) :

— Bundan sonra ne olacak? Melek

— Ölüm, dedi.

Musa Aleyhi' s-salâta ve's-selâm) :

— Öyle ise şimdi olsun.

Melek onu kokladı, ruhunu aldı, gözü de yerine geldi. İşte bun dan sonra. Melek artık insanlara gizli gelmeye başladı.

Ebû Hüzeyfe, îshak bin Bişr, «Şedâid» kitabında kendi senediyj le îbn-i Ömer'den şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Ölüm meleği:

— Yâ Rabbi senin kulun İbrahim, öleceğine çok üzülüyor. Allah meleğe:

— Git, ona söyle! Dost'un, dosttan ayrılığı uzadıkça ona ka inak ister..

Melek gidip tebliğ etti. Hazret-i İbrahim (Aleyhi's-salâtü ve'se lam) :

— Evet Öyledir, yâ Rabbi, sana kavuşmayı çok isterdim.

Melek ona bir reyhan verdi. Kokladı ve o anda melek onun ru*hunu aldı. .

Ebû Şeyh, Muhammed bin Münkedir'den şunu rivayet etmiştir.

Ölüm meleği, İbrahim (Aleyhisselam) 'a demiş s

— Allah, müminin ruhunu aldığım kolaylıkla senin ruhunu mamı emretti.

İbrahim (Aleyhisselam) :

— Senden seni gönderenin hakkı için benim hakkımda ona yal*varmanı diliyorum, dedi.

Melek Rabbine gidip

— Senin dostun kendisi için benim sana yalvarmamı Allah meleğe buyurdu:

— Ona git ve söyle senin Rabbin diyor ki 'dost dostuna kavuş*mak ister.

Melek ona söyledi. İbrahim CAleyhisselam) :

— Öyle ise emredildiğini hemen yap, dedi. Melek dedi:

— Yâ İbrahim hiç içki içtin mi? İbrahim (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) :

— Hayır, dedi. Melek ağzını kokladı ve ruhunu aldı.

îmam Ahmed, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anhVdan rivayet et*tiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Dâvud (Aleyhisselam)'da şiddetli bir gayret vardı. Çıktığı za*man bütün kapılan kapatırdı, gelinceye kadar kimse evine girmez*di. Bir gün dışarı çıkar. Döndüğünde bakar, evinde ayakta bir adam duruyor. Dâvud (Aleyhisselam)

— Sen kimsin? demiş.

— Ben öyle birisiyim ki, krallardan korkmam. Engeller, girme*me mani olmaz.

Hazret-i Davud (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) :

— Öyle ise sen ölüm meleğisin. Allah'ın emri başüstüne gel*miş, dedi. Elbisesine büründü ve hemen ruhu alındı.

Taberani'nin, Hüseyin (Radıyallahû anh) 'dan rivayetine göre :

Cebrail, Peygamber (Aleyhisselatu Vesselam)'m vefat gününde yanma geldi; Ona

— Kendini nasü buluyorsun, diye sordu. Resûlullah (Aleyhisse*latu Vesselam) :

— Yâ Cebrail çok sıkıntı ve gamda bulunuyorum.

Bu arada ölüm meleği, kapıda izin istedi. Cebrail (Aleyhi's-salatü ve's-selâm) :

— Yâ Muhammedi- İşte bu ölüm meleğidir. Yanına girmeye izin istiyor. Senden önce hiç bir insanoğlundan izin istemediği gibi sen*den sonra hiç kimseden izin istemeyecektir.

Cebrail'e:

—Ona izin ver, dedi. O da izin verdi.

Ölüm meleği Onun önünde ihtiramen durdu ve:

— Allah beni sana gönderdi, sana itaat etmemi emretti, eğer buyurursanız ruhunuzu alacağım, şayet istemiyorsanız, bırakırım dedi.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)

— Yapar mısın ey Ölüm meleği? diye sordu.

O:

— Evet, dedi.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Öyle ise emrolunduğunu yap, dedi. Cebrail (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) :

— Allah seni yanma almak istiyor, dedi.

Resûlullah (Salîallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Emrolunduğunu yap ey melek, diye buyurdu.

îmam Ahmed «Zühd» de ve Said bin Mansûr, Ata bin T 'esâr'dan şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

Ölüm meleği, her gün beş sefer her evin ahalisini inceler. Ru*hunu almakla emr o Umduğu kimse var mı, yok mu diye bakar.»

tbn-i Ebi Hatem Ka'b'dan şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«İçinde insan olan her evin kapışma ölüm meleği, her gün yedi sefer bakar; ruhunun alınmasıyla emrolunduğu kimse varsa ruhu*nu alır

lmam-ı Ahmed, «Zühd»de ve Ebû Şeyh, Mücahid'den şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

«Ölüm meleği, taş olsun, çadır olsun, yeryüzündeki her evi gün*de iki sefer ziyaret eder.»

îbn-i Ebi Şeybe ve İmam-ı Ahmed'in oğlu 'Abdullah, Zevâidü?z-Zühd'de, Abdulâ'la et-Teymi'den şunu rivayet etmişlerdir

Ölüm meleği her evi her gün iki sefer araştırır.»

Ebû Nuaym, Sabit el-Bennâni'den şöyle dediğini rivayet etmiş tir:

«Gece gündüz yirmi dört saattir, her saat başına Ölüm meleği gelir ve her ruh sahibinin basma dikilir* eğer ruhunun alınmasıyla emrolunduysa, ruhunu alır, yoksa gider.

Enes (Radıyallahû anh) 'den merfûan rivayet edildiğine göre

«Ölüm meleği her gün yetmiş sefer kulların yüzüne bakar. Me*leğin kendisine gönderildiği kul güldüğü zaman, melekde tuhaf şey! Ben ruhunu almak için gelmişim, o da gülüyor» der.

Ebû Şeyh, Kitabü'l-Azamet'de, ve ibn-i Ebi Dünya|t Zeyd bin Eslem'den şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

«Ölüm meleği her gün beş sefer evleri inceler. Ve hergün bir sefer insanoğlunun yüzüne bakar. Bu bakmaktan insanlara sıkıntı ve inkıbaz basar, yüzü değişir.»

EbulŞeyh, îkrime'den şöyle dediğini rivayet etmiştir

«Ölüm meleği her gün Üç veya beş sefer insanların hayat kita*bına bakar.»

Enes (Radııyallahu anhVdan. rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Hayvanlar ve böcekler, teşbih etmektedir. Teşbihleri bittiği za*man Allah ruhlarını .alır. Bunlarda ölüm meleğinin müdahalesi yok*tur.»

Bu hadisin başka bir rivayet yolu vardır. Kavilerden olan Ha*tip, Malik'ten, İbn-i Ömer hadisinden rivayet etmiştir. Aynısını îbn-i Atiyye ve Kurtubi'de rivayet etmişlerdir. Ve mânâsı şöyle olur:

Allah, ölüm meleğinin müdahalesi olmadan hayatlarını alır. İn*san ise, ruhunu almak için melek ve yardımcıları yaratılmakla mü*şerref kılınmıştır.

Ravilerden olan Hatip, Malik'ten o da Süleyman bin Muammer el-Kitabi'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Malik bin' Enes'in yanında İdim, Bir adam ondan,

— Pirelerin ruhlarım ölüm meleği mi alır? diye soMui Uzun uzun bekledi, sonra:

— Ruhu var mı?, diye sordu.

O «Evet» deyince Malik i

— Öyle ise ölüm meleği onların da ruhlarını alır,

Cuveybir, tefsirinde, Dahhak'tan o da îbn-i Abbâs (Radiyallahû anh) 'dan şöyle dediğini rivayet ediyordu : \

«Ölüm meleği insanların ruhlarını almakla müekkel kılınmış. Odur onların ruhlarını alan. Cinlere, şeytanlara, kuşlara, vahşi hay*vanlara, böceklere, balıklara, karıncalara, ayrı birer melek müekkel kılınmıştır, ruhlarını almakla görevlidirler.

Denizdeki şehidler ise, Allah onların ruhunu alır. Allah yolunda denizlerin, derinliklerinde şehit düştükleri için kerametlerinden do*layı onların ruhu Ölüm meleğine bırakılmıyor.

Bu hadisin ravileri içinde Cuveybir cidden zaifu-rivâye, birisidir.

Dahhâk ile İbn-i Abbâs arası da kesiktir. Hadisin son kısmı için mer-îu' (sağlam) bir delili vardır. .

Ibn-i Mâce, Ebû Ümâde (Radıyallahû anh) dan şöyle rivayet et*miştir : '

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) den işittim ki diyor: «Allah, ruhların kabzedilmesi için bir melek müekkel kılmıştır. Şehidler müstesna, onlann ruhlarını Allah direkt kendisi alır.»

îbn-i Ebi Şeybe, Musannef te Abdullah bin İsa'dan şöyle dedi*ğini rivayet etmiştir:

«Sizden öncekilerden bir adam vardı. Karada Allah'a kırk se*ne ibâdet etti. Sonra 'Yâ Rabbi, denizde ibadet etmek istiyorum' de^ di. Bir topluluğa rast geldi, gemilerine binmek istedi, onlar da onu bindirdiler. Gemileri Allah'ın istediği kadar gitti. Sonra, suyun ke*narındaki bir ağacın yanında durdu. Adam, dedi:

'Beni bu ağacın üstüne bırakın'. Onlar da onu bıraktılar ve ge*mileri onları götürdü. O arada bir melek göğe daima onunla yük*seldiği sözleri söyleyip göğe çıkmak istedi. Fakat söyleyemedi. An*ladı ki bu onun bir hatâsının neticesidir. Sonra ağacın başındaki adama gitti. Kendisine şefaat etmesini istedi. Adam namaz kıldı, dua etti ve ruhunu alan meleğin o olmasını istedi ki, Ölüm meleğinden ona daha kolay olsun.

Eceli geldiği zaman o melek ona geldi. Ve:

«Daha evvel senin şefaatini benim hakkımda kabul ettiği gibi Rabbimden benim şefaatimi senin için kabul etmesini ve benim se*nin ruhunu almamı istedim... İşte istediğin zaman senin ruhunu alı*rım,» dedi.

Adam hemen secdeye kapandı, gözünden bir yaş aktı ve Öldü. [3]



Bîr Mesele


îbn-i Asâkir, «Tarihlinde, Ebû Zur'ate (Radıyallahû anh)'den şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Necip bin Ebû Ubeyd el-Bezzi bana dedi ki

— Rüyamda ölüm meleğini gördüm. Diyordu-.

«Babana söyle bana salavat getirsin, ruhunu aldığım zaman onl yumuşak davranayım.»

Ben bunu babama anlattım, babam dedi ki:

«Ey oğulcuğum, benim Ölüm meleğiyle olan ünsiyetim anan! olan ünsiyetimden daha fazladır.

İbn-i Asakir Zeyd bin Eşlem yoluyla, babasından şöyle dediği rivayet ediyor:

îbn-i Ömer (Radıyallahû anhüma)ın Resûluİlah (Sallallâhû Aleyhi ve SellemVden rivayet ettiği:

«Hastalıktan üç gün yatan her müslüman yazılmış vasiyetini başucunda bulundurmalı» hadisini hatırladım. Vasiyetimi yazmak için mürekkep ve kağıt istedim. O, arada uyku bastırdı, yazmadan yatmıştım.

Yatarken, içeriye beyaz elbiseli, hoş kokulu, güzel yüzlü birisi girdi. Dedim:

— Yâ filan, kim seni içeri soktu? Dedi i

— Evin sahibi. Dedim:

— Sen kimsin? Melek:

— Ölüm meleğiyim, deyince ben korktum. O:

— Korkma senin ruhunu almaya gelmedim, dedi. Ben:

— Öyleyse bana ateşten kurtulmam için bir berâet yaz! i O:

— Hokka ve kağıdı ver, dedi.

Ben, yatarken yanımda kalan hokka ve kağıda elimi uzattım başucundaydı. Aldım. O:

yazmaya başladı.

Kağıdın arkasını önünü doldurdu. Ben kağıdı elime aldım. Ödedi:

— İşte bu senin berâetindir. Allah sana rahmetiyle muamele etti.

Ben korkudan uyandım. Lambayı istedim. Baktım, yatarken ya*nımda kalan kağıdın iki yüzünde de; yazılmış. [4]



Bir Fasıl


Kurtubi demiş Ki:

«Söyle size müekkel olan ölüm meleği sizin ruhunuzu alır-j (Sec*de, 11) ayetiyle)

«Elçilerimiz onun ruhunu aldılar,» (En'am, 61) ayeti arasında münafat olmadığı gibi.

«Melekler onların ruhlarını alır.» (Nahl, 28) âyetiyle,

«Allah nefisleri alır» (Zümer, 42) âyeti arasında da münafat ve zıtlık yoktur. Çünkü, ruhu almak fiilini ölüm meleğine izafet etmek, ruhlar onda durduğu içindir. Ayni fiili diğer meleklere izafe etmek onlar ruhları bedenlerden aldıkları içindir. Onlar alır, Melek'ül-mevt kabz eder, tutar. Ve aynı fiili Allah'a izafe etmek, hakiki fail o ol*duğu içindir.

Kelbi demiş ki:

«Melekü'1-mevt ruhu cesedden alır, rahmet veya azap melek*lerine teslim eder. Ölüm meleğinin mümin ve kâfire nisbeten şek*linin değişmesi ise açıktır. Çünkü, «meleklerin istedikleri şekle gi*rebildikleri» mukarrar bir meseledir. [5]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Nazirat, 5

[2] Kıyamet

[3] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 87-104.

[4] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 104-106.

[5] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 106.

SuFi
05-05-2009, 14:40
Eceller Her Sene Tayin Edilir


Deylemi, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Eceller Şaban ayından Şaban ayına tayin edilir. Hatta adam evlenir, çocuğu olur. Halbuki ismi ölüler içinde yazılmıştır.»

İbn-i Ebi Dünya ve İbn-i Cerir Zühri tariki ile Osman bin el-Mu-gire bin el-ahnes'ten merfû'an aynısını rivayet etmişlerdir.

Beyhaki'de Şuab-ı İman'da Zühri tariki ile Osman bin Muğire bin el-Ahnes'den bunu rivayet etmiştir.

İbn-i Ebî Hâtem'de îbn-i Abbâs'dan merfû'en bir benzerini rivâ» yet etmiştir:

Hz. Âişe (Radıyallahû anhâ) 'dan rivayet edildiğine göre Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Şaban boyunca oruç tutardı. Ben bunu ona sordum. O buyurdu:

— Allah o sene Ölecek bütün canlıların ecelini Şabanda yazar. İstiyorum ki ben oruçlu iken ecelim gelsin.»

îbn-i Ebi'd Dünya, Ata bin Yesâr'dan rivayetine göre şöyie de*miştir :

— Şaban'm onbeşinci günü olunca Melekü'J-mevte bir sahife verilir. Ona bu sahifedekilerin ruhunu al denilir. Kişi fidan diker evlenir, bina yapar, halbuki ismi ölüler ismi içinde yazılmıştır.>

İbn-i Cerir, Gufre'nin kölesi Ömer'den rivayet ettiğine göre şöy*le demiştir:

«Ölüm meleği İçin kadir gecesinden öbür kadir gecesine kadar Öleceklerin ismi yazılıp verilir. Melek, adama bakar ki evleniyor, fi*dan dikiyor, halbuki ismi ölülerin ismi içindedir.»

îkrime'den (Radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre şöyle de*miştir :

«Şaban'in onbeşinci gecesinde senenin bütün işleri kesinleşir. Öle*cek dirilerin ismi yazılır. Hacılar belli olur. Artık bir kişi ne artar, ne eksilir.»

Deynûrî, Mucâlese'de Râşid bin Saad'dan Resûlullah (Salla Aleyhi ve Sellem) 'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

Şaban'in onbeşinci gecesinde Allah ölüm meleğine o sene ruhu*nu almak istediği herkesin ruhunu almasını vahyeder.»

İbn-i Ebid -Dünya ve Hâkim Müstedrekinde sahabi olan Ukbe bin Amr (Radıyallahû anh)'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Kulun ölümünü ilk önce bilen muhafaza meleğidir. Çünkü o amelim göğe çıkartır. Rızkını indirir. O abde rızık çıkmadığını gö*rünce bilir ki ölecektir

Ebû Şeyh, Tefsir'inde Muhammed bin Hammad'dan şöyle [dedi*ğini rivayet etmiştir:

«Arş altında Allah'ın bir ağacı vardır. Her yaratık için onda bir yaprak vardır. Kulun yaprağı düşünce ruhu cesedden çıkar. İşte «dü*şen her. yaprağı Allah bilir» [1] mealindeki âyetin mânâsı budur. [2]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Enam, 59

[2] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 107-108.

SuFi
05-05-2009, 14:42
Ölünün Başında Duran Melek Ve Ruhaniler,Sekeratta Olanın Gördükleri Ve İşittikleri, Müminin Müjdelendikleri Ve Kafirin Korktuğu Şeyler


Sahih tariklerle Berâ bin Âzip (Radıyallahû anhVdan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

«Ensardan bir adamın cenazesine Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ile beraber çıktık. Henüz onu kabre koymamıştılar. Re-sûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) oturdu. Biz de etrafında otur*duk. —Sanki üstümüzde kuş vardı— Resûlullah'ın elinde bir değnek vardı. Onunla yeri kazıyordu. Başını kaldırdı; iki veya üç sefer kab*rin azabından Allaha sığınırım,- dedi.

Sonra şöyle buyurdu: Mümin kul, dünyadan ilişkisi kesilip âhi-rete yöneleceği zaman, gökten beyaz elbiseli melekler üstüne iner*ler. Yüzleri sanki, güneş gibidir. Cennetten kefen ve mumyaları geti*rirler. Ona göz uzaklığı kadar yaklaşınca dururlar. Sonra ölüm meleği gelir. Ta baş ucunda oturur. Ona der:

«Ey nefsi mutmainne; Allah'ın mağfiret ve rızâsına çık. (Bu*yurdu ki) Siz başka şekilde görseniz de su testiden akar gibi onun. ruhu cesedinden akar. Melekü'1-mevt, ruhunu alır. Alırken o, me*lekler ruhu ona hemen teslim etmezler. O kefen ve o mumyaya ko*yarak teslim ederler. Yeryüzündeki en güzel koku gibi, bir koku on*dan çıkar. O, melekler onu yükseltirler. Diğer meleklerin toplulukları yanından geçerken, onlar «bu hoş güzel ruh kimdir?» derler. Diğer*leri; «Filan oğlu filan» derler. Dünyadaki en güzel isimleriyle onu yad ederler. Sonra, dünya göğüne varırlar, açmak isterler, onlara açılır. Her göğün mukarreb melekleri bir üsttekine teslim edinceye kadar onları teşyi' ederler. Böyle giderler, tâ yedinci göğe varırlar. Orda Allah buyuruyor:

«Bu kulumun kitabını (isim defterini) ala-yi illiyinde yazın vj onu dünyaya iade edin. Çünkü «ben onları yerden yarattım. Ve bıi lan yere iade ediyorum. Ve bir daha onları ondan çıkartacağım.) (Ayet meali)

Ruhu cesedine dönünce iki melek gelip onu oturturlar ve:

Rabbin kimdir? derler.

O:

— Rabbim Allahtır, der. Onlar:

— Dinin nedir? O:

— Dinim İslam'dır, der. Onlar:

—Size gönderilen bu adam kimdir? O:

— Allah'ın Resulüdür, der. Onlar:

— Nerden biliyorsun?

O:

— Allah'ın kitabını okudum, ona iman ettim, der. Bunun üzerine gökten bir ses gelir ki •.

— Kulum doğru söyledi, ona Cennetten bir yer do şeyin ve Cen*net elbiselerinden giydirin ve ona Cennete bir kapı açın. Ona bir ka*pı açılır. Cennetin kokusu, hoş rahilalar ona gelir. Kabri gözün gö*receği kadar genişlenir. Sonra ona güzel yüzlü, hoş kokulu, güzel elbiseli bir adam gelir. Ona der:

— Sana müjde, sana va'd edilen gün işte bu gündür. Ölen o adama:

— Sen kimsin? Hayırlı bir yüzün var, der. Adam:

— Ben senin salih amellerinim, der. Ölü sevincinden artık:

— Yâ Rabbi! Kıyameti kopar, kıyameti kopar ta mal ve enlime kavuşayım, der. ,

(Buyurdu ki) kâfir kul dünyadan ilişkisi kesileceği, âhirette yö*neleceği zaman, gökten siyah yüzlü melekler üstüne inerler. Bera*berlerinde sert kıllardan yapılmış plaslar var. Göz görecek kadar kişi, yakınına otururlar. Sonra ölüm meleği gelir. Baş ucunda oturur

__Ey habis nefis! Allah'ın kahır ve gazabına çık, der, ruhu cesedinde dağılır. Dağılmış yüzden bir yan dişleri çekilir gibi ruhunu cesedinden çeker. Ölüm meleği ruhunu aldığı zaman, azap melek*leri hemen onu ona teslim etmezler. Onu o kıl plaslaruıda sararlar. Ondan yeryüzünün en pis kokusu gibi pis bir koku çıkar. Sonra b melekler onu göğe çıkartırlar, her melek topluluğuna varınca, «Ne bu habis ruh» derler.

Azap melekleri:

—Falan oğlu filan diye dünyada en çirkin ismiyle onu yâd eden*ler. Ve onu götürdüklerinde dünya göğüne varınca, açmak isterler. Onlara açılmaz. Sonra Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)

«Onlara gök kapıları açılmaz» (Araf, 40) mealindeki ayeti okık-du. Ve:

«Allah buyuruyor ki, bunun ismini yerin dip çamurunda yaîa-nız diye söyledi. Sonra şu âyeti:

«Allah'a şirk koşan kişi, sanki gökten düşmüş, kartal onu kapifiış veya hava onu uzak bir yere atmış gibidir.» mealindeki ayeti okudu ve şöyle devam etti:

Sonra ruhu cesedine döner, ona iki melek gelir. Onu oturtu in Ona:

—- Rabbin kimdir, derler.

O:

— Ha! Bilmiyorum, der.

— Dinin nedir, derler. O yine:

— Ha! Bilmiyorum, der.

— Bu sîze gönderilen adam kimdri? derler, o yine

— Ha! Bilmiyorum, der. Bunun üzerine gökten bir ses geliri:

— Bu kulum yalan söyledi, ona cehennemden bir yer döşei ateşten onu giydirin. Cehennemden ona bir kapı açın ki, sıcaklığı j ve dumanı o kapıdan ona gelsin, denilir.

Kabri daralır, kaburgaları iç içe girer. Sonra, çirkin yüzlü çir*kin elbiseli, pis kokulu bir adam yanına gelir. Ona:

— Sana hoş gelmeyen şeyler ile müjdelen! Senin va'd edildiğin günün işte budur, denilir. O, ona:

— Kimsin, der. Adam:

— Ben senin pis amelinim, deyince:

— Yâ Rabbi Kıyameti koparma, kıyameti koparma, diye söyle*meye başlar.

Temim-ed-Darî (Radıyallahû anh)'dan rivayet edildiğine1 göre;

Besûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Allah ölüm meleğine emrediyor ki, veli kuluma git, onu bana getir. Çünkü ben onu darda da sevinçte de tecrübe ettim. Onu iste*diğim gibi buldum. Git onu bana getir de onu dünya merak ve gam*larından kurtarayım.»

Ölüm meleği beraberindeki beşyüz melekle çıkar. Beraberlerin*de Cennet kefen ve mumyaları ve reyhan demetleri de vardır. Her demet asıl bir tanedir, başında yirmi renk her rengin yanında rengin kokusundan başka ayrı bir kokusu vardır. Ve beraberlerinde en gü*zel misk kokulu, beyaz ipekler bulunur.

Ölüm meleği, baş ucunda oturur. Melekler etrafını sararlar. Her birisi elini bir azasına koyar. O beyaz ipek ve güzel koku, yanağı*nın altına konulur. Ona Cennete bir kapı açılır.

Çocuk ağlarken avutulduğu gibi, nefsi Cennet nimetleriyle, ba-zan hurileriyle, bazan elbiseleriyle, bazan de, meyveleriyle avutu*lur. Cennetteki hurileri onu sevinçle karşılarlar. Ruhu o nimetlere atlamak ister. Ölüm meleği de ona:

«Ey güzel ruh eğilmiş ağaçlara, düzgün salkımlara, uzun göl*gelere, akan sulara çık» der.

Ölüm meleği o veliye ananın evlâdına olan şefkatinden daha fazla şefkatlidir. Bilir ki o ruh Allah'ın sevdiği birisidir. Allah'a kar*şı kerimdir. O melek o ruha iyi davranmakla, Allah'ın rızasını elde etmek ister. Sonra, kıl hamurdan çekilir gibi, ruhu o cesedden çıkar.

O ruh çıkınca melekler etrafım alır, ona: «Selam size yaptığınızla Cennette giriniz» derler.

İşte bu, şu âyet-i kerimenin mânâsıdır:

Onlar ki melekler, güzelce ruhlarını alırlar. «Selam size yaptı*ğınızla Cennete giriniz [1]derler.

Sonra Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şu âyeti okudu :

«Eğer o mukarrebin (Allah'a yakın olanlar) den İse, onun için favh, reyhan ve nimet Cenneti vardır.»[2]

Buyurdu ki:

«Ravh, ölüm meşakkatinden kurtulmaktır. Reyhan ise, ruhu çı*karken karşılaştığı şeydir. Cenneti ise onun önündedir.

Ölüm meleği, ruhu aldığında, ruh, cesede der: Allah karşılığını versin, beni hızla Allah'ın taatine göttirüyordun. Onun masiyetin-den çekiyordun. Tebrik ederim seni, beni de kurtardın, kendin de kurtuldun. Cesed de ruhun aynisini,» der.

Sonra Resûlullah buyurdu ki:

«Üzerinde Allah'a itaat ettiği sahalar ve amelinin göğe çıktığı ve onda rızkı indiği her kapı kırk gün onun Öldüğüne ağlarlar. Ruhu alındığı zaman o beşyüz melek, önünde dururlar. İnsanlar etrafını çevirmeden melekler çevirirler. Onlar, onu tekfin etmeden melekler getirdikleri kefenleri serip mumyalarlar. Yani hoş kokular sürerler, ilaçlarlar. Melekler evinden kabrine kadar ikişer sura olarak dizi*lirler, istiğfar ile onu karşılarlar.

O zaman İblis, kemikleri kıracak bir sesle bağırır. Ve askerleri*ne der:

— Yazık size bu kul sizden nasıl kurtuldu? Onlar:

— Bu masum ve dokunulmaz idi, derler.

Ölüm meleği, onun ruhunu göğe çıkarttığı zaman, Cebrail ve yetmiş bin melek onu karşılarlar. Rabbinden ona müjde getirirler Ölüm meleği o ruhla Arşa varınca, ruh, Eabbi için secdeye ka-j panır. Allah, ölüm meleğine deri

— Kulumun ruhunu götür, eğilmiş ağaçlar, düzgün salkımlar.' uzun gölgeler, akan suların yanma (Cennete) bırak.

Kabre konulduğu zaman, namaz sağma gelir, oruç soluna gider,' Kur'an ve zikir baş ucunda dururlar. Namaza yürümesi ayak ucun-j da durur, sabır, kabrinin kenarında durur

Allah bir yığın azap gönderir. Azap ona yaklaşır. Namaz ona:;;

— Uzaklaş! Vallahi o ömrü boyunca beni bırakmadı. İşte şimdiş kabre konulduğu zaman istirahat etti, der. Azap solundan girmeye'i kalkışır, bu sefer oruç da aynı şeyi söyler. Baş ucundan gelir, yinei ona aynı şey söylenir. Hiç bir taraftan azap ona yanaşamaz. Azap bir; kapı bulmak için uğraşır. Fakat, ibadetin Allah'ın velisini her ta*raftan koruduğunu görünce kalkar, gider.

Sabır diğer amellere der:

— Onunla direkt karşılaşıp onu geri çevirebilirdim. Fakat, bek*ledim. Eğer siz aciz kalsaydmiz ben hakkından gelirdim. Lâkin siz madem bu işi yerine getirdiniz, işte ben Sıratta ve mizanda onun za-hiresiyim.

Resûlullah buyurdu ki: (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)

«Allah iki melek gönderir, gözleri kapan şimşek gibi, sesi her' şeyi yakan gök gürültüsü gibi, dişleri geyik boynuzu gibidir. Nefesleri alev gibidir. Kılları içinde gömülmüşlerdir. Omuzlarının mesji fesi bir mesire kadar geniş. Müminler hariç hiç kimseye şefkat ve rahmet etmezler. Onlara Münker-Nekir denilir; her birinin elinde bir topuz var, bütün ins ve cin birleşse, yerinden kımıldamazlar. Ona'j «otur» derler, o da kabrinde oturarak doğrulur. Kefenleri gövdeyej iner. Ona derler; «Rabbin kimdir, dinin nedir, peygamberin kim-j dir? O:

«Rabbim Allah'dır, birdir. Ortağı yoktur. İslam dinimdir. Muhammed (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) peygamberimdir ve peygam*berlerin en sonuncusudur.» O melekler ona

«Doğru söyledin,» derler. Kabrinin önünden, arkasından, jsağın-dan, solundan, altından, üstünden itip genişletirler. Sonra ona

«Üstüne bak, derler. O da bakar ki Cennetten bir kapı açünuşi ona

«Ey Allah'm velisi! İşte evin budur, Allah'a itaat ettiğinden do*layı sana verildi» derler.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi, ve Sellem) buyurdu ki, Muham-med'in nefsi kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, o zaman o meyitin kalbine öyle bir sevinç gelir ki, ebediyyen ondan gitmez.

Sonra o melekler ona der:

— Altına bak. O da bakar, görür ki Cehenneme açılmış bir ka*pıdır. O iki melek ona der:

— Ey Allah'ın velisi! işte bundan kurtuldun. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

— Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, o vakit onun kalbine öyle bir sevinç ve ferah gelir kit ebediyyen ondan git*mez.

Sonra, ona Cennete yetmiş yedi kapı açılır. O kapılardan Cen*netin kokusu ve havası ona gelir. Allah onu kabrinde diriltinceye ka*dar bu hâl böyle devam eder.

Buyurdu ki:

«Allah ölüm meleğine buyurur»

— Benim filan düşmanıma git, onu bana getir. Çünkü, ona ver*diğim rızkı bol kıldım, onu nimetlere boğdum. O ise bana isyan et*mekten başka bir şey yapmadı. Onu baha getirin ki, ondan intika*mımı alayım.

Ölüm meleği, kimsenin hiç görmediği en iğrenç bir şekilde ona çıkar. O melek on iki gözlüdür. Elinde, çok kancalı ateşten bir çen*gel ve beraberinde beşyüz melek, ellerinde Cehennem korları ateşli madenleri, kıçır kıçır olan Cehennem ateşinden coplar bulunur.

Ölüm meleği, görünmeden, o çengel ile ona bir vurur. O çenge*lin her bir kancası bir kıla ve bir damara takılır. Onu şiddetli bir şekilde sarsar, ruhunu, ayak tırnaklarından söker. Ruhunu topuk*larda bulur, onun üzerine o Allah'ın düşmanı sarhoş olur, melekler, o coplarla onun yüzüne ve arkasına vururlar.

Sonra, çengeli çekerek bir daha sarsarlar, ruhunu topukların*dan alır, bu sefer onu, dizlerinde bulur, yine sarhoş olur. Melekler o coplarla yüzüne gözüne vururlar, sonra ruhu gövdesine gelir. Son-

ra göğsüne, sonra boynuna gelir, melekler o ateşli maden ve cehen*nem korlarını çenesinin altına sokarlar. Ölüm meleği ona:

— Ey lain ve melun habis ruh! Zehirli, sıcak, hoş ve soğuk ol*mayan duman bulutlan (cehennem) içine gir!

Ölüm meleği, ruhu aldığı zaman, ruh cesede der:

«Allah benden sana mükafat olarak büyük şer ihsan etsin. Beni Allah'a isyan etmeye hızla koşturur, itaatten engelliyordun, beni de helak ettin, kendini de. Cesed de ruha aynı şeyi söyler.

Üzerinde Allah'a isyan ettiği bölgeler ona lanet ederler. İblisin askerleri İblise gidip ona müjdelerler:

«İnsan oğullarından bir kulu daha Cehenneme götürdük,» der*ler.

O kabre konulduğu zaman, kabri ona dolaşır, kaburgaları bir*birine karışır, sağ kaburgalar sola girer, sol kaburgalar sağa gider.

Allah ona siyah yılanlar gönderir, burnundan ve ayağının baş parmağından onu tutarlar, ortasına kadar onu dağıtırlar.

SuFi
05-05-2009, 14:43
Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) devamında buyurdu ki:

«Allah ona iki melek gönderir. Ona:

— Rabbin kimdir, dinin nedir, peygamberin kimdir? derler. Oi

— Bilmem, der. Onlar:

— Bilmeyesin ve okuyamayasın, derler.

Ona bir darbe vururlar ki, kıvılcımları kabrin her tarafına uçar. Sonra, eski durumuna döner, ona:

— Üstüne bak, derler. O da bakar ki Cennete açılan bir kapı var.

Onai

— Ey Allah'ın düşmanı! Eğer Allah'a itaat etmiş olsaydın, işte bu senin evin olurdu.»

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

— O zaman onun kalbine öyle bir hasret gelir ki ebediyyen oit-dan gitmez. Ve ona Cehenneme bir kapı açılır.

«Ey Allah'ın düşmanı Allah'a isyan ettiğin için işte bu senin men*zilindir,» denilir.

Ayrıca ona cehennemden yetmiş yedi kapı açılır. O kapılardan

ona cehennemin sıcaklığı, zehirleri gelir. Kıyamet gününde Allah onu diriltinceye kadar o, O durumda kalır.

Sa'd bin Mansûr, Sünen'inde Ali bin Ebû Talip (Kerremellâhu Veçhe) 'den rivayet ettiğine göre şu ayet-i kerimeleri şöyle tefsir etmistir:

«Dalarak nez edenler [3] Demiş: Onlar meleklerdir. Kafirlerin

ruhlarını nez1 ederler, sökerler.

-Sükerek çekenler [4] Demiş : Onlar da kafirlerin ruhlarını alan meleklerdir. Ruhlarını, tırnak ve cild arasından çeker çıkartırlar.

«Onlar ki; yüzerler» [5] Demiş s evler, gök ve yer arasında mü*minlerin ruhlarını gezdiren meleklerdir, (fezada yüzerler). «Onlar ki yarışa girerler» [6] Demiş

»Onlar müminlerin ruhlarını Allah'a götürmekte yarış ederi teklerdir.»

tbn-i Ebi Hatem, ibn-i Abbâs (Radıyallahû anhüma) 'dan rivayet ettiğine göre, şu ayet-i kerimenin tefsirinde:

«Gark ederek nez'edenler [7] Demiş

«Onlar kafirlerin nefisle*ridir, önce nez'ediiir (yerinden sökülür), sonra çekilir. Sonra ateşte garkedilir. (batırılır)

Cuveybir, Tefsir'inde İbn-i Abbâs'dan şu âyet hakkında rivayet etmiştir:

«Batanları çekenler»

Demiş: Onlar kafirlerin ruhlarıdır. Melek onlara görünüp Alla-hın azabını görünce vücud içine batıp kaybolurlar. Melekler, o ruh*ları asap ve etten sökerek çıkartırlar.

«Onlar ki yüzerler»'

Demiş onlar, müminlerin ruhlarıdır. Ölüm meleği ona görünüp;

— Ey nefs-i tayyibe rahat ve reyhana çık. Sana kızmayan Rab-bine kavuş, deyince dalgıç suda yüzdüğü gibi o da sevincinden ve cennete olan iştiyakından yüzer.

îbn-i Abbas demiş ki:

— «Onlar ki yanş ederler» mealindeki ayeti kerimeden sat Allah'ın kerem ve ikramına koşan ruhlardır.

îbn-i Ebi Hatem, Rabi bin Enes'ten rivayet ettiğine göre şu âyet-i kerimeleri şöyle ayırmıştır

«Dalarak nez'edenler» «Sökerek çekenler [8] Demiş : Bu âyet kafirler hakkındadır. Çengel, yünden çekildiği gibi, bunların ruh*ları şiddetle çekilerek nez'edilir.

«Onlar ki yüzerler» [9]

«Onlar ki yarışırlar [10] Demiş: Bu iki ayet de müminler içindir.

Sûdi'den şu âyet-i kerimeler hakkında şöyle rivayet edilmiştir:

«Onlar ki, batarak nez'ederler» Demiş: Bu, ruhun vücutda kor*kup gizlenmesi anıdır.»

«Onlar ki sökerek çekerler» mealindeki âyette de demiş ki «O, meleklerin ruhu parmaklardan ayaklardan sökmesidir

«Onlar ki yüzerler» mealindeki âyette de «ruhun ölüm VüCutta tereddüt edip yüzmesidhv demiştir.

Abdurrahim el-Ermeni, «İhlas» kitabında şöyle demiştir:

îbn-i Magrâ, Eclah'dan, o da Dahhak'dan şöyle dediğini ri/âyet etmiştir:

Mü'min kulun ruhu kabzedildiği zaman, göğe çıkartılır. Onu mUkarrepler alırlar.» Dedim:

— Mukarrepler nedir? Dedi:

— İkinci göğe en yakın olan meleklerdir.

Sonra ikinci göğe çıkarttirlar. Sonra dördüncüsüne, sonra ' >eşin-cisine, sonra altmcısuıa, sonra yedincisine tâ sidretül-müntehfida

son bulurlar. Dedim:

— Neden ona sidretü'l-münteha denilmiş? Dedi.

— Allah'ın emrinden her şey onda son bulduğundan ona j> isim verilmiştir.

O zaman o melekler derler:

— îşte bu senin filan kulundur.

Allah ise onu daha iyi bilir.. Ona basılmış ye mühürlenmiş lakap*tan bir aman verilir. İşte şu âyeti kerime bu emandan hapsediyorş

«Evet İyilerin kitabı illiyin'dedir. Bilir misin illiyin nedir? O yazılmış bir kitaptır. Onu, mukarrep (yakın) melekler ntüşahade eder*ler.[11] Müslim, ibn-i Mesûd (Radıyaliahû anh) 'dan şöyle dediğini riva*yet etmiştir.

Resûlullah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Miraca götürüldüğü gece, Sidretü'l-münteha'da son buldu. Yükseltilen ruhlar da onda son bulurlar.

Ebû Hüreyre (Radıyaliahû anh) 'dan rivayet edilen Miraç hadi*sinde Sidretü'l-münteha'ya varıldığında ona şöyle denilmiş:

Bu Sidredir. Senin izinde gelen ümmetinden herkes bunda son bulur.

îbn-i Cerir, İbn-i Ebi Hâtem, Bezzâr, ve başkaları da bu hadisi rivayet etmişler.

Ebû Kasım bin Mende, «Kabir halleri ye kabir suâline îman» ki*tabında, Ebû Said el-Hudri (Radıyaliahû anh)'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Mümin yüzünü âhire t e çevirip dünyaya sırtını verince, Allah'ın melekleri onun üzerine inerler. Ona kefen ve mumya (ilaç) getirir*ler; yüzleri sanki, güneştir. Onlara baktığı yönde yanında oturur*lar. Ruhu çıktığı zaman yer ve gökteki bütün melekler ona rahmet duasını ederler.»

Müslim ve Beyhaki, Ebû Hüreyre (Radıyaliahû anh)'dan yet ettiklerine göre;

«Müminin ruhu çıkartıldığı zaman, iki melek onu karşılarlar.

Onu yükseğe çıkartırlar,» dedi. Sonra o, ruhun güzellik ve hoşlu*ğundan söz etti ve şöyle devam etti:

«Göktekîler; Yerden gelmiş hoş bir ruhsun. Allah'ın rahmeti senin ve içinde bulunduğun cesede insin,derler. Sonra onu Allah'a götürürler, Allah buyurur: «Onu en son noktaya (Sidretü'l-müntehaya) götürün.» Sonra, kâfirin ruhunun çıkmasından, kokusunun müntinliğinden meleklerin ona ettikleri lanetten söz etti:

Göktekiler ona

— Bu yerden gelmiş habis ve pis bir ruhtur, derler. Onu son noktaya yani esfel-i safiline götürün, denilir.

îmam-ı Ahmed, ibn-i Hibban, Nesai, Hakim Beyhaki, (Hadis lafzı onundur) Ebû Hüreyre (Radıyallahû anhVdan rivayet ettiklerine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Müminin ruhu kabzedildiğinde, ona rahmet melekleri beyaz bir ipekle gelirler. Ona, Allah'dan razı ve Allan da senden razı olarak, Allah'ın ravh u reyhanına, sana kızmayan Rabbine çıkderler. O da en güzel bir misk kokusuyla çıkar. Hattâ öyle ki melekler onu kok*larlar. Sonra, onu göğün kapısına götürürler. Ondaki melekler:

«Yerden gelen bu koku ne kadar güzeldir,» derler.

Her göğe çıkarttıklarında, hep böyle söylerler. Ta onu, mümin*lerin ruhlarına götürürler: Onlar, kişinin kaybolan ahbabını bul-duğundaki sevincinden daha fazla sevinirler. Ona filan ne yaptı diye sorarlar. O, onlara:

— Ölümle istirahat edinceye kadar onu bırakın. O daha dünya merakında idi.

Şayet onlara, filan öldü size (ey mümin ruhlar) gelmedi mi dese,

Onlar -

— Öyle ise o sığınağına, Cehenneme gitmiş, derler.

Eğer o ölü kâfir ise ona azap melekleri kıldan yapılmış kilim gibi sert şeylerle gelirler. Ona:

— Ey kızan ve gazaba uğrayan! Gel Allah'ın azap ve gazabma çık, derler. O da en pis bir iaşe kokusu gibi çıkar. Onu yerin kapışma götürürler. Ordakiler «ne bu pis koku» derler. Yerin hangi tabakasına götürülürlerse, aynı şeyle karşılaşır. En sonunda kâfirlerin ruh*larının içine bırakılır.

İbn-i Mâce ve Beyhaki, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'dan Re-sûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:

«Melekler gelir, eğer adam salih ise Ölüm meleği ona şöyle der:

— Ey güzel cesedde olan güzel nefis! Övülmüş olarak çık. Ra*hat ve reyhanla müjdelen. Senden razı olan ve sana kızmayan Rab-bine kavuş.

Ruhunu teslim edinceye kadar ona öyle söylenir. Ruhu çıktık*tan sonra, göğe çıkartılır. Gök ona açılır. Ordakiler «kimdir bu?» derler. Onlara:

«Filan oğlu falan» denilir. Orda da, ona:

— Ey güzel cesedde olan güzel ruh, övülmüş olarak gir. Rahat ve reyhanla müjdelen. Senden razı olan ve sana kızmayan Rabbine kavuş, denilir. Yedinci göğe çıkartılıncaya kadar ona öyle söylenir.

Eğer adam kötü ise, Ölüm meleği ona şöyle der:

— Ey pis cesette olan pis nefis! Sövülmüş olarak çık. Kaynar su, irin ve o tipten katmerli şeylere çık.[12] Ruhu çıkıncaya kadar ona böyle söylenir. Sonra göğe çıkartılır, açmak isterler. Denilir İd «kimdir bu?» filan oğlu filan» derler. Ona:

«Kahrolsun pis cesette olan pis nefis! Sövülmüş olarak dön» de-nilir ve ona gök kapısı açılmaz.

Sonra o gökten yere gönderilir. Kabrine sokulur.

Bezzâr, ibn-i Merdeveyh, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan, o da Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve SellemVden şöyle buyurdu*ğunu rivayet etmişlerdir:

Mümin ölüme hazırlandığı zaman, melekler misk içirilmiş ipek*ler ve reyhan desteleriyle ona gelirler. Kıl hamurdan çekildiği gibi, ruhu çıkartılır. Ve ona şöyle denilir:

— Ey güzel ve hoş nefis! Razı ve marzi olarak Allah'ın rahat ve keremine çık. Ruhu çıktığı zaman o misk ve reyhanın üzerine ko*nulur. Üzerine ipek katlanır. Alay-ı illiyine götürülür.

Kâfir ise ölüme girdiği zaman, içinde, kor olan kıl gibi sert bir örtü getirilir. Ruhu şiddetle çekilir ve ona şöyle denilir:

— Ey habis nefis! Gazap eden ve gazaba uğramış olarak çık. Allah'ın hakaret ve azabına çık. Ruhu çıktığı zaman, kıçırdatan o Cehennem korunun üstüne konulur. O sert örtü üzerine dürülür ve esfel-i sâfiline götürülür.

Abdullah bin Ömer'den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Kul, Allah'ın yolunda öldürülüp kanından ilk damla yere dü*şünce Allah onun bütün günahlarını o damla ile afveder. Sonra, Al*lah ona Cennetten bir Örtü gönderir. Ruhu onun içinde kabzedüir. Cennetten, ruhunun bineceği bir cesed de gönderilir.

Sonra melekler onu göğe çıkartırlar. Sanki yaratıldığından beri onlarla berabermiş... En sonunda Allah'ın huzuruna götürülür. O, meleklerden önce Allah'a secde eder. Sonra melekler de secde eder*ler. Orda mağfirete mazhar olur, temizlenir. Sonra şehidlerin ma*kamına götürülmesi emredilir.

Onlara götürülünce, yeşil bahçeler, ipekten çadırlar, içinde bu*lur onları. Yanlarında bir balık var bir de Öküz.., Her gün evvelki gün yedirdiklerinden ayrı şeyler yedirirler onlara:

Balık Cennet nehirlerinden her güzel kokudan alır. Akşamladığı zaman öküz onu boynuzuyla boğazlar o şehidler, onun etinden yer*ler, onda cennetin bütün güzel kokularını bulurlar.

Geceleyin Öküz cennette gezer, onun bütün meyvelerinden yer. Sabahladığı zaman balık yanına gider, kuyruğuyla onu boğazlar. Onlar da onu yerler. Cennetin bütün meyvelerinin tadını onda bu-îurlar. Onlar orda makamlarına bakarlar. Makamlarına kavuşmak için kıyametin kopmasını isterler. (Bu şehidin halidir)

SuFi
05-05-2009, 14:46
Mümin kul ise öldüğü zaman, Allah ona Cennet'den bir hırka ve Cennet reyhanlarından bir demetle iki meleği gönderir. O melek*ler ona:

— Ey nefs~i tayyibe rahat ve reyhana, sana kızmayan Rabbînin huzuruna çık. Ne iyi oldu ki geldin, derler.

O da, bildiğiniz en güzel bir misk kadar güzel bir koku gibi çı*kar, Göğün etrafındaki melekler:

— Sübhânelallah bu gün yerden hoş, güzel bir ruh gelmiş der*ler. Hangi kapıdan geçmek istese ona açılır. Hangi meleğin yanın*dan geçse ona rahmet okur, şefaat eder.

Sonra, Rabbine (Azze ve Celle) götürülür. Melekler ondan önce secde ederler. Ve şöyle derler:

— Yâ Rabbi bu senin filan kulundur. Onun ruhunu aldık. Sen onu daha iyi bilirsin. Allah onlara şöyle buyurur: Ona» «secdeye git*mesini emredin^»

Bunun üzerine onun ruhu hemen secdeye gider. Sonra Mikail çağırılır. Ona:

— Bu ruhu müminlerin ruhları içine bırak tâ kıyamet günün*de senden isteyin c ey e kadar onu muhafaza et, denilir.

Kabrinin yapılması emredilir; eni yetmiş şu kadar, uzunluğu yet*miş şu kadar genişlenir. İçine reyhan atılır. İpek döşenir. Eğer Kur'an'-dan beraberinde bir şey varsa onu aydınlatır. Yoksa, güneş gibi gür bir ışık ona yaratılır. Sonra Cennette bakan bir kapı ona açılır. Sa*bah akşam oturacağı yerine bakar.

Kâfir kul ise, Allah onun ruhunu aldığı zaman, bütün sert şey*lerden daha sert ve pis kokulardan daha pis kalın bir örtüyü iki melek ile ona gönderir. Ona:

— Ey habis nefis! Cehenneme, azabı elime ve sana gazap eden Rabbine çık. Ne pis bir gelişdir buîderler. Hiç birinizin bulamadığı en pis bir İaşe kokusu gibi bir koku ondan çıkar. Göğün etrafındaki melekler de:

— Sübhânallah yerden bir İaşe ve habis bir ruh gelmiş. Ona gö*ğün kapıları açılmıyor, derler.

Onun geriye götürülmesi emredilir, kabri sıkıştırılır. Deve boy*nu gibi akrebler üstüne doldurulur. Hiç bir kemiğini bırakmadan onu yerler. Sonra beraberlerinde demirden tokmaklar olan kör sa*ğır bir melek gönderilir. Kördürler, görmezler ki acısınlar. Sağırdır*lar işitmezler ki sesini dinlesinler, ona boyuna vururlar, hırpalarlar. Kendisine Cehennemden bir kapı açılır. Ordaki sabah akşam otura*cağı yerine bakar. O da Allah'dan o durumun devam etmesini ister ki, ötesindeki Cehennem ateşine girmesin.

İbn-i Ebi Şeybe, «Musannef»de, Beyhaki ve Lalkai, Ebû Mıisa el-Eşâri (RadıyaUahû anh)'dan şöyle rivayet etmişlerdir:

Müminin ruhu en güzel bir misk gibi çıkar. Onun ruhunu alan melekler onu göğe çıkartırlar. Gökler önündeki melekler onu kar*şılarlar. «Kimdir bu beraberinizde?» derler. Onlar «filan kişi» derler ve onu en güzel ameliyle anarlar. Ordaki melekler:

— Size de ona da Allah'ın selamı olsun! derler. Sonra, ona göğün kapıları açılır, yüzü parlar. Yüzünde güneş gibi bir alâmetle Allah'a varır.

Eğer kâfir ise ruhu en kokuşmuş leş kokusu gibi çıkar. Onun ruhunu alan melekler onu göğe çıkartırlar. Göğün önündeki melek*ler, onu karşılayıp «kimdir bu?» derler. Onlar «Filan kişi» der ve onu en kötü ameliyle anarlar. Gökteki melekler:

— Öyle ise onu geri çevirin. Allah ona zulmetmiş değildir, der*ler.

Ebû Musa el-Eş'âri, şu âyeti de ilâveten okumuştur.

(Deve iğne deliğinden geçmedikçe onlar Cennete giremezler.) [13]

Ebû Dâvud et-Teyâlisi de aynısını rivayet etmiştir. Ontın riva*yetinde şu kayıt da varmış:

«Amelinin yükseldiği yerden o da yükseltilir.» Hadisin sonunda da,: '«kâfir geri çevirildikten sonra, yerin en dip tabakasına götürü*lür,» diye kayıt edilmiştir.

îbn el-Mübarek, «Zühd»de, Şemr bin Atiyye tarikiyle şunu riva*yet etmiştir:

İbn-i Abbâs, Kâ'b el-Ahbar'dan:

(Evet iyilerin kitabı âla-yı illiyindedir [14]âyetini sormuş|jDe-miş ki:

«Müminin ruhu kabzedildiği zaman, göğe çıkartılır. Ona gök ka*pıları açılır. Melekler onu müjde ile karşılarlar. Melekler onunla be*raber Arşa kadar çıkarlar. Arşın altından deri gibi bir kağıt çıkar*tırlar. O kağıt mühürlenir, yazılır. Sonra Arşın altına konulur. Ki kıyamet gününde ehli necat olduğuna alâmet olsun.

İşte «iyilerin kitabı âla-yı illiyindedir, bilir misin Ala-yı illiyin ne*dir? O yazılmış bir kitaptır,»[15] mealindeki âyetlerin mânâsı budur.

Ka'b, «fâcirlerin kitabı Siccindedir.» [16] Mealindeki âyette de şöyle demiş:

Fâcirlerin ruhları göğe çıkartılır. Gök onları kabul etmez. Yere indirilirler. Yer de onları kabul etmez. Yerin yedi kat altına konu*lur. Tâ siccine götürülür. Siccin İblisin yastığıdır. Onun altından bir kitap çıkartılır. Mühürlenir yine o yastığın altına konulur ki, kıyamet gününde helak olduğuna alâmet olsun. İşte:

«Bilirmisin siccin nedir, o yazılmış bir kitabtır [17] mealindeki âyetin manası da budur.

Abdullah bin îmam Ahmed, Abdülaziz bin Rufey'den rivayet et*tiğine göre şöyle demiştir.:

«Müminin ruhu göğe çıkartıldığı zaman, melekler şöyle derler:

Bu kulu şeytandan kurtaran Allah'ı teşbih ve tenzih ederiz. Acep nasıl kurtuldu

İbn-i Ebi Dünya ve ibn-i Ebi Hatem, şu âyet-i kerime hakkında ibn-i Abbâs (Radıyallahû anh)'dan şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

«Kimdir onu yükselten,» mealindeki âyetten maksat: «Onu yükselten azap melekleri mi rahmet melekleri mi» demek*tir» demiş.

İbn-i Ebi Dünya Yezid Er'Rakkası'den «kimdir yükselten» âyeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir.

Melekler birbirine derler:

«O Ölünün ameli hangi kapıdan yükseltiliyor ise ruhu da o ka*pıdan yükseltilir. (Yani eğer sevap melekleri amelini kaydetmişler ise, rahmet melekleri ruhunu alır, yoksa aksine olur.

Dahhâk'dan:

«İki durum birbirine dolanırken» âyeti hakkında şöyle rivayet edil-» mistir:

İnsanlar onun bedenini teçhiz ederken melekler de ruhunu teç*hiz ederler bu iki teçhiz birbirine karışır)

Ebû Nuaym, Muâviye bin Ebî Süfyan'dan şöyle rivayet etmiş*tir:

Ben Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve SellemVden işittim şöyle diyor:

«Bir adam, kötülükleri işlerdi ve zulmen, karşılığı olmadan dok*san yedi cana kıymıştı. Çıkıp bir kiliseye rast gelip:

— Ey rahip bir adam zulmen, karşılığı obuadan doksan yedi ca*na kıysa tövbe edebilir mi? demiş.

Rahip :

— Hayır, deyince onu da vurup öldürmüş.

Sonra başka birisine gitmiş. Ona diğer arkadaşına dediği aynı şeyi söylemiş. O rahip de, «sana tövbe yoktur» deyince, onu da öl*dürmüş. Sonra başka bir rahibe gidip aynısını söylemiş. O da tövbe yoktur deyince, onu da öldürmüş. Sonra diğer bir rahibe gitmiş. Ona:

— Biri hiç bir kötülük bırakmadan hepsini işlemiş. Zulmen yer-Mz olarak yüz kişiyi de öldürmüştür. Ona tövbe olur mu?» demiş.

Rahip:

— Eğer Allah'a tövbe edene Allah tövbeni kabul etmez, desem vallahi yalan konuşmuş olurum. Şu ilerde bir kilise var. İçinde ibâ

det eden bir topluluk var. Onlara git. Beraberlerinde Allah'a ibâdet et. O da tövbe ederek çıktı. Yolun yarısına gelince Allah bir melek gönderdi. Ruhunu aldı. Hemen rahmet melekleri ile azap melekleri hazır bulundular. Onun için münakaşaya düştüler. (Yani hangileri onu alacaklarında ihtilafa düştüler.)

Bunun üzerine Allah, bir melek gönderdi. Onlara:

— Hangi köye daha yakın ise, o ondandır. Mesafeyi ölçtüler. Tevbe edenlerin köyüne bir, parmak ucu kadar daha yakın görü*nünce mağfiret edildi

Bu hadisin aslı özetle Ebû Said-i Hudri (Radıyallahûi ânhVdan Buhari ve Müslim'de vardır. Ve onda şu ilave de vardır: :

Allah o köye yaklaşmasını emretti. Diğerine de uzaklaşmasını emretti. Onu ondan uzaklaştırdı.

Ayrıca, bu hadis Ebu Amr, Mıkdam bin Ma'dıkerip ve Ebû Hü-reyre hadisinde de nakledilmiştir.

Said bin Mansûr kendi Sünen»inde ve ibn-i Ebi Düiiya lîasan (Radıyallahû ahh) 'dan şöyle dediğini rivayet etmişlerdir

Mümin ölüme yaklaştığı zaman, beşyüz melek yanında hazır bu*lunurlar; ruhunu alır, dünya semâsına çıkartırlar. Geçmiş ölülerin ruhları onu karşılarlar. Ondan bazı şeyleri sormak isterle^.

Melekler onlara:

— Buna yumuşak davranın çünkü o büyük bir sıkıntıdan çık*mıştır, derler. Sonra kişi kardeşinden ve arkadaşından soruncaya ka*dar ondan sorarlar.

O, onlara:

— Sorduklarınız sizin bildiğiniz gibidir, der. Ondan önce ölen birisinden sorduklarında;

— Size gelmedi mi o? der, onlar

—Öldümü ki? derler.

— Evet, vallahi öldü, der. Onlar belki de anası Cehenneme git*miştir. Ne kötü anadır. Ve ne kötü mürebbiyedir. O! derler, îbn-i Ebi Dünya, İbrahim en-Nehai'den rivayet ettiğine göre le demiştir:

__Bize ulaştı ki, mümin ölümü anında. Cennet kokusuyla ve Cennet reyhanı (çiçekleriyle) karşılanır, ruhu kabzedilir. Cenneİ ipekleri içine konulur. Sonra, o kokudan üzerine serpilir. Sonra o reyhanlarla dörülür. Sonra, rahmet melekleri, onu illiyin dereceleri (en yükseklerin) içine koyuncaya kadar yükseltirler.

îbn-i Ebi'-Şeybe Musannef'te Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'--dan şöyle dediğini rivayet etmiştir.

Mümin, müjdeyi görmedikçe ruhu kabzedilmez. Ruhu kabzedilinçe ins ve cinden başka küçük büyük her canlı onun sesini işitecek şekilde bağırır:

Beni, rahmet edenlerin en rahmetlisi olana çabuk götürün. Tah*tına (tabutuna) konulduğu zaman ne çok yavaş gidiyorsunuz der. Kabrine konulduğu zaman oturtulur. Allah'ın ona Cennette hazır*ladıklarını görür. Bu ara kabri hoş ve güzel kokular reyhan ve misk ile doldurulur. Bunun üzerine:

—Yâ Babbi beni hazırladıklarına yaklaştır. Onat

— Daha zamanı gelmedi. Yetişmeyen kardeşlerin vardır. Sen şimdi gözlerin dinsin diye yat, denilir.

Ebû Hüreyre dedi ki Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, o öyle tatlı ve kısa bir uyku uyur ki, doymuş ve vücudu sağlam, genç, ne erkek, ne kız, hiç kimse Öyle bir uykuyu hiç uyumamıştır.

O kısa uykudan sonra kıyamet gününde başmı müjdeye kal*dırır.

i ibn-i Merdüveyh, ve ibn-i Mende, cidden zaif bir senedle ibn-i Abbâs (Radıyallahû anhümal'dan Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve SellemVin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

Her can, Cehennem ve Cennetteki yerini görmedikçe dünyadan ayrılmaz. Bu can ayrılmasında, melekler etrafında, üd taraftan saf olurlar. O melekler doğu ve batının arasını dolduracak şekilde dizi*lirler. Yüzleri sanki birer güneştir. O, onlara bakar. Ve onlardan baş*kasını görmez. Habluki siz onun size baktığını görürsünüz.

O meleklerin, her birisinin beraberinde kefen ve ilaçlar vardır. Eğer mümin ise, onu cennetle müjdelerler. Ve ona:

Ey nefs-i tayyibe, Allah'ın rızasına ve cennetine çık. Allah'ın sana hazırladığı ikram, sana dünyadan daha hayırlıdır. O melekler ona müjde vermekten hiç ayrılmadan etrafını sararlar. Onlar ona, annenin çocuğuna olan şefkatinden daha fazla şefkatlidirler.

Sonra ruhunu mafsal ve tırnaktan çekerler. Onlar birer birer ölürler. Ve ölüm ona kolay gelir. Sonra ruhu çeneye ulaşır.

O melekler; hangisi ruhunu alacak diye yarışırlar ve ölüm me*leği onun ruhunu almayı üstlenir.

Sonra, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Söyle size müekkel kılman ölüm meleği sizin ruhunuzu hhr» mealindeki âyeti okudu ve şöyle devam etti i

«O ölüm meleği beyaz kefenlerle onu karşılar. Sonra onu ku*caklar. Onun, ona sahip çıkması ananın çocuğuna sahip çıkmasın*dan daha fazladır.

Sonra o ruhtan misk kokusundan daha hoş bir koku dağılır, (et*raftaki) melekler onu koklarlar; onunla müjdelenirler ve «merhaba ey güzel koku! Çıktığın cesed ve ruha rahmetler insin» derler. Ve onu Allah katma çıkartırlar. Allah'ın havada, ancak onun bileceği mahlukatı vardır. O ruhtan miskten daha güzel olan koku, onlara da dağılır. Onlar da ona rahmet duasını okurlar ve onunla müjdele*nirler.

Onlara gök kapılan açılır. Melik-ül-Cebbar olan Allah'a götü-rülünceye kadar her gökteki her bir melek ona rahmet duasını okur. Allah katma götürüldüğünde Allah ona:

«Ey nefs-i tayyibe merhaba. Sana ve ondan çıktığın cesede. al ah bir şeye merhaba dedi ise her şey ona merhaba der, Ve her zor*luk ondan gider. Sonra Allah o nefs-i tayyibe için der i

Bunu Cennete koyun ve ona Cennetteki yerini gösterin. Ona ha*zırladığım ikram ve nimetleri ona arzedin. Sonra onu yere götürün.

Çünkü ben şuna hükmetmişim: Onları yerden yarattım. Ve ona iade edeceğim ve bir daha onları ondan çıkartacağım, (âyet meali) Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, o, vücuttan çıkmayı istemediğinden daha fazla (Cennetten) çıkmak istememektedir. Ve şöyle der:

SuFi
05-05-2009, 14:51
— Beni nereye götürüyorsun? İçinde olduğum cesede nü?

Melekler

— Biz buna memuruz. Bu senin için gerekli bir şeydir, derler. Yıkanması ve tekfini bitecek bir müddet içinde onu indirirler. Ve o ruhu,!! cesedi ve kefeni içine korlar.

îbn-i Ebi Hatem, Sûdi'den şöyle dediğini rivayet etmiştir

«Kâfirin ruhu alındığı zaman, yer melekleri o göğe yükselinceye kadar onu döverler. Göğe ulaştığı zaman, gök melekleri onu döverler. Bunun üzerine yere iner. Yine yer melekleri onu döverler.Yükselince dünya göğünün melekleri onu döverler. En sonunda es-fel-i sâfiline iner.

îbn-i Ebi Şeybe, Rebi'-bin Hiraş'tan şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Bana geldiler. Kardeşin öldü, dediler. Ben hızla geldim, elbisele rîyle örtülmüştü. Ben onun başında ona mağfiret talep edip «înna \ Hilah ve inna ileyhi râciun- derken yüzünü açtı ve «Esselâmu aley- j küm» dedi. Biz:

«Aleykum selam Subhanallah» dedik. O:

«Sübhânallah! Ben sizden sonra, Allah'a vardım. Hoş bir ortam ve reyhanlar, kızmayan bir Allah'la karşılaştım. Altın sırmalı, ipek; kumaşları bana giydirdi. Durumum sizin zannettiğinizden daha ko-j lay olduğunu gördüm. Fakat siz güvenmeyin. Ben Rabbimden size' haber vermek ve müjdelemek için izin aldım. Beni Resûlullah'a gö- Çünkü ben ona kavuşmadan gitmeyeceğini bana söz verdi dedi sonra yerinde söndü, töldü).

Ebû Nuaym Rabi'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: «Biz dört kardeştik. Rabi' kardeşim en fazla namaz kılan ve ei

fazla oruç tutanımızdı, öldü. Biz onun etrafında iken yüzünü açtı ve «Esselamü aleyküm» dedi. Biz:

«Ve aleykum selam, ölümden sonrada mı konuşursun?» dedik. O:

«Evet ben sizden sonra Rabbime kavuştum. Gazaplı olmayan bir Rable karşılaştım. Beni revh ve reyhanla altın simli ipek kumaşlarla karşıladı. İşte, Ebu'l-Kasım (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) namazımı kılmayı bekliyor. Beni acele ona götürün ve geciktirmeyin» dedi ve söndü.

Bu söz Âişe (Radıyallahû anhâ)'ya iletilmiştir. Demiş ki, «Ben Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'den işittim ki diyor:

«Ümmetimden bir adam ölümünden sonra konuşacaktır»

Ebû Nuaym demiş ki; «Bu meşhur bir hadistir.» Beyhaki de «De-iail»de rivayet etmiş. Sahihtir, sıhhatinde hiç bir şüphe yoktur» de*miş.!

Cüveybir, Tefsirinde İbban bin Ayyaş'tan bu hadisi rivayet etti*ğine göre şöyle demiştir:

«Muverrik el-Aclin'in vefatı anında hazır bulunduk. Üstü örtü*lüp bu öldü dediğimiz an, gördük ki, baş ucundan tavanı aşan bil nur yükseliyor. Sonra ayak ucundan evvelki nur gibi bir nurun yük*seldiğini gördük. Daha sonra vücudunun ortasından bir nurun yük*seldiğini gördük. Biraz bekledik sonra o, yüzünü açıp dedi ki:

«Bir şey gördünüz mü? Biz «Evet» dedik, gördüğümüzü ona söy*ledik. O, «gördüğünüz o nur Secde suresi idi. Ben onu her gece okur*dum. Baş ucumda gördüğünüz nur. Secde suresinin ilk 14 âyeti idi. Ayak ucunda gördüğünüz nur ise son 14 âyeti idi. Ortamdan yük*selen nur, ise Secde âyetinin kendisi idi, yükselip bana şefaat diledi. Tebâreke suresi yanımda kalıp beni koruyordu» dedi. Sonra teslim oldu.

îbn-i Ebi Dünya «Ölümden Sonra Yaşayanlar» adlı kitapta ge*çen hadiseyi başka bir yolla Muverrik el-Acli'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Kendinden geçmiş bir hastayı ziyaret ettik. Başından tayanı aşan bir nurun yükselip gittiğini gördük. Sonra evvelki nur gibi göbeğin» den bir nurun yükselip gittiğini, daha sonra evvelkilere benzeyen bir nurun ayaklarından yükseldiğini gördük.

Sonra ayılch. Biz ona dedik:

— Senden çıkan şeyi biliyor musun? O;

— Evet, dedi. Başımdan yükseldiğini gördüğünüz nur, Elif Lani Mim Tenzil suresinin ilk 14 ayeti idi. Göbeğimden çıkan nur ise Sec*de âyeti idi. Ayaklarımdan yükselen nur da Secde sûresinin sonu idi. Bana şefaatta bulunmak üzere gittiler.

Tebâreke suresi yanımda kaldı, beni koruyordu. Ben Secde ve Tebâreke sûrelerini her gece okuyordum.

Yine ibn-i Ebİ Dünya ve ibn-i Sâd başka bir yolla Sabit ve Öe-nâni'den rivayet ettiklerine göre;

Sâbitu'l-Benâni ile başka bir adam Mütref bin Abdullah bin eş-Sağiri'yi hastalığından dolayı ziyaret ettiler. Kendisinden geçtiğini gördüler.

Sabit dedi:

«Ondan üç nurun yükseldiğini gördük. Başından, ortasından ve ayaklarından birer nur yükseldi. Bu durum bizi korkuttu. .Ayüdığı zaman ona dedik:

— Bizi korkutan bir şey gördük, ve gördüğümüzü ona açıkladık.

O:

— Siz gördünüz mü? dedi. Biz»

— Evet, dedik

Dedi ki: '

— O nur Elif Lam'dı. 28 ayettir. îlki başımdan, ortası göbeğim*den, sonu ise ayaklarımdan yükseldi. Şefaat dilemeğe gittiler. Bu yanımdaki ise Tebareke'dir. Beni koruyor. Sabit dedi ki: «O adam bunu söyledikten sonra hemen Öldü.» (Allah rahmet etsin)

Ebu'l-Hasan bin es-Sürri «Kerâmatül-Evliya» kitabında Abdur-rahman bin Zeyd bin EslenVden rivayet ettiğine göre o, şöyle tniştir:

İbnü'l-Münkedir kendisiyle beraber bir nur görüyordu. Sekeratı anında ona denildi: İşte bu, hayatta iken gördüğün nurdur. İbnu'l-Münkeder «Evet o nur budur» dedi.[18]

İbn-i Ebi Dünya Hars el-Ganevi'den rivayet ettiğine göre O, şöy*le demiş:

Rebi' bin Hiraş varacağı yeri bilmeyinceye dek, dişleri görüne*cek şekilde gülmeyeceğine yemin etti. Ve hiç gülmedi, ancak öldük*ten sonra güldü.

Rebî'in kardeşi Rib'i de kendisinin Cennetlik veya cehennemlik olduğunu bilmeyinceyedek gülmeyeceğine dair yemin etti.

Haris demiş:

Rabi'nin cenazesini yıkayan gasil bize şöyle söyledi: Biz onu yıkarken, yıkanması bitinceye kadar o, tahta üzerinde hep gülüm-Süyordu. Muğire bin Haleften şöyle rivayet edilmiştir:

Beycan'ın kızı Rû'bete öldü. Onu yıkayıp kefene sardılar. Sonra kımıldanıp etrafındakilere baktı ve şöyle dedi:

«Size müjde! Ben vakıayı sizin korkuttuğunuz şekilden daha ko*lay buldum. Ve anladım ki, şıla-i rahmi kesen, içki içen ve müşrik olan Cennete girmez.

Halef bin Havşeb'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Medâin'de bir adam öldü. Üstünü örttüler. Üstündeki örtüyü kı*mıldatıp yüzünü açtı ve «Bu mescidde sakallarına kma sürüp Ebu Bekir ve Ömere lanet okuyan onlardan tebrie edenler var. Ruhumu almaya gelen melekler de o kişileri lanetleyip onlardan tebrie eder*ler» dedikten sonra Ölü haline döndü.

Ibn-i Ebi Dünya başka bir yolla Abdülmelik bin Ümeyr ve Ebi'l4 Hatib Beşir'den bu hadisi şöyle rivayet etmiştir:

«Medâinde bir ölüye vardık. Karnı üzerine kerpiçler konulmuş*tu. Ona baktığımızda aniden yerinden sıçradı, karnı üzerindeki ker*piçler yere yuvarlandılar. «Yaşasın Cehennem! yaşasın Cehennem!» diye bağırıyordu.

Arkadaşları geri çekildiler. Ben ona yaklaşıp:

— Neyi gördün, halin nedir? diye sordum.

O dedi ki:

— Ehli küfeden bâzılarına arkadaş oldum. Ebâ Bekir ile Ömer'e sövmek üzere beni kendi fikirlerine çektiler.

Ben ona:

— İstiğfar et, bir daha yapma, dedim. Ceva'ben:

— Artık fayda vermez. Bizi Cehennemdeki yerimize götürdüler! Bana yerimi gösterdiler. Sonra bana, «Dünyadaki arkadaşlarına dönjj gördüklerini onlara ilet, sonra eski haline dön,» dediler.

Ravi diyor ki: «Sözünü bitirip bitirmediğini bilemiyorum, eski! ölü haline döndü.

îbn-i Asâkir Ebû Ma'şere'den rivayet ettiğine göre O, şöyle de miş: . :

Medine'de yanımızda bir adam öldü, yıkanmak İçin tahtaya ko*nulduğunda, doğrularak oturdu. Ve elini gözlerine uzatarak, «Cehen*nemde Abdul Melik bin Mervan ile Haccac-i Zalimin bağırsaklarının yere döküldüğünü gözlerim görüyor, gözlerim görüyor, gözlerim gö-wiyor» dedikten sonra tekrar ölü olarak tahta üzerine uzandı.

Ibn-i Asakir ve Ibn-i Ebi Dünya Zeyd bin Eslem'den rivayet et*tiklerine göre §öyle demiştir:

Misver bin Mahreme kendisinden geçti. Sonra ayıldı ve Allahdan başka ilah olmadığına, Muhammed (Sallallâhû Aleyhi ve Sel-lem)'in Allah'm elçisi olduğuna ve Abdurrahman bin Avf'uı ruhu

alayı ilIİyyinde, Abdülmelik ile Haceac-ı Zalimin bağırsaklarının ateş*te süründüklerine şehadet ediyorum dedi.

Bu vak'a Abdülmelik ile Haccac'm hilafetleriden çok önce oldu.

Çünkü Misver hicri 64 senesinde Yezid bin Muâviye'nin ölüm ha*berinin geldiği günde Mekke'de vefat etti. Haccacın valiliği ise 70'ten sonra idi.

îbn-i Ebi Dünya müttehem bir senedle Ebu Hüreyre (Badıyallâhü anh)'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Bir hastamızın etrafında oturmuşken bir damar dahi hareket et*mez şekilde aniden hareketi kesilip durdu. Üstünü örttük, gözlerini kapattık. Kefen, sabun ve yıkanma tahtasının getirilmesini istedik.

SuFi
05-05-2009, 14:52
Yıkanması için gittiğimiz zaman kımıldandı. Biz Sübhanellah seni öldü zannettik. O:

— Ben öldüm, kabrime götürüldüm, güzel yüzlü iyi kokulu bir adam beni lahdime bıraktı ve lahdimi kağıtla sardı. O anda pis ko*kulu siyah bir kadm geldi. Vallahi bahsinden utandığım bâzı şeyleri sayarak bu filan şeyin sahibidir, filan işi yapandır, diye sıraladı. Öy*le utandım ki sanki şimdi o işten kalkmış gibi kendimi hissediyorum.

Ben o adama: «Allah rızası için beni bu kadınla başbaşa bırak*ma. (Bana yardım et) dedim.»

Kadm dedi: .

— Gel seninle muhakeme olalım; Biz geniş bir yere gittik. İçinde gümüşten yapılmış bir oturak vardı, öbür tarafında bir mescid vardi. İçinde bir zât namaz kılıyordu. Nahil sûresini okurken bir yerindje tereddüt edip çıkaramadı, ben âyeti önüne atarak yardım ettim. Bana dedi: |

— Bu sûre sende mi

— Evet, dedim.

O «nimetler süresidir» deyip yakınında bulunan yastığı kaldır*dı, oradan bir sahife çıkardı, sahifeye baktı. O sahife siyahlığa bü*ründü. Ve «Bu adam şunu yaptı, şunu yaptı diye kötülüklerimi zik*retti. Güzel yüzlji adam da (sahifeye karşı) iyiliklerimi sayıp şu hesanatlan işledi, diye mukabelede bulundu.

O adam dedi ki:

— Bu nefsine zulüm etmiş bir insandır. Amma Allah (Celle Celâlühü) onu af etmiş, Bunun, eceli daha var. Bunun eceli pazartesi günüdür.

(Vakıayı geçiren adam) dedi:

«Bakın eğer ben pazartesi günü ölürsem. Gördüğüm affı bana temenni edin. Eğer ölmezsen hastalıktan dolayı geçirdiğim bir cin*net telakki edin.»

Ravi diyor ki:

«Biz pazartesiyi bekledik ikindiye kadar sıhhati yerinde idi. Son*ra ecel erişti ve öldü. (Allah rahmet etsin.)

îbn-i Ebi Dünya, Ata el-Horasani'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Benî israil'den bir adam kırk sene hakimlikte bulundu. Seke-ratta iken, ben bu hastalığımla Öleceğimi zannediyorum, eğer ölür-sem cenazemi dört beş gün yanınızda bekletin. Eğer bir şey görür*deniz sizden birisi çağırsın» demiştir.

Öldüğü zaman bir tabuta konulmuş, üç günden sonra ondan kö*tü bir kokunun geldiğini görmüşler. Onlardan biri çağırarak; «Ne*dir bu pis koku ey falan?» demiş.

(Allah'dan) onun konuşmasına izin verilmiş ve şöyle demiş: «İçinizden kırk yıl kadılığa baktım. Hiç bir hükümde şüphe et*medim. Ancak bir gün bana iki adam geldiler. Birisine karşı sevgim vardı. (Ondan dolayı âdil davranmadım) Ona iyi kulak verdim. Öbü*rüyle hiç ilgilenmedim. îşte bu kerih koku o hatalı hareketimden-dü\» demiş. Allah bir daha onu uyutup öldürmüş.

îbn~i Asakir çeşitli yollarla Kurre bin Halid'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: «Bizden bir kadın öldü. Yanaklarından çıkan terden dolayı yedi gün defin edilmedi. Sonra konuştu:

«Cafer bin Zubeyir ne yapmış» dedi. Cafer bin Zübeyir ise geçen o yedi gün içerisinde ölmüştü.

Ben:

— Cafer öldü, dedim.

Kadın:

— Vallahi ben Onu yedinci semada meleklerin onunla,birerle*rine müjdeleştiklerini gördüm.

Kefen içinde, olduğu halde onu tanıdım. Melekler: «İyi bir kul geldi, iyi bir kul geldi» diye tekrarlıyorlardı, d(

Ibni Ebu Dünya, Salih bin Yahya'dan rivayet ettiğine göre demiştir:

«Benim bir komşum bana nakletti ki bir adam ruhuyla yüksel*miş (Yani vefat etmiş). Ameli kendisine arz edilmiş. Demiş ki:

«İstiğfarla nedamet ettiğim günahlarımın affa uğradığını, tevbe İle nedamette bulunmadığım günahlarımın sabit kaldığını gördüm. Hattâ yerden kaldırdığım bir nar tanesi nedeniyle bana bir sevabın yazıldığını; bir gece namaz kılmak için kalkmıştım, sesimi yükselte*rek bu nedenle uyanan bir komşunun kalkıp namaz k il m ası y t a bana bir sevabın yazıldığını ve bazı kişilerin hatm için bir miskine verdi*ğim bir dirhemin ne aleyhimde ne de lehimde yazılmadığını» gör*düm.

îbni Asakir, İbni el-mâcişûn'dan rivayet ettiğine göre şöylemiş:

Ebî Mâcişun vefat etti. Yıkanma sehpasına konuldu. Etrafını bo*şaltın dedik. Sonra yıkayıcı geldi, ayaklarının altında bir dama*rın attığını gördü. Bu nedenle defin edilmesini erteledik.

Üç gün sonra düzelip oturdu ve:

— Bana çorba getirin, dedi. Kendisine çorba getirildi ve içti. Biz ona:

— Gördüklerini bize söyle, dedik. O:

— Evet, ben öldüm. Bir melek ruhumu alıp yükseldi. Birinci se*maya gittik. Kapıyı çaldı, kapı bize açıldı. Tâ yedinci semaya kadar öyle gittik. O zaman benim için meleğe: «Bu kimdir?» dediler.

O, «bu mâcişunadur» dedi. «Öyle ise ona müsaade yok. Onun da-

ha bu kadar ömrü vardır. Sonra melek aşağıya indi. Ve ben Peygam*ber (Sallallâhû Aleyhi ve SellemVi gördüm. Ebu Bekir'i, sağında; Ömer'i solunda, Ömer bin Abdulazizi ise Önünde gördüm.

, Beraberimde olan melekten sordum:

— Kimdir o peygamberin önünde? Bana:

— Sen onu tanımıyor musun? dedi. Ben kesin Öğrenmek istedim, dedim.

O:

Bu zât Ömer bin Abdülaziz'dir, dedi. Ben:

— O peygambere daha mı yakındır? dedim. Melek:

— Evet, çünkü o zülüm zamanında adaletle hüküm etti. Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer Hak zamanında hakla amal ettiler. (Onun için Ömer bin Abdülaziz Resûlullah'a daha yakın oturduğunu görüyor*sun).

İbn-i Ebi Dünya ve Hakim Müstedrek'inde İmam el-Beyhaki De-lailü Nübüvet'te ve ibn-i Asakir çeşitli yollarla İbrahim bin Avf (Ra-dıyallahû anh) 'dan şöyle rivayet etmişlerdir:

Abdurrahman bin Avf (Radıyallahû anh) hastalandı, kendimden gieçti.

Etrafındakiler ruhu teslim ettiğini zan ettiler. Elbise ile üstünü örttüler. Sonra ayıldı ve dedi:

«Bana çok şiddetli iki melek geldiler.» Aziz ve Emin olan Allah'ın huzurunda hesap vermek için gidelim,» dediler. Beni alıp götürdü*ler. Onlardan daha şefkatli, daha merhametli iki melekle karşılaş*tılar:

— Bunu nereye götürüyorsunuz, diye sordular.

— Bunu Aziz ve Emin olan Allah'ın huzurunda muhakeme et meye götürüyoruz, dediler.

— Bırakın bunu. Bu daha annesinin rahminde iken saadetle müjdelenmiş bir insandır, dediler.

Ravi diyor ki: «Abdurrahman bin Avf bir ay daha yaşadı, son*ra vefat etti.»

Ebû Bekir eş-Şâfii (İbrahim bin Gaylan'ın hadisleri içinde) Se*lâm bin Selâm'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Fâzıl bin Atiye ile bir. deve üzerinde Mekke'ye kadar gittik. Ger ce Feyde denilen yere varınca beni uykudan kaldırdı.

— Buyurun, dedim.

— Sana vasiyet etmek isterim, deyince ben:

— Senin bir şeyin yok (sıhhatin yerindedir) dedim. O»

— Rüyada iki melek bana göründü. Senin ruhunu kabz etme*ye emrolunduk... dediler.

Ben onlara:

— Hacc farizemi İfa etmeye kadar bana mühlet verseydiniz (iyi olurdu? dedim.

Onîar:

— Allah senin Haccını (yapmadan) kabul etti. Sonra biri diğerine: «Şehadet ve orta parmaklarını aç- dedi. İki

parmaklarının arasında iki elbise göründü. Yeşillikleri sema ile ze*min araşma aksetti.

Bana dediler: «İşte bu senin kefenindir». Sonra o kefeni iki par*mağı araşma bıraktı.

Ravi diyor ki: «Arkadaşım eve varmadan vefat etti.» (Allah rahmet etsin.)

Said bin Mansûr Sünen'inde dedi ki; Sufyan Ata (Radıyallahû anhVdan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

S elman bir misk elde etmişti. Emaneten eşine vermişti. Seke-ratta iken, eşine emaneten sana verdiğim misk nerdedir? diye sor*du. Eşi «işte budur» cevâbını verince «ona biraz su ilâve et. Yata*ğımın etrafına serp. Zira yemeyen, içmeyen Allah'ın mahlûkları ya*nıma gelecek. Onlar da o kokudan istifade etsinler» dedi.

îbn-i Ebi Dünya, Sbu Bekreteden rivayet ettiğine göre şöyle de*miş:

Kişi ölüme yaklaştığı an meleklere «başım koklayın» denilir.

Melek «başında Kur'an kokusunu» duyuyorum» deyince «kalbi*ni kokla» denilir. Melek:

«Kalbinde oruç kokusunu hissediyorum» deyince; ona «ayakla*rını kokla» denilir. O;

«Ayaklarında kıyam kokusunu hissediyorum,» deyince diğeri:

Bu nefsini korumuş Allah'da onu korumuştur» der.

Ebû Nuaynı Süfyan'dan, o da Ebu Hind'den rivayet ettiklerine, göre; Ebû Hind veba hastalığına tutulmuş ve bayılıp kendisinden geçmiş, sonra ayılmış ve demiş ki:

Bana iki melek geldiler. Biri öbürüne:

— Bunda ne görüyorsun, diye sordu.

— Ben bu adamda teşbih, tekbir, camiye doğru attıkları odun*lar ve Kur'an'dan bir kısım âyetleri görüyorum, dedi... O bütün Kurfan-ı ezberleyememîşti.

îbn-i Ebi Dünya, «Ölümden Sonra Yaşayanlar» adlı kitapta, Dâ-vud bin Ebu Hind'den rivayet ettiğine göre; ö şiddetli bir hastalığa giriftar olmuş ve şöyle demiş: :

«Ben iri yapılı Hindistan fakirlerine benzeyen birinin geldiğini gördüm,» Onu gördüğüm zaman «înnalillah» dedim.

— Ruhumu alacaksın? Ben kâfirmiyim? İşittim ki kâfirlerin ruh*larını siyah melekler alırlar, dedim.

Ben o halde iken damm yanldığını gördüm. Gök göründü. Son*ra beyaz elbiseli biri geldi. Arkasında başka biri daha geldi. Daha önceki siyah kişiye bağırdılar.

Siyah uzaktan bana bakarak uzaklaştı. Onu kovuyorlardı. O be*yaz elbiselilerden biri başucuma oturdu. Öbürü ayak ucumda otur*du. Başınım yanmdaki ayaklarımın yanında oturana «ayaklarına do*kun» dedi. Ayaklarımın parmak aralarına dokundu. «Bu ayakla çok camiye gittiğini görüyorum» dedi.

Ayaklarımın yanındaki bu sefer başucumda durana -kafasın dokun» dedi. O, başıma, çenelerime hafifçe elini sürdü. «Hâlâ Allah'ni zikriyle rutubetlidir» dedi.

Lalkai «Sünnet» te Evzai yoluyla Kasım bin Muhaymere'den vâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

Ebû Kulabetül-Cürmi'nin kardeşinin bir oğlu vardı. Her ha şeyi irtikap ediyordu. Sekeratı anında kartal kuşuna benzeyen iki beyaz kuş geldiler. Evin penceresine kondular. Biri ötekisine «in onu teftiş et» dedi. Biri pençesiyle karnına daldı. Bu vakayı Ebu Kulabe de görüyordu. Sonra karnını teftiş eden kuş pencereden bekleyen ar*kadaşına «Allâhû Ekber» «Sen de in ben bu karında bir tekbir bul*dum. Bu, Antakya suru üzerinde Allah için bir tekbir getirmiştir dedi.

Kuşlar bir beyaz bez çıkardı, ruhunu ona sardılar. Onu yük*lendiler gelip Ebu Kulabeye «Ey Eba Kulabe! Yeğeninin yanına gel. Onu defnet. O Cennet ehlindendir, dediler.

Ebu Kulabe'nin halk içerisinde sözü geçerli idi. Gördüklerini hal*ka anlattı. Neticede cenazesi üzerinde görülmemiş bir halk toplu*luğu oluştu.

Hâkimi, Tirmizi «Nevadürü'l-Usûl»da Nadir bin Ma'bed tarikiyle Ebu Kulabe'den naklen şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Günahlardan çekinmeyen, kardeşimin bir oğlu vardı. Şiddetli şekilde hastalandığında onu sormaya gitmedim. Sekerata düştüğü an, «kardeşimin oğludur. Ne olduğu Allah'a kalsın,» diyerek (yanma gittim). O gece yanında kaldım.

O anda yanlarında balta bulunan, iki siyah kişinin tavandan indiklerini gördüm,- biri ötekisine:

«Bu adama bak hayır alâmetlerini görebiliyor musun?» dedi. Di*ğeri kardeşimin oğluna yaklaştı. Kafasını, karnını, daha sonra ayak*larını kokladi ve döndü, arkadaşına şöyle dedi:

«Başını kokladım, Kur'an'dan bir şey görmedim. Karnını kok*ladım, bir gün bile oruç tuttuğunu görmedim. Ayaklarına baktım. Gece ayağa kalkıp namaz kıldığını görmedim.»

Ebû Kulâbe devamında şöyle söyledi:

SuFi
05-05-2009, 14:53
Sonra öbürü geldi. Başını, karnını, daha sonra ellerini ve ayak*larını kokladı. İşitiyordum ki Melek: «Bu acaip bir şeydir. Bu üm*meti Muhammed (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) den yazılı. Amma hiç bir hasletlerine sahip değil,» diyordu.

Sonra gördüm ki o melek yeğenimin ağzım açıp dilini çıkardı. Bir taraf mı tutup sıktı ve şöyle dediğini işittim:

«Allâhu Ekber. Antakya'da halisen bir tekbir getirdiğini bul*dum. Ondan dolayı misk kokusu geliyor.»

Sonra ruhunu aldı ve gitti. Kapıda bekleyen o siyahlara «siz dö*nün, sizin bu adama müdahaleye yetkiniz yoktur» dediğini işittim.

Sabah olunca Ebû Kulâbe halka bu vakayı anlatmış. Ona «An*takya'da mı? O tekbiri getirmişti sorulunca.» Ebû Kulâbe «Allah'a yemin ederim ki ben meleğin ağzından Antakya'dan başka bir şey işitmedim» deyince halk hızla cenazenin defnine koşmuşlar.

Lalka-i «Müsned»de Meymun el-Murâdi'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Yanımızda fâsık biri vardı. Ölünce herkes ondan kaçtı. Yol üs*tüne attılar. Ben oturdum onun için biraz düşünceye daldım. Başımı çevirince iki beyaz kuşun yan yana olduğunu gördüm*

Biri ötekisine dedi:

— Bak buna hayırdan bir şey bulabilir misin?

Ağzından girip arkasından dışarı çıktı, hiç bir şey görmediğini söyledi. Öbürü:

— Acele etme, dedi.

Bu sefer o karnına girdi. Ayaklarından çıkınca «Allahü Ekber» dedi. Ciğerine yapışmış bir kelime-i tevhid var. O, kelime-i şehadet getiriyor, dedi.

Bunun üzerine ben halka gelin (Bunu defin edin, bu ehl-i ne*cattır) dedim.

îbn-i Ebi Dünya ve îbn-i Asakir Şehr bin Havşeb'den şöyle de*diğini rivayet etmişler:

Dininde müttehem, kardeşimin bîr oğlu vardı. Onunla bir gaza*ya gittik, hastalandı. Bir manastıra girdik. Ben namaz kılmaya kalk*tım. Birden Manastıra iki siyah, iki de beyaz melekler indiler. Beyaz*lar, sağına, siyahlar soluna oturdular. Beyazlar elleriyle ona dokun*dular. Siyahlar itiraz edip «bu bizim hakkımızdır» dediler. Beyazlar «Hayır asla hakkınız değildir» dediler.

Biri parmaklarıyla dilini çevirdi:

— «İşte Allahü Ekber, buna bakmak! Bizim hakkımızdır. Bun*da Antakya fethi gününde getirdiği bir tekbir vardır,» dedi.

Şehr ibn-i Havşeb dışan çıkıp bunu halka söyleyince herkes na*mazında hazır bulunmuştur.

Taberani Kebir'de Sâ'dın kızı Meymune (Radıyallahû anhâ)'dan şöyle dediğini rivayet etmiştir:

— Ey Allah'ın Resulü cünub adam uyuyabilir mi? dedim. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve SeUefm) :

— Cünübün yıkanmadan uyumasını sevmem, dedi. Çünkü körkarım kî cünüb olarak Ölüp Cibril yanma inmez, diye buyurdu.

îbn-i Ebi Dünya «Sekeratta Olanlar» kitabında Mekhûl'ün tari*kiyle Hz. Ömer (Radıyallahû anh) 'dan şöyle dediğini rivayet etmiş*tir:

«Ölülerinizin yanında hazır bulunun. Onlara (Allahı) hatırlatın.

Çünkü Onlar, görmediğinizi görürler.

İbn-i Ebî Hatem Saîd bin Mansûr ve Mervizi, Hz. Ömer (Radı*yallahû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre şöyle buyurmuştur:

Ölülerinizin yanından ayrılmayın, kelime-i tevhidi onlara telkin edin, çünkü onlar görürler. Onlara söyleyince işitirler.

Said bin Mansur kendi «Sünen»inde ve Mervizî Mokhul'ün yoluyla Hz. Ömer (Eadıyallahû anhî'dan rivayet ettiklerine göre şöy*le demiş:

Ölülerinize kelime-i tevhidi telkin edin. Ehl-i taat olan ölüleri*nizden duyduğunuz şeyleri unutmayın. Zira onlara doğru şeyler gö*rünür.

lbn-i Mâce, Ebû Musa (Radıyallahû anhVdan rivayet ettiğin^ göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'den sordum:

— Kişi ne zaman insanları tanımaz olur? Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Kişi melekül-mevt ve melekleri gördüğü zaman artık insaı ı-larl tanımaz olur, dedi.

îbn-i Ebi Dünya ve Ebû Nüaym Hilye'de Leys bin Ebi Rükye'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Ömer bin Abdülaziz (Badıyallahû anh) son hastalığı anında ba*şını kaldırarak keskin bir bakışla etrafa baktı.

Ona dediler:

— Sert bir bakışla bakıyorsun?

Cevaben:

— İns ve cin olmayan bazılarının hazır olduklarını görüyorum, dedi. Ve teslim oldu.

îbn-i Ebi Dünya «Sekeratta Olanlar» kitabında Füdale bin nar'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Muhammed bin Vasi'nin ölümü anında hazır bulunuyordum:

«Merhaba Rabbimin meleklerine. Görmediğim güzel bir koku*yu hissediyorum» diyordu- Sonra gözleri dikildi ve vefat etti.»

Hafız Ebu Muhammed Elballah «Kerremâtu'l-Evliyâ» adlı kitap*ta Hasan bin Salih'den, Ebû Kasım «Kabir Suali ve Azabına îman» kitabında, Ebû Hüseyn «İbn-ül-Arâf Feyaid»'inde Hasan bin Salih es-Semaci'den şöyle dediğini rivayet etmişler:

Kardeşim Ali bin Salih öleceği gece:

— Kardeşim bana su ver, dedi.

Ben namaz kılıyordum. Namazdan sonra:

— Buyur getirdim, iç, dediğimde o!

— Ben biraz önce su içtim, dedi.

— Kim sana içirdi, dedim. Odada benden başkası yoktu.

— Şimdi Cibril su ile bana geldi ve bana içirdi, dedi. Sonra bana:

— Sen, kardeşin ve annen; »kendilerine nimet edilen Nebiler, Siddıkin, şühedâ ve sâlih kullarla berabersiniz,» dedi ve ruhu kabz edildi.

İbn-i Asâkir Abdurrahman bin Ganem el-Eşâri'den rivayet et*tiğine göre şöyle demiştir:

Muâz bin Cebelin oğlu İmvas beldesinde veba hastalığının yay*gın olduğu senede vebaya tutulup öldü. Mûaz (Radıyallahû anh) bunu Allah'dan bilip sabretti. Sonra veba belirtisi kendi elinde zu*hur edince «dostum fakirlik anımda elime bakıyor, kahrolsun piş*man olana» dedi.

Ben:

— Ey Muâz, bir şeyleri görüyor musun, dedim.

— Evet, Allah bana hayırlı bir taziyede bulundu! Oğlumun ru hu geldi, bana.müjde verdi: «Muhammed (Sallallâhû Aleyhi ve Sel-, lem), Melâiketü'l-Mukarrebin (Arşa yakın melekler), şehidler ve sa-lihler içinde yüz saf bağlayarak benim ruhumun cenaze namazını kılıyorlar, ruhumu Cennete sevkediyorlar» dedi ve kendinden geçti.

Sonra baktım, sanki bazılarıyla tokalaşıyor gibi «merhaba, mer*haba size geldim» deyip vefat etti

Sonra rüyada, kafile etrafında oluşan topluluğumuz gibi bir top*luluk içinde onu gördüm. Üzerlerinde beyaz elbiseler vardı.

Sa'd'a hitaben:

— Ey oklar ve veba arasında ölen Sa'd! Dileğimiz yerde otura*bileceğimiz bir cenneti veren Allah'a hamd olsun. İyi amelde bu*lunanların mükafatı ne güzeldir, (mealindeki âyeti) okuduklarını işittim, sonra ayıldım.

İbn-i Ebi Dünya ve Beyhaki «İman Şubelerinde ve Ebû Nuaym Mücahid'den şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

Bir kişi öleceği an mutlaka eski arkadaşlarını görür. Eğlence eh*li olan eğlence ehlini görür. Ehl-i zikir olan ehl-i zikiri görür.

îbn-i Ebi Şeybe, Mücahid tarikiyle sahabi olan Yezid bin Acra'den şöyle rivayet etmiştir:

Her ölüye arkadaşları temessül eder. Eğlence erbabı iseler, eğ*lence ehli olarak görünürler. Zikr ehli iseler, zikir ehli olarak görü*nürler.

Beyhakî «Şuab-ı İman» da, er~Rabi bin Berrâ'dan ki (Basrada bir âbid idi) şöyle dediğini rivayet demiştir:

Şam'da bâzı insanlar gördüm. Ölüm anında onlardan birisine i «Lâilaheillallah* denildiğinde o, şarabı iç ve bana içir» cevâbını ve*riyordu.

Ahvaz'dan birisine «Lâilaheillallah» telkin edilince «deh yazde,

yazde» (on onbir, on onbir) demiştir.

Yine Basra'dan birisine kelime-i şehadet telkin edilince o şiir okumaya başladı:

«Keşke yorgun bir kadın Hamamın yolu nerde diye Benden sorsaydı.» Ebu Bekir dedi ki:

«Bir kadın bundan hamamın yolunu sormuş. O İse kandırarak

kendi evini gösterip, evine götürmüş. Bundan dolayı ölüm anında bunu söylemiştir:

îbn-i Ebi Dünya, Ebu Cafer Muhammed bin Ali'den rivayetiğine göre şöyle demiştir: -

Ölüm anında herkesin iyi ve kötü amelleri kendisine görünür.İyiliklerine sevinçle bakar. Kötülükleri karşısında başını aşağı eğer.

Hasan (Radıyallahû anh)'dan;

-O gün insana ileri götürüp yaptığı, geri bırakıp yapmadığı ne varsa kendisine bildirilir.» mealindeki âyetin tefsiri hakkında rivayet edil*diğine göre şöyle demiştir:

Ölüm anında koruyucu melekler inerler. İşlemiş olduğu iyilik ve fenalıklarını ona arzederler. İyiliklerini gördüğü zaman gözlerini; diker. Fenalıklarını gördüğü an gözlerini kapatıp başını eğer. :

Hanzele bin Esved (Radıyallahû anh) 'den rivayet edildiğine gö*re şöyle demiştir:

«Kölem öleceği zaman bazan yüzünü örter, bâzan da açardı. Ben bu durumu mücahid'e söyledim. Mücahid:

«Evet» «Her ölüye iyilik ve fenalıkları, ölüm anında kendisine arz edilir,» dedi.

Bezzâr ve Taberanî-Kebir'de-Seîmân-ı Farisi (Radıyallahû anh)' dan rivayet ettiklerine göre şöyle söylemiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Ensâr'dan birine var*dı. Ölüm anlarını yaşıyordu.

—Ne görüyorsun? deyince;

— Kendimi iyi buluyorum. Biri siyah, öbürü beyaz iki melek gel*di, dedi.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Hangisi sana daha yalandı? diye sorunca

— Siyahı daha yakındı dedi.

Bunun üzerine Resûlullah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Hayır azdır, fenalıklar çoktur, buyurdu. O: .

— Bir dua ile beni koru yâ Resûlullah! deyince, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Yâ Rabbi çok olan fenalıklarını affet, az olan hasenatını ço*ğalt, diye dua etti. Sonra:

— Neyi görüyorsun? diye sorunca î

— İyilik görüyorum yâ Resûlullah. Annem ve babamla sana fe*da olalım. Hayrın fazlalaştığını şerrin eksildiğini görüyorum. Siyah melek benden uzaklaştı, dedi.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Hangi amelin seni koruyor? deyince o:

— Ben millete su içiliyordum. Bu amelim bana sahip çıkıyor, dedi.

Resûlullah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Basma ne geldiğini ben biliyorum. Onun her bir damarı müs-takil olarak ölüm elemini çekmektedir, buyurdu.

îbn-i Ebi Dünya Vüheyb bin Verd (Radıyaİlahü anh) 'dan şöyle

dediğini rivayet etmiştir:

Ölüm namzedine iki koruyucu melek görünmeden ölmez. Eğer dünyada Allah'ın itaatiyle o meleklere arkadaşlık etmişse o melek*ler ona:

— Allah sana iyi arkadaş versin. Bizi doğru cemaatlerde çok oturttun. Çok salih amellerde hazır bulundurdun. Çok iyi kelamları bize işittirdin. Bizden yana Allah seni mükâfatlandırsın.

Eğer dünyada o iki meleğe isyanla arkadaşlık etmişse melekler ona derler:

— Allah sana iyi arkadaş vermesin. Çok kötü meclislerde bizi oturttun. Fena amellere bizi şah id ettin. Kötü kelamları bize işittir*din. Bizden taraf Allah sana mükâfaat vermesin.

Bunlar ölünün gözleri önünde cereyan eder ve ölü bir daha da dünyaya dönmez.

Süfyan (Radıyallahû anh)'dan rivayet edildiğine göre şöyle de^ mistir:

Mümin kul sekerata düşünce, dünyada ona koruyucu iki melek, insanlar ona ağladıkları anda şöyle derler:

«Bırakın arkadaşımızı! Onda gördüğümüz şeylerle onu övelim.»! Sonra ona hitaben:

«Allah sana rahmet etsin. Allah sana iyi arkadaş versin. Sen Allah'ın itaatına süratle koşuyordun, isyanından korunuyordun. Biz sana güveniyorduk. Seni bırakıp meleklerle zikir etmekten engelle*mezdin bizi.

Kötü kul ise; ehli ağlamaya başladığı anda h af eze melekleri:

«Bırakın ondan gördüklerimizle onu kötüleyelim.» derler ve ona hitaben:

«Allah sana kötü arkadaş versin. Hayırdan gevşek, fenalıklarda aceleci idin. Hiç bir zaman senden emin değildik» derler ve semâya yükselirler.

Müslim ve Buhari Ubâde bin Sâmit (Radıyallahû anh)'dan ri*vayet ettiklerine göre:

Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «Allah'a kavuşmak isteyene Allah da kavuşmak ister. Allah'a kavuşmaktan nefret edenlerden Allah da onlara kavuşmaktan nef*ret eder.» Hz. Âişe (Radıyallahû anhâ) :

— «Yâ Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) biz ölümden nefret ediyoruz,» dedi.

Resûlullah (Saliallâhû Aleyhi ve Seîlem) :

— «Bunu kastetmiyorum. Yalnız mü'min sekerata düşünce Al*lah'ın rızası ve keremiyle müjdelenir. Önünde artık hiç bir şey o Ölüm kadar ona sevimli gelmez. Artık o Allah'a kavuşmayı sever. Al*lah da Ona varmağı sever.

Kâfir ise sekeratta Allah'ın azab ve ikabiyle müjdelenir. Onu bekleyen azabtan nefret eder. Allah'a varmağı sevmez. Allah da ona varmayı sevmez.»

Abdurrahman bin Ebû Leylâ'dan rivayet edildiğine göre, Resûlul-lah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Ruh boğaza varmca ve siz ona bakıyorsunuz. Ve biz ona siz*den daha yakınız, fakat siz göremiyorsunuz. İşte eğer sorumlu değil*seniz, neden onu çevirmiyorsunuz, eğer iddianızda doğru iseniz... O, eğer, ashab-ı yemin ise ona rahat ve reyhanlar, nimet cenneti var. Eğer ashab-i yemin ise ona ashab-ı yeminden selâmlar dur.

Şayet, sapık münkirlerden ise, ona kaynar Cehennemden bir yurd ve ateşin yakması içinde kalır. (Vakıa, 83, 04) mealindeki âyetleri okudu.

Sonra şöyle buyurdu:

«Eğer, o ashab-ı yemin (hakiki sağcı) ise Allah'a varmayı sever. Allah da ona varmayı sever. Eğer ashab-ı şimal ise, Allah'a varmak*tan nefret eder, Allah da onu huzuruna almaktan nefret eder.»

İmam-ı Ahmed Humman tarikiyle Ata bin Sâib'den rivayetine göre şöyle demiştir:

Abdurrahman bin Ebî Leylâ bir cenazeye eşlik ederken şöyle de*diğini işittim:

SuFi
05-05-2009, 14:54
«Filanın oğlu filân bize haber verdi ki Resülullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Kim Allah'a varmağı seviyorsa, Allah da ona var*mağı sever. Kim Allah'a varmaktan nefret ediyorsa Allah da ona varmaktan nefret eder1 deyince millet ağlamaya başladı.

Resülullah (Salîallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Nedir sizi ağlatan? diye sordu. Onlar:

— Biz ölümden nefret ediyoruz dediler. Resülullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu:

— Benim dediğim bu değildir. Fakat sekeratta eğer kişi Allah'a yakın kullardansa onun için rahat, (güzel) koku ve Cennet vardır.

O, bununla müjdelenince Allah'a varmağı sever. Allah da ona var*mağı sever.

Eğer dini yalanlayan ehl-i delalettense onun için Cehenneme in*me, cahime itilme vardır. Bununla müj d elendiği zaman Allah'a var*mayı istemez. Allah da ona varmaktan, ondan daha fazla nefret eder.

İbn-i Cerir ve Îbnül-Münzir Tefsirlerinde îbn-i Cereyc (Radı-yallahû anh)'den, Resûlullah'm (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Hz. Âişe (Radıyallahû anhâ) 'ye şöyle dediğini rivayet etmişler:

«Mümin ölüm meleklerini gördüğünde ona şöyle derler:

— Seni dünyaya geri gönderelim mi? Mümin î

— Beni gamlar ve kederler diyarı olan dünyaya mı geri çevire*ceksiniz? Beni bir an önce Allah'a götürün, der.

Kâfire seni geri çevirelim denilince o:

— Ey Babbim beni dünyaya geri çevir. «Umarım ki terkettiğım Amelleri yapayım,» der.

Tirmizi ve ibn-i Cerir, ibn-i Abbâs'tan rivayet ettiklerine gere şöyle demiştir:

Kim ki Hacc nisabı kadar malı varsa ve zekat nisabı kadar zen*gin ise Hacc ve zekâtını İfâ etmezse, sekeratta Allah'dan tekrar dün*yaya geri gelmesi için istekte bulunur.

Bir kişi ibn-i Abbas'a itiraz edip:

— Ey İbni Abbâs geri dönmeyi ancak kâfirler isterler, dedi. Bunun üzerine ibn-i Abbas:

— Ben size Kur'an'dan bir âyet okuyayım, dedi:

«Ey Allah'a iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah'ın zikrinden alıkoymasın» mealindeki âyetten başlayarak sûrenin so*nuna kadar okudu.

Deylemi Câbir bin Abdullah'ın hadisinden merfu olarak ş rivayet etmiştir:

Vefat esnasında insanı haktan men eden her şey bir araya ge*lir. Ve ona görünür. İnsan o zaman «Rabbim beni dünyaya geri çe*vir. Yapmadıklarımı yapayım» der.

Mervizî, Hasan (Radıyallahû anhî'dan rivayet ettiğine göre; Müminin ruhu reyhanette (ölüm anında karşılaştığı ferahlık içinde) kabz edilir, dedi.

Sonra

«Eğer (Allah'a) yakın olanlardan ise ona revh, reyhan ve nimet cen*netleri vardır» [19] mealindeki âyeti okudu.

Ibn-i Cerir ve ibn-i Ebi Hatem, «feravhun ve reyhanım» âyeti hakkında Kâtede (Radıyallahû anh) 'den rivayet ettiklerine göre, şöy*le demiştir:

«Ravh, rahmettir. Reyhan, ölüm anında karşılaşılan ferahlıktır.»

îbn-i Ebi Dünya Bekir bin Abdullah'dan rivayet edip şöyle de*miştir :

«Ölüm meleği mü'minin ruhunu almaya emr olunduğu zaman cennetten bîr reyhan getirir. Ruhunu o reyhan içinde kabz eder.

Kâfirin ruhunu almaya gelen memur ise Chennem'den bir li*basla gelir. Ona 'o kafirin ruhunu onda al' denilir.

Abdullah bin Ahmed, «Zevaidü'z-Zühte»de Ebu îmran el-Cüni'-den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Bize iletildi ki: Mümin sekerata düştüğü an Cennet reyhanın*dan bir demet getirilir, ruhu ona konulur.»

îbn-i Ebi Dünya Mücahid (RadıyaUahû anhVdan rivayet ettiği*ne göre şöyle demiştir:

«Müminin ruhu Cennet ipekleri içinde çekilir.»

îbn-i Cerir ve ibn-i Ebi Hatem Ebu Âliye'den naklen şöyle riva*yet edip demişlerdir ki:

Allah'a yakın müminler, Cennetin reyhanlarından bir dalı kok*lamadan ölmezler.

înıam Ahmed Zühd'te Rabi' bin Haysem'den şu âyet-i kerimenin tefsirinde şöyle rivayet etmiştir:

«Artık o ölen adam eğer mukarreblerdense işte ona rahat güzel rızık ve naim Cenneti vardır.»

(Ravi demiş) Bu sekerat anındaki nimetlerdir. Âhirette ona ha*kiki Cennet saklıdır. Kâfirler hakkında;

«Eğer yalanlayan sapıklardansa artık ona da çok kaynar sudan bîr ziyafet vardır ve Cehennem alevleri de vardır [20] mealindeki âyet ise kâfirlerin ölüm anları hakkındadır. Âhirette onlar için ha*kiki ateş saklıdır.

Ebû Nuaym, Delâilü'n-nübüvvet'de Adi bin Hatem et-Tai'den riva*yet ettiğine göre şöyle demiştir:

Hz. Osman (Radiyallahû anhVin şehid edildiği günde şöyle bir ses işittim

«Ey ibni Affan! ravh ve reyhanla müjdelen. Öfkelenmeyen Rabbin huzuruna gitmekle müfdelen. Rıdvan ve mağfiretle müjdelen.

Havi:

«Ben etrafa baktım, hiç bir şey görmedim,» dedi.

Ebu'l-Kasım bin Mendeh «Kabir Suâline ve Azabına İman adlı kitabında Hz. Hasan (Radıyallahû anh) 'dan mezkur ayet-i kerime*nin tefsirinde şöyle rivayet edip demiş ki:

«Müminler ölüm anmda bu ravh ve reyhanla müjdelenirler.»

Ebu'l-Kasım Selman-ı Fârisi (Radıyallahû anh) 'dan rivayet etti*ğine göre;

Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «Sekerat anında mümine ilk verilen müjde rahat, iyi rıaak ve cennetü'n-nâim'dir.

Mümine kabirde verilen ilk müjde ise: Allah'ın rızası. Cenneti ve hoş geldiğidir. Ve «Allah seni kabristana kadar getirenlere mağ*firet etti. Ve senin için şehâdet edenleri tasdik etti, senin için mağ*firetle dua edenlerin duasını kabul etti» müjdesidir.

îbn-i Ebi Hatem, ibn-i Abbâs'dan mezkur âyetin tefsirinde şöyle

rivayet edip demiş:

«Kâfir çok sıcak (irinli) sudan bir kadeh içmeden dünyadan ay*rılmaz.»

Dehhak'tan mezkûr âyetin tefsirinde şöyle dediği rivayet edil*miştir :

«İçki içen, (tcvbe etmeden) ölürse Cehennemin pek sıcak suyu yüzüne serpilir.»

îmam-ı Ahmed ibni Ümrân'el-Cevni'den Zühd'de şöyle rivayet edip demiş:

«Kâfirler ve facirler dünyada susamış olarak çıkarlar. Kabre susamış olarak girerler. Kıyamete susamış olarak gelirler. Cehen*neme susamış olarak girerler.»

Ebu'l-Kasım ibn-i Mende'den «Kabir Ahvâli» kitabında ibn-i Mes'ud'dan şöyle rivayet etmiştir:

«Müminin ruhunu almaya gelen meleğe Allah:

«Kuluma benden selam söyle,» diye vahy eder. Melek geldiği zaman ona Rabbin sana selâm ederdi, der.

Ibn-i Ebi Şeybe «Musannef»inde, ibn-i Ebî Hatem ibn-i Ebi Dün*ya ve Hakim (sahih görerek) ve Beyhaki Bera bin Âzib'den;

«Müminler onunla karşılaştığı zaman tebrikleri selâmdır,» [21] inea-lindeki âyet-i kerime hakkında rivayet ettiklerine göre, şöylej de*miştir :

«Ruhu alman her mümin melek'ül-mevt'Ie karşılaştığı zaman ona selâm verilir.»

Muhammed bin Kâb'ul-Kurtubi'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Müminin ruhu ağzına geldiği zaman ölüm meleği gelir:

«Ey Allah'ın velisi sana selâm olsun. Rabbin sana selâm etti, diye söyler.» Sonra şu âyeti kerime ile belirtildiği gibi ruhunu alır:

«Onlar ki melekler ruhlarını güzel bir şekilde alırlar. Size selâm

olsun derler.» [22]

Enes bin Malik'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallâ-hû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Ölüm meleği bîr veliye vardığı zaman ona selâm eder. Selâmı şöyledir:

'Ey Allah'ın velisi sana selam olsun. Harab ettiğin dünyadan kalk. İmar ettiğin âhirete git!' Eğer veli değilse ona da «imar ettiğin dünyadan kalk, harab ettiğin âhirete git» der.

Ebû Nuaym, Mücâhid'den rivayetine göre şöyle demiştir:

«Mümin (kabirde) sevinmesi için evlatlarının salihliğiyle müjde*lenir. Dahhak'dan rivayet edildiğine göre;

Onlara dünya hayâtında ve âhirette müjde vardır» âyetini şu şekilde açıklamıştır:

«Mümin, nerde olacağını ölümden Önce bilir.»

îbn-i Ebi Şeybe, AH bin Ebî Talib (Radıyallahû anhVdan şöyle rivayet edip demiş ki: .

«Her nefs dünyada iken varacağı yeri bilmeden dünyadan çık*maz.»

îbn-i Ebi Duya ve ibn-i Mendeh'in Cabir bin Abdullah'dan riva*yet ettiklerine göre, bir bedevi,

«Dünya ve Âhirette onlara müjde vardır» âyetini Resûlullah'dan sordu. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)

«Dünyadaki müjde î Rüya-yı hasenede mümine verilen müjde^ dır.

Âhiretteki ise: Ölüm anında mağfiret olunduğuna ve onu kab*re taşıyanlarının da mağfirete ermelerine dair verilen müjdedir» bu*yurdu.

Beyhaki: kimseler ki Rabbimiz Allah'dır derler. Sonra istikamette bu*lunurlar. Melekler üzerlerine inerler. Onlara korkmaymız, üzülme*yiniz ve va'd edildiğiniz Cennetle müjdelenin [23] derler,»[24] mea*lindeki âyetin tefsirinde Mücahit'den rivayet ettiğine göre; O:

«Bu dunun, ölüm anındadır..» demiştir.

Süfyan'dan aynisi rivayet edilmiştir. O demiş ki:

«Mümin üç müjde ile müjdelenir:

1- Ölüm anında,

2- Kabirden kalkınca,

3- Hesabı bitince.»

İbn-i Ebi Hatem ve ibn-i Mende Mücahit'den rivayetlerine göre;

Âyetteki «Korkmayın» [25] yani varacağınız ölüm ve âhiret ah*vâlinden korkmayın demektir.

«Mahzun olmayın». Yani geride bıraktığınız dünyanız, evlatla*rınız, akrabalarınız ve borcunuz için üzülmeyin demektir. Çünkü Al*lah müdebbirdir. Tedbirlerini devam ettirir.

İbn-i Ebi Hâtenı Zeyd bin Eşlem (Radıyalahû anhJ'dan geçen âyetin tefsirinde şöyle rivayet etmiştir:

«Ölüm anında mümine bu müjde verilir. Kabirde ve haşirde de kendisine bu müjde verilir. O Cennette olduğu halde kalbinde hâlâ bu müjdenin sevincini hisseder.»

Yine ondan rivayet edildiğine göre, ölüm anında melek mümine gelir ona:

«Gideceğin yerden korkma» der ve onun korkusunu giderir. (Yine ona) «Dünyadan ayrılacağına, ehlini geride bırakacağına üzülme, Cennetle müjdelen» der. O da rahatla ölür.

îbn-i Mende, Kesir bin Ebu Kesir'den şöyle rivayet etmiştir:

Her Cennetlik insana bir melek vekil olmuştur. O kişiye Cennet müjdesi verilince o melek elini onun kalbinin üstüne kor. Yoksa se*vinçten dolayı kalbi dışarıya fırlardı.

îbn-i Ebi Hatem ve Ebû Nuaym Saîd bin Cübeyr (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve SellemJ'in yanında;

«Ey nefsi mutmainne Rabbine dön» [26] âyetini okudum.

Ebû Bekir (Radıyallahû ânh) bü çok güzel müjdedir, deyince. Pey*gamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Ey Ebû Bekir ölüm anında melek bunu sana diyecektir» bu*yurdu.

îbn-i Ebî Hatem, Hasan (Radıyallahûanh)'dan rivayet ettiğine göre:

Ondan bu âyetin manası sorulmuş, cevaben şöyle demiş: «Allah mümin kulunun ruhunu almca o, Allaha ünsiyet eder. Allah da ona ünsiyet eder.»

Hafız es-Selefi «Meşihat-i Bağdadiye» de Vaiz Ebu Said Hasan bin Ali'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Babam diyordu:

«Bir kitapta okudum Allah melekü'l-mevtin elinde nurlu bir ya*zı ile besmele-i şerifi izhar eder, sonra elini ariflere ölüm anında aç diye ona emreder. Açmca arifin ruhu o besmeleyi görür. Tarfetu'l-aynden daha az bir vakitte o meleğe doğru uçar.»

Firdevs'te ibn-i Abbâs'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellenı) şöyle buyurmuştur:

«Allah melekü'l-mevte, ümmetimden Cehennemi hak eden gü*nahkârların ruhunu almayı emrettiği zaman Meleğe:

«Ona Cehennemde şu kadar cezayı çektikten sonra Cennete gi*receğine dair müjde ver,» der.

Ebû Nuaym, Rabi bin Ebu Raşid'den şöyle rivayet etmiştir:

Eğer müminler; Allah'ın ölümden sonraki kerem ve rahmetini düşünmeseydiler, dünyada iken (korkudan) ödleri patlar, bağırsak*ları parçalanırdı.

îsbehani Terğib'de Enes (Radıyallahû anh) dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Kim Cuma gününde bin kere bana salavat getirirse dünyada iken Cennetteki yerini görmeden ölmez.»

îbn-i Asakir Şehr bin Havşeb'den rivayet ettiğine göre kendi*sinden:

SuFi
05-05-2009, 14:55
«Ölmeden önce İsa'ya iman etmeyen hiç bir ehl-i kitap olmaya*cak» [27] âyeti sorulmuş. O, cevaben:

«Bu yahudiler hakkındadır» demiş. «Melek'ül-Mevt ruhlarını al*madan önce elinde bir ateş okuyla gelir. Onu yahudinin yüzüne ve arkasına vurur. Durmadan İsa'nın Allah'ın kulu ve resulü olduğunu inkâr eder misin, der. En sonunda yahudi ikrar eder ve Ölür.

Müslim'in Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan rivayetine göre Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

— «İnsanın öldüğü zaman, gözlerinin dikilip kaldığını görüyor musunuz?

— Evet, görüyoruz yâ Resûlullah, dediler. Resûlullah CSallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Ruh ayrılırken göz onu takib eder, dedi.

. îbn-i Saîd Kabisa bin Züeyb'den rivayet ettiğine göre, Resûlul*lah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellöm) şöyle buyurdu:

«Gözler, ruh çekilip yükseldiği için öyle dikilir kalırlar.»

İbn-i Ebi Dünya, Hüseyn'den şöyle rivayet etmiştir: Ölüm meleği damara vurduğu an ölünün gözleri dikilip durur ve insanlardan artık ilişkisi kesilir.

Deynuri «Mucâlesât»da Sufyan-ı Sevri'den rivayet ettiğine göre

şöyle demiştir: . .

«Ölüm meleği damara vurduğu an insanın bilgisi gider. Konuş*ması kesilir. Dünyayı ve için d ekini unutur. Eğer ona ölüm sekeratından (sarhoşluğundan) içirümez olsaydı, karşılaştığı eziyetin şid-detinden kılıçla etrafın d akileri dövmeye kalkardı.

Ibn-i Ebi Dünya, Hakim bin tbban' rivayet ettiğine göre, îk-rime'den:

— Körler Ölüm meleğini görürler mi? diye sorulmuş.

O:

— Evet, demiş.

îbn-i Ebî Hatem, Züheyr bin Muhammed'den rivayet ettiğine gö*re şöyle demiştir:

«Melekü'1-Mevt sema ve arz arasında yüksek bir yerde oturur. Onun elçileri vardır.

Kişi ölüm eşiğine geldiği an meleği o yüksek yerde görür, gözü ona dikilir kalır. Ölmeden önce son olarak onu görür.»

Ebû Nuaym, Muâz bin Cebel (Radıyallahû anh) 'dan rivayet et*tiğine göre:

Azrail'in maşrık ve mağrıp arası uzunluğunda bir kamçısı var*dır. Kimin eceli gelirse o kamçı ile onun kafasına vurur. Ona, şimdi Ölüler karargahında ziyaret edileceksin,» der.

îbn-i Asakir, îbn-i Abbâs (Radıyallahû anh) 'dan rivayet edip demiş:

«Azrail'in zehirli ve bir ucu şarkta, Öbür ucu garpta uzun bir kamçısı var. Onunla hayatın kökünü keser.»

îbn-i Asakir bu merfu hadisi münker saymış, Gazali bu rivayeti keşf-i ulum-ıl-Ahiret kitabında mesned göstermiştir. Kurtubi bunu hadis kitablarında görmemiştir. Ve «Muâz'ın sözünden başka bu kır*baç hakkında bir şey bulmadım» demiş.

Abdurrezzâk bin Münzir, Tefsir»inde Vehb bin Münebbihlen rivayet ettiğine göre:

Ruh, insandaki her azadan onun mikd arında çıkar. Çünkü cesed ruha nisbeten insanın çıkarttığı gömlek gibidir. Eğer gömlek acı duyuyorsa, cesed de o kadar acı duyar. Esas lezzet ve zahmeti çeken ruhtur. [28]


Bîr Fasıl


«Allah, ancak cehaletle günah işleyip hemen tövbe edenlerin tevbe-sini kabul eder. Ölüm ona hazır olunca şimdi tevbe ettim deyip de*vamlı olarak günah işleyenlere ve kafir olarak ölenlere tevbe yok*tur. Onlar için elim bir azap hazırlamışızdır.»[29]

îbn-i Ebi Hatem ve ibn-i Cerir ibni Abbâs'dan;

«Sonra kısa zamanda tevbe ederler» âyetinin tefsiri hakkında ri*vayet ederek şöyle demişler: «O kısa zaman, ölüm meleğini görme*den önceki zamandır.»

Ahmed ve Tirnıizi ve ibn-i Mâce ibn-i Ömer (Radıyallahû anhüma) 'dan rivayet ederek demişler :

Allah kulunun tevbesini, ruhu boğazına ulaşmaymcaya dek! ka*bul eder.

Abdurrezzâk «Tefsirimde îbn-i Ömer (Radıyallahû anh)'dan ri*vayet ettiğine göre;

Ruh nezedilmeden tevbe kapısı kul için açıktır, dedi ve geçen âyet-i kerimeyi okudu. Sonra melekü'1-mevt gelince artık nez-i1 ruh başlar.

İbn-i Münzir, Nehai'den şöyle rivayet etmiştir:

Kulun can daman tutulmadan, tevbe kapısı onun için açıktır.

İbn-i Ebî Hatem, Sufyan'ı Sevri'den rivayet ettiğine göre:

Âyet-i Kerimedeki «ölüm ona hazır olunca» mealindeki âyette huzurdan maksad ona görününce -demektir, demiş.

İbn-i Ebî Dünya, Ebû Mecâz'dan riyâyet ettiğine göre şöyle de*miştir:

Kul daima tevbe edebilir. Taki ölüm meleği ona görününce ar*tık tevbe edemez.

Bekr bin Abdullah el-Müzni'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ölüm elçisi gelmeden kula tevbe kapısı açıktır. Gelince artık hiç bir şeyi tanımaz olur.

îbn-î Merduveyh, Abdullah bin Mes'ud (Radıyallahû anhî'dan rivayet ettiğine göre, şöyle söylemiştir:

ResûluIlalTdan işittim, şöyle diyordu: Kime tevbe ihsan olursa kabuldan mahrum kalmaz. Zira Allah diyor ki:

«Tevbeyi kabul eden yalnız ve yalnız O'dur.» [30] Allah daha iyi bilir. [31]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] NahI, 32

[2] Vak'a, 89

[3] Naziat, 1

[4] Naziat, 2

[5] Naziat, 3

[6] Naziat, 4

[7] Naziat. 1

[8] Naziat, 1-2

[9] Naziat, 3

[10] Naziat, 4

[11] Mutflffifiin, 20. 21, 22

[12] Sa'd 57, 58

[13] Araf, 40

[14] Mutaffifin, 23

[15] Mutaffifin, 20, 21. 22

[16] Mutaffifin, 8

[17] Mutaffifin, 9, 10

[18] Sekeratta, görünen nurun secde suresinin nuru olduğunu anlamış

[19] Vakia, 89

[20] Vakia, 90, 91

[21] Ahzap, 44

[22] NahI, 32

[23] Yunus, 64

[24] Fussiîet, 30

[25] Onlara melekler iner, korkmaymız, üzülmeyiniz ve Cennetle müjdelenin: (fusstfet, 30) mealindeki ayet-i kerîmeyi kastediyor.

[26] Fecir, 27

[27] Nisa, 109

[28] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 109-163.

[29] Nisa, 16, 17

[30] Tevbe, 104

[31] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 163-164.

SuFi
05-05-2009, 14:56
Ölenin Ruhunu Dîğer Ruhların Karşılamaları Ve Bîraraya Gelip Soruşturmaları


Ebû Eyüb'ü Ensari'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sal-lallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Müminin ruhu kabz edilince, Allah kullarından ehl-i rahmet, onu karşılarlar. Dünyadakiler, müjdeciyi karşıladıkları gibi...

Ve o ehl-i rahmet birbirine; arkadaşınıza balon, istirahat ediyor. Dünyada şiddetli bir bela içerisinde idi> derler.

Sonra dünyadakilerle ilgili soru soruyorlar. Filan adam, filan ka*dın ne yapıyor, evlendi mi (evlenmedi mi?)

Ölen birisinden sorduklarında «o benden önce öldü» cevâbını ve*rince, onlar:

O sığınağı, anası olan cehenneme götürüldü derler. O ne kötü ana ve ne kötü mürebbiyedir,» derler.

Sora Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti t «Sizin amelleriniz ölen akrabalarınıza bildirilir. îyî ise sevinir*ler ve yâ Râbb bu senin nimetin ve fazlındır. Nimetini ona tamamla. O nimet üzre onu Öldür,» derler.

Kötülerin amelleri de onlara arz olunca, onlar Yâ Rabb ona sâlih amel ilham et ki, Onunla ondan razı olasın ve onu rahmetine yaklaştırasın.

îbn-i Ebî Dünya, Ebu Lebibe (Radıyallahû anh) 'dan rivayet et*tiğine göre şöyle dedi:

Bişr bin Berrâ bin Ma'rur ölünce annesi çok kederlendi ve Pey-gamber'e:

— Yâ Resûlullah beni S el eme'd en boyuna adam ölür. Ölüler bir*birlerini tanırlar mı? ki ben Bişre selam göndereyim.

Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Evet, vallahi kuşlar, ağaç dalları üzerinde nasıl birbirlerini tanıyorlarsa, ölüler de birbirlerini öyle tanırlar.

Bunun üzerine Bişr'in annesi Beni S eleme'd en sekerata düşen her adamın yanına gelirdi. Oğlum Bişr'e selam söyle derdi. Onlar da «Aleyki Esselam» diyorlardı.

Ibn-i Mace, Muhammed bin Münkedirden rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Câbir bin Abdullah sekeratta iken yanma vardım. «Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'e benden selâm söy*le» dedim.

Buhari «Tarihlinde Halide binti Abdullah bin Üneys'den riva*yet ettiğine göre şöyle demiştir:

Ümmü'İ-Benin binti Ebi Katade babasının vefatından 15 gün sonra Abdullah bin Üneyse geldi. O da o zaman hasta idi. Ona: — Ey amca (ölürsen) babama selam söyle, dedi.

Ibn-i Ebi Şeybe, Abdullah bin Âmir'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Cennet, güneş şualarına sarılı olarak asılmıştır. Senede bir defa açılır. Müminlerin ruhları bir kısım kuşların kanundadırlar. Birbir*lerini tanırlar. Cennet meyvelerinden nzıklanirlar.

Ahmed, Hakim ve Tirmizi-Nevâdir'ül-Usuî'da, Abdullah bin Ömer | (Radıyallahû anhüma)'dan rivayet ettiklerine göre:

Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : «Bir günlük mesafede müminlerin ruhları birbirini ziyaret eder*ler. Halbuki o zamana kadar biri diğerini görmüş değildir, buyurdu.

Bezzar sahih bir senedle Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan şöyle rivayet etmiştir:

Mümine ölüm gelince, göreceğini görür ve Allah'a varmayı se*ver. Allah da onun gelmesini ister.

Müminin ruhu semaya yükselir. Diğer ruhlar onu karşılarlar. Ak*rabaları hakkında malumat edinmek üzere soru sorarken cevaben «filan hâlâ dünyadadır (yaşıyor)» deyince taaccub ediyorlar. «Filan da benden önce Öldü» deyince de «o bize gelmedi» diyorlar.

Adem bin Ebî Eyas kendi Tefsir'inde, Mübarek bin Fudale'nin Hz. Hasan'dan rivayetini nakl ettiğine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu

«Kul ölünce ruhlar onun ruhunu karşılarlar. Filan ne yapıyor, filan ne yapıyor derler. O, «sorduğunuz benden önce öldü» deyin*ce «Demek o sığmağı ve anası olan cehenneme gitti. O ne kötü ana ve ne kötü mürebbiyedir,» derler.

İbn-i Ebî Dünya, Saîd bin Cübeyr'den rivayet ettiğine görele demiştir.

«Kişi öldüğü zaman evvelce ölen çocukları onu karşılarlar, ki sizin gurbetten döneni karşıladığınız gibi.»

Sabit el-Bennâni'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bize denildi ki:

Kişi öldüğü zaman, daha önce ölen akrabaları etrafını sararlar. Tıpkı gurbetten geleni karşıladığınız gibi. O onlarla sevinir, onlar da onunla sevinirler.

îbn-i Ebî Şeybe «Musannef» de İbn-i Ebî Dünya Ubeyd bin Umeyr'-den şöyle rivayet edip demiş:

Kabristan ehli ölüyü beklerler. Gurbetten gelen kervanın önü*ne gidip beklediğiniz gibi. Ondan önce ölenleri ondan sorduklarında i «o benden önce öldü, size gelmedi mi?» der. Onlar, «inna lillah ve inna ileyhi raciun». Demek o başka bir yola, sığmağı olan Cehenne*me götürüldü, derler.

îbn-i Ebi Dünya, Salih'ül Merî'den şöyle dediğini rivayet etmiş*tir:

Ruhların ölüm anında karşılaştıkları şeylere dâir bize haber verildi ki, daha önce ölmüşlerin ruhları yeni ölenin ruhundan şun*ları sorarlar:

«Arkada neyi bıraktın? İyi cesedde mi idin, habis cesedde mi idin?» diye dünyadaki ahvalini öğrenirler.

Übeyd bin Ümeyr'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Meyyit öldüğü zaman, ruhlar onu karşılarlar. Kervancı dönünce ondan sordukları gibi, o ruhtan kimin ne yaptığını ne bıraktığını öğrenirler. .

Salebi, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) m hadisinden, geçen hadisin bir benzerini rivayet edip sonunda şunu da ilâve etmiştir: «Hattâ onlar evlerindeki kediyi bile sorarlar.>

Kurtubi de:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'in;

«Ruhlar, muntazam bir ordudurlar, anlaşanlar birbirine yana*şır. Anlaşamayanlar birbirinden ayrılırlar.» hadisindeki anlaşma bu karşılaşmadır. Bir kavle göre de bu anlaşma ve karşılaşma ölülerin ruhlariyle, uykudaki insanların ruhlarının münasebetleridir» denil*miştir.

îmam Ahmed Zühd'de ve ibn-i Ebi Dünya Übeyd bin Ümeyr'deü şöyle dediğini rivayet etmişler.

Eğer ailemden ölenlerin ruhlariyle kavuşacağımdan ümidim silseydi, kederden öleceğimi görecektiniz.

îbn-i Asâkir, Ebû Cafer yoluyla, Ahmed bin Said ed-Dâremi'd fen rivayet ettiğine göre :

Sindi'den o da, Abdurrahman bin Mehdi'den işittim. Şöyle öı-yordu:

«Süfyan'ın hastalığı ağırlaşınca şiddetli bağırışlarla sabırsızlandı.

Merhum bin Abdulaziz onun yanma vardı. Ona «Ey Eba Abdul*lah nedir bu sabırsızlığın. Altmış sene kendisine ibâdet ettiğin Rab-bine kavuşacaksın, onun için oruç tuttun, namaz kıldın. Hacca git*tin! Acaba birisinin yanında bir emanetin otsa ona varıp karşılığı*nı almak istemez misin?»

Ravi Ahmed bin Said dedi ki: O zaman biraz neşesi yerine geldi.

Ebû Cafer dedi ki: Biz Ebû Nuaym'le beraber iken Sindi bu na-disi bize söyledi. Bunun üzerine Ebu Nuaym de dedi ki:

Hasan bin Ali bin Ebi Talib'in ağrısı şiddetlenince sabırsızlık gösterdi. Bir adam içeri girdi. Hz. Hasan'a «Ey Ebû Muhammedi Ne*dir bu sabırsızlığın ruhun cesedden ayrılıp, baban Hz. Ali, annen Hz. Fatime ve deden Hz. Muhammed (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'e kavuşacaksın. Ninen Hatice, amcaların Hz. Hamza, Cafer-i Tayyar, dayıların Tayib, Kasım, İbrahim ve teyzelerin Rukiye, Ümmügül-sum ve Zeyneb'e varacaksın» deyince sevindi.

iniştir

Ebû Nuayra, Leys bin Sa'd'dân rivayet ettiğine göre şöyle rivayet edilir.

Şam ehlinden biri şehid oldu, her Cuma gecesi babasıni| rüyasına geliyordu. Onunla konuşur, Ünsiyet ederdi, Bir Cuma gecesi gelmedi. Başka bir Cuma gecesi rüyasına gelince babası;

— Oğlum! Geçen Cuma gelmedin, beni üzdün, deyince o:

— Baba, şehidlerin ruhlarına Ömer bin Abdülaziz'in ruhunu karşılama emri verildi. Biz hepimiz onu karşılamaya gittik. (Onun için geçen Cuma gelmedim) dedi.

Ömer bin Abdülaziz o zaman vefat etmişti.

Beyhaki Şuâb-ı İman» da Ali bin Ebû Talib (Kerremallâhü Vec-hehü) 'dan şunu rivayet etmiştir:

Müminlerden biri vefat etti ve Cennetle müjdelenince dünyadaki dostunu hatırladı. Onun için Allah'a dua etti.

«Yâ Rab! Filan dostum sana ve Resulüne itaat etmem için bana emir veriyordu. Hayırda bulunmam, serden sakınmamı söylüyordu. Huzur-i Kibriyanıza varacağımı hatırlatırdı. Benden sonra onu de*lalete götürme. Bana gösterdiğin keremini ona da göster. Benden razı olduğun gibi ondan da razı ol» dedi. Sonra öbür dostu da ölün*ce Allah ruhlarını bir araya getirip birbirinizi övün» dedi. Onlar da her biri arkadaşı için «ne iyi kardeş ne iyi arkadaş ve ne İyi dostsun» dediler.

Kâfir dostlardan biri ölünce ateşle müjdelendi, dünyadaki kâfir dostunu hatırlayıp şöyle dedi:

«Ya Rab: Filan dostum sana ve senin Resulüne isyan etmemi emrederdi. Kötülüğe teşvik, iyilikten beni menederdil Ve bu güne inanmamamı söylerdi. Yâ Rab, onu benden sonra hidâyete erdirme. Bana gösterdiğin ikabı ona da göster. Benden darıldığın gibi ondan da d ani.»

Sonra öbürü de ölünce, Allah ikisinin ruhlarını bîr araya ge*tirdi. Onlara «Haydi şimdi birbirinizi övün» dedi. Onlar da birbir*lerine «Ne kötü kardeş! Ne kötü arkadaşsın» dediler. [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 165-170.

SuFi
05-05-2009, 15:10
Ölünün Kendisini Yıkayanı, Teçhiz Edeni Tanıması Ve Kendi Hakkında Leh Ve Aleyhteki Sözleri İşitmesi


îmam Ahmed ve Taberani Evsaf da-ibn-i Ebi Dünya, Mervizi ve ibn-i Mende, Ebi Said el-Hudri (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettik-lerine göre;

Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Selîem) : «Ölen adam kendisini yıkayanı, taşıyanı, tekfin edeni ve kabirde uzatanı tanır» buyurdu.

Ebu'l-Hasan bin Berra «Ravda» kitabında zayıf bir senedle ibn-i Abbas'tan rivayet ettiğine göre;

Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Her ölen gasilıni (yıkıyamnı) tanır. Eğer cennetle müjdelense, taşıyanlara yalvarır, beni acele götürün, der. Eğer cehennemle müj*delense acele etmemelerini rica eder.»

İbn-i Ebi Dünya, Mücahid'den şunu rivayet etmiştir: «Kişi ölünce bir melek, ruhunu alır, onu kabre koyuncaya kadar O her şeyini; yıkayanını, taşıyanını görür.»

îbn-i Ebi Şeybe, Abdurrahman bin Ebi Leylâ'dan şöyle rivayet etmiştir:

-İnsan ölünce onun ruhu meleğin elinde kahr, kabre vann 8 melek ruhu oraya iade eder.»

Ebü Nuaym, Amr bin Dinar'dan rivayet ettiğin göre şöyle de*miştir :

«Her ölünün ruhu meleğin elinde kalır. Yıkanan cesedine nasıl yıkanıyor, nasıl kefenleniyor, Kabre doğru nasıl götürülüyor, diye hepsini müşahede ediyor.

Tahta da yıkanınca ona;

«İnsanların sana yaptıkları senayı dinle!» denilir.

İbn-i Ebi Dünya, Amr bin Dinar (Radıyallahû ettiğine göre:

t)'dan rivayet

«Her ölen kendisinden sonra ailesinde olacağı her şeyi bilir. On*lar onu yıkarken, kefenlerken o hep onlara bakıyoij»

Ibn-.Ebi Dünya, Bekir bin Abdullah el-Müzniden rivayet etti*ğine göre şöyle demiştir:

«Her Ölenin ruhu meleğin elinde kalır. Onu yıkarlarken, tekfin ederlerken ve onların her yaptıklarını görür. Eğer konuşmaya muk*tedir olsaydı, onların yüksek sesle ağlamalarını m en e derdi.

Süfyan'dan rivayet edildiğine göre;

Ölü her şeyi tanır. Hatta gasiline (yıkayıcısına) yıkama sıra-smda hafifçe ufalamasını arzu ederek yalvarır. Melek tarafından, ona.- «İnsanların sana yaptıkları senayı işit» denilir.

Huzeyfe (Radıyallahû anh) 'dan şu rivayet edilmiştir:

«Ruh meleğin elinde kalır, cesed yıkanır. Melek onunla bera*ber kabre kadar gider. Üstü toprakla kapatılınca, ruhu cesede bıra*kır, işte insan o zaman kabir sualine muhatap olur.»

.Beyhaki, Huzeyfe'den şöyle rivayet etmiştir:

«Ruh meleğin elinde kalır. Gasil cesedi sağa sola çevirir. Kabre götürülünce, melek onun ruhu ile beraber cesedi taşıyanları takip eder. Kabre konulunca, cesede ruhunu iade eder.»

îbn-i Ebi Dünya, Abdurrahman bin Ebi Leyla'dan şöyle rivayet etmiştir:

«Ruh meleğin elinde olur. Melek cenazeyi takip eder. Ve ona «dinle insanlar senin için ne derler?» diye söyler. Kabre varılınca cesedle beraber ruhu kabre defneder.»

îbn-i Ebi Necih'den şöyle rivayet edilmiştir:

«Her ölünün ruhu meleğin elinde kalır, boyuna cesedine bakar. Nasıl yıkanır, nasıl tekfin edilir, nasıl kabre götürülür diye hepsini seyreder. Kabre konulunca ruhu ona iade edilerek kabrinde oturur.

Müslim ve Buhari, Enes (Radıyallahû anh)'dan şöyle rivayet etmişler:

Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Bedir ölülerinin yanı başlarında durdu. Onlara seslenerek:

«Ey filanın oğlu filan. Rabbinizin size vaad ettiğini hak olarak buldunuz mu? Çünkü ben Rabbimin bana vaad ettiğini hak olarak buldum.» .

Ömer (Radıyallahû anh) : .

— Yâ Resûlullah, nasıl ruhsuz cesedlerle konuşuyorsunuz, de*yince ResûluIIah (Saîlallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Siz onlardan daha fazla işitici değilsiniz. Yalnız onlar bana cevap veremezler» dedi.

Ebû Şeyh mürsel olarak Abid bin Merzûk (Radıyallahû anh) 'dân rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Medine'de, Camiye bakan bir kadın vardı; öldü. Peygamber (Sal-lallâhû Aleyhi ve Sellem) 'm haberi olmadı. Kabri yanından geçerken «bu kabir nedir (kimindir)? diye sordu.

Ona «Ümmü Mihcen'in kabridir» dediler.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ;

— Camiye bakan kadın mı? dedi.

— Evet, dediler.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) hemen milleti safr 1 aş tirdi, cenaze namazını kıldı. Sonra ölen kadına seslenerek: «Han*gi ameli daha hayırlı buldun?» deyince, sahabeler: «O işitir mi yâ Resûlullah?» dediler.

Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

Siz ondan daha fazla işitir değilsiniz. Denildiğine göre o kadın, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)e: «Camiye bakmak-diye cevap vermiştir.

Buharı ve Müslim, Ebu Said el-Hudri (Radıyallahû anhj'dan ri*vayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöy*le buyurdu:

«Cenaze tabuta bırakılıp, kabre doğru taşmmca, salih ise «beni götürün» salih değilse, «yazık bana! Beni, nereye götürüyorsunuz» der. insandan maada her şey onun sesini işitir. Şayet insanlar onun sesini işitseydiler, ölürlerdi.

Buhâri ve Müslim; Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'den rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

—- «Cenazeyi acele götürün. Salih ise onu hayra götürüyorsu*nuz. Salih değilse o boynunuzdan atılacak bir serdir.»

Ibn-i Ebi Dünya Ebû Said el-Hudri (Radıyallahû anh) 'dan yet ettiğine göre O:

nva-

(Bir ölü için) acele kabrine götürün. Kabir zaruri bir yerdir Acele edin, kendisine hazırlanan hayrı ve şerri görecek,» diye em*retmiş.

Bekr'ül-Müzeni'den şöyle rivayet edilmiştir:

«Ölü kabristana acele götürülmesiyle sevinir» diye bana bşdi-rildi.»

Eyyüb'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

«Ehli tarafından meyyitin kabre acele götürülmesi oiijra içil keramet ve ikramdır.»

îbn-i Ebi Dünya Kabirler bahsinde Ömer bin Hattab tRadıyalla-hû anh) 'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Her ölünün cesedi tabuta bırakılıp, kabre doğru üç adım yürür*lerken ins ve cinden başka her şeyin işiteceği bir şekilde konuşur ve şöyle der:

«Ey kardeşlerim! Ey cesedimi taşıyanlar! Dünya beni aldattığı gibi sizi aldatmasın. Zaman benimle oynadığı gibi sizinle oynama*sın. Geride bıraktığımı vârislere bıraktım. Kahhar olan Cenab-ı Hakk, kıyamette beni hesaba çekecektir. Sız ise beni kabre götürüyorsunuz. Oraya bırakıp vedalaşıyorsunuz.»

îmam Ahmed, «Zühd»de Ümmü Derda (Radıyallahû anh),'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Ölü tabuta bırakıldığı an, şöyle bağırır;

Ey ehlim! Ey komşularım! Ey beni taşıyanlar! Dünya beni al*dattığı gibi sizi aldatmasın. Benimle oynadığı gibi sizinle oynama*sın. Çünkü ehil ve akrabalarım hiç bir günahımı üstlenmediler.»

îbn-i Neccâr'ın tarihinde Muhammed bin Neccâr'dan şöyle ri*vayet edilmiş :

«Muhammed bin Neccâr Mervizi'nin arkadaşlarından idi. Hallal faziletinden dolayı onu Öne sürüyordu.»

O dedi ki:

«Ben bir ölüyü yıkarken aniden gözlerini açıp elimi tuttu. Yâ Ebâ Muhammed, bu savaş için iyi hazırlık yap,» dedi.

Allah daha iyi bilir. [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 171-176.

SuFi
05-05-2009, 15:12
Meleklerin Cenazelerle Yürümesi Ve Söyledikleri Şeyler -


Said bin Mansûr, İbni Gaflet'ten rivayet ettiğine göre şöyle İ e-miştir:

Melekler cenazenin önünde yürürler. Onlar «bu cenaze hangi hasenatı işleyip kendisine hazırladı» derken, İnsanlarda: «Bu, han*gi malı geride miras bıraktı» diye sorarlar.

İbn-i Ebi Dünya «Kabirler Kitabı»nda Ebu Huid'den rivayet et*tiğine göre şöyle demiştir:

«Ben Davud peygamberin Allah'dan şöyle sorduğunu okudum. Davud:

Yâ İlahi! Senin rızan için ölüleri kabre kadar götürenlerin mü-kafaatı nedir?» diye sormuş.

Cenâb-ı Hak: O kişi ölünce melekler onu kabre kadar yolcu ederler ve ben ruhlar içerisinde onun ruhuna rahmet indiririm,» demiştir.

İbn-i Asakir başka bir yolla, İbni Mesûd'dan o da Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'den şöyle nakletmiştir:

«Davud, ilâhi rızânı taleb etmek için ölüyü kabre kadar yolcu edenin mükâfaatı nedir? diye sormuş. Cenab-ı Hakk;

Ölünce melekler onu yolcu ederler. Ben de ruhlar içerisinde ona rahmet indiririm, diye cevap vermiştir.

Beyhaki, Şuab-i İman'da ve Deylemi, Ebû Hüreyre (Radıyal hû) 'den şöyle rivayet etmişler:

«Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduk

«İnsan ölünce melekler bu ne yaptı; insanlar bu neyi geride bı*raktı,» diye söyleşirler. [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 177.

SuFi
05-05-2009, 15:13
Yer Ve Göğün Ölen Mümine Ağlaması


Tirmizi, Enes'den rivayet ettiğine göre Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Her kişi için semada iki kapı vardır. Birinden ameli yükselir. Öbüründen rızkı iner. Mümin kişi ölünce her ikisi de onun için ağ*larlar.»

İbn-i Cerir, İbn-i Abbas (Radıyallahû anhüma)'dan rivayet edil*diğine göre;

Ondan, geçen âyeti kerime hakkında:

Sema ve arz insanlar için ağlayacaklar mı? diye sorulmuş.

İbn-i Abbas «Evet» demiş.

Her kişinin semada iki kapısı var, birisinden ameli yükselir, öbü*ründen rızkı iner. Mümin kul ölünce semadaki O kapılar kapanır ve onun için ağlarlar.

Zemindeki namazgahı ve zikirgâhı da onu kaybedince zemin de onun için ağlar.

Firavun'un kavmi ise onlar için zeminde hayırlı bir şey olma*yınca ve semadaki kapılarında hayırlar yükselmeyince sema ve min onlar için ağlamadı, demiştir.

İbn-i Cerir ve îbn-i Ebi Dünya ve Beyhaki, Şuâb'da Şureyh bin Abid el-Hadremi'den rivayet ettiklerine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

«Üzerinde ağlayacak bir kişisi olmayan gurbette ölenlere sema ve arz ağlar.» dedi ve geçen ayet-i kerimeyi okudu. Sonra «Onlar kafirler için ağlamazlar,» dedi.

Saîd bin Mansûr ve Ebû Nuaym Mücahid'den rivayet ettiktei göremiş

<Ölen her mümin için, semâ ve zemin kırk sabah ağlarlar,'

Ebû Nuaym, Ata el-Horasani'den rivayet ettiğine göre şöyle de*ştir :

«Allah için zeminin her hangi yerinde secde eden abidin secde ettiği yer onun için kıyamette şehâdet edecek ve ölünce üzerine ağ*layacaktır.»

İbn-i Ebi Dünya ve İbn-i Hatem ve Beyhaki «Şuab»da Ali bin Ebi Talib (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre:

«Mümin ölünce zeminden namazgahı ve semadan amellerinin yükseldiği yer, onun için ağlar,» dedi. Sonra geçen âyeti okudu.

îbn-i Ebi Dünya ve el-Hakim ibn-i Abbas'dan rivayet ettiklerine göre; . '

«Arz mümin için kırk sabah ağlar,» diye söylemiş.

İbn-i Ebi Dünya, Süleyman bin Abdülmelik'in arkadaşı olan >id'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Mümin ölünce zeminin kıt'alan, Allah'ın falan mümin kulu öldü, diye çağrışırlar. Arz ve semâ onun için ağlarlar.»

Allah (Celle Celâlühü) 'nedir sizi ağlatan' deyince arz ve sema: «Yâ Rabb! O bizde nereye varsaydı ille seni zikir ederdi» derler.

Muhammed bin Ka'b'dan şöyle rivayet edilmiştir:

Arz bazılarını sevdiği için ağlar ve bazılarına da kızdığı için ağlar.

Arz, üzerinde taatta bulunan kişi için ağlar. Masiyette bulunan kişinin de varlığından dolayı ağlar.

Saîd bin Mansûr ve îbn-i Ebi Dünya, Muhammed bin Kays'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiş:

«Bana ulaştı ki mümin için semâ ve arz ağlarlar. Semâ «daima ondan bana hayırlar yükselirdi» der. Arz da üzerimde daima hayır işlerdi, der.»

îbn-i Cerir, Dahhâk'dan şöyle rivayet etmiştir:

«Müminin ölümü için, zemindeki uğradığı yerler ağlar ve sema-; daki amelinin yükseldiği yer de ağlar.»

Atâ'dan şöyle rivayet edilmiştir:

«Semânın ağlaması, etraflarının kirmızılaşmasıdır»

îbn-i Ebi Dünya, Hasan'dan aynısını rivayet etmiştir:

Semânın kırmızılaşması, mümin üzerine ağlamasidır.[1]

Hasan (Radıyallahû anhVdan rivayet edildiğine göre şöyle de*miştir :

Mümin gurbet memleketinde öldüğü zaman Allah garipliğine -merhameten ona azap vermez. Ve meleklere emreder ki Ona ağlayacak akrabasına bedel üzerine ağlayın. (Allah daha iyi bilir.) [2]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Tabii cisimlerin ağlaması onlara müekkel meleklerin ağlamasıdır ki madde*ten belirtileri olur. Zaten her manevi olayın bir-maddi belirtisi vardır. Ni*tekim, bazı büyük insanların ölümünde, kırmızı kar ve yağmur yağmış*tır

[2] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 178-181.

SuFi
05-05-2009, 15:13
İnsanin, Yaratıldığı Toprağa Defnedilmesi


Bezzar, Hakim ve Beyhaki, «Şuab-ı Iman»da, Ebû Said-i Hudri CRadıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Medine içinden geçti Kabirkazan bir cemâati gördü. Kabre konulacak kişiyi sordu. «Bir Habeşidir, burada öldü» dediler.

Bunun üzerine Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : «LailaheülaUah. Memleketinden buraya, toprağından yaratıldığı yere sevkediküV diye buyurdu.

Taberâni-Kebir'de-ibn-i Ömer (Radıyallahû anhüma) 'dan rivayet ettiklerine göre;

Bir Habeşi Medine'de defnedildi. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

«Bu ondan yaratıldığı toprağa defnedildi.»

Yine Taberani «Evsât»da Ebu Derda'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) yanımızdan geçti.

— Ne yapıyorsunuz, buyurdu.

Biz:

— Bu siyah ölünün kabrini kazıyoruz, dedik. Bunun üzerine buyurdu ki:

Ölümü onu yaratıldığı toprağa getirdi.

Hakim-i Tirmizi, Nevâdirü'l-Usul'da Ebû Hüreyre (Radıyallahû ıh) 'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Medine'nin bâzı semt*lerinde gezmek için evden çıktı. Bir kabrin kazıldığını gördü. Oraya yöneldi ve kabrin yanında durdu. «Kimindir bu kabir?» dedi. «Ha*beşistanlı birinindir» denildi. Resûlullah; «Memleketinden toprağına sevk edildi» diye buyurdu.

Ebû Nuaym, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan rivayet ne göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu t «Her yeni doğana kabrinden biraz toprak serpilir.»

Hâkim «Nevadir'ül-Usûl»da ibn-i Mesûd (Radıyallahû anh)fdan öyle rivayet etmiş :

! Rahimle görevli melek rahimden nütfeyi alarak eline kor. «Yâ Rabbi! Bundan halk edilecek mi, edilmeyecek mi?» «Edilecek» de*yince, «Rızkı nedir, eseri ve eceli, ameli nedir? der.

Cenâb-ı Hak «Levhi mahfuza bak» der. O, levh-i mahfuza bakar. Rızkını, eserini, ecelini ve amelini görür. Defin edilecek yerden top*rağını alır. O nutfe ile yoğurur. (Yani rızkını o memleketin mahsu*lâtından gönderir.)

İşte;

Ondan sizi yarattım. Sizi ona iade edeceğim» [1] âyetinin mânâsı »udur.

Deynurî, «Mücâlesat»da Hilâl bin Yesâf dan rivayet ettiğin göre şöyle demiştir:

«Her doğan çocuğun göbeğinde, onda öleceği yerin toprağı mut*laka vardır.»

Tirmizi, Matar bin Ukamis'den rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sailallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Cenâb-ı Hakk kulunun filan yerde öleceğini hüküm etmişse ora*ya onun için bir hacet yaratır. (Haceti için oraya gider ve orada ölür.)

Hakim ve Beyhaki, «Şuâb-i îman»da ibn-i Mesûd (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

«Birinizin ölümü filan yerde takdir edilmişse, orada onun için bir ihtiyaç halk edilir. İhtiyacına yönelerek oraya gider. Varınca orda ölür. Kıyamet gününde o yer

«Allah'ım bunu bana emânet etmiştin!» der.

Hakim, ibn-i Mesûd (Radıyalîahû anh)'dan şöyle rivayet etmiş*tir:

«Meni nutfesi rahimde yerleşince, melek onu eline alır. Yâ Rab-bi! Bu yaratılacak mı? Yaratılmayacak mı? der. Eğer Allah '(Celle Celâlühü) yaratılmaz dese rahim onu kana dönüştürüp dışarıya atar. Eğer yaratılacak dese;

Melek Allah'ım erkek mi, dişi mi? Şaki mi, said mi? Eceli, eseri ve rızkı nedir, nerede ölecek? der. Allah (Celle Celâlühü) :

Levh-i mahfuza bak o nutfeyi (meni parçasını) orada bulacak*sın. Oradaki nutfeye Rabbin kimdir, der. O, nutfe Rabbim Allah'dır, diye cevap verir.

Râzıkın kim? Nutfe Razıkım Allah'dır, der. O zaman o nutfe yaratılır. Ehli içinde yaşar, rızkını yer. Eserini yapar ve eceli gelince, O mekânda defin edilir.

Ebu Nuaym ve ibn-i Mende, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «Ölülerinizi salih kavmin yanma defnedin. Zira meyyit kötü kom*şusuyla eziyet görür. Tıpkı hayattakiler, kötü komşularmdan eziyet gördükleri gibi.»

İbn-i Asakir «Dimeşk Tarih»inde zayıf bir senedle ibn-i Mesûd (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «Meyyitinizi salihlerin içinde defnedin. Sağ insanlar kötü kom*şularından rahatsız oldukları gibi, ölüler de kötü komşularmdan ra*hatsız olurlar.»

İbn-i Asakir ve el-Malini, el-Muhtelet vel-Mütelef adlı kitapta Ali. (Kerremellâhu Veçhe)'den rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) bize emretti ki ölüle*rimizi, salihlerin içinde defnedelim. Zira diriler gibi ölüler de kötü komşularından rahatsız olurlar. :

El-Malini, ibn-i Abbâs'dan, o da Resûlullah'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Ölünüzü, güzelce tekfin edin, acele vasiyetini yerine getirin. Kabrini derince kazm. Kötü komşulardan koruyun» deyince Resûlul-lah'a (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'e: ,;

Yâ Resûlullah! Faydalı komşunun ahirette faydası var mı? diye sordular.

Resûlullah cevaben:

«Dünyada salihlerin faydası var mı?» dedi.

Onlar:

— Evet, dediler.

Resûlullah da:

— Âhirette de öyledir, dedi...

Ed-Deylemi ve ibn4 Mende, Ebî Seleme (Radıyallahû anhJ'den merfuen rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu î «Ölünün tekfinini güzel yapın. Bağırmakla vasiyetinin tehiriyle ölülerinize eziyet vermeyiniz. Acele borcunu ödeyiniz. Kötülere kom*şu etmeyiniz.»

îbn-i Ebi Dünya «Kabirler» kitabında Abdullah bin Nafi-el Müz-ni'den rivayet ettiğine göre şöyle demiş :

Medine'de biri öldü. Ve orada defnedildi. Rüyada bir adam, ce*hennem ehliymiş gibi onu gördü. Onun için kederlendi. Sonra yedin*ci ve sekizinci gecede rüyada cennet ehliymiş gibi onu gördü ve on*dan sordu. O cevaben

«Salih biri öldü, içimize onu defnettiler. Kırk komşusu için şe-faatta bulundu. Bende onların içinde biriyim,» dedi.

îbn-i Saxl,'Muâviye bin Salih'den rivayet ettiğine göre şöyle de*miş ;

Ömer bin Abdulaziz (Rahimehullah) sekerata girince akrabası*na şöyle vasiyet etmiş:

«Kabrimi fazla derin kazmayın. Yerin en hayırlısı üstüdür ve en şerlisi de dibidir.»

îbn-i Asakir çok yollarla Amr bin Muhacir'den rivayet ettiğine gö*re şöyle demiştir:

Ömer bin Abdülaziz'in kardeşi Sehl öldü. Ömer bana, kabrini fazla derin inmeyin, diye emretti. Kametin veya omuzlarına kadar

derinleştir, fazla derin kazmayın, yerin alası, esfelinden daha tahirdir.

Hakim-i Tirmizi, İbni Ömer {Radıyallahû anhüma)'dan rivayet ettiğine göre;

Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

«Mümin Ölünce kabri onun için süslenir. Her yer «keşke bende defin edilseydi» der. Kafir ölünce kabri onun için karanlığa bürünür, her yer onda defn edilmesin diye AUaha sığınır.»

îbn-i Neccâr «Bağdat» tarihinde, Muhammed bin Abd Isediden rivayet ettiğine göre şöyle demiş :

ullîel-Abdussamed bin Ali'nin akrabasından bir cenazeye hazır bu*lundum. O milleti aceleye teşvik ederdi. Akşam olmadan bizi götü*rün, dedi. Ona bunda bir şey var mı? denilince, O:

— Evet, dedem Abdullah bin Abbâs'dan o da Resûlullah (Sal*lallâhû Aleyhi ve Sellem) 'den rivayet edilip bana ulaştı ki:

Gündüzün melekleri, gecenin meleklerinden daha şefkatlidirler.» [2]



Faydalı Bîr Mesele


îbn-i Asakir, Vehb bin Hulani'den rivayet ettiğine göre O şöyle demiştir:

Biz Amr bin As ile Mikdâm d ağ mm eteğinde beraber yürürken, yanımızda Mukavkis de vardı. Amr, Mukavkısa dedi:

—Niye sizin bu dağmız Şam dağları gibi sarptır. Nebat ve [ağaç onda bulunmaz?

Mukavkis;

— Bilmem, dedi. Amma Cenâb-ı Hak bu Nil nehri ile halkı dan müstağni kılmış. Fakat biz bu dağın altında ağaç ve nebattan daha hayırlı bir şey görüyoruz. Amr, nedir o deyince, O:

— Kıyamet gününde hesapsız haşır olacak bir cemaat dağın altmda defnedilecekler. Bunun üzerine Âmr «Yâ Rabbi on*lardan eyle» dedi. [3]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Tâha, 53

[2] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 182-187.

[3] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 187.

SuFi
05-05-2009, 15:14
Defin Ve Telkinde Söylenecek Sözler


El-Bezzâr, Hz. Ali (Radıyallahû anh)'dan rivayetine göre ;şöyle demiştir:

«Cenaze kabre varıp millet oturunca sen oturma, kabrin ucun*da ayakta bekle, Kabre bırakılınca şöyle de:

Allah'ın adıyla ve ResûluIIah'ın milleti üzre (defn ediyoruz). Al*lah'ım, kulun sana vardı! Kendisine varılanların en hayırlısı sensin! Dünyayı arkada bıraktı. Gideceği yeri daha hayırlı kü. Zira sen şöy*le demişsin.

Allah'ın katındaki, iyilik yapanlara dünyadan daha hayırlıdır.»

Taberani ve Beyhaki «Şûab»da İbn-i Ömer (Radıyallahû anhü-ma) 'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'den işittim ki şöyle di*yordu: «Sizden biri ölürse onu geciktirmekle hapis etmeyin. Kabri*ne acele yürüyün. Baş ucunda Fatihayı okuyun. Ayak ucunda da Ba*kara sûresinin son âyetlerini okuyun.»

Taberanî, Abdurrahman bin el-Ala bin el-Hallâc'dan istihraç et*tiğine göre şöyle demiştir:

Babam bana dedi ki «ey oğul! Beni kabre koyduğunuzda;

«Allah'ın adıyla ve ResûluIIah'ın milleti üzre defn ediyoruz» de, sonra toprakla üzerimi ört ve baş ucumda fâtiha'yı, ayak ucumda da Bakara'nm son âyetlerini oku. Çünkü Allah'ın Resulünün böyle

dediğini işittim.

İbn-i Ebi Şeybe, Katâde'den rivayet ettiğine göre; Enes (Radıyal*lahû anh), oğlunu defin edince şöyle dedi:

«Yâ Rabbi! Kabrini geniş kıl! Ruhuna göğün kapılarım aç. Onu dünyadaki evinden daha güzel bir eve sahip kıl.»

Saîd ibni Mansur, Enes (Radıyallahû anh)'den rivayetine |ore; O ölüyü kabre bırakınca şöyle dermiş :

«Yâ Rab kabrini geniş eyle. Ruhunu semaya yükselt. Onu ra*hatla karşıla.»

İbni Mâce ve Beyhaki, «Sünen»inde İbn-i Müseyyib'den rivayet ettiklerine göre şöyle demiş

İbni Ömer'i kızının cenazesini kaldırırken gördüm. Onu kabre bırakınca şöyle dedi:

Allah'ın adıyla ve Allah'ın yolunda defin ediyoruz, kabri top*rakla düzeltince de şöyle dedi:

«Yarab! Onu şeytandan ve kabir azabından koru. Kabir tam düzeltilince de kabrin kenarından ayağa kalkarak şöyle dedi: «Yâ Rab! Kabrini geniş eyle ruhunu semaya yükselt ve rızana nail eyle. Sonra da «ben Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sel*lem)'den böyle işittim» dedi.

îbn-i Ebi Şeybe, Mücâhid'den rivayet ettiğine göre O, cenazeleri kabre koyarken şöyle diyormuş :

Yâ Rab! Bu kulundur. Sen bizden daha iyi onu bilirsin. Biz ise onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz.

Onu oturtup suâle çekmişsin. Yâ Rab! Dünyada sahip olduğu müsbet sözlere aynen âhirette de sahip eyle, ona rahmet et ve Ne-biy-yi Zişana kavuştur. Arkasından bizi dalalete götürme, onun ec*rinden bizi mahrum eyleme...

Hâkim –i Ürmizi demiş ki:

Kabrin başinda durmak ve sualde güçlü olması için duâ etmek, ölüye namazdan sonra ikinci bir imdattır. Zira müminler için na*maz, asker gibidir. Toplanıp Melikin kapısında ölüye şefaat diler*ler, kabir üzerinde beklemek, ölüye sualde sebatı telkin etmek, o askerlere yardımdır.

İbn-i Sa'd, Dehhâk'dan istihracına göre-,

İbn-i Siret Nezzâl, Dehhak'a «Beni kabre bıraktığında Yarab bu kabri ve içindekini mübarek eyle,» diye söylemesini Ona tenbih et*miştir, [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 188-192.

SuFi
05-05-2009, 15:19
Kabir Herkese Daralır


îmam Ahmed, Hakim-İ Tirmizi, Beyhaki, Huzeyfe aköı) 'den rivayetlerine göre şöyle demiştir:

Bir cenazede Resûlullah ile beraberdik, kabre vardığımızda Re*sûlullah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) kabrin kenarında oturdu, sık sık kabrin içine bakmaya başladı ve sonra şöyle buyurdu:

Burada mümin Öyle sıkıştırılır İd damarları ve kasları şiddetten

kopar. Kâfir ise üstü ateşle dolar.

imam Ahmed, Ibn-i Cerir, Beyhaki (Radıyallahû anhâ)'dan vâyet ettiklerine göre Resûlullah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) ;ŞöJr-le buyurdu:

Kabrin öyle bir sıkıştırılması vardır ki, eğer kimse ondan tulabilseydi Sa'd ibn-i Muâz da kurtulurdu.

îmam Ahmet, Hakim-i Tirmizi, Taberani, Beyhaki, Câbir binjj Ap-dullah1 dan rivayet ettiklerine göre:

Sa'd bin Muâz defnedildiği zaman peygamber teşbih getirdi. Millet de uzun uzun teşbih getirdiler. Sonra tekbir getirdi Millet de tekbir getirdi, «ya Resûlallah neden teşbih getirdin» dediler. Buyur*du ki:

Bu salih adama kabir çokça sıkıştı. Sonra Allah sıkıntısını gi*derdi.

Said bin Mansur, Hakim-i Tirmizi, Taberani, Beyhaki, ibn-i Ab-bas (Radıyallahû anhüma)'dan rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Seilem) Sa'd bin Muâzı defnet*tiği zaman kabrinin başında durdu. «Eğer kabrin sıkıştırmasından bir kimse kurtulsaydı Sa'd kurtulurdu. O bir sefer sıkıştırıldı sonra gevşetildi» diye buyurdu.

Nesai ve Beyhaki Abdullah bin Ömer (Radıyallahû anhüma) ta*rikiyle Resûlullah (Sâllallâhû Aleyhi v& Seilem) 'den rivayet ettikle*rine göre:

Sai'd bin Muâz (Radıyallahû anh) 'in Ölümü için Arş sevincinden titredi, semânın kapıları ona açıldı. Ve yetmiş bin melek cenazesine hazır bulundu. Bunun beraber o da kabir sıkıntısını çekti. Sonra genişlenerek ona ferah verildi.

Hâkim-i Tirmizi, İbni Ömer (Radıyallahû anhüma)'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Seilem) Sad bin Muâz'ın kab*rine girdi ve içinde biraz durdu. Çikmca:

«Yâ Resûlullah niye kabirden geç çıktın?» dediler.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Seilem) cevaben:

«Kabir^Jia'da daraldı. Genişlemesi için Allah'a dua ettim» diye buyurdu.

Hakim-i Tirmizi ve Beyhaki, ibn-i îshak yoluyla Ümeyye bin Ab-dullah'dan rivayet ettiklerine göre;

Sa'd'ın bâzı akrabalarmdan, Resûlullah'ın «Sa'd için kabir da*raldı» sözünden ne anladınız diye sorulmuş.

Onlar cevaben:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Seilem)'e ne kastettiği sorul-

du, küçük taharetten kusurlu davrandığından dolayı kabir ona sı*kıştı diye buyurdu, demişler.

k Taberani, Enes (Radıyallahû anh) 'den şöyle rivayet etmişti»:

Resûlullah'ın kızı Zeynep vefat edince Resûlullah'a vardık. Mah*zun olduğunu gördük. Kabrin yanında oturdu ve göğe bakmaya baş*ladı. Sonra kabrin içine indi. Mahzunluğu devam ediyordu. Kabirden çıkınca sevinçli olduğunu gördük. Hemen sebebini sorduk. Cevaben, kabrin darlığını ve Zeyneb'in zayıf olduğunu düşünüyordum. Hafif-Ienmesi için dua ettim. Kabul oldu. Amma yine de ins ve cinnin hari*cinde her şeyin duyacağı bir bağırmaya sebeb olan kabir daralma*sından kurtulamadı» buyurdu.

Yine sahih bir senedle Ebû Eyyub'dan rivayet edildiğine şöyle demiştir:

Küçük bir çocuk defin edildi. Resûlullah (Sallallâhû Aley| Seilem) :

«Eğer kabir daralmasından kimse kurtulsaydı bu çocuk kurtula*caktı dedi.

Saîd bin Mansûr ve İbn-i Ebi Dünya Za'zan'dan rivayet ne göre, İbni Ömer (Radıyallahû anhüma) dedi ki:

Resûl-i Ekrem kızı Rûkiye'yi defin edince kabrin yanında otur*du. Yüzünden sevinçli olmadığı belirleniyordu. Sonra sevinmeye baş*ladı. Bunun üzerine Ashabı Kiram'dan bâzıları sebebini sordular. Cevaben «Kabrin sıkıntısı ve Rukiye'nin zayıflığını hatırladım. Ko*laylaşması için dua ettim, kabri genişledi. Allah'a yemin ederim ka*bir onu öyle sıkıştırdı ki yer ve göklerin arasındaki her şey ısıttı, diye buyurdu.

Hennad bin Sırrı Zühd'de İbn-i Ebi Melike'den rivayet e göre şöyle demiştir: ,

Kabrin sıkıştırmasından hiç kimse kurtulmaz. S a'd bin Muâz Cennette, bütün dünyadan daha hayırlı mendillere sahip olduğu hal*de yine kabrin ilk sıkışmasından kurtulamadı.[1]

Yine Hennâd'ın, Hasan (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre:

Resûlullah CSallailâhû Aleyhi ve Sellem) Sa'd bin Muâz defin edilince şöyle buyurdu:

Sa'd kabirde öyle sıkıştırıldı ki, bir kıl kadar înceldi. Allah'dan bu sıkıştırılmanın kolay geçmesi için dua ettim.

Ve bu sıkışmanın sebebi de bevl'den kendini korumadığındandır.

îbn-i Saicl, Saîd'el Makberi'den rivayet edip dedi ki:

«Eğer kabrin sıkıştırmasından bir kimse kurtulsa idi Sa'd, de kur*tulacaktı. O kabirde öyle sıkıştırıldı ki kaburgaları birbirinden geçti. Bunun sebebi ise küçük abdeste dikkat etmediğidir.

Abdürrezzak ...Mücahid'den rivayet edip dedi ki, peygamber*den duyduğumuz en şiddetli hadis, Sa'd ile ilgili hadis ve kabir du*rumunu bildiren hadistir.

Ali bin Mabed «Taat ve İsyan» kitabında îbrâhim el-Ganeyi ta*rikiyle bir adamdan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Ben Âişe (Radıyallahû anhâ) 'nın yanmda idim. O anda oradan bir çocuğun cenazesi geçiyordu. Âişe (Radıyallahû anhâ) ağladı, Ömer bin Şeybe, Enes (Radıyallahû anh)'den rivayet ettiğine gö*re;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

Kabrin şiddetinden Esed'in kızı Fâtıma'dan başka hiç kimse kur*tulamadı, diye buyurdu. Oğlun Kasım da mı kurtulmadı? diye sor*dular :

Hayır oğlum İbrahim de kurtulmadı, diye buyurdu. İbrahim oğullarının en küçüğü idi. |

Başka bir rivayette Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Sa'd'ın kabri başında ayakta iken şöyle buyurdu:

«Sa'd öyle bir sıkıştırıldı ki, eğer ameliyle biri kurtulsa idi Sa'd kurtulacaktı.

îbn-i Asakir ve ibn-i Ebi Dünya, Abdulmecid bin Abdülaziz'den, o da babasından rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

İbn-i Ömer'in kölesi Nâfi sekerâta girince ağlamaya başladı, ni*ye ağlıyorsun? diye sorulunca s

«Sa'd bin Muâz'ı ve kabir şiddetini hatırladım» dedi.

Zübeyr bin Bekkâr «Münkıyat» adlı kitapda îbrâhim bin Muhammed bin İshak'dan rivayet ettiğine göre Abdullah bin şöyle dedi:

Sa'd bin Muâz vefat etti. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sel*lem) de cenazeye hazır bulundu. Cenazeyi kabre taşırlarken Re*sûlullah geride- gecikti. Bunun üzerine (sahabeler) durdular ve Re*sûlullah onlara kavuştu.

(Ashap) neden geride geciktiğini sordular

Resûlullah cevaben: «Sa'd'm kabirde sıkıştırıldığını işittîitt de onun için geciktim.»

Onlar:

«Yâ Resûlullah, Arş Sa'd için sallandı. Bu durumda olan bir kim*se kabir sıkıntısını çeker mi?» diye sordular.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Evet. Sa'd mi efdal, yoksa Zekeriya Peygamber mi efdaldır? Al*lah'a yemin ederim ki, Zekeriya arpa ekmeğinden bir defa doyun*caya kadar yediği için o da kabir daralmasını çekmişti,» dedi.

Ben diyorum ki bu hadis Münkerdir. Senedinde iki halka kopuk*luk var ve meşhur olan odur ki, peygamberler kabir cezasını çek*mezler.

Ebu'l-Kasim es-Sadi «Ruh» kitabında demiş ki:

Ne salih, ne de salih olmayan hiç kimse kabrin daralıp sıkıştır*masından kurtulmaz. Mümin ile kâfir arasındaki fark ise, kâfirin sıkıştırılması devam eder, müminin ise başta daralır, sonra ferah*lanır.

Hakim et-Tirmizi demiştir ki:

Kabir sıkıştırılmasının sebebi kulların mutlaka bir hatayı işle*meleridir. Kabrinde sıkıştırılması bu hatâya keffârettir. Sonra rah*met imdada gelir.

Sa'd küçük abdestten taksirat yaptığı için sıkıştırıldı.

Peygamberler hakkında ise kabrin sıkışmasını bilmiyoruz-ve ma*sum oldukları için onlara sual de yoktur.

îmam Sübki, «Bahr'ül-Kelâm»da dedi ki:

«Muti» kullara kabir azabı yoktur, ancak kabrin sıkışması vardır. Kul, bunun şiddet ve korkusunu hisseder. Çünkü gerektiği gibi ni*mete şükür etmemiştir,

tbn-i Ebi Dünya, Muhammed et-Teymi'den rivayet ettiğine göre şöyle denilmiştir:

Kabir azabının sebebi kabrin insanların anası olmasındandır. Ve insanlar ondan yaratılmışlar. Uzun zaman analarından uzakta

kaldıklarından kabir, ananm kucaklaması gibi, onları kucaklar. Tıp ki çocuğunu bulmuş ana gibi... İşte kim ki, Allah'a itaat etmişse, bir onu şefkat ve yumuşaklıkla kucaklar. Kim ki, isyan etmişse kg bir onu kızgınlık içinde kucaklar. Kabir bu işi Allah için yapar. [2]



Faidelî Bir Mesele


Bâzı âlimler demişler ki;

«Kim bir günahı işlese o günahın cezasından on şeyle muaf bilir.

Tevbe edip istiğfar ederse... o günaha bedel iyiliklerde bulunup günahin yok olmasına çalışırsa...

Ve dünyada musibete düçâr olup, günahına kefaret olursa... Ve*ya kabirde sıkıştırılıp günahına kefaret olursa... ,

Mümin kardeşleri onun için duada bulunsa... veya onun için istiğfarda bulunsalar... veya amellerinin sevabını ona hediye etse*ler... veya kıyamette şiddetlere düçâr kalıp günahına kefaret olur*sa;... veya peygamberin şefaati imdadına yetişirse... Bu on şekilde kurtulabilir.

Beyhakî, ibn-i Mende, Deylemi, ibn-i Necar, Saîd bin Müseyyib (Radıyallah'û anh)'dan rivayet ettiklerine göre, Hz. Âişe (Radıyal-lahû anhâ) Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'a şöyle demiş*tir:

.— Yâ Resûlullah; Bana Münker-Nekirin sesinden ve kabrin sı*kıştırmasından söz ettiğinden bu yana hiç bir şeyden yararlanamı*yorum.

— Ey Âişe! Münker-Nekir'in sesi, müminler kulağmda gözdeki sürme gibidir. Kabrin sıkıştırması ise şefkatle ananın kucaklaması gibidir. Çocuğu başının ağrıdığını ona anlatır. O da yumuşaklıkla ba*şını okşar. Fakat Ey Âişe, ne yazık o kimselere ki, Allah'dan şikâyet ederler. Taş, yumurtanın üstüne düşüp onu ezdiği gibi kabirlerinde ezilirler.

Ebû Nuaym'in «Hüye»de Abdullah bin eş-Şağir'den rivayet etti*ğine göre, Resûluliah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) dedi ki:

«Son hastalığında kim İhlâs sûresini okursa kabir fitnesinden emin kain- ve kabrin darahp sıkıştırılmasından da emin kalır. Kıyamet gününde melekler onu avucuna alarak Sırattan geçirip Cennete korlar.

îbn-i Ebi Dünya, «Kabirler» kitabında demiş ki:

Ölünün kabirde ilk olarak hissettiği şey, ayaklarının yanında bir kımıldanmanın varlığıdır. O zaman meyyit bağırıp o şeye «neci*sin diye sorar, cevaben:

«Ben senin amelinim» diye söyler.

îbn-i Ebi Dünya, Yezid, er-Rakkaş'dan rivayet ettiğine göre O demiş ki:

Ölü kabre konulunca amelleri onu sarar. Cenab-ı Hak (Celle Celâlühü) onun amellerini konuşturur. Onlar;

«Ey bu çukurda dostlarından ayrılıp yalnız kalan kul! Bugün bizden başka dost ve arkadaşın yoktur» derler.

SuFi
05-05-2009, 15:19
Ata bin Yesar'dan rivayet edildiğine göre Meyyit kabre bırakılınca ilk olarak ona varan şey amelidir. Sol baldırına dokunup, «senin amelinim» der. Meyyit kendi amelinden sorar:

— Benim ehlim, çocuklarım, aşiretim ve nimetlerim nerde kal*dılar?

Ameli cevaben:

— Onlar seni unutup terkettiler. Benden başka seninle kabre giren olmadı, der.

Meyyit o zaman i

— Keşke dünyada seni ehlime, evladlarana ve aşiretime tercih

etseydim, der.

Başka bir rivayette de ölü kabre girince dünyada Allah'daiî baş*ka neden korkmuşsa o şeyle korkutulur. O şey ona temessül eder.

Tirmizi, Hasen gördüğü bir rivayetle Ebû Said (Radıyallahû anh)' dan nakline göre, Resûluliah {Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle bu*yurdu :

«Lezzetleri yıkan ölümü hatırlayınız. Zira kabir, her gün ko*nuşarak şöyle der * 'Ben gurbet ve yalnızlık eviyim. Ben topraktan bir evim. Ben böcekler eviyim.'

Mümin kul defin edilince' kabir ona «enlen merhaba» diyerek «üzerimde yürüyenlerin en sevimlisi sensin. Benimle başbaşa kaldı*ğında sana ne yapacağımı göreceksin,» der. Sonra, gözü kestiği ka*dar kabir ona genişleyip Cennete bir kapı açılır.

Zâlim veya kâfir ise, defin edilirken kabir «merhaba olmasın. Üzerimde yürüyenlerden en nefret ettiğim can sensin. Benimle baş*başa kaldığında sana ne yapacağımı göreceksin.» Kabir, onu öyle sıkıştırır ki kaburgaları birbirine geçer.

(Ravi dedi ki, Peygamber (Sallallâhû'Aleyhi ve Sellem) parmak*larını birbirine geçirerek böyle olur, buyurdu.)

Kabirde ona pis koku salan yetmiş ejderha eşlik edecekler, eğer birisinin üfürüğü yere isabet etseydi, yer yüzünde bitki bitmezdi.

Hesaba çekilinceye kadar onu rahatsız edip, kendisini parçalaya*caklardır.

Râvi dedi ki: Resûluliah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)

«Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya Cehennenjl çu*kurlarından bir çukurdur,» diye buyurdu.

Taberani, «Evsat»da Ebû Hüreyre CRadıyallahû anh)ıden rivâyetj ettiğine göre şöyle dedi:

«Bir cenaze ihtifalinde Resûlullah CSallallâhû Aleyhi ve .SeUem)| Ue beraber gittik. Kabrin yanma oturdu ve şöyle dedi:

«Her gün bu kabir anlaşılır bir lisanla şöyle çağırır: 'Ey Âdem oğlu! Nasıl beni unuttun, benim yalnızlık ve gurbet diyarı olduğumu bilmiyor muydun?. Ben, vahşet ve kurt diyarıyım, dar bir menzilim. Ancak Cenâb-ı Hak (Celle Celâlühü) benim geniş olmamı emrettiği zaman genişlenirim.'

Sonra Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) dedi ki: «Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya Cehennem çu*kurlarından bir çukurdur.»

(Resûlullah

Ebu Hacâc-es-Semâli'den rivayet edildiğine (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle ferman etti:

Ölü kabre konulunca, kabir ona der ki:

«Yazıklar olsun, benim fitne, zulmet, yalnızlık Ve kurtlar diyarı olduğumu bilmiyor muydun? Ey Âdem oğlu üzerimde neşeyle gez*diğin zaman beni nasıl unuttun.»

Eğer ölü salih birisi ise kabre karşı şöyle sorulup: «Bu adam em*ri marufu işlemişse, münkerden kaçmışsa yine liıi ona öfkelene*ceksin»

Kabir cevaben, «Öyle ise yeşilliğe dönüşürüm.! Cesedi nura dö*nüşerek ruhu öylece Allah'a doğru yükselir» der.

İbn-i Mendeh «Ruhlar» babında Mucâhid tarikiyle Berâ bin Azip (Radıyallahû anh)'den o da Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sel*lem) 'den naklettiklerine göre:

«Mümin sekerâta girince, güzel surette, güzel kokuyla ona bir melek gelir. Ruhunu kabz etmek için yanma oturur. Cennetten bir tabut ve kefenle iki melek daha gelir. Bunlar biraz uzakta oturur*lar. Ölüm meleği ruhunu çıkarınca uzakta duran o iki melek acele ile onu alırlar, onu ilaçlarlar. Ve iyice kefenlerler. Sonra semaya yük*seltirler. Semanın kapısı ona açılır. Melekler onun semaya çikmasiy-le birbirlerine müjde verirler:

«Bu güzel ruh kimindir ki semanm kapısı ona açıldı» derler. Ve dünyada iken en güzel ismiyle onu isimlendirirler.

Öylece semadan semaya yükselterek Cenâb-ı Hakk'm huzuruna eriştirirler. Ve ameli Âla'yı İlliyine bırakılır. Cenâb-ı Hak (Celle Ce*lâlühü) o meleklere:

«Siz şâhid olun ki ben bu amelin sahibini affettim.» der. Kitabı mühürlenir ve illiyuıe (en yüksek makama) konulur.

Sonra Cenâb-ı Hak «kulumun ruhunu yere götürün» der. «Zira onlara öyle söz vermiştim.» Kabre konulunca kabir der

«Üstümde iken en sevimli idin. Şimdi içime düştün. Sana yapa*cağımı göreceksin.» Gözünün kestiği kadar ona genişlenir. Ayakları tarafından Cennete bir kapı açılır. «Allah'ın sana hazırladığı mükafatı gör» denilir. Sonra baş ucunda bir pencere açılır. Cehennemi de gör. Allah seni nasıl kurtarmış, uykuya dal» denilir. Bundan sonra meyyit için en sevimli şey kıyametin kopmasıdır.

İbn-i Ebi Dünya, Abdullah bin Ebi Ubeyd (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle ferman etti:

«Ölü kabirde oturur, kabri başındakilerin ayak sesini işitir, onun*la ilk önce kabri konuşur ve şöyle der:

'Yazıklar olsun sana ey Âdem oğlu! Acaba darlığımdan, şidde*timden, korkulu ve kurtlu oluşumdan dünyada iken hiç uyarılma-dın mı? Sen buraya hazırlandın. Bana ne hazırladın?

İbn-i Ebi Şeybe Musannaf adlı kitapta Abdullah bin Ömer dıyallahû anh) 'den rivayet edip dedi ki:

Kul kabre konulunca kabir onunla konuşur:

«Ey Âdem oğlu yalnızlık, karanlık ve hak diyarı olduğumu bil*miyor muydun? Seni kandıran neydi ki, sevinçli olarak etrafımda gezerdin.»

Eğer ölü mümin ise kabir ona genişlenir, yeşilliğe dönüşür ve ruhu Cennete yükselir.

Yine İbn-i Ebi Şeybe, Yezid bin Şecere'den rivayet ettiğine göre kabir kâfirlere der ki:

«Karanlıklı olduğumu, vahşetli, yalnızlık ve dar bir yer olduğu*mu düşünmüyor muydun? Gam ve kederli olacağımı hatırlamıyor muydun?»

Yine ibn-i Ebi Şeybe, Ubeyd bin Ömer'den rivayet ettiğine göre kabir insana şöyle der:

«Ey Âdem oğlu! Bana neyi hazırladın. Yalnızlık, gurbet ve kurt*ların menzili olduğumu bilmiyor muydun?»

îbn-i Ebi Dünya, Ubeyd bin Ümeyr'den rivayet ettiğine göre; içinde defin edilen çukur (kabir) kendisine varan herkesle mutlaka şöyle konuşur:

«Ben karanlık, yalnızlık menziliyim. Eğer dünyada Allah'a itaat edenlerdensen, sana rahmet mekânı olurum. Allah a isyan edenler-densen ben sana bir bela bir musibet olacağım. Ben mutîlerin sevi*neceği, âsilerin helak olacakları bir mekânım.»

Câbir'den merfûan rivayet edildiğine göre:

Kabir konuşacak bir lisana sahiptir. Ve şöyle der:

«Ey insan oğlu! Beni nasıl unuttun? Vahşetli, gurbetti, kurtlu bir mekân olduğumu bilmiyor muydun?

Ebû Bekir bin Abdülaziz bin Cafer el-Hambeli, «El-Mesâni» ki*tabında müttesil bir sened ile Berrâ ERadıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre;

Bir cenaze merasiminde Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sel*lem) ile beraber çıktık. Kabir henüz tamamlanmamış idi. Resûlullah

(Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) oturdu. Biz de onun etrafında oturduk. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) dedi ki:

«Meyyit kabre bırakılınca yer onunla konuşur: «Vahşet, gurbet, ve kurtlar diyarı olduğumu bilmiyor muydun? Bana ne hazırladın» diye sorar.

Beyhaki Şuab'de Bilal bin Sa'd'dan rivayet edip dedi ki: Hergün kabir şöyle sesleniyor:

«Ben gurbet, kurt ve vahşet diyarıyım. Ben Cehennem çukurla*rından bir çukur veya Cennet bahçelerinden bir bahçeyim.» Mümin kabre konulunca kabir onunla konuşur: «Vallahi üstümde gezerken bana en sevimli idin. Şimdi içime düştün. Sana ne yapacağımı bundan böyle göreceksin, der ve gö*zünün kestiği kadar ona genişlenir.

Kâfir kabre konulunca, kabir ona da şöyle seslenir: «Vallahi üstümde gezerken bana en fazla nefret veren kişi sen*din. Şimdi ise, içime düştün. Sana ne yapacağımı göreceksin» der ve onu öyle sıkıştırır ki, kaburgaları birbirine geçer.

Deylemî, ibn-i Abbâs (Radıyallahû anhüma) 'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Kabirleriniz için hazırlanınız. Çünkü kabir hergün yedi sefer şöyle der ki

'Ey zayıf olan insanoğlu! Bana gelmeden önce, kendine acı ki, ben de sana acıyayım.»

İbn-i Ebi Dünya «Kabirler» kitabında ve ibn-i MendeZer'den rivayet ettiklerine göre demiş ki:

Mümin kabre konulunca kabir ona şöyle seslenir:,

«Allah'a itaat edenlerden misin, yoksa isyan edenlerden misin?» Eğer salih biri ise, kabir köşesinden biri kabre, «yeşilliğe dönüş,

ona rahmet ol» emrini verir, «Sana gelen en iyi bir kuldur. Çok se*vimli biridir» der. Toprak da «işte şimdi ikrama müstahak oldu» der.

İbn-i Ebi Dünya «Kabirler» kitabında Muhammed bin Subayh'den rivayet edip şöyle demiştir:

Ölü kabre konulup azaba (işkenceye) verilince, ondan daha ön*ce ölen komşuları ona:

«Ey bizden sonra dünyada yaşayan komşu! Bizim ölümümüzden sana ibret olabilecek bir şey olmadı mı? Senden önce ölümümüz sa*na bir fikir vermedi mi? İşimizin sona erdiğini görmedin mi? Tüm bunlara rağmen işini ciddiye almayıp erteliyordun ve yapman gere*kenleri ifâ etmeye özen göstermiyordun» derler.

Kabir dahi, ona şöyle der-.

«Ey üstümde mağrurcasına dolaşan insan! Daha Önce içime dü*şen akrabalarından ibret almadın mı? Onlarında gafil dolaşıp ergeç bana vardıklarını görmedin mi? Ecelleri onları kabre götürürken, dostları onları teşyi* ederken görmedin mi?»

Süfyân es-Sevri demiştir ki

«Kim dünyada, kabirden çok bahsederse, kabir ona Cennet bah*çelerinden bir bahçe olur. Kim kabirden habersiz ve gafil olursa ka*bir ona Cehennem çukurlarından bir çukur olur.»

Hatip el-Bağdad «Tarihi»nde Yezid er-Rekkaş'dan rivayet edip dedi ki:

Ölü kabre konulunca amelleri onu sararlar. Allah onları şöyle konuşturur:

«Ey bu çukurda yalnız kalan! Dostların ve ehlin seni yalnız bı*raktılar; bizden başka bugün herhangi bir dostun yoktur.»

Ravi dedi ki: Yezid bunu derken, ağlamaya başladı. Ve şöyle devam etti:

«Müjdeler olsun o kimseye ki, amelleri salih olup ona eşfBİeder. Meyi olsun o kimseye ki, amelleri kötü olup ona eşlik eder.

Beyhaki «Şuab-ı İman»da Enes bin Mâlik (Radıyallahû) 'dan rijvâyet ettiğine göre şöyle demiştir: .

«Size duymadığınız, bilmediğiniz çok önemli iki gün ve iki ge*ceden haber vereyim mi? Bu iki günden biri, Allah taraf indan elçinin ya beraat veya cezayı getirdiği gündür. İkinci gün ise Allah'ın hu*zurunda kişinin hesaba çekileceği gündür. O gün kitabı ya sağma veya soluna verilir. İki geceden ilki ise, kabre ilk misafirlik gecesidir. ikincisi de Haşır arefesi olan gecedir.» [3]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Bu, Müslim ve Buhari'nin Sahih bir senedle rivayet ettikleri hadise İşaret*tir. Berra' (Radıyallahû anhl'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (Salla*llâhû Aleyhi ve Seli em)'e İpek bir kaftan hediye edildi. Sahabeler, giyip güzellik ve yumuşaklığından hayrette kaldılar. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) «Neden hayrette kalıyorsunuz. Allanın Cennet*teki mendiller) bundan daha güzel ve daha yumuşaktır» buyurdu.

den ağladığım sorunca, kabrin daralmaması için, çocuğa şefkatden ağladım» dedi

[2] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 193-199.

[3] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 199-207.

SuFi
05-05-2009, 15:22
Kabir Fitnesi Ve Meleklerin Soruları


Bu konuda tekidli hadisler varid olmuştur. Enes, Berra', Temim-i Dari, Beşir bin Kemal, Sevban, Cabir bin Abdullah, Abdullah bin Re*vana, Ubadete bin Sâmit, Hüzeyfe, Dumrete bin Habip, ibn-i Abbâs, ibn-i Ömer, ibn-i Mes'ud, Osman bin Affan, Ömer bin Hattap, Amr bin As, Muâz bin Cebel, Ebû Ümâme, Ebû Derda, Ebû Esma ve Âişe (Radıyallahû anhüm ecmain)'den çeşitli rivayetler gelmiştir.

Buhari ve Müslim, Katade yoluyla Enes'den rivayet ettiklerine göre Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Ölü kabre konulup arkadaşları geri dönünce, arkadaşlarının ayak seslerini işitir. Ve ona iki melek gelir, onu oturturlar.

«İçinizde olan ve kendisine Muhammed denilenin hakkında ne diyorsun?» Mümin olan;

«Allah'ın kulu ve Resûlu olduğuna şehâdet ederim,» der.

Ö zaman, o melekler mümine derler: Cehenemdeki yerine bak. Allah onu senin için, Cennetten bir menzille değiştirdi.»

Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:

«Ölü hem Cennetteki yerini hem de Cehennemdeki yerini bera*ber görür».

Katade dedi ki; Resûlullah {Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) bize kabrin yetmiş zira geniş ve yeşilliğe dönüştüğünü söyledi.

Münafık ve kafire de «içinizdeki Muhammed denilen şahıs hak*kında ne diyorsun?» denilince «Biz onu bilmiyoruz, insanlar onun için ne dedilerse biz de onu diyorduk» der.

Ona «bir şey bilmeyesin ve ok um ay asın» denilir. Ve demir so al arıyla dövülür. Öyle bir sesle bağırır ki ins ve cinden mâada her şey o sesi işitir.

îmam, Ahmed, Ebû Dâvud, Beyhaki, ibn-i Merdeveyh, Enes'den rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Bu ümmet kabirde suâle çekilir. Mümin kabre konulunca ona bir melek gelir. Neye ibadet ediyordun» der. Allah hidayeti nasip etmişse cevaben:

«Allah'a ibadet ediyordum,» der.

Melek: «Peygamber için ne diyorsun?» diye sorar.

Cevaben: «O Allah'ın kulu ve elçisidir» der. Ve artık hiç bir şeyi ondan sormazlar.

Sonra onu Cehennemdeki menzilinin karşısına götürür. «İşte bu menzil senindi. Ancak Allah seni bundan korudu, sana acıdı. Ona bedel Cennet'den bir yer sana verdi» der.

O zaman ölü der ki:

«Bırakın beni ehlime dönüp onlara kurtulduğuma dair müjde ve*reyim.»

Melek; «dur» der.

Kâfir ise, kabre konulunca onu azarlayan bir melek gelir. «Neye ibadet ediyordun» diye sorar. Kâfir «bilmem» der. Daha sonra ona der ki:

«O adam (peygamber) için ne diyorsun?» Yine «bilmem, herke*sin dediklerini diyorum» der. Melek, demir sopalarla kaf asma vurur O da ins ve cinden başka her şeyin duyacağı bir sesle bağırır.

Deylemi, Enes (Radıyaîlahû anh)'den merfuan rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuştur:

Kabirde ölüye Münker ve Nekir denilen iki melek gelir. Onu oturttu p hesaba çekerler. Mümine: «Rabbin fchn?» denilince «Rabbîm Allah'tır» der. «Peygamberin kim?» sorusuna da; Muhammed'dir» cevâbını verir. «İmamın kimdir?» denilince de;

«Kur'an'dır» der. Bunun üzerine melekler kabrini genişletirler. Eğer kâfir ise «Rabbin kimdir? diye sorulunca; «Bilmem» der. «Peygamberin ve imamın kimdir?» diye Sorulunca; Yine «Bilmem» der ve büyük demir sütunlarla dövülür. Kabri ateşle dolar. Kabir ona öyle daralır ki kaburgaları birbirine girer.

Berra ve Temim (Radiyaîlahû anhüma)'ın hadisleri «Ölünün Ba-, şmda Duran Melekler» babında geçti.

El-Bezzâr; Taberâni, ibn-i Sekin Eyyüp bin Beşir'den, o da ba*basından rivayet ettiklerine göre;

Muaviye oğulları arasında bir kalabalık vardı. Resûlullah (Sal-lallâhû Aleyhi ve Sellem) barıştırmak için gitti. O esnada bir kabre bakarak «Bilmeyesin» dedi. Resûlullah (Sallâllâhû Aleyhi ve Sel*lem)'e ne demek istediğini sordular. Resûlullah (Sallâllâhû Aleyhi ve Sellem) cevaben:

«Beni ondan sordular, «bilmiyorum» dedi.

Ebû Nuaym, Sevbân'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah CSalla-Uâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Mümin ölünce dünyada kıldığı namazı baş ucunda, verdiği sa*dakaları sağ tarafında, tuttuğu orucu ise göğüs hizasında durur.»

Câ'bir (Radıyallahû anh) 'in hadisi:

Anmed ve Taberâni «Evsat»da ve Beyhaki ve ibn-i Ebi Dünya ibn-i Zübeyr yoluyla rivayet ettiklerine göre;

İbn-i Zübeyr, (Radıyallahû anh) Câbir bin Abdullah (Radıyal-lahû anh)'dan kabir sorgucuları hakkında soru sormuş. O da de*miş ki: Resûlullahtan işittim. Dedi ki:

«Bu ümmet kabirde suale çekilecek. Mümin kabre bırakılıp yalnız kalınca, şiddetli ve tehdit edici bir melek ona gelir. Muhammed denilen adam için ne diyorsun? diye sorar. Cevaben

Ben onun Allah'ın kulu ve Resûlu olduğunu biliyorum,» der.

Melek, ona, Cehennemdeki yerine bak. Allah seni ondan koru*du ve ona bedel Cennette gördüğün şu makamı sana verdi, der.

Mümin, Cennetteki yerini ve kurtulduğunu görünce «Bırakın beni gidip ehlime, dostlarıma müjde vereyim» der. Ona «dur, artık gitmek yokdenilir.

Kâfir kabre konulup yalnız kalınca, kabirde oturur, ona da o adam için ne diyorsun, denilir. Bilmem der. İnsanların dediğini diyo*rum. Bunun üzerine ona bilmeyesin. Cennette şu gördüğün yer se*nindi, ona layık olmadın. Ona bedel Allah Cehennemden şu gördü*ğün yeri sana verdi,» denilir.

Câbir dedi ki Resûlullah (Sallâllâhû Aleyhi ve Sellem) den işit*tim şöyle diyordu:

«Kişi taşıdığı inanç üzere haşrolunur. Mümin imanı, münafık ise, münafıklığı üzere haşrolunur.»

İbn-i Maceh, Cabir bin Abdullah (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallâllâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular:

Mümin kabre konulunca, ona göre sanki güneş batmak üzere*dir. Oturup yüzünü silerek bırakın, beni, namazımı kılayım, der.

îbn-i Ebi Dünya ve Ebu Nuaym, Câbir bin Abdullah (Radıyalla*hû anh)'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'den şöyle buyurduğunu işitmiş:

-Âdem oğulları asıl yaradılışlarından gafildirler. Allah (Cella Celâlühü) kişiyi halk etmeyi irade ettiği zaman bir meleğe emre*der : Rızkını, eserini, ecelini, iyi veya kötü olduğunu yaz. Sonra o me*lek gider, Allah, başka bir meleği gönderir. Doğuncaya kadar onu korur. O melek de gider iki melek daha gelir, iyilik ve kötülüklerini yazmaya müekkel kılınırlar.

Eceli zamanında bu iki melek de gider, ruhunu almak için ölüm meleği gelir.

Kabre konulunca ruhu cesedine iade edilir. Bu sefer kabir me*lekleri gelip, hesaba çekerler. Onlar da hesaptan sonra giderler.

Haşirde yine dünyada iyilik ve kötülüklerini yazan iki melek kendisine gelirler. Boynuna kitabını asarlar. Sonra biri iter, diğeri gözler. Ondan ayrılmazlar.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki;

«Önünüzde büyük bir mesele var, ona gücünüz yetmez. Yüce Allah'dan yardım;; isteyin.»

İbn-i Ebi Asım, ibn-i Merdeveyh, Beyhaki, Ebu Süfyan tarikiyle Cabir'den rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Selîem) şöyle buyurdular :

«Mümin kabre konulunca ona azarlayıcı iki melek gelir. Uyku*dan yeni kalkanın ürktüğü gibi ölü öyle ürker. Ve ölüden Rabbin kim? Dinin nedir? diye sorarlar. O da R&bbinı Allah, dinim İslamdır, Muhammed Peygamb erimdir, der. Doğru söyledin diye bir ses ge*lir. Cennetten ona sergiler serin ve elbise giydirin, denilir.

Ölü o zaman meleklere der: Bırakın beni kurtulduğuma dair dost ve akrabalarıma müjde vereyim. Melekler ona «dur» derler.

Hüzeyfe'nin hadisi «Ölü Kendisini Yıkayanı Bilir» babında geçti. Dumrate'nin Hadisi:

Ebû Nuaym, Dümrete 'bin Habib'den rivayet edip dedi ki:

«Kabirde Enker, Nahûr ve Rumem denilen üç melek ölüleri im*tihan ederler.»

Ibn-i Lal ve ibn-i Cevzi, «Mevzuatta» Dumrate bin Habip'ten, Mar-fuan rivayet ettiklerine göre;

Kabir sorgucuları dörttür. Münker, Nekir, Nakur ve onların efen*disi Ruman...

İbn-i Cevzi dedi ki, bu hadisin aslı yoktur. Dumrate ise tabüle-rindendir. Rivayetin senedini onda kesip, Resûlullaha CSallallâhû Aleyhi ve Sellem)'e isnad etmemek daha doğrudur.

Şeyhül-İslam ibn-i Hacer'den ölüye Ruman isminde bir melek gelip soru sorar mı diye sorulmuş; O, «orta kuvvetli bir senedle riva*yet vardır, demiştir.

Ubâde bin Samit'in hadisi:

îbn-i Ebi Dünya, Teheccüd konusunda ve ibn-i Dirs Kur'an fazi*letlerinde ve Hamid bin Zenceveyhi amellerin faziletlerinde Ubade

bin Sâmit'den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Sizden biri gece namazına kalkar olursa sesli okusun. Zira şey*tan ve fasık cinler sesli okumadan kaçarlar.

Hem de melek ve evdekiler o sesli okuyuşu işitirler. Onun na*mazıyla namaz kılarlar.

İbâdetle geçen o gece arkada gelen geceye o kişiyi tavsiye eder. Bu adamı saatmda uyandır, ona hafif ol, der.

O adama ölüm gelince de okuduğu Kur'an-ı Kerim yıkanması esnasmda onun baş ucunda bekler.

Yıkanması bitince Kur'an kefen ve göğsü araşma girer. Kabre konulunca münker ve Nekir gelir. Kur'an onunldi M me-lekler arasına girer. Melekler, Kur'an'a bırak bizi bu adamgjflft so*ru soralım.

Kur'an ise, hayır Vallahi bunu Cennete kadar yalnız bflfHkma-yacağım. Kur'an ölüye beni tanır mısın? O:

Hayır der. i Kur'an:

Ben o Kur'anım ki seni gece uykusuz bırakır. Gündüz susuz. Şeh*vetten men eder. Benden başka bir şey görmez ve işitmezdin, beni dostlar arasında en doğru dost ve kardeşler içinde en sadık kardeş bulacaksm. Sana müjdeler olsun, Münker ve Nekir'den sonra sana endişe verecek bir şey yoktur, deyince o melekler giderler. Kur'an ise

Allah'ın huzuruna' yükselip, o ölü için Allah'dan döşek, yorgan ve nurdan bir kandil ve Cennet yaseminlerinden bir yasemin çiçeğini ister. Allah da kabul eder. Bunları sema meleklerinden bin melek taşırlar. Bunlardan önce yine Kur'an o ölüye varır, ona benden son*ar sıkıldın mı? Bu şeyleri Allah*dan istemekten başka bir şey için durmadım. İsteyip sana getirdim, der.

Melekler kabirde ona yatak serer. Yasemin çiçeğini ayak ucu*na bırakırlar. Önce sağ taraf üzerine uzatırlar, daha sonra sırtüstü yatırırlar ve melekler semaya gidinceye kadar onlara bakarak, gö*züyle onları takip eder.

Sonra Kur'an, kıble cihetinde onun kabrini Allah'ın istediği ka*dar genişletir. Ebû Muaviye'nin kitabında şöyle yazılmıştır:

Dörtyüzsenelik bir mesafe kadar kabri genişletilir. Önünden ya*semini alıp Sura üfürülünceye kadar onu koklatır. Hergün bir veya, iki sefer ailesine gelir, onların hayır ve akıbeti İçin dua eder. Çocuk*larından biri Kur'an okumuşsa ona müjde verir. Eğer kötü bir ço*cuğu varsa, kıyamete kadar ona ağlar.

Hafız Ebu Musa el-Medini dedi ki, bu güzel CHasen) bir riva*yettir, îmam Ahmed, Ebu Hayseme ve onların muasırları, ubade bin Samite varan bir senedle Abdurrahman el-Makarri den rivayet et*mişlerdir. Ukayli bunu zaif hadisler arasında, ibn-i Cevzi mevzu hadisler arasında saymışlar ve sahih değildir, demişler.

Beyhaki, «Kabir Azabı» kitabında ibn-i Abbas'dan rivayet etti*ğine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellemî Hz. Ömere hitaben şöy*le dedi:

Toprağa varacağında durumun ne olacak ey Ömer! Üç zira, bi karış uzunluğunda bir zira bir karış genişliğinde sana bir çukur kazılıp, saçları yerde çekilen, sesleri bulut gürültüsüne benzeyen, gözleri şimşek gibi ve dişleriyle yeri kazan, siyah Münker ve Nekjr gelirlerse, seni oturtup, sükseler hâlin ne olacak!

Hz. Ömer' (Radıyallahû anh) : Yâ Resûlallah. O gün dünyada üzerinde olduğum inanç üzere olmayacakimyım? diye sordu. Resûlullah, evet deyince Hz. Ömer Allah'ın izniyle a günün üstesinden gelirim, dedi.

Beyhaki, hasen bir senedle ibn-i Abbas (Radıyallahû anhüma)'-dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Ölü kabirde geri dönenlerin ayak seslerini işitir, sonra oturur, ona: i «Rabbin kimdir?» denilince,

Rabbim Allah'dır der. Dinin nedir? sorulur. O

İslamdır, der. «Peygamberin kimdir?» O

Peygamberim Muhammed'dir. Onun hakkında bilgin nedir? io-rarlar;

Cevaben onu tanıdım, ona iman ettim ve getirdiği şeylerde onu tasdik ettim, deyince gözünün kestiği kadar kabir ona genişlenir. Ruhu müminlerin ruhlarıyla beraber olur.

Taberâni «Evsât»da, sahih bir senedle ibn-i Abbas'dan rivayet ettiğine göre, kabre gelen iki meleğin ismi Münker ve Nekİr'dir.

îbni Ebi Hatem ve Beyhakî ibni Abbas'dan rivayet ettiklerine göre;

Mümin sekerâta düşünce melekler ona selâm vererek hazır olur*lar, ve Cennetle müjdelerler. Ölünce cenazesiyle beraber yürürler. İnsanlarla beraber cenaze namazını kılarlar. Ölü defn edilince ka*birde oturur, ona «Rabbin kim?» denilir. O «Rabbim Allah'dır» der. «Resulün kim?» denilir. O Resulüm Muhammeddir, der. Ona «şeha-detin nedir?» denilir. O, Şehadetimdir, der.

İşte Kur'an'da kavl-i sabit (kuvvetli kelam) denilen budur: «Allah kavl-i sabit ile ehl-i imanın ayağını kaydırmaktan alıko*yuyor»

Sonra kabir ona genişlenir.

Kâfir ise ona melekler gelirler. Ölümü anında arkasına yüzü-

ne vururlar. Kabirde oturtulur ve ona «Rabbin kimdir?» denilir. O hiç cevap vermez. «Peygamberin, kimdir?» sorulunca yine hiç bir şey cevap vermez. İşte Kur'an'da buyurulan «Zalimleri delalete gö*türür, yollarını saptırır» [1] mealindeki âyet-i kerimenin mânâsı bu*dur.

Cüveybir «Tefsirimde, Dahhak'dan, o da ibn-i Abbas'tan (Radı-yallahû anhüma) rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleylıi ve Seîlem) Ensardan birinin ce*nazesinde hazır bulundu. Kabre varınca, kabir tamam olmamıştı. Resûlullah oturunca ashab da sessiz olarak oturdular. Sanki baş*larında kuş vardı.

Resûlullah (Sallalîâ^ıû Aleyhi ve Sellem) gözünü yere dikti. Elin*deki değnekle yeri deşiyordu. Sonra semaya göz gezdirdi. Ve üç kere kabrin azabından Allah'a sığınırım dedi, sonra da şöyle buyurdular.

Mümin kul âhirete yönelip dünyayı geride bırakınca ona ölüm gelir. Onun baş ucunda oturur. Cennetten yanlarında hediyeler, ko*ku ve elbiseler olan melekler de gelir.

Göreceği bir şekilde iki saf kurarlar. Önce ölüm meleği, sonra öbür melekler ona müjde verirler ve su, testisinden akarcasına ru*hunu çekerler. O, meleklerin müjdelediklerinden aldığı sevinçle ru*hunu kolaylıkla teslim eder. Sonra melekler ruhunu alır. Ve hiç bir melek ona getirilen kokuyu sürmeden ve zinetleri giydirmeden ay*rılmaz. Koku sürmesinden sonra onun kokusuyla feza aniden dop*dolu olur.

Gökteki melekler, nedir bu koku? diye sorarlar. Bu filanın ru*hunun kokusudur, derler. Ve ona rahmetle dua ederler. Sonra, onu semâya götürürler, ve semâ kapıları ona öyle açılır ki her kapı ona adeta âşıktır.

Her semânın ehli ona merhaba derler, «Ey Rabbinin öğütlerini kabul eden ruh, sana merhabalar olsun» denilir.

Sidretü'l-Müntehaya vardırılınca, melekler Yâ Rab. Ruhunu aldık, derler. Allah, onu yere götürün.

«Zira ben onları topraktan yarattım. Tekrar toprağa iade ede*rim ve bir daha onları oradan çıkartacağım.» [2] der.

O vakit ölü geıi dönenlerin ayak ve el seslerini işitir. Ve kabirde iki rahmet bir de azap meleği gelir. Bakar ki amelleri onu sarmış*lar : Namaz ayakları yanında, Oruç başı yanında, zekat sağında, sa*daka solunda, hayır ve iyi ahlâkı göğüsü hizasında durmuşlar.

Azap meleği hangi cihette ona varmak istese salih ameli engel olur.

Elinde demirden, ağır bir sopa ile ölüye şöyle der:

«Eğer namazın, orucun, zekâtın ve sadakaların seni ihata edip muhafaza etmeseydi. Sana öyle bir darbe vuracaktım ki kabrin ateş*le dolardı.» Sonra azap meleği gider, onu rahmet meleklerine bırakır. Rahmet melekleri biri öbürüne der ki:

«AUah'm bu velisine şefkat et, zira o büyük bir zorluk içinden geliyor. Ve ona der ki! . Rabbin kimdir? O, Allah'dır der. Dinin nedir? O, İslamdır, der. Peygamberin kimdir?

O, Muhammeddir der.

Ona sana bunu bildiren ne idi? derler. O ise, -ben Allah'ın kita*bını okudum. İman edip, tasdik ettim, der. !

Bu şiddetli imtihandan sonra semadan bir ses gelir. Kulum doğ*ru söyledi, ona Cennet sergilerini serin, Cennet elbiselerini giydirin temiz kokusunu sürün ve kabrini genişletin. Baş ucunda Cennete bir kapı açın.

Sonra rahmet melekleri ölüye, «kabir azabını tatmadan; hare*minde zifafa giren çiftlerin uykuları gibi uykuya dal» derler. Ölü, durmadan «Yâ Rabb kıyameti kopar, ehlimle görüşeyim. ıCennetteki nasibime kavuşayım» der. O, kıyamette yüzü ak olarak haşre kalkar.

Ibn-i Ömer (Radıyallahû anh) 'in hadisi:

Beyhaki, Zühd'de ve ibn-i Asâkir kesik bir senedle ibn-i Ömer (Rachyallahû anhüma)'dan rivayet ettiklerine, göre;

İbn-i Ömer, bir adama ey kardeş bilmiyor musun, önünde ölüm var. Bilmezsin, Sabah mı akşam mı? Dikkat et! Önünde kabir şid*deti ve arkasında Münker ve Nekirin gelişi var, sonra da kıyamet kopar. Ve bâtıl işleyenler hüsrana uğrarlar.

Deylemî, Firaevs Müsned'inde ibni Ömer (Radıyallahû anh)'den rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöy*le buyurmuştur:

Ağzınızdan:

Allah Rabbimiz, İslam dinimiz, Muhammed (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) nebimizdir. Sözlerini ayırmayınız. Zira kabirde bunlar dan sorulacaksınız,

SuFi
05-05-2009, 15:23
İbn-i Ömer'in hadisi;

Ahmed, Taberani ibn-i Ady sahih bir sened ile ve ibn-i Ebi Dün*ya ve Acûri, ibn-i Ömer (Radıyallahû anh)'den rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) kabirde soru soran meleklerden bahsederken Hz. Ömer (Radıyallahû anh) Yâ Resûlul*lah o zaman aklımız bize iade edilecek mi? dedi. Resûlullah da, evet dünyadaki halinize dönersiniz, dedi.

Hz. Ömer (Radıyallahû anh) : Öyle ise ağzında taş mı olur? (Ya*ni öyle ise îıeden cevap vermesin.) dedi.

tbn-i Mesûd (Radıyallahû anh) 'm hadisi:

Taberani -el-Kebir'de- sahih bir sened ile ve Beyhakî, Azah-ül Kabir kitabında, ibn-i Mesûd (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettik*lerine göre, şöyle demiştir:

Mümin öldüğü zaman, kabrinde oturtulur. Ona:

Rabbin kimdir? Dinin nedir, Peygamberin kimdir? diye sorulur.

O, Rabbim Allah'dır. Dinim İslam'dır. Peygamberim de Muham-med'dir, der. Kabri ona genişlenir. İçi ferah olur.

îbn-i Mes'ud (Radıyallahû anh) bunu dedi, sonra şu âyeti oku*du !

«Allah kuvvetli söz ile (kelime-i şehadetle) dünyada da ahirette de ehl-i imanın ayaklarını kaydırmaktan alıkor.»[3]

Kâfir ise, kabrine sokulduğu zaman, oturtulur. Rabbin kimdir? Dinin nedir? Peygamberin kimdir? sorulur. O bilmem, der. Kabri ona daralır. Azap içinde kalır.

Sonra ibn-i Mes'ud (Radıyallahû anh) şu âyeti okudu:

«Kim ki, Benim zikrimden yüz çevirirse onun için dar bir geçim vardır. Ve onu kıyamet gününde kör olarak haşr ederiz» [4]

H îbn-i Ebi Şeybe ve Beyhaki ibn-i Mesud'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Sizden biri, ölünce kabirde oturur, ona, sen necisin, denilir. Mü*min ise ben hayatta da ölümde de Allah'ın kuluyum.»

Eşhede ella ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammederresulul-lah» der. Kabri genişlenir. Cennetteki yeri ona görünür, Cennet el*biseleri kendisine giydirilir.

Kâfir ise, ona necisin denilince, bilmem, der. Ona, bilmeyesin denilir. Kabri daralarak kaburgaları birbirine girer. Kabrin duvar*larından yılanlar, ona hücum ederek onu kemirmeye başlarlar. Ba*ğırınca da demir sopalarla dövülür ve ona Cehennem kapıları açılır.

Acuri, eş-Şeria'da ibn-i Mes'ud (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir: ,

Kul vefat edeceği zaman Allah bazı melekler gönderir. Ruhunu kefenler, içinde kabzederler. Kabrine konulduğu vakit, Allah, iki me*lek gönderir. Onu kovalarlar. Ona Rabbin kimdir? derler. Q, Rab*bim Allah'dır, der. Onlar, dinin nedir, derler, O İslâmdir, der. Onlar, Peygamberin kimdir, derler; O Muhammed'dir der. Onlar, doğru söyledin hayatında da öyle idin, derler. Ona Cennet sergileri ve el*biselerini getirin, ona Cennetteki yerini gösterin, denilir.

Kâfir ise; öyle bir darbe yer ki, kabri ondan ateşle dolar. Ve öy*le daralır ki, kaburgaları birbirini kırar. Deve boynu gibi yılanlar ona gönderilir.!

El-Hallal kendi kitabında ibn-i Mesûd (Radıyallahû anh) 'dan ri*vayet ettiğine göre; :

Müminin ölümü yaklaşınca, ona ölüm meleği gelir ve ey temiz ruh, temiz bedenden çık, der. Ruh çıkınca melek onu kırmızı bir beze sarar. Yıkanıp, kefenlenip, kabre doğru yola koyulunca ruhu cesedi üzerinde onu takip eder.

Kabre konulunca da oturtulup, ruhu kendisine iade edilir ve Rabbin kim, dinin nedir, peygamberin kimdir, soruları sorulur. Doğ*ru cevap verince kabri genişletilir. Ruhu âla-yı illiyine yükselir.»

Sonra ibn-i Mesud şu âyet-i kerimeyi okudu:

İyilerin kitabı (yazgısı) illiyindedir. Bilir misin, illiyin nedir, ya*zılmış bir kitaptır. Onu makerrep melekler müşahede eder.[5]

Dedi ki: «O kitap yedinci göktedir. Kafir hakkında ki sözü de rivayet edip şu âyeti okudu:

«Evet facirlerin kitabı, siccindedir. Bilir misin siccin nedir. O yazılı bir kitaptır. [6] Dedi ki: Siccin, yerin yedinci alt tabakasıdır.

Hz. Osmaifm hadisi:

Ebû Davud, Hakim, Beyhaki, Hz. Osman (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) defin edilmek üzere olan bir cenazenin kabri yanından geçerken şöyle buyurdu:

«Şu kardeşiniz için istiğfarda bulunun. Cevapda sebat bulması için dua edin. Zira O şimdi sorguya çekilmektedir.»

Hz. Ömer'in (Radıyallahû anh) hadisi:

|Ebu Dâvud, Hakim, Beyhaki Hz. Ömer (Radıyallahû anh)'(Ja(n rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) bana şöyle buyurdu

Ey Ömer, dört zira1 uzunluğunda iki zira' eninde bir çukura dü-ştip, Münker ve Nekiri göreceğin zaman, durumun ne olacaktır? Ben ey Allah'ın Resûlu Münker ve Nekir nedir, dedim.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) onlar imtihan melek*leridirler. Dişleri, saçları ve sesleri çok şiddetli olup, yanlarında, bir cemâatin yerde kaldırmayacağı bir sopa (kamçı) vardır. Onlara gö*re bir baston gibidir. Seni imtihan ederler. Bilmeyip karıştırırsan onunla seni kül edercesine döverler. Ben ey Allah'ın Resûlu o zaman yine böyle miyim. Resûlullah, evet deyince. Ben üstesinden gelirim, dedim.

Ebû Nuaym, ibn-i Ebi Dünya, Acuri, Beyhakı, Ata bin Yesâr'den rivayet ettiklerine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Hz. Ömer'e (Radıyallahû anh) şöyle buyurdu:

«Ey Ömer, ölüp üç zira' bir karış uzunluğunda, bir zira bir ka*rış eninde olan bir çukura defnedilmek üzere, yıkanıp, kefenlenip, üstün toprakla örtülerek, sesleri bulut gürültüsü, gözleri şimşek gibi olan Münker ve Nekirin sorularına maruz kaldığın, sağa sola seni silkeleyip korkutacakları zaman hâlin ne olacaktır?»

Hz. Ömer (Radıyallahû anh) Ey Allah'ın Resûlu! O zaman aklım benimle beraber mi olacak? diye sordu. Resûlullah (Sallallâhû Aley*hi ve Sellem) «Evet» deyince Hz. Ömer (Radıyallahû anh) «Üstesin*den gelirim inşaallah» dedi.

Amr bin As'ın. hadisi:

Müslim, Amr bin As (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine gö*re şöyle demiştir:

Benî defin edeceğinizde, üstüme toprağı şefkatla dökün. Bir de*ve yavrusunu kesmek, soymak ve etini parçalamak kadar bir vakit yanımda kalın ki sizinle ünsiyet edeyim ve Rabbimin elçilerine nasıl cevap vereceğim diye bakayım. Muâz'ın hadisi:

El-Bezzâr, Muâz bin Cebel (Radıyallahû anh)'den rivayet ettiği*ne göre Resûlullah (Sallalîâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«İçinde Kur'an okunan evin üstünde Nurdan bir çadır vardır. Denizin içinde ve kırda kılavuz olarak tâkib edilen parlak yıldızlar gibi gök ehli de o nuru takib edip ona uyarlar.

Kur'an sahibi ölünce o nur çadırı o evin üstünden kaldırılır. Se*mâdaki melekler bakarlar, fakat o nur çadırını görmezler. ,

Melekler onu semadan semaya karşılar ve ruhunun üzerinde na*maz kılarlar. Sonra kıyamete dek ona istiğfar ederler.

Kur'ân-ı öğrenen her şahıs, gece bir an kalkıp namaz kılsa, o gece, ertesi geceye, namaza kalkması ve ona hafif gelmesi için mut*laka vasiyet eder. Ölünce de ehli techiziyle meşgulken, Kur'an güzel bir surette onun baş ucunda durur, kefenlerken de göğsü ve kefeni arasına yerleşir. Kabre bırakılınca da ona Münker ve Nekir gelir. O zaman yine Kur'an araya girmek üzere gelir. Onlar Kur'an'a bı*rak bizi bunu muhasebe edelim. Kur'an ise Kabe'nin Rabbi ile ye*min ederim. O benim arkadaşım ve dostumdur, onu yalnız bırak*mayacağım. Yapacağınız bir şey varsa yapın. Amma ben burdan ayrılmayacağım. Onu Cennete bırakıncaya kadar.

Sonra, Kur'an okuyucusuna dönerek:

«Ben çok sevdiğin, sesli ve gizli okuduğun Kur'an'ım. Ben dos*tunum ve ben kime dostsam Allah da ona dost olur. Münker ve Nekir sualinde sana artık bir endişe olmasın- der. Sonra, melekler gi*derler. Kur'an ve arkadaşı kabirde başbaşa kalır. Dünyada gece uy*kusuz kalıp, gündüzleyin meşakkate katlanıp bana saygı gösterdi*ğin gibi, sana güzel bir yatak ve elbise hazırlayacağım der ve kısa bir zamanda semaya yükselerek Allah'tan mezkur şeyleri ister. Al-lah'da icabet edip verir. Kur'an onları alarak altıncı gökten bin me*lekle sahibine ulaşır. Ve bir kaç dakika içinde geçen zaman için dahi halini sorar, tesellide bulunur. Kabri genişlenir. Ve onları sahibine amade eder. Ona kalk der. Melekler onu yumuşaklıkla kaldırırlar. Kabri dörtyüz senelik mesafe kadar genişlenir. Sonra melekUr onun için güzel döşenmiş yeşil ipekten döşekleri, altma sererler. İpek ku*maş başucuna ve ayak ucuna serilir ve o zinet eşyasıyla beraber, kabrinde kıyamete dek bir nur lambası yakılır.

Kur'an haşre dek her gün arkadaşının evine uğrar. Hâl ve du*rumlarını öğrenip ona bildirir. Ana çocuğuna sahip çıktığı gibi ona sahip çıkar. Çocuklarından biri Kur'an'ı öğrenmeye başlasa sahi*bine (arkadaşına) müjde verir.

Kötü bîr nesli varsa, ıslah olmaları için Kur'an duada bulunur.

Bu hadis gariptir. Senedinde meçhüllük ve kesiklik vardır.

îbn-ül-Mübarek Zühd»deibn-i Ebi Şeyfce ve Acûri «Şe-ıjiat»da ve Beyhhaki Ebu Derda (Radıyallahû anh)'dan rivayet et*tiklerine göre;

«Bîr adam,» ibnül-Mübarek'e, bana fayda verecek bir hayrı öğ*ret» dedi. O'da, ona cevaben, eğer başka bir şey istemiyorsan işte dinle! dedi.

Daracık yere düşüp senden ayrılmayı istemeyen dostların ora*ya seni bırakıp, toprakla üstünü örterlerken, sana iki melek gele*cek. Onlar, heybetli olup Münker ve Nekir denilen meleklerdir. Rab-bin, dinin ve peygamberin kimdir, diye seni muhasebeye tâbi tuta*caklar. İşte o vakit cevâbını verirsen, kurtulursun ve doğru yolu bul*muş olursun. Sen, bu zorluk ve korku ile beraber, ancak Allah'tan ve*rilen bir güçle buna muktedir olabilirsin.

Eğer bilmezsen, Allah'a yemin ederim ki helak oldun demektir ve büyük zarara girmiş sayılırsın.

Ebû Said (Radıyallahû anh)in hadisi;

Ahmed ve Bezzâr sahih bir senedle Ebû Saîd el-Hudri (Radıyal*lahû anh)'den rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellenı) ile beraber bir cenaze*de hazır bulundum. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) orar dakilere hitaben şöyle buyurdu:

Ey insanlar. Muhakkak ümmetim kabirde sorguya çekilecektir.

Mümin defn edilip, arkadaşlar onu yalnız bıraktıklarında ona elinde bir kamçı ile bir melek gelir. Kabirde onu oturtur. Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) için ne diyorsun, onu nasıl biliyorsun, diye sorar.

Mümin ise Allah'dan başka bir ilâhın bulunmadığına ve Mu-hammed'in onun elçisi olduğuna şehâdet ediyorum, der. Melek ona, doğru söyledin, der ve ona Cehenneme bir kapı açar, orada bir yer ona gösterir. Eğer iman etmeseydin bu senin yerin olacaktı. İman ettiğin için ona bedel işte sana cennette şu gördüğün menzil veril*miştir, der.

Cennetteki yerini gördüğünde, oraya gitmeyi arzular, fakat ona şimdi dur, denilir ve kabri çokça genişletilir.

Eğer kâfir ise veya münafık ise, ona «peygamber için ne diyor*sun» sorulunca o bilmem, yalnız onun için insanlar bir şeyler diyor-dular. Ona bilmeyesin denilir. Sonra Cennetten ona bir makam gös*terilir. Ve eğer iman etseydin o makam senin olacaktı. Şimdi ona be*del Cehennemde şu gördüğün yer sana verilmiştir, denilir. Kabri çok*ça daraltılır. Ve demir kamçüarıyla vurulur. Öyle ki ins ve cinden başka her şeyin işiteceği bir sesle bağırır.

Oradaki insanlardan bir kısmı, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'den sordular:

Ey Allah'ın Resulü, elinde demir kamçıyı gören herkes kork-

maya başlar, dolayısıyla cevaba güzelce muktedir olamaz, dediler. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Allah o zaman müminlere cesaret verir. Cevaba muktedir olurlar, diye buyurdu.

Rafi' (Radıyallahû anh) 'in hadisi:

Ebû Rafi'den Taberani ve Ebû Nuaymin rivayet ettiklerine gö*re;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) bir kabrin başından ge*çlerken üç sefer «yazık» dedi. Ben:

—Ne oldu yâ Resûlullah, bende mi bir şey gördün? dedim. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Hayır, şu kabir var ya... Ben sahibinden soruldum, benden şüphe ettiği için kurtulamadı, diye buyurdu.

Yine Bezzar, Taberani ve Beyhaki Ebû Râfi'den rivayet ettik*lerine göre şöyle demiştir:

Bak el-Garkad denilen yerde Resûlullah ile beraberdim. Ben Resûlullah'm ardında yürüyordum. Yüzümü çevirdim. Resûlullah

Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

— Hayır bilmeyesin, doğruyu bulamayasın! Ben:

— Ey Allah'ın Resûlu ne yaptım, dedim. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Seni kastetmiyorum, dedi. Fakat şu kabirdekinden beni sor*ular. Beni tanımadığını söyledi. Onun için öldüğü günden beri kab*il ilk defin olduğu halde su ile ıslaktır, buyurdu.

Ebû Katâde'nin hadisi:

îbn-i Ebi Hâtem, Ebû Katâde (Radıyallahû anh)'den rivayet etâğine göre şöyle demiştir :

«Mümin ölünce kabrinde oturtulur. Ona Rabbin kim? denilir. O ise:

Rabbim Allah'dır, der.

Peygamberin kimdir? denilince!

Cevaben: Muhammed (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'dir der. Üç kere böyle sorulur. Sonra Cehennemden ona bir kapı açılır, işte iman etmeseydin orası senin olacaktı, denilir.

Sonra kendisine Cennetten bir makam gösterilir, burası senin*dir. Zira cevaba muktedir oldun, denilir.

Kâfir ise, kabirde oturtulur. Rabbin, peygamberin kimdir, soru*lur. O, bilmem der, ona bilmeyesin denilir. O, insanların bir şeyler söylediklerini işitirdim, der. Ona önce Cennetten bir makam göste*rilir, sonra Cehennemdeki yeri gösterilir, orası senindir. Zira cevap veremedin, denilir.

İşte «Allah Kavl-i sabit (lâ ilahe illallah) ile dünyada da ahi-rette de ehli imana sebat verir» mealindeki âyet-i kerimenin mânâsı budur.

Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'in hadisi:

Tirmizi, Hasen gördüğü bir rivayetle ve ibn-i Ebi Dünya ve Acûri ve ibn-i Ebu Asım ve Beyhaki, Ebû Hüreyre'den rivayet ettiklerine göre;

Resûîullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Ölü kabre konunca siyah ve mavi iki melek gelirler. Birine Mün-ker, diğerine Nekir denilir, ona o adam için ne diyordun? diye sorar*lar. O ise şehâdetini getirerek cevap verir. Onun için kabrini geniş*letir, aydınlatırlar. O bu durumunu ehline haber vermek için onlar*dan izin ister. Ona «hayır gelin uykusu gibi uykuya dal, denilir. O da dirilinceye kadar öyle yatar.

Eğer o ölü münafık ise, şöyle der:

insanların o zât hakkında bazı şeyler söylediklerini işittim. Ben de onlar gibi diyordum. Başka bir şey bilmiyorum. O iki melek de, biz senin öyle dediğini biliyorduk derler. Bunun üzerine onu sıkmak için yere emir verilir. Kaburgaları birbirinden geçecek şekilde yer onu sıkar. Ve Kıyamet gününde Allah onu kaldırmcaya kadar öy*lece azap içinde kain Taberani «Evsat»da ve Merdeveyh, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Resûîullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ile beraber bir cenaze ihtifalinde bulunduk. Defni bitip insanlar dağılınca, şöyle buyurdu s

— Şimdi onların ayak seslerini işitir. Ona Münker ve Nekir gel*diler. Gözleri bakır kazanları gibi, dişleri öküz boynuzuna benzer. Gök gürültüsü gibi sese sahiptirler. Onu oturturlar. Ona neye iba*det ettiğini, peygamberinin kim olduğunu sorarlar. Eğer Allah'a iba*det edenlerden ise; ben Allah'a ibadet ederdim. Peygamberim ise Mu*hammed (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'dir. Bize mucizeler gösterdi. Biz de ona inandık ve ona uyduk, der.

İşte «Allah iman edenleri kavli sabit ile dünyada da âhirette de korur» mealindeki âyetin mânası böyle gerçekleşmiş olur.

Ona denilir ki, imanla dünyaya geldin. Ve imanla öldün. Ve iman üzere dirileceksin. Sonra kabrinden ona Cennete bir kapı açı*lır.

Eğer şüphede ise, bilmem der, yalnız insanların söylediklerini söylerdim, der. Ona, şüphe ile geldin ve şüphe üzere öldün ve şüphe üzere dirilesin, denilir. Sonra ona cehnneme bir kapı açılır. Üstüne öyle akrep ve yılanlar musallat olur ki, şayet birisi dünyaya tifürse, dünyada hiç bir şey bitmez. Ve onu sıkmak için yere emir verilir. Onu öyle sıkıştırır ki, kaburgaları birbirinden geçer.

Hennâd, «Zühd»de ibn-i Ebi Şeybe, ibn-i Cerir, ibn-i Münzir, ibn-i Hibban, Taberani, ibn-i Merdüveyh, Hakim, Beyhaki, Ebu Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre, Resûîullah (Sallallâ*hû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Allah'a yemin ederim ki, ölü kabre konulunca dönen teşyicî-lerin ayak seslerini işitir. Mümin ise, namazı baş ucunda, zekâtı sa*ğında, orucu sol tarafında ve iyilikleri ise ayakları yanında durur.

Sorgu meleği baş ucuna gelmek ister. Namazı, hayır benden ge*çit yoktur. Sağında zekât, solunda orucu, ayak ucunda iyilikleri biz*den de geçit yok, derler.

SuFi
05-05-2009, 15:27
O vakit melek ona otur, der. O da oturur. O an ölüye göre gü*neş batmak üzeredir. Ona senden soracaklarımıza cevap ver, denilir. O ise meleğe, bırak beni, akşam namazını kılayım da ondan sonra benden sor, der.

Melek ona, şimdi kılarsın, sorduklarımıza cevap ver. Ölü neyi soruyorsunuz, der.

Melek, ona, sen içinizdeki adama ne dersin. Ölü, «Ben onun Al*lah'ın Resulü olduğuna şehâdet ederim, getirdiği âyetleri tasdik et*tik ve ona uyduk» der.

Melek ona, Evet, doğru söyledin. Bu iman üzere geldin ve iman üzere gideceksin ve o şekilde de haşrolacaksın. Bundan sonra gözü kestiği kadar kabri genişlenir.

İşte bu ölüde Allah'ın şu sözü tahakkuk eder:

«Allah, dünyada da Ahirette de ehl-i imana Kavl-i sabit ile kuv*vet verir.»[7]

Sonra, ona Cehennemden bir kapı açılıp, bir mekân gösterilir ve eğer iman etmeseydim bu gördüğün senin olacaktı, denilir. O zaman ölünün neşesi daha da artar.

Bunun ardında Cennet'den bir yer ona gösterilir. îşte bu Allah'ın sana hazırladığı bir yerdir» denilir ve o, daha da sevinir.

Cesedi toprağa dönüşür. Ruhu da Cennette ağaç üstünde duran yeşil bir kuşun içine girer, orda gezer.

Kâfir ise, etrafında koruyucusu olmaksızın melek kendisine va*rır. Korkulu bir şekilde oturtur. ResûluUah'ı ondan sorarken, ismini bilmpz. Ona bilmeyesin, denilir. Böyle yaşadın ye böyle haşr olacak*sın, denilir. Kabir ona daralır. Kaburgaları birbirine girer. İşte Al*lah'ın şu sözü bunda böyle gerçekleşir.

Kim ki benim zikrimden yüz çevirirse ona dar bir hayat var*dır. Ve kıyamet gününde kör olarak haşredilecektir.» [8]

Ona önce Cennetten bir makam gösterilir. Ve eğer iman etsey-din bu senin olacaktı, denilir. Ve cehennemden Allah'ın ona hazır*ladığı yeri gösterirler M hayret ve feryadı daha da artar. Ebû Ömer ed-Darir dedi ki: Hammad bin Selemeye dedim :

Yukarda bahsedilen kişi ehli Kıbleden mi? O evet dedi. Ebu Ömer dedi ki;

O insan şehadet getiriyordu. Fakat inanmadan, insanlardan İşittiği gibi söylüyordu. İman onda bir bilgi olarak kalbine yerleşme*mişti.

Taberani «Evsat»da Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan ri*vayet ettiğine göre:

Kabirde melek ölüye, baş ucundan gelmek istediğinde, Kur'an okuyuşu, ayaklan yanından gelmek istediğinde, sadakaları, sağ ve solundan gelmesinde ise, camiye gitmesi o meleğe engel olur.

Sabır kenarda durup, şöyle der: Eğer bir açık kapı bulsaydım ona da ben bakardım.

îbn-i Ebi Dünya, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'dan rivayet et*tiğine göre şöyle demiştir:

Meyyit kabre konulduğu zaman iyi amelleri ona gelir. Etrafını tutarlar. Azap ona başucundan gelse, Kur'an kıraati, karşısına çı*kar. Ayakları tarafından gelse, namaza kıyamı karşısına çıkar. El*leri tarafından gelse,

Vallahi biz ancak, sadaka ve dua için uzanırdık. Sana (ey azap) yol veremeyiz, derler. Azap ağzı tarafından gelmek istediğini zaman, zikir ve oruç ona karşı gelirler.

Ravi dedi ki; namaz dahi karşı gelir.

Sabır kenarda durur. Eğer açık bir gedik bulsaydım, ona da ben karşı gelirdim.

Böylelikle, onun salih amelleri, kişinin akrabası kendisini sa*vunduğu gibi, onu savunurlar.

Bunun üzerine ona, uyu! Cenab-ı Hak senin bu yatağını mü*barek kılsın.

Ne iyi dostların var. Ve ne iyi arkadaşların vardır! denilir.

îbn-i Ebi Dünya ve ibn-i Mende, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) '-dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Mümin sekerâta girdiği ve ruhu cesedinden çıktığı vakit, melek*ler şöyle der: Güzel ruh, güzel bir cesetden çıkmıştır.

Evinden kabrine götürüldüğü vakit, ister ki, onu çabuk götür-sünler. Kabrine bırakıldığı zaman biri gelir, başından tutmak ister. Onun secdesi onunla o gelen arasına girer. Karnından tutmak ister. Oruç araya girer. Elini tutmak isteyince sadaka araya girer. Aya*ğından tutmak isteyince namaza kıyamı ve ayaklarıyla camiye yü*rümesi araya girer.

Bundan sonra, Mümin daha asla korkmaz. Korkutmak için han*gi yaratık gelse de...

Sonra Cennetteki makamını ve Allah'ın ona hazırladığı şeyleri görünce, Allah'ım beni menzilime kavuştur, der. Ona: Git, gözün aydın olarak yat. Daha sana kavuşması gereken kardeşlerin vardır, denilir.

Kafir ise, sekerata girip, ruhu cesedinden çıkınca, melekler: Ne pis bir ruh, ne pis bir cesetten çıkmış! Evinden kabre götürüldüğü zaman geciktirilmesini ister. Ve beni nereye götürüyorsunuz, diye bağırır.

Kabrine konulup, Allah'ın Ona hazırladığı Cehennemi görünce Allah'ım! beni geri gönder ki tevbe edip iyi ameller işleyeyim» der... Ona sen çok yaşadın denilir. Sonra Kabri daralır, kaburgaları bir*birinden geçer. Ürkülmüşün uykusu gibi bir uyku ile uyur ve irki-lir. Yerin akreb ve yılanları her taraftan ona hücum eder.

Bezzâr ve İbn-i Cerir «Tehzibü'l-Asâr»da Ebû Hüreyre (Radı-yallahû anh) 'dan ki Resûlullah'a nisbet etmiştir rivayet ettik*lerine göre şöyle demiştir:

Mümin başına ölüm gelip de gördüğünü görünce ruhunun çık*masını ister. Allah da onu huzuruna almayı sever.

Müminin ruhu göğe yükseltilir, diğer müminlerin ruhları gelip ondan dünyada tanıdıklarını sorarlar. O, ben filanı (dünyada) bırak*tım deyince, tuhaflarına gider. Ve filan öldü deyince diğer ruhlar, onun ruhu bize getirilmedi. Demek ateş arkadaşlarının ruhları içi*ne götürüldü, derler.

Mümin, kabrinde oturtulur. «Rabbin kimdir?» diye melek ona sorar

O, «Rabbim Allah'dir» der. Melek; ^Peygamberin kimdir?» der.

O «Peygamberim Muhammed'dir» der. Melek»

«Dinin nedir?» diye sorunca;

O «dinim İslam'dır» der.

Bunun üzerine ona kabrinden bir kapı açılır. Ona, makamına bak ve gözlerin dinmiş olarak yat. Kıyamet gününde Allah onu di*riltince sanki, hafif bir uyku kestirmiş gibi kalkar.

Eğer o ölü, Allah'ın düşmanı ise, ölüm ona gelip, o, gördüğünü görünce asla ruhunun çıkmasını istemez. Allah da onu huzuruna almak istemez.

Kabrinde oturtulup «Rabbin kimdir?» denilince O «bilmem» der. Ona «bilmeyesin» denilir. «Peygamberin kimdir?» denilince, yine «bil*mem» der. Ona «bilmeyesin» denilir. Ona da kabrinden Cehenneme bir kapı açılır. Ve öyle bir darbe yer ki, ins ve cinden başka herşey işitir. Sonra ona ırkilmişin uykusu gibi bir uykuya dal denilir. Son*ra kabri ona öyle daralır ki, kaburgaları birbirine geçer.

İbn-i Ebi Dünyâ, Ebû Hüreyre (Radıyaîlahû anh) 'den rivayet et*tiğine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Hz. Ömer (Radıyallâ-hû anh) 'e:

— Ey Ömerl Münker ve Nekir'i göreceğin zaman halin ne olur, bilir misin? dedi.

Hz. Ömer (Radıyallâhu anh) :

— Münker ve Nekir nedirler? dedi. Resûlullah (SaHalâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Onlar kabirde sorgu melekleridirler. Sesleri gök gürültüsü, gözleri şimşek gibi, saçları yerde çekilir, dişleriyle yeri kazarlar. Ve bir cemâatin yerden kıpırdatamayacağı bir demir sopayı da yanların*da bulundururlar, buyurdu.

îbn-i Mâce, Ebû Hüreyre (Radıyallâhu anh) 'dan rivayet ettiğine göre, Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular:

«Ölü kabre bırakılır. Salih kul kabirde korkusuz bir şekilde otu*rur. Ve ona «kimlerdensin?» denilince j

O «Ben İslâmı kabul edenlerdenim» der. Peygamber hakkında sorulunca:

«Allah'ın Resulüdür, Kur'an'la gelip kendisini tasdik ettik.» Son*ra ona;

«Allah'ı gördün mü?» denilir. O ise;

«Hayır kimse onu görmeye muktedir olamaz» der. Sonra birbiri*ni yiyen ve yakan Cehenneme bir pencere ona açılır. «Allah yârdı-miyle ondan korunduğun Cehenneme bak» denilir.

Daha sonra ona Cennetten bir pencere açılır. O da, o yerin gü*zelliğine bakar, ona «İşte orası senindir». Yine ona şöyle deniliri «Yakın üzere idin. Yakın üzere de öldün, inşaallah yakın üzerine de haşr olacaksın.» denilir.

- Kötü adam ise korkulu, çarpılmış bir tarzda kabirde oturur. Ona da «kimlerdensin» denilince. «Bilmem» der. Ve ona «Peygamber için ne bilirsin» denilince de «Bilmem, insanlar onun için bir şeyler di*yorlardı, ben de öyle derdim» der.

O vakit önce Cennetten bir pencere ona açılır. Güzelliğini tema*şa eder. Ve ona, «orası senin olacaktı amma sana nasib olmadı» de*nilir. Daha sonra da Cehennemden de ona bir pencere açılır. Birbi*rini yiyen o cehenneme bakar, ona «Orası senin karargâhındır» de*nilir.

Sonra ona: «Şek ve şüphe üzere idin. Öyle de öldün ve öyle haşr olacaksın» denilir.

Esma'nın hadisi:

İbn-i Ebi Şeybe ve Buharî Hz. Ebû Bekir (Badıyallâhu anhKın kızı Esma (Radıyallâhu anhâ)'dan rivayet ettiğine göre, şöyle de*miştir :

Resûlullah (Sallalâhû Aleyhi ve Sellem) 'den işittim şöyle bu*yurdu :

«Bana vahy edildi ki, sizler kabirlerinizde imtihan edileceksiniz. Benden sorulacaksınız. Yakın üzre olan mümin, beni tanıyıp Muhammed Allah'ın Resulüdür. Bize hidayet ve Kur'an'Ia geldi. Biz ka-

bul edip ona uyduk' der. Ona 'Senin mümin olduğunu bildik sağlık*la uykuya dal' denilir.

Münafık ve şüpheli ise «Bilmem insanlar birşeyler diyorlardı;

ben de öyle derdim» der.

îmam Ahmed, Esma (Radıyallahû anhâVdan, o da Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'den naklettiklerine göre;

İnsan kabrine konulduğu zaman, eğer mümin ise, namaz, oruç gibi amelleri etrafını sararlar. Melek, namaz yönünden gelir. Na*maz onu çevirir. Oruç tarafından gelir, oruç onu çevirir. Bu sefer ona uzaktan seslenir. Otur, der. Oturur. Bu adam yani Muhammed (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) hakkında ne diyorsun? O, O'nun, Al*lah'ın Resûlu olduğuna şehadet ederim.» der. Ona, «Ne bilirsin. Onu gördün mü?» denilince, O, «Şehâdet ederim o Allah'ın Resulüdür der.

Buyurdu ki; O vakit melek, ona, şöyle der«Bu yakin üzere ya*şadın ve öyle öldün ve öyle dirileceksin.»

Eğer o insan günahkâr veya gafil ise, melek ona gelir. Onu çe*virecek, hiç bir şey orada yok. Melek onu oturtur ve, bu adam hak*kında ne diyorsun? der. O, «hangi adam» der. Melek, «Muhammed» der. O, «bilmem, insanlar birşeyler diyordu, ben de ayni şeyi der*dim der. Melek, ona «Öyle yaşadın ve öyle öldün ve öyle dirilecek*sin.» der.

Buyurdu ki, Ona bir hayvan musallat olur. Beraberinde bir jop vardır. Eklemleri, deve horgücü gibi ateş korlarıdır. Allah'ın istedi*ği kadar, ona vurur. Hem de işitmez ki ona acısın

îmam Ahmied ve Beyhaki sahih bir senedle Hz, Âişe (Radıyalla*hû anhâ) 'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Bize bir yahudi kadını geldi. Kapıda durup yemek istedi. Dec-câlm fitnesinden ve kabir azabından korunmamız için dua etti.

Ben hep onu durdurmaya çalıştım. Ta Resûlullah geldi. Ben Re-sûlullaha dedim ki:

«Ey Allah'ın Resûlu. Bak bu kadın ne diyor. Resûlullah, «ne di*yor» diye sordu.

Ben «Allah sizi deccahn fitnesinden ve kabir azabından korusun diyor» dedim.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) kalktı ve ellerini aça*rak, deccahn fitnesinden ve kabir azabından istiâze etti.

Sonra da şöyle dedi:

«Her peygamber kendi ümmetini deccahn fitnesinden ikaz et*miştir. Ben de sizi ikaz ediyorum. Hiç bir peygamberin demediğini size bildiriyorum. Deccal kördür. Allah kör değildir. Deccal'in iki gö*zü arasında «bu kâfirdir» diye yazılıdır. Her mümin o yazıyı okuya*bilir.

Kabir fitnesi ise benim için imtihan edileceksiniz. Benden soru*lacaksınız. Ölü, mümin ise, korkusuz olarak kabirde oturtulur. Son*ra ondan; «Dünyada iken kimlerdendin?» diye sorulur. O, «İslam milletindendim» cevâbını verir. «Muhammed için ne dersin?» deni*lir. O, «Allah'ın kulu ve Resulüdür. Kur'an'la bize geldi. Biz onu tas*dik ettik» der. Ve ona Cehenneme bakan bir kapı açılır. «Şiddetli olan ateşe bak» denilir. Ona «İşte eğer iman etmeseydin o senin ola*caktı» denilir.

Sonra Cennetteki yerini ona gösterirler. Güzelliğini temaşa eder. «Orası senindir. Yakin üzere idin. Öyle de öldün ve öylece haşir ola*caksın» denilir.

Ölü kötü biri ise, kabirde korkudan kalbi kopacak bir şekilde oturur. «Kimlerdendin, Muhammed için ne biliyorsun?» diye soru*lunca «bilmem» cevâbını verir. «İnsanlar birşeyler derdi. Ben de Öy*le diyordum,» deyince ona önce cennetten bir yer gösterilir. «Eğer imant etseydin orası senin olacaktı.» Daha sonra cehennemdeki ye*rini gösterirler. «İşte burası senindir. Şüphe üzere idin. Öyle Öldün ve öyle haşr olacaksın» denilir. Ve azap verilir.

Beyhaki de aynisini rivayet etmiştir.

Bezzar, Ebû Hüreyre'den o da Âişe (Radıyallahû anhâ) 'den riva*yet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Bu ümmet kabirde imtihan edilecektir. Ben ise zaif bir kadınım

nasıl dayanacağım. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

«Dünyada da Ahirette de Allah, ehli imana kavli sabit ile sebat verir.»

Beyhaki, Âişe (Radıyallahû anhî'dan rivayet ettiğine gör

sülullah (Sallallâhû Aleyhi ye Sellem) şöyle buyurdu:

Kabirdekiler benden sorguya çekilirler. Ve «Allah ehli imana dünyada da Ahirette de kavl-i sabit ile sebat verir» âyeti bunun Re-hak-kinda nazil oldu.

îbn-i Ebi Dünya, Hz. Âişe (Radıyallahû anhâ)'dan rivayet etti*ğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Müminin cenazesi yola koyulunca, Allah aşkına beni acele gö*türün» diye bağırır.

Kabre konulunca ameli onu sarar, himayesine alır. Namaz sa*ğında, oruç solunda, Emri maruf işleyişi ayak ucunda durur. Azap meleklerine müsaade etmezler. Her aza dünyada iken ibadet özellik*lerini anlatırlar. İyi olmayan biri ise insandan başka her şeyin du*yacakları bir sesle bağırır. Eğer insan gitseydi ya bayıhrdıjj veya delirirdi.

İmam Ahnıed «Zühd»deEbû Nuaym, Tavus tarikiyle Hil-ye'de rivayet ettiklerine göre;

Ölüler kabirde yedi gün sorguya çekilirler. O, o günlerde onun adma dünyada hayır maksadiyle taam verilmesini sever.

Ebu Nuaym, Enes bin Malik (Radıyaîlahû anh) 'den rivayet etti*ğine göre şöyle demiştir: Ashab'dan biri ölmüştü. Defin işi bittikten sonra Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) kabri başında durup bakbık.

«İnna lillah ve inna ileyhi raciun» deyip ona şöyle dua etti. «Yâ Rab bu sana varmıştır. Kendisine varılanların en hayırlısı sensin. Kabri ona geniş kıl. Gök kapılarını rahmetle ona aç. Amellerini kabul et, sorguda lisanına sebat

El-Hakim, Nevâdir'ül-Usûl'da Süfyan-i Sevri'den rivayet ettiği*ne göre şöyle demiştir

Kabirde ölüden «Rabbin kimdir?» diye sorulunca şeytan görü-, nüp kendisine işaret eder. «Rabbin benim» diye telkin eder. Hakim dedi ki:

Resûlullah'uı «Definde denilen şeyler» babında geçen hadisi bu sözü teyid eder. Zira Restiluİlah dua ederken «onu şeytandan koru» demiştir. Eğer şeytanın orda tesiri olmasaydı öyle dua etmezdi.

İbn-i Şahin, «Sünnet»te... Râşit'den rivayet ettiğine göre şöyle dedi:

Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

Delilinizi öğreniniz, çünkü sorguya çekileceksiniz diye bize bu-yuruyordu. Peygamberin bu tavsiyeleri öyle sık idi ki, Ensar ölülerine ve erginliğe gelen çocuklarına kabirde Münker ve Nekir'e karşı de*nilecek cevapları telkin ediyorlardı...

Esselefi, Tuyuriyatta, Sehl bin Ammar (Radıyallahû anh)'dan ri*vayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Yezid bin Harun'u ölümünden sonra rüyamda gördüm. «Allah sana ne yaptı,» diye sordum. O şöyle dedi: «Beni kabre koyduklarında iki melek geldi. Dinin, rabbin, peygamberin kimdir?» diye sordular. Ben beyaz olan sakalımı tuttum. «Böyle sorular benim gibilerden de sorulur mu? Ben seksen sene insanlara bunu öğrettim,» deyinpe be*ni bırakıp gittiler. «Sen Cerir bin Osmandan ders okudun mu?» di*ye sordular. Ben «evet» dedim.

Onlar, «Cerir, Hz. Osman'ı sevmezdi. Allah da Cerir'i sevmez» dediler.

Lalkai, Sünnette, Havsere bin Muhammed el-Minkariden rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Yezid bin Hanımı rüyada gördüm, bana şöyle dedi:

Münker ve Nekir gelip beni oturttular. Sorguya çekip Rabbin kimdir?, Peygamberin kimdir?, dinin nedir? dediler. Ben ak sakalımı tuttum, benim gibilerden de mi sorulur? Ben Yezid bin Harunum. Dünyada altmış sene bunu insanlara öğrettim. Onlardan biri: «Doğ*ru söyledin. Gelin gibi uykuya dal. Bu günden sonra sana korku yok*tur» dedi.

îbn-i Ebi Dünya, ibn-i Cerir, Yezid bin Tarif el-Becliden riva*yet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Kardeşim öldü. Defnedildiğinde sol kulağımı kabrinin üstüne koydum, zaif bir ses, (kardeşimin sesini) işittim. «Allah» dedi. Baş*kası dinin nedir? dedi. O «islam» dedi.

îbn-i Ebi Dünya, «el-Kubûr» kitabında ve ibn-i Cerir, «Tehzip» kitabında, el-Ala bin Abdulkerim yoluyla rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir :

Bir adam öldü, gözleri az gören bir kardeşi vardı. Dedi ki:

Biz onu defnettik. Millet dağıldığı zaman, başımı kabrin üstüne koydum. Birden kabrin içinden, bir ses işitiyor oldum! «Rabbin kim*dir, peygamberin kimdir, dinîn nedir?» Kardeşimden işittim, şöyle diyordu:

«Rabbim Allah, Muhammed (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) pey-gamberimdir». Ben Onu da sesini de tanıdım.

Sonra, ok gibi bir şey kabrin içinden kulağıma yükseldi. Vü*cudum titredi. Ben de ayrıldım.

Ebu'I-Hasan bin el-Berra el-Abdi, «Er-Ravda» kitabında Dah-hak'a yükselen senediyle rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Bir kardeşim vardı. Ben cenazesine kavuşmadan, defn edilmiş*ti. Kabrine geldim. Onu dinledim. Baktım ki «Rabbim Allah, İslam dinimdir» diyor.

Tarih-i ibn-i Neccar'da senediyle Ebu'1-Kasım bin Hibetullah bin Selam'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

Yanında okuduğumuz bir üstadımız vardı. Onun bir arkadaşı öldü. Üstad onu rüyada görüp «Rabbin sana ne yaptı?» deyince, O «Rabbim beni bağışladı» dedi. Üstad:

Münker ve Nekir ile ne yaptın?» deyince;

O «Ya Üstad beni oturtup 'Rabbin kimdir. Peygamberin kimdir; dedikleri zaman, Allah bana ilham etti. Ben, Ebû Bekir ve Ömer hak*kı için beni bırakın» dedim. Onlardan biri diğerine, «bize karşı bü*yük bir şeyi şefaatçi yaptı, bırak onu» dedi. Beni bırakıp gittiler.

Lâlkâi, «Sünnet»te senediyle Muhammed bin Nasr es-Saiğ-den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Babam, tanıyıp tanımadığı cenazelerin namazmı kılmaya mef*tundu. Bize dedi ki;

«Ey oğulcuğum. Bir gün bir cenazenin yanında idim. Onu def*nettikleri vakit, iki kişi kabrine indiler. Sonra, biri çıktı diğeri kal*dı. Halk, toprak atmaya devam ediyordu. Ben «ey millet, ölü ile be*raber, bir diriyi de defnediyorsunuz» dedim. Onlar, «kabirde baş*ka kimse yok» dediler. Ben, «belki de bana öyle göründü» dedim.

Sonra, ben döndüm ve mutlaka iki kişi gördüm, biri çıktı, di*ğeri kaldı. Allah bu sırrı bana açmadıkça burdan ayrılmayacağını, dedim. Kabrin yanma geldim. On sefer Yasin. ve Tebâreke'yi oku*dum. Ağlayıp Yâ Râb gördüğümü bana çöz. Bu durumda, akıl ve dinimden korkuyorum, dedim. Kabir yarıldı. İçinden bir şahıs çık*tı. Bana bakmadan gitti. Ben «Ma'budun hakkı için, senden bâzı şey-

ler sormadıkça gitmeyeceksin» dedim. Yine bana bakmadı. Ben, ikin*ci ve üçüncü sefer söylediğimde bana yöneldi. Ve «Sen Nasr es-Saiğ'-sin» dedi, ben *evet» dedim. O, «beni tanımıyorsun» dedi. Ben «ha*yır» dedim. O «Biz Rahmet meleklerinden iki melekiz. Ehli Sünnet kabrine konulduğu zaman, onlara müekkel kılındık. Kabirlerine inip onların vereceği cevabı onlara telkin ederiz» dedi ve birden kay*boldu.

Üstad Abdülgaffar el-Kusi «Tevhid» kitabında şöyle demiştir:

Şeyh Nasıruddinin evi yanında idim. Şeyh Bahauddin el-Ahrhi-im de gelmişti. Cübbesini alıp omuzuma attım.

Bana dedi ki, Şeyh Ebû Yezid'in hizmetçisi de onun cübbesjni oriıuzunda taşıyordu. Salih bir adam idi.

Bu münasebetle, söz Münker ve Nekir'e geldi: Ebu Yezid'in hiz*metçisi ki Mağripli idi, demişti ki; şayet benden sorsalar, onlara ce*vap vereceğim. Ona, senin cevap verdiğini kim bilecek, demişler. O, kabrimi dinleyin işitirsiniz, demiş. Mağripli öldüğü vakit kabrinin üstüne durup sorgusunun yapıldığını görmüşler. O:

«Benden soru mu soruyorsunuz? Halbuki ben Ebu Yezid'in cüb*besini omuzunda taşımış adamım.» demiş. Bunun üzerine melekler onu bırakmışlar. [9]

SuFi
05-05-2009, 15:37
Bâzı Faideli Meseleler


Birinci Mesele:

Kurtûbi demiş ki

Bâzı hadislerde iki meleğin, bâzılarında da bir meleğin sorgu için gelmesi, varid olmuştur. Bunda bir tezat yoktur. Zira kişilere gö*re melek sayıları değişebilir. Bâzılarına şiddet ve korkunun fazla olması için iki melek gelir. Bâzılarına tahfif için yalnız bir tane ge*lir. -

Bâzı âlimler demişler ki, iki melek gelse bile yalnız biri sorar. «Bir melek gelir» hadisi bu tevil ile yorumlanabilir.

Suyuti diyor ki bu tevil daha isabetlidir. Zira iki meleğin sorgu için geldikleri çok hadislerde vârid olmuştur.

İkinci Mesele:

Yine Kurtûbi demiştir ki: Kabirdeki suâl ve cevap hakkındaki hadisler değişiktir. Bu değişiklik şahıslara göre olmuştur. Bâzıları akaidin bir kısmından sorulur. Bâzıları bütün akaitten sorulur.

Kurtûbi demiş ki; muhtemelen, bu değişiklik bir kısım hadisle-: rin kısa zikredilmesindendir. Başkanı ise aynı hadisi tam zikretmiştir.

Ben diyorum ki, bu ikinci ihtimal daha doğrudur. Çünkü çok hadisler bunu gösterir. Evet o hadislerde hassaten, Ebû Davud'un, Enes (Radıyallahû anh)'den ettiği rivayetinde «Bu sorulardan son*ra bir şey sorulmaz» denmektedir. îbn-i Merdüveyh'in rivayetinde de, -Bu sorulardan başka sorulmaz» kaydı yardır.

Bundan anlaşılır ki, mümin akaidin gayrisi olan dini emir ve nehiylerden sorguya çekilmez.

Beyhaki'nin, îkrime tarikiyle, İbn-i Abbas CRadıyallahû anhüma) '-dan rivayet ettiğine göre;

«Allah ehl-i imanı kavli sabit ile, dünyada ve âhirette de tesbit eder (korur),[10] mealindeki -âyet-i kerime hakkında şöyle demiş*tir t Kavl-i sabit şehâdet kelimesidir. Ölümden sonra kabirlerde o ke*lime onlardan sorulur.

Bu mesele İkrime'den sorulmuş. O, Peygambere imandan ve tev-hid'den sorguya çekilirler, demiş.

Üçüncü Mesele:

Ben diyorum ki, bir rivayette «Bir oturuşta, ölü üç sefer sorgu*ya çekilir» varid olmuştur. Diğer rivayetlerde ise bu konuda bir şey yoktur. Onlar da evvelki rivayetlere hami edilir. Veya şahıslara gö*re durum değişiktir. Tâvus'dan rivayet edilen: «ölülerin yedi sefer sorguya çekildikleri» hadisi daha evvel geçti.

Dördüncü Mesele:

Kacli demiş ki; yeryüzünde kalıp defn edilmeyen cenazeler de sorguya çekilirler. Cenâb-ı Hak onları imtihan altında olan bizler*den perdeler. Melek ve şeytanları görmemizi engellediği gibi.

Bâzıları demiş ki; asılan insana hayat geri döner, fakat biz far-kına varmayız; tıpkı bayılmışı ölü zannettiğimiz gibi..

Ve gömülemeyen cenazelerden, soru sorulduğu gibi; kabir ye*rine hava onu sıkıştırır. Kalbinde iman olan kimse bunu iğrenç görmez.

Parçaları dağılmış cenazelerin durumu da böyledir. Allah, bir kısım, veya tüm parçalarında hayat yaratır. Ve ona soruları tevcih eder.

Îmam'ül-Harameyn'in nakline göre bâzıları demiş ki; bu, Kâlu Belâ'da Allah'ın, Âdem'in zürriyetini konuşturduğu kadar kudretine zor değildir.

Beşinci Mesele:

îbn-i Abdulber, demiştir ki: Kabir suali, ancak mü'mine ve za*hiren mü'min görünen münafığa yöneltilir. Kâfir ise, zaten Onun işi bellidir.

Kurtûbi ve îbn-i Kayyim ona muhalif gidip demişler ki, sual ha*dislerinde, kâfir ve münafığın sorguya çekileceklerine dair sarahat vardır.

Ben Suyûti) diyorum ki, onların dediği, mümkün değil. Çünkü kâfir ve münafık kaydı hiç bir hadîste beraber gelmemiştir. Ancak bazı rivayetlerde, münafık; bazılarında da, onun yerinde kâfir ifa*desi vardır. Ve bu kâfir ifadesi münafık mânâsına hamledilir. Çün*kü Esma (Radıyallahû anhâ)'nın hadisinde, münafık veya şüpheci ifâdesi vardır. Kâfir kelimesi zikredilmemiştir.

Taberani'den mervi Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'ın hadisi*nin sonunda, Hammad ve Ebû Ömer ed-Darir'in sözleri bunu sara*hate kavuşturur.

Altıncı Mesele:

Hakim-i Tirmizi demiştir ki: >

«Kabir suali bu ümmete hasdır. Zira önceki kavimlere peygam*ber gönderilirdi. İman etmeseydiler onlara hemen azab gelirdi.»

Muhammed (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) rahmetle gönderildiği zaman azab kaldırıldı. Kılıç verildi, ta ki kılıç korkusuyla İslam'a girenler olsun, sonra iman kalblerine yerleşsin. Bundandır ki mü*nafıklık ortaya çıkmış. Zahiren imanlı görünüp gizlice kâfir olan*lar vardır. Kabirde melekler onları imtihan ederler ki, iç yüzlerini ortaya çıkarsın.»

Bu rivayete karşı çıkanlar var. Kabir suâlinin her ümjnete şamil olduğunu söylemişler. Herbiri, çeşitli delillerle dâvalarını teyicl etmeye çalışmışlar.

İbn-i Abd'ilber demiş ki, «yalnız bu ümmetin sorguya çekilece*ğine delil şu sözlerdir.» :

Bu ümmet sorguya çekilecektir.» «Bana vahy edildi ki. sizler sorguya çekileceksiniz.»

Yedinci Mesele

Yine Hakîm-i Tirmizi demiştir ki:

«kabirdeki sorgu meleklerine fettanj hırpalayıcı, denilmesinin sebebi, sorgularında kovulma olduğu ve yaradılışları sert ve kaba olduklarmdandır.

Ve onlara Münker ve Nekir (bilinmezler) denilmiş. Çünkü ya*radılışları ne insana, ne meleklere, ne hayvanlara, ne de böceklere benzemektedir. Onlar, harika bir yaratıktırlar. Yaralılarında bar kanlara bir ünsiyet, bir alışkanlık olmuyor. Allah onları Berzah âle*minde görüş ve sebat için mü'minlere bir ikram olarak yaratmış. Münafıkm ayıplarını haşirde görünmeden önce, ortaya döküyor ki, kabirde azabı hakk etsinler.

Ben diyorum: Bu gösteriyor ki, Münker, «kaf in» üstünüyledir.

Lügatte, kesin olan durum da budur.

Şafiî arkadaşlarımızdan ibn-i Yûnus demiştir ki, mü'minüi sor*gusuna gelen iki meleğin ismi Mübeşşer ve Beşir'dir.

Sekizinci Mesele:

Kurtubî demiştir: Eğer denişle aynı anda birbirinden uzaâ yer*lerde iki melek nasıl bütün ölüleri sorguya çekebilir?

Cevâbı şudur: Ö meleklerin cismen büyük olmaları bunu ge*rektirir. Bir toplulukta aynı anda çok kişileri tek konuşma ile sor*guya çekerler. Her ölü zanneder ki o sorgu yalnız ona mahsustur. Allah Teâla onu diğer ölülerin cevâbını işitmekten men eder.

Ben derim: Hafaza ve diğer görevli meleklerin çokluğu gibi, sor-

güya hazırlanan meleklerinde çokluğu muhtemeldir.

Sonra arkadaşlarımızdan, Hüleymiyi, bu ihtimali kabul ettiğini gördüm. O «Minhac»ında şöyle demiştir:

Bana öyle geliyor ki, sorgu melekleri büyük bir cemaattırlar. Bâ*zılarına Münker, bazılarına da Nekir denilir. Her ölüye onlardan iki melek gönderilir Tıpkı amellerini yazmaya müekkel meleklerin iki olduğu gibi...

Dokuzuncu Mesele:

Mü'min için kabrin genişliği hakkında geçen hadisler değişik*tirler. Fakat aralarında çelişki yoktur. Çünkü, bu, mü'minin, salih-likteki derecesine göre, değişir.

Onuncu Mesele .

Asrın Hafızı Şeyhül-Islam Ebü'1-Fadl ibn-i Hacer'den sorulmuş bazı sorulur.

Birinci soru Ölü oturarak mı sorguya çekilir, yoksa yatarak mı? Cevap i Oturduğu halde sorulur.

İkinci soruş Ruh, eskiden vücût elbisesini'giydiği gibi, kabirde yine cesedin içine girer mi?

Cevap: Evet girer. Fakat, bu konudaki rivayetlerin açıklan, ru*hun vücudun üst kısmına girdiğini gösterir.

Üçüncü soru: Ölü peygamberi kabrinde görür mü?

Cevap : Sözü delil olmayan bâzılarının iddiasından başka bir ha*dis yoktur. Yalnız bâzı hadislerde, «Bu adam hakkında ne diyorsun?» ifadesi vardır. Yani, Kabirde Peygambere işaret edilmiştir. Demek ölü Peygamberi görür.

Bunda da bir delil yoktur. Çünkü zihinde hazır olan birisine işaret olabilir.

Dördüncü soru: Çocuklar kabirde sorguya çekilir mi?

Cevap: Açık odur ki, mükellef olmayanlar sorguya çekilmezler.

İbn-i Kayyim demiştir ki: Hadisler sorgu anında ruhun cesede iade edildiğini tasrih ederler. Fakat bu iade ile, bizim alıştığımız, mutad hayat elde edilmez ki, ruh bedenin idare ve tedbiriyle uğraşıp yemek ve içmeye muhtaç olsun. Bu iade ile ancak, bir çeşit hayat elde edilir ki, onunla sorguya çekilir, imtihan edilir.

Nasıl ki, yatanın hayatı, uyanığın hayatından değişik bir şey*dir. Ve, uyku ölümün kardeşidir. Ve uyuyana hayatsızdır dedirt*miyor. Öyle de, ruhun iadesinde Ölünün hayatı, dirinin hayatın*dan başka bir şeydir. O, öyle bir hayattır ki, sahibine ölü dedirt*meye mani değildir. O, ölüm ile hayat arası bir şeydir. Uyku ikisi*nin arasında bir derece olduğu gibi...

Hadis, ruhun devamlı olarak vücutta, kaldığını göstermiyor. An*cak, ruhun misalinin, devamlı olarak kabirle ilişkisi olduğunu gös*teriyor. Vücût, çözülse, parçalansa, dağılsa da...

İbn-i Teymiyye de demiştir ki

Sual vaktinde ruhun bedene iade edildiğine dair, hadisi mü-tevâtirdirler.

Ruhsuz olarak, bedenin sorguya çekildiği, bir gurubun görüşü*dür, îbn-i Zağuni onlardandır...

Bu görüş, îbn-i Cerir'den de anlatılmış. Cumhur Onu reddetmiş. Bunlara karşı da ruhun bedensiz olarak sorguya çekildiğini söyle*mişler. İbn-i Hazm, ibn-i Akil, ve ibn-i Cevzi gibi zatlar, bunu söy*lemişler. Fakat bu yanlıştır. Çünkü, öyle olsaydı sorgunun kabir*le hiç bir ilişkisi olmazdı. .

Onbirinci Mesele:

Kâfii'nin, «Ravz-er-Reyyahîn» adlı kitabında, Şakik el-Belhi'den rivayet ettiğine göre şöyle demjştir:

Biz beş şey istedik. Onları beş şey içinde bulduk. Günahları ter-ketmek istedik. Onu kuşluk namazında bulduk. Kabrin aydınlanma*sını istedik. Onu gece namazında bulduk. Münker ve Nekir'e cevap

vermeyi istedik. Onu da Kur'an kıraatinde bulduk. Sırat köprüsün*den geçmeyi istedik. Onu da oruç ve sadaka da bulduk... Arşın göl*gesini arzu ettik. Onu, inziva ve halvette gördük (bulduk.)

Onikinci Mesele:

îsfehâni, «Tergib»te, Ebû Hedbe tarikiyle, Es'as el-Harrani'den o da Enes (Radıyallahû anh) 'dan merfûan rivayet ettiğine göre:

«Kim sarhoş olarak dünyadan ayrılsa, sarhoş olarak kabre ko*nulur.»

Ebü'1-Fadl et-Tusi «Uyun'ül-Ahbar»da Ebu Hedbe yoluyla Enes (Radıyallahû anh)'dan rivayetinde şu kayıd da vardır:

«O, ölüm meleğini sarhoş diye görür. Münker ve Nekiri de sar*hoş diye görür.»

On üç üncü Mesele:

Üstadımız Şeyhülislam Alâmüddin el-Belkîni'nin «Fetâva»sinde şöyle denmiştir:

Ölü kabirde, suryanice cevap verir. Ben bunun için bir dayanak görmedim. Bu Hafız îbn-i Hacer'den de sorulmuş. O, hadisin zahiri sual ve cevabın Arapça olduğunu gösteriyor, demiş. Ve bununla bera*ber, herkesin soru ve cevabı kendi, lisaniyle olması muhtemel oldu*ğunu, söylemiş.

OndördüncüMesele:

Hanefiler'den olan Bezzazi, Fetevasında şöyle demiştir:

Sual, ölünün yerleştiği yerde olur. Hatta, vahşi bir hayvanın karnına girse, sual orda olur. Tabutta, defn edilmeden kaldığı müd*detçe sorguya çekilmez. [11]

SuFi
05-05-2009, 15:38
Kabirde Sorguya Çekilmeyenler


Ebu'l-Kasım es-Sağdi «er-Ruh» kitabında, şöyle demiştir

Sahih rivayetlerde, bâzı ölülerin basma kabir fitnesi ve sorgu melekleri gelmediği varit olmuştur. Bunun üç yönü var. Ya ölünün iyi bir am!eli içindir veya başına başka, bir bela gelmiştir. Veya bu belli bir vakte mahsustur.

Nesaî, Râşid bin Sa'd'dan, o da Resûlullah'a (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'m sahabelerinden bir adamdan, rivayet ettiğine göre:

«Bir adam, «Yâ Resûlullah, neden şehitten başka herkes kabrin*de sorguya çekilir.» diye sordu, cevaben buyurdu ki:

«Onun başında kılıcın parıldaması zorluk olarak ona yeterdir.»

Nesai, ve Taberani «Evsat»ta Ebû Eyyüp (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöy*le buyurmuştur:

«Kim, düşmana rastlayıp, öldürülüp veya mağlup oluncaya ka*dar sabrederse, kabirde sorguya çekilmez (bir daha zorluk görmez.)

Müslim, Selmân (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle diyordu:

«Bir gece bir gündüz nöbet tutmak, bir ay oruç tutmaktan daha hayırlıdır. Eğer ölürse, eski amelleri onları yapıyormuş gibi devam

eder. Ona gelen rızkı da devam eder. (ailesine gelir.) Kabirde sorgu meleklerinden emin olur.»

Tirmizi, Fudalete bin Ubeyd (Radıyallahû anh)'dan sahih gör*düğü bir rivayetle Resûlullah'm şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

«Her ölünün ameli son bulur. Allah yolunda nöbet tutanın ame*li müstesna... Onun ameli kıyamet gününe kadar artar, gelişir. Ka*bir fitnesinden (sorgusundan) emin olur.

Ebû Davud'un rivayetinde: «Kabir sorgu meleklerinden emniyet*te bırakılır» şeklinde gedmektedir.

İbn-i Mâce, sahih bir rivayetle, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) '-dan, rivayetine göre; Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöy*le buyurmuştur:

Kim, Allah yolunda nöbetçi olarak, ölse, Allah onun salih amel*lerinin ecrini devam ettirir. Ve rızkını da devamlı olarak akıttırır. Kabir meleklerinden emin olur ve korkudan emin olarak diriltilir.

İmam Ahmed ve Taberani, Ukbete bin Amir (Radıyallahû anh) '-

dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:'

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'den işittim ki şöyle di*yordu:

Allah yolunda, nöbet tutandan başka herkesin ameline son ve*rilir. Onun ameli haşirde dirilinceye kadar O'nun için akar olur. Ve O kabrin sorgu meleklerinden muhafaza altına alınır.

Bezzar, Osman bin Affan (Radıyallahû anh) 'dan o da Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyurduğunu rivayet et*miştir :

Kim, Allah yolunda nöbet tutarken ölürse ameli onun için de*vam eder. Rızkı da, devam eder. Kabrin sorgusundan emin olur. Al*lah haşirde Onu büyük korkudan emin olarak diriltir.»

Taberani, Ebu Ümâme (Radıyallahû anh) 'den Peygamberin (Sal*lallâhû Aleyhi ve Sellem) 'm şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

Kim Allah yolunda nöbet tutarsa, Allah onu kabir fitnesinden (sorgusundan) emin kılar.

Yine Taberani «Evsat»ta, Ebû Said el-Hudri (Radıyallahû anh)'-dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallaîlâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Kim nöbette olduğu halde ölürse kabir fitnesinden korunur ve rızkı devam eder.»

Yine Taberani «el-Kebir»de Selmân (Radıyallahû anh)'dan şöy*le dediğini rivayet etmiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'den işittim ki diyordu:

«Allah yolunda bir günün nöbeti, bir ayın orucu ve kıyamı gibidir. Kim nöbette ölürse daha evvel yaptığı amelleri aynen devam eder. Ve sorgu meleğinden korunur. Kıyamet gününde de şehid olarak diriltilir.

İbn-i Asakir, «Tarih»inde, îbn-i Mesûd (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellenü şöy*le buyurmuştur:

«Kim bir gün, Allah yolunda, nöbet tutarsa, bir ay oruç ve gece kıyamı gibi ecir alır. Kabir fitnesinden korunur. Ameli kıyamete ka*dar kendisi için câri olur.

tbn-i Mâce, ve Beyhaki, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan ri-vâyet ettiklerine göre, Resûlullah CSallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöy*le buyurmuştur:

«Kim hasta olarak ölse, şehid olarak ölmüş olur. Kabir fitnesin*den korunur. Sabah akşam Cennetten ona rızık getirilir.»

Kurtubi, demiştir ki:

Bu bütün hastalıklar hakkında geçerlidir. Fakat şu hadis ile mu*kayyettir (bağlıdır) :

«Kim ki karın hastalığından ölse, O kabrinde azap görmez.»

Nesai ve diğerleri de bu hadisi rivayet etmişler.

Burdaki karın hastalığından murâd vücudun içinde su birik-mesidir.

Bâzıları da o hastalık ishaldir, demişler. Bundaki hikmet şudur:

Böyle hastalar, ölümde akimi kaybetmezler. Allah'ı bilirler. On*ları bir daha sorguya çekmeye lüzum yok. Diğer hastalıklar böy*le değildir. Onlarda aklı kaybetmek, bayılmak vardır.

Ben (Suyuti) diyorum ki, bu kayda ihtiyaç yoktur. Çünkü Ha-fızlerin ittifakiyle râvi hadisi yanlış söylemiştir: Hadisin metni «Men mâte meridan» değil de «Men mâte murabıten»dir. Yani «kim has*ta olarak ölürse» değil de «kim nöbette ölürse» demektir. Bunun için ibn-i Cevzi bunu mevzûatdan saymıştır.

Her gece Tebâreke sûresini okuyana kabir sorgusu zarar ver*mez diye rivayet vardır.

Cüveybir, «Tefsir»inde... îbn-i Mes'ûd (Radıyallahû anh) dan şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Kim her gece Tebâreke sûresini okusa, kabir azabından korun*muş olur, Kim (Âmentü birabbiküm fesmeûn) âyetine devam etse, Allah, ona Mün-ker ve Nekir'in suâlini kolaylaştırır.»

Kabul Abbar'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir : Biz, Tevrât»da Tebâreke sûresinin ismini görüyoruz. Kim her gece onu okusa kabir fitne ve sorularından emin kalır.

Cidden zayıf bir ravi olan Sivar bin Mus'ab'dan, Ebü Ishak el-Berra (Radıyallahû anhVdan merfûan rivayet edildiğine göre;

«Kim, uykudan önce secde ve Tebâreke sûrelerini okusa, kabir azabından, Münker ve Nekir'den kurtulur,» denilmiştir

Ahmed, Tirmizi Hasan gördüğü bir rivayetle ibn-i Ebi Dün*ya, Beyhaki ibn-i _Ömer (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre, Resûlullah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Cuma günü veya gecesi ölen hiçbir mümin yok ki Allah onu kabir azabından korumasın.»

İbn-i Vehb «Cami» adlı kitabında, Beyhaki başka bir tarikle ğişik bir lafızla bu hadisi rivayet etmişler.

Beyhaki, üçüncü bir yolla da bunu rivayet etmiştir.

Kurtübî dedi ki, bu hadisler, geçen suâl hadisleri ile çelişmez. Yalnız onların bazı kişilere mahsus olduğunu gösterir. Sorguya çe*kilmeyecek ve fitne görmeyecekleri, o korkulara maruz kalan ve sor*guya çekilenlerden ayırır.

Bütün bunlarda kıyasa yer yoktur. Onlardk görüş ve fikir için mecal yoktur. Ancak doğru konuşan ve kendisine doğru haber rorilen Resûlullah'm sözüne teslim ve inkiyad gerekir.

Kurtubi «Şehidin, başında kılıcın parıldamasi, ona kabir bı olarak yeter» mealindeki hadisin mânası şudur, demiş:

Şayet cephede ölenlerin içinde münafıklar olursa iki ordu kar*şılaştığı ve kılıçlar parıldadığı zaman, firar edilir, münafığın hali de firar ve kaytarmaktır. Mümin ise, kendini Allah'a teslim edip feda ve-âzâ-eder. Harb ve ölüm için ortaya atılması onun doğruluğunu en gü*zel şekilde gösterir. Bir daha kabirde imtihan edilmeye lüzum kal*maz, Hakim-i Tirmizi'nin nakline göre, Kurtubi, şöyle demiştir:

Şehit'den sorulmuyorsa, sıddık (Allah'a inancında doğru olan) dan sorulmaması, daha makuldür. Çünkü sıddikm kadri daha bü*yüktür. Hatırı daha yücelir. O sorulmamaya daha lâyıktır. Kur'an'da da sıddık şehidden önce zikredilmiştir. Nöbette ölen kişi ki dere*cesi şehidin derecesinde değildir; sorguya çekilmediği halde şehid*den derecesi yüksek olan haydi haydi sorguya çekilmez.

Buraya kadar Kurtubi'nin sözü idi. Ben diyorum: Hakim-i Tir*mizi'nin açık ifadesi şudur ki, sıddıklar, sorguya çekilmezler.

O demiş ki: «Allah istediğini yapar» mealinde bir ayet vardır. Allah daha iyi bilir. Bunun tevili şudur: Allah'ın irâdesinde uzak değil ki bir kısım insanlardan suali kaldıra... Sıddıklar ve şehidler gibi...

Hakim-i Tirmizi'nin, şehid hadisinin yorumunda yaptığı nakil, bu d-urumun, savaş şehitlerine mahsus olduğunu gerektiriyor. Fa*kat, nöbet hadislerinin hükmü bunun her şehid için umumi oldu*ğunu gösteriyor.

Şeyh'ül-îslam ibn-i Hacer, veba hakkında yazdığı «Bezi'ül-Ma*un- kitabında kesin olarak ifade etmiş ki, taundan ölen sorguya çe*kilmez. Çünkü o, savaşta ölenin benzeridir. Allah için vebada sab*reden ve Allah'ın ona takdir ettiğinden başka başına bir şey gel*meyeceğini bilen taun içinde, onun etkisi olmadan da ölse, azap görmez. O da nöbetçinin benzeridir.

Şeyh'ül-İslam böyle söylemiştir. Ve cidden makul bir yorumdur.

Hakim-i Tirmizi'nin nöbetçi hadisine yaptığı yorumda, demiş ki: Nöbetçi kendini Allah için bağlıyor, hapsediyor. Allah'ın düşmanla*rına karşı O'nun yolunda savaş için kendini veriyor. O bu durum*da, öldüğü zaman, doğruluğu açığa çıkmış olur. Kabir azabından korunur.

Demiş ki, kim Cuma günü ölse, Allah katında olan derece ve sevabı ortaya çıkmış olur. Çünkü, Cuma gününde Cehennem yan*maz, o gün onun kapıları kapatılır. Diğer günlerde, ateşin yaptığı icrââtı yapamaz. Allah kullarından birisinin ruhunu, Cuma günün*de aldığı zaman bu, onun said ve iyi olduğuna delildir, Bu büyük günde ancak Allah'ın onlar için saadet takdir ettiği kişilerin ruh*ları alınır. Bunun için kabir azabından ve sorgusundan onları ko*rur. Çünkü, kabir sorgusu münafık ile mümini birbirinden ayırmak içindir...

Hakim'in sözü bitti. Ben diyorum ki, bunun sonucu şöyledir: «Kim, Cuma günü ölse, ona bir şehidin ecri vardır» hadisi kâidesin-ce, o da şehid gibi. sorguya çekilmez.»

'Ebû Nuaym «Hilye»de Câbir (Radıyallahû anhî'den rivayet et*tiğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Kim Cuma günü veya gecesi ölse, kabir azabından kurtulur Ve kıyamet gününde, üstünde şehidler üniforması olarak gelir,» di*ye buyurdu. ,

Hamid, îyas bin Bükeyr (Radıyallahû anhVden rivayetine gö*re, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Kim, Cuma günü, ölse, ona bir şehid ecri yazılır. Kabir fitnesinden korunur.-

Yine Hamid'in, ibn-i Cüreyc tarikiyle, Atâ bin Yesâr (Radıyal*lahû anh) 'dan rivayetine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sel*lem) şöyle buyurmuştur:

«Hiç bir Müslim ve Müslime, Cuma gününde ölmez. Ula kabir fitne ve azabından korunur. Ve üzerinde hiç bir hesap olmadan Al*lah'ın huzuruna gelir. Kıyamet gününde, beraberinde şehid oldu*ğunu bildiren şahidlerle gelir. (Bir rivayette, şehid üniformasıyla gelir)

Bu hadis, hoştur, hasendir. Kabir sorgu (fitne) ve azabı olma*yacağını bildirir.

Bahsettiğimiz sorguya çekilmeyenlerin, çeşitlerinin sayısı bir hay*li çoğaldı. Eğer "bunları her yönüyle yazsak mesele çok geniş olur. Çünkü, otuz çeşit şehid var. Bir fasikülde onları teker teker say*mıştım.

Çok medar-ı bahs edilen bir şey de çocukların sorguya çekilip çekilmediği meselesidir.

İbn-i Kayyım bunu «Ruh» kitabında işlemiştir. Hanbeli'lere ait iki görüşü zikretmiştir.

Birisi: Evet onlar da sorguya çekilirler. Çünkü, Resûîullah (Sal-lallâhû Aleyhi ve Sellem) bir çocuğun namazını kılıp, «Allah'ım onu kabir azabından koru» demiş.

Kurtubi'nin de kesin olarak söylediği görüş budur. Demiş ki, «Kabir sorgusuyla onlar'm akilleri kâmilleşir ki, onunla makamla*rına ve mutluluklarını anlasınlar. Allah o sorulara karşı onlara ce*vap ilham eder.»

Evet, Dahhâk da aynı şeyi söylemiştir. İbn-i Cerir'in Cüveybir-den rivayetine göre şöyle demiştir : «Dahhak bin Muzahimin altı ya*şında bir oğlu öldü. O bana

«Oğlumu 1 ahdine bıraktığım zaman, yüzünü açtı, kefen bağla*rını çözdü.» dedi. Ve «çocuk mutlaka oturtulur ve sorguya çekilir»

diye söyledi.

Ben, «Neden sorguya çekilecek dedim. O, «Ademin sırtında iken verdiği misaktan sorguya çekilecek» dedi.

İkinci görüş: Hayır onlar sorguya çekilmezler. Çünkü sual, pey*gamberi ve vahyi anlayanlar içindir ki, iman edip etmediği ortaya çıksın. Yukarıdaki hadise cevap olarak da şöyle derler: Ordaki azap*tan kasıt, sorgu ve kabir azabı değildir. Belki, gam, hasret, yalnız*lık, sıkışıklık gibi çocukların da diğerlerin de başına gelen şeyler*dir. Ben diyorum: Bu görüş daha sahihtir ve daha isabetlidir.

Nesefî «Bahr'ül-Kelâm»da demiş ki, peygamberler ve müminle*rin çocuklarına ne kabir azabı var ne hesap var, ne de Münker ve Nekir'in sorgusu var.

Şafii arkadaşlarımızın kesin görüşü şudur ki: Çocuk defnedil*diğinde, telkin olunmaz. Telkin baliğlere hastır. Nevevi «Ravza» ve diğer kitablarmda böyle demiştir. Bu da gösteriyor ki çocuklar sor*guya çekilmezler. Yukarda geçtiği gibi Hafız ibn-i Hacer'in fetvası da budur. [12]

SuFi
05-05-2009, 15:45
Fâidelî Bir Mesele


îbn-i Cevzi, Enes (Radıyallahû anh)'den merfûuan rivayet edi*len şu hadisi, mevzu hadislerden saymıştır... ,

«Kim, kına sürmüş olarak ölse, kabre konulunca Münker ve Ne-kir onu sorguya çekmezler. Münker, Nekire:

'Ondan sor' der. Nekir:

«Nasıl sorayım, üzerinde, İslâm nuru var» der

tbn-i Kayyim, bunu mevzuattan sayıp senedinde, Davud bin Sa-gir var, bu da Münker'ül-hadis1 tır, (Hadisleri kabul edilmez) demiş.

Ben diyorum ki, «üzerinde İslam nuru olan» sözü şu gelen ha*disle tevil edilir!

«Yahudiler ve Hıristiyanlar boyanmazlar. Siz onlara muhalefet edin.»

Eğer hadisin aslı varsa, şöyle yorumlanır:

«Sünnet niyetiyle olan kına sürmek ise, o zaman ehl-i iman ol*duğu anlaşılır. Ve melek onu sorguya çekmez.» [13]

SuFi
05-05-2009, 15:45
Kabrin Korkunçluğu, Mümine Kolaylığı Ve Genişliği


Hakim, ibn-i Mace, Beyhaki, ve Hennad Zühd'de Hz. Os*man, (Radıyallahû anh)'ın kölesi Hâni'den rivayet ettiklerin göre şöyle demiştir:

«Hz. Osman bir kabrin başında durup sakallan ıslanıncaya ka*dar ağladı.» Ona:

«Cennet ve Cehennemden söz edildiği zaman ağlamıyorsun da, neden kabrin yanında ağlıyorsun?» denilince, o şöyle dedi:

Re sulu İlah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Kabir, âhiret menzillerinin ilkidir. Kişi ondan kurtulsa, arkası daha kolay olur. Ondan kurtulamazsa, arkası daha zordur» ve «Ka*birden daha korkunç hiç bir manzara görmedim» diye buyurdu...

îbn-i Mâce, Berra' (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: .

«Bir cenaze ihtifalinde Resûlullah {Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ile beraberdik. Bir kabrin kenarında durup ağladı, ağladı. Öyle ki yer ıslandı. Sonra, «Ey kardeşler, işte bunun için hazırlık yapınız»

diye buyurdu.

Ahmed, Nesai, ibn-i Mace, İbn-i Ömer (Radıyallahû anhüma)'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Medine'de bir adam öldü. Resûlullah {Sallallâhû Aleyhi ve Sel*lem) namazını kıldı ve «keşke doğduğu yerde ölmeseydi» buyurdu.

Halktan birisi;

«Neden yâ Resûlullah?» dedi.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : «Kişi doğduğu yer*den başka bir yerde Öldüğü zaman, doğduğu ve öldüğü yerler arası kadar Cennette ona yer verilir,» diye buyurdu.

Ebu'l-Kasım bin Mende, ibn-i Mesud (Radıyallahû anhVden ri*vayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Gurbette Ölenin kabri, ailesinden uzak olduğu kadar geniştir.»

îbn-i Mende, Ebû Said-i Hudri (Radıyallahû anh) 'dan rivayet et*tiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Seîlem) şöyle buyur*muştur :

«Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çu*kurlarından bir çukurdur.»

Beyhaki «Azabü'l-Kabir» kitabında ve ibn-i Ebi Dünya, ibn-i Ömer (Radıyallahû anhüma) 'dan rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur«Kabir ya cehennem çukurlarından bir çukur, veya cennet bah*çelerinden bir bahçedir.»

îbn-i Ebi Şeybe «Musannef»de, Sâbuni «el-Maideteyn»de ve îbn-İ Mende, Ali bin Ebû Talip (Kerremallahu Veçhemi)'dan rivayet et*tiklerine göre, şöyle demiştir:

«Kabir cehennem çukurlarından bir çukur veya cennet bahçe*lerinden bir bahçedir. Her gün üç sefer çağrır i 'Ben kurtlar eviyim, karanlık eviyim, vahşet ve yalnızlık eviyim. »

îbn-i Mende, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan rivayet etti*ğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyur*muştur :

«Mümin kabrinde yeşil bir bahçe içindedir. Kabri ona yetmiş, zira genişlenir ve dolun ay gibi aydınlanır.»

Ali bin Muabbed, Muâz'e (Radıyallahû anhâ)'dan rivayet etti*ğine göre şöyle demiştir:

Âişe (Radıyallahû anhâ) 'ye:

«Yâ Âişe bize hiç bildirmiyorsun, kabre koyduklarımız ne olu*yor, başlarına ne geliyor» dedim.

Âişe (Radıyallahû anhâ) :

«Eğer, mümin ise kabri kırk zira' genişlenir.»

Kurtubi demiş ki, bu genişlik, kabrin sıkışması ve suâli bittikten sonradır. Kâfir ise ona asla genişlik olmaz.»

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'in «Kabir ya bir çukur*dur veya bir bahçedir» sözü bize göre hakikattir. Mecaz değil... Ka*bir hakiki olarak yeşillikle dolar. îbn-i Ömer (Radıyallahû anhüma) hadisinde bu yeşilliğin reyhan çiçeği olduğunu belirtmiştir.

Bâzı âlimler ise bu hadisin mecaz olduğuna kail olmuşlar ve kabrin . bahçe olmasından kasıt, kabir suâlinin kolaylığı, hafifliği, emniyeti ve güzel hayatı, rahatı ve gözün görebileceği kadar geniş*liğidir. Nitekim, rahat yaşayan birisi için 'filan cennettedir' veya azap içinde olana 'filan cehennemdedir' denilir.

Kurtubi demiş ki, «birinci görüş daha üstündür»

imam Ahmed «Zühd»de Ibn-i Ebi Dünya «Kitabü'I Kubûr»da,Vehb bin Münebbih'den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

îsa (Aleyhi's-selâm) bir kabrin başında, havarilerle beraber du*ruyordu. Kabrin vahşetinden, karanlığından, darlığından söz ettiler. îsa (Aleyhi's-selâm) dedi ki -.

«Sizler, ana karnında kabirden daha dar bir yerde lah genişletmek istediği zaman genişletir.»

Ibn-i Ebi Dünya «S ek erata girenler» kitabında Ebû Ümâ arkadaşı Ebû Galip'den rivayet ettiğine göre;

«Şam'da bir genç sekerâta girdi. Amcasına «bilir inisin, beni anama bıraksa idi, bana ne yapardı?» dedi.

Amcası:

«Anan seni cennete kordu» dedi. O:

«Allah anamdan daha şefkatlidir,» dedi. Ve ruhunu teslim etti. Ben amcası ile beraber, kabrine girdim, «taş getirin» dedik, getir*diler. Kabrini yaptık. Bir taş düştü. Amcası eğildi, biraz bekledi. Ben ne yapıyorsun, dedim. O:

«Kabri nurla doldu, göz alacak kadar genişlendi» dedi.

Yine îbn-i Ebi Dünya, Muhammed bin Ebban tarikiyle Hâı rivayet ettiğine göre şöyle demiştir :

«Bir kız kardeşimin oğlu vardı. «Ya dayı! Allah beni anama bı-raksaydı bana ne yapardı» dedi.

Ben «Cennete kordu» dedim.

O, «Vallahi Allah bana anamdan daha şefkatlidir» dedi. Sonra, ruhunu teslim etti» Onu gömdük. Ben kabrine baktım göz görünce*ye kadar genişlemiş. Arkadaşıma «gördüğümü görüyor musun?» de*dim. O;

«Evet, Allah mübarek etsin. Ben sanki, «Allah, bana anamdan daha şefkatlidir» diye söylediğini işitir gibiyim, dedi.

îbn-i Ebi Dünya, ölüm konusunda Ebu Bekir b. Meryeıfc da bir üstadından rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

O

«Basra'da Hadremi oğullarından bir üstad vardı. Salih bir şa*hıs idi. Bir kardeşinin oğlu vardı. Cariyelere arkadaşlık ederdi. Genç olarak öldü. Amcası onu kabre koyup, üstünü düzeltince onun bâzı hallerinden şüphelendi. Kabrinden bâzı taşları aldı. Baktı ki kabri Basra çölünden daha geniştir. Ve O, ortasında duruyor. Sonra taş*lan geri yerine koyduktan sonra hanımından onun ne ameller işle*diğini sordu. Hanımı dedi ki:

Müezzin, kelime-i şehâdeti okurken, o, «Ben de aynen şahitlik ediyor ve yüz çevirenlere tebliğ ediyorum» diyordu.

Ebü'l-Hasan bin Berra, bitişik bir senedle, Şerik bin Abdullah'daiı rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Kûfe'de bir ölünün namazını kıldım ve kabrine gittim. Ben taş*ları düzeltirken, kabirden bir tas düştü. Kabri içinde Kabe ve tavaf bana göründü.»

«Dibac» kitabında, Ebu îshak İbrahim bin Ebu Süfyan el-Cebe-li'nin, Abdullah bin Muhammed el-Abesi'den işittiğine göre, Amr bin Müslim, bir kabir kazıcısından şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«İki kabri kazmış tını. Üçüncüsünde idim. Sıcaklık başıma vur*du. Cübbemi, kazdığımın üzerine attım, gölgelendim. Ben o durum*da iken, Duru iki at üstünde iki adamın geldiğini gördüm. Birinci kabrin başında durdular. Biri, diğer arkadaşına «yaz* dedi. Öbü*rü «ne yazayım?» deyince:

«Fersah çarpı fersah yaz» dedi.

Sonra ikinci kabre gittiler. Yine «yaz» dedi. Arkadaşı «ne yaza*yım» deyince, «göz görecek kadar, yaz» dedi. Sonra içinde bulun*duğum kabre geldiler «yaz» dedi, «ne yazayım» sorusuna i

«Karış çarpı karış yaz» karşılığını verdi.

Ben oturup cenazeleri bekliyordum. Bir adam cenazesi geldi, be*raberinde az kişi vardı. Birinci kabrin başında durdular. Ben, «bu adam kimdir» dedim. Onlar;

«Bu sucu bir adamdı, çoluk çocuk sahibidir, hiç bir şeyi yoktu. Bu paraları «ona biz topladık. Ben «paraları ailesine bırakın» dedim. Onlarla beraber o kazıdığım yerde onu defnettim.

Sonra başka bir cenaze geldi, yanında yalnız bir iki taşıyıcı var*dı. Kabir sordular ve ikinci kabre geldiler. Ben bu adam kimdir, de*dim. Onlar;

«Garip bir insandı, çöplükte öldü, beraberinde hiç bir şey yok*tu» dediler. Ben de hiç bir şey almadım, oturdum, üçüncü kabri bek*liyordum. Yatsı vaktine kadar bekledim. Bir komutanın hanımının cenazesi getirildi. Ben ücret isteyince, ücreti başıma vurup, onu o üçüncü kabirde defnettiler.

îbn-i Ebi Dünya, Cafer bin Süleyman'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Bir adam, bir ölünün kabrine bırakılırken şöyle dediğini işit*miş : 'Cenine ana karnında, kolaylık sağlayan Allah, sana kolaylık sağlamaya kadirdir'»

İbn-i Ebi Dünya, Ebu Gatafan. el-Meriden rivayet ettiğine göre; Hz. Ömer (Radıyallahû anh) :

«Yâ Resûlullah, bazen bizi korkutsan, iyi olur. Acaba kabrin karanlığı ve darlığı nasıldır?» deyince, Resûlullah (Sallallâhû Aley*hi ve Sellem) :

«Kişi içinde bulunduğu hâl üzere ölür» buyurdu.

Acûri, «Gureba» kitabında, Saîd bin Hâkim'den rivayet | ne göre, Ebû Yezid'e Bahreynli bir adam şöyle nakletmiştir:

«Bahreyn'de bir adamı yıkadım, etinin üstünde «Ne mutlu sa*na ya garip» yazılıydı. Eğilip baktım? o yazı, derisi ile eti arasında yazılmıştır.

İbn-i Asakir «Tarihlinde Abdurrahman bin Umâre bin Uk-be bin Ebû Muayt'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Ahnef bin Kays'ın cenazesinde bulundum. Onu kabrine indi*renlerden birisi idim. Kabrini düzelttiğim vakit, göz alacak kadar kabrinin genişlediğini gördüm. Bunu arkadaşlarıma haber verdim. Benim gördüğümü göremediler.

Ebu'l-Hasan bin Sırri, -Kerâmatü'l-Evliya» kitabında İbrahim el-Hanefi'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Haccac-i Zalim, Mahan-el-Hanefi'yi kapısında astı.

—O kurrala-n, kapılanna asıyordu

— Biz O'nun asıldığı yerde geceleyin bir nur görüyorduk...

îbn-i Ebi Şeybe «Musannef'de, Ebû Dâvud «Sünen»inde Âige (Radıyallahû anhâ) 'dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

«Necaşî vefat ettiği zaman, «devamlı olarak kabrinden bir nur'un göründüğünü» bize naklediyordular.

Ebû Nuaym^ Muğire bin Habib'den rivayetine göre;

Abdullah bin Galib el-Mudani, bir çarpışmada, şehid düştü. Def*nedildiği zaman, kabrinden misk kokusu duyuldu.

Kardeşlerinden birisi onu rüyasında gördü, ona ne yaptın, dedi. O;

«îyiyim» dedi. O;

«Nereye götürüldün» deyince}

«Cennete» dedi. Kardeşi;

«Ne ile?» dedi. O;

«Güzel imanla, uzun teheccütle, haramlara karşı durmakla» dedi. Kardeşi, «kabrinde bulunan bu güzel koku nedir?» dedi. O: «Okumak ve orucun kokusudur» dedi.

Ahmecf «Zühd»de, Mâlik bin Dinar'dan, rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir: i

«Abdullah bin Galib'in kabrine girdim. Toprağından aldım, bak*tım ki, misk kokuyor. Halk o topraktan almaya kapıldı. Sonra adam gönderilip kabri kapatıldı. [14]

SuFi
05-05-2009, 16:00
Bîr Bâb


Deylemi'nin -Firdevs» kitabında, Hz. Ali (Radıyallahû merfuan rivayetine göre;

Âhirette, adaletin ilk tecelli ettiği yer kabirlerdir. Onda, ler, aşağılardan ayırt edilmez, demiştir.

Fakat Deyleminin oğlu bu hadisin senedini zikretmemi. [15]



Bîr Bâb


îbn-i Abbâs'dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah tSallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Allah'ın, kuluna en fazla rahmetli olduğu an, kabrine konulup, halk ve akrabalarının ondan ayrıldığı zamandır.

Deylemd, Enes (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre, Re*sûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Allah'ın kuluna en fazla rahmetli olduğu an, kabrine konul*duğu zamandır.» [16]



Bîr Bâb


îbn-i Ebi Dünya, Ebu Âsim el-Hanbeli'den, o da merfûan tiği rivayette, şöyle demiştir:

Mümine kabrinde ilk olarak verilen armağan:

«Saria müjde cenazene tabi olanların tümü, mağfiret müjdesidir.

İbn-i Ebi Dünya, ölüm konusunda, Ebû Bekir bin Meryem'den o da bir üstadtan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Câbir bin Abdullah (Radıyallahû anh)'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'dan şöyle buyurmuş*tur:

«Müminin ilk armağanı cenazesiyle beraber gelenlerin mağfiret edilmesidir.» [17]



Bîr Bâb


Abd ve Bezzâr, «Müsned» terinde, ibn-i Abbâs (Radıyallahû an-hüma)'dan ettikleri rivayete göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Müminin ilk gördüğü karşılık, kendisini teşyi' edenlerin mağ*firet edilmesidir.

Bu konuda, Ebû Şeyh «Sevab» kitabında Selmân-ı Farisi (Ra*dıyallahû anh)'dan, bir hadis nakletmiştir.

Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'den de, Hakim, Beyhaki, Hatip ve İbn-i Abdulberr ve Deylemi hadis rivayet etmişlerdir.

Aynı konuda, Enes (Radıyallahû anh)'dan da, Hakim-i Tirnıizi rivayet etmiştir. [18]



Bîr Bâb


Seleme (Radıyallahû anhaVdan rivayet ettiğine göre; Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

Ebû Seleme Öldüğü zaman, «Ya Rabbi kabrini genişlet ve nur-1 and ir» diye dua etti.

Müslim, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre, Resûiullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Bu kabirler, sahipleri için karanlıklarla doludurlar. Allah, be*nim onlara yaptığım rahmet duasiyle onları nurlandırır.»

Deylemi, Enes (Radıyallahû anh) 'den, rivayetine" göre; Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Camide gülmek kabrin karanlığıdır» diye buyurdu.

îbn-i Ebi Dünya «Teheccüd» kitabında Sırri bin Muhalled'den rivayetine göre, Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Ebû Zer (Radıyallahû,anh) için şöyle demiştir:

«Bir sefere çıktığın zaman ona bir hazırlık yaparsın. Kıyamet yolunun seferine artık ne kadar hazırlık yapılacağını sen bilirsin. Sana yarayanı haber vereyim mi? Yâ Ebâ Zer» buyuranca, Ebâ Zer:

«Anam babam sana feda olsun, buyurun» dedi. «Öyle ise haşir için, sıcak günde oruç tut. Ve kabrin vahşeti için, gece karanlığında iki rekat namaz kıl.»

Deylemi, Hatip Rüyet'te Malik'den, Ebû Nuaym, Ibn-i Ab*dulberr —«Temhid»de— Ali bin Ebû Talip (Radıyallahû anh)'den rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Kim her gün yüz sefer

(Lailahe illalIah'ül-Malikü'l-Hakkü'l-Mübin) dese, fakirlikten, kabrin vahşetinden kurtulur ve kendisine cennet kapıları açılır.

Hatip bunu ibn-i Ömer'in hadisinde de rivayet etmiştir

Deylemi, İbn-i Abbâs (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine gö*re, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Âlim öldüğü zaman, Allah onun ilmini tasvir eder, kıyamet gü*nüne kadar kabrinde ona ünsiyet verir ve yerin hayvanlarına kar*şı onu korur.

îmam Ahmed «Zühd»de, îbn-i Abdülberr «Kitabül - İlim»de, sene*diyle Ka'b'den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Allah (Azze ve Celle) Musa (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'ya şöyle vahyetti: Hayır ve iyiliği öğren ve insanlara öğret, çünkü ben ilmi öğrenen ile öğretenin kabirlerini aydınlatacağım ki, yerlerinden sı*kılmasınlar.

Lâlkâi «Sünnet»de, İbrahim bin Edhem'den rivayet ettiğine gö*re şöyle demiştir:

«Bir cenaze taşıyordum. Allah bana ölümü mübarek kılsın, de*dim. Tabuttan bir ses:

«Allah sana ölümden sonrasını da mübarek kılsın» dedi. O ses-den içime bir korku sindi. Cenaze defnedildikten sonra, kabrin ya*nında oturup düşünürken güzel gözlü, hoş kokulu, temiz elbiseli bir şahıs kabirden çıktı. «Ya İbrahim, dedi. Ben buyurun! Allah se*ni bağışlasın, kimsin sen? dedim. O, ben tabuttan sana seslenenim, dedi. Ben, «sen kimsin?» dedim. O «ben sünnetim, beni ihya edeni dünyada korurum, kabirde ona arkadaş ve nur olurum. Kıyamette, cennete doğru onunla beraber olurum» dedi.

Mufiammed bin Lal ve Ebû Şeyh «Serap» kitabında, ibn-i Ebi Dünya Cafer bin Muhammed'den o da babasından oda dedesinden rivayet ettiklerine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle demiştir:

Kişi, müminin kalbine sevinç bıraktığı zaman Allah o sevinçten bir melek yaratır. O melek Allah'a ibadet ve onun birliğini ilân eder. Kul kabre girdiği zaman, o melek gelip ona beni tanır mısın? diyor. O, sen kimsin? deyince, melek «ben o sevincim ki beni filanın kal*bine koymuştun. Bugün ben senin vahşetini ünsiyete çevireceğim.

Sana sorgu meleğine karşı delilini telkin edeceğim ve seni kelime-i şahadetle koruyacağım. Kıyamet manzaralarını sana göstereceğim. Sana şefaat edip senin Cennetteki yerini sana göstereceğim.

İbn-i Mende, Ebü Kâhil (Radıyallahû anh)'den rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Bil ey Eba Kahil! Kim insanlardan bir eziyeti gi d erirse, Allah da ondan kabir eziyetini giderir.

Ebü'l Fadl et-Tusi, «Uyun'ul-Ahbar»da senediyle Hz. Ömer (Ra*dıyallahû anh) 'dan merfûan rivayet ettiğine göre;

«Kim Allah'ın camilerini aydınlatırsa, Allah da onun kabrini nurlandırır. Kim camilerde, güzel bir koku yayarsa, Allah da kab*rine cennet kokusundan yayar.»

Deylemi, Ebû Bekr es-Sıddık (Radıyallahû anh)'dan rivayet et*tiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyur*muştur :

Musa (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) Yâ Rabbi bir hastayı ziyaret edenin sevabı nedir,» diye sormuş. Allah ona «iki melek müekkel kılarım dirileceği güne kadar kabrinde onu ziyaret ederler,» diye ona vahy etmiş. [19]

Bîr Bâb


Hakim-i Tirmizi, Huzeyfe'den rivayet ettiğine göre, şöyle de*miştir :

«Kabirde de hesap var. Âhirette de hesap var. Kim kabirde he*saba çekilse, kurtulur. Kıyamette hesaba çekilse azap gorur.

Hakim-i Tirmizi demiştir ki Mü'min kabirde hesaba çekilir ki mahşerdeki hesap ona kolay olsun. Berzâh'da sıkıştırılır ki, cezası bitmiş olarak kabirden çıksın. [20]



Bîr Bâb


İmam Ahmed, Âişe (Radıyallahû anhâ)'dan rivayet ettiğine gö*re, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Kıyamet gününde hesaba çekilip de mağfiret edilen hiç kimse yoktur. Müslüman ise amelinin cezasını kabrinde görür. îbn-i As şöyle demiştii[21]



Bir Bâb


«Tarih-inde Huzeyfe'den rivayet ettiğine göre

«Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, kalbinde Osmanın öldürülmesine zerre miktar razı olan öldüğü gün mutlaka Deccala uyar, eğer Deccal'ı görse... Şayet ona yetişmezse, kabrinde ona iman eder.» [22]

SuFi
05-05-2009, 16:05
Kabir Azabı


Ondan Allah'a sığınırız. Kur'an-ı Kerimde müteaddit yerlerde bahsi geçmiştir. «İklil fi istinbat et-tenzil» adlı kitabımda o yerleri zikretmişim.

Buhâri, Ebu Hüreyre (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine gö*re, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle dua ederdi.

«Ya Rabbi ben kabir azabından sana sığınırım.».

Yine Buhari. Âişe (Radıyallahû anhâ) 'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Kabir azabı haktır diye buyurdu.

îbn-i Ebi Şeybe ve Müslim, Zeyd bin Sabit (Radıyallahû anh)'-den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

«Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Beni Neccar'a âit bir duvarın yanında, katırın üzerinde iken, birden binek koşup nerdey-se Resûhillah'ı yere düşürecekti. Orda altı veya beş veya dört ka*bir vardı. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Kim bu kabirlerin sahiplerini tanır» diye buyurdu. Bir adam t «Ben bilirim» dedi.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) «Ne zaman öldüler» de*yine

«Bunlar şirk üzere öldüler» dedi. Sonra Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Bu ümmet kabirlerinde mutlaka imtihana çekilirler. Eğer siz ölüleri defnediyor olmasaydınız, Allah'a duâ edip benim işittiğim ka*bir azabını size de işittirmesini dileyecektim.»

îbn-i Ebi Şeybe, Buhari ve Müslim, Âişe (Radıyallahû anhâ) 'den rivayet ettiklerine göre, Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Kabristanhlar, kabirlerinde bir azap görürler ve hayvanlar o azabın sesini işitirler.»tmam Ahmed, Bezzâr, Câbir (Radıyallahû anh)'dan rivayet et*tiklerine göre, şöyle demiştir:

»Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Beni Neccar'a ait bir hurma bahçesine girdi. Benî Neccârlı bazı adamların (ki cahiliyet döneminde ölmüşler) azap görürken seslerini işitti. Hemen korkulu bir halde çıkıp sahabelerine kabir azabından Allah'a sığınmalarını emretti..

îmam Ahmed, Ebû Ya'la, Acûri, Ebû Said-i Hudri (Radıyal*lahû anh)'den rivayet ettiklerine göre, Resûlullah {Sallallâhû Aley*hi ve Sellem) şöyle demiştir:

«Kâfirin basma kabrinde doksandokuz ejderha musallat olur. Kı*yamet kopuncaya kadar, onu ısırırlar.»

Ebû Ya'la, Acuri, ibn-i Mende, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)den, rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Saîlallâhû Aleyhi ve Sel*lem) şöyle buyurmuştur:

«Mümin kabrinde bîr bahçe içindedir. Kabri yetmiş zira geniş*lenir, dolunay gibi nurlanır. Bilir misiniz şu âyet-i kerime hangi ko*nuda nazil olmuştur:

: Kim zikrim*den yüz çevirirse muhakkak ona dar bir geçim vardır.[23]

Sahabeler, Allah ve Resûlu daha iyi bilir dediler. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki;

«O dar geçim, kabir azabıdır. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ona doksan dokuz ejderha musallat olur. Vücudu*nu şişirirler, onu sokarlar ve kıyamete kadar cesedini tahriş eder*lere

îbn-i Ebi Şeybe, îbn-i Ebi Dünya Acûri, Ebû Hüreyre (Radıyalla*hû anh)'dan rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Bevlden sakınınız, çünkü kabir azabının çoğu ondandır)

îbn-i Ebi Şeybe, Müslim ve Buhari, ibn-i Abbâs (Radıyallahû anhümaVdan rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) iki kabrin yanından geçerken, şöyle buyurdu:

«Bunlar, azap görüyorlar. Azapları da büyük günahlardan do*layı değildir. Birisi bevlden temizlenmiyordu, diğeri de arada koğu-culuk yapardı. Sonra, Resûlullah elinde bulunan yaş bir değneği ikiye bölüp kabirlerine dikti. Ashab; Bunu neden yaptın yâ Resûlullah deyince;

«Umulur ki bunlar yaş kaldıkça azapları hafiflenir» bıBB"du.

îbn-i Ebi Dünya, Beyhaki, Meymûne (Radıyallahû anhâî'dan ri*vayet ettiklerine göre Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöy*le buyurdu:

«Ey Meymûne! Kabir azabından Allah'a sığın. Kabrin en şid-zetli azabı gıybet ve bevldendir.»

Ahmed ve Isbehani, Ya'la bin Siyabe (Radıyallahû anhl^jı ri*vayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) sahibi azap gören bir kabrin basma geidi. «Bu, insanların etini yiyordu» dedi. Sonra yaş bir dal istedi. Onu kabrine dikti. Ve «umulur ki, bu dal yaş kaldık*ça azabı hafiflesin» diye buyurdu.

Beyhaki «Delailüfn-nübüvvet»te, Ya'la bin Mürre'den rivayet et*tiğine göre, şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ile bir kabristandan geçiyorduk. Bir kabirden sıkışma sesini işittim. «Yâ Resûlullah! Ka*birden sıkışma sesini duyuyorum» dedim.

«İşittin mi ya Yala diye buyurdu. Ben «Evet» dedim.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) «O, kolay işlerden do*layı azap görüyor» buyurdu.

Ben «nedir onlar» dedim. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sel*lem) :

«O insanlar arasmda koğuculuk yapardı. Bevlden temizlenmez*di» diye buyurdu. Sonra, umulur ki azabı hafiflesin,» diye kabrine bir çubuk dikti.

Not: Ya'la bin Murre (Radıyallahû anh) Ya'la bin Siyabe'dir. Siyabe (Radıyallahû anhâ) anası idi.

İmam Ahmed, Enes (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine gö*re şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Ebû Talha'nın bir hur*ma bahçesinde iken Bilal da arkasında yürüyordu; bir kabrin yanın*dan geçtiler.

Yâ Bilâl işittiğimi işitiyor musun?

«Bu kabrin sahibi, azap görüyor. Sorguya çekilmiş, yahudi ola*rak belirlenmiş,» dedi.

Beyhaki, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine gö*re, peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Kabir azabı üç şeyden olur. Gıybetten, koğuculuktan ve bevl*den. Mutlaka bunlardan sakının.

Yine Beyhaki, Katâde'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir: Kabir azabı üç bölümdür. Bir bölümü gıybetten bir bölümü ko-ğuculuktan, bir bölümü de, bevldendir.

İbn-i Ebi Şeybe, îmam Ahmed, Ibn-i Hibban, Acûri, ümm-ü Mü-beşşir (Radıyallahû anhüma)'dan rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi" ve Sellem) : «Kabir azabından Allah'a sığınırım» diye buyurdu. Ben:

«Yâ Resûlullah, insanlar kabirlerinde azap mı görecekler?» de*dim. Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Evet hayvanların işiteceği bir azapla, azap görecekler.» dedi.

Taberâni «el-Kebir»de tbn-i. Mesûd (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem,) :

«Ölüler, kabirlerinde azap görürler. Öyle ki hayvanlar onların seslerini işitirler.»

Yine Taberâni «el-Evsat»da, Ebû Saîd-i Hudri'den rivayetine gö*re şöyle demiştir:

Ben Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ile bir seferde be*raberdim. O, bineği üstünde gidiyordu. Birden hayvan irküdi. Ben: «Yâ Resûlullah! Neden bineğin irkildi?» dedim.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : «Hayvan, kabrinde azap gören bir adamın sesini işitti, İRhdan irkildi* diye buyurdu.

îbn-i Ebi Şeybe, îkrime (Radıyallahû anh)'den: «Nasıl ki kâfirler kabirdekilerden ümitsizliğe düştüler [24] mea*lindeki âyet-i kerime hakkında demiştir ki:

«Kâfirler kabirlerine kondukları zaman, Allah'ın onlara hazır*ladığı azabı görüp, Allah'ın rahmetinden ümitsiz olurlar.»

Taberani «el~Evsat»da, ibn-i Ebi Dünya Kitabü'l-Kubûr da, Lâl-kai «es-Sünnet»de, ve îbn-i Meali, İbn-i Ömer (Radıyallahû anhüma)'-dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Ben, Bedir taraflarında gezinirken, birden bir çukurdan, boy*nunda bir zincir olan bir adam çıktı.

«Yâ Abdullah! Bana su ver» diye beni çağırdı. Bilmiyorum ismi*mi mi bildi, yoksa Arapların Abdullah (Allah'ın kulu) kelimesini kullandıkları gibi mi kullandı. Sonra aynı çukurdan elinde cop olan bir adam çıktı, «ya Abdullah ona su verme. Çünkü o kâfirdir» diye söyledi. Sonra copla onu çukura koyuncaya kadar ona vurdu.

Ben gittim, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) e anlat*tım. O, «Gördün mü?» dedi. Ben «evet» dedim. Buyurdu ki;

«O Allah'ın düşmanı Ebû Cehil'dir. O gördüğün durum da kı*yamete kadarki azabıdır.»

İbn-i Ebi Dünya, «Ölümden sonra yaşayanlar» adlı kitabında, Hallal, Sünnet'de îbn-i el-Berra Ravzada îbn-i Ömer (Radı*yallahû anhüma) 'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Bir seferinde çıkıp, câhüiyet kabirlerinden bir kabrin yanından geçtim. Birden karşıma boynunda ateş gıcırdatan bir zincir olan bir adam çıktı. Beraberimde bir su kabı vardı. O, beni gördüğü va*kit;

«Yâ Abdullah bana su ver» derken ardından bir adam kabirden çıkıpi

«Yâ Abdullah ona su verme, O kâfirdir» dedi. Kendisini copla vurdu. Boynundaki zinciri tutarak, onu çekti, kabririe soktu.

İbn-i Ömer (Radıyallahû anh) dedi ki:

Sonra o gece ihtiyar bir kadının evinde misafir oldum. Evin yanında bir kabir vardı. Kabirden bir ses işittim : «Bevl mabevi» «Şennmaşenn» diyordu. Ben ihtiyar kadına «nedir bu» dedim. Ö:

«Bu benim kocam idi. Bevl ettiği zaman sakınmıyordu. Ona «sa*na yazıklar olsun! Deve de bevl ettiği vakit temizlenir. Sen niye te*mizlenmiyorsun» derdim. O kabul etmezdi. İşte öldüğü günden ber ri böyle «Bevl ma bevl» diyor, dedi

Ben «şenn» nedir dediğimde kadın dedi ki:

Çok susamış bir adam ona Ckocama) geldi. «Bana su ver» dedi. O «al kırbayı (şenni) dedi, Adam baktı ki içinde damla yok. Ve dü*şüp öldü. İşte o, öldüğü günden beri «şenn maşenn» diyor.

Sonra, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve SellemVe gittim. Haber verdim. Kişinin yalnız başına sefere çıkmasını yasakladı.

îbn-i Ebi Dünya, «el-Kubur» kitabında Huveyris bin er-RebâV-dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Ben seferden dönerken, üstü başı alev tutmuş demir bir çer*çeve içinde bir adam kabirden çıkıp üzerime geldi. İki sefer «Ba*na su ver» dedi. Ardında bir insan çıktı, «Kâfire su verme» dedi. Ona kavuşup, zincirinden tuttu. Yerde çekip beraber kabre girdiler.

Huveyris dedi: Deve öyle olmuştu ki, ona hiç bir şey yapaım-yordum. Boynundan tutunca ıhdi. Ben indim, akşam ve yatsı na*mazlarını kıldım. Sonra bindim ta Medine'de sabahladım.

1Ömer bin el-Hattab'a vardım. Ona meseleyi anlattım. Haîife «Yâ Huveyris, ben seni ittiham etmiyorum, bana doğru bir ha*ber verdin» dedi. Keyfa essuğra'dan cahiliyet dönemini görmüş bâ*zı ihtiyarları çağırdı. Sonra Hüveyrisi'de çağırdı ve dedi:

«Bu bana bir şeyler anlattı. Onu ittiham ediyor değilim.

Yâ Huveyris bana anlattığını onlara da anlat.» Huveyris yan*lattı. Onlar;

«Yâ emirel-Müminin Biz bunu tanıyoruz. Beni Gifardan bir adam*dır. Cahiliyette öldü. Misafirlere hakk tanımıyordu» dediler.

Yine ibn-i Ebi Dünya, Hişam bin Urve'den, o da babasından ri*vayet ettiklerine göre, babası şöyle demiştir:

Mekke Medine arasında bir binici gidiyordu. Bir kabristandan geçerken, demire vurulmuş, üstü başı alev tutmuş bir adam «Yâ Ab*dullah! Yâ Abdullah! Bana su ver» dedi. Ardından gelen birisi «Yâ Abdullah su verme» dedi. Bunun üzerine binici bayıldı. Saçları ağardı.

Olay Hz. Osman (Radıyallahû anhî 'a iletildiğinde, kişinin yalnız olarak sefere çıkmasını yasakladı.

îmam Ahmed, Nesâi, İbn-i Hüzeyme, Beyhaki Ebu Rafi (Radı*yallahû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre,. şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Üe Baki' kabristanın*dan geçiyordum. O, (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) «off off» dedi. Be*ni kastettiğini sandım.

«Yâ Resûlullah bir şey mi yaptım?» dedim. O; «Ne demek istiyorsun?» dedi. Ben: «Bana of çekiyorsun» dedim. O;

-Hayır, bu kabir sahibi filan kişiyi, filan kabileye zekât me*muru olarak göndermiştim. Bir zırhı arakladı. Şimdi ona ateşten bir zırh giydirilmiş, görüyorum» dedi.

îbn-i Ebi Şeybe, Hennad, İbn-i Ebi Dünya, Amr bin Şerahbil'den rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Muttaki görünen bir adam ölmüş. Kabrine gelip, «sana yüz so*pa vuracağız» demişler. Adam:

«Neden bana vuracaksınız, ben kötülüklerden sakınır, Allah'dan korkardım,» demiş. Bir sopaya ininceye kadar aralarında böyle tar*tışma sürmüş. Ve o sopa vurulunca kabri ateş tutuşmuş. Adam he*lak olup bir daha diriltilince;

Neden bana vurdunuz?» demiş.

Onlar:

«Bir gün âbdestsiz olarak namaz kıldın. Ve yardım isteyin mazlumun yanından geçerken, yardım etmedin,» demişler.

Buhari ve Ebû Şeyh, «et - Tevbih* kitabında ibn-i Mesûd (Radı*yallahû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aley*hi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Allanın kullarından bir kula kabrinde yüz sopa vurulması em-rolündü. Adam bir sopaya indirinceye kadar, Allah'a yalvardı. Yal*nız bir sopa vurulunca kabri ateşle doldu. Ateş kalkınca, adam ayıl-dı. «Neden bana vurdunuz» dedi.

Melekler:

«Sen abdestsiz olarak bir namaz kıldın. Bir mazlumun dalya*nından geçip yardım etmedin» dediler.

Buhari, Beyhaki, Semûrete bin Cündüpten rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Resûlullah'm, ashabına çok fazla söylediği şeylerden birisimde: «İçinizden kimse rüya gördü mü?» sözü idi.

Bir gün sabahleyin, şöyle buyurdu:

Bu gece iki kişi gelip «bana hazırlan» dediler. Onlarla beraber çıktım, beni Arz-ı mukaddese götürdüler. Yatan bir adamın yanma vardık; elinde taş olan diğer bir adam başında duruyordu. Taşı ba*sma vurup başını sıyırıyordu; Taş yuvarlanır giderdi. Peşinde gidip taşı alıyordu. Vuran adam daha dönmeden, vurulanın başı eski ha-

îine gelip iyileşiyordu. Döndüğü vakit ilk sefer yaptığı gibi bir daha onun başına vuruyordu.

Ben o arkadaşlarıma «Sûbhanallah nedir bunlar» dedim. Onlar:

«Git» dediler. Gittik, tâ, baş üstü yatmış bir adama vardık. Elin*den çengel olan diğer bir adam onun yanında idi. Yanaklarına çen*geli takıp kafasına kadar yırtardı. Burnuna koyup kafasına kadar yırtardı, gözüne takıp kafasına kadar yırtardı. Sonra dönüp öbür tarafı da aynen öyle yapardı. Onu bitirmeden öbür taraf eski ha*line dönüp iyileşiyordu. Yine öbür tarafa yaptığını bu tarafa ya*pardı.

Ben arkadaşlarıma «Sûbhanallah nedir bunlar?» dedim. Onlar;

«Çık» dediler. Çıktık. Tandır gibi bir şeyin yanına vardık, içinde sesler ve gürültü vardı. İçine baktık, çıplak kadın ve erkek dolu. Alt*larından alev kendilerine vuruyor. Alev vurdukça bağrışıyordular.

Ben arkadaşlarıma «Nedir bunlar» dedim. Onlar;

«Git» dediler. Gittik. Kan gibi kızıl bir nehrin yanına vardık. Ne*hirde yüzen bir adam vardı. Nehir kenarında da ellerinde küçük ça*kıllar olan bir adam vardı. O arada, adam, yüzdüğü kadar yüzüyor. Sonra, çakılları biriktirenin yanma gelip ağzını ona açıyor. Ağzına bir taş atmca gidip yüzüyor, sonra bir daha ona dönüyor, ağzını açıp adamdan bir taş daha yutuyordu. «Bunlar kimlerdir?» dedim. «Git» dediler. Gittik, Hiç benzerini görmediğim çirkin bir adamın yanına vardık. Yanındaki ateşi karıştırıp etrafında dolaşıyordu.

Arkadaşlarıma «Bu kimdir» dedim. Onlar «Git» dediler. Gittik. Yemyeşil, içinde baharın her nevi çiçeği olan bir bahçeye girdik. Bah*çe ortasında başını göremeyeceğim kadar uzun bir adam vardı. Et*rafında hiç görmediğim çocuklar vardı. Arkadaşlarım bana «Çık» dediler. Çıktık, büyüklükte ve güzellikte benzerini göremediğim bü*yük bir bahçeye vardık.

Arkadaşlarım bana «yüksel» dediler. Yükseldik, binaları altın ve gümüş kerpiçten olan bir şehre vardık. Şehrin kapısını çaldık, bize açıldı.

İçine girdik, bir tarafları çok güzel, bir tarafları çok çirkin adam*lar bizi karşıladılar. Arkadaşlarım onlara dediler ki, gidin şu ne-

hirde yıkanın. Orda suyu bembeyaz geniş bir nehir vardı. Onlar gi*dip yıkandılar. Sonra bize döndüler. Çirkinlik onlardan gidip en gü*zel şekle girdiler.

Arkadaşlarım, «işte bu senin evindir,» dediler. Ben «Allah'ın be*reketi üzerinize olsun bırakın içine gireyim,» dedim. Onlar «fakat şimdi giremezsin» dediler.

Ben, o arkadaşlarıma «bu gece çok acaip şeyler gördüm, nedir bu gördüklerim» dedim. Onlar dediler ki:

Başı sıyrılan adam ise, Kur'an'ın hükümlerini bırakandır. Uyku*dan dolayı farz namazlarını kaçırandır. Kıyamete kadar ona öyle yapılacaktır.

Yüzü, gözü ve burnu kafasına kadar yırtılan adam ise, sabah*leyin evinden çıkıp-her tarafta yalan söyleyendir. Kıyamete kadar ona Öyle yapılacaktır.

Tandır gibi yerdeki çıplak kadın ve erkekler ise, onlar zina eden*lerdir.

Nehirde yüzüp taş yutan adam ise, o faiz yiyendir. Ateş karış*tıran adam ise, o cehennemin bekçisi ve sahibidir. Bahçedeki uzun adam ise İbrahim, (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem.) *dir. Etrafındaki ço*cuklar ise, İslam fıtratı üzere ölen çocuklardır.

Sahabeler;

«Yâ Resûlullah! Müşriklerin çocukları da mı?» dediler. Peygam*ber (Sallallâhû Aleyhi.ve Sellem} :

«Evet, müşriklerin çocukları da...» dedi.

Bir tarafı çok güzel bir tarafı çok çirkin olan o topluluk ise: on*lar iyi, salih bir ameli, diğer kötü bir amelle karıştıranlardın Allah onları affetti. Ben ise Cibril'im. Bu da Mikail'dir,

Âlimler demişler ki: Bu, hadis, Berzah âleminde azabın varlı*ğına dair bir nasstır. Çünkü peygamberlerin rüyaları gerçeğe tam uygun olan vahydir. Nitekim hadisde, «kıyamete kadar buna öyle yapılacak» diye ifade vardı.

Darekutni'ye göre, Hadisin bazı rivayetlerinde şu ifadeler var*dır :

Bana bahçeyi anlat, dedim. Arkadaşım dedi ki:

İbrahim (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) bu bahçede, bu çocuklara bakıcılık yapıyor. Kıyamete kadar onları besleyecek. Ben «kanda yü*zen kimdi?» dedim. Arkadaşım, «o faiz sahibidir» dedi. «Kıyamete kadar taş ile beslenecektir.» Ben, başı sıyrılan adam kimdir» dedim. Arkadaşım;

«O, Kur'an Öğrenip unutacak şekilde uykuya dalıp Kur'an'ı bı*rakandır ki kıyamete kadar, kabirde uyudukça, başına vururlar} bı*rakmazlar ki, uyusun...

Hatip, ibn-i Asakir, Ebû Musa el-Eş'ari hadisinden şöyle rivayet etmişler: Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Bâzı adamlar gördüm, derileri ateşten makaslarla makaslanı*yordu.

«Nedir bunların hâli» dedim. Arkadaşım dedi ki:

«Bunlar, süslenmekte, helâl dairesini aşan kimselerdir.»

Pis kokulu, bir kuyu gördüm. İçinde bağıranlar vardı.

«Nedir bu» dedim. Arkadaşım dedi ki:

«Bunlar süslenmekte helâl dairesini aşan kadınlardır.»

Hayat suyunda yıkanan bir topluluk gördüm.

«Bunlar kimdir?» dedim. Dedi ki:

«Bunlar, kötü amel ile iyi ameli karıştıranlardır.»

îbn-i Asâkir, «Tarihlinde, Ali bin Ebû Talib (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre:

Besûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) sabah namazını kıldı. Namazı bitirince bize yöneldi ve şöyle dedi i

Bu gece bana iki melek geldiler. Kollarımdan tutup dünya gö*ğüne çıktık. Bir meleğin yanından geçtik, elinde bir taş vardı. Önün*deki insanın başına vuruyordu. Adamın beyni bir tarafa, taş bir ta*rafa düşüyordu. «Nedir bu» dedim. Arkadaşlarım, «geç» dediler. Geç*tim, baktım, bir melek, önünde bir adam, meleğin elinde demirden bir çengel; sağ yanağına daldırıyor, kulağına kadar yırtıyor. Sonra sol yanağı da aynen öyle yapıncaya kadar, sağ taraf düzeliyor.

Ben «nedir bu» dedim. Arkadaşlarım, «geç» dediler. Geçtim, kan*dan bir nehir gördüm. Kazan kaynar gibi kaynıyordu... Kenarlarının içinde çıplak bir topluluk vardı. Nehrin kenarında, ellerinde çamur çakılları olan melekler vardı. O çıplaklardan dışarı çıkmak isteyen olunca, ağzına bir çakıl atar, onu nehrin dibine götürüyordu.

«Nedir bu» dedim. Arkadaşlarım, «geç» dediler. Geçtim, bak*tım önümde bir ev, altı üstünden daha dar, içinde çıplak bir top*luluk vardır. Altlarından alev yükseliyordu. Ben onların pis koku*sundan burnumu kapattım.

«Kimdir bunlar» dedim. Arkadaşlarım, «geç» dediler. Geçtim, Si*yah bir tepeye vardım. Üstünde çeşitli hastalıklara çarpılmış bir mil*let vardı. Arkalarından ateş savrulup ağız burun, göz ve kulakla-rmdan çıkardı.

SuFi
05-05-2009, 16:06
Ben «nedir bu durum» dedim. Arkadaşlarım «geç» dediler. Geç*tim. Her tarafı saran bir ateş gördüm. Başına bir melek müekkel kı*lınmış, hiç kimsenin ondan çıkmasına fırsat vermiyor. «Nedir bu?» dedim. Arkadaşlarım «geç* dediler. Geçtim. Kendimi bir bahçede buldum. Orda güzellikte benzeri olmayan bir yaşlı zat vardı. Etra*fında çocuklar bulunuyordu. Ve etrafta, yaprakları fil kulağı misillu ağaçlar vardı. Allah'ın müsaade ettiği kadar o ağaca yükseldim. Ta güzellikte benzeri bulunmayan, şeffaf incilerden, yeşil zebercedden, kızıl yakuttan evler buldum.

Ben «nedir bu» dedim. Arkadaşlarım «geç» dediler. Geçtim. Gü*müş ve altın iki köprüden bir nehre vardım. Nehrin kenarında gü*zellikte eşi olmayan yapıları, şeffaf inciden, yeşil Zebercedden, kızıl yakuttan olan evler vardı. İçlerinde dizilmiş bardak ve ibrikler vardı.

Ben «Nedir bu» dedim. Arkadaşlarım, «İn» dediler, indim. Elimi o kaplardan birisine vurdum. Avuçlayıp içtim. Baktım baldan daha tatlı, sütten daha beyaz, kaymaktan daha yumuşaktır.

Arkadaşlarım bana dediler ki: İşte o başları vurulup, beyinleri yere akıtılanlar ise, onlar yatsı namazını kılmadan yatanlardır. Na*mazları vakitlerinde kılmayanlardır. Onlar o taşla vurulurlar, son*ra cehenneme giderler.

Yüzleri çengel ile varılanlar ise, müslümanlar arasında koğu-culuk yapanlardır. Onlar cehenneme gidinceye kadar öyle azap gö*rürler.

Ağızlarına çakıl atılanlar ise, onlar faiz yiyenlerdir. Cehenneme gidinceye kadar o nehirde öyle azap görürler.

O çıplak millet ise, zinâkarl ardır. O pis koku ise avretlerinin ko*kusudur. Onlar da ateşe varıncaya kadar öyle azap görürler.

Çeşitli hastalıklara çarpılmış o millet ise, kavm-ı Lut gibi oğ*lancılık yapanlardır. Alttaki de, üstteki de Öyle azap görürler. En sonunda Cehenneme giderler.

O her tarafı saran ateş ise, Cehennemdir.

O bahçe ise, Cennet'ül-Mev'adir.

O gördüğün yaşlı adam ise, İbrahim'dir. Etrafındaki çocuklar da müslümanların çocuklarıdır. O ağaç da sidretü'I-müntehâdır. O ev*ler ise, peygamberlerin, sıddıklarm, şehidlerin, salihlerin evleridir. O nehir ise, Allanın sana verdiği kevser nehridir. Kenarlarındaki ev*ler, ise senin ve ehli beytinin evleridir.

Beyhaki, Delaü'de, Ebû Said-Hudri (Radıyallahû anh)'dan, Mi*raç hadisinde Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve SellemJ'den rivayet ettiğine göre, şöyle buyurmuştur :

Sonra bir az daha geçtim. Baktım, orda, üstünde büzülmüş et olan sofralar var, kimse ona yanaşmıyor. Aynı yerde diğer sofra*larda, kokuşmuş pis et vardır. İnsanlar oturup ondan yiyorlar.

Ben «Yâ Cibril kimdir bunlar?» dedim. O dedi ki: «Ümmetinden bir millettir. Helâli bırakıp harama girerler.»

Sonra biraz daha geçtim. Karınları evler gibi plan bir toplulu*ğun yanına vardım. Kalkmak istedikçe yere düşüyordular. «Yâ Rab-bi kıyameti koparma» diyordular. Onlar Ali Firavunun yolunda idi*ler. Yoldakiler onları ezip geçiyordular. Allah'a yalvardıklannı işit*tim. . :

«Yâ Cibril! Kimdir bunlar» dedim. Cibril:

Bunlar, «senin ümmetinden faiz yiyenlerdir» dedi. Sonra az daha gittim. Dudakları deve dudakları gibi büyük bir milletin yanına gel*dim. Ağızlarını açıp o ateşten yutuyor, ateş arkalarmdan çıkıyordu.

«Kimdir bunlar» dedim. Cibril:

«Bunlar, senin ümmetinden yetimlerin malını zulmen yiyenler*dir» dedi.

Sonra yine öyle geçtim. Memelerinden asılmış kadınlar gördüm. «Kimdir bunlar?» dedim.

«Bunlar zina edenlerdir» dedi.

Sonra biraz daha gittim. Yanlarından et kesilen, bir millet gör*düm. O kesilen et onlara yediriliyordu. Onlara, «kardeşinin etinden yediğin gibi bunu da ye» deniliyordu. «Kimdir bunlar?» dedim. Cib*ril :

«Bunlar gıybet edici ve ayıplayıcılardır» dedi.

İbn-i Adiy, Beyhaki, yine Miraç hadisinde Ebu Hüreyre

[Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre.Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Başları, taşla ezilen bir milletin yanından (Miraç gecesinde) geçtim. Başları ezildikçe bîr daha düzeliyordu. Bu ezilmekten dolayı onlardan hiç bir şey eksilmiyordu.

«Yâ Cibril kimdir bunlar?» dedim. Cibril

«Bunlar, başları namaza ermeyen kimselerdir» dedi.

Sonra, keçi koyun gibi dolaşan, zakkum, dikenli otlan, Cehen*nemin çakıl ve taşlarını yiyen bir milletin yanına geldim. «Kimdir bunlar» dedim. Cibril;

«Bunlar, mallarının zekâtını vermeyenlerdir» dedi.

Sonra, başka bir milletin yanma geldim. Ellerinde teiniz pişmiş et ve piş çiğ et vardı. Temiz eti bırakıp pis eti yiyordular.

Ben «Kimdir bunlar?» deyince Cibril cevaben:

Bunlar, helâl hanımını bırakıp pis kadının yanında sabahlayan erkek ve helâl kocasmı bırakıp pis erkeğe giden, yanında sabahla*yan kadınlardır.»

Sonra, taşınamayacak kadar büyük bir yığını biriktirmiş ve art*tırmayı isteyen bir adam gördüm. «Kimdir bu» deyince Cibril:

«Yanında ödeyemeyecek kadar, insanların emanetleri olan ve yine emânet almak isteyen kişidir» dedi.

Sonra, dili ve dudakları demir makasları ile kesilen, bir mille*tin yanma geldik. Kesildikçe eski hâline dönüyordu. Hiç bir şey eksilmiyordu. «Kimdir bunlar» deyince, Cibril cevaben:

Bunlar, ümmetinin hatipleridir» dedi.

Ebû Dâvud, Enes (Radıyallahû anh)'den rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Miraca çıkarıldığım gece, bâzı kavimlerin (toplulukların) yanın*dan geçtim. Tunçtan, tırnaklan vardı. Kendi yüzlerine ve göğüsle*rine batırıyorlardı.

«Yâ Cibril kimdir bunlar?» dedim. Cibril:

«Bunlar, insanların etini yiyen (gıybetini yapan) ve ırzların» ge*çen kişilerdir» dedi.

îbn-i Ebi Dünya «el-Kubur» kitabında Hasan'dan merfûan riva*yet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle bu*yurmuştur :

«Kim sahabelerimden birisine söverek dünyadan ayrılsa, Allah ona bir hayvan musallat eder, etini kemirir, ondah kıyamete kadar elem duyar

lbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban, el-Hâkim, Taberani, İbn-i Merde-veyh kendi Tefsirinde ve Beyhaki, Ebü Umâme (Radıyallahû anh)'~ dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallaîlâhû Aleyhi ve Sellem) sabah namazından son*ra yanımıza geldi. Buyurdu ki: Ben hak bir rüya gördüm, dinleyin:

Bu gece bana bir adam geldi. Elimden tuttu, peşimden gel dedi. Ta, sarp korkunç bir dağa geldik. Bana «dağa çık» dedi. Ben «Çı*kamam» dedim. O, «ben onu sana kolaylaştıracağım» dedi. Adım*larımı attıkça bir basamağa rastgeliyordu. Ta dağın zirvesine çık*tık. Orda ağızları yırtık, erkek ve kadınlar vardı. Nedir bunlar de*dim. O, «bunlar dediklerini yapmayanlardır» dedi.

Sonra çıktık, göz ve kulakları mıhlanmış erkek ve kadınlar kar*şımıza çıktı. «Nedir bunlar» dedim. O;

«Bunlar bakıp ta görmeyen, işitip de dinlemeyenlerdir» dedi.

Sonra çıktık. Kuyruk sokumlarından asılmış, başları aşağıda, memelerini yılan kemiren kadınlar gördük. «Kimdir bunlar» dedim. O;

«Bunlar çocuklarına süt emzirmeyen kadınlardır» dedi.;

Sonra, çıktık. Kuyruk sokumlarından asılmış, baş aşağı azîmik-tarda buldukları suyu yalayan kadın ve erkekleri gördük. «NedirSbun-lar» dedim. O;

«Bunlar oruç tutup, sonra keffaret vermeden orucunu' bpzan-lardır» dedi.

Sonra, çıktık. Çok çirkin manzaralı, çok çirkin elbiseli,; çok pis kokulu kadm ve erkekleri gördük. Kokuları pislik kokusu idi. «Kimdir bunlar» dedim.

«Bunlar zina eden kadın ve erkeklerdir» dedi.

Sonra çıktık. Korkunç derecede şişmiş, çok pis kokulu ölüler gör*dük. «Nedir bunlar» dedim. O;

«Bunlar kâfirlerin ölüleridir» dedi.

Sonra çıktık, ağaç gölgesinde oturan adamlarla karşılaştık. «Ne*dir bunlar» dedim. O;

«Bunlar müminlerin ölüleridir» dedi.

Sonra, çıktık, genç erkek ve kızları gördük. İki nehir arasında oynuyordular. «Kimdir bunlar» dedim. O;

«Bunlar müminlerin zürriyetidir» dedi.

Sonra, çıktık. Güzel yüzlü, güzel elbiseli, hoş kokulu adamlarla karşılaştık. Yüzleri bembeyaz kâğıt gibi parlaktı. «Kimdir bunlar» dedim. O;

«Bunlar siddıklar, şehidler ve salihlerdir» dedi.

Deylemi'nin Firdevs'inde Enes (Radıyallahû anh)'dan merfuan rivayet edildiğine göre, Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Ümmetimden kim, kavmi Lûtun amelini işlese, Allah onu on*ların yanma nakleder. Onlarla beraber hoşrolur.»

îbn-i Asâkir'in «Tarih»inde, senediyle Amr bin Eşlem ed-Dımış-ki'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir :

Hudutta yanımızda bir adam öldü, defnedildi. Üçüncü gün kab*ri devşirildi. Taşlar yana dikildi, kabirde hiç bir şey göremediler. Bu durum Veki' bin el-Cerrahtan soruldu. O şöyle dedi:

Bir hadis'de, işitmişiz:

«Kim kavm-ı Lûtun amelim işlerken ölse, kabir onu onların nına götürür. Ve kıyamet gününde onlarla beraber haşrolur.»

îbn-i Ebi Dünya, Mesrûk'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiş*tir :

«Kim hırsızlık yapar veya zina eder veya içki içer veya bun*lara benzer bir şey yapar da ölürse kabrinde iki arslan bulunup onu devamlı olarak ısırırlar.»

îbn-i Asakir, Vâile bin el-Eskâ' (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Salîallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyur*muştur : :

Eğer kaderi veya cüz'-i ihtiyari'yi inkâr edenlerin kabri üç gün sonra devşirilse kıbleden yüzleri çevrildiği görülecektir.

Esbehânî, Tergib'te el-Avam bin Havşap (Radıyallahû anhrdjan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Bir seferinde bir mahalleye inmiştim, mahalle kenarmda bir kab*ristan vardı. İkindi olduktan sonra, kabrin birisi açıldı. İçinden, başı eşek başı olan bir insan cesedi, çıktı. Soruşturdum, denildi ki:

O içki içiyordu. Akşam eve gidince, anası ona «oğlum, Allah1-dan kork,» derdi. O. da anasına «sus, eşek gibi anırma» derdi, iş*te, ikindiden sonra öldü. Hergün böyle, kabri açılıp üç sefer anırı*yor. Sonra kabir üzerine kapanıyor.

Ibn-i Ebi Dünya, Mersed bin Havşep'den naklettiğine göre, şöy*le demiştir :

Yûsuf bin Amr'm yanında oturuyordum. Yanında, yarı yüzü de*mir darbesini yemiş bir adam vardı. Yûsuf ona: «Gördüğünü Mer-sed'e anlat» dedi. O dedi ki: I

«Geceleyin biri için kabir kazdım. Defnedilip üzerinde toprak atizeltilince, deve gibi iki büyük kuş geldiler. Biri baş ucuna diğeri ayak ucuna kondu. Sonra kabrini deştiler. Biri kabrine sarkıldı, Öbürü, kab*rin kenarında durdu. Ben geldim, kabrin kenarında durdum, işit*tim, ölüye şöyle diyordu:

— Kibir büyüklük taslamak için sarı.elbiseler içinde kayınla*rını ziyaret eden sen değil miydin? Kabrin içindeki adam:

— Ben kibirli olacak kadar güçlü değilim, deyince ona bir dar*be vurdu, kabri yağ ve su ile doldu. Sonra döndü ve bir daha ona üç sefer sordu. Her seferinde böylece ona bir darbe indirdi. Sonra, başını döndürüp bana baktı. «Bakınız, nerde oturmuş, boynu kırıl*sın» dedi. Ve yüzümün bu yanma vurdu. Gece boyunca öyle yerde kalmıştım. Sabahleyin kendimi böyle gördüm.

Yine İbn-i Ebi Dünya, Ebu'l-Cüreys'den o da anasından naklet*tiklerine göre, şöyle demiştir:

Ebû Cafer, Küfe hendeğini kazarken, halk cenazelerinin yerini değiştirdiler. O arada ellerini ağzıyla tutan bir gencin cenazesi bu*lundu.

Ebû îshak'dan nakledildiğine göre, şöyle demiştir:

Bir ölüyü yıkamak için çağrıldım. Yüzünden Örtüyü kaldırdığım vakit boğazına sarılmış bir yılan gördüm. Dediler ki:

Bu adam sahabeler (Radıyallahû anhümVe sövüyormuş.

Yine Ebû İshak'tan nakledildiğine göre şöyle demiştir:

Yanıma bir adam geldi. Ben, kabir deşen bir adamım. Bazıla*rın yüzleri kıbleye dönük olmadığını gördüm, dedi.

Bunun üzerine Ben Evzai'ye mektupla sordum:

Evzaî: bunlarln sünnet üzere ölmeyenlerdir, dedi.

Abdül'mümin bin Abdullah bin îsa ed-Dabi'den rivayet edildi*ğine göre şöyle demiştir:

Tevbe etmiş bir kabir deşen {kefendiz) den soruldu j Gördüğün en tuhaf şey nedir?

O, birinin kabrini deştim, baktım, cesedinin her tarafı çakılmış. Büyük bir mıh basma, diğer büyük bir mıh da ayaklarına çakılmış, gördüm, dedi.

Başka bir kefendiz [25] den aynı şey soruldu..

O, bir insanın kafatasını gördüm, içine kurşun dökülmüştü, dedi.

Fadl bin Yûnus'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

Bize ulaştı ki, Ömer bin Abdülaziz, Mesleme bin Abdül-melik'e Yâ Mesleme, kim babanı defnetti?» diye sormuş. O;

«Filan kölem onu defnetti» demiş.

«Velid'i kim defnetti» diye sorunca;

«Yine filan kölem onu defnetti» demiş

Bunun üzerine, Ömer bin Abdülaziz, Mesleme'ye, kölesininna anlattığını nakledip demiş ki:

Kölen: Senin baban ile Veld'i defn için kabre koyunca, gidip bağları sökmek istemiş, bakmış ki, yüzlerinin etleri kafalarına çe*kilmiş.

Yezid bin Mehleb'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir.

Ömer bin Abdülaziz bana dedi ki:

Yâ Yezid : Ben Velid'i kabrine koyduğum vakit baktım içinde ayaklarım depretiyor.

Amr bin Meymun'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

Ömer bin Abdülaziz'den işittim ki diyor: Velid bin Abdülme-lik'i kabrine koymakla görevlendirildim. Baktım ki dizleri boynuyla birleşmiş.

Ömer bin Abdulaziz bundan ders alıp, onların peşinde gitmedi.

îbn-i Ebi Dünya, Beyhaki Şuab-i iman'da Abdulhamid bin Mah-mud el-Muawili'den naklettiklerine göre şöyle demiştir:

Ben ibn-i Abbas (Radıyallahû anhümaJ'nm yanında oturuyor*dum. Bir cemaat gelip dediler kit

Biz hacca çıktık. Filan arkadaş da beraberimizde idi. Zatüssa-fahaya geldiğimiz zaman orda öldü. Onun tekfinini hazırladık, çı*kıp ona bir kabir kazdık. Lahdini yaptık. Bitirir, bitirmez, baktık ki, lahd (kabrin içi) siyah bir şeyle doldu. Orayı bırakıp başka bir yer kazıdık. Lahdini bitirdiğimiz zaman baktık yine siyah bir şeyle dol*du. Orayı da bıraktık işte onu sana getirdik. Bunun üzerine ibn-i Abbas dedi ki:

Boynuna takılacak kelepçedir bu..

Beyhaki'nin rivayetinde ise işte o işlediği amelidir; Onu bir yer*de defnedin. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bü*tün yeryüzünü kazisanız, bu siyah şeyi böyle göreceksiniz.

Sonra çıkıp onu bir yerde defnettik. Döndüğümüz vakit hanı*mından, kocasının ne iş yaptığını sorduk. Hanım dedi ki:

Kocam taam (yiyecek) satıyordu. Hergün ailesinin ihtiyacını ondan alırdı. Sonra gidip başak çöplerini içine ufalatırdı.

Lâlkâi, Sadaka bin Halid'den o da Şamlı bir üstadından rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Biz hacca gittik, yolda bir arkadaşımız öldü. Cemâatten bir ke*ser emanet aldık .onunla cenazesini defnettik ve keseri kabirde unut*tuk. Biz keseri almak için kabri deştik. Bir de ne görelim. Adamın boynu, el ve ayaklan keserin deliğine sıkıştırılmış. Üzerine toprağı

örttük. Keseri onlardan aldığımız cemâati da fiatmı vermekle razı ettik. Döndüğümüz zaman hanımından onun halini sorduk. Hanımı dedi ki:

«Kocam elinde mal olan bir adamla arkadaşlık etti. Adamı öl*dürüp malını aldı... Adam da hacca, ve savaşa giden birisiydi,

îbn-i Asakir, el-A'meş (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine gö*re; şöyle demiştir:

İBir adam Hasan bin Ali, (Radıyallahû anh) 'nın kabri üzerine etti. li oldu, köpekler gibi havlıyordu. Sonra ölünce, kabrinden havla*dığı, bağırıp çağırdığı işitildi

SuFi
05-05-2009, 16:07
Yezid bin Ebû Zeyyad ve Umare bin Ömer'den rivayet edildiğine gşre, şöyle demişlerdir: .

Ubeydullah bin Zeyyad, öldürüldü. Onun ve arkadaşlarının baş*ları getirildi. Meydanlığa atıldı. Büyük bir yılan geldi. Halk, kor*kusundan dağıldılar. Başların araşma girdi. Ubeydullah bin Zey-yad'ın burnuna girdi. Sonra ağzından çıktı. Sonra tersine ağzından girdi, burnundan çıktı. Böyle bir kaç sefer tekrarladı, gitti. Bir daha döndü, gene yalnız ona öyle yaptı. Yılanın nerden geldiği ve ne*reye gittiği bilinmedi.

Not: Tirmizi Camii'nde ve Taberani yalnız umare tarikiyle bunu rivayet etmişlerdir. Taberani hadisin sahih olduğunu söyle*miştir.

Yine ibn-i Asakir, Muhammed bin Said'den rivayet ettiğin göre:

Müslim bin Akaba el-Meri, Medineye geldi. Yezide biat edilme*si için propoganda yaptı. Emevilerin, Allah'ın tâat ve masiyetinde halis kul olduklarını söyledi. Câriye oğlu olan Kureyşli bir adam*dan başka herkes onun çağrısını kabul etti. O Cariye oğlu: yalnız Allaha itaat ettiklerinde biat edeceğini ve zulümde onlara uymaya*cağını söyledi. Müslim onun bu tarz biatim kabul etmedi ve onu

öldürdü. O Kureyşlinin anası, «Allah fırsat verirse sağ da ölü de olsa Müslimi ateşle yakmaya yemin etti.»

Müslim Medine'den çıktığında hastalığı şiddetlendi, öldü. .

Kureyşlinin anası, kendi köleleriyîe beraber onun kabrine git*ti. Devşirilmesini emretti. Kazıp cenazeyi buldukları zaman, boynu*na sarılmış, burnunu emen bir ejderha buldular. Bunun üzerine or-dakiler, korkup kaçtılar.

Tamam bin Muhammed er-Razi «Ruhban» kitabında ve ibn-i Asakir. Tamam el-Hafiz tarikiyle, Ebû Ali Muhammed bin Harun el-Ensari'den, îsmet bin Ebû îsmet el-Buhari'den, o da Ahmed bin Ammar bin Halid el-Temmar'dan o da İsmet el-Âbadani'den, riva*yet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Ben kırlarda dolaşıyordum. Bir kilise gördüm. Kilisenin içinde bir manastır vardı. Manastırın içinde, bir rahip vardı. Ben ona, bu konuda gördüğün en acaip şeyi bana anlat, dedim.

O dedi ki: Ben bir gün, deve kuşuna benzer bir kuş gördüm. Bu kayanın üstüne konmuştu. Bir adamın başını yuttu sonra bir ayağını sonra da bir bacağını yuttu. O yuttukça o organlar şimşek gibi bir daha yerine gelirdi. Yine tam bir adam olur, otururdu. Kalk*mak istediği vakit, kuş onu gagalar, organlarını parçalardı. Sonra dönüp onları yutardı. Günlerce o böyle devam etti. Ben ondan çok hayrette kalırdım. Ve Allah'ın büyüklüğüne olan inancım arttı. Bil*dim ki bu cesedler öldükten sonra bir çeşit hayata mazhardırlar. Bir gün o kuşa yönelip dedim:

Seni düzgün yaratan Halikının hakkı için onu yemeyeceksin. Tâ ki onun durumunu sorup hikâyesini öğreneyim. Kuş açık bir arap-ça ile bana dedi ki

Mülk Rabbimindir. Beka da onundur. Yok eden bir daha var eden de odur. Ben Allah'ın meleklerinden bir meleğim. Bu cesede müekkelim. Yaptığı cürümden dolayı ona böyle yapıyorum.

Ben adama yöneldim, ey kendine kötülük eden, hikâyen nedir, sen kimsin, dedim.

O, «Ben Abdurrahman bin Mülce'im. Ali (Radıyallahû anh)'mn katiliyim. Ben onu öldürüp, sonra ruhum Allah'ın kabzasına girin*ce, bana bir sahife verdi, doğduğum günden Aliyi öldürdüğüm gü*ne kadar yaptığım iyilikler içinde yazılı idi. Ve Allah bu meleğe kı*yamete kadar böyle bana azap vermesini emretti. İşte bana yaptı*ğını görüyorsun» dedi. Sonra sustu.

Kuş bir daha ona bir gaga vurdu. Azalarını dağıttı, sonra dönüp onları yuttu. Ve onları başka yere götürdü.

Ben diyorum ki: Bu senedte geçenler içinde Tamam'm üstadı Ebu Ali'den başkası hakkında söylentiler yoktur.

Zehebi, el-Mizanda, bu zatın ittiham edildiğini söylemiştir.

İbn-i Receb de bu hadisenin başka bir şekilde rivayet edildiğini söylemiştir. Bu şeklin senedi şöyledir:

İbn-i Neccar, Tarih'inde Selefi tarikiyle Hasan bin Muhammed, bin Ubeyd el-Akriye isnadiyle demiştir ki, İsmail bin Ahmed bin Ali bin Ahmed bin Yahya bin el-Müneccİnt, 313 senesinde Yusuf bin Ebu Teyyah ile bir rahibi bulduklarını rahibin aynı hikayeyi onİara anlattığını söylemiştir.

Üçüncü bir şekilde daha rivayet edilmiştir. Senedi şöyledir:

Ebû Abdullah Muhammed bin Ahmed bin İbrahim er-Razi (meş*hur Sülasiyatm sahibidir) Ali bin Beka bin Muhammed el-Verrak'tan rivayet ettiğine göre, şöyle söylemiştir:

Ebû Muhammed bin Ömer el-Bezzar, biz Ebû Bekir Muham*med bin Ahmed bin ebu'l- Ashaptan işittiğini bildirdi ki şöyle dedi:

Bize garip bir yaşlı adam geldi. Senelerce Hıristiyanlık yaptığını söyledi. Manastırında ibadet edermiş. Bir gün otururken, bir kuş geldi, dedi ve hikâyenin hülasasmı anlattı.

îbn-i Ebi Dünya, «Ölümden sonra yaşayanlar» adlı kitabında, Ab*dullah bin Dinar, o da Ebû Eyyub el-Yemani'den o da Abdullah is*minde bir hemşehrisi tarikiyle rivayet ettiğine göre;

O, ve memleketinden bir gurup, deniz yolculuğuna çıkmışlar. Günlerce denizin karanlığında kalmışlar, karanlık çekilince kendilerini bir köyün yanında bulmuşlar. Abdullah demiş ki:

Ben, çıktım, su aradım. İçerden rüzgâr gıcırdatmaları gelen ka*palı kapılarla karşılaştım. Ben içeriye bağırdım. Kimse bana cevap vermedi. Ben o durumda iken, üzerime iki süvari geldi. Herbirisi-nin altında, beyaz bir beygir vardı. Bana;

«Yâ Abdullah bu yola devam et, içinde su olan bir havuza va*racaksın, ondan su al. Onda göreceğin seni korkutmasın» dediler. Ben onlardan, içinde rüzgâr gıcırdatan o kapalı kapıları sordum. Onlar, «içinde ölülerin ruhları olan evlerdir,» dediler.

Ben çıktım, havuza vardım. İçinde başaşağı edilmiş suyu almak isteyip de alamayan bir adam vardı. Beni gördüğünde çağırmaya başladı:

Yâ Abdullah bana su ver, ben bardağı batırıp ona vermek is*tedim. Elim yakalandı, ben ona;

«Ya Abdullah işte yaptığımı gördün, elim yakalandı. Senin kim olduğunu bana bildir» dedim. O;

«Ben Adem'in oğluyum. Yeryüzünde ilk kan döken benim,» dedi.

Ebû Nuaym, Vehb yoluyla Abdurrahman bin Zeyd bin Eşlem*den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Bir adam denizde bir vasıtada giderken, vasıtaları kırılmış. Adam tahtayı tutarak tahta, adamı bir adaya atmış. Adam çıkıp yürümeye başlamış, bir suya rastgelmiş. Suyu takip ederek büyük bir kayna*ğın basma girmiş. Orda kendisi ile su arasında bir karış kalmış ve orda ayağına zincir vurulmuş bir adam görmüştür.

Adam, Allah seni bağışlasın bana su ver, demiş. Ona «Neden böylesin» demiş. O;

«Ben Adem'in oğluyum. Kardeşimi Öldürdüm. Vallahi, onu öl*dürdüğümden bu yana zulmen öldürülen herkesin bir kat azabını Allah bana çektiriyor. Çünkü öldürme çığırını ilk açan benim,» de*miştir.

El-Hafiz Ebu Muhammed el-Hellal «Kerâmat el-Evliya» kitabın*da senediyle Arim'in kardeşi Eş'as'ten rivayet ettiğine göre, şöyle de*miştir :

Abdullah bin Haşim bana dedi ki:

Ben bir ölüyü yıkamaya gittim. Yüzünden örtüyü kaldırdığım*da, baktım, boynunda siyah bir yılan var. Ben ona «sen bu işte görevlisin. Fakat bizim adetimiz, ölülerimizi yıkarız. Bir kenara çe-kilebilsen, ben onu yıkadıktan sonra, yerine gelirsin, dedim. Bunun üzerine, yılan boynundan sıyrılıp evin bir köşesine çekildi. Ben yı*kamayı bitirdiğimde yılan yerine yerleşti... O, Ölü dinsizlik ile itti-ham ediliyormuş.

İbn-el Cevzi, «Uyun el-Hikayat» kitabında, senediyle Muham*med bin Yusuf el Firyabi'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir: Ebû Sinan'dan (ki salih bir adamdır), işittim ki dedi

Ben bir adamm ölen kardeşi için taziyesine gittim. Adamı, te*laşlı gördüm. Adam bana dedi ki:

Benim telaşım kardeşimden gördüğüm acaip vaziyettendir. Onu defnedip toprağı düzelttiğimiz zaman kabirden «ah!» sesini işittim. Ben vallahi bu kardeşimin sesidir, dedim. Sonra toprağı deşmeye ça*lıştım. Bana dediler ki, bu işi yapma, ben de toprağı geri yerine at*tım. Ben ordan kalkmak istediğimde yine «ah» sesini işittim. Vallahi bu kardeşimin sesidir dedim ve toprağı açmaya başladım. Bana de*diler ki:

«Yâ Abdullah kabri devşirme. Ben de bir daha toprağı üstüne ka*pattım. Kalkmak istediğimde yine «ah!» dedi. Ben «vallahi bu kar*deşimdir» dedim. Sonra toprağı devşirmeye başladım. Yine bana de*diler ki;

«Bu işi yapma. Bir daha toprağı yerine attım. Kalkmak istedi*ğimde yine, «Ah!» sesini işittim. «Vallahi bu kabri açacağım» de*dim.. Açtım, baktım ateşten bir tok (tasma) boğazına takılmış. Kab*ri ateş dolmuş. Ben o tok'u boğazından çıkartmak istedim, elimi at*tım, neticede parmaklarım gitti.

Adam bana ellerini gösterdi, baktım, dört parmağı gitmiş.

Sonra Evzai'ye [26] gittim, bu durumu anlattım. «Yâ Ebû Amr, yahudi hıristiyan, dinsiz Ölür böyle durumlar görülmez. O, «Evet bunların Cehennemlik olduklarında şüphe yoktur. Allah muvahhit-lerden de böyleler gösterir ki, ibret alasınız,» dedi.

Yirie ibn-i el-Cevzi, Abdullah bin Muhammed el-Medyeni'den ö da bir dostundan rivayet ettiğine göre, o şöyle demiştir:

Kendi arazime çıktım. Bir kabristanın yanında iken akşam na*mazı oldu. Kabristana yakın bir yerde namazımı kıldım. Ben otu*rurken kabirler tarafından bir inleme sesini işittim. Sesin geldiği kab*re yakınlaştım. Baktım, «Ah! Ben namaz kılar oruç tutardım» di*yor. Beni bir titreme tuttu. Orda bulunan birisine söyledim. O da işittiğimi işitiyordu. Sonra tarlama gittim. İkinci gün döndüğümde birinci sefer namaz kıldığım yerde namaz kıldım. Güneş batmcaya kadar bekledim. Akşam namazını da kıldım. Yine o kabre kulak ver*dim,» Baktım, «Ah, ben namaz kılar, oruç tutardım» diyor. Sonra evime döndüm. Sıtmaya tutuldum ve iki ay hasta kaldım.

Hişam bin Ammar, «Diriliş» kitabında Yahya bin Hamza'dan, Numan bin Mekhûl'ün ona rivayet ettiğine göre;

Bir adam, Ömer bin el-Hattab (Radıyallahû anh)'a geldi. Saç ve sakalının yarısı ağarmıştı. Ömer (Radıyallaû anh) ona?

«Nedir bu halin?» dedi. Adam dedi ki:

Geceleyin filanların kabristanından geçtim. Baktım bir adam diğerini ateşten bir copla kovuyor. Ona kavuştukça bir cop vuruyor, karnından ayağına kadar ateş tutuşuyor. Adam bana sığındı, «Yâ Abdullah beni kurtar» dedi.

Kovalayan adam, «Ya Abdullah onu kurtarma, Allah'ın en kötü kuludur» dedi.

Bunun üzerine, Ömer, (Radıyallahû anh) : İşte peygamberiniz

(SallaÜâhû Aleyhi ve Sellem) bunun için geceleyin yalnız olarak|se-fere çıkmayı yasakladı, dedi.

İbn-i Ebi Dünya, Amr bin Dinar'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Medine'li bir adamın bir kız kardeşi vardı. Öldü. Adam, onu defnedip kabrine götürdü. Definden sonra, ailesine döndüğünde, ha*tırladı ki, kendinde olan bir cüzdanı kabirde unutmuş. Arkadaşların*dan bir adamdan yardım diledi. Gidip kabri deştiler. Cüzdanı bul*dular.

Adam, arkadaşına dedi ki, benden uzaklaş, bakayım kardeşim ne haldedir? Lahit kapağından bazı taşları kaldırdı, baktı kabir ateş*le tutuşmuş. Hemen kabri düzeltip anasına döndü ve kızkardeşinin ne yaptığını sordu. Anası dedi ki:

«O namazlarını tehir ederdi, zannedersem, abdestsiz namaz kı*lardı. Komşularm kapışma kulağını koyup casusluk yapardı.»

Hafız bin Receb dedi ki: Heysem bin Adi'nin rivayet ettiğine göre, Ebban bin Abdullah el-Becli, şöyle demiştir:

«Bir komşumuz öldü, biz onu yıkadık, tekfin ettik, baktık, ka*birde, kediye benzer bir şey var. Biz onu kovduk, fakat kaçmadı. Kabir kazıcısı, anıma bir çakıl attı, hiç deprenmedi. Bunun üzeri*ne başka bir kabir kazmaya yöneldiler. Kazıldığında baktılar, aynı kedi yine içindedir. Onu yine aynen kovdular, fakat hiç etkilenmedi. Üçüncü bir kabre giriştiler. Aynı kediyi yine orada buldular. Yine kovuldu. Fakat hiç aldırış etmedi.

Bunun üzerine cemâat dedi ki;

Böyle bir durum başımızdan geçmemiştir, arkadaşınızı defne*din. Üzerine taşlar dizildiğinde kabrinden büyük bir kahkaha işittik.

Sonra, dönüşte halk, hanımma gidip kocasının ne iş yaptığını sordular, gördüklerini ona anlattılar. Kadın dedi ki:

«O cenabetten yıkanmıyordu.»

Ebu'l-Ferec bin Cevzi arkadaşı îbn-i el-Faris'el Ketbi, kendi ta*rih kitabında şöyle yazmıştır:

«Ben 590 senesinde Bağdat'ta, bir Ölü buldum. Her tarafı çürü*müştü. Kemiklerden başka bir şey kalmamıştı. El ve ayağında de*mirden kelepçeler vardı, cenazenin içine iki çivi çakılmıştı. Biri gö*beğine diğeri alnına... Adamın dehşetli bir yapışı vardı. Kemikleri iri yarı idi. Ortaya çıkmasının sebebi, suların çoğalmasıydı. Telel-Ah-mer adlı bir tepenin yanmdaki kabrini sel basmıştı.

îbn-el-Kayyim, -Ruh. kitabında tacir ve salih bir kul olan Ebû Abdillah Muhammed bin Sinan es-Selâmi'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Bağdat'da Demirciler Çarşısına bir adam geldi. Küçük çiviler sattı, çiviler iki başlı idi. Demirci aldı, ateşe attı, baktı, hiç erimi*yorlar. Ne ettiyse onları yumuşatamadı. Bıkınca, onları satanı ça*ğırdı. Onu buldu. Bu çivileri nerden getirdin, dedi. Satıcı, onları yer*de buldum, dedi. Fakat demirci peşini bırakmadı. Ta adam, açık bir kabir gördüğünü, içinde bu çivilerin çakılmış kemikler bulduğunu, onları ancak kemikleri taşla kırarak çıkardığını söyledi...

tbni el Kayyim'den naklen Ebû Abdullah Muhammed bin el-Har-rani, dediğine göre:

«O, ikindiden sonra, Amed şehrindeki evinden bir bostana çık*mış. Güneş batmadan önce, kabirlerin içine girmiş. Bir de ne gör*sün. Bir kabir içinde, körük korları gibi ateş koru... Kabrin ortasın*da bir cenaze...

Sonra o cenazenin kim olduğunu, yani o gün ölen ve vergi toplayan birisi olduğunu öğrenmiştir.»

Hafız Şerefuddin ed-Dimyatî, Mu'cem'inde zikrettiğine göre. Mu*hammed bin ismail bin Hibetuîlah'dan, o da Ebû îshak bin Abdul*lah es-Sa'lebi'den işittiğine göre, şöyle diyormuş:

«Kabir devşiren (kefendiz) bir komşumuz vardı. Kendisini halka gözlerden kör diye bildirip dilencilik ederdi. Kim bir şey verirse ona acip bir şey söylerim derdi. Sonra kim daha fazla verirse, daha acip şeyi ona gösteririm, derdi.

Birisi ona bir şey verdi. Ben yanında durup bakıyordum. Göz*lerini açtı, baktım, bilye gibi gözleri kafasına çıkmışlar. Önünden kafasının arkasını görüyordu.

Sonra size bir olay anlatayım, dedi:

Ben memleketimde kabir devşirirdim. Durumum her tarafa ya*yıldı. Ben halkı öyle korkuttum ki, daha hiç kimseye aldırış etmez*dim. Şehrin kadısı şiddetli bir şekilde hastalandı. Beni çağırdı ve benden benim onun kabrini devşirip açmamamı satın aldı. Bana yüz dinar verdi ki kabrini devşirmiyeyim. Ben o dinarları aldım. Fakat Kadı şifa buldu. Sonra bir daha hastalandı ve öldü. Ben sandım ki bana verilen yüz dinar birinci hastalık içindi. Böylece kendimi alda*tıp, geldim, kabrini deştim. Baktım, ikab v«* ceza sesleri geliyor. Ka*dı kabrin içinde oturmuş, saçları havaya kalkmış, gözleri tabak gi*bi ve kıpkırmızı. Dizlerimde bir titreme, başladı, peşinde gözlerime iki parmak sokuldu ve Birisi;

«Ey Allah'ın düşmanı, Allah'ın (Azze ve Celle) sırlarını mı öğ*reneceksin» dedi.

Beyhaki, «Azâbu'l-Kabir» kitabında, Yezid bin Abdullah es-Şe-hir'den rivayetine göre şöyle demiştir:

Adamın biri arazide giderken bir kabre varmış. ICabir sahibin*den «Ah!. Ah!» seslerini işitmiş. Adam, kabrin başında durup -Ame*lin, senin pisliklerini ortaya çıkardı. Sen de kendini teşhir ediyor*sun,» demiş.

Makrizi'nin «Tarih» kitabında şöyle bir kayıt vardır: (Hicri) Altıyüz doksan dokuz senesinde, postacı haber getirdi ki, sahilde bir adamın hanımı ölmüş. Adam hanımını defnedip döndü*ğünde, içinde para olan bir mendili kabirde unuttuğunu hatırlamış. Adam köyün alimini alıp kabri devşirmeye gitmiş. Kabri devşırir-

ken alim kabrin kenarında durmuş, adam bakmış ki, hanımı otu*ruyor, el ve ayakları saçlarına asılmış. Adam, ellerini açmak iste*miş, yapamamış. Zorlanmış, hanımıyla beraber yere batmışlar. Al-lah'dan başka kimse, nereye vardıklarını bilmemiş. Alim de yirmidört saat baygın kalmıştır.

Bunun üzerine sultan, olayı ve Şam'da olay hakkında yazılan*ları Şeyh Takiyuddin bin Dakik el-İd'e gönderdi, Şeyh bunun üze*rinde durarak ibret için insanlara gösteriyormuş.

Âlimler demişler ki, kabir azabından kasıt Berzah azabıdır. Kab*re nisbet, çoğunun orda olduğundandır. Yoksa, Allah bir ölüye azap vermek istediğinde azabı ona kavuşur, ha defnedilsin ha edilmesin. Kabir, ile denizde batmak veya bir vahşinin boğazına girmek veya kül olmak arasında bir fark yoktur.

Azab ve nimetin mahalli ruh ile bedendir. Bu Ehl-i Sünnet'iü ittifakiyle kabul edilmiş bir konudur.

Ibn-i Kayyîm dedi ki;

Kabir azabı ikidir. Biri daimidir ki, kâfirler ve isyankârların aza*bıdır. Diğeri geçicidir. Günahkârlardan günahları hafif olanların aza*bıdır. Bunlar, günahlarına göre azap görürler, sonra azapları kal*kar, bazen de dua sadaka vb. bir şeyle bu tip azap, kaldırılır.

Yafii, «Ravzu'r~Reyah»in adlı kitapta, şöyle demiştir:

«Bize ulaştı ki, Cuma gecesinde ikramen ölüler azap görmezler.

Bu durum, müslümanların günahkârlarına has olabilir,» Nesefi ise, Bahr'ül-Kelâm» adlı kitabında bunu tamim edip şöyle demiştir:

«Kâfirlerin ölüleri de, Cuma gecesinde ve Ramazan boyunca azap görmezler.»

Günahkâr müslüman ise, o kabrinde azap görür. Fakat ilk Cuma gün ve gecesinde, bu azap ondan kalkar. Sonra kıyamete kadar bir daha azap görmez. Eğer Cuma günü veya Cuma gecesinde ölse, yalnız bir saat azap ve kabir sıkışmasını görür. Sonra, azap kesi*lir ve kıyamete kadar azap görmez...

îşte, Yafimin bu sözleri gösteriyor ki, müslümanların günahkâr*ları bir hafta veya daha az bir zaman azap görürler. Cuma gününe kavuştuklarında azap onlardan kesilir ve bir daha azap görmezler.

Fakat bu sözler delile muhtaçtır.

İbn-i el-Kayyim, «el-Bedi» adlı kitapta Kadi Ebû Ya'le'ninkdip notlarından, naklen şöyle söylemiştir :

Kabir azabının kesilmesi lâzım, çünkü o dünya azabındandır, d inya ve içindekiler ise fânî olan şeylerdir. Böyle şeyler elbette, son b ılur. Fakat bu müddetin miktarı bilinmez. (Onun sözü bitti.)

Ben de diyorum ki, Hennad bin es-Sirri, «Zühd»de Mücahitten şu rivayeti, bunu teyid etmektedir:

( «Kâfirler, uyku tadını veren bir şekilde yaslanır, uyurlar. Kabir-dekiler, haşre çağrılınca, kâfiri ne yazık kim bizi yatağımızdan kal*dırdı, der. Yanındaki, mümin ise:

Bu Rahman olan Allah'ın vadettiği, ve Resullerin tasdik ettiği haşirdir, der.[27]

Bir nokta :

Ibn-i Kayyım «Bettaf» de şöyle demiştir:

«Hıristiyan bir ana ile karnındaki müslüman çocuk, beraber def*nedildiğinde, o kabre azap da gelir, nimette... Nimet çocuk içindir, azap da ana içindir.

Ve bunda bir zorluk yoktur. Bu, biri salih, diğeri facir iki kişi*nin, bir kabre konulması gibidir [28]

SuFi
05-05-2009, 16:08
Kabir Azabından Kurtaran Şeyler


Taberani el-Kebır'de Hakim-i Tirnıizi Nevadir el-Usul'de Isbehani Tergib'de Abdurrahman bin Semurete (Radıyallahû anh) 'den rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Bir gün Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem,) yanımıza gel*di. Buyurdu ki:

Dün akşam acaip bir şey gördüm. Ümmetimden, ruhunu almak için kendisine melek*ül-mevt gelen bir adam gördüm. Onun, ana babasına yaptığı iyilikler, o meleği çevirdiler.

Ve ümmetimden, kabir azabına kapılmış bir adam gördüm. Onun aldığı abdestler gelip o azaptan onu kurtardılar.

Ve ümmetimden bir adam gördüm, şeytanlar etrafını sarmıştı*lar. Onun Allah'a yaptığı zikir geldi, onu onların arasından kurtardı.

Ve ümmetimden, azap meleklerinin etrafını sardığı bir adam gördüm. Namazı gelip onu, onların elinden kurtardı.

Ve ümmetimden bir adam gördüm, susuzluktan ağzını açmıştı. Vardığı her havuzdan kovuluyordu. Sonra orucu gelip ona su verdi, onu doyurdu.

Ve ümmetimden bir adam gördüm; yanında peygamberler hal*ka halka oturmuştular. O adamın, yaklaştığı her halka onu kovu*yordu. Sonra cenabetten yıkanması geldi, elinden tutup onu yanı*ma oturttu.

Ve ümmetimden bir adam gördüm, önü karanlık, arkası karan*lık, sağı karanlık, solu karanlik, altı karanlık, üstü karanlık O karanlıklar içinde şaşırmıştı, sonra Hacc ve Umresi gelip onu o karan*lıklardan kurtardılar. Etrafını nurlarla doldurdular

Ve ümmetimden bir adam gördüm, müminlerle konuşur. Onlar onunla konuşmazdı. Sıla-i rahim geldi, «Ey müminler cemâati! onun*la konuşun» deyince onunla konuşmaya başladılar.

Ve ümmetimden birisini gördüm, eliyle ateşin alev ve kıvılcım*larını yüzünden kovuyordu. Sonra, verdiği sadakalar geldi, yüzüne bir örtü, başında gölgelik oldular.

Ve ümmetimden, birisini gördüm, her taraftan gelen zebaniler onu yakalamıştılar. Adamm yaptığı emr-i bi'1-mâruf nehy-i ani'l-münker gelip onu onların ellerinden kurtardılar, rahmet melekle*rinin ellerine teslim ettiler,

Ve ümmetimden, bir adam gördüm, dizleri üzerine çömelmiş. Allah ile onun arasında bir perde vardı. Güzel ahlâkı geldi, elinden tuttu. Onu Allah'ın huzuruna bıraktı.

Ve ümmetimden sahifesi, sol eline verilmiş bir adam gördüm. Onun Allah'dan korkusu geldi, sahifesini sağ eline verdi.

Ve ümmetimden terazisi hafif kalmış bir adam gördüm. Yaptığı iyilikteki aşırılıklar gelip terazisini ağırlaştırdı.

Ve ümmetimden, cehennem kenarında olan bir adam gördüm. Allah korkusu gelip onu kurtardı. Adam ordan geçti.

Ve ümmetimden bir adamı ateş içinde gördüm. Dünyada Al*lah korkusundan akan göz yaşları gelip onu ateşten çekti.

Ve ümmetimden bir adam gördüm. Sırat köprüsü üstünde dur*muş, hurma yaprağının titrediği gibi titriyordu. Allah'a olan hüsn-ü zannı geldi. Titremesi durdu. Adam köprüden geçti.

Ve ümmetimden, sırat köprüsü üstünde bir adam gördüm. Ba*zen yavaş yürür. Bazen sürünürdü. Bana olan salavatlan geldi, elin*den tutup onu ayağa kaldırdılar ve adam geçti.

Ve ümmetimden bir adam gördüm. Cennet kapılarına varmış, fakat kapılar ona kapalı... Lâilaheillallah şehadeti geldi, ona kapı*ları açtı ve onu cennete koydu.

Ve dudakları makaslanan bir halk yığını gördüm. «Yâ Cibril kimdir bunlar?» dedim. O, dedi ki:

«Bunlar halk arasında koğuculukla gezen insanlardır.»

Ve dillerinden asılmış, erkekler gördüm. «Kimdir bunlar» de*dim. Cibril dedi ki:

«Bunlar, mümin, kadın ve erlere haksız olarak iftira atanlardır.»

Kurtubi dedi ki, bu büyük bir hadistir. Resûlullah (Sallaliâhû Aleyhi ve Sellem), özel ve korkunç hallerden kurtaran özel amelleri onda zikretmiştir.

Tirmizi ve ibn-i Mâce, Mikdam bin Madikerib'den rivayet et*tiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle bu*yurmuştur :

Şehidin Allah katında, altı hasleti vardır. İlk önce kanının dö*külmesinden dolayı mağfiret edilir... Cennetteki yeri ona gösterilir... Kabir azabından kurtulur. Kıyametin korkunçluğundan emin olur.., Herbir yakutu dünya ve içindekilerine değer bir taç başına konu*lur. Hurilerden yetmiş iki hanımla evlendirilir... Akrabalarından yet*miş kişiye şefaat etme yetkisi verilir.

Tirmizi (hasen gördüğü bir rivayetle), İbn-i Mâce ve Beyhaki, Selman bin Sard ve Halid bin Arkata (Radıyallahû anhüma)'den rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Kim ki, karın ağrısından ölürse, kabrinde azap görmez.»

Ebu Ivfüaym, Selmân-ı Farisi (Radıyallahû anh)'den rivayet et*tiğine göre; ehl-i kitapdan bâzıları İsa (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'m şöyle buyurduğunu haber vermişlerdir:

«Namazda kıyamın uzatılması, sırat köprüsünden kurtulmak*tır. Ve secdenin uzatılması kabir azabından kurtulmaktır.»

Âbid, Müsnfed'inde, ibn-i Abbâs (Radıyallahû anhümaVdan ri*vayet ettiğine göre, bir adama:

Onunla çok sevineceğin bir hadisi sana bağışlayayım mı demiş. Adam, «evet» demiştir.

İbn-i Abbâs (Radıyallahû anh) «Tebâreke sûresini oku, ailene, çoluk çocuğuna ve komşularına öğret. Çünkü o (kabir azabından) kurtarır. Mâcadele suresi ise, kıyamette Allah huzurunda okuyu^ cusunu müdafaa eder, onu ateşten kurtarmak ister. Onu okuyan kişi, onunla kabir azabından kurtulur.»

Halef bin Hişam, Fezâilü'l-Kur'an'da, ve Hâkim, sahih gördü*ğü bir rivayette ve Beyhaki, ibn-i Mesûd (Radıyallahû anh)'dan ri*vayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

«Tebâreke sûresi, koruyucudur. Kabir azabından kurtarır. Azap, kabirde onu okuyanın baş ucuna gelir. Baş der ki, benden geçemez*sin, çünkü, bu başta Tebâreke suresi okunmuştur. Azap ayak ucun*dan gelir. Ayaklar da benden geçemezsin, bu ayaklar Mülk sûresi için çok dikilmişlerdir,» derler.

Nesai, ibn-i Mesud (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine; gö*re, şöyle demiştir: «Kim Tebâreke sûresini her gece okusa, Allah onunla onu ka*bir azabından korur. Biz Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) zamanında, bu sûreyi «koruyucu» diye isimlendirdik.

İbn-i Asakir «Tarih»inde zayıf bir senedle Enes (Radıyallahûanh) 'dan rivayet' ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sel-lem) şöyle buyurmuştur:

Bir adam öldü, Allah'ın kitabından beraberinde, Tebâreke sû*resinden başka bir şey yoktu. Kabrine konuldu. Melek geldi. Sûre, ona karşı kükredi. Melek, sen Allah'ın kitabındansm. Sana karşı gel*mek istemem. Ne sana, ne ona, ne de kendime, ne kâr, ne de zarar verebilme yetkisinde değilim. Eğer onu kurtarmak istiyorsan, Al*lah'a çık, ona şefaat et» dedi.

Sure Allah'a çıktı; «Yâ Rabbi bu kulun, kitabmdan bana dayanıp beni öğrendi, okudu, Ben onun içinde iken onu ateşe yakıp azap ve*rir misin? Şayet bunu yapacak olursan beni kitabından imha et,» dedi.

Allah «görüyorum kızmışsın, onu sana bağışladım. Seni ona şefaatçi kıldım» buyurdu. Bunun üzerine Melek, cenazeden bir şey sökemedi diye gönlü kırık olarak çıkar.

Sûre gelir, ağzmı ölünün ağzına kor. «Merhaba ey ağız, beni çokça okudun. Merhaba ey kalp beni çokça dinledin. Merhaba ey ayaklar, beni çok taşıdınız» der. Kabrinde vahşete karşı ona ün-siyet verir.

Ravi dedi ki, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem.) bu hadisi buyurduktan sonra;

Ne küçük ne büyük, ne hür ne köle hiç kimse kalmadı, illa bu sûreyi öğrendi. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) bu sûreye «Münciye» (Kurtarıcı) ismini verdi.

Ebû Ubeyde «Fedail» adlı kitabında, Beyhaki «Delâil»de ibn-i Mesûd (Radıyallahû. anh)'dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiş*tir:

Meyyit, öldüğü zaman her taraftan ateş yakılır. Onu yakmaya başlar. Eğer ona mani olacak ameli yoksa...

Bir adam öldü. Kur'an'dan yalnız Tebâreke sûresini okumuştu. Azap baş tarafından geldi, sûre, «o beni okurdu» dedi. Ayak ucun-

dan geldi, sûre «onlar beni çok taşıdılar,» dedi. Göğüs tarafmdan gelmek istedi, sûre «o beni çok bellerdi» dedi ve onu kurtardı

Daremi «Müsned»inde Halid bin Madan'dan rivayet etliği*ni göre, şöyle demiştir :

Bana ulaştı ki, secde sûresi, kabirde sahibini korur. «Ya Rabbi eğer ben senin kitabından isem, beni ona şefaatçi kıl, eğer kitabm*dan değil isem beni ondan imha et» der. Kuş şekline girer, kanad-larmı açıp ona şefaat eder, onu, kalan azabından kurtarır.

Ravi Tebâreke suresi içinde aynı şeyleri söylemiş. Onun için, Ha*lid, onları okumadan uyumazdı.

Yine Daremi ve Tirmizi, Câbir (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Secde sûresi ile Mülk sûrelerini okumadan uyumazdı.

Rafii'nin de rivayet ettiğine göre;

Yemenli salih kullardan biri, bir Ölüyü defnetmiş. Halk ayrıldı*ğında, o, kabirden şiddetli bir vuruş seslerini işitmiş. Sonra, kabir*den, siyah bir köpek çıkmış. O salih, «helak olasın, nesin sen?» de*miş. O demiş ki:

«Ben Ölünün ameliyim» Şeyh:

«O vuruşlar sâna mıydı, ona mıydı?» demiş. O:

«Hayır bana idi, yanmda Yasin ve benzeri sûreleri gördüm,, be*nimle onun araşma girdiler. Böylece dövüldüm ve kovuldum.» |

îsbehâni, «Tergib»de, İbn-i Abbâs (Radıyallahû anhüma)'dah rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöy*le buyurmuştur:

Kim, Cuma gecesi akşam namazından sonra iki rek'at namaz kılıp, her bir rek'atta, Kur'an Fatihasını bir sefer, «İza zülzüeti'1-ard» sûresini onbeş sefer okusa, Allah ona Ölüm sekeratım kolaylaştırır. Onu kabir azabından kurtarır. Kıyamet gününde, Sırat köprüsü üs*tünden de geçmeyi ona kolaylaştırır.

Ebû Yala' Enes Radıyallahhû anh)'dan rivayet ettiğine göre, Re*sûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Kim Cuma günü ölse kabir azabından korunur.»

Beyhaki, îkrime bin Halid el-Mahzumi'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Kim Cuma günü veya Cuma gecesi ölse iman üzere hayatına hitam verilir. Ve kabir azabından korunur.»

Beyhakfcfen;' ibn-i Recep şöyle demiştir:

Enes bin Malik (Radıyallahû anh) 'dan zaif bir senedle; «Ramazan ayında ölüler üzerinden kabir azabı kaldırılır,» diye rivayet edilmiştir.

Yafii «Ravz er-Reyyahin»de Veli birisinden rivayet ettiğine gö*re şöyle demiştir:

«Ben Allah'dan kabirdekilerin makamlarını bana göstermesini istedim. Bir gece kabirlerin varıldığım gördüm. Bâzılarının en a'Ia kumaş üstünde, bâzılarının ipek üstünde bâzılarının çiçekler üstün-

de bâzılarının koltuklar üstünde, yattıklarını; bâzılarının ağladığı*nı, bâzılarının güldüğünü gördüm.

Ben, Yâ Rabbi, eğer isteseydin, ikramda aralarını eşit tutardın, dedim. Birden kabirden bir ses:

Yâ filan, bunlar amellerin dereceleridir.

İşte atlas kumaşta yatanlar güzel ahlâk sahipleridir, tpek üs*tünde yatanlar, şehidlerdir. Reyhan çiçekleri üstünde yatanlar, oruç tutanlardır. Tahtlar üstünde yatanlar ise, Allah yolunda birbirini se*venlerdir. Ağlayanlar ise, günahkârlardır. Gülenler ise tevbe eden*lerdir, dedi. [29]

SuFi
05-05-2009, 16:13
Ölülerin Kabirdeki Halleri Ve Kabre Alışmaları: Ölüler Kabirde Namaz Kılar, Kur'an Okur, Ziyaretleşîr Ve Her Türlü Nimetten Yararlanırlar


Taberani, Ebû Ya'la, Beyhaki, «Şuab»daîsbehani «Tergib» îbn-i Ömer (Radıyallahû anhüma)'dan rivayet ettiklerine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Lâilâhe illallah diyenler ölümde, kabirde ve haşirde vahşet ve sıkıntı görmezler.»

Ebu'l-Kasım el-Ceyli, Diba da îbn-i Abbâs (Radıyallahû an-hüma)'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Lâilahe illallah Ölümde, kabirde ve kabirden çıktığında müs-lüman için ünsiyettir.»

Ebû Ya'la, Beyhaki, ibn-i Mende, Enes (Radıyallahû anh) 'den ri*vayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)':

«Peygamberler, kabirlerinde diridirler ve namaz kılarlar,» diye buyurdu.

Müslim, Enes (Radıyaîlahû anh)'dan rivayetine göre, Peygam*ber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Miraca çıktığım gece Musa (Aleyhi's-selânı)'in yanından geç*tim. O kabrinde namaza durmuştu.

îbn-i Mende dedi ki, bu hadisi Haccac bin Minhal, Yûnus bin Muhammed, Ebû Nasr et-Temmâr, Hibban ve başkaları Hammad'-dan, O Süleyman et-Teymi ve Sâbit'den, onlarda, Enes (Radıyalla*hû anh)'dan rivayet etimişlerdir.

Ayrıca Süfyan, Yahya bin Said, Amr bin Habip Cerir bin Ab-dulhamid, Mutemir bin Süleyman, Yezid bin Harun îsa ve başka*ları Süleyman et-Teymiden, rivayet etmişlerdir. Enesten başka, sa*habelerden Ebu Hüreyre, Abdullah bin Cerrad ve başkaları bu ha*disi Resülullahtan rivayet etmişlerdir.

Ebû Nuaym, Hilye'de İbn-i Abbâs (Radıyallahû anhüma)'

Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Ben, Musa'nın kabrinin yanından geçerken O, dikilip namaz kı*lıyordu.

îbn-i Sa'd Tabakat'da ibn-i Ebi Şeybe Musannaf da îmam Ahmed «Zühd»de beraber olarak Affan bin Müslim'den, o da Hammad bin Selem'den o da Sabit el-Bennani'den şöyle dediğini ri*vayet etmişlerdir.

«Yâ Rabbi, eğer kabirde namaz kılmayı, bir kimseye nasip et*mişsen, bana da nasip et.»

Ebû Nuaym... Sâbit'den rivayet ettiğine göre, o Hamid et-Tavile:

Peygamberlerden başka kimsenin kabrinde namaz kıldığım bili*yor musun,» demiş. O:

«Hayır» demiş. Sabit: |

Ya Rabbi! Eğer bir kimseye kabrinde namaz kılmak için izin veriyorsan Sâbit'e kabrinde namaz kılmak için izin ver.»

Yine Ebu Nuaym, Cübeyr'den şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ondan başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki, ben Sabit el-Bennani'yi kabrine koyduğum zaman Halid et-Tavil de yanımda idi. Kabrinin duvarını ördüğümüzde, Iahdîne bir taş düştü, bak*tım namaz kılıyor. O daima şöyle dua ederdi:

«Yâ Rabbi! Eğer mahlûkatından bir kimseye kabirde namaz kıl*mayı nasip etmişsen, bana da et. İşte, Allah onun duasını reddet*medi.»

Ibn-i Cerir «Tehzib el-Asar»da ve Ebû Nuaym, ibrahim bin es-Samme el-Mühellebiden rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Seher vaktinde Hısın'dan geçerken, Sabit el - Bennani'nin kabri*nin yanmdan geçtiğimizde kabrinden Kur'an sesini işitiyorduk,

îbn-i Meride... Ebû Hamniad el-Haffar'dan güvenilir ve mut-İ taki bir zat idi senediyle rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Cuma günü, öğle vaktinde, kabristana girdim. Hangi kabrin yanından geçtiysem, onda Kur'an'ın okunduğunu işitiyordum,»

Tirmizi, hasen gördüğü bir rivayette, Hakim ve Beyhaki Abdul-llah bin Abbas (Radıyallahû anhümaJ'dan rivayet ettiklerine göre, O, şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'in sahabilerinden bi*risi çadırmı bir kabrin üstünde kurdu. Oranın kabir olduğu bilin*miyordu. Sahabi baktı ki içinde bir insan Tebâreke sûresini sonuna kadar okuyor. Resûlullah'a (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) gelip ona durumu anlattı. Resûlullah (Saîlallâhû Aleyhi ve Selîenı) O, kur*tarıcıdır, O koruyucudur, insanı kabir azabından kurtarır, diye bu-

Ebu'l-Kasım es-Sa'di, Ruh kitabında şöyle demiştir-

«Bu peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'den bir tasdikdir ki ölü kabrinde Kur'an okur. Çünkü Abdullah (Radıyallahû anh) peygambere haber vermiş O (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) de, tas*dik etmiştir.

İmam Kemalüddin bin Zemelkani, «el-Amelü'1-Makbul Fi Ziya-reti'r-ResûI» adlı kitapda, şöyle demiştir:

Bu hadis açıktan ifâde eder ki ölü, Tebâreke suresini okuyor. Bu rivayetten Allah'ın bazı velilerini Kur'an okumakla, bazılarını na*maz kılmakla mükerrem kıldığı anlaşılmaktadır.

Bu duıum, veliler için geçerli ise, peygamberler için tarik-i evlâ ile geçerlidir.

Hafiz Zeyneddin bin Recep «Ehl-ul Kubur» kitabında, şöylel de*miştir :

«Allah Berzah âleminin ehlinden bâzılarına salih amelleri ik*ram eder, Amelleri kesildiğinden onunla onlara sevap hâsıl olma*sa da, Allah'ın zikir ve taatiyle nîmetlenmek için daha önce yaptığı ibadet o alemde devam eder. Tıpkı, melekler ve Cennet ehlinin zi*kir ve ibadetle nimetlendikleri gibi... Sevap olmasa dahi zikir ve iba*detler, erbabı için, bütün dünya nimetlerinden daha büyük bir nimet*tirler. Ve lezzetleri daha fazladır.

(Hakiki) mutlular, Allah'ın zikir ve taatinden başka şeylerle mutlu olamamışlardır.

Ebu'l-Hasen bin el-Berrâ «Havza»' kitabında, Abdullah bin Mu-hanımed bin Mansur'dan İbrahim el-Haffar'm [30] ona şöyle dediğini nakletmiştir :

«Bir kabir kazdım, bir taş göründü, taş kabrin önünden açıldı-

İbn-i Receb'in nakline göre muhaddis Ebü'l-Haccac Yûsuf bin Mu-hamirted es-Seriri'nin üstadı Ebu'l-Hasan Ali bin Hüseyin Es-Samîri ki, salih ve muttaki bir adamdı; Talebelerine rivayet ederken, Samu*ra kabristanından bir yer gösterip :

«Bu yerden, devamlı olarak Tebâreke suresinin okunduğunu işi*tiyoruz,» dedi. ;

Hafız, Ebû Bekir El-Hatip senediyle İsa bin Muhammed el-Tu-mâri'den şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ebû Bekir bin Mücahid el-Makri'yi rüyada görüm, sanki Kur'an okuyordu. Ben, ona *sen ölüsün nasıl okuyorsun dedim. O:

Ben her namazda ve Kur'an'ı her hatmettiğimde dua ederdim ki Allah, beni kabrinde Kur'an okuyanlardan eylesin. İşte bu kabrim*de Kur'an okuyorum.»

Hallâl es-Sünne» kitabında İbrahim bin Hakem bin Ebban tarikiyle rivayeti zaiftir o da babasından, o da îkrime'den, ibn-i Abbâs (Radıyallahû ânh) 'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

«Kabirde, mümine bir Kur'an verilir. O da okur.»

İbn-i el-Berra «Ravzada Hafs bin Ömer el-Adeni'den ki onunda rivayeti zaiftir o da El-Hakem bin Ebban'dan bu hadisi rivayet etmişlerdir.

Hafız, Ebu'1-Ala EI-Hemedani ölümünden sonra rüyada duvar*ları kitaplardan olan bir şehirde görünmüş. «Nedir bu» diye sorul*duğunda O demiş ki

«Allah'dan istedim ki, hayatımda ilimle meşgul olduğum gibi ölümümde de beni ilimle meşgul etsin. İşte kabrimde de ilimle meş*gulüm.

İbn-i Mende, Ebû Ahmed, Hakim. «el-Künnâ» (künyeler) kita*bında zaif bir sened ile, Talha bin Ubeydullah'dan şöyle dediğini ri*vayet etmiştir :

«Ormandan malımı getiriyordum. Gece oldu. Abdullah bin Arar bin Hızam'ın kabrinin yanmda barındım. Kabirden eşini işitmedi*ğim bir Kur'an sesini işittim. Resûlullaha (Sallallâhû Aleyhi ve Sel*lem)'e geldim, durumu onâ anlattım. Buyurdu ki,

«O Abdullah'dır, biliyorsun, Allah ruhlarını alıp Cennette, Ze-berced ve yakut kandillerinin içine bırakır. Sonra Cennetin ortası*na asar; gece olduğu zaman ruhları onlara döner. Fecir oluncaya kadar öylece Kur'an okurlar. Fecirde Cennetteki yerlerine geçerler.

Nesâi, Hâkim Beyhaki, -Şuâb-i iman»da Âişe (Radıyallahû an-hâVdan rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Uyudum kendimi Cennette gördüm.

Neseî'nin rivayetinde Cennete girdim. Kur'an okuyan birisinin sesini işittim. Kimdir bu dedim. Harise bin Numandır, dediler.

Sonra Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) üç sefer «İşte, hayırlı insan böyledir,» diye buyurdu. Harise anasına çok iyi davra*nan bir insandı...

Beyhâki, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan, Resûlullah (Sal*lallâhû Aleyhi ve Seilem) 'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

Ben kendimi Cennette gördüm. Orda, bir adamın Kur'an okudu*ğunu işittim, kimdir, bu dedim. Harise bin Numandır, dediler. İşte hayırlı insan böyledir, böyledir, böyledir.

îbn-i Ebi Dünya, Yezid er-Rekkaş'dan naklettiğine göre: şöyle demiştir;

Bana ulaştı ki, mümin öldüğü zaman, Kuran'dan öğrenmediği parça kalmışsa; Cenab-ı Hak, ona Kur'an Öğretecek melekleri gön*derir. Bu durumu kıyamete kadar devam eder.

Hasan'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

Bana ulaştı ki, mümin Kur'anı hıfzetmeden ölürse, Allah onun Hafaza (koruyucu) meleklerine emreder ki, kıyamette ailesiyle be*raber dirileceği güne kadar ona kabrinde Kuran öğretin.

İbn-i Ebi Dünya, İbn-i Mende, Atiyye el-Avfi'den rivayet ettik*lerine göre, şöyle demiştir:

Bana ulaştı ki, kul Allah'ın kitabını öğrenmeden Allah ile kar*şılaştığı (öldüğü) vakit, kabirde Allah ona Kur'am öğretir ki, karşı*lığında ona sevap ihsan etsin.

Deylemi'nin Firdevs'inde, Ebû Said el-Hudri (Radıyallahû anh) '-nın hadisinde benzeri merfûan rivayet edilmiştir. Fakat Deylemi'nin oğlu senedini zikretmemiştir.

Sonra Ebul-Hüseyin bin Büşran'm «Fevâid»inin birinci cüz'ün-de bunu senedli olarak gördüm:

Ebul-Hüseyin, Atiyye el-Avfî tarikiyle Ebû Saîd-i Hudrî (Radı-yallaû anh)'dan Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'m şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

«Kim, Kur'ani ezberlemeden ölürse, bir melek kabirde ona Kur'an öğretir; Kur'an'ı ezberlemiş olarak dirilir.

Bunu Ebu'l-Kasım el-Ezheri, Fezâilü'l Kur'an. kitabında ve Se*lefi Müntehamat'ında rivayet etmişlerdir.

tbn-i Mende, îkrime'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: «Mümine bir mushaf verilir. Ondan okur.»

îbn-i Mende, Âsim es-Sakafi'den şöyle dediğini rivayet etmiştir :

«Belh' te bir kabir kazıdık. Baktım kabirde yaşlı bir adam, kıb*leye yönelmiş üstünde yeşil bir örtü atılmış, etrafı yeşil ile sarılı, odasında bir mushaf vardı. Adam onu okuyordu.

îbn-i Mende, Ebû Nadir en-Nisabûri el-Haffar'dan Salih f muttaki bir insandı rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Bir kabir kazdım. Kabirde başka bir kabir çıktı, baktım, güzel yüzlü, güzel elbiseli, güzel kokulu, bir genç dört köşe oturmuş. Oda*sında güzellikte benzerini görmediğim bir hatla yeşil mürekkeble yazılmış bir kitap var. O da Kur'an okuyor. Genç bana baktı, kıya*met koptu mu dedi, ben hayır dedim. O, öyle ise taşları yerine koy dedi, ben de taşları yerine yerleştirdim. ;

Ben diyorum ki, bu ibn-i Neccâr'm, rivayet ettiği nakildir O demiş ki: İsmini bilmediğim tsbehanh bir talebenin el yazısıyle ıya-zılı bir kitapta okudum ki; |

Raşitbillahın kölesi Hatla bin Abdullah, Mus'ab bin Abdullah el-Haffar'dan, kabir kazarken bir şey gördün mü? diye sormuş.

O hayır! Fakat, babamdan işittim ki diyordu: Bir kabir kazdım; lahde ulaştığım zaman bir taş çıkardım, baktım altında bir adam, elinde bir Kur'an okuyor. Bana «kıyamet koptu mu?» dedi. Ben «ha*yır» dedim. Sonra üstünü örttüm.

Ebû Nuaym, Mücahidden rivayet ettiğine göre: «Amel-i salih işleyenler kendi nefisleri için yer yaparlar»[31] mealindeki âyeti kerimeden maksat kabirde1 yer yaparlar, demiş.

İbn-i Ebi Dünya -el-Kubûr- kitabında Bişr bir Hars'dan ri*vayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Allah'a itaat eden için en iyi menzil kabirdir.»

Hars bin Ebû Üsame, Müsned'inde Ukayli ve Vaüi, el-İbbane'de Câbir (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Ölülerinizin kefenini güzelleştiriniz, çünkü onlar kabirde birbir*leriyle ziyaretleşirler, birbirlerine karşı iftihar ederler.

Sahih-i Müslim'de Cabir'in hadisi şöyledir:

«Biriniz kardeşinin işine bakacak olursa, kefenini güzelleştirsin.»

Âlimler demişler ki, kefen güzelliğinden maksat beyazlığı, te*mizliği, genişlik ve kalınlığıdır. Yoksa pahalı kumaştan olması de*mek değildir. Çünkü kefende aşırı gitmekten nehy vardır.

İbn-i Adiy, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anhl'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Ölülerinizin kefenlerini güzelleştiriniz. Çünkü onlar kabirlerin*de birbiriyle ziyaretleşirler.»

Ukayli ve Hatip «Tarih»inde Enes (Radıyallahû anhî'dan rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: Biriniz kardeşinin tekfin işine bakacak olursa, kefenini güzelleş-tirsin.

Tirmizi, İbn-i Mâce, Muhammed bin Yahya el-Hezeli, —Sahihin'-de— ibn-i Ebi Dünya, Beyhaki, —«Şuâb-ı İman» da Ebû Katade

(Radıyallahû anh)'den rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: !

Biriniz, kardeşinin işine bakacak olursa kefenini güzelleştirsih. Çünkü, onlar kabirlerinde birbirini ziyaret ederler

Beyhaki, senedini zikrettikten sonra demiş ki; Bu hadis, Elşû Bekir es-Sıddık (Radıyallahû anh)'m «klfenlerini kurutmak için*dir» sözüne muhalif değildir.

Çünkü, bu dış âlemde gördüğümüzdür. Allah'ın ilminde duru*mu Allah'ın dilediği gibi olur. Nasıl ki şehidler, Allah'ın katında di*ridirler, rızıklanırîar. Halbuki, gördüğün gibi kan içindedirler. Sonra vücûtları dağılır. Bizim bu gözümüzde böyledir. Gayb âleminde ise Allah'ın bildirdiği olur. Eğer Allah'ın bildirdiğini göz önünde gör-seydik, gayba iman meselesi kalkardı.

İbn-i Ebi Dünya, «Rüyalar». kitabında, Râşit bin Sa'd'dan riva*yet ettiğine göre;

Hanımı vefat eden bir adam rüyasında başka hanımları görür*ken hanımım göremedi. Onlardan hanımını sormuş. Demişler ki; «Siz onun kefenini kısa yaptmız, bizimle beraber çıkmaktan utanıyor.» Adam gelip Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'a haber verdi. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki;

SuFi
05-05-2009, 16:14
«Git bak, güvenilir çare var mı?» Adam, Ensardan Sekerata gi*ren birisinin yanına gitti. Ona durumu anlattı. Ensari dedi ki:

«Ölülere bir şey ulaştırmak isteyen varsa ben ulaştırırım».

Sonra Ensari, öldü. Adam, zeferan ile boyanmış iki elbise gel di. Ensarinin kefeninin içine koydu. Geceleyin adam o kadınlarla be*raber hanımım o iki elbise içinde gördü. 1

Bu mürsel bir hadistir. Resûlullah'a isnadında sakınca yoktur. Raşit bin Sa'd ise; güvenilir ve çok mürsel hadis nakleden birisidir.

İbn-i Cevzi, «Uyun el-Hikâyat» kitabında senediyle Muhammed bin Yusuf el-Firyabi'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Kayseriye'de bir hanım vefat etti. Bir kızı onu rüyada gördü. Hanım kızma, ey kızcağızım! Beni dar bir kefenle tekfin ettiniz. Ben arkadaşlarım arasında onlardan utanıyorum. Filan kadın, falan gün bize gelecektir. Filan yerde benim dört dinarım vardır. Onlarla bana bir kefen al ve o hanımla bana gönder.»

Kız dedi ki: «Ben o yerde anamın dinarlarının olduğunu bilmi*yordum. Ve ondan söz ettiği kadında da bir hastalık yoktu. Bu rü*yayı gördüğümden sonra hastalandı.»

Firyâbi, dedi ki: bana gelip durumu anlattılar. 'Yâ Ebû Abdul*lah sen ne diyorsun* dediler. Ben «ölülerin kefenleri içinde birbirini ziyaret ettikleri ile ilgili hadisi zikrettim. Ve ona bir kefen alın» dedim.

Kız bahsedilen o hanıma gitti, «şayet ölürsen seninle anama bir kefen göndereceğim, ona ulaştırırsın» dedi. Hanım aynı gün öldü. Alman o kefen onun kefeninin içine konuldu.

Kız bîr claha anasını rüyada gördü. Kızma dedi ki:

«Kızım filan kadm bize geldi, kefen bize ulaştı. Çok güzeldir. Ce-nab-ı Hak karşılığında seni mükafatlandırsın.»

Selefi, el-Meşihat el-Bâğdadiye'de Muhammed bin Sirin'den ri*vayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Eskiler, kefenin katlanmalı ve düğmeli olmasını mtistahap sa*yıyorlardı.

(Ravi dedi ki) Çünkü, ölüler kabirlerinde birbirini ziyaret eder*ler.

İbn-i Ebi Şeybe, Umeyr bin el-Esved es-Sükûni'den rivayet etti*ğine göre;

Muâz bin Cebel hanımı için tavsiyede bulundu ve sefere çıktı. Peşinde hanımı öldü. Eski iki elbisesi içinde tekfin edildi. Sonra gel*di. Onun geri dönmesinden bir az önce kabri bitirmiştik. Sordu

«Kaç kefenle kefenlediniz,» «Eski iki elbisesi içinde defnedildi» dedik.

Bunun üzerine, kabri açtı ve yeni elbiseler içinde tekfin etti, de*di ki: «Ölülerinizin kefenlerini güzelleştirmiş, çünkü ölüler kefen*leri içinde haşrolunurlar.»

İbn-i Ebi Dünya, Şa'bi'den rivayet ettiğine göre;

«Ölü lahdine bırakıldığı! ailesi ve çocukları onun yanına geldik*leri zaman onlardan geride bıraktıklarını ve ne yaptıklarını sorar.

Mücahit'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Adam kabrinde çocuklarının sâlih olmasiyle müjdelenir.

Sa'di, «Arkada kalıp onlara k a vuşmay anlarla müjdelenirler [32] mealindeki ayeti kerime hakkında demiş ki

Şehide bir kitap verilir. İçinde yanına gelecek kardeşlerinin is*mi yazılıdır. Kişi seferden gelen akrabasiyle dünyada sevindiği gibit şehid onlarla sevinir.

Ibn-i Ebû Dünya, Beyhaki, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anhdan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Kabirde, mümin için, takva ehlinin uykusu gibi oyu denir.İbn-i Asâkir, Said bin Cübeyr'den rivayetine göre, şöyle demiş-

İbn-i Abbâs (Radıyallahû anhüma) Taif'de öldü, ben cenazesin*de hazır bulundum. Hiç görmediğim bir şekilde olan beyaz bir kuş geldi, cenazesine girdi, daha çıktığını görmedim. Defnedildiği za*man, kabrinin kenarında şu ayet okundu, «Ey nefs-i mutmainne Rabbine razı ve kendinden razı olunmuş olarak dön, kullarımın içi*ne gir, cennetime dahil ol» [33]Fakat o ayetlerin kimin tarafından okunduğu bilinmedi.

Ikıime ve Ebû Zübeyr (Radıyallahû anh) 'dan da bir benzeri, az farkla rivayet edilmiştir. Şöyle ki:

«Gökten beyaz bir kuş geldi, kefeninin içine girdi, sonra, bir da*ha görünmedi. Ordakiler o kuşun onun ameli olduğuna kail oldular.»

Mücâhid, Abdullah bin Yamin ve Bahr bin Ubeyd'den de rivayet edilmiştir: Yalnız şu farkla:

«Vecc tarafından beyaz büyük bir kuş geldi.

Geylan bin Ömer, Meymûn bin Mehran'dan da şu farkla riva*yet edilmiştir:

«Kuş arandı, bulunmadı. Defnedildiği zaman sahibini göreme*diğimiz bir sesi işittik:

«Ey nefs-i mutmainne. Rabbine dön Razi ve marzi olarak... Kul*larımın içine gir, Cennetime dahil ol.» [34]

Yine îbn-i Asakir, Meymûn bin Mehran yoluyla ibn-i Abbâs (Ra-dıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Resûluîlah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'a seni rüyada gördüm. Dihyetü'l-Kelbi ile konuşuyordunuz, konuşmanızı kesmek istemedim, dedim. O buyurdu

— Gerçekten gördün mü? Ben

— Evet, dedim. Buyurdu ki:

__ O Cibril'dir, uyanık ol, gözün kapanacak. Allah, ölümünde onu

sana bir daha gösterecek. Ravi dedi ki, İbn-i Abbâs (Radıyaîlahû an*hüma) defnedildiği zaman, yatağına bırakıldı, çok beyaz bir kuş geldi, kefenine girdi. Bunun üzerine o kuşu aramaya başladılar.

îkrime bunun aynısını rivayet edip şunu da ilâve etmiş: Kabrine bırakıldığı zaman ordaki herkesin işittiği bir sesle yu-kardaki âyet-i kerimenin okunduğunu dinledik.

Emir'ül-Müminin Mehdi'den de bir benzeri rivayet edilmiştir, O demiş ki:

Babam bana, babasından, dedesinden, ibn-i Ab£âs (Radıyalla*hû anh) 'dan rivayet etti ve dedi ki:

Biz kendi aramızda, «İbn-i Abbâs»m ölümde, gözünün kendisine iade edildiğini konuşuyorduk.

Saîd bin Mansûr, ibn-i Ebi Şeybe, ibn-i Ebi Dünya ve Hüzeyfe bin el-Yemân'dan şöyle dediğini rivayet etmişlerdir.

Öldüğüm zaman, Bana iki elbise alın ve pahalılığa kaçmayın. Eğer arkadaşınız (yani ben) bir hayır görürse şüphesiz daha gü*zelini giydirilir, yoksa çok kısa bir zamanda o pahalı aldığınız şeyi ondan sökerler.

îbn-i Saîd, Beyhakî, çeşitli yollarla Hüzeyfe bin Yemân'dan|nak-lettiklerine göre;

O ölümü, anında, şöyle demiştir:

Bana iki kat beyaz kefen alın, çünkü onlar az bir zamatümde kalacaklar, sonra, onlardan daha hayırlı veya daha şerli bir şey giydirileceğim.

Ibn-i Ebi Dünya, Yahya bin Râşit'den, nakline göre, Ömor bin el-Hattap (Radıyallahû anh) vasiyetinde şöyle demiştir:

Kefenimde iktisad edin, eğer Allah katında bana hayır varsa Allah onları daha hayırlısıyle değiştirir. Eğer durum başka şekilde ise, Allah onları kısa bir zamanda benden söker.

Ve kabrimde de iktisat edin. Çünkü eğer, Allah katından bana verirse, gözüm alacağı kadar bana kabrimi genişlettirir. Eğer baş*ka şekilde isem, kaburgalarım birbirine geçinceye kadar üzerime daraltılır.

Abdullah bin Ahmed — «Zevaidüz-Zühd»de, Ubâdete bin Nu-seyy (Radıyallahû anh) 'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Ebû Bekir (Radıyallahû anh) ölüme yaklaştığı an, Âişe, (Ra*dıyallahû anhâ) 'e şöyle dedi:

Benim şu iki elbisemi yıka, beni onlarla tekfin et. Çünkü baba*nın iki şıktan birinin olması muhtemeldir.

Ya en güzel şekilde giy d irilecektir veya hepten soyulacaktır.

Said Sin Mansûr, Sahabi Uhban bin Sayfi el-Gifari'nin kızı Âişe'-den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Babam, bize gömlek içinde onu tekfin etmememizi tavsiye etti. Onu defnettiğimizin ertesi günü sabahleyin baktık, onunla kefen*lediğimiz, gömlek ipte asılı...

Taberâni, Ebû Bekr el-Berki, Marifet es-Sahabe'de, Ebû Amr, et-Tesemmülî'den, o da Uhba'nm kızından rivayet ettiğine göre, şöy*le demiştir:

Uhban, hastalığı ağırlaştığı zaman, ailesine onu kefenleyip göm*lek giydirmemeyi vasiyet etti. Ravi dedi ki biz ona gömlek giydir*dik, sabahladığımızda baktık, gömlek ip üstündedir.

Taberâni, Adise binti Uhban'dan rivayet ettiğine göre, şöyle de*miştir :

Babam Ölüme hazırlandığı zaman, dedi ki; beni, dikilmiş bir şey*le tekfin etmeyin. Ruhunu teslim edip yıkandığı vakit, beni kefeni getirtmek için gönderdiler. Ben kefeni getirttim. Onlar «gömlek de getir» dediler. Ben «hayır, babam bizi gömlekten sakındırdı.» cte-dim.

Ravi dedi ki, «Terziye gömlek için gönderdim. Babamın onda bir gömleği vardı. Gömleği getirdi, giydirip götürdüler. Kapıyı ka*patıp peşinde gittim. Döndüğümde baktım, gömlek evdedir. Sonra, babamı yıkayanları çağırdım, «gömleği ona giydirdiniz mi?» dedim. Onlar «evet» dediler. Ben «Bu mu idi» dedim. Onlar «evet» dediler.

tbn-i Neccar «Tarih»inde Halef el-Berdaniden rivayet etti*ğine göre, şöyle demiştir:

Bir adam öldü, kefen evinden ona bir kefen getirildi. Kçfen faz*la geldi. Ben fazlalığını kestim. Gece olunca biri gelip dedi: |

«Sen Allah'ın velisinin kefeninde bahillik yaptın. İşte senin ke*fenini sana iade ettik. Onu da Cennetten bir kefenle tekfin ettik. Bunun üzerine ben korkarak kalktım, Kefen evine gittim baktım, benim ölüye sardığım kefen oraya atılmış.

Ebû Nuaym, Müslim el-Cündi'den rivayet ettiğine göre, Tavus oğluna şöyle demiştir:

Benim kabrimi bitirdiğiniz zaman bak eğer ben kabirde olma*sam Allah'a hamd et, eğer beni içinde bulursan, «Muhakkak biz Al-Iahın mülküyüz ve ona döneceğiz.»

Sonra oğlu kabre bakmış ki, Babası içinde yok. Bundan dolayı oğlunun yüzünde daima sevinç okunuyordu.

îbn-i Ebû Dünya «el-Kubûr» kitabında Ebû Bekr el-Makarri «Fe-vâid»de Haramad bin Zeyd'den, adını söylediği bir adam ona şöyle rivayet edip demiş ki,

«Bir ölü defnettik. Ben gittim Kabrinde bir şey yapacaktım, fa*kat onu göremedim.»

Beyhakı Delâil'de Enes bin Malik (Radıyallahû anh) 'dan ri*vayetine göre;

Ömer bin el-Hattâp (Radıyallahû anh) bir ordu düzenledi, Ala bin el-Hadremiyi de başlarına komutan yaptı. Ben de o gaziler için*de idim. Seferden döndüğümüzde Alâ, (Radıyallahû anh) öldü, def*nettik. İş bitince bir adam geldi, «kimdir bu?» dedi. Biz, «insanların iyilerinden Alâ bin el-Hadremidir» dedik. O:

«Bu arazî, ölüleri dışarı atar, iyisi onu bir iki mil ilerde, ölüleri kabul eden yere nakledin. Bunun üzerine kabri deştik, lahdine ulaş*tığımız zaman, baktık arkadaşımız içinde yok, ve kabri göz alacak kadar nurla genişleyip parlıyor. Biz üzerine toprağı attık ve yolu*muza devam ettik.

Bu kıssa, Ebu Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan da varit olmuş*tur. Ebû Nuaym «Delâil»de rivayet etmiştir. Rivayetin lafzı şöyle*dir :

Arkadaşımız öldü, biz onu kuma gömdük. Sonra, vahşi hay*vanlar gelir, onu yer dedik ve kabrini deştik, fakat onu bulamadık.»

Ebu'l-Hasan bin Bişranın «Fevâid»inin birinci cildinde senediy*le Abdülaziz bin Ebû Verrad'dan rivayet ettiğine göre, şöyle de*miştir :

Mekke'de her gün, on iki bin teşbih çeken bir kadın vardı. Öldü, kabre konulduğu zaman, erkeklerin elinden alındı.

Ebû Nuaym, Cürcan ahâlisinin birisinden, öyle dediğini riyet etmiştir:

Kerz bin Vebre el-Curcâni, vefat ettiği zaman, bir adam rüya*da şöyle görmüş.

Sanki, kabirdekiler üzerlerine yeni elbiseler giyerek kabirleriüzerine oturmuşlar. Onlara nedir bu durumunuz, denilmiş. Gaipten biri, Kerz, kabirdekilerin yanma geldiği için yeni elbise giymişler, diye cevap vermiş.

Ibn-i Ebi Dünya, «Rikka ve Beka» kitabında^ Miskin bin Bekir'*den rivayet ettiğine göre;

Verrad el-îcli, öldüğü zaman, kabrine götürülüp lahdine bıra*kılacağında baktılar ki, lahd reyhan çiçeği ile döşenmiş. Bâzıları o çiçekten bir miktar aldılar, yetmiş gün yaş durdu, bozulmadı. în-sanlar gidip onları seyrediyordular. Etrafında kalabalık oluyordu. Bunun, üzerine Emir, fitne korkusundan çiçeği aldı, halkı dağıttı. Sonra, Emir evinde o çiçeği kaybetti ve nereye gittiğini bilemedi.

Muhalled ed-Devri Hafız Ebû Bekir el-Hatip, Muhammed bü el-Hafiz'dan naklettiğine göre, şöyle demiştir:

Anam öldü, indim, onu kabrine koyacaktım. Bitişiğindeki, bir kabirden bir delik açıldı. Baktım içinde bir adam, üzerinde yeni ke*fenler var, göğsü üzerinde de, taze yasemin çiçeğinden bir demet konulmuş. Ben demeti aldım, kokladım, kokusu miskten daha kes*kindi. Beraberimdeki cemâat de kokladı, sonra yerine koydum, ve gediği kapattım.

Hafız Ebu'l-Ferec bin Cevzi, Cafer es-Sarrac tarikiyle bir üsta*dından rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

İmam Ahmed (Radıyallahû anh) kabri yanında bir kabir bu*lundu. Baktık, göğsü üzerinde bir reyhan çiçeği dalgalanıyor.

Yine Hafız Ebul-Ferec «Tarih»inde zikrettiğine göre,

Basra'da h. 176 senesinde, bir tepede havuz şeklinde yedi kabir açıldı. İçinde yedi kişi vardı. Cesed ve kefenleri sağlamdı. Onlardan birisi gençti, saçları yerinde idi, dudaklarında sanki su içmiş gibi yaş vardı. Gözleri sürmeli idi, yalnız kalçasından bir darbe izi vardı. Orda hazır bulunanlardan bâzıları saçından almak istediler, baktı*lar ki, diri saçı gibi sağlamdır.

îbn-i Sa'd, Tabak'at'inda Ebû Saîd-el-Hudri (Radıyallahû anh)'-dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Ben, Baki'de Sa'd bin Muâz için kabir kazıyanlar içinde idim. Kabri bitirinceye kadar toprağı kazdıkça misk kokuyordu.

îbn-i §a''d,' Muhajnmed bin Şürahbil bin Hasene'den, naklettiği*ne, göre şöyle demiştir:

Birisi, Sa'd'ın kabrinden bir avuç toprak aldı, götürdü, sonra baktı ki, o aldığı toprak misktir.

İbn-i Ebî Dünya, Muğire bin Habip'den naklettiğine göre; Bir adam, rüyada görülmüş, Ona-;

«Nedir bu, kabrinde duyulan misk kokuları?» denilmiş, O; «Bunlar Kur'an okumak ve orucun kokusudur» demiş>

îmam Ahmed, Câbir bin Abdullah (Radıyallahû anh) 'dan riva*yet ettiğine göre şöyle demiştir:

Bedevi bir Arab geldi. Biz bir yolda peygamber (Sallallâhû Aley*hi ve Sellem) ile beraberdik. Arab, peygambere, bana İslam ve için-dekileriıü söyle, dedi. Biz o durumda iken, adam birden devesinin üstünden baş aşağı düştü ve öldü. Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurüu kij

İşte az yorulan çok nimet gören budur. Sanırım o aç öldü, çün*kü, hürü'l-inden olan hanımlarına baktım, cennet meyvelerinden onun ağzma sokuyorlar.

Tirmizi, Hâkim, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan o da gamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'den naklettiğine göre buyurmuştur:

Cafer'in, Cennetde meleklerle uçtuğunu gördüm.

Hakim, ibn-i Abbâs (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine gö*re, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)

«Akşam Cennete girdim, baktım. Cafer meleklerle beraber uçu*yor. Hamza, bir koltuğa dayanmış,» diye buyurdu ve sahabelerinden bir kaç kişi daha zikretti.

Ibn-i Ebî Dünya, ibn-i Ömer, (Radıyallahû anhümal'di yet ettiğine göre;

O, yıkılmış bâzı kabirlerin yanma gitmiş, bakmış ki, bir kafa*tası açıkta duruyor. Bir adama emretmiş. Adam onu toprağa göm*müş. Sonra demiş ki, bu toprak bu cesetlere zarar vermez. Kıyame*te kadar, ikap gören sevap gören ancak ruhlardır.

İbn-i Ebİ Dünya ve îbn-i Ebî Şeybe «el-Garra» adlı kitapda, Sa-fiyye binti Şeybe'den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Ben Haccac'ın Abdullah bin Zübeyr'i astığı zaman, onun (Ab-dullahm) anası. Esma binti Ebu Bekir es-Sıddık (Radıyallahû aiıhü-ma)'m yanında idim. îbn-î Ömer (Radıyallahû anhüma) yanına gel*di. Onu taziye ediyordu. Dedi ki:

«Yâ filâne Allah'dan sakın, sabret, bu cesed bir şey değildir. Allah katında esas olan ruhlardır.»

Esma dedi ki: «Beni sabırdan ah koyan bir şey yoktur. Yahya bin Zekeriya (Aleyhimesselâm) 'm başı da yahudi, bozguncularından birisine hediye edilmişti.

îbn-i Sa'd, Hâlid bin Ma'dan'dan rivayet ettiğine göre;

İki ordunun karşılaştığı gün, Rum ordusu hezimete uğradığın*da, bir geçide kaçtılar. Orda ancak birer birer geçîlebiliyordu. Ordan müslümanlara savaş açtılar. Hişam bin As giderek, onlarla şehid oluncaya kadar savaştı. O geçidin üstüne düştü. Geçidi kapattı. Müs*lümanlar oraya vardığında geçitde onun cesedinin üzerine at sür*mekten çekindiler. Bunun üzerine Amr bin As dedi ki:

«Allah ona şehadet rütbesini vermiş, ruhunu yükseltmiş, kalan yalnız bir ceseddir. Atları sürün, o atım sürdü, diğerler de peşinde gittiler. Öyle ki, Hişam'ın cesedi parçalandı...

îbn-i Recep dedi ki, bu sözler ruhların öldükten sonra cesedle ilgileri olmadığını göstermez. Ancak cesedin insanların tazibinden toprağın çürütmesinden mutazarrır olmadığını gösterir. Çünkü ka*bir azabı, dünya azabı cinsinden değildir. O başka bir çeşit azabdır. Allah'ın irade ye kudretiyle ölüyü etkiler. [35]

SuFi
05-05-2009, 16:16
Bir Bâb


îbn-i Mace, Ebu Hüreyre (Radıyallahû anh)'den rivayet ettiği ne göre;

Resûlullah (Sallallâhû Alehi ve Seüem) şöyle buyurmuştur^

Şehid, Cennetteki iki hanımı tarafından karşılanmadan, yer onu kurutmaz. Sanki bir alandaki iki kuş gibi kanatlarım ona gölgelik yaparlar. Her birinin elinde dünya ve içindeküerden daha hayırlı bir elbise var.

Taberani, Bezzâr, Beyhaki Diriliş konusunda Yezid bin Şecere (Radıyailahû anh)'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Şehid kanından akan ilk damla, hayatında yaptığı her kötülü*ğe karşı keffâret olur. Cennet huri'l-in'lerinden iki hanımı yanma iner. Yüzünden toz toprağı silerler. Sonra, Cennet bitkisinden olan, insan dokuması olmayan yüz kaftan giydirilir. Hepsi iki parmak ara*sını doldurmaz.

Hâkim, sahih bir rivayetle Enes (Radıyallahû anhl'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Siyah bir adam peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'in ya*nına geldi. Eğer öldürülünceye kadar savaşsam öldüğümde ben ner-de olurum? dedi. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Cennette olursun, buyurdu.

Adam, şehid düşünceye kadar savaştı.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) yanma geldi. Allah yüzünü ak çıkarttı. Kokusunu da hoş kılmış. Buna veya başka biri*si için dedi ki: Ben hurü'den olan hanımını gördüm; yünden olan cübbesini açtı, onunla cübbesi arasına girdi.

Beyhakî, hasen bir sened ile ibn-i Ömer (Radıyallahû anhüma) dan rivayet ettiğine göre:

Bedevi bir adam Resulullah (Saîlallâhû Aleyhi ve Sellem) ile beraber savaşırken şehid düştü. Resûlullah (Saîlallâhû Aleyhi ve Sellem) yanı başında durdu. Sevinçliydi, tebessüm ediyordu. Sonra yüzünü ondan çevirdi.

Bu durum, Resûlullah (Saîlallâhû Aleyhi ve Sellem)'den sorul*du. Buyurdu ki: Ama sevincim ise, ruhuna olan, Allah'ın ikramı içindi. Yüz çevirmem ise, şimdi huril-înden olan hanımı yanıbaşında olduğundandır.

Beyhaki, —«Şuâb-i îman»da— Kasım bin Osman bin Cedi'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Kabe etrafında tavaf eden bir adam gördüm. Yanaştım. Baktım; «Yâ Rabbi! Sen muhtaçların ihtiyacını giderdin. Benim ki ise gide*rilmedi» demekten başka bir şey ilâve etmiyor. Ben neden bundan başka bir şey demiyorsun, dedim. Adam, sana anlatayım» dedi.

Biz yedi kişi idik. Herbirimiz ayrı bir memleketten idik. Düş*man arazisine saldırdık, hepimizi esir aldılar. Bizi ayırdılar k, başı*mız vurulsun. Ben göğe baktım, yedi kapı açılmış, kapılarda hur'il-inden yedi cariye var. Her kapıda bir câriye vardı. Bizden birisi öne götürülüp başı vuruldu. Baktım-cariyelerden biri, elinde mendil, ye*re indi. Böylelikle, altı kişinin boynu vuruldu. Ben, bir kapı ve bîr câriye kaldık. Benimde boynum vurulmak için öne sürüldüğünde, beni bağışlamak istediler. Ve düşmanlar beni bağışladı. İşittim, câ*riye «Ya mahrum, ne yapmıştın ki, sen kaldın» dedi ve kapıyı ka*pattı. [36]

İşte kardeşim! Ben kaybettiğim bu duruma hasret çekiyorum. Kasım bin Osman dedi ki t

«Bu adamın onlardan üstün olduğuna kaniim. Çünkü onların görmediğini görmüş ve şevk ile amel etmek için bırakılmış.» [37]

SuFi
05-05-2009, 16:18
Kabir Ziyareti, Ölülerin Ziyaretçileri Tanıması Ve Onları Görmesi


İbn-i Ebi Dünya «Kabirler» kitabında Âişe (Radıyallahû anhâ) '-dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Saîlallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Kişi, kardeşinin kabrini ziyaret ettiği ve yanmda oturduğunda, onunla ünsiyet eder ve yanından kalkıncaya kadar söylediklerini! aynını ona iade eder.

Yine ibn-i Ebî Dünya, Beyhaki «Şuâb»de, Ebû Hüreyre (Ra| yallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Kişi, tanıdığı bir kabrin yanmdan geçtiğinde, ona selâm verir*se, o da ona selam verir. Ve onu tanır. Eğer tanımadığı bir kabrin yanmdan geçip selâm verirse, ölü selamını iade eder, fakat onu ta*nımaz.

îbn-i Abdilberr, el-İstizkar ve Temhid'de, îbn-i Abbâs (Radıyal*lahû anhl'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Saîlallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Kişi, dünyada tanıdığı, mümin kardeşinin kabrinin yanından geç tiğinde ona selâm verirse, o da onu tanır ve selâmını iade ederim.

Ukayli, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'den, rivayet ettiğine re, Ebu Rezin (Radıyallahû anh) :

— Yâ Resûlallah, benim yolum, kabristandan geçiyor. Geçtiğim*de onlara diyeceğim bir söz var mı? dedi. Resûlallah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) de Ebû Rezin'e: «Şunu söyle» dedi.

«Ey mü'min ve müslim olan kabristanlüar! Siz Öncülerimizsîniz biz de peşinizden geleceğiz ve inşaallah size kavuşacağız.

Ebû Rezin, -Yâ Resûlallah onlar işitir mi?» dedi. Buyurdu ki: -

«Evet, işitirler, fakat cevap veremezler.»

Buyurdu ki: Yâ Ebâ Rezin! «Onlar yani ölüler sayısınca melek*lerin sana selâm vermeleriyle kanaat etmez misin?»

Nût:

«Selâm vermeye güçleri yetmez» sözünden maksat insan ve cin-nin işiteceği bir cevap demektir. Yoksa onlar, işitmediğimiz bir da selamımızı iade ederler.

îmam Ahmed, Hakim, Âişe (Radıyallahû anhâJ'dan rivayet et*tiklerine göre, şöyle demiştir:

Ben eve (Resûlullah'm defnedildiği eve) girdiğimde örtümü açar*dım. Burada olan kocam ve babamdır, derdim. Ömer onların yanında defnedildiğinde, artık Ömer'den utancımdan dolayı yanlarına açıla*rak asla girmedim.

Taberâni, Evsat'da İbn-i Ömer, (Radıyallahû anhüma)'dan rivayet ettiğine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Uhud'dan döndüğün*de Mus'ab bin Umeyr'in yanından geçti. Onun ve diğer Uhud şehid-lerinin yanında durdu. «Ben sizin Allah katında diri olduğunuza şe-hâdet ediyorum» dedikten sonra «Onları ziyaret edin ve selâm ve*rin. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ediyorum ki, siz onla-

tsi selâm verdikçe kıyamete kadar selamınızı iade ederler» diye bu*yurdu.

Hâkim sahih gördüğü bir rivayetle ve Beyhaki, Ebû Hüreyre (Ra*dıyallahû anh)'dan yaptıkları nakle göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Uhud'dan dönerken, Mus'ab bin Umeyr'i buldu, onun ve diğer şehid düşen sahabüerin ya*nında durdu ve «ben sizin Allah katında diri olduğunuza şahidlik ediyorum,» diye buyurduktan sonra, bunları ziyaret edin, onlara se*lâm verin. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ediyorum ki, siz onlara selâm verdikçe onlar kıyamete kadar selâmınızı size iade eder*ler» diye emretti.

Erbain et-Taiyyede, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'den şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir :

«Ölünün en fazla sevdiği hâl, dünyada sevdiği kişinin onu ziya*ret etmesidir»

îbn-i Ebî Dünya, Beyhaki —«Şuab»da— Muhammed bin Vâsi'-den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Bana ulaştı ki ölüler; perşembe, cuma ve cumartesi günlerinde gelen ziyaretçilerinin ziyaretinin farkına varırlar.

Yine ibn-i Ebi Dünya, Dahhak'dan, rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Kim Cumartesi günü güneş doğmadan Önce bir kabri ziyaret ederse, ölü onun ziyaretinin farkına varır.»

Ona, «bu nasıl olur,» demişler. O:

«Cuma gününün tesirinden dolayıdır» demiş. [38]

SuFi
05-05-2009, 16:21
Mühim Bîr Mesele


Subki, dedi ki:

Şehidlerin ve diğer ölülerin ruhları, kabirde cesede döndükleri, sahih hadis ile sabittir. Esas ihtilaf ruhun, bedende devam edip et*mediği ve cesedin dünyadaki haline ruhla mı yoksa bilâ ruh mu döndüğüdür.

Hayat Allah'ın istediği her yerde olur. Çünkü hayat için ruhun gerekliliği adi bir gerekliliktir. Aklî bir gereklilik değildir. .Demek bedenin ruhla dünyadaki haline dönmesi akim caiz gördüğü bir şeydir.

Eğer bu konuda sahih rivayet varsa tabi olunur ki alimlerden bir cemaat bunu zikretmiştir. Peygamberin Musa (Aleyhima's-salâ-tü ve's-selâmVnm kabrinde namaz kılması da buna delildir.

Miraç gecesinde peygamberlerde görünen bütün sıfatlar da ci*simlerin sıfatlarıdır. Bunun hakiki bir hayat yani dünyadaki gibi be*denli bir hayat olmasından yemek, içmek gibi gördüğümüz ihtiyaç*lar ona gerekmez. Bu hayatın başka bir hükmü vardır.

Ama bilmek ve işitmek gibi duyular ise, hiç şüphesiz, peygam*berler ve diğer ölüler için de sabittir. (Subki'nin sözü bitti.)

Başkası da demiş ki:

Şehidlerin hayatı, cesedleri çürümediğinden cesedli bir hayat olduğunda ihtilaf edilmiştir.

Beyhaki, «El-îtikat» kitabında demiştir ki:

Peygamberlerin ruhları alındıktan sonra, ruhları onlara döner. Onlar şehidler gibi Allah katında diridirler.

îbn-el-Kayyim'de, «Ruhların ziyaretleşme ve görüşmesi» bahsin*de demiş ki:

«Ruhlar iki kısımdır. Nimet gören ruhlar ve azap gören ruhlar.. Azap görenler, görüşüp ziyaretleşemezler. Nimet görenler ise ser*besttirler, görüşürler, ziyaretleşirler. Dünyadaki eski hâtıralarını bir-

birine zikrederler. Her ruh, aynı meslekte olan arkadaşıyla bulunur. Peygamber Efendimiz (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'ın ruhu ise, Re-fik-i A'la [39] da olur.» . "

Allah buyuruyor:

«Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, onlar, Allah'ın nimetlen-dirdiği peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraber olur. Onlar arkadaş olarak ne iyidirler, [40]

Bu beraberlik, dünyada, berzahda ve âhirette sabittir. însan bu üç diyarlarda sevdiğiyle beraber olur. (İbn-i Kayyim'in sözü bitti.)

Şeydele, Kitab el-Burhan fi ulum el-Kur'an'da demiş ki: Eğer denilse, âyet-i kerimede:

«Allah yolunda katledilenleri ölü saymayınız. Onlar diridir*ler,» [41]denilmiş. Nasıl ölüler diri olur.

Derim ki, Allah'ın onları kabirlerinde diriltmesi aklen caizdir. Ruhları cesedlerinin bir bölümünde olur. Bütün cesed onunla lez*zet alır. Tıpkı dünyadaki cesed, bir organın lezzetiyle lezzetlendiği gibi.

Denilmiş ki, ayetten maksat, şehid cesedlerinin kabirde çürü-memesi ve eklemlerinin dağılmamasıdır. Çünkü onlar kabirlerinde canlılar gibidirler.

Ebû Hayyan «Tefsir»inde bu âyet hakkında demiş ki:

Millet bu hayat hakkında ihtilafa düştüler: Bir kısmı dedi ki: Maksat ruhlarının sağ kalmasıdır. (Kendini diri bilmesidir) Çünkü biz cesedlerinin bozulduğunu görüyoruz.

Bâzıları da dedi ki s Şehid cismen ve ruhen diridir. Bizim bunu anlamamamız, zarar vermez. Biz onları ölü gördüğümüz halde, on*ların diri olması mümkündür. Nitekim âyet-i kerime'de:

«Sen dağları sabit zannedersin, halbuki onlar bulut gibi geçi*yorlar [42] denilmektedir.

Hem rüya gören adam lezzet veya elem aldığı halde, hiç yerin*den kıpırdamıyor. Ben derim ki, işte bunun için Allah (Celle Celâ-lühü) .-

«Onlar diridirler, fakat siz anlamazsınız» diye buyuruyor. Mü'-minlerin, bu hayatı his ve idrak ile anlamayacaklarını bildiriyor ve bu hayat olmasaydı diğer ölülerden bir farkı kalmazdı... Çünkü bü*tün ölüler ruhen diridirler. Hem de bütün müminler, ruhların diri olduğunu biliyorlardı ve o zaman «Fakat siz anlamazsınız» mealin*deki âyeM kerimeye bir mânâ verilmezdi.

Allah bâzı velilerinin keşfini açar bu gizli hayatı müşahede eder*ler.

Süheyli, Delâilü'n-Nübüvvet'de, bir sahabiden nakletmiş ki,

O Ühud'da bir yeri kazırken, bir pencere açılmış, bakmış ki, bir adam yatak üzerinde oturmuş. Elinde bir Kur'an var, okuyor. Önün*de yeşil bir bahçe var. Sahabe anladı ki o şehiddir. Çünkü yüzünde bir yara izi vardı.

Hayyan da bunu rivayet etmiştir.

Râfii'nin salih bir kuldan rivayet ettiği de buna benzer. O de*miş ki: Abid bir adama bir kabir kazıdım. Onu lahdine koydum. Ben lahdi düzeltirken yanındaki kabirden bir taş düştü. Baktım yaşlı bir adam kabrinde oturmuş, üzerinde beyaz bir elbise gıcırdıyor. Oda-ciğında altınla yazılmış bir Kur'an var. Başını kaldırdı, bana bak*tı. Allah seni bağışlasın Kıyamet koptu mu dedi. Ben hayır dedim. O, öyle ise taşı yerine koy. Allah senden razı olsun, dedi. Ben de taşı yerine koyup kapattım.

Yine Râfiî demiş ki, güvenilir kabir kazıcı birisinden işittik ki: O bir yeri kazırken yatağında oturmuş, altmda nehir akan, elinde Kur'an okuyan bir insana rastlamış, bayılmış. Sonra kabirden çı*kartılmış, fakat başına ne geldiğini kimse bilememiş. Ve ancak üçün*cü gün ayümış.

Yine, Şeyh Necmeddin el-îsbehani, naklettiğine göre, o defneidilen birinin cenazesinde bulunmuş. Telkin edici oturup telkini oku*muş, ölü telkini işitmiş, demiş ki, diri diri telkin edilen bir ölüden hayrette kalmıyor musunuz?

İbn-i Recep de, Ferrad bin Cemil yoluyla rivayet ettiğine göre Ebü'l-Mügîre, Muafa bin Muğîre gibi hiç kimseyi görmedim demiş ve faziletini zikredip dostlarından onun hakkında şöyle bir rivayet nakletmiştir:

Muafa bin îmran defn edildikten sonra bir borç sahibi, kabrine gelmiş bakmış ki, kelime-i tevhid ona telkin ediliyor. O da lâüahe il*lallah» diyor. •

Yine Râfii, Tenbihin Şârihi Şafii imamlarından olan «Muhibb-i Taberi'den rivayet ettiğine göre şöyle demiş :

Şeyh İsmail el-Hadremi ile Zebid Makberinde idik. Şeyh bana «Yâ Muhibbuddin ölülerin konuştuklarına inanır mısın?» Ben «evet» dedim. O dedi ki, «Şu kabrin sahibi bana 'ben cenneti dolduracak*lardanım' diyor.»

Yine Râfii, Şeyh İsmail'den nakline göre, o Yemen' kabristanla*rından birisinde geçmiş şiddetli bir şekilde ağlamış. Hüzün sarmış, sonra sevinip şiddetli bir şekilde gülmüş. Bu durumu ondan sorul*muş. Demiş ki bu kabristan bana açıldı. Azap çektiklerini gördüm. Sonra kurtulmaları için Allah'a yalvardım. Bana denildi ki:

«Senin şefaatini kabul ettik. Şu kabrin sahibesi ya us ta d İsmail! Ben de bunlarla beraber miyim? Ben filan müzisyenim» dedi. Ben «Evet sen de onlarla berabersin» dedim. İşte bunun için güldüm.

Şeyh Abdulgaffar «Tevhid» kitabında yazdığına göre, Kadı Bur-haneddin bin Sahib Şerefuddin el-Gairi ona demiş ki:

Şeyh Eminüddin ile Kahire'ye girmeden önce bizimle beraber idi, yolda öldü. Biz şehrin kapısına vardığımızda; onlar ölüyü şehre sokmadılar. Şeyh Eminüddin parmağını ve elini kaldırınca bize yol verdiler; biz de girdik.

Yine Şeyh Abdulgaffar nakline göre, bir Derviş, adamın birin*den rivayet etmiş ki;

O adam Karafat'da, Türbede bir gençle fuhuş yapmak istemiş, genç şöyle karşılık vermiş:

«Vallahi ben burda Allah'a asla isyan etmem. Bir sefer bu işi burada yaptım, kabir açıldı ve ölü: Allahdan utanmıyor musunuz»

Yine Rafii'nin rivayetine göre, Zeyneddin el-Busi fakih Abdur*rahman en-Neviri' hakkmda demiş ki: .

O Mansûra'da iken müslümanlarla beraber esir düştüğünde Kur'an'dan şu ayeti okuyordu:

«Allah yolunda katledilenleri ölü saymayınız. Onlar Allah ka*tında diridirler, rızıklanirlar.» Nihayet fakih Abdurrahman öldürül*dü. Haçlı ordularından biri geldi. Elinde bir hırba vardı, iki eliyle ona vurdu ve «Ey müslümanların papazı, sen diyorsun ki: 'Rabbi-miz diyor: Onlar diridirler, fiziklanırlar; göster bakalım» dedi. Bir*den fakih Abdurrahman başını kaldırdı ve iki sefer «Kabe'nin Rab-bine and olsun diridirler» dedi.

Bunun üzerine Haçlı atından indi, onun yüzünü öptü ve mem*leketine götürmek için yardımcısına emretti.

Kuşeyri'nin «Rîsale-sinde, senediyle Şeyh Ebû Said el-Harraz'-dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ben Mekke'de idim. Beni Şeybe kapısmda bir ölü gördüm. Ona baktığımda yüzüme güldü. Ve bana «Yâ Ebû Saîd, bilmez miydin, Allah'ın dostları ölseler de diridirler. Onlar ölmezler, ancak bu di*yardan başka bir diyara göç ederler.

Yine Kuşeyri'nin «Risale»sinde, Şeyh Ebû Ali er-Ruzbâri'den ri*vayet edildiğine göre;

O bir fakiri kabrine koymuş. Kefeninin başım açtığında başını

toprağa bırakmış ki, Allah fakirliğine rahmet- etsin.

- Ebû Ali dedi ki; O fakir gözlerini açtı ve «Yâ Ebâ Ali, nazımı çe*kenin önünde beni sefil gösterme» dedi.

Ben «Efendim, ölümden sonra, hayat mı olur» dedim. Bana dedi ki:

«Hayır ben diriyim, Allah'ın bütün dostları diridirler, yarın ma*kamımla sana yardım edeceğim.»

Yine Kuşeyri'nin «Risalesi»nde bir kefendizden rivayet ğine göre;

Bir hanım vefat etti, millet namazını kıldı. O kefendiz de kabrin yerini öğrenmek için namazını kıldı. Akşam karanlık her tarafı ku*şatınca gitti, kabri açtı. Kadın. «Sübhânellah, mağfur bir adam, mağ-fure bir kadının kefenini alıyodedi.

Kefendiz dedi ki:

«Zannet ki sen mağfuresin. Ben neden mağfur olayım. Hanım:

«Allah beni ve benim üzerime namaz kılan herkesi mağfiret et*ti. Sen de namazımı kılmıştın. Bunun üzerine kefendiz kabri kapa*tır, sonra tevbe eder ve tevbesi üzerine kalır.»

Yine Kuşeyri'nin «Risale»sinde, senediyle, İbrahim bin benden rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

«Güzel huylu bir genç bana arkadaşlık etti. Öldü, kalbimi çok meşgul etti ve yıkamasmı üstlendim. Dehşetimden önce sol tarafına başladım. Sol elini benden aldı. Sonra sağ eiini verdi. Ben *Ey oğul*cuğum, sen doğrusun. Ben yanlış yaptım» dedim.

Yine Kuşeyri'nin «Risale» sinde, senediyle, İbrahim Seyhan'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

Ben bir müridi yıkadım. Benim büyük baş parmağımı tuttu. Ben «Ey oğulcuğum, elimi bırak. Biliyorum sen ölü değilsin. Yalnız bir diyardan öbür diyara naklolmuşsun» dedim; elimi bıraktı.

Yine o «Risalemde, İbrahim bin Seyhan'dan rivayet edildiğine gö*re, şöyle demiştir:

Mekke'de bir mürid bana geldi, «Yâ üstad, yarın öğleyin ben öleceğim. Bu dinarı al, yarısıyla kabrimi kaz, diğer yansıyla da ke*fenimi al. «Ertesi gün öğlen vakti girdiğinde adam geldi, Kâbeyi ta*vaf ettiT sonra uzaklaşıp öldü. Ben onu kabrine koyduğum zaman gözlerini açtı. Ben «Öldükten sonra da mı hayat olur?» dedim. O «Ben Allah'ı sevenlerdenim. Allah'ı seven herkes diridir» dedi.

Kuşeyri dedi ki; Üstad Ebû Ali ed-Dekkak'dan işittim ki, diyor:

Ebû Amr el-Bîkendi, bir gün yolda giderken bir topluluk gör*müş? bozulduğundan dolayı bir genci aralarından çıkarmak İstiyor*larmış. Anası da ağlayıp arabuluculuk etmek istiyormuş.

Ebû Ali «bu sefer benim hatırım için bağışlayın» demiş. Bir kaç gün sonra anasını görmüş, oğlunun ne durumda olduğunu sormuş. Anası demiş ki:

«Oğlum öldü ve ölümüyle sevinmesinler diye, komşulara söyle*memeyi tavsiye etti ve bana «Allah katmda benim için arabulucu*luk yap (yalvar) dedi. Ben yalvardım, sonra kabrinin başına gittim.

Baktım bir ses diyor:

DÖn anneciğim. Ben artık kerim olan Rabbime kavuştum.»

Rafiî, Qyet'ül-Mütekid'te ... salih birisinden rivayet ettiğine göre:

O batHn kabrine gider ve onunla konuşurdu.

Yine Rafii'den:

Büyük âlim, meşhur veli, Ahmed bin Musa bin Acil kabrinde Nur sûresini okuduğunu bazı mattaki alim talebeleri rivayet etmiş*lerdir ve bu olay şöhret bulmuştur.

İbn-i Ebî Dünya, «Kabirler» kitabında, zayıf bir senedle Dmer bin el-Hattap (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre:

O Baki mezarından geçmiş; «Ey Kabirdeküer, selam size... Bizde olan haberler, hanımlarınız evlendi, evlerinizde başkaları oturuyor, mallarınız dağıtıldı» demiş. Birden gaipten bir ses:

«Yâ Ömer bin Hattap! Bizdeki haberler de, yaptıklannızuı kar*şılığını bulduk, verdiğimizi kazandık, bıraktıklarımızı kaybettik» de*miştir.

Hakim «Nisabur Tarihin»de, Beyhaki, ibn-i Asakîr, Dimaşk Ta-rihi'nde, zayıf bir senedle, Said bin el-Museyyib (Radıyallahû anh)'-dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

AH bin Ebû Talip (Radıyallahû anh) ile Medine kabristanına girdik. Ali, «Esselâmu Aleykum ve Rahmetüllâhi siz nü bize haber vereceksiniz, yoksa biz mi size haber verelim» dedi.

Birden kabirden bir ses: «Ve aleykum es-selam ve rahmetullah! Yâ Emir'el-Müminin, bizden sonra olanları bize anlat» dedi.

Hz. Ali (Radıyallahû anh) :

«Hanımlarınız evlendi, mallarınız dağıtıldı, çocuklarınız yetim*ler içinde duruyor. Diktiğiniz binalarda şimdi düşmanlarınız oturu*yor, îşte haberlerimiz bunlardır. Sizde ne var?» dedi.

Ölülerden biri ona cevap verdi:

«Kefenler yırtıldı. Saçlar dağıldı. Deriler soyuldu. Gözümüz ve burnumuz, kan ve irin akıttı. Yaptıklarımızın karşılığını bulduk. Bı*raktığımızı kaybettik ve biz amellere bağlıyız.»

. İbn-i Ebi Dünya, «Kabirler» kitabında, Yûnus bin Ebû Fürat'tan rivayet ettiğine göre:

Bir adam kabir kazmış, güneşten korunmak için içine oturunca soğuk bir hava sırtına vurmuş. Yüzünü çevirmiş, bakmış hava kü*çük bir delikten geliyor. Parmaklariyle gediği genişletip bakmış ki, göz alacak kadar geniş bir yerde, saçları taranmış ve boyanmış yaşlı bir adam duruyor.

İbn-i Cerir Tenzib'ül-Asâr'da, ibn-i Ebî Dünya «Öldükten sonra yaşayanlar» kitabında, Beyhaki Delâil'de, Attaf bin Halit'den rivayet ettiklerine göre hâlâsı ona şöyle anlatmıştır;

«Bir gün şehidi erin kabirlerine gittim. Daha önce de devamlı olarak uğruyordum. Hamza (Radıyallahû anh)'in kabrine vardım. Yanında namaz kıldım. Vadide ses seda yoktu. Namazı bitirdiğimde «Esselâmu Aleykum» dedim. Yer altından bana selâmın iade edil*diğini işittim. Allah'ın beni yarattığmı bildiğim ve gece gündüzü tanıdığım gibi o sesin yer altından geldiğini bildim. Bundan dolayı tüylerim diken diken oldu...

HakimTsahih bir rivayetle ve Beyhâki «Delâil»de yine Attaf bin Halid el-Mahzumi'den tahric ettiklerine göre, Abdullah bin Abdul*lah bin Ebû Bekir, Abdullah (Radıyallahû anh)'dan şöyle rivayet etmiştir:

«Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellenı) Uhud'daki şehidle^ rin kabirlerini ziyaret etti ve şöyle buyurdu:

Yâ Rabbi kulun ve peygamberin, bunların şehid olduğuna, kim bunlara selâm verirse, kıyamete kadar selâmı iade ettiklerine şâ-hidlik ediyor.»

Attâf dedi: Halam, bana rivayet etti ki:

Ben -şehidlerin kabirlerini ziyaret ettim. Yanımda yalnız iki oğul vardı, bineğimi tutuyorlardı. Ben şehidlere selâm verdim. Selâmı*mın iade edildiğini işittim. Vallahi biz birbirimizi tanıdığımız gibi sizi

tanıyoruz, dediler. Tüylerim diken diken oldu. «Oğlum bineğimi yak*laştır» dedim ve hemen bindim.

Beyhaki, Vâkidi'den rivayet ettiğine göre;

Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) her sene Uhud'daki şehidleri ziyaret ederdi. Dağdaki yola ulaştığı zaman, «Sabrettiğiniz*den dolayı selâm içinde kaimiz, ne güzel makamdasınız» [43]diye buyurdu.

Sonra, Ebû Bekir es-Sıddık (Radıyallahû anh)'da her sene on*ları böyle ziyaret ederdi. Sonra Ömer (Radıyallahû anh), sonra Os*man (Radıyallahû anh) onun gibi ziyaret ederlerdi. Resûlullah (Sal*lallâhû Aleyhi ve Sellem) 'm kızı Fâtıma (Radıyallahû anhâ) 'da Uhud'a gelip duâ ederdi.

Sa'd bin Ebi Vakkâs onlara selâm verir ve arkadaşlarına dönüp:

«Selâmımınızı size iade eden bir topluluğa selâm vermez misi-niz?» derdi.

Fâtıma el-Huzai'ye (Radıyallahû anhâ) şöyle derdi:

Ben güneş batarken kendimi şehidlerin kabrinin yanında gör*düğümü hatırlıyorum. Beraberimde kız kardeşim vardı. Ben ona gel Hamzanın kabrine selam verelim, dedim. Kardeşim geldi. Kabrinin başında durduk. «Yâ Resûlullahın amcası selâmün aleyküm» diye selâm verdik. Kabirden bir ses: «Ve aleyküm es-Selâm ve rahme-tüllah»ı işittik. Uhudda da kimse yoktu.

Beyhaki... Hâşim bin Muhammed el-Amri'den şöyle dediğinillri-vâyet etmiştir.

Medine'de, Cuma günü akşamleyin babam beni şehidlerin kab*rini ziyaret etmeye götürdü. Ben arkasında yürüyordum. Kabirlere vardığımızda babam yüksek bir sesle:

-Sabrettiğinizden dolayı selam içinde olun. O gidilecek ne güzel makamdır,» dedi.[44] «Yâ Ebû Abdullah ve aleykesselam» diye ce*vap verildi. Babam bana döndü «Sen mi cevap verdin oğlum» dedi! Ben «hayır» dedim. Beni sağma aldı, selamı söylediği her seferinde, selam iade ediliyordu. Üç sefer böyle yaptı. Sonra, secdeye kapandı.

SuFi
05-05-2009, 16:22
îbn-i Ebu Dünya, Abdülvahid bin Zeyyad'dan rivayet ettiğine gö*re, şöyle demiştir:

Biz bir savaşta idik. Dağıldığımızda bir arkadaşımızı kaybettik. Oradaki bir ormanlık içinde öldürülmüş olarak bulduk. Etrafında başı üstünde def çalan kızlar vardı. Bizi gördüklerinde dağıldılar. Daha nereye gittiklerini göremedik.

İbn-i Sa'd, Saîd bin Müseyyip'den rivayet ettiğine göre, «Savaş günlerinde mîllet savaşırken o camiye sığınıyormuş. Na*maz vakti girdiğinde, kabirden yani peygamber efendimizin kabrin*den ezan sesi geldiğini işitirmiş.

Zübeyir bin Bekkâr, Ahbarü'I-Medine'de yazdığına göre, Mu-hammed bin Abdülaziz bin Muhammed Bekir bin Muhammedden şöyle demiştir:

«Savaş günleri üç gün Resûl-i Ekremin mescidinde ezan terke-dildi. Millet savaşa gitti. Said bin Müseyyib mescidde oturdu. O de*di ki :

Ben sıkıldım. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) kabrine yanaştım. Öğle vakti girdiğinde kabirden ezan sesini işittim. İki re*kat namaz kıldım. Sonra kamet sesini işittim. Öğleyi kıldım. Üç gün boyunca böyle her vakit, ezan ve kamet sesini işittim. Üçüncü gün

millet döndü, müezzinler ezan okumaya başladı. Ben bir daha ka*birden ezan sesini aradım. Bir şey işitmedim.»

Ebû Nuaym «Delail-ün Nübüvve»de başka bir yönden. Said bin Müseyyib'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Hatırlıyorum: Savaş gecelerinde. Mescidi Nebevi'de benden başka kimse yoktu. Namaz vakti girdiğinde kabirden ezan sesini işi-tirdim. Ben durup namaz kılardım. Şamlılar ise gurup gurup mes*cide girip «şu yaşlı deliye bak» derlerdi.»

Lâlkai «Sünnet»de, Yahya bin Muin'den rivayet ettiğine göre, bir kabir kazıcısı ona şöyle demiştir:

Bu kabirlerde gördüğüm en acaip şey: Bir kabirden, hastanın inlemesi gibi bir inleme işittim. Bir kabirden de, müezzin ezan okur*ken müezzine cevap verdiğini işittim.

Hars bin Esed el-Muhasibî'den rivayet edildiğine göre, de*miştir :

«Ben kabristanda idim. Bir kabirden iki sefer «Ah!. Allah azâ-bah!» diye işittim.»

Ibn-i Asâkir, A'meş bin Minhal tarikiyle ibn-i Arar dan senediy*le rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir -.

Ben Şam'da, Hüseyin (Radıyallahû anhVm başı taşınırken gör*düm. Önünde biri Kehf suresini okuyordu. Ta «Hayır sen ashab-ı kehf ve Rakîmi acip ayetlerimizden sandm» [45] mealindeki âyete ge*lince, Hüseyin (Radıyalîahû anh) m başı keskin bir dille «Ashabı Kehf'den daha acip benim öldürülmem ve burda taşuımamdır» dedi.

Hafız Zehebi, «Tarihlinde şöyle demiştir:

Halife Vasık, hadis imamlarından birisi olan Ahmed bin Nasr el-Huzaî'ye Kur'an'ın mahluk olduğunu dedirtmek istedi. O kabul etmedi. Bunun üzerine Bağdat'ta başını kesip astı. Yanma bir nö*betçi bıraktı ki, okla yönünü kıbleden çevirsin. Nöbetçi dedi ki, ge*celeyin baş hep kıbleye döner, açık bir lisan ile Yasin sûresini okurdu.

Zehebi demiş ki bu kıssa çok yönlerden rivayet edilmiştir. Bir || yönü Hatibin İbrahim bin İsmail bin Halef'den rivayet ettiğidir. De*miş ki:

Dayım Ahmed bin Nasr, işkence ile öldürüldüğü ve asıldığı za*man, dediler ki, başı geceleyin Kur*an okuyor. Ben gittim, yakın bir yerde geceledim. Millet yattığında Ankebût suresinin şu beş ayet*lerini okuyordu:

«Elif Lam Mim. İnsanlar inandık deyip kurtulacaklarını mı sa*nırlar.» [46]

Bunun üzerine titremeye başladım.

îbn-i Asâkir, İmam Leys'in katibi Ebû Salih tarikiyle, Yahya bin Ebû Eyyûb el-Huzai'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Birisinden işittim anlatıyordu:

Ömer bin Hattap (Radıyallahû anh) zamanında mescide kapan*mış, âbid bir genç vardı. Ömer (Radıyallahû anh) ın çok hoşuna gi*derdi. Yaşlı bir babası da vardı. Genç yatsıyı kıldığı zaman, baba*sına dönerdi. Yolu da bir kadının kapısından geçerdi. Kadın ona meftun olmuştu. Yol üzerinde kendini ona takdim ederdi. Bir gece genç ordan geçerken, kadm onu aldatmaya başladı. Ta genci peşine taktı. Genç kapıya vardığında kadm içeri girdi. O da içeri girdi. Al*lah'ı zikretti. Sıkıntısını gidermek istedi. Ve şu âyet-i kerime dili üzerine aktı.

«Şeytandan, muttaki olanlara bir musibet dokunsa Allah/ı anar hemen yolu görürler.»[47]

Sonra bayıldı. Kadm hizmetçisini çağirdı, yardımlaşarak, onu evine bıraktılar. O akşam babasına gelmekte gecikmişti. Babası çı*kıp onu arıyordu. Baktı kapıda baygın yatmış. Bâzı akrabalarını ça*ğırdı, onu içeri aldılar. Geceden hayli zaman geçtikten sonra ancak ayıldı. Babası; '

Oğlum ne oldu sana dedi: O hayırdır baba, dedi.

Babası Allah hakkı için söyle ne oldu? Oğlum! dedi, o da baba*sına durumu anlattı. Babası, Evet oğlum hangi âyeti okudun. Genç yukardaki âyeti bir daha okudu. Ve hemen bir daha bayıldı, elledi*ler, baktılar ki ölüdür. Yıkadılar, geceleyin çıkıp defnettiler. Sabah olunca haber Hz. Ömer (Radıyallahû anh) 'e ulaştı. Geldi babasını ta*ziye etti. Neden beni çağırmadın, dedi. Babası yâ Emir'el-müminin geceleyin oldu, dedi. Hz. Ömer (Radıyallahû anh) öyle ise beni kab*rine götürün, dedi. O ve beraberindekiler kabre gittiler. Hz. Ömer ya filan, dedi.

(Rabbinden korkan için iki cennet vardır.)[48] mealindeki âyeti oku*du. Genç kabrin içinden yâ Ömer Allah onları Cennete bana iki se*fer verdi, dedi.

îbn-i Ebi Dünya, Beyhaki «Delâilü'n-Nübüvvet-de Mütemir bin Süleyman yoluyla... îbn-i Mina'dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Kabristana girdim. İki rekat hafif namaz kıldım. Sonra bir kabre yaslandım. Vallahi ben uyanık iken işittim ki, birisi kabirde diyor; Kalk bana eziyet verdin. Siz çalışırsınız, fakat bilmezsiniz. Biz ise bi*liriz, fakat çalışamıyoruz. Vallahi senin gibi iki rekat namaz kılsay-dım benim için dünya ve içindekilerden daha sevimli olurdu.

Ebû Nuaym HiIye»de Amr bin Vakit yoluyla, Yûnus bin den rivayet ettiğine göre;

Ben Cuma günü seher vakti Şam Kabristanından geçerken şöyle bir sesi işittim:

Yâ Yûnus bin Hillis! Sizler her ay hacca gidiyor, umre yapıyor. Her gün beş vakit namaz kılıyorsunuz. Çalışıyorsunuz, fakat bilmi*yorsunuz, biz ise biliyoruz fakat çalışamıyoruz.

Ben döndüm, selâm verdim, selâmım iade edilmedi. Sübhanal-lah! sözünüzü işitiyorum. Selâm veriyorum, selâmımı iade etmiyor*sunuz, dedim. Onlar dediler ki, biz senin selâmını işittik ve bunu iade etmek bir sevaptır. Halbuki günah-sevap ile aramızda perde çe*kilmiştir.

İbn-i Asakîf, «Evzai»den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Meysere bin Hillis, Tevma kapısının kabristanından geçti. Kör olduğu için yanında bir rehberi vardı. Selâm verdi:

«Ey kabristanı il ar siz bizim öncülerimizsiniz, biz de peşinizden geleceğiz. Allah bize de size de rahmet etsin. Durumumuz sizden pek farklı değildir, dedi. Bunun üzerine Allah bir ölüye ruhu indirdi, ona cevap verdi:

«Ey dünyadaküer! siz her ay dört sefer hac edersiniz, dedi. Meysere:

— Nereye gidiyorsun? diye sordu.

Cuma'ya, bilmiyor musun? O makbul, mebrur bir hacdır. Son*ra Meysere sordu:

Dünyadan oraya götürdüğünüz en hayırlı şey nedir? O, «istiğ*fardır. Fakat elimize kilit vuruldu. Ne iyiliğimiz artar ne de kötülü*ğümüz» diye ona cevap verdi. ,

Ibn-i Asâkir, Muhammed bin Ishak, el-Haris tarikiyle... Umeyr bi nel-Habbâb es-Sülenıi'den rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

«Ben ve sekiz arkadaşım, Emeviler zamanında esir düştük. Bizans İmparatorunun yanına götürüldük. Arkadaşlarımın başlarının vurulmasmı emretti. Ben de başım vurulmak için ileri sürüldüm. Fakat bâzı patrikler, kralm başını, ayağını Öpmeye başladılar. Ba*ğışlanmamı istediler. Bunun üzerine beni evinin içine serbest bırak*tı. Güzel bir kızı vardı. Çağırdı. «İşte bu kızımdır sana vereceğim, malımı da seninle paylaşırım. Benini mevkiimi görüyorsun, dini*me gir, sana bütün bunları yapayım» dedi. Ben, «dünya malı ve ka*dın için dinimi terkedemem.» dedim. Kaç gün öyle durdu, hep aynı şeyi bana arzediyordu. Bir gün kızı beni bahçeye çağırdı, «neden babamın dediklerini kabul etmiyorsun» dedi. Ben «kadın için, dün*ya için dinimi terkedemem» dedim. Kız, «bizde kalmak mı istiyor*sunuz, yoksa memleketine kavuşmak mı istiyorsun?» dedi. Ben, «mem*leketime gitmek istiyorum» dedim. Bana gökte bir yıldız gösterdi. Bu yıldız hizasında geceleyin yürü, gündüzleyin gizlen. Bu yıldız se*ni memleketine ulaştırır» dedi. Sonra bana zahire hazırladı. Ben çıktım, üç gece yürüdüm. Gündüzleri gizleniyordum. Ben dördüncü gün bir yerde gizlenirken, bir süvari kervanını gördüm. «Artık, yaka*landım», dedim üzerime vardılar, gördüm ki süvariler arkadaşlarım-dır. Başkalarıyla beraber, doru atlara binmişler. Bana «Umeyr mi*sin?» dediler. Ben «evet Umeyr'im; sîz öldürülmediniz mi?» dedim, «Evet, fakat Allah şehidleri kaldırdı, Ömer bin Abdülazizin cenaze*sine gitmeleri için izin verdi» dediler. Beraberinde olan birisi;Yâ Umeyr ver elini bana» dedi.

Elimi verdim, beni arkasına aldı. Bir miktar gittik, sonra Beni fırlattı, Cezire'deki evimin yanma düştüm. Fakat vücudumda hiç bir yara olmadı.

tbn-el-Cevzi «Uyun'el-Hikayât» kitabında, senediyle, Ebû Ali ed-^ Darir'den —Ebu Müslim Tarsusu, kurarken, ilk orda oturanlardan birisidir— rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Şam'dan üç kardeş savaşa çıkmışlardı. Cesur ve süvari idiler. Bir seferinde Bizans onları esir aldı, kral, onlara «yönetimi size dev*redeyim, kızlarımı sizinle evlendireyim, fakat dinim olan hıristiyan-hğa girin» dedi. Onlar, kabul etmediler ve «yâ Muhammed!» diye bağırdılar. Kral üç tane kazan getirdi, içine yağ döktürdü, sonra altlarına ateş yaktırdı. Hergün o üç kardeş kazanların başına ge-

tirilir, «yâ hıristiyanlığa girmeyi veya kazanların içine girmeyi» ter*cih etmek arasında bırakıyorlardı. Fakat bir türlü kabul ettireme-diler. Önceden büyüğü atıldı, sonra ortancası en sonda kalan küçü*ğü ise hâlen herşeyle onu dininden vazgeçirmek istiyorlardı.

Kâfirin birisi kalktı, «Ey kral ben onun dininden vazgeçilirim» dedi.. Kral «ne ile» dedi.

Ö, «bilirsin, Araplar kadına meftundurlar ve Bizans içinde kı*zımdan daha güzel de yoktur. Onu bana ver, kızımla başbaşa bıra*kayım. O, onu dininden vazgeçilir,» dedi.

Kral, oğlanı verdi ve kırk gün mühlet tanıdı. Adam onu getir*di, kızının yanma bıraktı. Kızına durumu bildirdi.

Kız «Bırak onu ben üstesinen gelirim» dedi. Genç kızla bera*ber kaldı. Gündüzü sâim, gecesi kaim idi. Mühlet bitinceye kadar, öyle devam etti. Kafir adam, «kızma ne yaptın?» dedi.

Kız, bir şey yapamadım. Bu adam iki kardeşini kaybetti. Kor*karım ki, çekilmesi kardeşleri için olsun. Onların izini gördükçe on*da can kalmaz. Fakat, git, kraldan mühletin arttırmasını iste, beni ve onu birkaç gün, başka bir memlekete götür. Adam onları başka bir köye götürdü. Bir kaç gün orda kaldılar, yine gündüzü sâim geceyi kaim olarak geçiriyordu.

İkinci mühletin bitmesine bir kaç gün kala, kız ona:

Ey arkadaş, ben seni büyük bir Rabb'a taptığını görüyorum, ben senin dinine giriyorum. Ve ecdadımın dinini bıraktım» dedi. Genç:

«Öyle ise nasıl kurtulurum» dedi. Kız:

«Ben sana yardım ederim» dedi. Ona bir binek getirdi. İkisi bin*diler, geceleyin yürür, günüzîeyin gizlenirlerdi.»

Onlar bir gece yolu aşarken, at ayaklarının sesini işittiler. Bak*tılar ki, iki kardeşi ile beraber, ona gönderilen meleklerdir. Kardeşle*rine selâm verdi, hallerini sordu. Kardeşleri dediler ki:

«Başımıza gelen yalnız, kazana ilk sokulduğumuzdu. Sonra Fir-devs cennetine çıktık. Allah bizi sana gönderdi ki senin bu genç kız*la evlenmeni görelim. Nikahlarını kıydılar ve döndüler. Genç Şam'a gfeldi, kızla beraber oturdu. Ve bu olay ile meşhur olmuştular. Şam

ehli de biliyorlardı. Hattâ bazı şairler, onlar hakkında şiir söyle*mişler:

Bir beyti şudur:

Doğrular, doğruluk hürmetine

Hayatta da ölümde de kurtulurlar.

Ibn-i Asâkir, Ebû Muti' Muaviye bin Yahyâ'd|jii rivayet e: göre:

Hulus'lu bir yaşlı, sabah olmuş diye çıkıp camiye gitti. Geceyi camide geçirdi. Kubbe altında iken, düzlükte süvarilerin zil sesini işitti. Baktı süvariler, birbiriyle karşılaşıp birbirine «Nerdeiı geldi*niz» diye soruyorlar. «Bizimle beraber değil miydiniz? dediler. Di*ğerleri «hayır, biz Büdeyle Halid bin Ma*den*in cenazesinden ge*liyoruz» dediler.

Yaşlı adam sabahlayınca, arkadaşlarına durumu anlattı, ikinci gece yarısı posta geldi, Halid bin Ma'danın ölüm haberini getirdi.

İbn-i Ebu Dünya «Kabirler» kitabında ve İbn-i Asâkir, Şa'bi'den rivayet ettiklerine göre;

Sahabi olan Safvan bin Ümeyye (Radıyallahû anh) bir kabris*tanda idi. Baktı bir cenaze geliyor ve kabrin birisinden acıklı, hü*zünlü bir ses, şiir okuyor i

Kefen, tabut içinde nimet vermiş sana Allah (Azze ve Celle) : Kabrin karanlığından, toprak kokusundan korkma asla.

Ravi dedi ki: Safvan haberi millete anlattr. Erircesine ağladılar. Sonra Safvan'a «bilir misin, şiir kim için söylendi?» dediler. «Hayır» dedi. Onlar dediler ki:

O bu tabut içindeki hanımdır. Kız kardeşi geçen sene ölmüştü.

(Gelen ses galiba onun kabrinden gelmiştir. Şimdi ölen ablasına kork*ma diyor)

Safvân dedi ki, «Ben ölülerin konuşmadığını bildiğimden bu ses nerden geliyor» diye söylemiştim.

Yine İbn-i Ebû Dünya, Saîd bin Haşim es-Süllemi'den rivayet et*tiğine göre şöyle demiştir:

«Mahalleden bir adam, kızın birisiyle evlenip düğün yaptılar. Eğlence düzenlediler, evleri kabristanın yanında idi. Vallahi onlar, o gece eğlence içinde iken, birden korkunç bir ses işittiler, dizilip din*lediler, baktılar ki, kabirden bağıran bir ses:

Ey fani lehviyaün lezzetine dalanlar. Bir gün ölüm eğlenceyi silip atar. Sabah nicelerini lezzet içinde gördük, Akşam, ailesinden yetim garip bulduk.

Yine îbn-i fibî Dünya Salih el-Meri'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Çok sıcak bir günde kabristana girdim. Kabirleri sönük gör*düm. Sübhanallah, ruh ve cesediniz birbirinden ayrldıktan sonra, kim onları birleştirir, sizi diriltir ve kabirden sizi çıkartır, bu kadar çürüdükten sonra?., dedim.

Ravi dedi ki: O çukurlar arasında bir ses «Yâ Salih» diye çağır*dı, şu ayeti okudu:

«Onun âyetlerinden biri de: «Yer ve göğün onun emri ile dur*masıdır. Sonra sizi yerden istediği zaman hemen çıkarsınız» [49] O sesten dolayı öyle korktum ki, yüzüstü yere düştüm.

Yine îbn-i Ebî Dünya, Sabit el-Bennani'den rivayet ettiğine göre; O bir kabristanda kendi kendine konuşuyormuş. Birden gaybdan «Yâ Sabit! Onları sessiz görüyorsun da onların çoğu hüzünde*dir» diye bir ses işitmiş. Yüzünü çevirmiş, fakat kimseyi görememiş.

Yine îbn-i Ebî Dünya, Beşir bin Mansûr'dan rivayet ejtiğinö gö-

re, Ata el-Ezrâk ona şöyle demiştir:

Kabristana girdiğin zaman, kalbin aralarında bulunduğun ki*şilerle olsun. Çünkü ben, bir kabristanda idim. Kendimi düşünüyor*dum, birden gaipten bir ses:

«Ey gafil, neyi düşünüyorsun, sen nimet içinde dönen {veya azap içinde kıvrananlar arasındasın.» dedi.

Suvar bin Mus'ab, el-Hemedâni nakli ile babasından rivayet edil*diğine göre;

İki kardeş komşusu vardı. Her biri diğerini eşi görülmemiş bir şekilde severdi. Büyüğü îsfehana gitti, küçüğü Öldü. Büyüğü yedi ay, onun kabrine gidip geldi. Bir gün arkasından gaybtan bir ses; şu şiiri söyledi:

Ey başkasma ağlayan kendine bak, ağlama.

Kardeşin gibi, ölüm bir gün gelir kavuşur sana Bunun üzerine döndü, kimseyi göremedi, ürperdi. Sıtma tuttu, evine döndü, üç gün sonra öldü ve diğer kardeşinin yanında def*nedildi.

îmam Ahmed, «Zühd» kitabında ve ibn-i Ebu Dünya, Abdurrahman bin Cübeyr bin Nefir, yoluyla Yezid bin Şurayh el-Heysemi'den rivayet ettiğine göre O bir kabirden şöyle bir ses işitti -.

Şimdi siz bizim gibileri ziyaret ediyorsunuz, biz de hayatta iken sizin gibi idik. Bu sahranın rüzgarı hep eser. Fakat biz mahsuruz,

size kavuşamıyoruz. Kim bize gelirse daha dönemez. Burası bizim diyârımızdır ve sizin döneceğiniz yerdir.»

İbn-i Ebû Dünya, Süleyman bin Yesâr el-Hadremi'den rivayet et*tiğine göre;

Bir cemâat, kabristandan geçerken, kabrin birisinden şöyle bir ses işittilers

Ey kervan siz burda dondurulmadan gidin, Burası gerçek dönüş yeridir. Çokları nimet içindedir, zaman onu silecektir. Diğerleri de azap içindedir, o ne kötü yerdir.

Siz de yakında bizim gibi olursunuz, ölüm bizi değiştirdi sizi de yakında değiştirir.

ibn-i Cevzi, «Uyun el-Hikayât» kitabında senediyle Muhammed bin Abbâs el-Verrak'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: _

Bir adam oğluyla beraber yola çıktılar. Bir miktar gittikten son*ra, baba öldü, oğlu onu bir ağaç altında defnetti, yoluna devam etti.

Sonra bir seferinde geceleyin ordan geçti, fakat babasının kab*rine inmedi. Birden gaipten bir sesin, şu şiiri söylediğini işitti.

Gece, ağacı eğerken seni gördüm, Sen ağacın etrafında kimseyi görmedin. Ağaç altında yatan biri var, o buraya geldi. Yanında otursaydın, eğilir selâm verirdi.

Ebû NuayjB ibn-i Asakir, Seleme (Radıyallahû anhVden rivayet ettiklerine gör»övle demiştir:

Hâlid bin Ma'dan, Kur'an okumasından başka her gün kırk bin teşbih çekerdi. Öldüğü zaman yıkamak için tahtaya konulduğunda, yine elini teşbih çeker gibi oynatmaya başladı.

Ibn-i Asâkir, Ebû Abdullah bin El-Cella'dan rivayet ettiğine göre. şöyle demiştir:

Babam Öldü, mağsel üzerine koyduk. Yüzünü açtığımızda baktık, gülüyor. Millet ölüp ölmediğinde şüpheye düştü. Doktoru çağırdılar, göğsünü kontrol etti;

«Bu ölüdür» dedi. Yüzünü açtık, baktık yine gülüyor. Doktor;

Bu sefer «ölü mü, diri mi? bende bilemedim» dedi.

Yıkamak için gelenlerin hepsi de korkmaya başladı. Yıkayamadı. Fadl bin Hüseyin —ki Arif-i Bulanların büyüklerinden birisiydi geldi, yıkadı, namazım kıldı ve defnetti.

Beyhaki, «Delail-i Nübüwet»de Saîd bin el-Müseyyip'den riva*yet ettiğine göre;

Zeyd bin Hârice el-Ensari el-Hazreci Hz. Osman (Radıyallahû anh) zamanında vefat etti. Göğsünden bir hırıltı işittiler. Sonra şöy*le konuştu:

«Ahmed Ahmed, adı ilk kitaptadır. O doğrudur doğrudur. Ebû Ebû Bekir es-Sıddık, kendi nefsinde zaif'dir. Allah'ın emrinde kavi*dir. Onun da adı ilk kitapta vardır. O doğrudur, doğrudur. Ömer bin el-Hattap o güçlüdür. Emindir, onun da adı Uk kitapta vardır, doğrudur, doğrudur. Osman bin Affan onların yolundadır.. Dördü geçti. İki kaldı. Fitneler geldi. Kuvvetli zayıfı yedi. Kıyamet koptu. Ordumuzdan Besrais hakkında bir haber gelecektir. Bilir misiniz Bes-raris nedir?»

Râvı Şaîd bin Museyyib dedi ki i |

«Sonra, Hatma kabilesinden bir adam öldü. Üzerine elbiseleri atıldı. Göğsünden bir hırıltı işitildi. Sonra konuşmaya başladı, dedi

«Hazredoğru konuştu, doğru konuştu.»

Beyhaki dedi ki, bu isnad sahihdir. Çok delilleri vardır, sonra o ve ibn-i Ebû Dünya ve Ebû Nuaym —«Delail»de— ve ibn-i Neccâr Tarih»inde, îsmail bin Ebû Halit'den şöyle dediğini rivayet etmiş*lerdir :

Yezîd bin Nûman bin Beşir, Kasım bin Abdurrahmanın ders hal*kasına geldi. Babası Nûman'dan bir risale getirmişti. Risalenin met*ni şudur:

Bismillahirrahmanirrahim: Nûman bin Beşir'den ümmü Abdul*lah binti Ebû Haşim'e:

Selâm sana, seninle beraber Allah'a hamd e diyorum. Ondan baş*ka ilah yoktur. Sen bana Zeyd bin Harice hakkında bir şeyler yaz*man için mektup göndermişsin.

Boğazına bir ağrı girdi, öğle ile ikindi namazları arasında öldü. Onu yatırdık, örttük. Ben ikindiden sonra, makamımda teşbih çe*kerken birisi geldi. «Zeyd vefatından sonra konuştu dedi. Ben hızla yanma gittim. Ensardan bir cemâat etrafında toplanmıştı.

O şöyle konuşuyordu:

Ortadaki hiçbir şeyden korkmayan kavmin en metin adamıdır. İnsanlara, güçlülerin zayıfları yemesine fırsat vermezdi. Abdul*lah [50] EntiVül-Müminindir, doğrudur, doğrudur. Bu ilk kitapda var*dır, sonra dedi:

Osman Emirülmü'mindir, o insanların çok kusurlarını affeder, iki gece gitti, dört kaldı, insanlar ihtilafa düştüler, birbirini yediler. Dözen yok... Kayınlar helal görüldü. Sonra müminler hatâlarından döndüler. Allah'ın kitabına ve kaderine uyun dediler. Emirinize yÖ-nelin, dinleyin, itaat edin. Kim yüz çevirirse, o hiç bir kanı uhdesine almasın. Herşey kaderdir... Allahû Ekber, işte Cennet! işte Cehen*nem! İşte peygamberler, işte sıddıklar.

Selâm sana yâ Abdullah bin Revaha: Benim için Hâriceyi babasına haber verdin mi? Ve Sa'dı da... o İkisi Uhut'da öldürüldüler.

SuFi
05-05-2009, 16:22
Evet o cehennem ateşidir, derileri soyar, yüz döndürüp kaçan*ları çeker alır; mal toplamış kaplara doldurmuş olanları» dedi. Son*ra sesi kesildi.

Milletten daha Önce ne dediğini sordum. Dediler [51]Ondan «ensi-tü ensitü: susunuz, susunuz» diye işittik. Birbirimize baktık, gör*dük ki: Ses örtü altından geliyor. Yüzünü açtığımızda dedi ki:

«Bu Ahmed Resûlullah'dir. Selamun aleyke yâ Resûlullah ve Rahmetüllahi ve berekâtuhü» sonra dedi:

«Ebû Bekir es-Sıddik, Resûlullah'ın halifesidir. Nefsinde zayıf Allah'ın emrinde güçlüdür. O doğrudur, doğrudur. İlk kitapda vardır.

(Numan'ın risalesi bitti.)

Sonra Beyhaki, başka bir yönden, bunu îsmail bin Ebû Halit'den rivayet etmiştir ve bunu da ilave etmiştir. Râvi îsmail hadisin başı*nı rivayet ettikden sonra demiş ki:

«Hz. Osman'ın halifeliğinden iki sene geçmişti. İki gece iki se*ne demektir. Ben diğer baki kalan dört senede ne olacağını bekliyor*dum. Bu dört senede Iraklıların İftirası ve muhalefeti çıktı. Valileri olan Velid bin Akabe'ye dil uzattılar, iftira ettiler.

Beyhaki dedi ki, bu isnad da sahihtir. Bunu Habip bin Salim yine Nûman bin Beşir'den nakletmiştir. îbn-i Müseyyip rivayetinde olduğu gibi onda «Bisraris»den de söz etmiştir. O rivayette anlatılan durum şudur:

Resûlullah'm mührü Hz. Osman'ın eline idi. Hilafetin altıncı se*nesinde o da mühre imzasını koydu. İşte o zaman memurları değiş*ti. Fitneler zuhur etti.

Beyhaki, demiş ki Öldükten sonra konuşanlar hakkında, çok kişilerden sahih senedlerle rivayetler vardır.

Sonra, o ve ibn-i Ebu Dünya ve ibn-i Asakir, Abdullah bin Ubeyd el-Ensari'den rivayet ettiklerine göre;

Müseylime-i Kezzab'ın ölülerinden bir adam, «Muhammed Besulu ilah, Ebû Bekir es-Sıddık, Osman el-Emir er-Rahim,» dedi. Ömer için ne dediğini bilmiyorum.

Beyhaki, ibn-i Asâkir, başka bir tarikle ondan rivayet ettikle*rine göre, şöyle demiştir:

Onlar, Sıffîn veya Cemel günü ölüleri gömerken, Ensar'dan, ölen bir adam:

«Muhammed Resûlullah, Ebû Bekir es-Sıddık, Ömer eş-Şehid, Os*man er-Rahim» dedi, sonra sustu.

Buhari «Tarihlinde ve ibn-i Mende, Abdullah bin Ubeyd el-En-sari'den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Sabit bin -Kays bin Şemmas'ı defnedenler içinde idim. Yemâme harbinde şehid düşmüştü. Onu kabrine koyduğumuz zaman işittik ki diyor.

Muhammed Resûlullah, Ebû Bekir es-Sıddık, Ömer, eş-Şehid, Os*man Emin Rahim. Ona baktığımızda gördük ki, ölüdür.

Taberâni «el-Kebir»de Nûman bin Beşir'den rivayet et*tiğine göre, şöyle demiştir:

Bizden Harice bin Zeyd isminde bir adam öldü. Onu bir elbise ile örttük. Kalktım, namaz kıldığımda birden bir ses işittim. Baktım cenaze depreniyor ve şöyle diyor:

Kavmin en güçlüsü ortancası olan Abdullahtır.[52] EmirüT-Mü-minin olan Ömer, vücutça da güçlüdür. Allah'ınTice yani babasının ne yaptığını sordu. Sonra, «Arkamda Bisraris alındı dedi ve sesi kesildi. tbn-i Asâkir, Enes (Radıyallahû anhVdan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Zeyd bin Hârice öldüğü zaman yıkamak için cenazesine gittik. Üzerine su döktüğümüzde şöyle konuştu t

«İki geçti, dört kaldı. Zengin fakiri yedi. Dağıldılar. Aralarında düzen yok. Ebû Bekir yumuşaktır, rahimdir. Ömer kafirlere karşı şiddetlidir, Allah yolunda kmayıcılarm kınamasından korkmaz. Os*man (Radıyallahû anhüm ecmain) yumuşaktır, müminlere merha*metlidir. Siz Osman'ın yolundasınız. Dinleyin, itaat edin,» Sonra se*si düştü; dil hareket ediyordu. Fakat cesed ölüydü.

tbn-i Ebi Dünya, Yezid bin Saîd el-Kureşi tarikiyle Ebû Abdul*lah es-Şami'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Bizans'a karşı savaştık. Bizden bir gurup düşmanın izini takip etmek için çıktılar. Onlardan iki adam ayrı gittiler. O ikisinden bi*risi dedi ki .

Biz o durumda iken yaşlı bir Rumla karşılaştık. Çıkm meyda*na dedi. Biz ona saldırdık. Bir müddet savaştıktan sonra arkadaşım şehid düştü. Ben döndüm, diğer arkadaşlarımı arıyordum. Dönüş*te kendi kendime dedim. Anam ağlasın, «arkadaşım Cennete koştu. Ben ise dönüp arkadaşlarıma koşuyorum. Bunun üzerine döndüm, O Rumla vuruşmaya başladım. Ben onu tuzağa düşürmek istedim. O beni omuzladı, yere vurdu, göğsüme oturdu, beni öldürmek için yanından bir şey çekti. Ölen arkadaşım geldi, elini saçlarına doladı, onu yere attı. Onu öldürmeme yardım etti. Benimle hayli yol aldı, durumunu anlatıyordu. Ta bir ağacın altına geldik, orda eski haline döndü, ölü olarak yere uzandı. Sonra döndüm, arkadaşlarıma du*rumu anlattım.

Yine, İbn-i Ebî Duaya Abdurrahman bin Zeyd bin Eslem'den rivayet ettiğine göre; şöyle demiştir:

Geçmişte, Bizans topraklarına saldıran bir gurup genç vardı. Bir seferinde esir düştüler. Hepsi yakalanıp krala götürüldüler. Kral on*lara kendi dinine girmelerini söyledi. Onlar, reddettiler. Kral nehir kenarında bir tepede oturdu, onları çağırdı, birisinin boynunu vur*du. Adam nehre düştü. Baktılar ki, başı onlara karşı durmuş yü*züyle onları selamlıyor ve şu ayeti kerimeyi okuyor:

«Ey nefs-i mutmainne, kendin razı olmuş ve kendinden razı olun*muş olarak Rabbine dön. Kullarımın içine gir, Cennetime dahil ol.» [53]

Yine Ibn-i Eoî Dünya Said el-Ammi'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Bir cemaat, denizde savaşmak için çıktılar. Beraberlerinde bin*mek için, hasta bir genç yanlarına geldi. Önce reddettiler, sonra, onu da gemiye aldılar. Düşmanla karşılaştıklarında en iyi dayanan o genç oldu. Sonra şehid düştü. Başıyla gemidekileri selamladı ve şu âyeti okuyordu i

«Şu âhiret diyarını, yeryüzünde üstünlük istemeyen bozguncu*luk yapmayanlara veriyoruz. Âkibet, müttakinlerindir.»[54]

Sonra suyun içine batıp kayboldu.

El-Hâfız, Ebû Muhammed el-Hailal «Kerâmât'ül-Evliya» kitabın*da, senediyle Ebû Yusuf el-Gasili'den rivayet ettiğine göre şöyle de*miştir :

İbrahim bin Ethem Şam'da yanıma geldi. Bana, «Bugün çok acip bir şey gördüm» dedi. Ben «Nedir o?» dedim. O dedi ki:

Ben şu kabirlerden birisinin başında durdum. İçinden saçı bo*yanmış (yani aklaşmış) yaşlı bir adam çıktı. Bana:

«Yâ İbrahim: Allah beni senin için diriltti» dedi. Ben, Allah sa*na ne yaptı? dedim. O dedi ki:

Çirkin bir amel ile Allah'ın huzuruna girdim. Bana üç şeyle hu*zuruma geldiğinden seni afvettim, dedi. Beni seveni seviyorsun. Göğ*sünde zerre miktar haram içki yoktur. Akla boyanmış saçlarınla hu*zuruma girdin. Ben yaşlıların akını ateşle yakmaktan utanının.

Sonra kabir yaşlmm üzerine kapandı.

İbrahim bin Edhem, dedi ki, «Yâ Yûsuf ne acaip şey! Allah1 dan iste. sana daha acipleri göstersin.

Beyhaki, Şuâb-ı İman'da senediyle, Nişabur kadısından rivayet ettiğine göre;

Yanına bir adam girmiş, kadıya demişler ki, bu adamda acip bir haber var. Kadı «nedir» demiş. Adam demiş ki:

Ben kefen soyan birisiydim. Kabirleri, devşirirdim. Bir hanım öldü, kabrini öğrenmek için gittim namazına katıldım. Gece karan*lığı çökünce, kabrini deştim, kefeni açmak için elimi saldığımda ha*nım :

Sübhanallah, Cennetlik bir adam, Cennetlik bir kadını soyu*yor. Bilmez misin sen namazımı kılanlar içinde idin. Ve Allah nama*zımı kılan herkesi affetti» dedi.

El-Muhamili «Emâli»smde, Abdulaziz bin Abdullah bin Ebû Se-leme'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Adamm biri Şam'da, hanımıyla beraber, harmanda bulunurken, (Daha önce de, bir oğlu Allahm emriyle şehid düşmüştü.) Bir süva*rinin bu tarafa doğru geldiğini gördüler. Babası işte oğlumuz geli*yor dedi. Hanımı, şeytandan sakın, oğlumuz bir müddet önce şehid edilmedi mi? Galiba sen ona düşkünsün! dedi. Adam işine döndü, istiğfar etmeye başladı. Süvari yaklaşırken baktı. «Hanını! vallahi

işte oğlundur,» dedi. Hanım da baktı. «Evet vallahi odur» dedi. Sü*vari orda durdu; babası dedi ki:

Oğlum; daha önce şehid düşmedin mi? O:

Evet, fakat Ömer bin Abdülaziz şu anda vefat etmiş Şehidi er, onun cenazesinde bulunmak için Rablerinden izin istediler. Ben de onlardandım... Size selam vermek için de Allah'dan izin istedim, dedi. Onlara dua etti ve ayrıldı. Sonra, Ömer bin Abdülazâzin (Radıyalla-hû anh) o saatlerde vefat ettiği anlaşıldı.

Bunlar senedli haberlerdir. Hadis imamları kitablarmda sened-leriyle rivayet etmişlerdir. Ben Yafii'nin anlattığını teyid ve tasdik için burda naklettim.

Yaf ii dedi ki:

İyi veya kötü, ölülerin görünmesi bir nevi keşiftir. Müjde için veya meviza için, veya Ölünün hayrı yahut borcunun ödenmesi gibi bir maslahatı için, Allah onu izhar eder. Bu görünme, galiben rü*yada olur. Bazen de yakazada olur. Bu ikincisi ehl-i hâl ve evliya*nın kerametlerinden sayılır.

Yine Yâfii başka bir yerde demiş: Ehl-i Sünnet mezhebi odur ki:

Ölülerin ruhları Allah'ın izniyle, özellikle Cuma geceleri ya gök*ten veya yerden kabirlerdeki cesedlerine gelirler, otururlar, konu*şurlar. Allah, nimet ehline nimet verir, azap ehline de azap verir.

Yine demiş ki, ala-yi üliyinde veya esfel-i safilinde nimet veya azap gören yalnız ruhlardır. Kabirde ise ruh ve cesed beraber nimet veya azap görürj (Yafiinin sözü bitti.)

Îbnü'l-Kayyim demiş: Hadisler ve asar denilen sahabelerin söy*ledikleri gösteriyor ki:

Kabrin ziyaretine gelen ne zaman gelirse gelsin, ziyaret edilen onu tanır, sesini; işitir. Onunla ünsiyet eder. Selâmını geri çevirir.

Bu şehidler ve diğer ölüler hakkidna da geçerlidir. Bu durum belli bir vakte mahsus değildir. Ve vakte mahsus olduğuna delâlet eden, Dahhak'm naklettiği haberden daha sahihtir. Çünkü, Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ümmeti için, ölülere düşünür ve işi-tirlermiş gibi selam vermeyi emretmiştir.

Müslim, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anhî'dan rivayet ettiğine gö*re, Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) bir kabristana çıktı:

«Ey müminler cemaati, selam size olsun. Ve inşaallah bizde pe*şinizden geleceğiz.» diye buyurdu.

Nesai, ibn-i Mâce, Büreyde {Radıyallahû anh)'den rivayet ettik*lerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem), sahabeler kab*ristana çıktıkları zaman, onlara şöyle demeyi öğretirdi:

Es-selâmün aîeyküm, ey müslüman kabristanlüar. Siz öncüleri-mizsiniz, biz de arkanızdan geleceğiz, Allah'dan bize de size de afi*yet diliyorum.

Müslim, Âişe (Radıyallahû anhâ)'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Yâ Resûlullah ölülere ne diyeyim dedim. Buyurdu ki r Şöyle de:

Ey Müslüman kabristanlılar size selâm olsun. Allah bizden Ön*cekileri de sonrakileri de affetsin. İnşaallah biz de size kavuşacağız.

Tirmizi, îbn-i Abbâs (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Medine kabristanından geçti. Yüzüyle onlara yöneldi. «Esselamu Aleykum ya ehl-el-kubûr, Allah sizi mağfiret etsin. Siz Öncülerimizsiniz. Biz de peşinizden ge*leceğiz.- dedi.

Taberani, Ali bin Ebi Talip (Radıyallahû anh)'den rivayet etti*ğine göre, o bir kabristana yaklaşarak şöyle demiş :

Ey ehl-i iman olan kabristanlılar, siz öncülerimizsiniz. Bizde si*ze yakında yetişeceğiz. Allah bizi de sizleri de mağfiret etsin. Afvı ile muamele etsin,

İbn-i Ebû Şeybe, Sa'd bin Ebû Vakkâs (Radıyallahû anh)'dan. rivayet ettiğine göre;

O tarlasından dönerken, şehidlerin kabrinin yanından geçiyor*du. «Esselamü Al ey küm, inşaallah bizde size kavuşacağız» derdi, son*ra arkadaşlarına:

«Şehidlere selâm vermez misiniz? Onlar selâmı iade ederler,» di*ye onları uyarırdı.

tbn-i Ömer, (Radıyallahû anh)'den rivayet edildiğine göre;

O gece olsun, gündüz olsun, selâm vermeden hiç bir kabrin ya*nından geçmezdi.

Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'dan rivayet edildiğine göre, şöy: le demiştir:

Tanıdığın kabirler yanından geçersen «selam size ey kabirde-kiler» de, tanımadığın kabirlerin yanından geçersen «selam müslü-m ani ara olsun» de.

Ebu'l-Hasan'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

Kim kabristana girerse ve «Ey çürümüş cesedlerin dağılmış ke*miklerin Rabbi, bunlar dünyadan sana iman ederek çıktılar. Katından onlara bir ruh benden de selam indir» dese, Adem (Aleyhi's-selâm) 'in yaradılışından bu yana ölen her mü'min ona istiğfar eder.

îbn-i Ebî Dünya, yukardaki hadisi, şu ibare ile rivayet etmiştir: «Adem zamanından kıyamete kadar ölen ve öleceklerin sayısınca,

Allah ona hasenat yazar.»

îbn-i Ebu Dünya, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Kim kabristana girer, onlara istiğfar eder, ve onlara rahmetle dua etse, onların cenazesinde bulunmuş ve namazlarını kılmış sa*yılır

Ezher bin Mervân'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

«Bişr bin Manur'un bir odası vardı. İkindi namazını kıldıktan sonra, kapıyı kilitler, kabristan tarafından penceresini açar, kabir*lere bakardı

îbn-i Ebû Dünya, Beyhaki, «Şuab»da îbn-i Ömer (Radıyalİkhû anh)'dan rivayet ettiğine göre; «O bir cenaze gördüğü zaman, kabristana gider, onlara dua ve istiğfar ederdi

Yine îbn-i Ebî Dünya ve Beyhaki, Asım el-Hacderi akrabas| bi*risinden rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Ölümünden senelerce sonra Âsim el-Hacderiyi rüyamda gördüm. Ben «ölmedin mi?» dedim. O;

«Evet» dedi. Ben:

«Nerdesin» deyince o şöyle dedi:

«Vallahi ben Cennet bahçelerinden bir bahçedeyim. Ben ve bir gurup arkadaşlarım, her Cuma gecesi ve sabahı Bekir bin Abdullah el-Müzeni'nin yanında birleşiyoruz. Sizin durumlarınızı görüşüyoruz.

Bent

Cesedleriniz mi yoksa ruhlarınız mı görüşüyor? dedim.

O:

Nerde? Cesedler çürüdü, görüşen yalnız ruhlardır, dedi. Ben:

Bizim sizi ziyaret ettiğimizi biliyor musunuz? dedim. O:

«Biz Cuma gecesi ve Cuma günü, ta Cumartesi sabahına kadar ziyaretlerin farkına varırız, dedi.

Ben:

Neden diğer günlerde farkına varmıyorsunuz, dedim.

O:

Bu Cuma gününün fazilet ve şanının büyüklüğü içindir, dedi.

Yine Ibn-i'Ebî Dünya ve Beyhaki, Bişr bin Mansûr'dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Adamın biri kabristana gidip gelirdi. Cenazelerin namazını kı*lardı. Akşamladığı zaman kabirlerin başında durup:

Allah vahşet ve yalnızlığınızı ünsıyete çevirsin. Garipliğinize acı*sın. Günahlarınızı affetsin. Hasenatınızı kabul etsin derdi ve bundan başka bir şey ilave etmezdi.

O adam demiş ki: Bir gün akşamladım. Ehlime gittim. Kabris*tana varmadım. O gece ben uyurken bana gelmiş, büyük bir top*luluk gördüm. Ben, «kimsiniz? Ne işiniz var?» dedim. Onlar, «biz ka-birdekileriz, dediler:

Ben:

Neden geldiniz, dedim.

Onlar:

Sen ehline dönerken bizi hediyeye alıştırdın.

Ben:

Nedir o hediye dedim.

Onlar:

Bize ettiğin dualardır, dediler.

Ben:

Öyle ise devam edeceğim dedim ve daha onlara yaptığım yi hiç bırakmadım.

Yine îbn-i Ebî Dünya, Ebû Teyyah'dan rivayet ettiğine gö le demiştir :

Mutarrıf isminde birisi her gece görünüyordu. Cuma günü ol*duğunda ancak sabaha doğru gelirdi. Kırbacı, yolunu aydınlatıyor*du. Bir gece kabristana doğru gelirken, atı üzerinde esnedi. Kabir-dekilerin bütününü herkes kendi kabrinin üzerinde oturmuş gibi gör*dü. Dediler ki: Bu mutarrıf tır. Demek Cuma günüdür. ^^»

Ben:

Siz de Cuma gününün varlığını biliyor musunuz? dedim. Onlar:

Evet, biz o gecede kuşun ötmesini dahi biliriz. Ben Mutarrife, onlar ne diyorlar? diye sordum.

O

Selâm selâm, salih bir gün diyorlar, dedi.

Yine İbn-i Ebi Dünya, ve Beyhaki ... Süfyân bin Uyeyne* yısınm oğlundan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Babam öldü, büyük bir sabırsızlık içinde, kaldım. Her gün kab*rine giderdim. Sonra gitmemeye başladım. Rüyada onu gördüm. Ne*den bize gelmekten alıkonuyorsun, dedi.

Ben:

Benim geldiğimin farkına varıyor musun? dedim.

O

Evet, bilmediğim hiç bir seferin olmamıştır. Sen bize geldiğinde seninle sevinirdim. Çevremizdekiler de senin duanla sevinirlerdi;, dedi.

Sonra ben, artık daha sık ziyaretine giderdim.

Beyhaki, Ebû Derda (Radıyallahû anh)dan rivayet ettiğine gö*re Haşim bin Muhammed şöyle demiştir:

Ehl-i ilim bir adamdan işittim diyordu i

Ben uzun bir müddet babamı ziyaret ederdim. Bir gün ben top*raktan başka bir şey ziyaret etmiyorum, dedim. Bana rüyamda gös*terildi, dedi ki:

Oğlum neden eskiden ziyaretimize geldiğin gibi geliniyorsun? Ben:

Topraktan başka bir şey görmüyordum, dedim. O:

Yapma oğlum, vallahi sen bize teşrif ettiğinde komşularım ba*na müjde veriyorlardı. Ayrıldığında da Küfeye gidinceye kadar da seni müşahede ediyordum, dedi.

İbn-i Ebî Dünya, Beyhaki, Osman bin Sûret'den rivayet ettikle*rine göre : O şöyle demiştir;

Anam ehl-i ibadet idi. Ona «Rahibe» denilirdi. Öldüğü zaman her Cuma gecesi ziyaretine gelir ona ve kabristandakilere dua ye istiğfar ederdim. Bir gece onu rüyada gördüm.»

Nasılsın anacığım, dedim. O dedi ki:

— Oğlum, ölümün sıkıntısı çetindir. Allah'a hamd olsun, ben güzel bir berzahtayım. Çiçekler içinde âlâ kumaşlar üzerinde yatıyorum.

Ben:

— Bîr ihtiyacın var mı, dedim.

O:

.— Evet, dedi.

— Nedir, dedim. O:

— Bize yaptığın ziyaret ve duayı terketme. Ben Cuma günü se*nin gelmenle ünsiyet buluyorum. Evinden buraya doğru geldiğin za*man, «Yâ Rahibe bir akraban ziyaretine geldi» derler. Ben sevini*rim. Etrafımdaki ölülerde sevinir.

Selefî dedi ki:

İskenderiyede Ebu'I-Bereket Abdulvahit bin Abdurrahmandan, ö da anasından şöyle dediğini rivayet etmiş:

«Ölümünden sonra anamı rüyamda gördüm. Bana dedi ki kızım ziyaretimize geldiğin zaman bir müddet kabrimin başında otur ki, sana bakmaktan doyayım. Sonra, bana rahmetle dua et. Çünkü rah*metle dua ettiğin zaman rahmet aramızda perde olur, beni senden ayırır. (Dolayısıyle ayrılışın bana ağır gelmez.)

Hafız bin Recep dedi ki: Ali biri Abdussamed, Ahmed el-Bağda diden, o da babasından, nakline göre, Kostantin bin Abdullah er-Ru mi, Esed biri Musa'dan şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Bir dostum vardı, öldü. Onu rüyada gördüm. Bana diyordu ki Sübhanallah, filan dostunun yanına geldin, ona okudun, ona rah met istedin. Bana ise gelmedin, yaklaşmadın da... Ben:

— Nerden biliyorsun, dedim.

— Dostunun ziyaretine geldiğin zaman seni gördüm, dedi. Ben:

— Nasıl görüyorsun? Halbuki toprak altında idin? dedim.

O:

Görmedin mi? Su cam içinde (nasıl) görünüyor, dedi. Ben:

Evet, dedim.

O:

İşte aynen Öyle, biz bizi ziyaret edenleri görüyoruz. [55]

SuFi
05-05-2009, 16:23
Mühim Bir Mesele


Ebû Daffiili, Tirmizi-sahih gördüğü bir rivayetle Ebû Çeri el-He-cimi (Radıflî^hû annî hadisinden rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'ın yanına geldim. (Aleykeesselam) Sana selam yâ Resûlullah, dedim. Buyurdu ki «sa*na selâm» deme. Çünkü, bu mevtanın selamıdır.

Bu gösteriyor ki, mevtaya selâm vermekle sünnet olan vecih, «Aleyküm es-Selâm» demektir. Halbuki, Resûlullah'ın «Esselâmü Aleyküm dare kavmin müminin» dediği hadis dahi sahihtir. îşte bu*nun için bu iki hadisi birleştirmek lazım. Hatta bâzıları demiş ki; bu, birinci hadisten daha sahihtir. Bâzıları da demiş ki sünnet olan birinci hadistir ki onda o şeklin diriler için kullanılmaması için uya*rılmıştır.

Îbnü'l-Kayyim, Bedaf kitabında bunu şöyle cevaplandırmıştır; Bu ihtilaf hadisin maksadını anlamamaktan ileri gelmiştir.

Çünkü Resul-i Ekremin (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) «Bu ölü*lerin selâmıdır» demesi Ondan bir emir ve nehy değildir. Sadece, o zaman mutad olan ve cahiliyette insanların kullandığı şekli bil*dirmektir. Çünkü, Onlar ölünün ismini dua ve selâmdan önce zik*rederdi. Nasıl ki şâir demiş:

Sana Allah'ın selâmı olsun ey Kabs bin Asım.

Hz. Ömer (Radıyallahû anh) mersiyesinde de olduğu gibi.

Sana selam olsun Ey Emirim.

Ve mübarektir o ezik vücudun

Bu tip kullanış, Arap şiirlerinde çoktur. Demek mevcut bir du*rumu bildirmek, caiz olduğunu göstermediği gibi, sünnet olduğunu hiç göstermez.

Sonuç: Resûlullah'm kullandığı yeni selâm lafzının önce söy*lendiği hadisin sünnet olduğudur.

Eğer deseniz, dirilere selam vermenin cevabı beklenilir. Onun için önce selâm söylenilir. Halbuki bu durum ölüler için geçerli de*ğildir.

Biz de deriz ki, ölülere selâm vermek onların cevap verdikleri umulduğu içindir. Nitekim hadiste, cevap verdikleri varit olmuştur.

Yine İbn-ül Kayyim, demiş ki s

Güzel nüktelerden birisi de, hayırlı duanın en güzel şekli dua*nın kendisi için dua edilenden önce olmasıdır. Şu ayeti kerimeler gibi...

Beddualarda en iyi şekil, beddua edilenin duadan 6nce gel sidir. Şu âyet-i kerimeler gibi:

İbn-i kayyim bu nüktenin sırrını da anlatmış. Esrar Et-tenzil ki*tabımda anlattığımdan dolayı kısa kesiyorum. [56]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İbrahim, 27

[2] Taha. 55

[3] İbrahim, 62

[4] Taha, 124

[5] Mutaffİfin, 5, 6

[6] Mutaffİfin, 7-9



[7] İbrahim, 27

[8] Tafha, 124

[9] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 208-239.

[10] İbrahim, 27



[11] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 240-246.

[12] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 247-255.

[13] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 255.

[14] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 256-263.

[15] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 263.

[16] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 263.

[17] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 263-264.

[18] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 264.

[19] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 264-267.

[20] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 267-268.

[21] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 268.

[22] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 268.

[23] Taha: 127ı

[24] Mümtehine: 13

[25] Kefen İan demektir. Türkçe kefensayan denilir

[26] Büyük bir müttehittir

[27] Yasın: 76

[28] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 269-301.

[29] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 302-309.

[30] Haffar Kabir kazıyan (mezarcı) demektir. Bu zat devamlı olarak bu işi yaptığı için bu lakabı almıştır.

ğında misk kokusunu hissettim. Baktım yaşlı bir adam, kabrinde oturmuş Kur'an okuyor

[31] Rum: 44.

[32] Ali İmran: 170.

[33] Fecir: 27-30

[34] Fecir: 27-30.

[35] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 310-330.

[36] Cariye, burada kız manasmdadır

[37] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 331-332.

[38] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 333-335.

[39] Allah'ın yüce huzurunda demektir.

[40] Nisa, 69

[41] Bakara, 189

[42] Nemi, 77

[43] Râd, 24 -

[44] (79)



[45] Kehf, 9

[46] Ankebut, 1

[47] Araf, 201

[48] Rahman, 46

[49] Rum, 25

[50] Ebu Bekir Es-Stddik'ı kasdediyor

[51] Ebu Bekir Es-Stddik'ı kasdediyor

[52] ebu Bekir Es-Sıddık...

[53] Fecîr, 27-30

[54] Kasas, 83

[55] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 336-371.

[56] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 372-373.

SuFi
05-05-2009, 16:27
Ruhların Makarrı = Berzah Âlemi


Cenâb-ı Hak Kur'an-ı Kerim'inde şöyle buyuruyor:

O Allah ki sizi bir nefisten inşa etti: Karar kılınacak yer ve emânet edilecek yer (kıldı). [1]

Yine buyuruyor:

Allah onun karar kılacak yeri ve emanet edilecek yeri bilir. [2]

Karar kılınacak yer, meni ve yumurta keseleridir. Emanet edi*lecek yer de, ölümden sonraki berzah âlemidir.

Müslim, îbn-i Mes'ud (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine gö*re, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Seîlem) şöyle buyurdu:

Şehidlerin ruhları, Allah katında, (Âhirette) yeşil kuşların içle*rine girerler, gündüzleyin Cennette, istedikleri gibi gezerler. Sonra Arşın allında bulunan kandillerin içine barınırlar.

îmam Ahmed, Ebû Dâvud, Hâkim, Beyhaki, ibn-i Abbâs (Ra*dıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre, Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu :

«Uhud'da, arkadaşlarınız vurulduğu zaman, Allah onların ruhla*rım yeşil kuşların içine koydu. Cennet gündüzlerinde, gelir. Cennet meyvelerinden yerler. Sonra Arşın altında asılı olan altın kandille*rin içinde barınırlar.»

Saîd bin Mansûr, ibn-i Abbâs (Radıyallahû anh)'dan rivayet et*tiğine göre şöyle demiştir:

«Şehîdlerin ruhları, yeşil kuşların içine girerler. Cennet ağaç*ları içinde uçuşurlar, meyvesinden yerler.»

Baki bin Muhalled, Ebû Said-i Hudri (Radıyallahû anh) 'dan ri*vayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Şehidler, sabah gelir, akşam giderler. Sonra Arşa asılı kan*dillerin içine barınırlar. Cenâb-ı Hakk onlara:

— Size yaptığım ikramdan daha üstün bir ikram biliyor mu*sunuz? der.

Onlar ise şöyle derler:

— Hayır, fakat ruhlarımızın cesedlerimize iade etmeni isteriz ki, bir daha savaşıp senin yolunda şehid düşelim.

Hennad bin Sirri, «Zühd» kitabında ve ibn-i Mende, Ebû Said-i Hudri (Radıyallahû anh) 'dan Resûlullah'dan şöyle buyurduğunu ri*vayet etmişlerdir:

«Şehidlerin ruhları, yeşil kuşlar içinde, Cennet bahçelerinde ge*zinirler. Sonra Arşa asılı kandillerin içinde barınırlar.»

Sonra Allah ile onlar arasmda yukardaki konuşma geçer-;-,

Ebû Şeyh, Enes (Radıyallahû anh)'dan, Resûlullah (SallfStâhû Aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.

«Allah şehitlerin ruhlarını arşa asılı kandiller içinde barınan, ak kuşların cevfinde diriltir.»

İbn-i Mende, Saîd bin Süveyd'den rivayet ettiğine göre, o ibn-i Şihab'dan müminlerin ruhlarının nerede barındıklarını sormuş. Ibn-i Şihap demiş:

«Bana ulaştı ki, şehidlerin ruhları, Arşta uçuşan yeşil kuşlar gi*bidirler. Gelir sonra, Cennet bahçelerine giderler. Her gün Cenâb-ı Hakk Sübhanehu ve Teâlâ'ya gelir, ona selâm verirler,

Ibn-i Ebi Hatem, İbn-i Mes'ud (Radıyallahû anh) 'dan rivayet et*tiğine göre, şöyle demiştir:

«Şehidlerin ruhları Arşın altında kandiller içinde yeşil kuşların cevfindedirler. İstedikleri gibi Cennette gezerler. Sonra kandillerine dönerler... Mümin çocuklarının ruhları ise serçelerin içine girerler. Cennette istedikleri gibi gezerler.»

Ebû Derda (Radıyallahû anh)'dan rivayet edildiğine göre; . Kendisinden şehidlerin ruhları sorulmuş. Demiş ki:

Onlar yeşil kuşlardır. Arşa asılı kandiller içindedirler. Cennet bah*çelerinde istedikleri gibi gezerler.»

îmam Ahmed, Abd ve ibn-i Ebi Şeybe, Teberani, Beyhaki, ibn-i Abbâs (Radıyallahû anh)'dan sahih bir sened ile rivayet ettikleri*ne göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Şehid ruhları, Cennet kapısında geniş bir bulut üzerinde yeşil bir kubbe içindedirler. Sabah akşam, rızıklan cennet'den onlara gi*der.

Hannad bin Sirrî «Zühd» kitabında ve ibn-i Ebi Şeybe, ibn-i Ka'b'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

-Şehidler, Cennet meydanlarının bahçeleri içinde kurulan kub*beler içindedirler. Onlara bir öküz bir de balık gönderilir, dövüşür-' ler. Şehidler onlarla oynarlar. Bir şeye muhtaç oldukları zaman, p iki hayvandan biri diğerini öldürür, şehidler ondan yerler. Onda Cen*netteki her nimetin tadmı bulurlar.

Buharı, Enes (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre Harise (Radıyallahû anh) katledildiğinde anası;

Yâ Resûlallah, benim Harise'ye olan bağlılığımı biliyorsun, eğer Cennette ise sabrederim. Eğer Cennette değilse, ne yapacağımı bi*lirsin, dedi. Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu:

-Cennetler çoktur. O ise en yüksek Cennet olan Firdevs'dedir.

îmam Malik, İmam Ahmed, Nesai sahih bir sened ile Ka'b bin Malik (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Mü'minin ruhu. Cennet ağacına konan, ondan yiyen bir kuş*tur. Sonra kıyamet gününde Allah onu cesedine iade eder.

Tirmizi'nin rivayeti ise, şöyledir:

«Şehidlerin ruhları, Cennet meyvesi veya Cennet ağacıı yen yeşil kuşlar içindedirler.»

. îmam Ahmed, Teberani hasen bir sened ile, üjnm-ü Hani dıyallahû anhâ)'dan rivayet ettiklerine göre;

O Resûlullah'a:

— Biz öldükden sonra, birbirimizi görüp ziyaretleşecek diye sordu.

Resûlullah ise şöyle cevap verdi:

— «Ruh Cennet ağacından yiyen bir kuş olur. Kıyamet günü gel*diğinde her nefis cesedine döner.»

îbn-i Sa'd Mahmûd bin Lebid tarikiyle Ümm-ü Beşir bin Berrâ (Radıyallahû AnhümVdan rivayet ettiğine göre;

O Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'den, ölüler birbirini tanır mı diye sormuş.

Buyurmuş ki:

Ellerin kurusun; itminan ile Allah'a inanmış bir ruh Cennette yeşil bir kuştur. Eğer ağaç başında kuşlar tanışıyorsa, onlar da ta*nışır.

İbn-i Asâkir, ibn-i Lahia yoluyla, Ebul-Esved'den, o da ümm-ü Ferve bint-i Muâz es-Süllemiye'den o da Ebû Mârufun hanımı Ümm-ü Beşir (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre;

O Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'den «Öldükten son*ra görüşecek miyim,» diye sormuş. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurmuş ki:

«Ruh, ağaçtan yiyen bir kuş olur. Kıyamet günü geldiğinde ce*sedine girer.»

îbn-i Mâce, Teberâni, Beyhakî, Sahih bir sened ile, Abdurrah-man bin Ka'b bin Malik'ten rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

«Ka'b Ölüme yaklaştığında, ümm-ü Beşir binti Berrâ (Radıyal*lahû anhünı) yanına geldi.

— Yâ Ebâ Abdurrahman şayet filanı görürsen benden ona se*lam söyle, dedi.

Abdurrahman:

— Yâ Ümm-e Beşir Allah seni bağışlasın, bununla ilgilenecek vaktimiz olmaz, dedi.

Ümm-ü Beşir:

— İşitmedin mi Resûlulllah buyurdu:

«Müminin ruhu istediği gibi Cennette gezer. Kâfirin ruhu da Cehennemde hapsedilir.» Abdurrahman:

— Evet, dedi. Ümm-ü Beşir.

— İşte, bahsettiğim şey budur.

tbn-i Mende, Taberani, Ebû Şeyh, Dumrate bin Habip (Radıyal*lahû anh) 'dan mürsel olarak rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'den müminlerin ruh*ları soruldu. Buyurdu ki:

«Onlar yeşil kuşlar içindedirler. Cennette istedikleri gibi gezer*ler.»

Yâ Resûlullah kâfirlerin ruhları nerde olur?., dediler.

Buyurdu ki:

«Onlar Cehennem'de hapsedilirBeyhaki Şuâb»da İbn-i Ebi Dünya, «Menâmat» Saîd bin Müseyyib'den rivayet ettiklerine göre;

Selmân-ı Fârisi ve Abdullah bin Selâm (Radıyallahû ânhÛma) karşılaştılar. Biri diğerine dedi ki :

-— «Eğer benden önce Rabbine kavuşursan, ne gördüğünü ba*na bildir.»

— «ölüler, dirilerle görüşür mü?»

— «Evet müminlerin ruhları Cennettedirler, istedikleri gibi ge*zerler.» dedi.

Taberani, Beyhaki, «Şuâb»da Abdullah bin Amr (Radıyalla-hû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

«Cennet güneş şuaları içinde dörülür. Her sene iki sefer açılır. Müminlerin ruhları bir nevi serçe kuşları içinde Cennet meyvelerin*den yerler.»

îbn-i Mende bunu Abdullah'dan merfûan rivayet etmiş; Hallâl, da ondan mevkûfen, şu ibare ile rivayet etmiştir:

«Müminlerin ruhları serçeye benzer, yeşil kuşlar içindedirler. Cennette tanışırlar ve onun meyveleriyle rızıklanırlar.»

İmam. Ahmed, Hâkim sahih görmüştür Beyhaki Ebû Dâ-vud, ibn-i Ebi Dünya, çeşitli yollardan Ebû Hüreyre (Radıyallahû anhî'dan rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Müminlerin evlâtları, Cennetin bir dağmdadırlar. İbrahim ve Sâre onlara bakarlar. Kıyamet gününde Allah onları babalarına tes*lim eder.-

îbn-i Ebî Dünya el-İ'za» kitabında, ibn-i Ömer (Radıyallahû !anhî'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve \ Sellem) şöyle buyurmuştur:

İslâm içinde doğan her çocuk Cennettedir. Yer içer. Yâ Rabbi ebeveynimi bana kavuştur,» der.

Yine îbn-i Ebî Dünya o kitapta Halid bin Ma'dan'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Cennette Tuba isminde bir ağaç var. Her tarafı memedir. Süt emen ve ölen çocuklar, o ağaçtan emzirilirler. Bakıcıları da İbrahim Halil ürrah m andır.»

Yine İbn-i Ebî Dünya'nın Ubeyd bin Umeyr'den rivayetine göre; «Cennet'de, sığır memeleri gibi memeli bir ağaç vardır. Cennet ehlinin çocukları onunla beslenirler.»Saîd bin Mansûr, Mekhûl (Radıyallahû anh) 'dan rivayet etti*ğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyur*muştur :

Müslüman çocuklarının ruhları yeşil serçeler içinde, Cennet ağaç*ları üzerindedirler. Babaları İbrahim (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) on*lara bakar.

İbn-i Ebi Hatem, Hâlid bin Ma'dan'dan rivayet ettiğine göre, şöy*le demiştir:

«Cennetde, Tuba isminde bir ağaç vardır. Her dalı süt verir. Cen*net ehlinin çocukları ondan emzirilirler. Kadının düşürdüğü çocuk da, Cennet nehirlerinden bir nehirde dolaşır, Kıyamet kopunca (mah*şerde) kırk yaşında bir adam olarak diriltilir.»

İbn-i Ebi Şeybe, Beyhaki, ibn-i Abbâs tarikiyle Ka'b'dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

«Cennetü'I-Me'vada yeşil kuşlar vardır. Şehidlerin ruhları içle*rine girer, gezerler. Firavun kavmi gibi zalim milletlerin ruhları ise siyah kuşlar içine Cehenneme uğrarlar. Müslüman çocuklarının ruh*ları ise, Cennet serçeleri içinde olurlar.»

Hennad bin Sirri «Zühd»de, Hüzeyl'den rivayet ettiğine göre;

Firavun kavminin ruhları siyah kuşlar içinde Cehenneme sabah akşam uğrarlar.

Şehidlerin ruhları ise yeşil kuşlar içindedir.

Bülüğa ermemiş müslüman çocuklarının ruhları, CenneT ser*çelerinden bir takım serçelerdir, gezinip otlanırlar.

İbn-i Ebi Şeybe;

«Allah yolunda kati edilenlere ölü demeyin. Onlar diridirler. Fa*kat siz bilemezsiniz,»[3] âyeti kerime hakkında İkrime'den rİvâ-yet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Şehitler, Cennetin ak güvercinleri veya ördekleridirler.

Abdurrezzak, Katade (Radıyallahû anh) 'den rivayet ettiğine gö*re; O şöyle demiş:

Bize ulaştı ki:

Şehidlerin ruhları, ak kuşlar suretinde, Arşa asılı kandiller için*de barınırlar

îbn-i Mübarek, ibn-i Amr'den nakline göre şöyle demiştir:

«Müminlerin ruhları beyaz kuşlar suretinde Arşın gölgesinde-dirler. Kafirlerin ruhları ise yedi kat yerin dibindedirler.»

îbn-i Mende, Ümm-ü Kebşe Binta Ma'rur'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) yanımıza girdi. Biz on*dan müminlerin ruhlarını sorduk. Öyle anlattı ki, evdekileri ağlattı.

Buyurdu ki:

Müminlerin ruhları, yeşil kuşlar içindedirler. Cennette gezerler. Meyvelerinden yer, suyundan içerler. Arşa asılı altın kandiller içi*ne barınırlar. «Ya Rabbi kardeşlerimizi de bize kavuştur. Bize va'd ettiğini ver,» derler.

Kâfirlerin ruhları ise, siyah kuşlar içindedirler. Ateşten yer, ateş*ten içerler. Cehennem taşlarında barınırlar. «Yâ Rabbi dost ve kar*deşlerimizi bize kavuşturma, bize vaad ettiğini verme,» derler.

Beyhaki «Delâil»de, ibn-i Ebî Hatem ve ibn-i Merdeveyh, «-Tef*sirlerinde, Ebû Saîd el-Hudri (Radıyallahû anbJ'dan rivayet ettik*lerine göre; Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle bu*yurmuştur :

İnsan ruhlarının onda yükseldiği miraç [4] bana verildi (gös*terildi). Ölü o miracı gördüğü için, imrenerek.-göğe doğru bakar. O miracın güzelliğinden hayrette kalır. Hiç bir yaratık, o Miraç ka*dar güzel bir miraç görmemiştir.

Ben ve Cibril, (O Miraçta) yükseldik. Semanm kapısını açmak istedik... Karşımıza, Adem çıktı. Mümin zürriyetinin ruhları ona arz olunuyordu. Herbirisine:

«Bu temiz bir ruh ve hoş bir kişidir. Onu Âla-yı illiyine götü*rün,» diyordu.

Sonra facir, günahkâr zürriyetinin ruhları ona arz olunuyordu.

Onlara da:

«Pis ruh, ve iğrenç bir kişidir, onu esfel-i safiline götürün,» di*yordu.

Ebû Nuaym, zaif bir sened ile Ebu Hüreyre (Radıyallahû den rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellenf şöyle buyurmuştur:

Müminlerin ruhları, yedinci gökte, beklerler. Cennetteki yerl| rine bakarlar. .

Yine Ebû Nuaym, Hilye'de, Vehb bin Münebbih/den şöyle rivaj yet etmiştir:

«Allah ın yedinci kat gökte, Beyda isminde bir evi vardır. Mü*minlerin ruhları onda toplanır. Dünyadan biri öldüğünde, ruhlar onu karşılayıp dünyadaki durumları ondan sorarlar. Dışarıdan gelen bi*risinden sorulduğu gibi...

Said bin Mansûr, Sünen'inde ibn-i Ömer (Radıyallahû anhüma) '-dan rivayet ettiğine göre;

O Abdullah bin Zübeyr'in cesedi darağacında iken, anası Esma {Radıyallahû anhâ) 'yi teselli ve taziye etti. Dedi ki:

Üzülme, esas olan ruhlardır. Onlar Allah katında bakidirler. Bu asılan ise fani bir ceseddir.

Mervizi «Cenazeler» kitabında, Abbâs bin Abdülmuttalib'den şu*nu rivayet etmiştir:

«Mü'minlerin ruhları Cebrail (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'e gö*türülür. Ona, «Bunlar, kıyamete kadar sana emanettir,» denilir.

Saîd bin Mansûr Sünen'inde İbn-i Cerir-i Taberi «Edeb» kitabında Mugire' bin Abdurrahman'dan rivayet ettiğine göre, şöy*le demiştir:

SuFi
05-05-2009, 16:28
Selmân-ı Fârisi, Abdullah bin Selâm (Radıyallahû anhüma) ile karşılaştı. Dedi ki:

— Benden önce ölürsen, ne gördüğünü bana anlat. Şayet ben önce ölürsem, başıma, geleni sana bildiririm.

Abdullah (Radıyallahû anh) :

— Öldüğün halde nasıl bildirirsin, dedi. Selmân (Radıyallahû anh) :

— Ruh, cesedinden çıktıktan sonra bir daha cesedine dönünce-ye kadar, yer ve gök arasında kalır, dedi.

Allah'ın emrij Selman, (Radıyallahû anh) önce öldü ve'Abdullah bin Selâm onu rüyada gördü.

— En üstün neyi buldun? dedi.

Selmân (Radıyallahû anh) :

— Ben tevekkülü çok acâip bir şey olarak gördüm, dedi.

İbn-i el-Mübarek, «Zühd»de-Hakim-i Tirmizi. «Nevâdir el-Usıü»

de, İbn-i Ebi Dünya ve ibn-i Mende, Saîd bin Müseyyib'den rivayet ettiklerine göre Selmân-ı Farisi (Radıyallahû anh) şöyle demiştir:

«Müminlerin ruhları, dünya ve ahiret arası bir Berzahladırlar, istedikleri gibi gezerler. Kafirlerin ruhları da esfel-i safilİndedirler.»

Hakim-i Tirmizi, Selmâıı-ı Farisi (Radıyallahû anh)"den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Müminlerin ruhları, yer ve gök arasında Berzahta [5] dırlar. İstedikleri gibi gezerler. Sonra haşirde Allah onları cesedlerine ge*ri çevirecek.»

İbn-i Ebi Dünya, Mâlik bin Enes (Radıyallahû anh)'den riva*yetin göre, şöyle demiştir:

«Bana ulaştı ki: Müminlerin ruhları serbest bırakılır, istedik*leri gibi gezerler.»

Abdullah bin Amr bin Âs (Radıyallahû ai diğine göre;

Kendisinden, öldükten sonra müminlerin - rındıkları sorulmuş.

Demiş ki rivâyef edilarının nerde ba-

— Onlar, ak kuşlar suretinde, arşın gölgesindedirler; Kâfirlerin ruhları ise, yerin yedinci katındadirlar.

Müminler öldüğünde ruhları müminlerin yanına götürülür. On*ların mahfelleri vardır. Ondan kendi arkadaşlarını sorarlar. Eğer Of «Arkadaşınız öldü» dese, onlar: «Demek yerin dibine götürüldü» derler.

Kâfir öldüğünde, yerin dibine götürülür. Ordakiler kendisinden

bâzılarını sorarlar. Eğer «öldü» derse, onlar «demek, o göğe çıkar*tıldı» derler.

Mervizi, ibn-i Mende, «Cenazeler» kitabında ve ibn-i Asâkir, Abdullah bin Ömer (Radıyallahû anhüma) 'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«Kafirlerin ruhları Yemen'de, müminlerin ruhları Şam'da top*lanırlar.»

îbn-i Asakir, Urve bin Ruveym'den rivayet ettiğine göre: — Her iyi ruh Şam'a gelir, demiştir.

Ebû Bekir «en-Necâd» kendisinin meşhur Hizbinde Ali bin Ebû Talip (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

«En hayırlı vadi, Mekke vâdisidir. Ve en şerli vadide de Hadra-mutta olan Ahkâf (vâdisidir. Kâfirlerin ruhları onda toplanır. Bu vadinin ismi, Bürhüt'tür,

îbn-i Ebi Dünya, ibn-i Mende, Ali bin Ebû Talip (Radıyallahû anh) 'dan rivâypt ettiğine göre şöyle demiştir:

«Yeryüzünde Allah'ın en fazla gazap ettiği yer, Hadramûtda Bürhüt ismindeki vadidir. Kâfirlerin ruhları onda toplanır.»

.îbn-i Ebi Dünya ise, Ali'den rivayet ettiğine göre; Müminlerin ruhları, zemzem kuyusundadır, demiş.

Ahkaf, Ad kavmiinin yaşadığı bölgedir.

Hakim «Müstedrek»inde ve ibn-i Mende, el-Ahnas b. Dabi'den rivayet ettiklerine göre;

Kab'ül Ahbar, Abdullah bin Amr (Radıyallahû anh)'e mektup gönderip müslüman ve müşrik ruhlaruıın nerde toplandıklarını sor*du. Abdullah b. Amr dedi ki:

Müslüman ruhlar Kerbelâ'da Eriha , denilen yerde toplanırlar. Müşrik ruhlar ise San'a'da toplanırlar. Kab'ül-Ahbâr'ın gönderdiği elçi dönüp de Abdullah b. Amr'ın dediklerini ona anlatınca, Kab; «O. doğru söyledi» dedi.

îbn-i Cerir «Tefsirimde, dedi:

Muhammed bin Avf et-Tai, Ebû Muğire'den, o da Safvân'dan rivayet etti ki:

O Yemen'de Âmir bin Abdullah'dan «Mümin ruhların toplan*dığı bir yer var mı, diye sordu. Abdullah dedi ki: Onlar yerde top*lanırlar. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:

Biz Zebur da yazdık ki, Arza benim salih kullarım varis ola*caklar, Ravi demiş ki, bu Arz'dan maksat, mümin ruhlarının kıyamette dirilinceye kadar onda toplandıkları yerdir.[6]

îbn-i Ebi Dünya, Vehb bin Münebbih'deni? rivayet ettiğine gö*re, şöyle demiştir:

«Mümin ruhlar, kabzedildiği zaman, Remyail isminde bir me*leğe bırakılır. O mümin ruhların muhafızıdır.»

Yine ibn-i Ebi Dünya, Ebbân bin Sa'lep'den, o da ehl-i kitap bir adam'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiş:

Kâfirlerin ruhlarına bakan meleğin ismi Devme'dir...

Ukaylî, zayıf bir sened ile, Hâlid bin Ma'dan tarikiyle Ka'b'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Hızır, aşağı deniz ile yukarı deniz arasında nurani bir minber üstündedir. Ona itaat etmek ve onu dinlemek için deniz hayvanla*rına emir verilmiştir. Ruhlar da sabah akşam ona arz olunur.

İbn-ül-Kayyim, demiş ki: Ruhların öldükten sonra karargâh edin*dikleri yer meselesi ağır bir konudur. Ancak rivayete dayanılır.

Birinci görüş olarak denilmiş ki, şehid ve gayr-ı şehid bütün mü*min ruhlar, Cennettedirler. Şayet büyük günahlar, onları engelle*mezse... Kâb, ümm-ü Hani, ümm-ü Bişr, Ebû Saîd Pumrate rivayet ettikleri hadislerin zahiri bunu gösterir.

Şu ayet-i kerime dahi bunu gösterir:

Eğer Allah'a yakınlardan ise, ona rahatlık, güzellik, Naim cenneti vardır. Eğer ashab-ı yemin (sağ taraftarı) ise ashâb-ı yeminden ona selâm olsun. Eğer sapık kâfirlerden ise, ona kaynar sular takdim edilir ve Cehennem ateşine tutulur. [7]

Bu âyet, vücuttan çıkan ruhları üç kısma ayırmıştır. Allah'a ya*kın olanlar ki, onlar, Naîm cennetindedirler. Ashab-ı yemin olan*lar ki, onlara selam var. Bu da, onların azaptan kurtulacaklarını gösteriyor. Sapık ve kâfirler ki, bunlar Cehennemliktirler.

Şu gelen âyet-i kerime dahi, bâzı sahabe ve tabünlerin görüşüne göre, ruhların cesetten çıktıktan sonra. Cennete girdikleriniv gös-, teriyor:

Ey nefsi mutmainne, Rabbine dön, razı olarak ve kendinden de razı olunmuş olarak... Kullarımın içine gir Cennetime dahil ol. [8]

Sahabe ve tabiinden bir cemâat, demiş ki, bu emir, ruh cesetten çıktığında bir melek lisaniyle ona müjde olarak söylenilir. (Demek ruh cesetten çıktıktan sonra, Cennete girmeye emredilir.)

Yasin âlinden imana gelen hakkında buyurulan şu âyet de bu*nu teyid eder:

«îman eden o kişiye denildi ki, Cennete gir, o dedi ki: Keşke kavmim bilseydi.» [9]

İkinci bir görüş olarak denilmiş ki: Ruhların cennete girdiğine dair hadisler, şehidlere mahsustur. Nasıl ki başka bir ayette bu, açık*ça ifâde edilmiştir.

Hem şu normal ölü hakkında buyurulan «Sabah akşam cen*net veya Cehennemdeki yeri ona gösterilir.» hadisi...

Ve sabıkan sözedilen Ebû Hüreyre (Radıyallanû anh)'m riva*yet ettiği «Onlar yedinci gökte, Cennetteki makamlarına bakarlar»

hadisi ve aynı mealde ki, Vehb'in hadisi, bunu teyid ederler.

İbn-i Hazm, demiş ki:

Bir kısım, ruhların karargâhı, cesedleri yaratılmadan önce ba*rındıkları âlemdir. Yani Adamın sağında ve solundadırlar. Bunu âyet ve sünnet de teyid eder. Cenâb-ı Hakk buyuruyor:

«Hani Rabbın Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini aldı*ğı ve onları şahit gösterdiği zaman, ben Rabbiniz değil miyim? dedi.

Onlar: «Kâlü Bela» (Evet Rabbimizsin) dediler. [10]Yine Cenab-ı Hakk buyuruyor;

«Sizi yarattık, sonra sizi tasvir ettik, sonra meleklere, Adem'e secde edin, dedik.» [11]

Demek Cenab-ı Hakk, bütün ruhları birden yaratmıştır. Bunun için Resul-i Ekrem CSallallâhû Aleyhi ve Sellem)

«Ruhlar, düzenli askerlerdir. Tanıştıkları birleşirler, tanışmadık*ları dağılırlar.» diye buyurmuştur.

Kâlu Belâ'da Allah, onları Rubûbiyetine şahit gösterdiğinde on*lar, mahluk, musavver ve akıl sahipleri idiler. Bu durumları, melek*lerin Adem'e secde etmelerinden ve ruhlar'in cesedlerine girmelerin*den öncedir. Cesedler o zaman, toprak ve su idi. Cenâb-ı Hakk ruh*ları istediği yerde barındırdı. Ki, öldükten sonra, bu berzah ale*minde barınırlar.

Ruhlar bu Berzah âleminden, peyderpey bu dünya meşherine gönderilirler.

îbn-i Hazm demiş ki:

Demek ruhlar, tanışma ve tanışmama gibi vasıflara sahip ci*simlerdir, işlerin farkındadırlar. Cenab-ı Hak onları imtihan için dünyaya gönderir, sonra, onları vefat ettirip berzah alemine gön*derir.

Resûl-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Miraç gecesinde, bu ruhları Berzah âleminde ehl-i saadet olanları Hazreti Adem'in sağında, ehl-i şekavet olanları da Hazreti Adem'in solunda görmüş. Bu onların aynı hizada olmalarını gerektirmez. Sağm son yüksek*liği olduğu gibi, solun son derece aşağı katı vardır.

Peygamberlerin ve şehidlerin ruhları ise acele edip Cennete gi*derler,

Muhammed bin Nasr el-Meryizi, îshak bin Raheveyh'den riva*yet ettiğine göre, o da bu görüşün aynını söylemiştir. Ve bütün ehi-i ilim bu görüştedir, demiştir.

îbn-i Hazm, demiş ki, bu aynı zamanda bütün İslâm ulemâsının da görüşüdür.

Âyet-i Kerime'de, Vak'a sûresinin sonunda -sağda olanlar, solda olanlar» ve -cennette olan mukarrebler» diye bahs edilen üç grup ruh yukarda sözedilen, mesudlar, şakiler, şehid ve peygamberlerin ruhlarıdır.

Ruhlar bitinceye kadar, peşpeşe gönderilirler. Sonra, aynı o Ber*zah âlemine dönerler. Ve kıyamet koptuğunda, ikinci dirilişte bir daha cesedlerine dönerler.

(Buraya kadar, ibn-i Hazm'm sözü idi.)

Üçüncü görüşe göre :

Ruhlar, kabirlerindedirler. İbn-i Abdul-Berr, anlatılan görüşle*rin en sahihi budur, demiş.

Demiş ki, kabrin sual ve sorgusu, azap ve nimeti, kabir ziya*reti, onlara selam vermek ve muhatap edinmeleri bunu gösterir.

Îbn'ül-Kayyim demiş ki:

Eğer bundan kasıt, ruhların kabirden ayrılmadıkları ise, bu yan*lıştır. Kitap ve Sünnet bunu reddeder. Sorguya çekilmesi ise, ruhun kabirde veya kabrin üzerinde olduğunu göstermez. Ancak onunla ilişkisi olduğunu gösterir. Bu ilişki ile ruh sorguya çekilir. Çünkü ru*hun bir özelliği bir anda iki yerde bulunmasıdır. Refik-i Âla'da ol*duğu halde, bedenle bitişik olabilir. Cesedine selam verildiğinde se*lamını alabilir.

fşte, peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Cebrail (Aleyhi's-selâm) 'ı altıyüz kanat içinde, gördü. Yalnız iki kanadı ufku kapa*tıyordu. Bununla beraber, Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sel*lem)'e yanaşıp dizini dizine koymuştu. Muhlislerin imanı artıyor*du. Mümkündür ki, o böyle yaklaştığı halde, gökteki yerinde olsun.

Resul-i Ekrem, (Sallaîlâhû Aleyhi ve Sellem) Cibril'i gördüğü*nü bir hadisi şerifiyle, şöyle buyurmuştur:

«Başımı kaldırdığımda baktım, Cibril, yer ve gök arasında di*kilmiş, şöyle diyor:

«Ya Muhammed, sen Resulullah'sın, ben de Cibril'im.» Başımı hangi tarafa çevirdimse, onu orda öylece gördüm.»

îşte, Allah'ın dünyanın birinci göğüne inmesi, ve Arefe günü mü*minlere yakınlaşması ve benzeri ayet ve hadisler bu mânâya yorum*lanır. Çünkü Allah, hareket ve yer değiştirmekten münezzehtir.

Bu gibi konularda yanlışlık, alem-i gaybi, alem-i şehadete kı*yaslanmaktan doğmaktadır. Ruhu bir yeri meşgul eden, yani hacmi olan bir madde olarak düşünüyorlar. Bu mahza yanlıştır.

Resûl-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Miraç gecesinde, Musa (Aleyhi's-selâm) 'ı kabrinde namaz kılarken gördüğü halde, onu altmci gökte de görmüştür.

Ruh, orda beden şeklinde, bedenle ilişkisi olarak kabrinde na*maz kıldığı ve selam verenlerin selamını iade ettiği halde, Refik-i ala'da (göklerin üstünde) de olabilir. Bu iki durum arasında mü-nafat ve terslik yoktur. Çünkü ruhların özelliği bedenlerin özelli*ğinden değişiktir. Bazıları bunu güneşe benzetirler. Kendisi gökte olduğu halde, şuaları yerde olur. Şua güneşin bir vasfı olup yani güneşin kendisi olmadığından, bu temsil mutabık değilse de mese*leye ışık tutar.

Resul-i Ekrem {Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'m Miraç gecesin*de Peygamberleri gökte görmesi de bu kabildendir. Sahih görüşe göre (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) cesed olarak görünen ruhları görmüştür. Onların bedenleri ise kabirde diri olup namaz kıldıkla*rına dair, hadis vardır. Demek gökte görülen ruhlardır.

Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurmuştur ki: Kim kabrimin yanında bana salavat getirirse, ben onu işitirim. Kim uzakta dahi okursa, onun sala vatı bana ulaştırılır.

(Beyhaki, bunu 'Şuab'da Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) hadisinden rivayet etmiştir.)

Yine ResuH Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyur*muş :

Allah kabrime bir melek müekkel kıldı. Ona bütün yaratıkların kulakları kadar kulak verdi. Kıyamete kadar, kim bana salavat okur*sa, ismini ve babasının ismini bana ulaştırır.

Bezzâr, Taberâni, Ammar bin Yâsir (Radıyaîlahû anh) hadisin*den bunu rivayet etmişlerdir.

Bu kesin olarak gösteriyor ki, onun (Sallallâhû Aleyhi ve Sel*lem) ruhu diğer peygamberlerle âla-i illiyinde olmakla beraber, ay*nı zamanda, Refik-i ala'da (Cenab-ı Hakkın huzurunda) dır.

Bu izahat, aynı zamanda gösteriyor ki, ruhun âla-yı illiyinde olması, Cennette olması veya gökte olması ile bedenle ilişkisi olup anlayıp işitmesi, namaz kılıp Kur'an okuması arasında münâfat yok*tur.

Bunun garip görünmesi, âlem-i Şehadetde, dünyada onun ben*zerinin olmayışıdır. Berzah ve Ahiret işleri dünyada alıştığımız iş*lere benzemez. (Buraya kadar ibn-i Kayyim'in sözü idi.)

Yine başka bir kitapta demiş ki:

Ruhun bedenle beş değişik ilişkisi vardır:

Birincisi: Ana karnında,

İkincisi Doğumdan sonra,

Üçüncüsü: Uykuda... Uykuda ruh bedende bir yandan ilişkisi vardır. Bir yandan da ondan ayrıdır.

Dördüncüsü: Berzah aleminde... Bu alemde, ruh ölümle beden*den ayrılmışsa da tamamen ondan ayrı değildir.

Beşincisi: İkinci dirilişte... İlişkilerin en sağlamı en mükemmeli de budur. Çünkü, bu ilişki ile vücut artık, ne Ölür, ne yatar, ne de bozulur.

Yine ibn-i Kayyım, başka bir yerde demiş ki:

Ruh öyle bir hız ve harekete sahip ki, göz kırpması gibi bir an*da, kabirden göğe çıkar. Delili de uyuyanın ruhudur. Tesbit edilmiş ki, uyuyanın ruhu, bir kaç saniye içinde, yedi kat göğe gelip Arş-ı âla altında Allah'a secde eder. Sonra cesedine döner.

îbn-i Kayyım,/görüşünü söyledikten sonra, diğer göriîşleri de şöyle anlatmıştır:

Ruhlar, Cabiye'de veya Zemzem kuyusundadırlar. Kâfirlerin ruh*ları da Bürhût vadisindedirler. -

SuFi
05-05-2009, 16:29
îbn-i Mende senediyle, Süfyan bin Ebbân bin Said tarikiyle bir adamın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Bir gece Bürhût vadisinde yattım. Sanki bütün insan sesleri on*da toplanmıştı. «Ya Davme, Yâ Davme.» diyordular.

Ehli kitapdan bir adam, demiş ki:

Devme' kâfirlerin ruhlarına müekkel olan melektir.

Süfyan:

Hadrcmutlu']ardan sorduk; dediler ki kimse geceleyin o vadide yatamaz.

îbn-i Ebû Dünya, el-Kubur, kitabında, Ömer bin Süleyman'dan rfvayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Yahudi bir adam öldü, yanında müslümanm bir emâneti var*dı. Onun müslüman bir oğlu da vardı. Fakat emânetin yerini bile*medi. Şuayb el-Cebbai'ye durumu anlattı. O da şu tavsiyede bu*lundu :

Bürhût vadisine git, orda bir çeşme vardır, yahudiler, Cumar*tesi gününü orada geçirirler. İşte Cumartesi günü oraya gidersen, babam çağır, ona istediğini sor. Adam, bu tavsiyeyi dinledi, gidip çeşmenin basma varınca iki veya üç sefer babasını çağırdı. Babası cevap verdi.

Oğul Filan kşinin emaneti nerdedir? dedi.

Baba:

Kapının eşiğinin altındadır, git ona teslim et ve üzerinde oldu*ğun dinde kal, dedi.

Sonra, ıbn-i Kayyım, demiş ki:

Bu rivayetlerin birine sahih, diğerine, bâtıl demek mümkün değildir. Sahih görüş odur ki, ruhların Berzah alemindeki yerleri

değişiktir. Bu değişiklik, bu alem. hakkında olan gör-üş ve rivayet*lerin arasındaki değişikliklerden daha fazladır.

Çünkü bu görüşlerin herbirisi, saadet, ve şekavetteki derecele*rine göre guruplanan insanların bir gurubu hakkındadır.

Bâzı ruhlar, ala-yı illiyindedir. Mele-âla'dadır. (En yüce makam ve meclislerdedir) Peygamberlerin ruhları gibi. Mirac gecesinde gö*ründüğü gibi onların da makamları değişiktir.

Bâzı ruhlar da yeşil kuşlar içinde, Cennette istedikleri gibi ge*zerler. Onlar da şehidlerin ruhlarıdır. Fakat hepsinin değil. Çünkü, bâzıları borcundan veya başka bir sebepden dolayı Cennete girmek*ten alıkonulurlar.

Nasıl ki, Müsned»de Muhammed bin Abdullah bin Cahş (Ra-dıyallahû anh) 'dan rivayet edilmiş :

Bir adam Resûl-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'e gelip dedi ki:

«Yâ Resûlallah, Öldürülsem, bana ne var?» ResuM Ekrem (Sal*lallâhû Aleyhi ve Sellem.) :

«Cennet» diye buyurdu. Sonra adam dönünce, Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Borç müstesna.. Biraz önce Cebrail bana bunu gizliden bil*dirdi,» diye buyurdu.

Bâzı ruhlar, cennet kapısında olurlar. îbn-i Abbâs'uı hadisinde geçtiği gibi.

Bazıları da kabirde ateş içinde mahpus kalır.

Bâzıları da yerde kalır, yüksek makamlara çıkamaz. Çünkü süf*li bir ruh imiş. Ve arzî süfli ruhlar, semavi ruhlarla bir araya gele*mez. Tıpkı dünyada bir araya gelemedikleri gibi.

Ruh, bedenden ayrıldıktan sonra, benzer arkadaşlarına ve yap*tığı amellere kavuşur. Çünkü, insan sevdiği ile beraber olur.

Bâzı ruhlar da, zânilere mahsus bir tandırda olur.. Bâzıları da kandan bir nehir içinde olurlar. Demek, iyi ve kötü ruhlar'için yal*nız tek bir yer var değildir. Hepsinin, de yer ve makamlarının de-

ğişikliğine göre, kabirlerdeki cesedleriyle ilişkileri vardır. Ki hak et*tiği azap ve nimeti görsün. (İbn~i Rayyim'in sözü bitti.)

Ben diyorum ki; imam Ahme'din «Zühd»de rivayet ettiği şu ge*len nakil, ibn-i Kayyim'in bu anlattığını yani ruh ve cesedin nimet ve azapta ortak olduklarını teyid etmektedir. Şöyle ki:

imam Ahmed, Vehb bin Münebbih'den rivayet ettiğine göre, Hizkil (Aleyhi's-selâm) şöyle demiştir:

Bir melek bana geldi,, beni yüklendi, bir araziye bıraktı. Orası bir savaş meydanı idi. Orada binlerce ölü vardı. Etleri çürümüş, ke*mikleri birbirini bırakmıştı. Ben onları-çağırdım. Her kemik, bulun*duğu ekleme geldi. Sonra üzerlerine et bitti. Sonra, cilt geçirildi. Ben de bakıyordum. Bana denildi ki:

Ruhlarını çağır. Ben çağırdım, baktım, her bir ruh cesedine git*ti. Ben ne durumda idiniz? dedim. Onlar:

Biz 'ölüp hayat bizden ayrıldığında, karşımıza Mîkail isminde bir melek çıktı, bize, «amellerinizi getirin, ücretlerinizi alınız, size, sizden öncekilere ve sizden sonrakilere yaptığımız ve yapacağımız kanun budur, dedi.

Sonra amellerimize baktı, gördü ki; biz putlara tapıyörmuşuz. Bunun üzerine, cesedlerimize kurtları musallat etti. Ruhlarımız, elem çekmeye başladı. Ruhlarımıza gam ve kederi musallat etti, cesedle-rimiz elem çekmeye başladı; İşte biz, şimdiye kadar, böyle azap çe*kiyorduk.

Kurtubi dedi:

Hadisler, .gösteriyor ki, Cennete girecekler, yalnız şehidlerin ruh*larıdır. Yani ruh olarak başka ruhlar girmez. Ka'b hadisi ve benzeri hadisler, şehidler'e yorumlanır.

Ama diğer ruhlar ise, bazen gökte olur, Cennette değil. Bazen de kabirlerinin avlusunda olurlar.

Bir rivayete göre, onlar, aleddevam, her Cuma kabirlerine ge*lirler.

İbn-i Arafei jledi ki;

Ceride hadisinden anlaşılır ki, ruhlar, kabirlerinde azap ve ni*met görürler.

Sonra, Kurtubi, dedi ki: Diğer ölülerden başka bazı şehidlerin ruhları da cennetin dışında kalır, Nitekim ibn-i Abbas'ın hadisinde;

«Şehidlerin ruhları, Cennet kapısmda geniş parlak bir nehir üze-öndedirler. Üzerlerinde borç gibi insanların hakkı kaldığından Cen*nete giremiyorlar» denilmektedir.

Ebû Musa (Radıyallahû anh) rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Büyük günahlardan sonra, insanın karşılaşacağı en büyük gü*nah, Allah'ın yasakladığı şu günahtır ki, kişi borçlu iken borcunun ödenmesi için bir çareye başvurmadan ölmesidir.

Ebû Davud da bunu rivayet etmiştir:

Kurtubi demiş ki:

Bâzı âlimler bütün mü'minlerin ruhları Cennet ül-Me'vada ol: dükları görüşündedirler. Me'va sığınak demektir. Ruhlar oraya sı*ğındığı için, ona Cennet'ül Me'va denilmiş. Bu Cennet Arş'ın altın*dadır. Ruhlar onun nimetleriyle nimetlenir, kokusundan istifade eder*ler.

Fakat birinci görüş daha sahihtir.

Hafız ibn-i Hacer, «Fetâva» adlı kitabında şöyle demiştir:

Mü'minlerin ruhları, illiyinde (en yüksek makamda) olurlar. Ka*firlerin ruhları da siccinde (en aşağı bir yerde) olurlar. Her ruh, manevi bir şekilde, cesediyle ilişki içindedir. Bu ilişki, dünyada ruh ve beden ilişkisine benzemez. Daha fazla rüyadaki ilişkiye benzer, belki ondan daha: kuvvetli bir ilişkidir.

Demiş ki, bu yorumla, (ruhların gökte veya yerin dibinde veya kabirlerinin avlularında olduğu hakkında gelen üç ayrı rivayet bir*leştirilmiş olur.

Ve bununla beraber, ruhlar için, tasarruf ve kabrine gidip gel*me izni vardır.

Kabir değiştirilse veya vücut parçalan dağılsa, da mezkur ruh -

kabir ilişkisi devam eder. İbn-i Hacer'in sözü bitti.

Ben de diyorum ki ibn-i Asakir'in ibn-i îshak yoluyla rivayet ettiği şu hadis, nıü'min ruhların illiyinde en yüksek makamda ol*duğunu teyid etmektedir:

Hüseyin bin Ubeydulîah, ibn-i Abbâs (Radıyallahû anhVdan ri*vayet ettiğine göre Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Ca*fer (Radıyallahû anh) şehid edilişinden sonra, şöyle buyurdu:

Bu gece, Ca'fer, bir gurup melek peşinde giderken yanımdan geçti. İki kanadı vardı. Kanadının tüyleri, kana bulanmıştı. Yemende Bişe namındaki bir şehre gidiyordular.

îbn-i Adi, Ali bin Ebû Talip hadisinden rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Bir gurup melek arkadaşlariyle Cafer'i gördüm. Bişe halkını yağmurla müjdeliyordular.»

Hâkim, İbn-i Abbas, (Radıyallahû anhümaVdan; şöyle demiştir:

Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) oturuyordu. Esma binti Amis de yakınında idi, birden bir selamı iade etti. Ve şöyle dedi:

Yâ Esma! Cafer, Cibril ve Mikail ile beraber yanımızdan ge*çip bize selâm verdiler. Ve Cafer dedi kij

Ben filan gün, müşriklerle çarpıştım. Cesedimde önümden, yet*miş üç darbe yedim. Sonra sancağı sağ elimle tuttum, elim vuru*lup kesildi. Sonra, sol elimle tuttum, o da kesildi. İşte, bunlara bedel Cenab-ı Hakk, bana iki kanat verdi. Cibril ve Mikail ile uçuyorum. Cennette istediğim yere konuyorum. Meyvelerinden istediğimi yiyo*rum.

Bunun üzerine Esma (Radıyallahû anhâ) «Cafer'e afiyet olsun. Allah ona ne nimeti rızık vermişse... Fakat korkarını, insanlar buna ulanmazlar, minbere çık, halka bunu anlat,» deyince Resul-i Ekrem

(Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) minbere çıktı, hamdü sena getirdik*ten sonra «Cafer bin Ebû Talip Cibril ve Mikail ile beraber geçti. Allah, ellerine bedel ona iki kanat vermişti. Bana selam verdi» bu*yurduktan sonra Cafer (Radıyallahû anh)'ın ona haber verdikleri*ni anlatı.

Kurtubi, Ka'b'm «müminin ruhu bir kuştur.» hadisi hakkın şöyle demiştir:

Müminin ruhu kuş şeklinde olur, yoksa, onun içine girer, ve o zarf olur demek değildir.

İbn-i Mace'nin ibn-i Mes'ud'dah rivayetinde; «Şehidlerin ruh: rı Allah katında, yeşil kuşlar gibidir» denmektedir,

îbn-i Abbâs'm rivayetinde «yeşil kuşların içinde gezer» ifadesi vardır.

îbn-i Ömer'in ibaresinde, «Ak kuşlar şeklindedirler» diye geç*mektedir.

Ka'b'm rivayetinde de «Şehidlerin ruhları y2şil kuşlardır» ifa*desi geçmektedir.

Kurtubi demiş ki, bütün bu rivayetler, «yeşil kuşların karmla-rındadırlar» rivayetinden daha sahihtir.

Kabîsi'de; Âlimler, «Yeşil kuşların içindedirler» rivayetini mün-ker görmüşler. Çünkü o zaman, ruhlar, mahpus kalmış olurlar, de*miş. Ve şöylece ona cevap verilmiştir:

Rivayet, sabittir. Tevil edilmesinin ihtimali var ki, «içinden» maksat, «üzerinde» olsun. O takdirde mâna şöyle olur: Şehidlerin ruhları yeşil kuşlar üzerindedirler. Ayet-i Kerimede, Sizi hurma dallarında asacağım» [12] ifadesinin dalların üzerinde asacağım ma*nasında geldiği gibi.

Diğerleri de demiş ki, bu rivayeti, hakiki mânâsında almaya hiç bir mâni yoktur. Çünkü Allah, kuşun içini fezadan daha geniş kılabilir.

İbn-i Dihye, «Tenvir»de;

«Bâzı mütekellimlerin bu rivayet münkerdir» (belli değil) de*diklerini» yazmıştır. Demişler ki iki ruh bir cesed de olamaz. Ve bu muhaldir.

Onların bu sözleri hakikatleri bilmemektir. Sabit olan sünnet ve icma'a itirazdır. Çünkü hadisin mânâsı açıktır: Şehidin ruhu dün*yadaki cesedden çıktığında, kuş suretinde olan başka bir cesede gi*rer. Kıyamette cesedine dönünceye kadar. Berzah âleminde bu şe*kilde kalır.

Esas muhal olan, iki hayatın bir cisimde olmasıdır. Ama iki ru*hun, bir cesed de olması, muhal değildir. Çünkü, iki cisim içice gi*rer diye bir şey iddia etmedik. İşte cenin ana kanundadır. Ve ruhu, anasının ruhundan ayrı bir ruhtur. Bunu misâl verirken kuşu şehi*din ruhudan başka bir ruhu var kabul edildiği takdirde deriz. Hal*buki, «yeşil kuşların içindedir» hadisinden, yeşil kuşlar şeklindedir, mânâsını gayet kolay anlayabiliriz. «İnsan suretinde bir melek gör*düm» ifâdesi gibi Üstad İzzeddin ibni Abdüsselâm, Emâlisi'nde;

«Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayınız, onlar diridirler. Allah katında rıziklamrlar.» [13] mealindeki âyet-i kerime hakkında şöyle bir soru açıyor:

Eğer denilse bütün ölüler de böyledirler, neden, şehidler tah*sis edilmiş.

El-cevap: Bütün ölüler böyle değildir. Bir kısmı cesedden çıkartıhr. Mücerret kalır. Normal ölüler gibi. Bir kismj da bu cesed*den çıkar, yeşil kuşların içine girer, şehidler gibi...

Ka'b'm rivayet ettiği, «Mü'minin ruhu yeşil kuş olur» hadisin-deki umumilik şehidlere mahsustur.

Bütün bunlar gösteriyor ki, ruhlar cesedden ayrılır. Görür ve işitir. Yoksa, kabir azabı ve nimeti ve kabre selam verme hakkın*da varit oîan hadislerin bir mânâsı kalmaz, (Üstad îzzeddin'in sözü bitti.)

İşte, o da, şehid ruhlarının kuşlar cevfinde olduğu görüşünde*dir. Yani «kuşlar şeklinde olurlar» görüşünü kabul etmiyor. İbn-i Ömer (Radıyallahû anhüma)'dan rivayet edilen şu hadis de bunu te-yid etmektedir: «Onlar başka bîr cesede girerler.»

Bu hadisin senedi, mevkuf [14]ise de merfu [15] hükmündedir. Çünkü böyle şeyler şahsi bir görüş olarak söylenilmez ve! daha ön*ce bunu teyid eden merfu bir rivayeti gördün.

Hennad bin Sirri «Zühd» kitabında, ibn-i İshak yoluyla îshak bin Abdullah bin Ebu Ferve'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Bir ehl-i ilim bize rivayet etti ki: Resûhıîlah (Sallallâhû Aley*hi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Şehidler üç guruptur: Allah, katında derecesi en düşük olan o adam ki, malını, canını ortaya kor, Ölmek ve öldürülmek istemez*ken, ona bir ok isabet eder, ondan akan ilk kan damlasiyle, Allah onun bütün günahlarını afv eder. Sonra, Allah gökten bir cesed in*dirir, ruhunu içine kor. Sonra Allah'ın huzuruna kaldırılır. Hangi gökten geçerse, melekler onu teşci ederler. Ta Allah'ın huzuruna va*rır. Vardığında hemen secdeye kapılır. Sonra, ona atlas kumaşdan yetmiş hülle giydirin diye emir verilir. Sonra, onu diğer şehid kar*deşlerinin yanma götürün, denilir. Onların yanına getirilir. Onlar, Cennetin kapısında yeşil bir kubbe altındadırlar. Onlara rızıkları Cennetten gelir.

Kabir

O şehidlerin yanma vardığında, siz memleketinizden gelen mi*safirden sorduğunuz gibi filan kişi ne yaptı diye sorarlar. O, iflâs etti» der.

Onlar:

O ne yaptı ki? O iyi bir tüccardı. Biz, sizin müflis saydığınızı müf*lis saymıyoruz. Esas müflis amelce müflis olandır, derler.

Sonra filan kişi filan hanımına ne yaptı, diye sorarlar.

Onu boşadı, der.

Onlar:

Aralarında ne geçti ki, onu çok seviyordu, derler.

Onlar:

Filan ne^aptı, derler.

O:

O bendi Onlar:

Yok önce öldü, der.

«Demek T helak oldu, biz onun öldüğünü işitmedik. Allah'ın iki yolu vardır. Biri yanımızdan geçer, diğeri de onun zıt istikametinde gider. Allah bir kula iyilik dilerse, onu yanımızdan geçirir, ne za*man öldüğünü biliriz. Bir kula da şer dilerse, onu başka tarafa gö*türür, onun haberini işitmeyiz, derler.

îbn-i Mende, Abdurrahman bin Zeyyad bin En'am tarikiyle, Hay-yam bin Cebele'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Bana ulaştı ki, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöy*le buyurmuştur:

Şehit düşenlere Cenâb-ı Hakk en güzel bir cesed indirir, ruhu*na «içine gir» der^ Evvelki cesedine bakar, Halk'ın yaptıklarını gö*rür, ordakilerle konuşur. Onların işittiğini sanır. Ve onların gördü*ğünü sandığmdan onlara bakar. En sonunda, onun huri'1-in olan ha*nımları gelir, onu alır götürürler.

lf sâh sahibi dedi ki"Nimet gören ruhlar çeşit çeşittir. Bâzıları cennet ağaçlarına kal nan bir kuştur. Bazıları da yeşil kuşların havsalasında olur. Bazılar| Arş altında kandiller içinde barınırlar. Bazıları da, ak kuşların hav-| salasında olur. Bazıları başka bir çeşit kuşların havsalasında olurf Bazıları, Cennetlik şekiller içinde olurlar. Bazıları da amellerinden^ yaratılan bir şekil içinde olur. Bazıları gezer ve döner, cesedini ziya| ret eder. Bazıları da ölenlerin ruhlarını karşılamakla görevlidir. |

Bunlardan, başkaları da, bir kısmı Mikaü'in kefaletinde olur. Bil kısmı Âdem'in kefaletinde olur. Bir kısmı da Hz. İbrahim'in kefa*letinde olur.

Kurtubi dedi ki, bu güzel bir görüştür. Bütün rivayetleri bir*leştirir.

Ben diyorum ki, Beyhaki ve ibn-i Merdeveyh'in Ebû Said-i Hud-ri'den rivayet ettikleri Miraç hadisi de bunu teyid etmektedir. Re*sûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«...Sonra, ikinci göğe çıktım, Yahya ile İsa ve milletlerinden bir gurubu gördüm. Sonra üçüncü göğe çıktım. Yûsuf ve milletinden bir gurubu gördüm. Sonra dördüncü göğe çıktım. İdris ve milletin*den bir gurubu gördüm. Beşinci göğe çıktım, Harun ve milletinden bir gurubu gördüm. Altıncı göğe çıktım, Musa ve milletinden bir gu*rubu gördüm. Yedinci göğe çıktım, İbrahim ve mîlletinden bir gu*rubu gördüm. Bana denildi ki, burası senin ve ümmetinin yeridir.» diye buyurdu. Sonra şu mealdeki âyeti okudu:

İbrahime en lâyık olanlar, onun tabileri, bu peygamber ve ona imân edenlerdir. [16]

Sonra ümmetimi iki fırka halinde gördüm. Bir fırkanın üzerin*de kağıt gibi ak elbiseler vardı. Bir fırkanın da üzerinde çamurdan elbiseler vardı, diye buyurdu ve hadisin tamamını anlattı.

tşte bu hadis gösteriyor ki, ruhların mertebeleri değişiktir her bir semâda bir millet vardır.

Hakîm-i Tirmizi dedi ki, ruhlar Berzah âlem'inde gezerler, dün-yadakilerin ve göktekilerin hâllerini seyrederler. Gökte insanların durumlarım konuşurlar. Bâzı ruhlar da Arşın altındadır, bâzı ruh*lar da Cennete uçar, dünyada Allah'a yaptığı ibâdet gücüne göre onda gezer.

Beyhaki de, bunun bir benzerini, «Azâbü'l-Kabir» kitabında ibn-i Mesûd ve ibn-i Abbas'm (Radıyallahû anhüm) hadislerini zikret*tiğinde bu hadisin bir benzerini zikretmiştir.

Sonra, Buhari'nin, Berra' (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiği hadisi zikretmiş:

Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'m oğlu İbrahim öldüğünde, Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Onun Cennette bir emzireni vardır» diye buyurdu.

Sonra, Beyhaki, «işte İbrahim, Medine mezarlığı olan Baki'de medfun olduğu halde, Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) onun Cennet'de emzirildiğini buyurmuştur,» diye istidlal etmiştir.

İbn-i Kayyim, demiş ki:

«Ruhlar Cennet kuşları olurlar, meyvesinden yerler hadisi, «on*lara kabirlerinde Cennetteki yerleri gösterilir» hadisi arasında zıt-lıkj yoktur.

SuFi
05-05-2009, 16:30
Ruh, Cennet nehirlerine girer. Onun meyvesinden yer, aynı za*manda onun Cennetteki yeri ona gösterilir. Çünkü Cennete hakiki olarak girmek, ancak haşir gününde olur.

Bunun bir delili de şudur:

Şehidlerin ruhlarının Berzah Âleminde barındıkları yerler, on*ların hakiki makamları değildir.

Demek hakiki olarak Cennete girmek ruh ve cesede sahip insa*na müyesser olur. Ruhun yalnız olarak girmesi ise bundan ayrı ve geride bir şeydir.

Nesefi'nin «Bahrü'l-Kelâm»uıda şöyle denilmiştir: Ruhlar dört guruptur:

Peygamberlerin ruhları ki, cesedinden çıkar, misk ve kâfur gibi güzel kokulu cesedinin şekline girer. Cennette olur. Yer içer fayda*lanır, geceleyin de Arşa asılı kandillerin içine barınır.

Şehidlerin ruhları ki, cesedlerinden çıkar, Cennette yeşil kuşlar içinde olurlar, yer, içe,r, faydalanır ve geceleyin Arşa asılı kandiller*im içinde olur.

Müminlerden ehl-i itaat olan ruhlar ki, Cennet etrafında olular. Yemez, içmez, faydalanmazlar, fakat Cennete bakmakla istifa*de ederler.

Mü'minlerden ehl-i isyan ruhları ise gökte ve yerde havada olur*lar.

Kâfirlerin ruhları ise onlar, Siccinde yerin yedinci katının df-binde siyah kuşlar içindedirler. Cesedleriyle ilişkileri vardır. Güneş gökte iken ışığı yerde olduğu gibi...

Ruhları azap gördükçe cesedleri de elem çeker.

Hafız ibn-i Recep «Ahvalü'l-Kubûr» adlı kitabında şöyle di mistir:

Yedinci Bab, Berzah aleminde ruhların barındıkları yer konu*sundadır.

Peygamberler (Aleyhi's-selâm) ruhları hiç şüphesiz, Allah ka*tında Âlâ-yı îlliyindedirler.

Sahih hadiste var ki, Resul-i Ekrem (Saîlallâhû Aleyhi ve Sel*lem) 'm en son söylediği söz:

«Yâ Rabb Refiki Â'Iâ isterim» [17] sözüdür. İ

Bir adam, ibn-i Mesud'a Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) vefat etti. Şimdi nerdedir? diye sormuş. İbn-i Mesud, «O (Aleyhi's-selâm) Cennettedir» demiş.

Şehidlere gelince çoğu alimler, onların da Cennette oldukları gö*rüşündedirler. Bu konuda hadisler çoktur. Müslim'in ibn-i Mesûdtan, İmam Ahmed ve Ebû Davud'un ibn-i Abbâs (Radıyallahû anhVdan ve diğerlerinden rivayet ettikleri hadisler gibi...

Bu konuda geçen hadislerden başka, Ahmed, ibn-i Ebu Dünya, Ebu Yala'nın Enes (Radıyallahû anhVdan rivayet ettikleri şu ha*distir : Enes dedi ki:

Güzel rüya, Resul-i Ekrem (Aleyhi's-selâm) 'in çok hoşuna gider*di. Buyruklarından birisi de, içinizde kimse rüya gördü mü sorusu idi. Tanımadığı bir adam, rüyayı gördüğünü anlatınca, onu soruş-tururdu. iyi bir insandır, dediklerinde rüya daha fazla hoşuna gi*derdi

Enes dedi ki, bir gün bir kadın geldi. «Yâ Resulûllah ben bir rüya gördüm. Sanki çıkıp Cennete girmişim. Bir düşüş sesini işit*tim. Cennet kapıları kapandı. Baktım filan ve falan vardır, dedi ve on iki kişiyi saydı ki, Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) onları savaş için bir bölük olarak göndermişti..

Sonra devam etti i Onlar getirildiler, üzerlerinde kanlı elbise*ler vardı. Damarları kan akıyordu. Onları Beydah nehrine götürün, denildi. Götürüldüler. Onlan içine batırıp çıkardılar. Yüzleri dolun ay gibi parladı. Onlara altın sandalyeler getirildi. Üzerinde oturdu*lar. Altın tabak içinde onlara hurma takdim edildi. Canları istediği kadar yediler. Tabağı bir yönden öbür yöne çevirdikçe değişik mey*veler oluyor ve canları istediği kadar yiyordular. Ben de onlarla beraber yedim, dedi. Bir az sonra o bölükten haberci geldi. «Yâ Resulûllah şöyle şöyle oldu, filan ve filan on iki kişi isabet aldı» dedi. Resul-i Ekrem;

«Bana o hanımı çağırın» dedi. Hanım geldi, «bu adama rüyanı anlat» dedi. Rüyayı anlatınca adam (haberci) dedi ki;

«Evet onun gördüğü doğrudur. Filan ve filanlar isabet aldılar.»

Mücahit'den rivayet edildiğine göre, «Şehidler Cennette değiller, fakat ondan rızıklanırlar» demiştir

Adem bin Iyas Mücahit'den: -Allah yolunda katledilenleri ölü sanmayınız» mealindeki âyet-i kerime hakkında rivayet ettiğine gö*re demiştir ki;

«Onlar Allah katında diridirler, Cennet yemişinden rızıklanır-lar, onun kokusunu alırlar, fakat Cennette değiller.»

îbn-i Abbas (Radıyallahû anhüma)'dan rivayet edilen:

«Şehidler, Cennet kapısında ak bir nehir üzerindedirler» hadisi buna delildir. Çünkü, bu, gösteriyor ki nehir Cennetin dışındadır.

Buna şöyle cevap verilmiştir: Hadisin ravilerinden olan ibn-i îshak, aldatan birisidir, hadis olarak işittiğini de açık söylememiştir.

Belki de, bu hadis umum şehidler içindir, şehidlerin hasları ise Cennette Arşa asılı kandillerdedirler.

Veya belki de, hadiste sözedilen şehidden kasıt, manevi şehid-dir. Taunda, denizde, yangında, ve karın ağrısıyla ölenler gibi ki, haklarında hadis varit olmuştur.

Veya hadisten kasıt delillerle iman edip imanın doğruluğuna şahit olanlardır. Çünkü, onlara da şehid denilir. Nasılki Ebu Hürey-re ve Berra (Radıyallahû anhüma) 'dan şöyle rivayet edilmiştir:

Ebu Hüreyre:

«Her mümin sıddık ve şehiddir.» dedi.

«Ne diyorsun ya Eba Hüreyre» denilince, o:

«Şu âyeti okuyun» diye cevap verdi: «Allah'a ve RestŞüne iman edenler, Allah katında sıddık ve şehidlerin tâ kendileridir.[18]

Berrâ bin Âzip (Radıyallahû anhVdan rivayet Resulûllah tSallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Ümmetimin müminleri şehidlerdir» diye buyurdu, sohra yılttar-daki âyeti okudu.

Şehidlerden başka teklif altında olmayan, diğer ehl edildiğine ima ve mümin çocuklarının cennette olduklarına dair nas vardır. İmam Ah*med bu konuda icma vardır, diye anlatmış. Cafer bin Muhammed, «Zahirde bunların Cennette oldukları konusunda ihtilaf yoktur» ve Meymuni'nin rivayeti izahında «bu konuda şüphe eden yoktur» de*miştir.

İmam Ahmed gibi, îmam Şafii de, onların Cennette olduklarını kesin olarak söylemiştir.

Selefden de, aynı görüş açık olarak nakledilmiştir.

Bununla beraber, bir gurup âlimler;

«Mümin çocuklarının umum olarak Cennette olacakları söyle*nebilir, fakat, fert fert olarak söylenemez» görüşündedirler.

Belki de bu görüş şuna dayanır:

Çocuk babasiyle ehl-i iman sayılır. Halbuki, babasının imam üzere öldüğü kesin olarak söylenemez. Dolayısıyle onun mü'min ço*cuğu olduğu söylenemez. Demek, ayrı ayrı her bir çocuk için bir şey söylenemez.

Fakat, bu görüş hiç bir imam müçtehitten açık olarak nakle-dilmemiştir. Onların sözlerinin genişliğinden alınan bir görüştür.

Halbuki imamların çocuklar hakkındaki kasıtları müşrik ço*cuklarıdır. Hatta İmam Ahmed «Müşriklerin küçükleri, Cennet sey*yahlarıdır» mealindeki hadisi delil göstermiştir.

İmam Ahmed demiş ki; «Eğer, onun yüzünden ebeveyninin Cen-jçnete girmesi umuluyorsa, onun Cennete girmesinde nasıl şüphe edilir.»

Şehidlerden başka, teklif altında olan diğer ehl-i iman ise, es*kiden ve şimdi de, alimler onlar hakkında ihtilaf etmiş ve ediyorlar.

îmam Ahmed;

«Müminlerin ruhlarının Cennette, kâfirlerin ruhlarının Cehen*nemde olduğunu» kesin olarak söylemiştir. Ka'b bin Malik, ümm-ü Hâni. Ebü Hüreyre, ümm-ü Bişr Abdullah bin Amr CRadıyaîlahû ve benzerlerinden nakledilen hadisleri delil göstermiştir.

Hilal bin Yesâf'dan rivayet edilmiş ki, ibn-i Abbâs (Radıyalla-hû anhüma) Kâb'ten ayette geçen illiyin ve siccinin ne demek olduğu*nu sormuş. Kâb demiş ki

İlliyin, yedinci göktür, müminlerin ruhları ondadır. Siccin de yerin yedinci dip tabakasıdır. Kâfirlerin ruhları onda, İblisin tesiri altındadırlar.

Ve Cennetin yedinci göğün üstünde, Cehennemin ise yerin ye*dinci tabakasının altında olduğu kesin deliller Üe sabittir.»

Bu delillerden biri: Bezzar ve Taberani'nin Cabir, (RadıyaÜahû anhâ) 'dan rivayet ettikleri şu hadis-i şeriftir:

Resûl-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'den, Hz. Hatice (îia-dıyallahû anhâ) 'nın durumu soruldu. Buyurdu ki:

Onu Cennet nehirlerinden bir nehrin başında, içinde boş şey !ol-mayan, yorgunluk vermeyen, kamıştan bir evin içinde gördüm.

İkinci bir delil: Taberani'nin Fâtime (Radıyallahû anhâ) 'dan ke*sik bir sened ile rivayet ettiği şu hadistir:

Fâtime Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'den «Ana*mız Hatice nerdedir?» diye sordu. Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi

ve Sellem)

«O içinde boş şey olmayan, yorgunluk vermeyen kamıştan laîr ev içinde Meryem ve Firavunun hanımı Âsiye arasındadır» diye ce*vap verdi.

Fâtime:

«Bu bildiğimiz kamıştan mı?» diye sordu.

Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Hayır, o inci ve yakutla dizilmiş bir kamıştır» diye cevap verdi.

Üçüncü bir delil: İmam Ahmed, Tirmizi ibn-i Mâce ve Ebû Da-vud Ebû Hüreyre (Radıyallahû anhVdan rivayet ettiklerine göre:

Resûlullah {Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) zina suçundan i'tiraf-ta bulunan el-Eslemeyi recm ettiğinde:

«Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, o şimdi Cennet nehirlerinde yüzüyordur» diye buyurdu.

Dördüncü bir delil: İmam Ahmed, Tirmizi ve ibn-i Mace'nin Sevbân (Radıyallahû anh)'dan, o da Resûlullah'dan rivayet ettiğine göre, buyurdu ki:

«Kimin ruhu cesedinden ayrılır da, üç şeyden beri ise o Cennete girer: Kibirden, hıyanetten ve borçtan...»

Bir gurup da «ruhlar yerdedir» demişler. Sonra ihtilafa düş*müşler.

Bir fırka demiş ki; Ruhlar kabirlerin avlularmdadırlar. îbn-i Vaddah, bu görüştedir. İbn-i Hazm de, hadiscüerin çoğundan bu görüşü nakletmiştir.

İbn-i Abdi'l-Bennân, «şehidlerîn ruhları Cennettedir, diğer ölü*lerin ruhları kabir aylularındadır, istedikleri gibi gezerler,» görüşü*nü tercih etmiştir. «Kabirlere selâm verme», ve «kabirde ölünün cen*net veya cehennemdeki yeri ona gösterilir» hadislerinden delil ge*tirmiştir.

Fakat, bu hadisler de, ruhların Cennette olmadığına dair bir delil yoktur. Çünkü, yerin gösterilmesi ruhla ilişkisi olan cesed için*dir, ruh cesedden ayrı olarak cennette olabilir.

Yine kabirdekilere selam verilmesinde, ruhların kabir avluların*da durduklarına dair bir delil yoktur. Çünkü peygamberlerin ve şe-hidlerin kabirlerine de selâm verilir. Halbuki, ruhları âla-yı illiyin-dedir. Fakat, hızlı bir şekilde cesedleriyle ilişkileri vardır. Bu iliş*kinin mahiyeti ve keyfiyetini, hakiki olarak ancak Allah bilir.

«Uyuyanın ruhu Arş'a çıkar ve cesedle ilişkisi vardır. Uyandı*ğında ona döner» mealinde rivayet ve hadisler buna delildir.

Uyuyan için bu ayrılış ve ilişki geçerli ise, bedenlerden sıyrıl*mış ölüler için tarik-i evla ile, geçerlidir. Onlar göğe çıkarlar ve ruh suretinde kabirlerine dönerler.

Bir fırka da demiş ki: Ruhlar arzm bir yerinde toplanırlar, mü'-minlerin ruhları Câbiye'de, bir rivayette Zemzem kuyusunda top*lanır. Kâfirlerin ruhları da Bürhût vadisinde toplanırlar. Hanbeli'-

lerden Kadı Ebu Ya'la el-Mutemed kitabında bunu tercih etmiştir. Bu, İmam Ahmed'in, «Kafirlerin ruhları Cehennemdedir» sözüne mu*haliftir. Belki de, Bürhût vadisi, altından Cehennemle bir ilgisi var*dır. Nasıl ki, «Denizin altı Cehennemdir» diye rivayet edilmiştir[19]

Ebû Ömer, Ahmed bin Muhammed en-Nisâburî'nin el-Hikâyet kitabında şöyle denilmiştir:

Ebû Bekir Muhammed bin îsa el-Tarsusi, Hâmid bin Yahya bin Süleyman'dan şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Mekke'de, yanımızda Horasanlı bir adam vardı. Emânetleri tes*lim alıp sonra geri veriyordu. Bir gün bir adam on bin dinarı ona teslim etti ve kayboldu. Horasanlı adam da sekerata yaklaştı. Emâ-i neti teslim etmek için çocuklarından hiç birisine güvenemedi. Evi*nin bir tarafında o paraları sakladı ve öldü. Sonra adam dönünce onun çocuklarından dirhemleri sordu. Biz bilmiyoruz, dediler. Mek*ke'nin âlimlerinden sordular —ki Mekke'de hayli âlim vardı o za*man Biz o adamı Cennetlik biliyoruz ve bize geldiği kadariyle Cennet ehlinin ruhları Zemzem kuyusundadırlar. Gecenin üçte biri veya yarısı geçince git kenarında dur. Sonra onu çağır, umulur kî sana cevap verir. Eğer cevap verirse, malının nerde olduğunu sor. Adam birinci, ikinci ve üçüncü gecelerinde, üçer sefer, aynı vakitte çağırdı <ve bir cevap alamadı.

Adam, âlimlerin yanına geldi. Ne yaptığını anlatınca, âlimler, «İnnâ lillah ve inna ileyhi râciun». Demek arkadaşımız cehennemlik imiş, dediler ve şöyle tavsiyede bulundular

«Yemen'e git, orda Bürhût isminde bir vadi var, onda bir ku*yu var. Kuyunun adı Bermuttur. Cehennemliklerin ruhları ordadır. Kenarına git, Zemzem "kuyusunda çağırdığın aynı vakitte onu ça*ğır.» Adam gitti, tavsiyeyi uyguladı ve ilk çağrıda cevap aldı.

Hikâyenin bakiyesi kitaptan düşmüş idi.

Safvân bin Arar, Ebu'l-Yeman Âmir bin Abdullah'dan mümin ruhların birleştiği bir yer var mı? diye sormuş. Âmir demiş ki;

Allah'ın «yer'e salih kullarım varis olacaklar» diye söz ettiği yer, ruhların toplandığı yerdir. Ruhlar haşre kadar orda dururlar.»

İbn-i Mende bunu rivayet etmiştir. Fakat cidden garip bir riva*yettir. Âyeti bununla tefsir etmek daha da gariptir.

îbn-i Idemiştir:Abdullah bin Havşab'dan rivayet ettiğine göre şöyle

Amir (Radıyallahû anhüma) Übeyy bin Ka'b'a Cennetlik ruhlar ile cehennemlik ruhların görüştükleri yeri mek*tupla sordu. Ka'b dedi ki:

Cennetlik ruhlar, Cabiye'dedirler. Kâfirlerin ruhları da Hadre-mut'ta, Bürhüt vadisindedirler.

Sahabeden bir gurup demiş ki, «ruhlar Allah katandadırlar.» Bu görüş, sahih Iarak, ibn-i Ömer (Radıyaîlahû anh) 'dan da rivayet edilmiştir.

îbn-i Mende, Şa'bi tarikiyle, Huzeyfe (Radıyallahû anh)'dan ri*vayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Ruhlar, Rahman olan Allah'ın yanında duruyorlar. Cesedlerine üfürülecek vadeyi bekliyorlar.

Bu rivayet, ruhların ayrı ayrı yerlerde olduğuna dair olan riva*yetlere münafi değildir.

Bir gurup da demişler ki: insanların ruhları Adem Babalarının sağında ve solundadırlar. Sahih rivayete göre Miraç hadisinde şöy*le denilmiştir:

Açılınca göğün üzerine çıktık, baktık bir adam sağında solun*da, şahıslar var; sağına baktığında gülüyor. Soluna baktığında ağlı*yor. Cibril'e «kimdir bu?» diye sordum. «Adem'dir, sağ ve solundaki şahıslar da onun zürriyetidir» dedi. Sağdakiler Cennetliktir. Soldakiler de Cehennemliktir. Sağma baktığında gülüyor, soluna baktığın*da ağlıyor..

. Bu hadisin lafzının zahirine göre, kâfirlerin ruhlarının da gökte olduğu anlaşılır. Bu ise, «Gök kâfirlerin ruhları için açılmaz» mea*lindeki âyet ve hadîse zıttır. '

Bâzı rivayetlerde, bu zorluğu giderecek ibare vardır. Rivayet şöy*ledir :

Âdem oğullarının ruhları ona arz edilir. Ruh mümin ise, ne gü*zel ruh! Onu alayı illiyine çıkarın, der. Kâfir ise ne çirkin ruh, onu yerin dibine götürün, der*işte bundan anlaşılır ki, zürriyetinin ruhları dünya semasın*da ona arzedilir. Yerlerine yerleştirmek için emir verir. Demek ruh*ların kaldığı yer, dünya seması değildir.

İbn-i Hazm iddia etti ki, Cenâb-ı Hak cesedlerden önce bütün ruhları birden yaratmış. Ve onları, madde dünyasının ötesinde bir Berzah'da yerleştirmiş.

Cesedleri yarattığında, ruhları o berzah âleminden alıp cesede yerleştiriyor. Sonra ölümde yine o âleme yerleştiriyor. Peygamber*ler ve şehidlerin ruhları ise Cennette olurlar.

Bu görüş başka hiç bir müslümandan anlatılmamış ve müslü-manlarm sözüne de benzemiyor. Bu ancak felsefeciler sözlerinin cin*sinden bir sözdür.

Bir gurup mütekelliminden nakledilmiş ki, ruhlar, cesedlerin ölmesiyle ölürler. Bu görüş mutezileye nisbet edilmiştir. Endülüs fa-kihlerinden bir cemâat de ayni şeyi söylemişlerdir. Eskilerinden, Abdul-Ala bin Vehb bin Muhammed b. Arar bin Lübabe; yenilerin*den de Süheyli ve Ebû Bekir bin Arabî gibi zatlar da bu görüştedirler.

Fakat Cumhuru ulemâ şiddetle bu görüşe karşı çıkmıştır. Hat*ta Sahnun bin Said ve diğerleri demiş ki, bu bid'atcüarm sözüdür. Ölümden sonra, ruhların baki kaldığını gösteren çok nass (kesin ifade) ler bunu reddeder ve çürütürler.

Şehidlerin ve ruhları Cennet'de olan diğer müminlerin hayata lan arasında iki yönden fark yardır:

Biri: Şehidlerin ruhları için, kuş şeklinde cesedler yaratılır, kur*sağına yerleşirler ki, o kuşun organlariyle soyut ruhtan daha fazla ve daha mükemmel nimetlensinler. Çünkü, şehidler, cesedlerini Al*lah yolunda feda etmişler. Buna mukabil Berzahta onlara bu cesed^ ler verilmiştir.

İkinci fark; Şehidler Cennetten rızıklamrlar. Halbuki diğer ölü*ler hakkında böyle kesin bir ifade yoktur. Her ne kadar, onlar cen*net ağaçlarına konurlar diye rivayet varsa da bunun iki manası vardır. Bu konmak yemek manasında geldiği gibi normal konmak manasında da olabilir. Alâ külli hâl, yemekte, nimet ve istifadede şehidler derecesinde değiller. Allah gaybi daha iyi bilir.

Amma ibn-i Sinninin, ibn-i Mes'ud (Radıyallahû anhî'den riva*yet ettiği:

«Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) kabristana girdiğinde ey fani ruhlar! Ey çürümüş cesedler! Ey yıpranmış kemikler! Ey dünyadan mümin olarak çıkanlar! Yâ Rabbi bunlara kendinden bir ruh kat, bizden de selâm ver» hadisi ise, senedinin zayıflığıyle be*raber «fani ruhlardan murad cesedlerden çıkmış ruhlar» diye te*vil edilir. [20]

SuFi
05-05-2009, 16:46
Faydalı Bîr Mesele


tbn-i Kayyim, dedi ki: Ruh için dört durak vardır. Her bir evvelkisinden daha büyüktür.

Birincisi, ana karnıdır. Bu sıkıntı, muhasara ve içice üç karan*lığın hakim olduğu bir yerdir.

ikincisi, içinde doğduğu, alıştığı, iyilik ve kötülüğü kazandığı bu dünyadır.

Üçüncüsü, Berzah Alemidir. O bu dünyadan daha geniş ve da*ha büyüktür. Dünya ana karnından ne kadar büyük ise o bu dün*yadan o kadar büyüktür.

Dördüncüsü, ondan sonra, durak olmayan âhiret âlemi, cen*net veya cehennemdir.

Bu durakların herbirinin hükmü ve gereği öbürünün hükümdre gereğinden değişiktir.

Ben diyorum ki, onun üçüncü durak hakkında naklettiğinige-yid eden şöyle bir rivayet vardır:

İbn-i Ebi Dünya, Süleym bin Âmir el-Cübbâ'inin mürsel ha*disinden merfûan şöyle rivayet etmiştir:

Müminin dünyadaki durumu, ana karnındaki ceninin durumu gibidir. Çıktığı ışığı gördüğü ve süt emmeye başladığında ana kar*nına dönmek istemediği gibi, mümin de ölümden korkar, fakat Rab-binin huzuruna vardığında bir daha dünyaya dönmek istemez.

Yine ibn-i Ebi Dünya, Amr bin Dinar'ın mürsel hadisinden şöyle rivayet etmiştir:

Bir adam öldü, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) bu*yurdu ki, bu adam dünyadan göç etti. Eğer durumumdan memnun ise dünyaya dönmek istemez, tıpkı herhangi birinizin ana karnına dönmek istemediği gibi...

. Hakim-i Tirmizi, 'Nevadirü'l-Usûl'de, Enes (Râdıyallahû anh)'-dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Ben müminin dünyadan çıkışını ancak, çocuğun ana karnın*dan çıkmasına benzetiyorum. O sıkıntı ve karanlıktan dünyanın fe*rahına çıktığı gibi mümin de dünyanın sıkıntı ve cefasından cen*netin ferah ve, safasına çıkar. [21]



Faydalı Bir Mesele


Yafü, «Kifâyetü'l-Mütekid»de, üstad Amr bin el-Farid'den lan-latüğına göre şöyle demiştir:

Veli bir adamın cenazesinde bulundum, namazını kıldığımızda hava yeşil kuşlarla doldu. Büyük bir kuş geldi, onu yuttu. Sonra uçtu. Ben bundan hayrette kaldım. Havadan inip namazda hazır bulunan bir adam bana dedi ki:

Hayrette kalma, çünkü şehidi erin ruhları yeşil kuşların kursa*ğında olurlar. Cennet meyvesinden yerler. Bunlar kılıç şehidleridir. Muhabbet şehidleri ise, cesedleri ruhlaşır.

Ben diyorum ki, bu, ibn-i Ebi Dünyanın ölüm konusunda Zeyd bin Eslem'den rivayet ettiği şu hadiseye benzer:

Demiştir ki: İsrailoğullan içinde mağarada inzivaya çekilmiş bir adam vardı. Kıtlık olduğunda muasırları ondan yardım istiyor-dular. Onlar için dua ederdi. Allah onlara yağmur yağdırırdı. Sonra öldü, kefenine koydular ve onlar o durumda iken, gök tarafından bir tahtın uçtuğunu gördüler. Tâ cenazenin yanma geldi. Bir adam kalk*tı, cenazeyi tahtın üzerine koydu. Birden taht yükseldi, millet de ona bakıyordu. Sonra onlardan kayboldu. Ve Cennete götürüldü. etmektedir

Maûne kuyusu savaşında katledilenler içinde Amir bin Fuheyr de vardı.

Amr bin Umeyye ed-Damri de esir düşmüştü. Âmir bin Tufeyl ona «sen arkadaşlarından kimseyi tanıyor musun?» dedi.

O:

«Evet,» dedi. Sonra ölülerin arasında gezindiler, ondan onların asıllarını soruyordu. Bulamadığı kimse var mı diye söyledi. Bin Ümeyye:

«Evet, Ebû Bekr'in kölesi Amir bin Füheyri göremiyorum.»

Bin Tufeyl:

«îçinizde nasıldı o?»

Bin Ümeyye:

«En faziletlimiz o idi.»

Bin Tufeyl:

«Onun durumunu sana bildireyim. Şu adam, okla ona vurdu. Sonra oku çıkardığında gözümden kayboldu. Onu öldüren adam da Kilâb kabilesinden, Cebbar bin Sülemi isminde birisiydi. Dahhâk bin Kilabi'nin yanına geldi, müslüman oldu ve kendisini İslam'a geti*ren şeyin Amir bin Füheyr'in ölümündeki gördüğü harikalık oldu*ğunu söyledi.

Bunun üzerine, Dahhak, Resûl-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) e onun müslüman olduğunu ve Âmir bin Füheyr'in ölümün-dekı harikalığı ve göğe çıkarılmasını gördüğünü yazdı. Resûl-i Ek*rem şöyle buyurdu:

«Melekler cesedini örttüler ve onu illiyine (en yüce makama) bıraktılar.»

Beyhaki, başka bir yönden şu ibare ile bunu nakletmiştir:

«Amir bin Tufeyl dedi ki; onu öldürdükten sonra göğe yüksel*diğini gördüm. Ben onun yerden ne kadar yükseldiğine bakıyordum.»

Sonra Beyhaki, «Buhari, bunu sahihinde rivayet, etmiştir.» ve hadisin sonunda «yükseldikten sonra yere indirildi ve kayboldu, kay*dım nakletmiştir» dedi.

Biz de, Musa bin Ükbe'nin bu kıssa hakkındaki mağazişi bahsinde bunu rivayet ettik.

Urve bin Zübeyr dedi ki:

«Âmr'in cesedi bulunmadı. Rivayet ettiklerine göre melekler onu defnetmişler.»

îbn-i Sa'-d, Hâkim el-kebir'de Urve yoluyla Âişe (RadıyallahûanhVdan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Âmir bin Füheyr göğe çıkartıldı. Cesedi bulunmadı. Derler ki, melekler onu defnetmişler.»

Ben diyorum ki, zahire göre meleklerin defnetmesinden gaye, meleklerin gökte gizlemesidir. Nasıl ki birinci rivayette, «Onu giz*leyip âla-yı illiyine bıraktılar» denilmiş

îmam Ahmed, Ebû Nuaym, Beyhaki, Amr bin Ümeyye ed-Öam-ri'den rivayet ettikleri şu hadis de buna benziyor:

«Resûl-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Ed-Demri'yi ca*sus olarak, yalnız göndermişti. Dedi ki;

Hüdeyb tepesine geldim, üstüne çıktım. Fakat, casuslardan kor*kuyordum. Hubeyb'i bıraktım, yere düştü, ben de atladım, biraz uzağa düştüm, döndüm. Hubeyb'i göremedim, sanki, yer onu yut*muştu.»

Şimdiye kadar, hiç kimse Hübeyb'in izini bulamadı.

Demek Hübeyb bin Adi de meleklerin gizlediği birisidir. Yaonu göğe çıkarmışlar ki hadisin zahirinden anlaşılan odur. Veya yerde defnetmişlerdir.

Ebû Nuaym, kesin olarak onun göğe çıkartıldığını söylemiştir. Resûl-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'in mucizelerini diğer peygamberlerin mucizeleriyle karşılaştırırken:

Eğer denilse İsa (Aleyhi's-selâm) göğe çıkartıldı.

Biz de deriz ki, Resul-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) üm*metinden bir gurub da göğe çıkartılmıştır. Bu daha aciptir, demiş. Sonra Amir bin Füheyr, Hubeyb bin Adi, Ala bin Hadram'm kıssa*larını zikretmiş.

Göğe çıkarılma hadisesini takviye eden bir rivayette Nesâi, Bey-haki ve Taberanrnin rivayet ettikleri şu hadistir:

Uhud savaşında Talha'nm parmakları isabet aldı. «Ah!» dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Eğer, Bismillah deseydin, melekler milletin gözü önünde seni göğe çıkartıp gizlerlerdi.»

Bu gizleme hadisesine bir derece uygun ibn-i Asakirin Ata el-Horasani'nin tarikiyle nakl ettiği şu hadisedir:

Üveys el-Karanî (Radıyallahû anh), yolda ishalden Öldü. Tor*basında —kendi elbiselerinden olmayan bir rivayette de insan*ların dokumasından olmayan iki elbise bulundu. Sonra iki adam çıkıp ona kabir kazmak istediler. Dönüp dediler ki:

«Bir taş içinde kazılmış bir kabir gördük, sanki şu anda bitmiş gibi idi. Onu tekfin edip orda defnettiler. Sonra dönüp orda hiç bir şey göremediler.»

îmam Ahmed bunu «Zühd»de Abdullah bin Seleme tarikiyle ri*vayet etmiştir. Sonunda şunu da nakletmiş :

«Biz birbirimize, dönelim! Dönsek kabrini tanırız, dedik. Dön*dük baktık ne iz var, ne kabir.»

«Yeşil Kuşlar» hadisesine benzer bir rivayette şudur: îbn-i Asakir, Ebû Bekir bin Reyyan'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Mısır'da Gülle Hamamında durmuş idim, oraya Zin-nun'un cena*zesini getirmiştiler. Baktım yeşil kuşlar etrafında uçuşuyorlar. Kab*rine götürülünceye kadar etrafından ayrılmadılar. Defnedilince kuş*lar kayboldu.

«Muhlislerin Kerametleri Hakkında Gizli Sır» adlı kitapta Tahir bin Muhammed es-Sadefi, salihlerden biri olan Selâmet el-Ken'an'ın hâl tercemesinde şöyle nakletmiştir.

O Öleceği sene hangi senede ve ne zaman öleceğini bildirdi. Ve o sene öldü, salihlerin cenazesinde hazır bulunan «Ak Kuşlar» onun cenazesinin etrafında kabrine varıncaya kadar uçuşuyordular.

Bu ifadeler gösteriyor ki: Bu durum salihlerin cenazesinde alı*şılmış garip olmayan bir hâldir.

Yine aynı kitapta, Mâlik bin Ali el-Kelânisi'nin hâl tercemesin*de şöyle denilmiştir:

O öldüğü ve musallaya konduğunda millet, gözün alabileceği her tarafın son derece beyaz elbiseli kişilerle dolu olduğunu ve cemaat*la beraber cenaze namazını kıldıklarını gördü.

Ebû Halid'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Amr bin Kays Öldüğünde, ölü beyaz elbiseli adamlarla dolu gördüler. Namazı kılınıp defnedildiğinde, daha kimseyi göremediler.

îbn-i Cevzî «Uyun el-Hikâyât» kitabında, senediyle Abdullah bin Mübarek'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Ben bir gece mezarlıkta iken, Rabbiyle münacaât eden hüzün*lü bir ses işittim. Şöyle diyordu:

«Yâ sahibim! Kölen dergâhına geldi. Ruhun yanında, yollan elin*de, seni istiyor sana hasrettir. Geceleyin uykusuz, gündüzleyin ra*hatsız, İçi yanıyor, göz yaşları akıyor. Seni görmek istiyor. Sana kavuşmak için inliyor. Sen olmadan o rahat etmez» dedikten sonra, ağladı, başını kaldırdı, şiddetle bağırdı. Ben onu deprettim, baktım ölüdür. Ben onunla uğraşırken baktım bir «Cemâat» yanma geldi. Yıkadılar, ilaçladılar, kefenleyip namazını kıldıktan sonra defnedip göğe doğru yükseldiler

Yine ibn-i Cevzi senediyle, Hasan el-Basri'den rivayet ektiğine göre, şöyle demiştir:

Sahraya çıktım, bîr mağaraya rastladım. Baktım içinde bir genç dikilip namaz kılıyor. Mağaranın kapısında vahşi bir hayvan çöke*rek duruyordu. Ben ey genç bu vahşi hayvanı görmüyormusun, de*dim. O:

«Eğer hayvanı yaratan Allah'dan korksaydin daha iyi olurdu» dedi. Sonra hayvanın üzerine vardı:

«Sen Allah'ın arslanlaruıdan bir aralansın. Ben senin rızkını geri çevirecek değilim. Eğer Allah senin bir şey yapmana izin ver-mişse yap. Yoksa ayrıl, git» dedi. Hayvan dönüp kaçtı. Sonra genç:

«Yâ Rabbi! Arş-ı Âlâ-daki izzet makamları hürmetine senden is*tiyorum : Eğer benim için yanında bir hayır varsa ruhumu al» dedi. Ve sözünü bitirmeden dünyadan ayrıldı. Döndüm salih ve zahit ar*kadaşlarımı topladım ki» onu tekfin edip defnedelim. Mağaraya dön*düğümüzde kimseyi göremedik. Birden gaibden sesini işittiğim şah*sım göremediğim biri bana:

— Yâ Ebâ Saîd milleti geri çevir, çünkü o genç kaldırıldı, dedi.

Faydalı Bir Mesele:

Ebû Saîd, «Şeref el-Mustafa» adh eserde, Ahmed bin Muham-med bin Ebû Berre tarikiyle, Muhammed el-Vezzân'dan, o da Ubeyd bin Said'den o da babasından şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Hasan (Radıyallahû anh) bir topluluk içinde otururken, yeşil gözlü bir adam geldi. Hasan Ona:

«Sen böyle mi doğdun? Yoksa böyle mi kendini arzediyorsun?» dedi.

Adam:

«Yâ Hasan, beni tanımıyor musun?» dedi.

Hasan (Radıyallahû anh) :

«Kimsin?» dedi.

Adam, Nesebini söyledi, meclisteki herkes onu tanıdı. Hasan

«Nedir hâlin?» diye sordu. Adam:

Bütün malımı toplayıp bir gemiye attım, Yemen'e doğru gidi-yordum. Yolda fırtına koptu, gemi battı. Bir tahta üstünde sahile çıktım. Oturup tereddüt ediyordum: Galiba ondört kişi batmıştı. Ot, ağaç ne buldumsa yedim, Çeşme suyunu içtim. Sonra dik doğru gideyim, ya helak olurum veya kurtulurum, dedim. Yürüdüm. Önü*me bir saray yükseldi. Duvarları sanki, gümüşten idi. Kapısını İttim. İçinde salonlar vardı. Salonların her köşesinde, pırlantadan sandık*lar vardı. Kilitli idiler, yalnız bir bakmakla açüıyordular. Bâzılarını açtım, içinden hoş bir koku çıktı, baktım içinde ipek elbiseli adam*lar yatıyor. Elledim, baktım diri sıfatında ölüdürler. Sandığı kapat*tım, çıktım, sarayın kapısını da kilitledim.

Geçtim, hiç benzerini görmediğim iki süvari gördüm. Doru at*lara binmiştiler. Halimi sordular, ben anlattım.

Onlar:

«İleriye doğru git, bir ağaca rastlarsın, yanında bir bahçe var, orda güzel kıyafetli yaşlı bir adam var. Namaz kılıyor. Durumunu; ona anlat. O sana yolu gösterir,» dediler.

Geçtim, yaşlı bir adamla karşılaştım. Selâm verdim, selâmımı aldı. Hikâyemi sordu. Başıma gelen bütün şeyleri anlattım. Sarayın bahsi gelince adam, ürperdi.

«Sonra ne yaptın?» diye sordu.

Sandıklan kapattım, dedim. O ân üzerinden bir bulut geçti, «Esselâmü Aleyke Yâ Veliyyah» diye selâm verdi. Adam buluta; «Nereye gidiyorsun» diye sordu. Bulut;

«Falan falan yere gidiyorum» dedi. Bulutlar böyle ard arda de*vam edip geçtiler. Tâ bir bulut gelip ondan nereye gidiyorsun diye sorunca;

«Basra'ya gidiyorum» dedi. Adam ona;

«İn» dedi, indi. Önünde durdu. Ona bu adamı yüklenip evine bırak, dedi. Ben bulutun sırtına bindiğimde, Allah hakkı için o gör*düğüm saray, «Süvariler ve sen necisiniz» diye bana söyle, dedim.

Adam, dedi ki;

«O saray, Allanın deniz şehidleıine ettiği bir ikramdır. Onlara melekler müekkel kılınıp onları denizden topluyor ve o sandıklara ipek kefenler içine koyuyorlar.

O iki süvari ise, iki melektirler, sabah akşam gelip Allah'dan on*lara selam getiriyorlar. Ben ise Hızırım, Allah'dan istedim ki, beni peygamberimizin ümmetiyle hasretsin.

Adam dedi ki:

«Ben buluta bindiğimde Öyle büyük bir korku beni işardı ki, on*dan gözlerim böyle yeşil rengini aldı.

Şeyhü'l-İslam ibn-i Hacer, «El-İsâbe fi Marifeti's-Sahâbe» kita*bında Hızır'ın hâl tercemesinde bu kıssayı nakletmiştir. [22]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] En'am, 98

[2] «ud,6

[3] Bakara, 154

[4] Burada; miraç ismi alet olup yükselte-n vasıta ve yükselmenin yolu demektir.



[5] Berzah aralık demektir. Dünya ve Ahiret arasında ruhların beklediği alem'in ismi olmuştur

[6] Enbiya 105

[7] Vakia, son ayetler...

[8] Fecir .son ayetler

[9] Yasin 26

[10] Araf, 172.

[11] Araf, 11

[12] Taha, 71.

[13] Ali İmran, 169.

[14] Mevkuf, senedi sahabelere kadar yükselen hadis demektir.

[15] Merfu, senedi, Peygambere yükselen hadis demektir

[16] Al! Imran, 08.

[17] Allah'ın huzuru demektir

[18] Hadid, 19

[19] Bu hadiste, Cehennemden maksat. Cehennem eteşi gibi sıcak olan mag*ma ateşidir. Sonradan 'keşfedilen 'bu tabaka 1400 sene önce Peygamber Efendimiz (A.S,) tarafından frıaber verilmiştir

[20] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 374-414.

[21] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 415-416.

[22] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 417-424.

SuFi
05-05-2009, 16:47
Her Gün Ölünün Cennet Veya Cehennemdeki Yeri Ona Gösterilir


Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'inde:

«O ateş ki, sabah, akşam ona arz edilirler.» [1]

îbn-i Ebi Şeybe, Hüzeyl'den rivayet ettiğine göre;

Firavun milletinin ruhları kara kuşlar cevfinde, sabah a cehenneme arzedilirler. İşte âyetteki arz edilme budur, demiş

Lalkâi ve îsmaili, ibn-i Mes'ud (Radıyallahû anh) 'dan riv&yH'ettiklerine göre:

Firavun milletinin ruhları «Kara Kuşlar» cevfinde her gün iki sefer Cehenneme arzedilirler. Onlara işte yurdunuz burasıdır, denilir ve âyet-i kerime'deki arzedilmeden kasıt da budur, demiş.

İbn-i Ebî Hatem, Abdurrahman bin Zeyd bin Eslem'den «Sabah akşam ateşe arzedilirler» mealindeki âyet-i kerime hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Onlar kıyamete kadar her gün Cehenneme götürülüp getirilirler.

Buhari ve Müslim, ibn-i Ömer (Radıyallahû anh) 'dan rivayet et*tiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle bu*yurdu:

«Herhangi biriniz öldüğünde yeri kıyamete kadar her gün sabah akşam ona gösterilir. Cennetlik ise, Cennet ona gösterilir. Cehen*nemlik ise Cehennem ona gösterilir.»

- Kurtubi demiş ki: «Bu durum, azap görmeyecek mümine mahsustur.»

Başkaları ise «ona mahsus değildir.» demişler.

Belki de azap görecek mümin, Cennet ve Cehennemdeki yerlrini, bir anda veya ayrı ayrı zamanlarda görebilir.

Kurtubi, demiş ki; Rivayete göre, bu arz edilme yalnız ruh için*dir. Ruhun bedenin bütünüyle veya bir parçasiyle ilişkili olması ca*izdir. Kabir sorgusu için ruh kabirde cesede geldiği gibi bu gösteril*me anında da cesede gönderilir.

Ben de derim ki, Lalkai «Sünnet»de, hadisi, «yeri ruha arze-e dil ir.» ibaresiyle nakletmiştir.

Hennad «Zühd»de, ibn-i Ömer (Radıyallahû anhüma) 'dan riva*yet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Kabirde kişinin Cennet veya Cehennemdeki yeri, her gün sa*bah akşam ona gösterilir.

Beyhaki Şuâb-i îman»da Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'-dan rivâyeteitiğine göre, o her gün sabah akşam iki sefer şöyle ba*ğırıyordu:

Sabahleyin, «Gece gitti, gündüz geldi. Firavun milleti Cehenne*me arzedildi» derdi, sesini işiten herkes, ateşten Allah'a sığmıyordu.

Akşamleyin, yine aynen: «Gündüz gitti, gece geldi, Firavun mil*leti, ateşe arzedildi», derdi, sesini işiten herkes mutlaka ateşten Al*lah'a sığmıyordu.

İbn-i Ebi Dünya, Evzaî'den: «Ölümden sonra yaşayanlar» adlı ki-tapta, şöyle nakletmiştir:

O, Askalan'da iken sahilde bir adam

«Yâ Ebâ Ömer! Biz denizden siyah kuşların çıktığım sonra aynı kuşlar ak olarak döndüklerini görüyoruz. Bunun farkına vardınız mı,» diye sordu.

Evzâi:

Onların kursağında, Firavun milletinin ruhları vardır. Cehen*neme arzedilirler, tüyleri siyahlanır. Sonra o tüyleri atınca aklaşıyor-lar. Kıyamete kadar böyle devam eder, onlara «Firavun 'milletini en ağır azaba sokunuz» [2]denilir. [3]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] gafir 46.

[2] Gaf ir, 46

[3] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 425-427.

SuFi
05-05-2009, 16:48
Dirilerin Amelleri Ölülere Arzedîlir


îmam Ahmed, Hakim-i Tirraizi «Nevadirül-Usûl»de, ve ibn-i Mende Enes (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre Resûlul-lah (Saîlallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Amelleriniz, ölü, akraba ve yakınlarınıza arz edilir. Ameliniz ha*yırlı ise, müjdelenirler. Değilse, «Yâ Rabbi, bize hidâyet verdiğin gi*bi, hidayet vermeden onları öldürme» derler.

Tayalis, «Müsned»inde Câbir bin Abdullah'dan rivayet ettiği*ne göre, Resûlullah (Saîlallâhû Aleyhi ve. Sellem) şöyle buyurmuş*tur:

Amelleriniz, kabirdeki, akraba ve yakınlarınıza arz edilir. Ame*liniz hayırlı ise onunla müjdelenirler. Değilse, «Yâ Rabbi ibadet ve tâatin için onlara şuur ver» derler.

îbn-i Mübarek, ibn-i Ebi Dünya, Ebû Eyyûb (Radıyallahû anh)'-dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Amelleriniz ölülerinize arzedilir. Güzelse, sevinir ve müjdelenir*ler, kötü ise «Yâ Rabbi geri çevir» derler.

Ibn-i Ebi Şeybe «Musannef»de Hâkim-i Tirmizi ve ibn-i Ebi Dünya İbrahim bin Meysere'den rivayet ettiklerine göre, şöyle nak-letmiştir:

Ebû Eyyûb (el-Ensari) (Radıyallahû anh) İstanbul'a savaşa çık*tı. Çok kıssa anlatan bir adamın yanmdan geçti. Adam şöyle di*yordu :

«Kulun gündüzleyin erken yaptığı ameller, akşamleyin, kabir*deki tanıdıklarına arzedilir. Akşama doğru yaptığı ameller, sabah*leyin kabirdeki tanıdıklarına arzedilir.

Ebû Eyyûb:

«Ne diyorsun?» dedi.

Kıssacı î

«O, dediğim gibidir.»

. Ebû Eyyûb: «Yâ Rabbi, Ubâde bin Sâmit ve Sa'd bin Ubâde'nin yanında

ayıbımı açığa çıkartma.» dedi. \

Kıssacı:

«Allah, kişinin ayhını örtüp en iyi ameliyle onu övmeden onu yanma almaz» dedi.

Hâkim-i Tirmizi, «Nevâdir»de Abdulgafûr bin Abdulaziz'deö, babasından, dedesinden, rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallalla-hû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur

Ameller, pazartesi ve perşembe günleri Allah'a arz edilir. Cuma günü de peygamberlere, anne ve babalara arzedilir. Onun hasena-tiyle sevinirler. Yüzleri aklaşir, parlar. Öyle ise Allah'dan korkunuz, ölülerinize eziyet vermeyiniz

Hakim-i Tirmizi ve ibn-i Ebi Dünya, «Rüyalar» kitabında Bey-haki «Şuâb-ı îmanda» Numan bin Beşir (Radıyallahû anh) 'dan o da Resûlullah (Saîlallâhû Aleyhi ve Sellem)'den şöyle işittiğini rivayet etmişler:

«Kabirlerdeki kardeşleriniz için Allah'dan sakınınız, çünkü amel*leriniz, onlara arzedilir.»

îbn-i Ebi Dünya, Isbehâni «Tergibde; Ebû Hüreyre (Radıyal-lahû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aley*hi vo Sellenı) :

«Ölülerinizi, kötü amellerinizle utandırmayın. Çünkü amelleri*niz kabirdeki dostlarınıza gösterilir.»

İbn-i Ebi Dünya, ibn-i Mende ve ibn-i Asâkir... Muhammed bin Abdullah'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Ubbâd el-Havas, İbrahim bin Salih el-Hâşemi'nin Filistin va*lisi iken yanma gitti. İbrahim «Bana va'z et» dedi. Ubbâd dedi ki:

«Sen Resûlullah'ın akrabasısm. İşittiğime göre, dirilerin amel*leri, ölmüş akrabalarına arz edilir. Bakalım seninkinden, Resûlullah'a ne arz edilecek.»

İbn-i Ebi Dünya, Ebû Derda (Radıyallahû arihVdan rivayet et*tiğine göre şöyle diyormuş :

«Yâ Rabbi, dayım Abdullah bin Revâha ile karşılaştığımda ba*na kızmasından sana sığınıyorum.»

(Abdullah bin Revana daha önce ölmüştü.)

îbn-î el-Mübarek, İsbehâni, Ebû Derdâ (Radıyallahû anh)'dan p-ivâyet ettiklerine göre:

«Amelleriniz ölülerinize arz edilir. Onunla ya sevinirler ya bo*zulurlar... Yâ Rabbi Abdullah bin Re vahaya eziyet yerecek bir iş yapmaktan sana sığınırım» derdi.

Yine ibn-el-Mübarek, Osman bin Abdullah bin Evs'ten rivayet ettiğine göre Said bin Cübeyr şöyle demiştir:

«Kardeşim Amr bin Evs'in kızı, Osmanın hanımıydı. Abdullah

bin Evs yanma girmek için izin istedi. İzin verdi. Yanına girdi, «ko*can sana nasıl davranıyor» diye sordu.

«İyilik yapabildiği kadar iyidir» dedi.

Abdullah:

«Oğlum Osman! Hanımına iyi davran. Çünkü ona iyilil yaparsan mutlaka Amr bin Evs'e gider.» dedi. Osman dedi ki: «Ben dirilerin haberi ölülere gider mi?» diye sordum.

O:

«Evet, dostu olan herkesin akrabalarının haberi ona ulaşır. İyi haber verilse, sevinir, ferahlanır, tebrik edilir. Haber kötü ise da*rılır, üzülür. Öyle ki, onlar, yeni ölmüş adamı hayatta sanıp ne ya*pıyor diye sorarlar. «O öldü, size gelmedi mi?» denilince. Onlar:

«Hayır, demek sığınağı olan Cehenneme gitti» derler.

lbn~i Ebi Dünya, Ebû Bekir bin Ayyaş tarikiyle Esed kabilesfl.-den olan bir kabir kazıcısından rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir

Bir gece kabristanda idim. Birden kabrin birinden; «Yâ Abdullah!» diye bir ses geldi. Öbür kabirden; «Ne istiyorsun ya Câbir» dedi. Câbir dedi ki:

«Yarın anam bize gelecek. Fakat ne yazık ki bize kavuşamaya*cak. Babam ona kızmış, namazını kılmamak için yemin etmiş.

Sabahleyin bir adam geldi, onlardan ses işittiğim, «Şu iki ka*bir arasında bana bir kabir kaz» dedi. Ben «bunun ismi Câbir, di*ğerinin de Abdullahdır, dedim, akşamleyin işittiğimi ona anlattım. Meğer ki, o adam, Cabir'in babasıymış, Bana «evet hanımını öldü, fakat ben namazmı kılmamak için yemin ettim. Madem Cabir Öyle demiş, kefaretimi ödeyip namazını kılacağım» dedi.

Ebû Nuaym, ibn-i Mesud'dan rivayet ettiğine göre şöyle de*miştir :

«Babanın dost olduğuyla, sen de dost ol. Çünkü kabirde, Ölüye yapılan iyilik ve alaka ancak onun dünyada kalan dostlarına iyilik yapmak ve ilişki kesmemekle olur.»

îbn-i Hibban, îbn-i Ömer (Radıyallahû anhî'dan rivayet ettiği*ne göre Resûlullah Efendimiz (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Babasını kabirde ziyaret etmek isteyen kimse, babasının sağ» kalan kardeş ve dostlarını ziyaret etsin.»

Ebû Davud ve îbn-i Hibban, Ebû Esved es-Saidi'den şöyle riva*yet etmişlerdir:

Resûlullah Efendimizin yanına bir adam geldi ve:

«Ebeveynimin ölümünden sötıra, onlara yapabileceğim bir iyilik kaldı mı?» diye sordu.

Resûlullah Saîlallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Evet» dedi. Yapılacak dört şeyin kaldı. Onlara duâ etmek, on*ların sağken verdikleri sözlerini gerçekleştirmek, onların dostlarına ikramda bulunmak ve onlar tarafmdan olan akrabalarla ilgiyi kesmemektir. [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 428-432.

SuFi
05-05-2009, 16:48
Ruhu Güzel Makamından Alıkoyan Şey


Tirmizi, ibn-i Mace, Beyhaki, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'-dan rivayet ettiklerine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Mümin, ödeninceye kadar borcuna bağlıdır.»

«Âlimler, «bağlıdır» sözünden kasıt güzel makamından alıkonu*lur demektir» demişler.

Taberâni, Enes (Radıyallahû anh)'dan şöyle dedigûflj rivayet etmiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'m yanına bir adam getirildi. Üzerine namaz kılacaktı. «Arkadaşınızın üzerinde borç var mıdır?» diye sordu. Sahabenin biri «Evet» dedi. Bunun üzerine:

«Ruhu kabrinde rehin edilip göğe çıkamayan bir adama dua et*mem yarar sağlamaz. Eğer biriniz, onun borcuna kefalet ederse, kal*kar namazını kılarım. O zaman muhakkak, namazım ona fayda ve*rir.»

Taberâni «Evsât»deve Beyhaki ve îsbehani Tergibde Semûre bin Cündüp (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) namazını kıldıktan son*ra : «Burda filan kabileden kimse var mı?» Ölünüz borcundan dolayı Cennet kapısının berisinde yakalanmış. İsterseniz borcunu ödeyin, isterseniz Allah'ın azabına teslim edin» diye buyurdu.

îmam Ahmed, Beyhaki, Câbir (Radıyallahû anh) 'dan şunu riva*yet etmiştir:

«Adamın biri öldü. İki dinar borcu vardı. Peygamber Efendimiz (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) namazını kılmadı. Ancak, Ebû Kata-de (Radiyallahû anh) ölünün borcunu yüklendikten sonra, peygam*ber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) namazım kıldt Bu olaydan bir gün sonra, Ebû Katâde'ye o iki dinarı ne yaptığım sordu. Ebû Katâde «Adam daha dün öldü, acelesi yok» dedi.

Üçüncü günü Ebû Katâde Peygamberimizin yanına gelip «öde*dim» dedi. Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) «İşte şimdi, vü*cudu serinledi (ateşte yanmaktan kurtuldu)» diye buyurdu.

Bezzar, Taberani, îbn-i Abbâs (Radıyallahû anh) 'dan rivayet et*tiklerine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Salîallâhû Aleyhi ve Sellem) bir gün, öğle namazını kıldıktan sonra «Burada Hüzeyl kabilesinden bir adam medfundur; borcundan dolayı cennet kapısının berisinde yakalandı» diye bu*yurdu.

îmam Ahmed, Saîd b. Atval'den şöyle rivayet etmiştir:

— Babamız öldü. Arkada üç yüz dinar para ile borç ve çoluk -çocuk bıraktı. Onun çocuklarına yardım etmek istedim. Fakat Re-sûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Yardım yerine borcunu öde. Çünkü o, borcundan dolayı (kab*rinde) hapsolunmuştur» diye buyurdu.

Taberani Evsât»da Berâ b. Âzip (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem,) şöy*le buyurmuştur:

— Borç sahibi, borcuyla esirdir. Yalnızlıktan ötürü halini Al*lah'a şikâyet eder.

îbn-i Ebi Dünya, «Öldükten Sonra Yaşayanlar» kitabında Şey-ban bin Hasan'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Babam ve Abdülvâhid bin Zeyd savaşa çıktılar. Geniş derin bir kuyuya saldırdılar. Baktılar ki «Him Him» diye bir ses geliyor. Biri kuyuya girdi. Baktı ki bir adam su üzerinde bir tahtada oturmuş, Ona; «Cin misin, îhs misin» diye sordu. Adam;

«İns'im ben» dedi.

— Necisin, deyince.

— Antakyah birisiyim, öldüm, Rabbim borcumdan dolayı be*ni burda hapsetti. Antakya'da kalan babam da ne beni hatırlıyor, ne de borcumu ödüyor, dedi.

Bunun üzerine kuyudaki adam çıktı. Diğer arkadaşına «Haydi savaşa, savaşa gidelim. Ta ki, gidip borcunu ödeyelim.» Gittiler o borcunu ödediler. Sonra tekrar o çukurun yanına döndüler. Baktı*lar ki ne çukur var, ne de herhangi bir şey..

Akşamleyin orda yattılar. Adam onların rüyalarına geldi. «Al*lah benden taraf hayrınızı versin. Borcumu ödediğinizden sonra, Rab*bim beni Cennetteki falan yere götürdü,» dedi. [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 433-435.

SuFi
05-05-2009, 16:49
Vasiyyet Etme


Ebû Şeyh bin Habban, «Vasiyetler» kitabında, Kays bin Kabise [Radıyallahû anh) 'dan merfûan şunu rivayet etmiştir:

Kim vasiyet etmeden ölürse diğer ölülerle konuşamaz.» «Yâ Resûlullah ölüler konuşur mu?» diye sordular. «Evet, onlar ziyaretleşirler» diye buyurdu.

Ebû Ahimed, Hâkim, «Künyeler» kitabında Câbir'den merfûan Rivayet ettiklerine göre; Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Şöyle buyurmuştur:

«Kim vasiyet etmeden ölürse, kıyamete kadar, konuşmak için ima izin verilmez.-Yâ Re sû I ali ah, onlar kıyametden önce de konuşurlar mı?» diye kordular.

«Evet, onlar birbirini ziyaret ederler» dedi.

îbn-i Ebi Dünya, Said bin.Hâlid tarikiyle ibn-i Zeyd el-Ensari CRadıyallahû anh)'dan, o da Basra'lı bir adamdan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Ben kabir kazıcısı idim. Birgün bir kabir kazarken başımı ona yakın bir yere koydum, yattım. İki hanım rüyama girdiler. Birisi t

«Yâ Abdullah Allah hakkı için bu kadını bize komşu etme» dedi.

Ben korkumdan uyandım. Baktım yanıma bir kadın cenazesi getirilmiş. Ben «arkanızda başka bir kabir vardır, oraya gömün» dedim. Onları o kazdığım kabirden vazgeçirdim.

Geceleyin, yine o iki hanımı rüyamda gördüm. Yine o kadm ba*na : «Allah senin sevabını versin, bizden büyük bir şerri defettin» dedi.

Ben:

«Neden arkadaşın senin gibi konuşmuyor» dedim. O dedi ki

«Arkadaşım, vasiyet etmeden öldü, vasiyet etmeden ölenlerin ce*zası da kıyamete kadar konuşmamaktır.»

Deylemi, Ebû Hedbe tarikiyle Enes CRadıyallahû anh)'dan riva*yet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle bu*yurmuştur :

«Cennet ehlinden iki kadm gördüm. Biri konuşuyordu. Diğeri konuşamıyordu. Ben, «neden sen konuşuyorsun da diğeri konuşamı*yor dedim. Kadın dedi ki:

«Ben vasiyetimi ettim, bu ise vasiyetini etmeden öldü. İşte kıya*mete kadar konuşamayacaktır.» [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 436-437.

SuFi
05-05-2009, 16:50
Ölüler İle Dirilerin Ruhları Rüyada Görüşür


Bu konuda Selmân-ı Fârisi vö Abdullah bin Selam'm sözleri da*ha önce geçti. Bu meselenin delilleri sayılmayacak kadar çoktur. Gerçek olan olaylar bunun en doğru delilidir. Dirilerin ruhları bir*biriyle görüştüğü gibi, ölüler ile dirilerin ruhları da birbiriyle gö*rüşür.

Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor:

«Allah Ölümde canları alır. Ölmeyip rüyasında olan canlan da alır. Ölümle ona hükmettiğini tutar, diğerini belli bir zamana ka*dar bırakır»[1]

Baki bin Muhalled ve ibn-i Mende, «Ruh» kitabında ve Taberâni «Evsat»da Said bin Cübeyr tarikiyle ibn-i Abbâs (Radıyallahû anh)'-dan şu âyet hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir.

Bana ulaştı ki, diriler ile ölülerin ruhları rüyada görüşür. Bir*birinden durumlarını öğrenirler, Allah Ölülerin ruhlarını tutar, di*ğerlerin ruhlarını belli bir zamana kadar cesedlerine geri gönderir.

îbn-i Ebi Hâtem, Süddi'den, yukardaki âyet-i kerime hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir.

«Allah uykuda ruhları alır. Dirinin ruhu ile ölünün ruhu görü*şür. Tanışıp sohbet ederler. Dirinin ruhu dünyadaki cesedine gönde*rilir, belli bir zaman orda kalır. Ölünün ruhu da cesedine dönmek İster. Fakat tutuklanır.»,

Cüveybir yukardaki âyet hakkında ibn-i Abbâs (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Doğu ile batı arası kadar bir ip, yer ile gök arasında uzanmış ölülerin ruhları ile dirilerin ruhları o ipe gelir. Ölü ile diri orada gö*rüşür. Rızkını tamamlamak üzere cesedine dönmek için diriye izin verildiği zaman ölü yakalanır.

Firdevs [2] kitabında Ebû Derda (Radıyallahû ahhVın hadi-sinde şöyle denilmiştir;

İnsanın ruhu cesedinden çıktığında bir ay evinin etrafında, bir sene de kabrinin etrafında çevrilir. Sonra ruhların üzerinde görüş*tüğü o îpe yükselir

îbn-i Kayyim dedi ki, ruhların görüştüğüne bir delil şudur:

Diri, ölüyü rüyasında görür. Ondan gaybî haberler alır ve o ha*berler aynen çıkar.

Ben de derim1 ki, ibn-i Sirîn'den senediyle şöyle rivayet edilmiş*tir:

Ölünün rüyada sana haber verdiği haktır. Çünkü o hak bir âlem*dedir.

îbn-i Ebi Dünya ve ibn el-Cevzi, «Uyun el-Hikayât» kitabında senediyle Şehr bin Havşep'den rivayet ettiklerine göre:

Sa'd bin Cüsâme ve Avf bin Mâlik âhiret kardeşi olmuştular. Sa'b Avf'a dedi ki:

Kardeşim hangimiz daha önce ölürse öbürüne görünsün. Avf:

— Bu da mı olur? dedi.

Sa'b:

— Evet, dedi.

Sonra Sa'b öldü. Avf onu rüyasında gördü.

— Sana ne yapıldı, dedi.

— Sıkıntıdan sonra mağfiret edildim, dedi.

— Nedir o sıkıntı dedi. Sa'b:

— Bu, filan yahudiden borç aldığım on dinardır, onları ok eğe*rine bırakmışıniL Git onları ona ver ve bil ki, ailemin basma ne gel*mişse haberim vardır. Hattâ, bir kaç gün önce ölen kedimin de ha*beri bana geldi ve bil ki, falan kızım altı gün sonra ölecektir, ona iyi davranın» dedi.

Sabahleyin, evine gittim. Eğeri aradım, aşağıya indirdim, bak*tım, kese içinde on dinar var. Yahudi'yi çağırdım. «Senin Sa'b'bdan kalan bir şeyin var mı?» dedim O

«Allah Sa'b'a rahmet etsin. O Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) m sahabelerinin iyüerindendi. Benden on dinar borç istedi. Ona verdim» dedi. Sonra on dinarını verdiğimde;

«Vallahi ona borç verdiğim on dinarın aynısıdır» dedi.

Ben ailesine «Sa'b'm vefatından sonra sizde bir olay oldu mu?» dedim. Onlar:

«Evet şöyle şöyle olaylar oldu» dediler. Kedinin Ölümünü dahi zikrettiler.

Ben:

«Kardeşimin kızı nerde» diye sordum. «Dışarda oynuyor» dedi*ler. Beni yanına götürdüler, okşadım. Baktım harareti var, ona iyi davranın dedim. Altı gün sonra kız öldü.

îbn-eLMübarek —«Zühd»de— Atiyye bin Kays'dan, o da Avf bin Malik el-Eşcaî'den rivayet ettiğine göre:

O, Muhlim isminde bir adamla âhiret kardeşiydi. Sonra, Muh*lim sekerâta girdi. Avf ziyaretine gitti. Ona dedi ki:

Şayet o âleme gidersen dön başına, ne geldiğini bize halter ver.

Muhlim:

— Eğer böyle bir şey benim gibilere mümkün ise yaparım, dedi. Sonra ruhunu teslim etti. Avf, bir sene sonra onu rüyasında gördü.

— Yâ Muhlim, sana ne yapıldı, dedi.

O;

— Ücretimizi aldık, dedi. Avf:

— Hepiniz aldınız mı? diye sordu. O:

— Evet, hepimiz, dedi. Yalnız, parmakla gösterilen ve Ölenlerin en sonunda kalan düşükler henüz amellerinin k almamışlardır.

Vallahi ben bütün ecrimi aldım, hattâ ölümümden bir ce kaybolan kediden dolayı da ecrimi aldım.

Sabahleyin, Avf onun hanımına gitti. İçeri girdiği zaman «Mer*haba ey Muhlim'den sonra Sa'b'ın ziyaretçisi!» diye karşılık aldı. Avf onun hanımına Muhlimi ölümünden sonra gördün mü?» diye sordu.

Hanım, «evet, dün geceleyin onu gördüm. Şu kızımı beraberin*de götürmek için benimle çekişti. Avf, rüyasında Muhlim'den gör*düklerini anlattı. Tâ kediden bahsedince, hanım, ben kedinin nerde olduğunu bilmiyorum, hizmetçim daha iyi bilir. Hizmetçisini çağır*dı. Hizmetçi kedimiz Muhlim'in vefatından bir gece evvel kaybol*du, dedi. Muhlim, Sa'b'ın kardeşi Cüsâme'nin oğlu idi.

Ebuş' şeyh ibn-i Hibban «Vasâya» kitabında, Hâkim «;Miisted-rek»de, Beyhaki «Delâil»de sened ile Ebû Nuaym Ala el-Horasarlî'den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir

Sabit bin Kays bin Şemmas'm (Radıyallâhû anh) kızı bana an*lattı ki, Sabit Yemâme gününde öldü. Üzerinde nefis bir zırh vardı. Müslümanlardan bir adam gitti, zırhı aldı. Ehl-i imanın biri uyur*ken Sabit rüyasına girmiş, demiş ki:

«Sakın bu rüyadır, diye ehemmiyet vermemezlik yapma. Sana ' gerçekten bir vasiyetim var:

«Ben dün akşam öldürüldüm. Müslüman bir adam yanıma gel*di, zırhımı aldı. Menzili, menzillerin en sonundadır. Çadırının yanın*da, deprenen bir at var. Zırhın üzerine bir kazan bırakmış, kazanın üzerinde semer var. Halid bin Velid'e git, ona söyle, birisini gönde*rip zırhımı aldırsın. Medine'ye gittiğinde de Resûlullah*ın halifesi Ebû Bekr es-Sıddik'a da git, şu kadar borçlu olduğumu falan ve falan kölelerimi âzad ettiğimi söyle.

Adam Hâlid bin Velid'e geldi, durumu ona anlattı. Halid (Ra-dıyallâhû anh) adamı gönderdi, zırhı getirtti. Hz. Ebû Bekr'e de rü*yayı anlattığın da vasiyetini yerine getirdi.

Râvi dedi ki, Sabit bin Kays'dan başka ölümünden sonra yapı*lan vasiyeti yerine getirilen kimseyi bilmiyoruz.

Hakim «Müstedrek»inde, Beyhaki «Delail»de, Kesir bin Salt'dan

rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Hz. Osman, öldürüleceği gün yattı. Uyanınca dedi ki:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem rüyamda gördüm. «Sen bu Cuma bize kavuşacaksın» diye buyurdu.

Yine Hâkim, ibn-i Ömer (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiği*ne göre;

Osman bin Af fan (Radıyallahû anh) sabahın birinde gelip dedi ki:

Resûîullah (Sallallâhû Aleyhi ve SellemVi rüyamda gördüm.

— Yâ Osman yanımızda iftarım açarsın, diye buyurdu. Hz. Os*man oruç tutmuştu. O günde şehid edildi.

Hakim, Hüseyn bin Hârice'den rivayet ettiğine göre şöyle de*miştir :

îlk fitne (sahabe iç savaşı) olduğu zaman benim için bir tarafı tercih etmek müşkilleşti. Yâ Rabbi, bana tutunacağım bir yol gös*ter, dedim. Bir gece rüyamda dünya ve ahireti gördüm. Aralarında uzun olmayan bir duvar vardı. Ben duvarın yanında idim. Keşke bu duvardan tırmanıp ölüleri görebilseydim de uzanıp onlara sorabil-seydim de bana durumu bildirsinler, dedim.

Dedi ki:

Sonra, ağaçlık bir yere indim. Bir cemâat orda oturuyordu. Siz şehid ler misiniz? dedim.

«Hayır,» dediler.

«Şehidier nerde» dedim, onlar Yukarı çık, dediler.

Ben öyle bir dereceye çıktım ki, genişlik ve güzelliğini yalnız Allah bilir. Baktım Muhammed (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ve yaşlı bir Adam İbrahim Peygamber (Aleyhi's-selâm) ordaydüar. Hz. Muhammed ona «ümmetime mağfiret dile» diyordu. İbrahim ise;

«Ümmetinin senden sonra ne yaptıklarını görmüyormusun, kan*larını döktüler, halifelerini Öldürdüler. Neden dostum Sa'd gibi ta*rafsız kalmadılar,» diyordu.

Ben uyandığımda, belki de yararlı bir rüya gördüm, gideyim ba*kayım Sa'd ne yapıyor. Ben de onun gibi yapayım. Sa'd (Radıyalla*hû anh)'e gittim, hikâyemi ona anlatınca çok sevindi ve «Allah'ın dostu olan İbrahim'in ona dost olmadığı kişi kaybetmiştir» dedi. Ben:

— Sen hangi tarafı tutuyorsun, dedim.

O:

— Ben hiç bir tarafı tutmuyorum, dedi.

Ben:

— Bana ne emrediyorsun, dedim.

O:

— Keçilerin var mı, dedi.'

Ben:

—Hayır, dedim.

O:

— Öyle ise bir kaç koyun al, fitne çekilinceye kadar onlarla be*raber (dağda) kal, dedi.

Hâkim ve Beyhaki, Selman (Radıyallahû anh)'dan rivayet et*tiklerine göre şöyle demiştir:

Ümmü Seleme (Radıyallahû anh) nın yanına girdim; ağlıyordu.

— Neden ağlıyorsun, dedim. Dedi ki:

— Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem rüyada gördüm. «Neden ağlıyorsun» diye sordum. Buyurdu ki:

«Şimdi,Hüseyin'in öldürüldüğünü gördüm.»

Hâkim, Muammer'den rivayet ettiğine göre; şöyle demiştir: Üs-tadlarımızdan birisi bize anlattı ki;

Bir Kadın Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve SellemVın bir hanı*mının yanma gelip elimin açılması için Allah'a duâ et, demiştir.

«Ne var elinde?» diye sorunca; demiş ki:

«Anam ve babamla beraber yaşıyordum. Babam çok zengin ve cömert idi. Anam ise hiç öyle değildi. Hiç bir sadaka verdiğini gör*medim. Yalnız bir gün bir ineği kurban kesmiştik, bir parça yağ ve bir hırkayı miskinin birine verdi. Sonra anam da öldü, babam da öldü. Babamı bir nehir kenarında insanlara su verirken gördüm. Babacığım, hiç anamı görmedin mi, dedim. O;

«Hayır» dedi. Ben anamı aramaya koyuldum. Baktım bir kenar*da çıplak olarak duruyor, üzerinde yalnız o verdiği hırka, elinde de yalnız o iç yağı parçası var, yağ parçasını öbür eline vurup son*ra içini emiyordu. Ah ne kadar susadım, diye bağırıyordu.

«Anacığım sana su vereyim mi» dedim.

«Evet» dedi.

Babamın yanma gittim, bir kap su aldım, geldim ona içirdim. Yanında olan birisi bunun farkma vardi;

«Kim buna su verdi, Allah elini kurutsun» dedi, uyandım bak*tım elim böyle felç geçirmiş. [3]



Bîr Fasıl


Dirinin ruhu rüyada çıkar Allah'ın istedi.

Ikadar gezer,

lan ve başka şeyleri görür.

Hakim Müstedrek»de, Taberani «Evsat»da ve Ukayli, ibn-i (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir;

Babam Ömer Ali ile karşılaştı.

Yâ Ebe'l-Hasan kişi rüya görür, bâzısı doğru çıkar, bâzısı ya*lan çıkar, dedi. Ali:

— Evet Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'den işittim, di*yordu :

«Her Allah kulunun yattığında, uykuya dalınca, ruhu Arşa çı*kar, ruhu Arşa vardıktan sonra uyanan kişinin rüyası doğrudur. Ruhu Arşa varmadan uyanan kişinin rüyası ise yalandır.»

Beyhaki «Şuab-ı İman»da Abdullah bin Amr bin As (Radıyalla*hû anh) 'dan şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ruhlar, rüyada göğe çıkartılır. Arş önünde secde etmekle em*redilirler. Temiz olanlar Arşa yakın bir yerde secde eder. Temiz ol*mayanlar, Arştan uzakta secde eder...»

lbn-1 Mübarek «Zühd»de Ebû Derda (Radıyallahû anh)'dan şöy*le dediğini rivayet etmiştir:

İnsan uyuduğunda, ruhu Arşa çıkarhluıcaya kadar yükseltilir. Eğer temiz ise secde etmeye izin verilir. Eğer cenâbetli ise izin ve*rilmez.

Hakim-i Tirmizi «Nevadir'ül-Usûl»de zayıf bir sened ile Ubâde bin Sâmit (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Müminin rüyası, kulun Rabbiyle uykuda konuştuğu bir sözdür.»

Nesai Hüzeyme (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre şöy*le demiştir: ,

Rüyamda, sanki, peygamber (Aîeyhi's-selâm)'in alnının üzerine secde ettiğini gördüm. Bunu ona anlattığımda «Ruh ruhla görüşür»

diye buyurdu.

Üstad îzzeddin bin Abdüsselâm, ruhun uyanıklığı hakkında şöy*le demiştir:

Uyanıklık bir adettir, ki ruh cesedde bulunduğu müddetçe in*san uyanık olur. Ruh cesedden ayrıldığı zaman insan uyur, ruh rü*yalar görür. Eğer göğe varıp öyle rüya görürse o rüya doğrudur. Çünkü şeytanlar göğe çıkamazlar. Eğer göğe varmadan rüya gö*rürse, o şeytanın ilkaatındandır. Sonra ruh cesede döndüğünde in*san uyanır, eski hâline döner.

İkrime ve Mücâhid dediler ki:

İnsan uyuduğunda, ruhun aslı vücutta kalmakla beraber, bir bağla dışarı çıkar, gezer. Gittiği müddetçe insan uykudadır. Dön*düğünde insan uyanır; tıpkı güneş şualarının aslı güneşte olmakla beraber, her tarafta aktığı gibi...

îbn-i Mende, bâzı âlimlerden rivayet ettiğine göre;

! Ruh, aslı insanın bedeninde olmakla beraber, burnundan uza*nır, gider. Tamamiyle çıkarsa insan ölür, lamba ışığı tamamiyle fi*tilden ayrılsa lamba söndüğü gibi... İşte, ışığın merkezi fitil olmak*la beraber, aydınlık her tarafa gittiği misali, ruh insanm burnun*dan uzanır. Melekût âleminde gezer. Ruhlara müekkel olan melek istediğini ona gösterir. Sonra onu bedenine gönderir.

Ebu'ş-Şeyh «Azamet» kitabında, İkrime'den rivayet ettiğine göre;

Ondan «kişinin, sanki, Horasanda, Şam'da ve ayak basılmamış yerlerde gezer gördüğü» sorulmuş, cevaben demiş ki:

— Gezen ve gören ruhtur. Ruh nefis ile bağlıdır. Uyandığında nefis ruhu çeker.

Yine Ebû Şeyh başka bir tarikle İkrime'den, rivayet ettiğine göre;

«O Allah ki, geceleyin sizi vefat ettirir ve gündüzleyin ne yap*tığınızı bilir» [4] mealindeki âyet hakkında, «Her gece Allah bü*tün ruhları alır ve gündüzleyin yaptıklarını sorar, sonra ölüm me*leğine tayin ettiği ruhları almak için emir verir» diye tefsir etmiştir. [5]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Zümer, 46

[2] Fakat onun oğlu bunu senediyle zikretmem iştir

[3] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 438-445.

[4] En'am, 70

[5] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 445-447.

SuFi
05-05-2009, 16:53
Ölüleri Rüyada Gören Ve Hallerini Sorup Öğrenenlerden Bir Miktar Rivayetler


İbn-i Ebî Dünya «Rüyalar» kitabında ve ibn-i Sa'd «Tabakât» ki*tabında, Muhanımed bin Zeyyad, el-İlhani'den rivayet ettiklerine göre;

Asf bin el - Hars, sahabi olan Abdullah bin Âiz es-Semali (Ra-dıyallahû anh)'ye ölüme yaklaştığında şöyle demiştir i

— Eğer bizi görürsen, ölümden sonra başına ne geldiğini bize anlat.

Vefatından bir müddet sonra rüyada onu gördü, «bize bir şey anlatmayacak mısın?» dedi. O, cevaben dedi ki:

— Kurtulduk, fakat nerde ise kurtulamayacaktık. Çok zorluk*lardan sonra, kurtulduk. Hayır ve Kerem sahibi Rabbimizi bulduk. Günahlarımızı af etti, kötülüklerimi bağışladı. Yalnız «Ahradlar»ı af etmedi. Ben «ahrad nedir?» deyince;

O:

«Şerdejmeşhur olup parmakla işaret edilen kişilerdir» dedi.

îbn-i Ebî Dünya, Ebû Zahiriye'den, rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Abdulâla bin Adıy, ibn-i Ebi Bilâl el-Huzaîyi, ziyaret etti. Ab-d ula'I a dedi ki;

«Benden Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve S eli em) 'e selâm söyle, ölümünden sonra bizimle görüşebilirsen, bize durumu bildin

Ümm-ü Abdullah, Ebû Zahiriyenin kız kardeşi ve ibn-i Ebî Bilal'in hanımı idi. Üç gün sonra kocasmı rüyada gördü. Kocası, ona, üç gün sonra kızım bana kavuşacak, dedi ve Abdulâla diye birisini ta*nıyıp tanımadığını sordu.

Hanım:

— Hayır» dedi.

Kocat

—Git, onu araştır ve söyle ki, onun selâmını Resûlullah (Salla-lâhû Aleyhi ve SellemVe bildirdim. Resûlullah da ona selâm gön*derdi.

Hanım, gitti kardeşi Ebu Zahiriyeye durumu bildirdi. O da du*rumu Abdulala'ya iletti.

Yine ibn-i Ebi Dünya, Yahya bin Eyyûb'dan şöyle dediğini riva*yet etmiştir:

İki adam, hangisi önce ölürse arkadaşına ölümden sonraki du*rumu bildirecek diye sözleştiler. Biri öldü. Arkadaşı onu rüyasında gördü. Kardeş! Âleminizde olan Hasan (Radıyallahû anlı) ne yapı*yor, diye sordu.

Dedi ki: |

— O Cennetin hükümdarıdır. Ona asla itaatsizlik edilmez «îbn-i Şirin, nasıldır,» diye sorunca:

«O, istediği gibi yer içer, fakat aralarında büyük fark vardır,-dedi.

Kardeş! Hasan (Radyallahû anh) ne ile bu mertebeye kavuştu, diye sorunca «Allah'dan fazla korktuğundan» dolayı diye cevap verdi.

Ibn-i Adiy, ibn-i Asâkir, «Tarih»inde Muhammed bin Yah*ya el-Hacderi'den, rivayet ettiğine göre, Ecleh'in oğlu şöyle demiştir:

— Babam, Ecleh Seleme bin Küheyle'ye dedi ki:

— Eğer benden önce ölüp rüyama girebilirsen ve gördüğünü bana anlatabilirsen yap. Seleme de ona aynı teklifte bulundu. Fa*kat, Seleme babam Ecleh'den önce öldü. Babam bana. dedi ki:

«Oğlum, Seleme rüyama girdi, ölmedin mi?» diye sordum. O, «Allah beni diriltti» diye söyledi.

— Allah'ı kendine karşı nasıl buldun, dedim. O:

— Bize rahmetiyle muamele etti, dedi. Ben:

— «Kul'un onunla Allah'a yakınlaştğı amellerden hangisini en üstün buldun,» dedim.

O:

— Bu âlemde, gece namazından daha üstün bir şey göremedim, dedi.

Ben:

— Durum nasıldır, dedim. O:

—Kolaydır, fakat güvenmeyiniz.

İmam Ahmed «Zühd»de ibn-i Sa'd «Tabakât»da Abbâs bin Abdülmuttalip (Radıyallahû anh)'den şöyle dediğini rivayet et*miştir ;

Ömer bin el-Hattap (Radıyallahû anh) dostum idi. Vefat etti*ğinde bir sene bekledim ki, Allah onu rüyada bana göstersin diye. Bir sene sonra, onu rüyamda gördüm, alnından ter siliyordu. «Yâ Emire'l-Müminin, Rabbin sana ne yaptı?» diye sordum. Dedi ki:

— İşte şimdi kurtuldum. Eğer Rauf ve Rahim olan Allah'ı gör*meseydim, evim yıkılırdı.»

îbn-i Sa'd, Salim bin Abdullah'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Ensarî bir adamdan işittim kî, diyordu:

Ömer; (Radıyallahû anh) rüyada görmek için Allah'a dua ettim. Yirmi sene sonra onu gördüm. Alnından terleri siliyorduJ«Yâ Emire'l-Müminin ne yaptın?» dedim. Dedi ki:

İşte şimdi kurtuldum, Eğer Rabbimin rahmeti olmasaydı helak olacaktım.

Yine ibn4 Sa'd, Abdullah bin Amr bin As (Radıyallahû anhrdan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Ömer (Radıyallahû anh)'in durumunu öğrenmek kadar hiç bir-şeyi öğrenmek bana sevimli gelmedi. Rüyada bir saray gördüm. «Ki*mindir bu?» dedim. «Ömerindir» dediler.

Bunun üzerine Ömer, saraydan çıktı, yorgan gibi bir şeye sarıl*mıştı. Sanki yıkanıp öyle çıkmıştı. «Allah, sana ne yaptı?» diye sordum;

«İyilik. Gafur bir Allah'ın huzuruna çıkmamış olsaydım, evim yıkılırdı,» dedi.

tbn-i Asâkir, Mutarrif den rivayet ettiğine göre;

O, Osman bin Affân (Radıyallahû anh)'ı rüyada görmüş. Yeşil elbiseler içindeydi. «Yâ Emirel müminin! Allah sana ne yaptı,» diye sorunca, demiş;

«Bana iyilik yaptı.» Mutarrif:

— Hangi din iyidir, demiş. O

— Kıymetli din, kan akıtmakla değildir, demiştir.

îbn-i Ebî Dünya, Muhammed bin Nadr el-Harisi'den rivayet et*tiğine göre, şöyle demiştir:

Mesleme bin Abdul-Melik, Ömer bin Abdülazizi, ölümünden son*ra rüyada gördü. «Yâ Emirel-Müminin keşke bilseydim, ölümünden sonra, ne oldun?» dedi.

Ömer biri Abdülaziz:

— Yâ Mesleme, işte şimdi kurtuldum. Allah'a yemin ederim. Şimdiye kadar rahat yüzünü görmedim. Ben:

— Nerdesin? dedim. . O:

— Aden Cennetlerinde, hidayet imamları ile beraberim, dedi. i

îbn-i Ebi Şeybe, ibn-i Ebi Dünya, Muhammed bin Sirin'den ri*vayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Eflâh veya kesir bin Eflâhı rüyada gördüm. Harre savaş gü*nünde şehid edilmişti. «Sen öldürülmedin mi?» dedim. O: '

— Evet, dedi. Ben:

— Ne yaptın, dedim. O:

— İyilik, dedi. Bent

— Siz şehid misiniz, dedim. Ot

— Hayır, müslümanlar arasında iç savaşta ölenler şehid değil*ler. Fakat biz Ölenler artık burda dostuz, dedi.

lbn-i Sa'd, Ebû Meysere Amr bin Şerhabil'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Kendimi sanki, Cennete sokuldum, gördüm. Kapalı bir kapı gör*düm. Kimindir bu dedim.

Zilkela' ve Havşebindir dediler. Onlar Muâviye ile beraber sa*vaşıp ölenlerden idiler.

Benî

— Ammâr ve arkadaşları nerde, dedim.

— Önünde, dediler. Ben:

— Neden birbirini öldürmüşler, dedim.

Bir ses

__Onlar Allah'ın huzuruna vardılar, onu geniş mağfiret sı

buldular. Ben:

— Nehrevanhlar yâni Hâriciler ne yaptı, dedim.

— Onlar gam ve hüznü buldular, denildi.

, lbn-i Ebi Dünya «Rüyalar» kitabında Ebû Bekir el-Hayyattan şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Kendimi, mezarlığa giriyor gördüm. Baktım Ölüler kabirlerinin üzerinde oturmuş önlerinde reyhan çiçekleri var. Baktım, Mahfuz önlerinde gidip geliyor. Ya mahfuz Rabb'in sana ne yaptı? Ölmedin mi, dedim.

O:

— Evet, dedi. Sonra şöyle devam etti. Takvalının ölümü, sonsuz bir hayattır Çokları Ölmüş, fakat, halk içinde yaşıyor.

Seleme el-Basri'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

Âbit olan Yarbu' bin Misver'i rüyada gördüm. O, Allah'ı ve Ölü mü çok anar ve çok ibadet ederdi. Ben:

— Yerinden memnun mutsun?, dedim. O ise şöyle cevap verdi.

Kabrin içini bir Allah bilir. Bir de kabrin içindekiler bilir.

Bişr bin el-Mufaddal'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Rüyamda Bişr bin Mansûru gördüm. Yâ Ebâ Mu h amme d, Rab-bin sana ne yaptı, dedim. O dedi ki s

«İşi, kendi nefsime yüklediğimden daha kolay buldum.»

Hafs el-Mevhibi'den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Dâvud et-Tai'yi rüyamda gördüm. Yâ Ebâ Süleyman âhiretin hayırlarını nasıl buldun?» dedim.

— Bol bir hayır gördüm, dedi. Ben:

— Durumun nasıl? dedim. Oi

— Allah'a hamd olsun, çok iyiyim, dedi. Ben:

— Süfyan bin Said'den hiç haberin var mı? O iyiliği ve iyilik sahiplerini severdi, dedim.

O:

— İyilik onu, iyilik sahiplerinin derecesine yükseltti, dedi.

Atabe bin Dumrete'den, o da babasından rivayet ettiğine göre, o şöyle demiştir:

Hâlâmı rüyada gördüm. «Nasılsın?» dedim, karşılığını aldım» dedi.

Abdulmelik el-Deysi'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Amir bin Abdulkays'i rüyada gördüm. «Neyi buldun,» dedim.

O, «iyilik» dedi.

Bern

— Hangi ameli en üstün gördün, dedim.

O:

— Allah için olan her şey üstündür, dedi.

Ebu Abdullah el-Hicri'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Amcamın biri vefat etti. Onu rüyada gördüm. Bana, şöyle di*yordu:

Dünya aldatıcıdır; Âhiret amel sahipleri için sevinçtir. Allah için müslümanlara yapılan nasihat ve yakin gibi hiç bir şeyi üstün görmedik, hiç bir iyiliği hakir görme; kendini eksik bilenlerin ameli gibi amel yap.

Asme'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Yûnus bin Ubeyd'ın arkadaşlarından Basralı bir üstadı gördüm. Halbuki daha önce ölmüştü. «Nerden geliyorsun?» dedim.

— Doktor Yunus'un yanından geliyorum, dedi. Ben:

— Doktor Yunus kimdir, dedim.

— Üstün, fıkıh bilgini dedi.

—Yûnus bin Ubeyd mi, dedim.

— Evet, dedi.

— Nerdedir o dedim.

— Ercuvan [1] ağaçları altında, meclislerde, bakire hurilerle beraberdir. Takvasının doğruluğuyla gözleri aydındır, (yani raha*tı yerindedir.)

Meymûn el-Kürdi'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir':

Urve bin Bezzar'i ölümünden sonra rüyada gördüm. Falan su*cunun üzerimde bir dirhemi vardır. Evimin falan dolabmdan git al, ona ver.

Sabahleyin sucuyu buldum. «Senin Urve'de bir şeyin var mı?» dedim.

«Evet bir dirhemim var» dedi.

Bunun üzerine eve girdim, dolapta bulunan dirhemi alıp sucuya verdim.

Kûfe'li bir adamdan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir:

Süveyd bin Amr el-Kelbi'yi ölümünden sonra rüyada iyi hâl için-, de gördüm.

— Yâ Süveyd, nedir bu iyi hal? dedim.

Ol

— Ben lâilahe illallah sözünü çok zikrediyordum. Şen de çok*ça zikret, dedi. Sonra şöyle devam etti:

«Davud el-Taı ve Muhammed bin Nadr el-Harisi bir şey isti-yordular, gayelerine ulaştılar.»

ibrahim bin Münzir el-Harrani'den rivayet edildiğine göre, şöy*le demiştir:

Rüyada Dahhâk bin Osmanı gördüm. «Rabbin ne yaptı, sana?» dedim.

O, dedi ki

— Gökte burçlar Vardır. Kim lâilahe illallah dese onlarla tu*tunur, kim demezse yokluğa uçar, gider.

Muhammed bin Abdurrahman el-Mahzumiden şöyle dediği ri*vayet edilmiştir:

Bir adam ibn-i Aişe et-Temimi'yi rüyada gördü. Rabbin ne yaptı sana, dedi.

O dedi ki:

— Ona olan sevgimden dolayı beni afvetti.

Sirri bin Yahya'dan, o da Kazvinli salih bir adam olan îsa Ebu Meryem'den; şöyle demiştir:

Daldığım bir sırada ay doğdu. Ben mescide gittim. Namaz kıl*dım, teşbih çektim, dua ettim. Uyku beni bastı, uyudum. Beşer ol*madıklarını bildiğim bir cemaat gördüm. Ellerinde tabaklar vardı. Tabakların üstünde kar gibi beyaz somunlar vardı. Her somunun üstünde nar gibi bir inci vardı. Bana:

— Ye, dediler. Ben

— Oruç tutmak istiyorum, dedim. Onlar:

Bu ev sahibi yemeni emrediyor, dediler.

Ben de yedim. O inciyi de götürmek için aldım. Bana:

— Bırak, onu, senin için dikeceğiz, kendisinden daha hayırlı meyveler verir sana, denildi.

Ben:

— Nerde dikilecek, dedim.

Onları

— Bozulmayan bir yurtta, bozulmayan meyvelerle Sonsuz bir saltanat içinde... Eskimeyen elbiselerle... İçinde Razva, Ayna [2] ve göz nuru vardır. Onda, kocalarından başka hiç kimseye yanaş*mayan hoşnut ve güzel eşler vardır.

İşte bunun için, içinde bulunduğun halden çekilmen lazım. Bu hayatın bir esnemektir ki, göç edip bu yurda vardığında uyanırsın» dediler.

Ravi dedi ki, bana rüyayı anlattığından iki Cuma sonra vefat etti. Vefat ettiği gece onu rüyada gördüni, bana şöyle diyordu:

îki hafta önce sana rüyamı anlattığım gün bana dikilen ağacı görmüyor musun, ne güzeldir? Bak yüklenmiş. Ben, «Neyi yüklen*miş» dedim.

— Kimsenin tavsif edemiyeceği şeyi sorma. Muti1 kul Rabbine vardığında İkramda onun benzeri yoktur, dedi.

İsmail bin Abdullah bin Meymun'dan rivayet edildiğine göre şöy*le demiştir:

Ali bin Muhammed bin İmran bin Ebû Leyla'yı rüyada gördüm. Hangi ameli en üstün buldun? dedim. O:

.— Allah'ı tanımayı, dedi. Ben:

Adam'm, «Falan bana şöyle hadis rivayet etti, şöyle haber verdi» sözünü nasıl görüyorsun,» dedim.

O:

—. Ben böbürlenmeye kızıyorum, dedi.

Mâlik bin Dinar'ın bir arkadaşından rivayet edildiğine göre, O şöyle demiştir:

Malik bin Dinar'ı rüyada gördüm. «Allah ne yaptı sana» diye sordum. Cevaben bana:

— İyilik! Ameli salih iyilerle arkadaşlık selef-i saühin ve iyile*rin meclisleri kadar üstün bir şey görmedik, dedi.

Abdulvehhap bin Yezid el-Kindi'den rivayet edildiğine göre şöy*le demiştir:

Ama Abu Amr'i gördüm. Rabbın ne yaptı sana, diye sordum.

— Bana mağfiret ve rahmet etti, diye söyledi.

— Hangi ameli en üstün buldun? dedim.

— İçinde bulunduğunuz Sünnet ve ilmi en üstün buldum, dedi.

— Hangi ameli en şerli buldun? dedim.

— İsimlerden sakının, dedi.

— İsimler nedir, dedim.

— Kadercilik, Mutezilecllik ve Mürciecilik, dedi ve yoldan sap*mış ehl-i bid'ayı saydı.

. Ebû Bekir es-Seyrefi'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Hz Ebû Bekir ve Ömer (Radıyallahû anh)'a söven bir adam öl*dü Şair Cehm gibi onlarla hicvederdi. Bir adam onu rüyada şöyle gördü: Sanki, çıplak kalmış, başına ve avret yerine birer yama koymuş. Adam;

Rabbin ne yaptı sana, diye sordu. O Beni, Bekr bin Kays ve Avn bin A'ser ile beraber kıl|u d|di: Bu ikisi de hıristiyan idiler.

Bir üstad'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir. Yukarda anlatılan konulara çok dalan bir komşum rüyada gördüm. Sanki kör idi.

— Yâ falan nedir bu seni gördüğüm? dedim.

— Muhammed sahabelerini eksik gördüm. Allah da mü benden eksiltti, dedi ve elini kör olmuş gözünün üzerine

Ebû Cafer el-Med'yeni'den rivayet edildiğine göre şöyle demiş

Mahmud bin Humeyd ehl-i ibâdet birisi idi. Onu rüyada gör*düm, üzerinde iki yeşil elbise vardı. Ölümden sonra nedir bu de*dim, bana baktı, sonra şu şiiri inşad etti: '

Ne mutlu o takvalılara ki

Gerçekten ebediyet içinde...

Ermiş bakire huriler yanındadırlar.

' Ebû Cafer dedi ki;

And olsun! Ondan önce kimseden bunu işitmedim.

Ibn-i Ebi Dünya ve Beyhaki —«Şuâb»da— Mutarraf bin Abdul-lah'dan şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

Kabristanda idim. Bir kabre yakın iki rekat hafif namaz kıl*dım. Güzelce de kılamadım. Uyukladım, baktım kabir sahibi benim*le konuşuyor.

Bana:

— İki rekat namaz kıldın, fakat güzel kılamadın.

— Evet öyle, dedim. O:

— Sen amel edersin. Fakat bilmezsin. Biz ise biliriz. Fakat yapa*mayız. Senin iki rekatın gibi iki rekat namaz kılmak benim için dün*ya ve içindekilerden daha sevimlidir, dedi.

Ben:

— Kimler var, hurda, dedim. O:

— Bunlar hepsi de müsl umandır ve hepsi de hayrını görmüştür. Ben:

—En üstünleri kimdir, dedim.

O bir kabre işaret etti. Ben kendi içimden:

— Keşke o kabrinden çıkıp onunla konuşsaydım, dedim. Birden kabrinden genç bir delikanlı çıktı.

Ben:

— Burdakilerin en üstünü müsün? dedim. O, evet diye cevap verdi.

Ben:

— Ne üe bu mertebeye ulaştın. Seni öyle yaşlı görmüyorum. Sen galiba hac ve umreye çok gittin, Allah yolunda çok cihad ettin, dedim.

Ot

— Büyük musibetler başıma geldi, onlara karşı Cenabı Hak ba*na sabır verdi. İşte bununla üstün kılındım, dedi.

tbn-i Ebi Dünya, Eyyas bin Dağfelden şöyle dediğini rivayet et*miştir :

Ebu'I-Âla Yezid bin Abdullahı rüyada gördüm. Ölümü nasıl tat*tın, diye sordum;

— Çok acıdır, dedi.

— Ölümden sonra basma ne geldi?

— Ben rahatlık ve reyhan çiçekleri içindeyim. Kızmayan, rah*met eden bir Rabbin huzurundayım.

Ben:

— Mutarref kardeşim nasıldır? dedim.

O:

Onun imanı çok yüksekti, dedi.

Bir âlimden rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ölen bir kardeşimi rüyada gördüm. «Kabre konulduğun zaman basma ne geldi,» dedim.

O:

—Birisi ateşten bir okla üzerime geldi Eğer orda bulunan biri bana dua etmeseydi beni mutlaka vuracaktı.

Yine ibn-i Ebi Dünya, Münkedir bin Muhammed den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Ben rüyamda kendimi sanki, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi Sellem)'ın mescidine girerken gördüm. Baktım halk, bahçede adamın basma toplanmışlar.

— Kimdir bu adam? dedim.

— Ahiretten gelmiş bir adam. Millete ahiretteki ölü akral rından bahsediyor, dediler.

Ben geldim baktım adam Safvan bin Selim'dir. Millet ona soru*yordu, o da cevap veriyordu.

«Burda Muhammed bin Münkedir'i soracak kimse yok mu?» di*ye sordu. Millet:

«İşte bu onun oğludur,» demeye başladı. Ben milletin yardımıy*la yanma yaklaştım. «Anlat» dedim. O şöyle dedi:

«Allah ona Cennetten şöyle şöyle verdi, onu razı etti, onu cen*net saraylarında yerleştirdi. Ona ne göç vardır, ne de ölüm.»

bn-i Ebi Dfünya Ebû Kerime'den rivayet ettiğine göre şöyle der:

y'anıma bir adam geldi, dedi ki:

Kendimi sanki Cennete giriyorum gördüm. İçinde Eyyûp, Yûnus, Avn ve Teymi'nin olduğu bir bahçeye girdim.» Ben!

Süfvan-ı Sevri nerde? dedim.

Onun ancak bir yıldız gibi uçtuğunu gördük, dedi.

Mâlik bin Dinar'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Muhammed bin Vâsi'i Cennette gördüm. Muhammed bin Şirini de Cennette gördüm.

— Hasan nerde, dedim.

— Sidretül'müntehadadir, dedi.

Yezid bin Harun'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Muhammed bin Yezid el-Vâsiti'yi rüyada gördüm. «Allah ne yaptı sana?» dedim. Muhammed b. Yezîd:

—- Mağfiret etti, dedi.

Ben:

— Ne ile? dedim.

— Ebû Amr ve Basri ile; Cuma günü oturduğumuz meclislerle; O duâ ederdi biz de âmin diyorduk. Sizden ayrıldığımızdan beri mağfiret edilmişiz...

Yine ibn-i Ebi Dünya Atebe bin Ebi Sabit'den şöyle dediğini riva*yet etmiştir;

Ölümünden sonra Hüleyd. bin Said'i rüyamda gördüm. J^e yap*tın, dedim

Saîd:

— Biz bırakıldık, fakat nerde ise kurtulamıyorduk. Ben:

— Ne zamandan beri Kur'an'la berabersiniz, dedim O:

— Sizden ayrıldığımızdan beri, yanımızda Kur'an yok

SuFi
05-05-2009, 16:54
Hatip «Bağdat Tarihi»nde Muhammed bin Salim elfH Salih'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Rüyamda Kadı Yahya bin Eksümü gördüm. —Allah sana ne yaptı, dedim. O dedi ki:

— Beni huzuruna aldı.

«Ey kötü ihtiyar, eğer saçının akı olmasaydı, seni ateşle yaka*caktım,» diye söyledi. Efendi kölesini tutar gibi beni tuttu. Ayıldı-ğımda yine «ey kötü ihtiyar! eğer aklığın olmasaydı seni ateşte ya*kacaktım» dedi. Yine efendi kölesini aldığı gibi beni aldı. Ayıldı-ğımda yine üçüncü bir sefer:

«Ey kötü ihtiyar, aklığın olmasaydı seni ateşte yakacaktım» dedi. Yine bayıldım. idedi.

Ayıklığımda. «Yâ Rabbi senin hakkında böyle işitmedik,» dedim.

Allah «ne işittin» dedi. Zaten bilirdi.

BenAbdurrezzâk bin Humman, Muammer bin Râşit'den, o da Şihab ez Zühri, o da En es bin Malik'den, o da peygamberden, o da Cebrail'*den rivayet etti ki:

Ey Allah'ım! İslâmiyet içinde yaşlanmış her yaşlıyı yakmaktan utanırım» demişsin,» dedim. Allah:

«Abdürrezzak da. Muammer de, Zühri de, Enes de, peygamber de, Cebrail de doğru söylediler. Ben bunu söylemiştim. Haydi onu Cennete götürün, dedi.

Yine ibn-i Asakir «Şam Tarihi»nde Ebû Bekir el-Fizâri'den şöy*le dediğini rivayet etmiştir:

Bana ulaştı ki, Ahmed bin Hanbel'in bâzı arkadaşları onu ölü*münden sonra rüyada görmüşler.

— Yâ Ahmed, Rabbin sana ne yaptı, demişler. Ahmed şöyle demiş:

— Habbim, beni huzuruna aldı. «Ya Ahmed sen yediğin dayağa karşı sabrettin, kelâmım olan Kur'an'ın mahluk olduğunu söyleme*din. İzzetime yemin ederim ki, kıyamete kadar, sana kelâmı'mı işit*tireceğim, dedi. İşte ben Rabbimin kelâmını dinliyorum.

Muhammed bin Avf'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Muhammed bin el-Musaffa el-Humsa'yı rüyada gördüm.

— Nasılsın, dedim.

— İyilik. Bununla beraber biz her gün Rabbimizi iki sefer gö*rüyoruz, dedi.

Ben:

— Yâ Ebâ Abdullah dünyada da sünnet üzeresin, âhirette de sünnet üzeresin, dedim.

O yüzüme bakıp güldü.

Muhammed bin MufaddeTden rivayet edildiğine göre şöyle de*miştir :

Ölümünden sonra Mansûr bin Ammar'ı rüyada gördüm.

'Allah

ne yaptı sana?» dedim.

O şöyle dedi

— Rabbim beni huzuruna aldı ve sen karıştırıyordun; fakat se*ni af ettim. Çünkü sen beni kullarıma sevdiriyordun. Şimdi kalk, dünyada beni yücelttiğin gibi melekler arasında da yücelt, dedi. Ba*na bir kürsü verildi. Şimdi melekler arasında da Allah'ın yüce va*sıflarım anlatıyorum.

Ebu'l-Hasan eş-Şa'rani'den rivayet edildiğine göre şöyle demiş*tir :

Ölümünden sonra Mansûr bin Ammar'ı rüyada gördüm. «Allah ne yaptı sana,» dedim. ,

O şöyle devam etti:

— Bana «sen Mansûr bin Ammâr mısın,» diye sordu. Ben «evet Yâ Rabbi» dedim. Allah «Sen değil misin İnsanları dünyadan alıko*yan, âhirete teşvik eden?» dedi. Ben:

Evet öyle oldu, fakat oturduğum her mecliste ilk olarak sana hamd etmekle ve ikinci olarak Resulüne salavât getirmekle üçüncü olarak kullarına va'z etmekle başladım» dedim. Allah «Kulum doğ*ru söyledi. Ona bir kürsü yapın. Yerde beni kullarım arasında yü-celttiği gibi, gökte de beni temcid etsin,» dedi.

Selim bin Mansûr bin Amraar'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ölümünden! sonra babamı rüyamda gördüm. «Allah ne yaptı sa*na» dedim!

— Benî huzuruna getirip yaklaştırdı. Ey kötü ihtiyar bilir misin, neden sana mağfiret ettim?» dedi. Ben:

— Bilmiyorum ya İlâhım, dedim. Allah:

— Çünkü sen bir gün bir mecliste oturdun. Onları ağlattın, Al*lah korkusundan hiç ağlamamış bir kulum orda ağladı. Onu mağ*firet ettim. Meclistekileri de onun hatırına bağışladım. Seni de on*lar içinde bağışladım.

Seleme bin Affan'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ölümünden sonra Veki'i rüyada gördüm. «Rabbin sana ne yap*tı?» dedim.

O:

— Beni Cennete koydu, dedi.

Ben: Ne ile? İlimle, dedi.

Ölümünden

dedim. O,-

îbn-i Hümam, Ebû Yahya el-Müstemili'den rivayet edildiğine gö*re şöyle demiştir:

sonra Ebu Hümam'ı rüyada gördüm. Başının üstünde asılı kandiller yardı.

Ben:

— Yâ Ebâ Hümam ne ile bu kandillere kavuştun? dedim. Ebâ Hümâm:

— Şu kandili, Havz hadisi ile, şu da şefaat hadisi ile şu da fa*lan hadis ile, şu da falan hadis ile... dedi.

Süfyan bin Üyeyne'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ölümünden sonra İmam Sevri'yi rüyada gördüm. Bana öğüt ver, dedim.

İmam Sevrî:

— İnsanlar araşma az gir, dedi.

Ben:

—Daha ne tavsiye edersin, dedim,

Sevri:

— Buraya gelip öğrenirsin, dedi.

Ebû Rebi' ez-Zehrâni'den rivayet edildiğine göre şöyle demiş*tir: ;

Bir komşum bana anlattı ki, ölümünden sonra ibn-ini'yi rü*yada gördüm. «Rabbin sana ne yaptı?» dedim;

İbni Avnî:

— Pazartesi günü güneş batmadan amel sahifem ijfl ı göste*rildi. Rabim bana merhamet ve mağfiret etti, dedi.

O ise, pazartesi günü ölmüştü.

Ebû Amr el-Haffafdan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ölümünden sonra Muhammed bin Yahya ez-Züheyli'yi rüyada gördüm.

— Rabbin sana ne yaptı, dedim. Ez-Züheylı î

— Bana mağfiret etti, dedi. Bent

— Amelin ne yaptı, dedim.

O

__Altın suyu ile yazıldı ve yüksek makamlara kald:i, dedi.

Üstad ibni Ebû Velit'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ebu'l-Abbâs el-Esamm'ı rüyada gördüm. «Halin nereye vardı, ey üstad,» dedim.

O dedi ki:

«Ben, Ebû Yakub el-Buvaytî ve Rebi bin Süleyman ile beraber Ebû Abdullah eş-Şâfiî'nin yanındayız. Her gün onun ziyafetinde bu-lunuyorua

Hazm'in kardeşi Süheyl'den rivayet edildiğine göre şöyle de*miştir :

Ölümünden sonra Mâlik bin Dinar'ı rüyada gördüm. Allah'ın hu*zuruna ne ile gittin? dedim. O dedi ki:

— Çok günahlarla beraber gittim. Allah'a olan hüsn-ü zannım o günahlarımı mahvetti.

Yemenli bir kadından rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Beca bin Hayati rüyada gördüm.

— Ölmedin mi, dedim.

— Evet, öldüm, fakat Cennettekiler Cerrah bin Abdullah'ı kar*şılasınlar diye çağrıldılar ki bu, Cerrah'in haberi gelmeden önce idi. Sonra Cerrahın ölüm haberi geldi. Hesab edildi. Tam o gün Azerbey-can'da şehid edildiği anlaşıldı.

Atebe bin Ebû Hakim'den, o da Kudüslü bir kadından; şöyle demistir:

Recâ bin Hayat bizim dostumuzdu. Ve iyi bir dost idî.. Öldü. Bir ay sonra onu rüyada gördüm.

— Ne oldu haliniz, diye sordum O:

İyilik.. Fakat öyle bir korktuk ki kıyamet koptu zannettik,

dedi.

Ben:

— Neden? dedim.

O:

— Cerrah ve arkadaşları ağırlıkları ile Cennete girdiler, öyle girdiler ki kapıda izdiham oldu. ^

Asme'î babasından1 şöyle rivayet etmiştir:

Ölümünden sonra bir adam, Cerir el-Hasefiyi rüyada gördü. «Rabbin sana ne yaptı,» dedi.

O:

— Bana mağfiret etti, dedi. Adam:

— Ne ile, dedi.

O:

— Kırda, bir suyun başında getirdiğim bir tekbir ile... Adam

— Kardeşin Ferazdak ne yaptı? dedi.

O:

— Sus. Namuslulara iftira etmesi onu helak etti, dedi.

. Sevr bin Yezid eş-Şami'den rivayet edildiğine göre şöyle de*miştir :

Ölümünden sonra el-Kimmit bin Zeydi rüyada gördüm. Rabbin sana ne yaptı? dedim. O dedi ki:

— Rabbim bana mağfiret etti. Bana bir taht kurdu, beni üze*rinde oturttu. Bir gazel söylememi emretti. Ben:

Ey insanların Rabbi rahmetine sığmıyorum, Ki bir yudum hayat onları aldattığı gibi.

beni aldatmasın.

beytine ulaştığım zaman «ya Kimmil doğru söyledin, bir yudum ha*yat onları aldattığı gibi seni aldatmadı. Yaratıklarımın en hayırlısı ve kullarımın en hâlisi hakkında doğru söylemenle seni affettim. Al-i Mu ham m e d hakkında söylediğin her beyt ile kıyamete kadar yük*selecek bir mertebe sana ihsan ettim.

Ebû Şa'sa' el-Misri'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ben-î Abîd'in öldürdükleri Ebû Bekir bin Ennablusîyi Ölümün*den sonra rüyada gördüm. Çok güzel bir heyet içinde idi.

— Rabbin sana ne yaptı, dedim. O; şiir olarak şöyle dedi:

Sahibim Allah bana devamlı bir izzet ihsan etti. Yakında yardım edeceğini va'd etti. Beni huzuruna aldı, yaklaştırdı Bana -işte komşuluğumda yaşa» dedi.

Abdurrahmân bin Mehdi'den rivayet edildiğine göre şöyle de*miştir :

Ölümünden sonra Süfyan-ı Sevriyi rüyada gördüm. «Allah sa*na ne yaptı,» dedim.

O dedi ki:

— Bana bir şey olmadı. Ancak kabre kondum. Allah'ın huzu*runda durdum. Kolaydan bir hesaba çekti, Cennete götürülmemi em*retti. Ben Cennetin reyhan ve ağaçlan arasında dolaşırken birden bir sesle karşılaştım. «Yâ Süfyan bin Said! Bilir misin, sen Allah'ı nef*sine tercih ettin? Ben î

«Evet, dedim. Bunun üzerine hertaraftan, yemiş tabaklan be*ni sardı. ^^^

Ahmed bin Hanbel'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Ölümünden sonra Şafii'yi rüyamda gördüm.

— Rabbin sana ne yaptı? dedim.

— Beni mağfiret etti. Başıma, tac koydu ve beni evlendirdi ve buyurdu ki: Bu ihsan senin isteklerini yerine getirmekle ucbe gir*mediğinden ve sana verdiklerimle kibirlenmediğinden dolayıdır. ^

Rebi' bin Süleyman'dan rivayet edildiğine .göre şöyle demişti.

Rüyamda Şafii'yi gördüm. Allah sana yaptı? dedim

— Allah beni altından bir taht'a oturttu. Üzerime inci ve yemiş*leri serpti, dedi.

Fakih îsmail bin İbrahim'den rivayet edildiğine göre şöyle de-. mistir:

— Ölümünden sonra, Hafız Ebu Ahmed el-Hakim'i rüyamda gör*düm. Hangi fırka iyi kurtulur, dedim.

— Ehl-i sünnet fırkası diye cevap verdiHayseme bin Süleyman'dan rivayet edildiğine göre şöyle iniştir:

Gazilerden biri olan Âsim et-Terablusi'yİ ölümünden sonra rü*yamda gördüm.

Yâ Ebâ Ali hâlin nasıldır? dedim. !

O dedi ki:

Biz ölümden sonra künye ile çağrılmıyoruz, dedi. Ve başka şey ilave etmedi. Ben,

— Yâ Âsim halin nasıldır ve nereye gittin, dedim. O:

— Geniş bir rahmete ve yüksek bir Cennete çıktık, dedi. Ben:

— Ne ile çıktınız, dedim. O:

Denizde fazla cihad etmek ile.

Mâlikisin Dinar'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

— Müslim bin Yesar'i rüyada gördüm. Ölümden sonra ne ile kar*şılaştın? dedim.

O:

— Şiddetli, büyük zelzelede ve korkunç hadiselerle karşılaştık. Ben:

— Daha sonra ne oldu? dedim. O:

— Bu gördüklerin kerîmden geliyor. Bizden bu iyiliklerimizi ka*bul etti. Kötülüklerimizi affetti. Bizim için neticelerine de zamin oldu...

Hasan ibn-i Abdülaziz el-Haşemi el-Abbasi'den rivayet edildiği*ne göre şöyle demiştir:

Ebû Cafer, Muhammed bin Ceriri rüyada gördüm.

— Ölümü nasıl buldun, dedim. O:

— İyilikten başka bir şey görmedim, dedi. Ben:

— Kabrin korkunçluğunu nasıl buldun? dedim, O:

— İyilikten başka bir şey görmedim, dedi. Ben:

— Münker ve Nekiri nasıl buldun? dedim. O:

— İyilikten başka bir şey görmedim, dedi. Ben:

— Demek Rabbin seni çok seviyor. Rabbinin huzurunda bizi de an! dedim,

O.

— Sen Rabbinin huzurunda bizi an diyorsun. Halbuki biz Re-sûlullah CSalIallâhû Aleyhi ve Sellem)'e kavuşmak için sizi vesile kılıyoruz.

Hübeyş bin Mübeşşir'den rivayet edildiğine göre şöyle1 demiştir; Yahya bin Main'i rüyamda gördüm. «Rabbin sana ne yaptı,» dedim.

— Rabbim beni huzuruna aldı, kendine yaklaştırdı. Bana ihsan ve keremde bulundu. Beni üçyüz huri'1-in ile evlendirdi. İki sefer be*ni öz huzuruna aldı, dedi.

Ben:

— Ne ile? deyince;

O, takyesiniri altından bir şey çıkardı ve «bununla (yaniüe)» dedi.

Süleyman el-Ömeri'den rivayet edildiğine göre'şöyle demiştir Ebû Cafer el-Karî: Yezid bin el-Ka'ka'ı Ölümünden sonra rüyam*da gördüm. Bana dedi ki, «benden kardeşlerime selâm söyle ve on*lara bildir ki, Allah beni diri olan ve rızıklanan şehidlerden kıldı. Benden, Ebû Hazime de selâm söyle ve ona de kî;

Ebû Cafer diyor: Güzel! Güzel! Allah ve melekleri, akşamları senin meclisine nazar ediyorlar.»

Zekeriya bin Adi'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ölümünden sonra ibn el-Mübarek'i rüyamda gördüm. Rabbin sa*na ne yaptı dedim. O

— Hicret etmemle beni af etti, dedi.

Muhammed bin Fadil bin Ayyâd'dan rivayet edildiğine göre şöy*le demiştir:

İbn-el-Mübarek'i rüyamda gördüm. -Hangi ameli en üstün bul*dun?» dedim.

O:

— İçinde bulunduğum hâl, dedi. Ben:

— Cihad ve savaş mı? diye sordum. O:

—. Evet, dedi.

Yezid bin Mez'ur'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ölümünden sonra Evzaiy'i rüyamda gördüm. Ben:

— Yâ Ebâ Amr, Allah'a beni yaklaştıracak bir şeyi bana gös*ter, dedim. O:

— Burda, önce âlimlerin sonra mahzunların derecesinden daha yüksek derece görmedim, dedi.

Abdulaziz bin Amr bin Abdulaziz'den rivayet edildiğine göre şöy*le demiştir:

Ölümünden sonra babamı rüyamda gördüm, «hangi ameli en üstün buldun» dedim.

Oğlum! En tesirli şeyi istiğfari buldum, dedi.

Abdullah bin Abdurrahmandan rivayet edildiğine göre şöyle de*miştir :

Ölümünden sonra Halife el-Mütevekkiü1 rüyamda gördüm:

—Rabbin sana ne yaptı? dedim. O: — Rabbim beni af etti, dedi. Ben:

— Bu kadar yaptıklarınla beraber seni af mı etti, dedim.

O:

— Sünnetten (şeriatten) yaşattığım az miktar amel ile bana mağfiret etti, dedi.

Haccac bin Tümeyle'den rivayet edildiğine] göre şöyle demiştir:

Hasan ve Ferezdak'i, bir kabrin yanında gjftrdüm. Hasan, Feraz-daka, böyle bir gün için ne hazırladın? dedi.

Ferazdak :

— Yetmiş seneden önce lâilahe ilallah kelimesini hazırlamışım, dedi. Bunun üzerine Hasan sustu:

Labeta bin Ferezdak dedi ki:

— Ölümünden, sonra babamı rüyada gördüm. Bana dedi ki

— Oğlum, Hasan'la konuştuğum kelime bana yaradı.

Abdullah bin Salih es-Sofi'den rivayet "edildiğine göre şöyîej mistir:

Bir hadisçi rüyada görüldü. Ona «Rabbin sana ne yaptı?» nüdi.

O

— Beni affetti, dedi.

Ona:

—Ne İle, diye sorulunca.

Kitaplarımda Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Senem)'a diğinı salavat ile, dedi.

Yezid bin Muaviye'den rivayet edildiğine \ göre şöyle demişte Sağ bir adam, bir ölüyü rüyada görmüş. Ölü ona demiş ki

— Yâ falan, millete bjldir ki kıyamet gününde A'mir bin Kays'm yüzü dolunay gibi olacaktır.

Abdurrahman bin Zeyd bin Eslem'den; şöyle demiştir:

Ölümünden sonra babamı rüyamda gördüm. Başında uzun bir külah vardı.

—Rabbin sana ne yaptı? dedim.

O:

Beni ilim süsü ile süsledi, dedi.

Ben:

— Mâlik bin Enes nerde? dedim. O:

— «Yükseklerde, yükseklerde,» dedi. Külah başından düşünceye kadar, başını kaldırıp «yukarlarda, yukarlarda» demeye devam etti.

Bişr el-Hafi'nin yeğeni Haşnam'dan; şöyle demiştir: Dayımı rüyamda gördüm. Rabbm sana ne yaptı? dedim.

O:

— Rabbim beni mağfiret etti, dedi ve ona yaptığı ikramları an*tetti.

Ben:

— Sana bir şey dedi mi? dedim. O:

— Evet, Rabbim bana dedi ki;

— Yâ Bişr, benim malım olan şu can (nefis) için o kadar kork*maktan utanmıyor muydun?

Hüseyin ibn-i îsmail el-Muhamili'den rivayet edildiğine göre şöy*le demiştir:

Rüyada Kaşani'yi gördüm.

— Rabbin sana ne yaptı? dediğimde; «sıkıntılardan sonra kur*tuldum» diye bana işaret etti:

Ben:

— Ahmed bin Hanbel hakkında ne biliyorsun? dedim.

O:

— Allah onu affetti, dedi. Ben:

— Bişr el-Hâfi ne oldu? dedim.

Ol

— Allah'dan ona her gün iki sefer ikram gelir, dedi.

Asım el-Cüheni'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Rüyada gördüm ki, Hişam caddesine girmişim. Bişr el-Hâfi ba*na rastgeldi.

— Nerden geliyorsun? diye sordum. Bana:

— Alâ-i illiyinden geliyorum, dedi. Ben:

— Allah, Ahmed bin Hanbel'e nasıl davrandı? diye sordum?

O:

— Ben şimdi, Ahmed bin Hanbeli ve Abdulvahhab bin VerrâkY Allah'ın huzurunda bıraktım. Onlar orda yer içer ve her türlü ni*metten istifade ederlerdi.

Ben:

— Sen niye yemiyorsun? dedim.

O:

— Allah yemeye olan isteğimin azlığını biliyor. Onun için dişinin cemâline bakmaya bana izin verdi.

Ebû Cafer es-Sakka'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir.-

Rüyada Bişr el-Hâfi ve Ma'ruf-i Kerhi'yi gördüm. Sanki bir yer*den geliyorlardı.

— Nerden? dedim.

— Cennetü'l-firdevs'den... Allah'la konuşan Musa'yı orda ziya*ret ettik, dediler.

Kasım bin Münebbih'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rüyada Bişr el-Hâfi'yi gördüm.

— Rabbin sana ne yaptı? dedim. CJ şöyle cevap verdi:

— Beni affetti, ve dedi ki:

«Yâ Bişr! Seni ve cenazende bulunan herkesi mağfiret ettim.» Ben «Yâ Rabbi! Beni seven herkesi de mağfiret et,» dedim. O (Celle Celâlühü) buyurdu ki:

—Kıyamete kadar seni seven herkesi de mağfiret ettim.

Ahmed ed-Devreki'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Benim bir komşum öldü. Onu rüyada gördüm. Üzerinde iki kaf*tan vardı. «Nedir bu hâl?» dedim. O dedi ki:

— Bişr el-Hâfi kabristanımızda defnedildi. İşte bunun için kab-ristanhlar, İkişer ikişer cübbe giydirildiler.

Haccac bin eş-Şâir'den rivayet edildiğine göre:

Bişr el-Hâfi rüyada görülmüş. «Allah sana ne yaptı?» diye so*rulunca, O :

— Allah beni mağfiret etti ve «Yâ Bişr senin ismini yücelttiğim kadar bana ibadet etmedin,» dedi.

Bir adamdan rivayet edildiğine göre:

O, Bişr'i rüyada görmüş. «Allah sana ne yaptı?» demiş. Bişr de*miş ki:

«Allah bana mağfiret etti ve dedi ki» :

Yâ Bişr! Kor ateş üstünde bana secde etseydin; kullarımın kalp*lerine" sana bıraktığım muhabbetin karşılığını vermiş olmazdın.

Rivayet edildiğine göre Muhammed bin Huzeyme şöyle demiştir:

, Ahmed bin Hanbel öldüğü zaman, çok merak etmiştim. Bir ge*ce yattım. Onu rüyada gördüm. Böbürlenerek yürüyordu.

— Yâ Ebû Abdullah! Nedir bu yürüyüş? dedim. O dedi

— Bu Darü's-Selâm cennetindeki hadimlerin yürüyüşleridir

Ben:

— Allah sana ne yaptı? dedim.

— Bana mağfiret ve iltifat etti. Altından iki terlik giydirdi. Ve dedi ki:

«Yâ Ahmed! Bu senin «Kur'an, Allah kelâmıdır» olan davanın karşılığıdır. Sonra; |;

«Yâ Ahmed! Dünyada bana ettiğin dualar gibi burda da duâ et» dedi.

Bern

—«Ey herşeyin Rabbi» dedim.

Allah:

—Devam et! dedi.

SuFi
05-05-2009, 16:55
Ben:

— «Herşeye hakim olan kudretinle...» dedim.

O:

— Doğru söyledin, dedi.

Ben:

— Hiçbir şeyden beni sorguya çekme ve beni magfirel dini.

O -.

— Kabul ettim, dedi. Sonra:

«Yâ Ahmed işte bu cennete gir, dedi. Ben girdim. Baktım Süf-yan-ı Sevri ordadır, iki yeşil kanad ile kanadlanmış, hurma ağaçları arasında ağaçtan ağaca uçuyor ve şu âyeti okuyor:

«Bize verdiği va'di doğrulayan, yeri bize miras bırakıp cennette istediğimiz gibi yerleşme fırsatını veren Allah'a hamd olsun. [3]

Ravi dedi ki

Sonra Muhammed dedi: Ben ondan «Abdulvahhab el-Verrâk'ın ne yaptığını sordum. O dedi ki:

— Ben onu nur denizinde, içinde Cenabı Hakk ın sesinin işitil-diği nur dalgaları içinde bıraktım.

Ben: Bişir el-Hâfi, ne yaptı? dedim. .

O:

— Çok iyidir, Bişir gibi kim var?. Ben onu Melikü'I-Celil olan Allah'ın huzurunda bir sofranın başında bıraktım. Allah ona yöne-lip şöyle diyordu:

Faydalan! Ey dünyada yemeyen, içmeyen, faydalan*mayan!Dülef bin Ebi Dülef el-îcli'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Rüyamda babamı vahşetti, korkunç, duvarları siyah bir evin içinde gördüm. Babam çıplaktı, başmı dizleri arasına koymuştu. So-ruyormuş gibi Dülef! dedi. Ben:

Evet, Allah emiri İslah etsin, dedim. O şöyle demeye başladı:

«Ailemize bildir ve gizleme Boğucu berzahta başımıza gelenleri

Yaptığımız her şeyi bizden sordular Artık, yalnızlığıma, başıma gelenlere acıyın.

Sonra anladın mı? dedi. Ben:

Evet, dedim. Sonra yine şöyle devam etti:

Eğer öldüğümüz gibi bırakılsaydık Ölüm her canimin istirahati olurdu. Fakat ölüm içinde dirildik Artık her şey, bizden, soruluyor.

dedi, ayrıldı. Ben de uyandım.

El-Asmeıden, o da babasından rivayet ettiğine göre şöyle de*miştir :

Rüyamda Haccac'ı gördüm. «Allah sana ne yaptı?» dedim. O dedi ki: «Öldürdüğüm her insana karşı ayrı ayn olarak beni öl*dürdü.»

Bir sene sonra yine onu gördüm. «Allah sana ne yaptı?» dedim. Dedi ki î Geçen sene bunu benden sormamış nuydın?»

Ömer bin Abdülaziz'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Rüyam'da, yere atılmış bir İaşe gördüm, «Nedir bu?» dedim. De*diler ki;

«Ondan sorarsan sana cevap verir. «Ben ayağımla onu dürttüm. Başını kaldırdı, gözlerini açtı. Ben;

-Kimsin sen?» dedim. O:

«Ben, Haccac'ım, Allah'ın huzuruna vardım. Onu şedidü'1-azap olarak gördüm. Her bir insan öldürüşüme karşı beni ayrı ayrı olarak öldürdü.. İşte ben Allah'ın huzurunda duruyorum. Muvahhidlerin

Rablerinden beklediklerini bekliyorum... Yâ Cennete veya Cehenne*me...» dedi.

Eş'as'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Haccac'i rüyamda kötü bir durumda gördüm. «Rabbin sana ne yaptı? dedim. O dedi ki:

— Yaptığım her katle karşı Allah beni tekrar tekrar katletti. Ben:

— Sonra ne oldu? dedim. O:

— Lâilaheillalh1 ehlinin ümit ettiğini ümit ediyorum.

Ebu'l-Hüseyin'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Rüyamda gördüm, sanki geniş bir yere girmişim. Orda tahta üstünde oturan bir adam vardı. Onun önünde de bir adam kızar*tılıyordu.

Ben:

— Bu oturan kimdir, dedim. Denildi ki:

— O Yezid en-Nahvidir. Bu da Emeviler'e karşı gelen Ebû Müs*lim el-Horasani'dir. Onun önünde kızartılıyor.

Ben:

— İbrahim es-Saiğin durumu nasıldır, dedim. Ördaki adam dedi:

— O Allah'a kavuşanlar içinde, ala-yı illiyindedir. Ebü'l-Hüseyin dedi ki:

Bana rüyamda dediler:

Horasan nahiyesinde de bir adam bu gördüğün rüyanın aynisini görmüştür.

Sonra uyanıp rüyamı anlattığımda millet gelip diyorlardı ki, çeşitli adamlar, bu rüyayı Belh'te Semerkant'te, Curcanda, Horasan tarafında görmüşlerdir.

Ahmed bin Abdurrahman el-Muabbiri'den rivayet edildiğine gö*re şöyle demiştir:

i Salih bin Abdul kuddüs'ü rüyamda gördüm; gülüyordu. Yüzünde müjde okunuyordu. Ben

— Rabbin sana ne yaptı? tttıham edildiğin dinsizlikten nasıl kur*tuldun? dedim.

O dedi ki:

Ben, ondan hiç bir şey gizli kalmayanan'ın huzuruna gittim. Rahmetiyle beni karşıladı ve bana:

«Sen ittiham edildiğin şeylerden berisin, dedi.

Ebû Yezid Tayfur el-Bıstamî'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Âli bin Ebû Talib'i rüyada gördüm.

— Yâ Emire'l-müminin bana faide verecek bir söz öğret, dedim.

dedi ki:

Zenginlerin, fakirlere Allah rızası için yaptığı tevazu ne ka*dar güzeldir.

— Başka ne daha güzeldir, dedim.

— Ondan daha güzel, fakirlerin Allah'm onlara va'dettiğine gü*venerek, zenginlere karşı izzeti nefislerini korumalarıdır.

Ben:

— Başka daha ne var? dedim.

— Ondan daha güzel şudur; dedi. Elini açtı. Baktım eli içinde altın suyu ile şöyle yazılmıştıridin canlı oldun Takında yine öleceksin leka aleminde bir ev yap ?ena âleminde bir ev yık

Mekke'İi birisinden rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rüyada Saîd bin Salim el-Kaddah'ı gördüm.

— Bu kabristanda yatanların en üstünü kimdir/dedim.

O;

— Bu kabrin sahibi, dedi. Ben:

— Ne ile sizden üstün oldu, dedim. O;

— Musibete uğradı, sabretti, dedi. Ben:

— Fudayl bin İyad ne yaptı? dedim. O:

— O nerde biz nerde? Ona öyle bir kaftan giydirildi ki, dünya ve içindekiler onun pahasında olamaz.

Ebu'l-Ferec Gays bin Ali'den, rivayet edildiğine göre şöyle de*miştir :

Rüyamda, Ebul-Hasan el-Akuli el-Makarri'yi iyi bir halde gör*düm. Durumunu sordum: «İyiyim,» dedi.

— Ölmedin mi, dedim.

Evet, dedi.

— Ölümü nasıl buldun, dedim.

— Güzel veya iyi, dedi. Ve müjdeli idi.

Ben:

— Mağfiret edilip Cennete girdin mi, dedim.

— Evet, dedi.

— Hangi amel daha yararlıdır, dedim.

— Burda istiğfardan daha yararlı hiçbir şey yoktur, çok İstiğ*far et, dedi.

Hasan bin Yûnus el-Harrani'den rivayet edildiğine göre şöylö de*miştir :

EI-Emir Hacur'u rüyada gördüm.

— Allah sana ne yaptı, dedim.

— Bana mağfiret etti, dedi.

— Ne ile, dedim.

Müslümanların ve hacıların yolunu kghıduğum için,;dedi.

Ebû Nasr bin Makula'dan; şöyle demiştir:

Rüyada gördüm, sanki, Ebu'I-Hasan Darekutni'nİn âhirettek lini soruyordum.

Bana cevaben dediler ki:

— O, cennette «İmam» diye çağırılıyor.;

Ebû Nasr Halef el-Vezzan'dan; şöyle demiştir: Yûsuf bin Hüseyin er-Razi rüyada bana göründü.

— Allah sana ne yaptı, dedim.

O:

— Allah beni mağfiret ve rahmet etti. Ben:

— Ne ile, dedim.

O:

— Ölüm anında söylediğim bâzı sözlerlll, O zaman deki:

Yâ Rabb insanlara nasihat ettim, ve kendim yapmadım. Kusu*rumu, nasihatime bağışla..

Abdullah bin Salih'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ebû Nüvas, rüyada nimet ve refah içinde olduğu görünmüş.

— Allah sana ne yaptı, denilmiş

O demiş ki:

— Rabbim beni mağfiret etti ve bu nimetleri bana verdi. Ona:

— Neye karşı, halbuki sen karıştırıcı birisi idin, denilmiş. O demiş ki:

— SalihlerÜen biri, bir gece kabristana geldi, cübbesini sardı, iki rek'at namaz kıldı. O iki rekat içinde bin sefer «Kul Huvellah» okudu. Sevabını kabristandakilere bağışladı. Cenâb-ı Hakk, burda yatan bütün ölüleri mağfiret etti. Ben de o mağfiret edilenlerin içine girmiş oldum.

Muhammed bin Nâfi'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ben uyku ile uyanıklık arasında Ebu Nûvasi gördüm. «Ebu Nû-vas mısın?» dedim.

O :

— Şimdi rütbe ve künye ile çağırma zamanı değildir, dedi. Ben:

— Hasan bin Hani mi, dedim. O:

— Evet, dedi. Ben:

— Rabbin sana ne yaptı, dedim.

— Yastığım altında kalan, söylediğim bazı beyitler sebebiyle be*ni mağfiret etti, dedi. Ben, ailesine gittim. Yastığı kaldırdılar, bak*tım bir kâğıt parçası içinde şu beyitler yazılı i

Yâ Rab günahlarım büyüktür Fakat afvın ondan daha büyüktür Eğer yalnız iyiler senden isteyebiliyorlarsa Mücrimler nereye sığınacak, nasıl korunacak Yâ Râbb emrettiğin gibi sana yalvarıyorum. Elimi geri çevirirsen, kim rahmet edecek Ricadan ve^afvmdan başka vesilem yok Bir de müslüman olduğumu biliyorum;

Ebû Bekir el-Isbehâni'den rivayet edildiğine göre şöyle demişti] Ebû Nüvas, rüyada görünmüş.

— Rabbin sana ne yaptı, denilmiş.

O demiş ki:

— Nergis çiçeği hakkında söylediğim bazı beyitlerle af edild îşte şunlardır:

Yerin bitkisine bak ve düşün

İlâhi sanatın eserlerini incele

Gümüş akı içinde altın göz bebekleri Allah birliğinin şahitleri Muhammed, insan ve cine gönderilen Allah'ın peygamberi.

Abdullah bin Muhammed el-Mervizi'den rivayet edildiğine şöyle demiştir:

El-Hafiz Yakub bin Süfyan'ı rüyada gördüm.

— Allah sana ne yaptı, dedim

O dedi ki:

— Beni mağfiret etti ve yerde hadis naklettiğim gibi gökte de hadis nakletmemi emretti. Ben dördüncü gökte, hadis naklettim. Me*lekler etrafımda toplandılar. Cebrail yazdır, dedi. Ben söyledim. Me*lekler de altın kalemlerle yazdılar.

Ebû Ubeyd bin Harbuye'den rivayet edildiğine göre;

Bir adam, Sırrı es-Sakatî'nin cenazesinde hazır bulunmuş. Ge*ceden bir miktar geçince onu rüyasında görmüş.

«Allah sana ne yaptı?» demiş. O demiş ki:

— Benice benim cenazemde hazır bulunan ve namazımı kılan*ları af etti. Adamı

— Ben nım, demiş.

senin cenazende hazır bulunup namazını kılanlarda-

O bir sahife çıkartmış, bakmış onun ismi içinde yok. Adam -

— Hayır ben de hazır bulundum, demiş.

O bir daha bakmış ki ismi, sahifenin kenarında yazılıdır.

SuFi
05-05-2009, 16:55
Ebu'l-Kâsım, Sabit bin Ahmed bin Hüseyin el-Bağdadi'den riva*yet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ebu'I-Kasım, Sa'd bin Muhammed ez-Zencani'yi rüyada gördüm. Tekrarla bana dedi ki:

Allah, hadisçilerüı oturduğu her sohbete karşı cennette bir ev onlara bina eder.

Muhammed bin Müslim bin Dâre'den rivayet edildiğine göre şöy*le demiştir:

. Rüyada Ebû Zur'ateyi gördüm. Durumun nasıldır? dedim. O dedi ki:

— Her halükârda Allah'a hamdediyorum. Allah'ın huzuruna gö*türüldüm. Önünde durdum. Bana dedi ki:

Neden kullarım hakkında konuştun. Ben:

— Yâ Rabbi onlar dininden çıkmaya kalkıştılar, dedim. O:

—Doğru söyledin, dedi.

Sonra Tahir el-Halkani getirildi. Ben onu Rabbime şikâyet e tim. Ona yüz kırbaç vurdu ve haps edilmesini emretti. Sonra Ubey-dullah'ı (Ebu Zar'ateyi) arkadaşları; Süfvan-i Sevri, Malik bin Enes ve Ahmed bin Hanbel'e kavuşturun,» diye buyurdu.

Hafs bin Abdullah'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir^ Ölümünden sonra Ebu Zur'ateyi, dünyanın göğünde meleklere na*maz kıldırırken gördüm.

— Ne ile bu mertebeye kavuştun, dedim. O dedi ki:

— Elimle bin hadis yazdım. Her birisini peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'e nisbet ettirirken salavât getirdim. Çünkü Resûlul-lah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki;

«Kim, bana bir salavat getirse Allah ona karşılık, ona, on sala-vat (rahmet) indirir.

Yezid bin Muhalled et-Tarsûsi'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ölümünden sonra Ebû Zur'ateyi rüyada gördüm. Dünya göğün*de ak bir elbise içinde üzerlerinde ak elbiseler olan bir cemaate na*maz kıldırıyordu. Onlar namazda ellerini kaldırıyorlardı.

Ben:

— Yâ Ebâ Zür'ate kimdir bunlar? dedim.

O:

— Meleklerdir, dedi.

Ben:

— Ne ile bu makamı kazandın, dedim.

— Namazda elleri kaldırmakla, dedi. Ben:

— Cehmiye fırkası, Rey şehrinde arkadaşlarımıza eziyet ett

dedim. O:

ler.

— Sus! Ahmed bin Hanbel, yukarda onların sularını kesti.

Ebul-Abbas el-Muradi'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ebû Zur'ateyi rüyada gördüm.

—Rab bin sana ne yaptı, dedim. O dedi ki:

— Rabbimin huzuruna çıktım. Bana «Yâ Ebâ ZÜr'ate! Ben,! ço*cuğu getirir Cennete götürülmesini emrettiğim halde, senelerce iba*det üzere devam edeni Cennete gitmesini istemesem hiç olur mu? İstediğin gibi Cennette yerleş!» dedi.

îbn-i, Sadaka bin Yezid'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Trablus civarında yüksek bir yerde üç kabir gördüm, baktım: Birisinin üstünde şöyle yazılıdır.

Ölümün birden başına geleceğini Mal ve mülkünü şan ve şerefini Yok edip onu kabre koyacağını Düşünen hiç hayattan lezzet alır mı?

İkinci kabrin üstünde de şu yazılı îdi:

Yaratıkların mabudu kendisini Sorgu ve imtihana çekeceğini İntikamını hızla ondan alacağını Ve yaptığı hayrın mükâfatını göreceğini Bilen bu hayattan hiç lezzet alır mı?

Üçüncü kabrin başında da :

Yeri insanda gençlik bırakmayan Bir cesede dönüşeceğini

Parlaklığından sonra yüzün Güzelliğinin gideceğini Vücut ve mafsallarının

Hızla dağılacağını Bilen bu hayattan hiç lezzet alır mı?

Ben oraya yakın bir köye indim. Orda buluttan yaşlı bir adaı acip bîr şey gördüğümü anlattım.

Bana:

— Ne idi o? dedi.

Ben:

— O kabirler, dedim. O dedi ki:

— Sahiplerinin hikayesi, onlardan daha

— Anlat bana, dedim. O dedi ki:

tiptir. Ben:

— O kabirlerin içindekiler, üç kardeş idiler. Biri sultan'm arka*daşı, asker ve şehirlerin emiriydi. Diğeri de zengin, hatırı sayılır bir tüccardı. Öbürü de, ibadet için kenara çekilmiş bir zâhitdi.

Zahit olan ölüm döşeğine düştü. Sultanın arkadaşı olan kardeşi ki, Abdülmelik bin Mervan onu memleketine vali tayin etmişti.) Ve tüccar olan diğer kardeşi onun yanma geldiler ki

Ona:

— Bir vasiyetin var mı, dediler. O dedi ki:

— Ne vasiyetim olacak. Ne malım var, ne borcum, ne de dün*yada bir meselem var. Fakat sizden bir söz alacağım. Sakın o sözü*nüzden çıkmayın. Öldüğüm zaman beni yüksek bir yerde defnedin. Ve mezartaşımda şunu yazın

Yaratıkların mabudu kendisini Sorgu ve imtihana çekeceğini İntikamını hızla ondan alacağını Ve yaptığı hayrın mükafatını göreceğini Bilen, bu hayattan hiç lezzet alır mı?

Sonra üç gün kabrimi ziyaret edin. Belki öğüt alırsınız. O iki kardeşi, onun vasiyetini aynen yerine getirdiler. Üçüncü gün Emir olan kardeşi kabre geldi. Ayrılmak istediğinde, kabirden sanki bir duvar yıkılışının sesini işitti. Dehşet ve korku içinde kaldı. Titreye*rek ayrıldı. Gece olunca kardeşini rüyada gördü.

— Ey kardeş! Kabrinden işittiğim ses ne idi? diye sordu. Kardeşi dedi ki:

— O, demir sütundu. Bana: «Bir mazlumu gördün ona yardım etmedin!» dediler.

Sabahleyin Emir uyandığında, tüccar kardeşini ve akrabalarını çağırdı. Dedi ki.-

—Şâhid olun! Ben içinizde yaşamayacağım. Böylece amirliği bı*raktı. İbadete koyuldu. Hep çöllerde dağ ve vadilerde yaşamaya baş*ladı. O da ölüm döşeğine düştü. Tüccar olan kardeşi yanına geldi.

Ey kardeş bir vasiyetin yok mu, dedi. O:

— Ne vasiyetim olacak? Ne malım var, ne borcum. Fakat Öldü*ğümde beni kardeşimin kabrinin yanında defnet. Ve mezartaşımda şunu yaziH

Ölümün birden basma geleceğini Mal ve mülkünü şan ve şerefini Yok edip onu kabre koyacağını Düşünen hiç hayattan lezzet alır mı?

Sonra üç gün kabrimi kolla. Öldüğü zaman kardeşi vasiyetini yerine getirdi. Üçüncü gün gelip, ayrılmak istediğinde, kabirden bir düşme sesini işitti. Nerdeyse akimi kaçıracaktı. Korku içinde döndü.

Geceleyin kardeşini rüyada gördü. Nasılsın,

İedi. O «Çok iyiyim.')

Tövbe ne güzel iyilikleri toplar» dedi.

— Kardeşimiz nasıldır, dedi.

— Büyük imamlarla beraberdir.

— Yanınızda halimiz ne olacak?

— Kim ne takdim ederse bulur! Fakirleşmeden önce malına sal hip çık.

Sonra üçüncü kardeş de dünyayı bırakmaya başladı. Malını da-ğıtti. Allah'a ibâdete yöneldi. Eğitim içinde büyüyen bir çocuğu oldu. Nihayet babası da amcaları gibi ölüme geldi, «Babacığım bir va|siyetin yok mu?» dedi. O «Oğlum, malım yok ki vasiyet edeyim. Fa-l kat senden bir söz almak istiyorum. Öldüğümde beni amcalarınla; beraber defnet. Ve kabrime şunu yaz:

Yeri, insanda gençlik bırakmayan Bir cesede dönüşeceğini Parlaklığından sonra yüzün Güzelliğinin gideceğini Vücut ve mafsalların hızla dağılacağını Bilen bu hayattan hiç lezzet alır mı?

Sonra üç gün kabrime gel. Genç oğul babasının vasiyetini ye|rine getirdi. Üçüncü gün kabirden onu korkutan bir ses işitti. Üzütü içinde ayrıldı. Geceleyin, babasını rüyasında gördü. Babası ona dedi ki:

Oğlum yakmda sen de yanımıza geleceksin. İş ciddidir. Hazırlanİ yükün ağırdır. Yolun uzundur. Ondan ayrılacağın diyardan himme*tini geri çevir. Ebedi kalacağın diyara yönel. Düşün, anla. Tul-i emel*le aldanıp âhiretine çalışmayanlara uyma. Onlar, âhiretlerinin iş*lerini bıraktılar. Ölümde, ömürlerini zayi ettiklerine pişman olduk*lar. Ölümde ne teessüf ne de pişmanlık fayda vermez. Oğlum, acefj-le et, acele et, acele et!»

Sonra o ihtiyar köylü bana dedi kiVe yaptığı hayrın mükafatını göreceğini Bilen, bu hayattan hiç lezzet alır mı?

Sonra üç gün kabrimi ziyaret edin. Belki öğüt alırsınız. O iki kardeşi, onun vasiyetini aynen yerine getirdiler. Üçüncü gün Emir olan kardeşi kabre geldi. Ayrılmak istediğinde, kabirden sanki bir duvar yıkılışının sesini işitti. Dehşet ve korku içinde kaldı. Titreye*rek ayrıldı. Gece olunca kardeşim rüyada gördü.

— Ey kardeş! Kabrinden işittiğim ses ne idi? diye sordu. Kardeşi dedi ki:

— O, demir sütundu. Bana: «Bir mazlumu gördün ona yardım etmedin!» dediler.

Sabahleyin Emir uyandığında, tüccar kardeşini ve akrabalarını çağırdı. Dedi ki .

—Şâhid olun! Ben içinizde yaşamayacağım. Böylece amirliği bı*raktı. İbadete koyuldu. Hep çöllerde dağ ve vadilerde yaşamaya baş*ladı. O da ölüm döşeğine düştü. Tüccar olan kardeşi yanına geldi.

Ey kardeş bir vasiyetin yok mu, dedi. O

— Ne vasiyetim olacak? Ne malım var, ne borcum. Fakat Öldü*ğümde beni kardeşimin kabrinin yanında defnet. Ve mezartaşımda şunu yaz:

Ölümün birden basma geleceğini Mal ve mülkünü şan ve şerefini Yok edip onu kabre koyacağını Düşünen hiç hayattan lezzet alır mı?

Sonra üç gün kabrimi kolla. Öldüğü zaman kardeşi vasiyetini yerine getirdi. Üçüncü gün gelip, ayrılmak istediğinde, kabirden bir düşme sesini işitti. Nerdeyse aklını kaçıracaktı. Korku içinde döndü.

Geceleyin kardeşini rüyada gördü. Nasılsın, dedi. O -Çok iyiyim. Tövbe ne güzel iyilikleri toplar» dedi.

— Kardeşimiz nasıldır, dedi.

—Büyük imamlarla beraberdir.

— Yanınızda halimiz ne olacak?

Kim ne takdim ederse bulur! Fakirleşmeden önce malına aaA hip çık.

Sonra üçüncü kardeş de dünyayı bırakmaya başladı. Malını dağıttı. Allah'a ibâdete yöneldi. Eğitim içinde büyüyen bir çocuğu ol-i du. Nihayet babası da amcaları gibi ölüme geldi. «Babacığım bir va-j siyetin yok mu?» dedi. O «Oğlum, malım yok ki vasiyet edeyim. Fakat senden bir söz almak istiyorum. Öldüğümde beni amcalarınla beraber defnet. Ve kabrime şunu yaz.

Yeri, insanda gençlik bırakmayan Bir cesede dönüşeceğini Parlaklığından sonra yüzün Güzelliğinin gideceğini Vücut ve mafsalların hızla dağılacağını Bilen bu hayattan hiç lezzet alır mı?

Sonra üç gün kabrime gel. Genç oğul babasının vasiyetini yer rine getirdi. Üçüncü gün kabirden onu korkutan bir ses işitti. ÜzünL tü içinde ayrıldı. Geceleyin, babasını rüyasmda gördü. Babası onk dedi ki:

Oğlum yakında sen de yanımıza geleceksin. İş ciddidir. Hazırlan, yükün ağırdır. Yolun uzundur. Ondan ayrılacağın diyardan himmef-tini geri çevir. Ebedi kalacağın diyara yönel. Düşün, anla. Tul-i emel*le aldanıp âhiretine çalışmayanlara uyma. Onlar, âhiretlerinin id*lerini bıraktılar. Ölümde, ömürlerini zayi ettiklerine pişman oldıi-lar. Ölümde ne teessüf ne de pişmanlık fayda vermez. Oğlum, acej-le et, acele et, acele eti»

Sonra o ihtiyar köylü bana dedi ki:

O gencin^ rüyayı gördüğü gecenin sabahında yanına gittim. Du*rumu bana anlattı. Ve dedi ki;

Babamın bana söylediği, ecelimin yaklaşmasından başka bir şey değildir. Sanırım ancak üç gün veya üç ay daha yaşarım. Çünkü ba*na üç sefer acele et, dedi. Üçüncü gün ailesini akrabalarını çağırdı. Onlarla vedalaştı. Kıbleye yönelip şehadet getirdi ve o gece vefat etti. [4]



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Güllü bîr ağaçtır

[2] İki hanım isimleridir. Sözün gelişinden anlaşıldığına göre rüyayı göİŞnln hanımlarıdırlar

[3] Zümer, 74

[4] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 448-494.

SuFi
05-05-2009, 16:57
Ölüler Dirilerin Sövmesinden Eziyet Görürler


Deylemi Âişe (Radıyallahû anhâ)'dan rivayet ettiğine göre sûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu

«Ölü, evinde hoşlanmadığı şeyden kabrinde de hoşlanmaz.»

Kurtubi dedi: Mümkündür ki; Allah, dirilerin söylediklerini ve yaptıklarını bir duygu ve iletici bir melek vasıtasiyle ölülere bildir*sin. Melek olmasa da Allah bir alâmet bir delil ve başka istediği bir şeyi vasıta kılar. Bunun için kötü konuşmaktan nehyedilmiştir.

Yine Kurtubi cfe&t: Mümkündür ki hadisten kasıt:

Ölünün başına gelen günahları temizlemek için meleğin şiddet

ve sertlik kullanması, olsun.

Buhari, Âişe (Radıyallahû anhâl'dan rivayet ettiğine sûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Ölülere sövmeyiniz. Çünkü onlar yaptıklarına kavuşmuşlardır.»

Nesâi, Safiyye binti Şeybe (Radıyallahû anhâ)'dan rivayet

ettigine göre:Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'in yanında bir ölü ktf tülükle anıldı. Buyurdu ki, «ölülerinizi hayırdan başka bir şeyle aifmayın.»

Ebû Davud, Tirmizi, İbn-i Ebi Dünya ibn-i Ömer (Radıyallahû anhümaVdan rivayet ettiklerine göre Besûlullah fSallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu :

«Ölülerinizin iyiliklerini zikredin. Kötülüklerinden yüz çevirin.»

İbn-i Ebi Dünya, Âişe (Radıyallahû anhâ)'dan rivayet ettiğine göre:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'dan işittim ki diyor:

«Ölülerinizi ancak hayırla anın... Çünkü onlar eğer Cennetlik ise günahkâr olursunuz. Eğer Cehennemlik iseler o onlara yeter.» [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 495-496.

SuFi
05-05-2009, 16:58
Ölü Üzerine Ağlamakla Eziyet Görür


Buhari ve Müslim, Âişe (Radıyallahû anhâî 'dan rivayet ettikleri*ne göre; Âişe demiş ki:

İbn-i Ömer, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'den, «Ölü dirinin ağla m asiyle azap görür.» diye rivayet ediyor.

Halbuki îbn-i Ömer yanılıyor. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ancak şunu dedi:

«Ölünün akrabaları ona ağlarlar, o da günahlarından dolayı azap görür.»

îbn-i Sa'd, Yûsuf bin Mahik'den rivayet ettiğine göre şöyle demistir:

İbn-i Ömer'i, Rafi' bin Hudeyc'in cenazesinde gördüm. Dedi ki

«Ölü, dirinin ona ağlamasiyle azap görür.» İbn-i Abbâs da ona| cevaben:

«Ölü, dirinin ona ağlamasiyle azap görmez,» dedi.

Halbuki ölünün, dirinin ağlamasiyle azap gördüğüne dair hadisi Ebû Bekir es-Sıddık (Radıyallahû anh)'dan da rivayet edilmiştir.; Ebû Ya'la ondan şöyle rivayet etmiştir:

Birinin ona ağlamasiyle, ölünün üzerine sıcak kaynar su do külür.

Hz. Ömer'den de: «Ölü için bağırıp ağlamakla ölü kabrinde aza görür.» diye rivayet edilmiştir.

Kabir Âlemi/F.:

Buhari, Enes, îmran bin Hu'sayn, ibn-i Hibban'ın «Sahıhi»nde; Se-mûre bin Cündüp, *Taberâni»nin «Kebir»inde; Ebû Hüreyre, Ebû Ya'la'nın hadislerinde; Muğire bin Şu'be ibn-i Mende'nin hadisleri içinde bunu rivayet ettikleri yazılıdır.

Bu konuda âlimler bir kaç görüştedirler.

Birincisi Hadisler mutlak olarak zahirine göre yorumlanır. Bu Ömer bin Hattap ve oğlu (Radıyallahû anhüma) 'nın görüşüdür.

İkincisi: Mutlak olarak değildir. (Yani her zaman bu öyle de*ğildir. Yalnız bazı kişiler azap görür.)

Üçüncü görüş:

Onların ağlamasiyle azap götür, mealindeki cümlenin (ba) si, hâl içindir. Sebep için değildir. Yani ölü onların ağladığını hâl ve za*manda azap görür. Bu azabın sebebi onun günahlarıdır. Yanındaki-lerin ağlaması değildir.

Dördüncüsü: Beyân edilen bu azap kâfirlere hastır. Bu iki gö*rüş Âişe (Radıyallahû anhâ)'den mervidirler.

Beşincisi: Hadisde bey'an edilen bu azap, ağlamak ve bağırma'mn kendi adeti olan kişilere hastır. Buhari bu görüştedir.

Altıncısı: Bu azap, öldükten sonra kendisine ağlamayı tavsiye edenler içindir. Nasıl ki birisi demiş:

«Öldüğüm zaman lâyık olduğum şekilde bana ağla ve ceplerini yırt ey mabedin kızı»

Yedincisi: Ağlanılacağım bilip de ağlamamayı tavsiye etmeyen*ler içindir. Çünkü bu durumda ağlamamaya tavsiye etmek vaciptir.

Sekizincisi t Azap görmek, ağlamaktan değil de, onlara söylenen tavsiflerdendir. Bu tavsifler onlara azap verir. Meselâ: —Ey kadın*ları dul, çocukları yetim, evleri virane bırakan gibiÇünkü böy*le tavsifler câhiliyet adetlerinden idi.

Dokuzuncusu: Bu azaptan kasıt, meleklerin, ölünün akrabala*rının ona ağlayıp iyi tavsiflerle bağırmalarından dolayı o ölüyü kı*namalarıdır. Çünkü Tirmizi, Hakim, ibn-i Mâce, merfuan rivayet ettiklerine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur:

«İnsanlar öldüğü zaman ona ağlayanlar kalkıp, «Ey dayanağı-; mız, ey varlığımız, vb.» şeylerle bağırınca melekler onu toklayıp;

böyle mi idin, diye çıkışırlar. ;

Taberani, ibn-i Ömer (Radıyallahû anhüma) 'dan rivayet ettiğine! göre, şöyle demiştir:

Abdullah bin Revana bayıldı. Bağırma sesleri yükseldi. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) yanma girdi. O zaman ayılımştıj Dedi ki:

— Yâ Resûlullah! Kendimden geçtim. Kadınlar 'Ey yüce! ey kahraman.' diye bağırmaya başladılar. Bir melek önümde durdu, elinde^

«Sen onların dediği gibi misin? dedi. Ben «Hayır» dedim. Eğer «Evet» deseydim. O jop ile bana vuracaktı.

Hâkim Numan'dan sahih görüp rivayet ettiğine göre şöyle de4 mistir:

{ Abdullah bin Revâha bayıldı. Kızkardeşi Amrete, bağırmaya başladı. Kardeş! kardeş! diye bağırıyordu. Ayıldığında kardeşine dedii ki:

Bir şey söylediğin zaman her seferinde, melek sorardı: «Sen bÖylemisin?»

Taberani, Hasan'dan rivayet ettiğine göre:

Muâz bin Cebel, bayıldı, kızkardeşi;

«Ey kahraman» diye bağırmaya başladı. Ayıldığında, «Bu günf bana hep eziyet verdin» diye söyledi. Kardeşi dedi ki:

«Sana eziyet verdiğim, hiç hoşuma gitmedi». Muâz:

Sen «Ey şöyle olan böyle olan!» diye tekrar ettikçe önümde celalli bir melek «Sen böyle misin?» diye soruyordu. Ben dej «hayır derdim.

îbn-i Sa'd Mikdam bin Ma'dikerib'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Ömer (Radiyallahû anh) yaralandığı zaman, kızı Hafsa yanındf girdi. Ey Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'm arkadaşı!

Uy Hesûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ın kay in babası! Ey emir'el müminin diye ağlamaya başladı.

Ömer dedi ki:

— Senden yalvarıyorum, senin üzerine olan hakkım için bu meclisten sonra bana böyle şeyler söylememeni rica ediyorum, çün*kü ölüp de üzerine bağırılan her ölünün başında bir melek durup ona kızar.

Onuncusu: Bu hadislerde anlatılan azabdan kasıt, ölünün akra*balarında gördüğü duruma acımasıdır.

Çünkü Taberâni ve ibn-i Ebi Şeybe, Safiyye bint-i Mahreme'den rivayet ettiklerine göre;

O Resûlullah'ın yanında ölülerden bahsetti ve ağladı. Resûlullah

(Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

«Dünyada arkadaşınıza iyilik yapmanız size zor mu gelir? Ölen olursa ağlamayın (innâ lillah ve innâ ileyhi râciunî deyin. Muham-medin nefsi kudret elinde olana yemin ederim ki, ağladığınızda ar*kadaşınız, sizin neden ağladığınızı öğrenmek ister.»

Ey AIIah ın kullan ölülerinize azap vermeyin.

îbn-i Cerir bu görüştedir. En sonları olan ibn-i Teymiyye dahil, imamlardan bir cemaat de bu görüşü seçmişlerdir.

imam Ahmed, Rebi'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Bir cenazede ibn-i Ömer (Radıyallahû anhüma) ile beraberdim. Bağırarak ağlayan bir insan sesi geldi. İbn-i Ömer onu çağırdı ve sus*turdu. Ben:

— Yâ Ebû Abdurrahman! Neden onu susturdun? dedim. Dedi ki:

— Çünkü, ölü kabrine girinceye kadar, onun ağlamasiyla azap görür.. _

Saîd bin Mansûr ibn-i Mes'ud (Radıyallahû anhVdan rivayet etiğine göre; O bir cenazede bazı kadınları gördü. Onlara dedi ki: Ey günahkârlar! Siz dirileri yoldan çıkarttığınız gibi ölülere de eziyet veriyor'

Yahya bin Main'in. Hasan'dan senediyle rivayet ettiği hadisle-^ rin Birinci cüz'ünde insanların ölülere yaptığı eziyetlerden biri de akrabalarının ona ağlaması ve borçlarını ödememesidir, diye kay-| dedilmiştir.

Yahya bin Main bunu Meşhur Cüzünde tahric etmiştir. [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 497-501.

SuFi
05-05-2009, 16:59
Ölünün Kendilerinden Eziyet Gördüğü Diğer Şeyler


İbn-i Ebi Şeybe ve Hâkim Ukbe bin Âmir es-Sahabi (Radıyalla-hû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre o şöyle demiştir:

Benim için kor ateşe veya keskin kılıca basıp ayağımı götürme*si ile bir mü si uman kabrinin üstüne basmak, birdir.

Yine çarşı içinde herkesin gördüğü bir tarzda kazâ-i hacet et*mek ile kabirler üstünde kazâ-i hacet yapmak bana bir gelir.

îbn-i Mâce bunu Hüzeyfe'den, o da merfûan Resûlullah (Salla-llâhû Aleyhi ve Sellemî'den rivayet etmiştir.

îbn-i Ebi Dünya «el-Kubûr» kitabında Süleym bin Ater'den ri*vayet ettiğine göre;

O bir kabristandan geçerken yüklenmiş, yani bevl ona ağır bas*mış. Ona «İn, kaza-i hacetini yap» demişler. O demiş İd :

«Vallahi ben dirilerden utandığım gibi ölülerden de utanırım.»

Taberâni, Hâkim, ibn-i Mende, Umârete bin Hazm (Radıyallahû anh) 'den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) beni, bir kabrin üstün*de oturmuş olarak gördü. Bana dedi ki:

«Ey kabir arkadaşı kabrin üstünden in. Ne sen ona eziyet ver, ne de o sana eziyet versin.»

Said bin Mansûr ibn-i Mes'ud'dan rivayet ettiğine göre: Ondan kabir üstüne basma hükmü soruldu. Dedi ki t

«Ben hayatta iken mümine eziyet vermek istemediğim gibi münden sonra da ona eziyet vermek istemem.»

İbn-i Ebi Şeybe ibn-i Mes'ud (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre demiş ki:

«Ölümünde mümine eziyet vermek hayatta ona eziyet vermek gibidir.»

İbn-i Mende, Kaşım bin Muhaymere'den rivayetine göre söylet demiştir:

Kabre basacağıma, kılıca basıp ayağımı uçurması bana daha kolaydır.

Kalbi uyanık bir adam bir kabre basmış. Kabirden, «ey falan bana eziyet verme» diye bir ses işitmiş. [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 502-503.

SuFi
05-05-2009, 16:59
Muhfaza Melekler, Kabri Terketmezler


Ebû Nuaym, Ebû Said (Radiyallahû anh)'ten rivayet ettiğine gö*re şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'den şöyle işittim:

«Allah mümin kulunun ruhunu kabzettiği zaman onun İki ko*ruyucu meleği göğe çıkarlar. Derler ki:

Ey Rabbimiz, bizi filan mümin kuluna tevkil ettiniz. Şimdi onun ruhunu aldınız. Bize izin ver ki gökte oturalım.» Allah buyurur ki

«Gök bana teşbih eden meleklerimle doludur. Bu sefer, bize yer*de izin ver oturalım» diyorlar. Buyurur ki:

«Yer bana teşbih eden mahlukatimla doludur. Fakat o kulumun kabrinin üstüne oturun. Kıyamete kadar bana tekbir ve tehlil geti*rin. Onları kulumun defterine yazın.»

Bunu Beyhaki Şuab'da, ibn-i Ebi Dünya, Enes (Radıyallahû anh) 'in hadisinden, ibn-i Cevzi «Mevzuatta» Ebû Bekir es-Sıddık (Ra-dıyallahû anh) den rivayet etmişlerdir. . .

İbn-i Cevzi şunu da ilâve etmiştir:

«Kâfir kul ise öldüğü zaman, melekleri göğe çıkarlar. Onlara denilir ki, kabrine dönün ve ona lanet edin.» [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 504.

SuFi
05-05-2009, 17:00
Kabirde Ölüye Menfaat Veren Şeyler


îbn-i Ebi Dünya,, Ebû Nuaym «Hilye»de Sabit et-Benr^i'den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Mümin kabrine konulduğu zaman salih amelleri etrafınîTsarar-lar. Azap meleği geldiği zaman yaptığı salih bir ameli:

«Ondan vazgeç. Eğer yalnız basma da kalsam sana yol vermem ki, ona azap veresin der.

îbn-i Ebi Dünya, Sabit el-Bennâni'den rivayet ettiğine le demiştir:

Salih kul kabrine konulduğu zaman, ona Cennetten biF yatak getirilir. Ona:

«Uyu! GÖzünaydın. Afiyet olsun. Allah senden razı olsun. Hoş kalasın» denilir.

Allah göz alacak kadar kabrini genişlendirir. Ona Cennetten bir kapı açar. O kapıdan Cennetin güzelliklerine bakar. Oranm koku*sunu abr. Oruç, namaz, ve iyilik gibi salih amelleri onun etrafını sa*rarlar. Ona derler ki;

«Biz seni yorduk, susattık, uykusuz bıraktık. Şimdi senin iste*diğin gibi oluruz. Sen Cennete girinceye kadar sana arkadaşlık edip ünsiyet vereceğiz.»

Bezzâr, Taberani, Hakim/Enes (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre; Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle bu*yurdu :

Her insanın üç dostu vardır. Biri ona der ki; «İnfak ettiğin sa*nadır. Tuttuğun sana değildir. Bu dost onun malıdır.» Diğeri de ona der ki:

«Allah'ın huzuruna varıncaya kadar ben seninle beraberim. Or*da seni bırakır, dönerim. O da aile ve akrabasıdır.» Sonuncusu ise ona:

«Ben her yerde seninle beraberim, der. O da amelidir.» Bunun üzerine insan o son dostuna der ki;

«Bu üç dostun, bana en iyisi sensin.»

Buharı ve Müslim, Enes (Radıyallahanhdan rivayet ettik*lerine göre Resûlullah (Saliallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu :

Kul öldüğü zaman üç şey onun peşinde gider. İkisi döner, biri kalır. Ailesi, malı, ameli... Mal ve ailesi döner, ameli kalır.

Bezzâr, Taberani, Hâkim, Numan bin Beşir (Radıyallahû anhr-dan rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Saliallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Müminin misâli, üç dostu olan bir adamın misâli gibidir. Dost*larının biri ona der ki;

«İşte bu malım... İstediğini al, istediğini bırak.» Biri de ona:

«Ben senin hizmetkârınım, fakat Öldüğün zaman seni bırakırım. Diğeri de ona;

«Ben daima seninle beraberim, der. Birinci dost onun malıdır, ikincisi onun aile ve akrabasıdır. Üçüncüsü onun amelidir. Hiç bir yerde ondan ayrılmaz.»

İbn-i Ebi Dünya, Ka'b'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Salih kul, kabrine konulduğu zaman, namaz, oruç, hac, cihad,

sadaka gibi sâlih amelleri etrafını sararlar. Azap melekleri ayakları tarafından gelirler. Namaz der ki, uzaklasın, size yol vermem. Al*lah için arkadaşım çokça namaza duruyordu. Melekler baş tarafın*dan yaklaşmak isterler. Oruç kalkar;

«Size yol yok, Allah için dünyada çokça aç ve susuz kaldı,» der. Cesedi tarafmdan gelmek isterler. Hac ve cihad kalkar;

«Bu adam kendini çokça yordu, hac etti, cihad etti. Size, ona yol yok, derler.

Elleri tarafmdan gelmek ister, sadaka der ki;

«Geri dönün, bu eller Allah'ın yolunda nice sadaka vermiştir, size yol veremem. Bunun üzerine, sağken ve ölü iken de ne iyisin» diye ona söylenilir. Sonra rahmet melekleri gelir. Ona Cennetten bir yatak ve Örtü getirirler. Göz alacak kadar kabri genişlenir. Cen*netten bir kandil getirilir. Kıyamette Allah onu diriltinceye kadar kabrini aydınlatır.

îbn-i Ebi Dünya, Yezid bin Ebû Mansûr'dan rivayet ettiğine göre;

Bir adam Kur'an okuyordu. Ölüm anı gelince azap melekleri ru*hunu almak için hazır bulunurlar. Bunun üzerine Kur'an o vücuttan çıkar. «Yâ Rabbi beni iskân ettiğin yerde yine iskân et,» der. Allah da meleklere buyurur ki, Kur'an'ın meskenini ona terkedin.»

Ibn-i Mende, Amr bin Mürre'den rivayet ettiğine göre şöyle de*miştir : .

İnsan kabrine girdiği zaman sol tarafından bir melek gelir. Kur'an da gelir, onu ondan meneder. Melek der ki;

«Sana ne oluyor? Vallahi o seninle amel etmezdi. Kur'an ise;

Ben onun kafasında değil mi idim?» der. Arkadaşmı kurtarın-caya kadar ordan ayrılmaz.

Isbehani Tergib'de, Ebu'l-Minhâl'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Kişi, kabrinde bol istiğfardan daha sevimli hiçbir komşu bu*lamaz.»

Buharı el-Edeb'de ve Müslim, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) '-dan rivayet ettiklerine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sel-lem) şöyle buyurdu :

«İnsan öldüğü zaman, ameli kesilir, üç şey müstesna... Sadaka-i cariye, yararh bir ilim ve ona dua eden salih bir veled...»

îmam Ah'med, Ebû Ümâme (Radıyallahû anh) 'dan rivayet etti*ğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Dört çeşit insan var ki, ölümden sonra da ecirleri devam eder:

«Allah için nöbet tutan, yararlı bir ilim öğrenen, câri bîr sada*ka veren... O sadaka devam ettikçe sevabı onun amel defterine ge*çer.. Dördüncüsü, ona dua eden salih bir evlât...»

Müslim, Cerir bin Abdullah (Radıyallahû anh)'dan rivayet et*tiğine göre Resûluîlah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyur*muştur :

«Kim, iyi bir çığır açarsa, o çığırın sevabı ve onunla amel eden*lerin sevabı da onundur. Onların sevabından hiç bir şey eksilme*den...»

îbn-i Sa'd, Recabin Habve'den rivayet ettiğine göre, O Süley*man bin Abdul-Melik'e demiş ki:

«Kabirde sultan ve halifeleri koruyan bir şey de, onların salih bir adamı kendilerinin yerine atamalarıdır.»

îbn-i Asakir, Ebû Said-el-Hudri (Radıyallahû anh) hadisinden merfûan rivayet ettiğine göre, Resûlullah şöyle buyurmuştur:

«Kim, Allah'ın kitabmdan bir âyet veya ilimden bir konu öğ*rense, kıyamete kadar Allah onun ecrini nemalandıruİbn-i Mace ve ibn-i Hüzeyme, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'-dan rivayet ettiklerine göre; Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Ölümünden sonra, iyilik ve sevabları kişiye kavuşan şeylerin bir kısmı şunlardır:

«Yaydığı ilim, peşinde bıraktığı salih evlât, miras bıraktığı mus-haf, Allah yolunda bina ettiği ev ve mescid, akıttığı bir çeşme ve ne*hir, sağ iken malından verdiği sadaka...»

Ebû Nuaym ve Bezzâr, Enes (Radıyallahû anh) 'den rivayet ettik*lerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu :

«Yedi şeyin sevabı, kişinin ölümünden sonra da ona gider:

Yararh İlim, akıttığı su, çeşme veya kuyu, diktiği ağaç, yaptığı mescid, miras bıraktığı mushaf, ölümünden sonra onun için istiğfar eden evlât...»

Taberâni, Sevbân (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Sizi kabirleri ziyaret etmekten nehyetmiştim. Artık ziyaret edin. Ve ziyaretinizi onlara bir rahmet duası yapm. Onlar için istiğfar edin.»

Taberâni «Evsat»da, Beyhaki «Sünen»inde Ebû Hüreyre (Radiyallahûanh)dan rivayet ettiklerine göre Resûlullah (Sallallâhû Aley*hi ve Sellem) şöyle buyurdu :

«Allah Cennette salih kulu için derecesini yükseltir. Kul der ki;

«Yâ Rabbi! Nerden bu bana?» Allah buyurur ki, «çocuğunun sa*na olan istiğfariyle...»

Beyhaki'nin rivayetinde: «Çocuğunun sana olan duâsiyle...» di*ye geçmektedir.

Buhari de «el-Edeb»de Ebû Hüreyre (Radıyallahû anhi'den bu*nu merfûan rivayet etmiştir.

Yine Buhari, Ebû Said-i Hudri'den rivayet ettiğine göre Resûlul-lah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Kıyamet gününde, dağlar gibi sevap yığınları adam'a gelir. «Ner*den bunlar?» der. Ona denilir ki:

«Evladının senin için olan istiğfarı ile...»

Beyhaki —«Şuâb-ı İman» da— ve Deylemi, ibn-i Abbâs (Radı*yallahû anhüma)'dan rivayet ettiklerine göre; Resûlullah (Sallallâ*hû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Ölü kabrinde, yardım bekleyen batmış adam gibidir. Anasın*dan, babasmdan, çocuğundan veya güvenilir dostundan ona gele*cek bir dua bekliyor. O duâ ona gittiği zaman, onun için dünya ve içindekilerden daha iyi olur.

Allah, dünyadakilerin dualarından dağlar gibi sevap yığınlarını kabirlerin üstüne yağdırır. Dirilerin ölülere hediyesi onlar için yap*tıkları istiğfardır.

Beyhaki dedi ki:

Ebû Ali el-Hüseyn bin Ali el-Hafiz dedi ki: Bu hadis Abdullah bin Mübarek'm hadislerinden olup garip bir hadistir. Horasan âlim*lerine rivayet edilmemiştir.

îbn-i Ebi Dünya, Sufyan'dan rivayet ettiğine göre şöyle deniliyormuş:

«Ölülerin duaya olan ihtiyacı, dirilerin içmek ve yemeye olan ihtiyacından daha şiddetlidir.»

Duanın ölülere menfaat verdiği, müteaddit icmâlarla sabit Kur'an'dan delili de şu âyettir:

Ue Onlardan sonra gelenler derler ki; Ey Rabbimiz, bize ve iman öncülerimiz olan kardeşlerimize mağfiret et.» (Haşir, 10)

.îbn-i Ebi Dünya, Selef birisinden rivayet ettiğine göre; şöyle demiştir:

Bir kardeşimi, ölümünden sonra rüyada gördüm. Dirilerin duası sana ulaşıyor mu? dedim.. «Evet, vallahi, nur gibi dalgalanarak ge*liyor. Sonra onu giyiyoruz...» dedi.

Amr bin Cerir'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Kul, ölü olan kardeşine duâ ettiği zaman, bir melek o duayı onun kabrine götürür. «Ey gurbette kalan kabrin sahibi! Bu sana çok şefkat eden falan kardeşinden bir hediyedir,» der.

tbn-i Ebi Dünya, Ebu Kulabe'den rivayet ettiğine göre şöyle de-tir:

Şam'dan Basra'ya gidiyordum. Bir çukura indim, abdest aldım. Geceleyin iki rekat namaz kıldım, sonra başımı bir kabrin üstüne koydum, yattım. Uyandığımda baktım, kabir sahibi «gece boyunca bana eziyet verdin,» diye benden şikayet ediyor ve diyordu kî «Siz bilmezsiniz. Biz ise biliriz, fakat, amel yapamayız. Senin kıldığın bu iki rek'at dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.» Son*ra devamında şöyle dedi:

«Allah dünyadakilerin hayrını versin onlara selâm söyle. Onla*rın dualarından dağlar gibi bize nur geliyor.»

îbn-i Ebi Dünya mütekaddiminlerden birisinden, rivayetine göre o şöyle demiştir:

Bir kabristandan geçtim. Rahmet duasını okudum. Gaybten bir ses geldi:

«Evet onlara rahmet edilir. Çünkü onlarda kederli ve hüzünlü*ler vardır,» diyordu.

îbn-i Recep dedi ki; Cafer el-Haldi, Abbâs bin Yakub bin Salih el-Enbari'den rivayet ettiğine göre; o şöyle demiştir:

Babamdan işittim diyordu ki:

Salih birisi babasmı rüyasında görmüş. Babası;

«Oğlum neden hediyenizi bizden kestiniz?» demiş.

Oğlu:

— Ölüler, dirilerin hediyelerinin farkına varırlar mı? diye sorunca: O:

— Eğer diriler olmasaydı, Ölüler helak olurdu, demiş.

îbn-i Neccar «Tarihlinde Malik bin Dinar'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Cuma gecesi kabristana girdim. Baktım karşımda parlak bir nur..» Dedim ki, «lâilaheillallah, demek Allah burdakilere mağfiret etmiş. Birden uzaktan bir ses geldi. «Yâ Mâlik bin Dinar! Bu, müminlerin kabirdeki kardeşlerine gönderdikleri hediyeleridir.

Ben, «seni konuşturan Allah hakkı için nedendir bu nur?» de*dim. Dedi ki:

«Bu gece bir adam güzelce abdest aldı. Yâ eyyühel-kâfirun, ve kulhüvellahü ehad» sûrelerini okudu. Ve «sevabını bu kabristanda*ki, müminlere hediye ettim,» dedi. Bunun için Allah doğuda batıda, bir ışık, bir nur bir genişlik ve sevinç indirdi.»

Malik dedi ki: Artık her Cuma gecesi ben o sûreleri okurdum.

Sonra Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) rüyada gördüm. Buyurdu kî:

«Yâ Mâlik, ümmetime hediye ettiğin nurlar sayısınca Allah sa*na mağfiret etti. Ve sana o kadar sevap vardır. Sonra buyurdu ki «ve sana Cennette münif bir saray bina etti. Ben «Münif nedir?» de*dim. Buyurdu ki:

«Şerefeleri Cennet ehli üzerine uzanan yüksek bina demektir.»

îbn-i Ebi Dünya, Beşşâr bin Galip'den rivayet ettiğine göre şöy*le demiştir:

Rabia'yı rüyada gördüm. Daha önce ona çok dua ediyordum. Dedi ki:

«Ey Beşşâr, senin hediyelerin ipek mendillerle örtülü, nuranî ta*baklar üstünde bize geliyor. Ben

— Nasıl olur bu? dedim. O-.

— Bu hediyeler diri müminlerin duasıdır. Onlar ölülere duâ et*tikleri zaman, o duâ nuranî tabaklar Üstünde, ipek mendiller içine konulur. Sonra, hangi Ölü için dua edilmişse ona getirilir ve bu fa*lanın sana hediyesidir, denilir.

Taberanî Evsatte, Enes (Radıyallahû anhVden merfuan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle bu*yurdu :

Ümmetim, Ümmet-i Merhumedir. Günahları ile kabre girerler. Müminlerin onlara yaptığı istiğfarla temizlenmiş olarak çıkarlar.

îbn-i Ebi Şeybe, Hasan'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Bana ulaştı ki: Allah insana şöyle der:

«Ey Adem oğlu! Senin olmadıkları halde iki şeyi sana kıldım:

Birincisi ölümünden sonra infakını vasiyet ettiğin malın ki, o mal artık başkasının olmuştur.

. İkincisi müslümanlann sana yaptığı duadır: Halbuki sen o za*man öyle bir yerdesin ki, artık ne iyilik yapabilirsin ne de kötülük.»

Daremi, Müsned'inde ibn-i Mes'ud'dan rivayet ettiğine göre, şöy*le demiştir:

Dört şey adamın ölümünden sonra ona verilir:

— Daha önce Allah yolunda tasarruf ettiği malın üçte biri (yani vasiyet miktarı)....

— Ölümünden sonra ona dua eden salih çocuğun duası..

— Açtığı iyi çığır.

— Ve yüz kişinin şefaati ki yüz kişi bir adama şefaatçi olursa, şefaatleri kabul edilir.

Buharı ve Müslim, Âişe (Radıyallahû anhâ) 'dan rivayet ettikle*rine göre,-

Bir adam, «Yâ Hesûlullah: Anam füceten öldü. Eğer fırsat bu*lup konuşabilseydi, sadaka vasiyet ederdi. Ben onun yerinde sada*ka verirsem, ona sevap olur mu? diye sordu.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : «Evet, olur» diye buyurdu.

Buhari, ibn-i Abbâs (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre;

Sa'd bin Ubade'nin anası vefat etti. O da hazır değildi. Sonra Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'a geldi, dedi ki:

«Yâ Resûlullah anam öldü. Ben de hazır değildim. Onun yerin*de sadaka verirsem ona yararı olur mu?»

Buyurdu ki:

— Evet yararı olur.

Sa'd da: «Şahid ol; bostanımı anam için sadaka verlyoruiJRjjdedi.

İmam Ahmed ve dört muhaddis, Sa'd bin Ubade (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre O:

— Yâ Resûlallah! Anam öldü. Onun için vereceğim hangi sa*daka daha üstündür? diye sordu.

Resûlullah «su» diye buyurdu.. Bunun üzerine kalktı, bir kuyu kazdı ve «bu Sa'd'ın anası içindir» dedi.

Taberâni, Ukbe bin Âmir'den rivayet ettiğine göre (Sallaîlâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu :

«Sadaka, sahiplerinden kabir hararetini söndürür.

Taberâni Evsat»da sahih bir sened île, Enes (RadKallahû anh)'d&n rivayet ettiğine göre;

Sa'd, Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'e

— Yâ Resûlullah t Annem bir şey vasiyet etmeden ölmüş. Onun yerine sadaka verirsem ona fayda verir mi? dedi. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) cevaben:

— Evet fayda verir ve en gerekli şey sudur, diye buyurdu.

Yine Taberani, Sa'd bin. Ubâde'den rivayet ettiğine göre; şöyle demiştir: Ben?

— Yâ Resûlallah anam öldü ne vasiyet etti, ne de bir şey sa*daka verdi. Onun yerinde sadaka verirsem ona yararı olur mu? de*dim.

Buyurdu ki:

— Evet, yanmış bir kemik dahi versen...

Yine Taberani, İbn-i Amr'den rivayet ettiğine göre Resûlullah fSalIallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Biriniz sünnet olan bir sadaka verecek olursa, ebeveyni yerinde versin. O sadakanın sevabı onlara gider ve onun sevabından da hiç bir şey eksilmez.

Deylemi bunun bir benzerini, Muâviye bin Hayden'in hadisinde nakletmiştir. '

Taberani —«Evsat»da— Enes (Radyallahû anhJ'dan rivayet et*tiğine göre, şöyle demiştir:

Resûluîlah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'dan şöyle işittim :

Herhangi bir evden biri ölünce ve onun yerine sadaka verilse, Cebrail, o sadakayı nurani tabaklar üstünde ona hediye eder. Kab*rinin kenarında durur, der ki:

«Ey derin kabir sahibi! Bu senin ailenin sana gönderdiği bir he*diyedir. Al kabul et.» O hediye onun kabrine girer. O onunla sevi*nir ve müjdelenir. Kendilerine bir hediye gelmeyen komşuları ise üzülürler.

îbn-i Ebi Şeybe, Sa'd ibn-i Ebû Saîd'den rivayetine göre şöyle demiştir:

-Ölü için bir kemik dahi sadaka verilse ona gider.»

Beyhaki «Şuâb-ı İman»da el-Isbehani Tergib»de içinde iki meçhul olan bir sened ile ibn-i Ömer (Radiyallahû anhVdan riva*yet ettiklerine göre; Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Kim ebeveyni yerine haccederse ateşten kurtulur ve onun se*vabından hiç bir şey eksilmeden ebeveyni içinde tam bir haccın se*vabı oîur.

Ve Resûlullah buyurdu ki:

«Kişi, ölümlerinden sonra akrabası yerinde yaptığı hacd tün hiç bir şeyi onlara bağışlamış değildir.»

Ebû Abdullah es-Sakafi, «es-Sakafiyat» kitabında feydl bin Erkam'dan rivayet ettiğine göre, Resûluîlah (Sallallâhû lem) şöyle buyurdu:

«Kim hac etmeyen ebeveyni yerine hac ederse, onlar hac etmiş olurlar. Gökteki ruhları müjdelenir. Ve kendisi de Allah katında iyi*lerden sayılır.»

Bezzâr, Taberani, güzel sayılan bir sened ile, Enes(hadıyallahûanh)'dan rivayet ettiklerine göre;

Bir adam, Resûluîlah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'e geldi. Ba*bam hac farizasını yerine getirmeden öldü, dedi.

Resûluîlah buyurdu ki:

— Babanın borcu olsaydı ödemez miydin? Adam:

— Evet, dedi. Buyurdu ki:

— İşte hac da onun borcudur. Öde!..

Taberani'nin Ukbete bin Âmir'den rivayetine göre

Bir kadm Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'e geldi. Anam öldüğü halde onun bedeline hac etsem olur mu? dedi.

Resûlullah buyurdu ki:

— Eğer ananın borcu olsaydı ve ödeseydin, kabul edilmez miy*di?

Kadm:

— Evet, dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) onun anası yerine hac etmesini emretti.

Yine Taberâni «Evsât»da, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan rivayetine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle bu*yurdu:

«Kim, bir ölü yerinde hacca giderse, onun sevabı kadar ona da sevap vardır.»

lbn-i Ebi Şeybe, Ata ve Zeyd bin Eslem'den rivayet ettiklerine göre onlar şöyle demişlerdir:

Bir adam, Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'e geldi.

— Yâ Resûlallah, babam öldüğü halde onun yerinde köle âzad etsem olur mu? deyince, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Evet... diye buyurdu.

Yine ibn-i Ebi Şeybe, Atâ'dan rivayetine göre şöyle demiştir:

Üç şey ölümden sonra kişiye ulaşır. Köle âzad etmek, hac ve sadaka...

Ebû Cafer'den rivayet edildiğine göre, Hz. Hasan ve Hz. Hü*seyin (Radıyallahû anhüma), ölümünden sonra Hz. Ali yerinde köle azad ediyorlardı.

lbn-i Sa'd Kasım bin Muhammed rivayet ettiğine göre»

Âişe (Radıyallahû anhâ) kardeşi Abdurrahman (Radıyallahû anh) yerine onun evinde büyümüş kölelerinden birini azad etti, ölü*münden sonra ona fayda vereceğini umuyordu.

Ebû Şeyh bin Hibban, el-Vesâya» kitabında, rivayet ettiğine -göre Amr bin el-As, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'e şÖ"yle sordu: |

— Yâ Resûlullah! Babam Âs, vasiyet etti ki, onun sevabına yüz kişi âzad edilsin. Hişâm bunun vasiyetinin yarısını yerine getirdi.

(diğer yarısını ben yerine getirsem olur mu?)

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

— Hayır, ancak müslümanm yerinde sadaka verilir, haccedilir, köle azad edilir. Eğer As mü si uman ise o sevap ona kavuşur.

îbn-i Ebi Şeybe, Haccac bin Dinar'dan rivayet ettiğine göre îte-sûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Ana babamn Ölümünden sonra namazınla beraber onlarm yeri*ne namaz kılmak, orucunla beraber onlarm yerine oruç tutmak ve sadaka vermekle beraber onlarm yerine sadaka vermek sevaptan*dır.

Müslim, Büreyde'den rivayet ettiğine göre bir kadm: Yâ Resûlullah! 'Anamın iki ay oruç borcu vardı. Onun ye||ne oruç tutsam olur mu? Buyurdu ki:

— Evet. Kadm

— Anam hiç hac etmedi? Onun yerine hacca gitsem olur mu?, dedi.

Resûlullah (Sallaîlâhû Aleyhi ve Sellem) :

— Evet olur, dedi.

Buharı ve Müslim, Âişe (Radıyallahû anhâVdan rivayet ettik*lerine göre Resûlullah (Sallaîlâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Kim, oruç borcu varken Ölse onun velisi onun yerinde oruç tutar.» [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 505-520.

SuFi
05-05-2009, 17:00
Ölüye Veya Kabrin Üzerine Kur'an Okuma


Kur'an okuiria sevabının ölüye kavuşup kavuşmadığı ihtilaf edilmiştir:

Selefin çoğunluğu ve üç imam ölüye kavuştuğu görüşün ler. İmamımız Şafii,

İnsana çalıştığından başka yoktur.[1]

âyetini delil göstererek, bunlara muhalif görüşü savunmuştur

Birinci görüştekiler, âyet-i kerimeyi çeşitli yönlerle cevaplandır*mışlar :

l- O Ayet,

«İman edip zürriyetleri onlara imanla uyanlara zürriyetleı vuştururuz.» [2] âyetiyle neshedilmiştir.

2- O âyet, İbrahim ve Musa (Aleyhi's-selâm) kavimlerine mah*sustur. Amma îslam ümmeti İse, yaptıkları ameller ve onlar için ya*pılan sevaplar vardır. îkrime bu görüştedir.

3- Ayette insandan kasıt, «kafir insandır. Mümin ise, kendi yaptığı gibi başkalarının da ona yaptıkları geçerlidir. Rebi' bin Enes bu görüştedir.

4- Âyetteki, «insana çalıştığından başka yoktur» hükmü, ada*let yönündedir. Amma fadl ve ihsan yönünde ise, Allah'ın istediği her şey insana gelebilir. Hüseyin bin Fadil bu görüştedir.

5- Ayetteki, «lâm» «ala» mânâsındadır. Bu takdirde ayetin ma*nası şöyle olur:

İnsan ancak yaptığından sorumludur.

Bu görüştekiîer, sevabın ölüye kavuştuğunu şöyle kıyas yap*mışlar : '

Dua, sadaka, oruç, hac, köle azat etmenin sevapları ölüye ka*vuştuğu sahih hadislerle sabittir. Bunların sevapları kavuştuğuna göre, Kur'an okumanın da sevabı ölüye gider.

Hem de gelecek hadisler, her ne kadar zaif iseler de bir bütün olarak gösteriyorlar ki, bu meselenin bir aslı vardır.

Hem de müslümanlar, hiç bir red görmeden her asırda toplanıp ölülerine Kur'an okumuşlardır. Bunların bu yaptıkları fiili bir ic-madır.

Hafız Şemseddin bin Abdulvahid el-Mukaddesi el-Hanbeli, bu konuda telif ettiği bir risalecikte bütün bu görüşleri yazmıştır.

Kurtubî dedi ki:

Şeyhü'l-îslam İzzeddin bin Abdülselâm fetva veriyormuş ki, oku*nan Kur'an'm sevabı ölüye gitmez. Öldüğü zaman bir arkadaşı onu rüyada görmüş. Ona:

«Sen okunan ve hediye edilen Kur'an'ın sevabı ölüye gitmez» diyordun, kabre girdikten sonra nasıl gördün? demiş. Şeyh.:

Ben dünyada iken öyle derdim. Şimdi o görüşten vazgeçtim. Çün*kü Allanın ikramını ve okunan Kur'an'ın ölüye kavuştuğunu gör*düm.

Amma kabir üzerinde okumak ise bütün arkadaşlarımız öriun meşru' olduğunu söylemişler:

Lezafer dedi ki: «Ben Şafii (Rahimehüllah) 'dan kabir üzerine okumanın hükmünü sordum. O, «Onda bir sakınca yoktur» dedi.

Nevevi de «Mühezzeb»in Şerh'inde demiş ki:

Kabir ziyaretçisine, okuyabildiği mikdar Kur'an okumak ve pe*şinde ölülere dua etmek müstehaptır. Şafii bunu kesin olarak söy*lemiştir. Ve Şafii arkadaşlarımız bunda ittifak etmişlerdir.

Ve yine Nevevi bunun da ilerisinde: «Eğer kabir üzerinde Kur'an'ı hatmetseler daha üstün olur, demiştir.

îmam Ahmed bin Hanbel ise başta bu meseleyi inkâr edermiş. Çünkü bu konuda ona hiç bir hadis ulaşmamıştı. Sonra, «Definde Denilen Şeyler» babında geçen İbn-i Ömer ve Ala bin. el-Hallac'm merfu' hadisleri ona ulaşınca eski görüşünden vazgeçmiştir.

Hallâl el-Camii kitabında Şabi'den rivayet ettiğine göı demiştir:

Ensardan birisi ölünce Ensar onun kabrine gidip ona Kur'an okurlardı.

Ebû Muhammed es-Semerkandi, İhlas suresinin faziletleri hak-Kinda Ali (Radıyallahû anh)'dan merfuan rivayet ettiğine göte şöy*le demiştir:

Kim kabristana girip onbir sefer ihlas sûresini okusa ve seva*bını Ölülere hibe etse, ölüler sayısınca kendisine ecirler yazdı.

Ebu'l-Kasım Sa'd bin Ali ez-Zencâni «Fevaİd»inde Ebû re'den rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi lem) şöyle buyurmuştur:

«Kim kabristana girdiğinde fatiha, ihlas ve elhakümüttekâsürü sûrelerini okusa ve «Yâ Rabbi senin kelâmından okuduğum mik-

tarın sevabını bu kabristanda yatan mümin ve müminelere hibe et*tim» dese, ördaki bütün ölüler Allah katında ona şefaatçi olurlar.

Kadî Ebû Bekir bin Abdülbaki el-Ensâri Meşihat'inde Seleme bin Ubeyd'den rivayet ettiğine göre Hammad el-Mekki şöyle demiştir =

Bir gece Mekke kabristanına çıktım, başımı bir kabrin üstüne koydum ve uyudum. Rüyamda makberdeki ölüleri halka halka gör*düm. Ben, «kıyamet mi koptu?» dedim. Onlar;

«Hayır, fakat bir kardeşimiz ihlas suresini okudu, sevabını bize hediye etti. İşte biz bir senedir onun sevabım paylaşıyoruz.

El-Halİal'ın arkadaşı Abdülaziz senediyle Enes (Radıyallahû anhî'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sel-lem) şöyle buyurdu:.

Kim kabristan'a girse ve Yasin suresini okusa, Allah ordaki ya*tanların yükünü hafifletir. Ve o ölüler sayısınca oha hasenat ya*zılır.

Kurtubî dedi ki: «Ölülerinize Yasin sûresini okuyunuz» hadisi ikz mânâya muhtemeldir:

1- Sekerâta girenlere...

2- Kabirde yatan Ölülere...

Ben diyorum: Kitab'ın başında geçtiği gibi Cumhûr-u Ulemâ bi*rinci görüştedirler. İbn-i Abdülvâhid el-Mukaddesi ise ikinci görüşü savunmuş. Şâfiiler'in müteahhirininden olan Muhibb-i Taberi, hadisi umumi tutarak her iki görüşün de kast edildiğini söylemiştir.

Gazali'nin «İhyâ»sında, Abdülhakk'ın «el-Âkibe»sinde Ahmed bül-Hanbel'den nakledildiğine göre şöyle demiştir:

Kabristana girdiğiniz zaman Fatiha, mauzeteyn ve ihlâs sûrele*rini okuyunuz, sevabını ölülere hediye ediniz. Çünkü okumanın se*vabı onlara kavuşur.

Kurtubî demiş ki: Okuyan- için kıraatin sevabı, ölü için de din-, lemenin sevabı vardır. Bunun için rahmet ona da kavuşur. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:

«Kur'an okunduğu zaman dinleyiniz ve sesinizi kesiniz, umulur ki rahmet edilesiniz.»

Allah'ın kerem ve rahmetinden uzak değil ki: Kıraetin ve din*lemenin de sevabını birden ona kavuştursun veya o işitmeden ona okunan ve hediye edilen kıraetin sevabını ona kavuştursun. Sadaka ve duanın sevabı ona kavuştuğu gibi...

Hanefi Kadihan'ın Fetavâsmda şöyle denilmiştir:

«Kim kabirlerin yanında Kur'an okusa eğer Kur'an sesiyle on*lara ünsiyet vermek istiyorsa okuyabilir. Eğer o niyetle okumasa istediği her yerde okuyabilir. Çünkü Allah her yerde işitir.» [3]



Bir Fasıl


Kurtubî dedi ki: Bâzı alimlerimiz, kabir yanında okunan Kur'an'-

la löiünün yararlandığına hurma dalı hadisini delil getirmişler. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) bir hurma dalını ikiye

böldü bir kabrin üstüne dikti.

«Umulur ki bunlar kurumadan Allah onlarla Ölünün yükünü hafifletsin.» diye buyurdu.

Hattâbi dedi ki: Bu mesele ilim adamlarınca şu manaya yorum*lanmıştır :

Eşya, yaradılışları yaş ve yeşil kaldıkça teşbih ederler. Hattabi de demiş ki: Hurma dalının tesbihiyle Allah ölünün yükünü hafif*letirse müminin Kur'an okumasiyle tarik-i evlâ ile hafifletir.

Bu hadis, kabirler üzerinde ağaç dikme meselesinin aslıdır.

İbn-i Asakir, Hammad bin Seleme tarikiyle Katâde'den rivayet ettiğine göre, Ebû Berzete el-Eslemi (Radıyallahû anhüm) nakîedi-yormuş ki:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) bir kabrin yanından geçti. Sahibi azap içinde idi. Bir dal aldı, Kabre dikti ve şöyle bu*yurdu :

Umulur ki, bu dal yaş kaldıkça onu azaptan korusun.

Ebû Berzete de şöyle vasiyet ediyormuş: Öldüğüm zaman kabrime iki dal koyun...

Ravi dedi ki: O Kerman ve kümes arasında bîr çölde öldü, or-dakiler: Bu arkadaşımız kabrine iki dal dikilsin, diye vasiyet edi*yordu. Fakat içinde yaş hiç bir şey olmadan bir çölde öldü, dediler. Onlar, böyle konuşurken Sicistan tarafından bir kervan geldi. Bera*berlerinde hurma dalları vardı. Onlardan iki dal aldılar ve onunla beraber kabre koydular.

îbn-i Sa'd Müverrık'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Büreyde, kabrine iki dalın konmasını vasiyet etti.

İbn-i Neccar'ın tarihinde Kesir bin Salim el-Heytirün hâl terce-mesinde şöyle yazılıdır ;

Kesir bin Salim kabri yıkıldığında tamir edilmemesini tavsiye etmiş, bu konuda şiddetli te'kitlerde bulunmuş ve demiştir ki: Allah (Azze ve Ceîle) yıkılmış kabirlere bakar, içindekilere merhamet eder, Ben istiyorum ki, onlardan olayım.

İbn-i Neccâr «Kesir bin Salim'in dediğine benzer, sahabelerden rivayetler vardır,» demiş. Sonra Abd bin Hamid tarikiyle... Vehb bin Münebbih'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: -

îrmiya Peygamber (Aleyhi's-selâm) içindekilerin azap gördugu bir Kabristan'm yanmdan geçti. Bir sene so»ra bir daha ordan geç*ti Baktı azapları sakinleşmiş. «Sübhanallah! Sübhanallah. Geçen aene burdan geçtim, bu ölüler azap içinde idi. Bu sene azapları sa*kinleşmiş, dedi. Birden gökten bir ses:

— Yâ îrmiya! Ya İrmiya! Kefenleri parçalanmıştı. Saçları dökül*müş kabirleri yıkılmıştı. Sen onlara bakıp onlara addın! Ben de ka*birleri yıkılmış, kefenleri parçalanmış saçları dökülüşlere böyle ba-kıp rahmet ederim. [4]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Necm, 39

[2] Tur, 21

[3] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 521-525.

[4] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 525-527.

SuFi
05-05-2009, 17:01
Ölü İçin En Güzel Olan Vakitler


Ebû Nuaym, İbn-i Mes'ud (Radıyallahû anh)'dan rivayet etti*ğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu .-

«Kimin ölümü Ramazanın sonuna denk gelirse O cennete girer. Kimin ölümü Arefe'nin sonuna denk gelirse o cennete girer, kim Sadaka verirken ölürse o cennete girer.»

îmam Ahmed, Hüzeyfe (Radıyallahû anhl'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Kim Allah rızâsı için «Lâilaheillallah» dese ve öyle vefat etse Cennete girer. Kim Allah rızası için bir gün oruç tutsa ve o gün vefat etse Cennete girer. Kim, Allah rızâsı için bir sadaka verse ve peşinde Ölse Cennete girer.

Ebû Nuaym, Hayseme'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Birinin, Hac, Umre, Cihad ve Ramazan orucu gibi hayırlı bir amelde ölmesi eskilerin hoşuna giderdi.

Deylemi, Âişe (Radıyallahû anhâ)'dan rivayet ettiğine göre Re*sûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Kim oruçlu olarak Ölse kıyamete kadar oruçlu kabul edilir.»

Ebû Nuaym, Câbir'den rivayet ettiğine göre Resûlullah llâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu :

«Kim Cuma günü veya Cuma gecesi ölse kabir azâbındai tulur. Kıyamet günü şehidlerin üniformasiyle gelir.»

Hümeyd «Tergib»inde, Sa'd bin Tarif el-Haffaf tarikiyle -caferden rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

«Cuma gecesi ak bir gecedir; cuma günü de ak bir gündür. Kim Cuma gecesi ölse Allah ona ateşten bir beraet yazar. Kim de Cuma günü ölse ateşten kurtulur.» [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 528-529.

SuFi
05-05-2009, 17:01
Ölümden Hemen Sonra Cennete Girmeğe Vesile Olan Ameller


Nesâi ve îbn-i Hibban «Sahih»mde ve Merdeveyh ve Dâre-kutni Ebû Ümâme (Radıyallahû anhî'dan rivayet ettiklerine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Kim, farz namazların sonunda âyetel-kürsiyi okusa Ölümden başka Cennet ile onun arasında perde olacak hiç bir şey yoktur.»

Beyhakî «Şuab»da aynisini Hz. Ali'den rivayet etmiştir. Yi*ne Beyhaki, Salsal bin Delhemiş hadisinden bunu şu ibare ile riva*yet etmiştir:

«Kim her namaz sonunda âyet-el kürsiyi okusa, onunla Cennet arasında ölümünden başka hiçbir şey kalmaz. Öldüğü zaman Cen*nete girer.» [1]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 530.

SuFi
05-05-2009, 17:02
Peygamberler Ve Onlar Gibi Olanlardan Başi Diğer Ölülerin Cesedi Çürür Ve Vücutları Kokuş


Buharı, Cündüp el-Beceli hadisinden tahric ettiğine görel (Öldükten sonra) insandan, ilk kokuşan tarafı karnıdır.

Ebû Nuaym, Vehb bin Münebbih'den rivayet ettiğine göre demiştir:

Bir kitapta okudum. Allah; «Eğer ben ölüler için kokuşmayı yaz*mış olmasaydım insanlar ölülerini evlerde hapsederlerdi,» diye bu*yurmuş.

îbn-i Asakir, Zeyd bin Erkâm'dan merfûan rivayet ettiğine göre, Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor:

«Üç haslet ile kullarıma genişlik ihsan ettim. Hububata kurtu musallat ettim... Eğer öyle olmasaydı, onların idarecileri altın ve gü*müşü stok ettikleri gibi hububata da stok ederlerdi.

Ölümden sonra cesedi çürütüyorum. Eğer öyle olmasaydı, hiç bir dost dostunu gömemezdi.

Kederlinin kederini ona unutturuyorum. Eğer böyle olmasaydı üzüntüsünden hiç kurtulamazdı.

Ebû Küabe'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Allah ruhtan daha güzel hiç bir şey yaratmadı. Ruhun ondai çıktığı her şey mutlaka kokuşur.

Müslim, J5Î>û Hüreyre (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

İnsanın âcbüzzeneb (kuyruk sokumu) kemiğinden başka her şe*yi çürür. Kıyamet gününde yaradılış onun üzerine terkib edilir.

Müslim, Ebû Davud, Nesâi, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Toprak insanoğlunun her tarafını yer, kuyruk sokumu müstes*na, însan, ondan yaratılmış ve onun üzerine terkip edilecek...»

Mevâkıf Sârini, şöyle der:

Allah, beden parçalarını idam edip onları geri mi yaratır? Yok*sa onları dağıtır bir daha onları birleştirir mi? diye sorulursa.

Cevap: Doğrusu, bu konuda hiç bir delil tesbit edilmemiştir. Bunun hakkında ne müsbet ne de menfî olarak hiç bir şey denilmez.

«Allah'ın »zâtından başka her şey helak olur» [1] mealindeki ayet-i kerime de i'dam olduğuna bir delil yoktur. Çünkü parçaların dağılması yok olması demektir. Bir şeyin helaki onun kazanılmış! sıfatlarından çıkmasıdır. Parçalar arasındaki birliğin kaybolması daj o şeyin sıfatlarını kaybetmesi demektir. Bu gibi dağılmalara örfeı fena denilir.

Demek, «Yeryüzünde olan her şey fanidir» mealindeki âyet*ten de idam olunduğuna delil çıkartılmaz.

Ebû Davud, Hâkim, Evs bin Evs'den rivayet ettiklerine göre, sûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Cuma günü bana çok salavat getirin. Çünkü salavatınızna arz edilir.»

Sahabeler dediler:

Yâ Resûlullah sen yer altında çürüdüğün halde nasıl vatımız sana arz edilir? i

O (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki

— Allah peygamberlerin cesedi erini yere haram kılmıştır

îbn-i Mâce, Ebû Derda (Radıyallahû anh)'dan rivayet etti göre Resûlullah (SaUallâhû Aleyhi ve Seilem) şöyle buyurdu :

«Hiç kimse yok ki, bana salavât getirdiği zaman salavâtı tiğinde bana arz edilmesin.» Ben:

— Ölümden sonra da mı arz edilir yâ Resûlullah! dedim.

O {Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

— Allah, yere peygamberlerin cesedlerini yemeği haramdır.

Mâlik bin Abdurrahman bin Ebû Sa'saa rivayet ettiğine ona ulaşmış ki:

Sel, Ensardan Amr bin Camuh ve Abdullah bin Amr'ın kabir*lerini aşındırmıştı. Kabirleri su mecrasının kenarında idi. îkisi de Uhud'da şehid edilenlerden idiler ve bir kabre gömülmüştüler. Ka*birleri başka tarafa taşınmak için kazıldı, cesedleri çıktığında ba*kıldı ki, cesedleri çürümemiştir, sanki dün ölmüştüler.

Onlardan birisi yaralanmıştı, elini yarasının üzerine koymuştu ve öylece defnedilmişti. Eli yarasından kaldırılıp yana bırakılınca yine yaranın üzerine döndü.

Kabirlerinin kazılması ile Uhud günü arasında otuz -altı sene geçmişti. ____

Beyhaki, «Delfiil»de bunu başka bir yönden rivayet edip «eli ya*rasından çekildi» sözünden sonra şunu da ilâve etmiştir: «sonra kan aktı. El yerine götürülündüğünde yine kan durdu.»

Rivayetin sonunda da şunu demiştir:

Muaviye, Kîzâme kuyusunu akıtmak istediği zaman Uhud'da ölü*leri olan herkesi çağırdı ki ölülerini görsünler. Millet ölülerinin ya*nma çıktılar. Baktılar ki ölüleri diri ve sağa sola dönüyorlar. Kürek birisinin ayağına değdi kan aktı.

Ebû Said-i Hudri, dedi ki:

Bundan sonra hiçbir münkir artık inkâr edemezdi. Onlar daima toprağı kazıyorlardı. Birgün topraktan bir zırh çıkardılar. Misk ko*kusu kokuyordu.

Beyhaki, Vâkidi'den o da üstadlarmdan böyle nakletmiştir.

îbn-i Ebi Şeybe «Musannef»de senediyle Beni Seleme kabi*lesinden bazı adamlardan rivayet ettiğine göre şöyle demişlerdir:

Muâviye şehidlerin kabirlerinin yanmdan geçen çeşmenin mec*rasını çevirdiğinde Abdullah bin Amr bin Haram ve Amr bin Ca-muh (Radıyallahû anhümaVnm kabirlerinin yanından geçti. Kabir*leri açıldı. Millet kabirlerinin üzerine çağırıldı. Onları çıkardık, eği-liyordular. Sanki dün ölmüştüler. Üzerlerinde iki cübbe vardı. Yüz*leri üzerine atılmıştı. Ayaklarının üstünde de bir miktar yer bitkisi vardı.

Beyhaki, TÖelâiTde bunu Câbir (Radıyallahû anh)'dan bitişik bir sened ile rivayet etmiştir ve şunu ilâve etmiştir:

«Kürek, Hamza'nın ayağına değdi, ayağmdan kan aktı.'

Taberâni, ibn-i Ömer (Radıyallahû anhüma)'dan rivayet ettiği*ne göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Allah için olan müezzin, kanı içinde deprenen şehid gibidir. Öldü*ğü zaman kabrinde kurtlanmaz. ,

Kurtubi dedi: Bu hadisin zahiri gösterir ki, yer Ailah için olan i müezzinin vücudunu çürütmez.

Abdürrezzak, -Musannef»de Mücâhit'den rivayet ettiğin şöyle demiştir:

Kıyamet gününde en uzun boylular müezzinlerdir: Onlar, kabir*lerinde kurtlanmazlar.

İbn-i Mende, Câbir bin Abdullah'dan rivayet ettiğine gö\ sûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Hamilü'l-Kur'an öldüğü zaman Allah yere vahyeder ki, onun vücudunu yeme...»

Yer de der ki: «Yâ Rabbi senin kelâmın onun göğsünde olduğu halde nasıl vücudunu yiyebilirim?»

îbn-i Mende dedi ki: Bu konuda Ebû Hüreyre ve Abdullah bin

Mes'ud'dan rivayetler vardır.

Mervizî, Katâde (Radıyallahû anh) 'den rivayet ettiğine gc le demiştir:

Bana ulaştı ki, yer, hiç hata işlemeyenin cesedine musallat [2]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Rahman.

[2] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 531-535.

SuFi
05-05-2009, 17:04
Ruhla İlgili Bâzı Meseleler Hakkında Bir Hatime


Bu meselelerin çoğunu îbn-i Kayim'in er-Ruh kitabından özet*ledim. [1] ,



Bîrîncî Mesele:


Buhari ve Müslim, İbn-i Mes'ud (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Peygamber (Sallailâhû Aleyhi ve Sellem) ile beraber Medine harabelerinde idik. O, bir hurma dalına dayanıyordu. Bir yahudi ce*mâatinin yanından geçti. Birbirlerine dediler ki:

Ondan ruhu sorun. Bir kısmı da sormayın dediler. Evvelkiler dediler ki:

«Yâ Muhammed ruh nedir?»

Peygamber (Sallailâhû Aleyhi ve Sellem) asasına dayanıp Öyle bir durdu ki ona vahy geliyor sandım. Sonra buyurdu:

«Senden ruhu sorarlar sen de ki: Ruh Rabbimin emrin d endir, size (ruh hakkında) ancak az bir ilim verilmiş.» [2]

Bundan dolayı insanlar ruh hakkında iki fırkaya ayrıldılar.

Birinci fırka ruh hakkında hiç söz etmez. Çünkü o Allah'ın sır-larıiidan bir sırdır. Onu bilmeyi hiç kimseye nasip etmemiştir. Bu konuda iyi olan yol da budur.

Cüneyd dedi ki: «Ruh öyle bir şey ki Allah onu bilmeyi kendine mahsus kılmıştır. Yaratıklarından hiç kimseye onu bilmeyi nasip et*memiştir. Bunun için ruhun varlığım kabul etmekten başka onu araş*tırmak caiz değildir.»

tbn-i Abbâs ve Selefin çoğu bu görüştedirler. Rivayet ile sabit*tir ki İbn-i Abbâs Ruh'u tefsir etmiyormuş.

îbn-i Ebû Hatem, îkrime'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

îbn-i Abbâs'dan ruh soruldu. Dedi ki:

Ruh, Rabbimin ermindendir. Siz bu meseleye kavuşamazsınız. Onun için âyet-i kerimenin üzerine bir şey ilâve etmeyiniz. Ancak Allah'ın dediği, peygamberin bildirdiği gibi deyin: «Size ancak az bilgi verilmiştir.»

îbn-i Cerir, Mürsel bir sened ile rivayet ettiğine göre;

Yukardaki âyet indiği zaman yahudiler dediler ki:

«Biz de kendi kitaplarımızda bu meseleye böyle rastlıyoru:

Ben diyorum ki: Allah'ın Kur'an'da ve Tevrat'da kapalı bir; tığı ve yaratıklarından gizlediği bir meseleyi araştırıcılar nasıl o hakikatini öğrenebilirler?

Ebu'l-Kasım el-Küşeyri es-Sa'di, «el-İzah» kitabında naklettiğine göre:

Feylesofların meşhurları da bu konuda söz etmekten geri dur*muşlar ve «Ruh duyulmayan, dolayısıyle aklın idrâk edemediği bir meseledir, demişler.

Ebu'l-Kasım demiş ki: Bilgimizin, ruhun hakikatini idrak etmek*ten aciz kalması kadar sırrında aciz kalması gibidir.

îbni Battal, demiş ki:

Bu gizlilikteki hikmet: Allah yaratıklarına, bazı şeylerin yetini bilmediklerini bildirip onları, «Yalnız Allah bilir» sözü dirtmeye zorluyor.

Kurtubi de demiş ki bu îbham'ın hikmeti, Allah'ın insan acizli*ğini izhar etmesidir. Çünkü insan kendi nefsinin varlığını kabul et*tiği halde mahiyetini bilmediğine göre, Hak Sübhanehû ve Teâla'nm hakikatini hiç idrak edemez. Buna misâl olarak yakın bir şey de, gözün kendisini görememesidir.

İkinci Fırka

Ruh hakkında söz söylemiş ve onun hakikatini araştırmıştır. İmam Nevevi demiş ki:

Bu konuda denilen en sahih görüş imam-el-Haremeyn'in sözü*dür. O demiş ki: «Ruh latif bir cisimdir, su yaş odunun içine yerleş*tiği gibi o da kesif cisimlerin içine yerleşir. [3]



İkinci Mesele


Birinci görüşü savunan fırka, peygamber efendimizin de ruhu bilip bilmediği konusunda ihtilafa düşmüşler.

İbn-i Ebû Hatem, Tefsir'inde senediyle Abdullah bin Büreyde-den naklettiğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) ruhu öğrenmeden ve*fat etti.

Bunlardan bir taife de demiş ki:

Hayır Resûlullah ruhu biliyordu. Allah ona göstermişti. Fakat ümmetine bildirmeyi ona emretmemişti. Bu, Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)'in Kıyametin vaktini bilip bilmediği meselesine benzer. [4] . . .



Üçüncü Mesele


Müslümanların çoğu, ruhun bir cisim olduğu görüşündedirler. Kitab, Sünnet ve sahabelerin icma'ı bunu gösterir. Çünkü Kur'an ve hadislerde ruh; tutmak, göndermek, çıkartmak, nimet ve azap vermek, dönmek, girmek, razı olmak, berzah aleminde dolaşmak yemek içmek, tanımak, bilmek ve benzeri vasıflarla vasıflanmıştır.

Bu sıfatlar ise cisimlerin sıfatlarıdır. Arez [5] ise bu sıfatları kal*dıramaz.

Hiç şüphesiz Ruh kendini ve Halikını bilir. Mâkulatı anlar. Bun*lar ise bilgidir. Bilgi de bir arezdir. Eğer ruh bir arez ise ki ilim onunla ayakta duruyor. O zaman arez'in arez ile ayakta durması gerekir. Bu ise fasittir.

Üstad Ebu'l-Kasım el-Kuşeyri dedi ki: Ruhun şeklen latif ci-simlerden olması, latif melek ve şeytanlar gibidir. [6]..


Dördüncü Mesele


Sahih görüş odur ki, Ruh ve nefis tek bir şeydir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır : «Ey nefs-i mutmainne Rabbine dön.» [7] «Nefsinij maktan alıkoyan...» [8]

Ayrıca denilir ki: «Nefsi çıktı» yani öldü.

Bir kısım ehl-i Sünnet demişler ki: Kabzedilen ruh ka bir şeydir. İbn-i Ebû Hatem'in ibn-i Abbas'dan;

«Allah, ölüm anında nefisleri alır. Rüyada ölmeyeni de alır. Ölüm*le hükmettiğini tutar, diğerini belli bir zamana kadar bırakır.» [9]

mealindeki ayet-i kerime hakkında rivayet ettiğine göre şöyle de*miştir :

İnsanın içinde nefis ve ruh vardır. Aralarında güneş şuaı gibi bir şey vardır. Allah, uykuda nefsi alır, ruhu içerde bırakır. O da yaşar ve hayatını sürdürür. Allah kişinin ölümünü istediği zaman, ruhunu alır. O da ölür. Eğer onun yaşamını dilediyse nefsi vücuttaki yerine gönderir.

Mukatil. de demiş ki: İnsanın hayatı, nefsi ve ruhu vardır. Uyu*duğu zaman eşyayı taakkul eden nefsi çıkar gider. Fakat vücuttan ayrılmaz. Şualı bir ip gibi ondan uzanır,, kişi o nefisle rüya görür. Hayat ve ruh Cesedde kalır. Onunla hayatını devam ettirir. Depren-diği zaman göz kırpması gibi bir zamanda o nefis vücuda döner. Al*lah onun ölümünü istediği zaman dışarı çıkan o nefsi yanında tutar.

Yine Mukatü demiş ki: Nefis, kişi uyuduğu zaman, yükselir. Rü*ya gördüğünde, dönüp ruha haber verir. Ruh da kalbe haber verir. O da görünen rüyayı olduğu gibi öğrenir.

Ebu Şeyh, el-Azamet kitabında ve ibn-i Abdulberr Temhid de, Vehb bin Münebbih'ten rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

însan nefsi, iştiha sahibi olan diğer hayvanların nefisleri gibidir. O da kötülük ister. Onun yeri karindir. însanm üstünlüğü ruh ile*dir. Ruhun da meskeni dimağdır. Onunla insan yaşar. Ruh hayra çağırır. Onu emreder.

Sonra Vehb eline üfürdü. Ve dedi ki: Bunu görüyorsunuz, bu soğuktur ve ruhtandır. Sonra bir müddet nefesini tutup bıraktı. De*di ki: Bu sıcaktır ve nefistendir. Ruh ve nefsin misali koca ile kan misali gibidir. Ruh nefsin yanma gidip birleştiklerinde insan uyur. Uyandığı zaman ruh yerine döner.

Çünkü insan uyandığında sanki, bir şey başına yükseldiğini hissediyor.

Kalb de vücutta bir melik gibidir. Diğer organlar onun yardım*cılarıdır. Nefis kötülüğü emrettiği zaman iştahlanır, organlar hare*kete geçer. Ruh onların önüne geçer, onları hayra çağır. Eğer kalb mümin ise ruha itaat eder. Eğer kâfir ise, nefse itaat eder. Ruha karşı gelir. Organları kendi emrinde çalıştırır.

îbn-i Sa'd «Tabakat»ında Vehb bin Münebbih'den rivayet etti*ğine göre şöyle demiştir.

Allah insan oğlunu toprak ve sudan yarattı. Sonra içine nefsi yer*leştirdi. Onunla insan ayakta durur, oturur, görür, işitir, anlar, ko*runur.

Ve içine ruhu yerleştirdi. Onunla insan hak ve bâtılı adalet ve zulmü anlar. Onunla sakınır, örtünür, öğrenir, işleri idare eder.

İbn-i Abdulberr, «Teîmhid»de yazdığına göre; Ebû îshak, Mu-hammed bin Kasım bin Şaban şöyle anlatmıştır.

Malik'in arkadaşı Abdurrahman bin Kasım bin Halid;

«Nefis, insan şekli gibi, şekillenmiş bir ceseddir. Ruh akan bit fâu gibidir» demiş ve «Allah nefisleri ölümleri anında alır» meâlinfleki âyeti delil göstermiştir ve demiş ki

Görmüyormusunuz Allah uyuyanın nefsini alır. Ruhu yükselip iner. Çünkü ruhun da nefsi vardır ve yerinde durur. Nefis her ta*rafta dolaşır. İnsanın rüyada gördüğü şeyleri görür. Allah ona ce*sedine dönme izni verince döner, onun dönüşüyle bütün organlar uyanır.

Demek nefis, ruhtan başka bir şeydir. Ruh bahçede akan su gibidir. Allah o bahçenin bozulmasını İrade ettiği zaman onda akan suyu keser. Yeşillikleri de Ölür. Aynen öyle insan da bir bahçedir...

îbn-i îshak naklettiğine göre Abdullah bin Ebû Cafer şöyle de*miştir :

Ölü gasilhaneye konduğu zaman ruhu cesediyle yürüyen bir meleğin elinde olur. Namazı kılınması için yere bıraktığında me*lek durur. Kabrine götürünce melek de onunla beraber yürür. Kab*re konulup toprakla örtününce melek ruhunu ona iade eder ki, di*ğer melekler onu sorguya çeksinler. Melekler sorguyu bitirince o di*ğer melek, bir daha ruhu alır. Emredildiği yere onu götürür. Bu me*lek ölüm meleğinin yardımcılanndandır. (İbn-i Abdülberr'in sözü bitti.)

Şeyh îzzeddin bin Abdüsselâm, şöyle dedi:

Her insanda iki ruh var: Biri uyanıklık ruhu ki,allah onunla insanı uyanık tutar. O cesedden çıkınca insan uyur, rüyaları gören o ruhtur...

İkinci ruh; Hayat ruhudur ki Allah onunla insanı canlı tutar. O ruh insandan ayrılınca insan ölür. Ona dönünce yine dirilir.

Bu iki ruh insanın içindedir, yerlerini ancak Allah'ın bildirdiği kimseler bilir. Bunlar, bir kadının karnında olan cenin gibidirler.

Bir kısım mütekellimler de demişler: Zahir olan görüş odur ki, ruh kalbin yakınındadır.

îbn-i Abdülberre de şöyle demiştir: Ruhun kalb içinde olması bana göre akıldan uzak bir mesele değildir. Mümkündür ki, bütün ruhlar mırani, latif ve şeffaf olsun. Veya bu nuraniyet ve şeffafiyet müminlerin ruhlarma mahsus olsun. Kafir ve şeytanların ruhları da siyah olsun.

Canlılık ruhuna delâlet eden şu ayettir:

«Söyle, size müekkel kılınan melek ruhunuzu alır.» [10]

Uyanıklık ve canlılık ruhlarına delâlet eden de şu ayettir.

«Allah ölümleri anında nefisleri alır. Rüyada olup ölmeyeni de alır. Ölümle hükmettiğini tutar. Diğerini belli bir zamana kadar salıverir.» [11]

Mânâsı: Allah, cesedleri ölmeyen nefisleri rüyada alır. Ölümle hükmettiğini yanında tutar. Onu cesedine göndermez. Diğer uyanık*lık ruhlarını belli bir zamana kadar yani ölüme kadar cesedlerine gönderir.

Ölüm anında canlılık ruhları ve uyanıklık ruhları birden alınır. Fakat canlılık ruhları ölmez. Canlı olarak göğe çıkartılır. Kafirlerin ruhları kovulur ve o gök kapıları onlara açılmaz. Müminlere ise açılır. Ta Rabbülaleminin huzuruna arz edilir. Ne kıymetli arzedi-liş! Ve ne şerefli götürülüş! (Şeyh îzzeddinin sözü bitti.)

Ben diyorum ki: Onun «Ruh kalb'tedir» görüşünü Gazali de el-înhisar kitabında kesin olarak söylemiştir. Ben de bu konuda bir hadis buldum.

îbn-i Asakir, «Tarihlinde Zühri'den rivayet ettiğine göre; Hü-zeyme bin Hakim es-Süllemi en-Nümeyri, Mekke fethi günü Re-sûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'm yanma geldi.

— Yâ Resûlullah! Bana gece karanlığı, gündüz aydınlığı suyun kışın sıcaklığı, yazın soğukluğu, bulutların Çıktığı yeri, erkek ve ka*dın sularının karar kıldığı yeri ve ceseddeki nefsin yerini bildir, dedi...

Ravi hadisi zikretti, ta şu cümleye geldi..- «'...Amma nefsin yeri ise o kalbtedir. Kalb de kalın bir damara bağlıdır. O damar da diğer damarları sular. Kalb ölünce o damar kopar...» Hadisin sonuna ka*dar. ..

Bu hadis mürseldir. Taberani'nin «Mucamül-Evsat»ında ve ibn-i Merdüveyh'in «Tefsir» inde Ebû Musa el-Medini ve ibn-i Şahinin «Ki-tabü's-Sahabe»leri'nde çeşitli kanallarla rivayet etUlmiştir.

Hafız ibn-i Hacer «el-İsâbe»de demiş ki:,

Bu hadiste çok garip lafızlar vardır. Senedi de cidden zayıftıi[12]



Beşinci Mesele


Ehl-i Sünnet Icma' etmişler ki, Ruh hadistir, sonradan yarara! mış: Zındıklardan başka kimse buna muhalefet etmemiş.

Ruhun sonradan yaratıldığına dair icma vardır diyenler arî smda Muhammed bin Nasr el-Mervizi ve ibn-i Kuteybe vardır.

Bu meselenin delilleri de «Ruhlar, düzenli askerlerdir» hadisdir. Çünkü, düzenlilik sonradan yaratılmışlığı gerektirir.

İkinci delil de şu gelen altıncı meseledir: [13]

SuFi
05-05-2009, 17:06
Altıncı Mesele


İki meşhur görüş olarak ruhlar cesedlerden önce mi veya mı yaratılmışlar? diye ihtilaf edilmiştir.

îmam Muhammed bin Nasır ve ibn~i Hazm birinci görüşü sa*vunmuşlar, bu konuda icma var demişler: İbn-i Menden'in Amr bin Anbese hadisinden merfuan rivayet ettiği şu hadisi delil getirmiş*lerdir.

«Allah, cesedlerden iki bin sene önce ruhları yaratmıştır. Anla*şanlar birleşir. Anlaşamayanlar ayrılır.»

Fakat bu hadisin senedi cidden zayıftır.

İkinci delilleri, «Adem zürriyetinin sırtından çıkartılırnleridir. O hadislerden:

Allah, Adem'i yarattığı zaman sırtını sıvazladı, kıyamete kadar onun zürriyetinden yaratacağı her ruh, zerreler gibi onun sırtından düştü.

Hâkim, Ebû Hüreyre Hadisinde bunu tahric etmiştir:

Yine Hâkim, Ubeyy bin Ka'b'ten rivayet ettiğine göre; «Hani Rabbin Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini aldığında «Ben Rabbiniz değilmiyim? diyerek onları şahit tuttu. Onlar da evet Rab-bi m izsin dediler [14] mealindeki âyet hakkında demiş ki:

Allah, kıyamete kadar doğacakları ruh olarak topladı, sonra on*ları şekillendirdi, konuşturdu. Onlardan söz ve misakı aldı... Hadisin sonuna kadar..

Ruhların cesedden sonra yaratıldığına dâir olan deliller ise şun*lardır:

1- «Muhakkak insanın anılan hiç bir şey olmadığı bir an ba*şından geçti.» [15] mealindeki ayettir. Rivayet edilmiş ki: insana ruh üfürülmeden kırk sene beklemiştir:

2- İbn-i Mes'ud'un hadisidir. Şöyle ki:

Birinizin yaradılışı ana karnında kırk gün toplanır. Sonra kırk gün daha alaka olur. Sonra kırk gün daha mudğa olur. Sonra me*lek gelir, ona ruhu üfler.

Buna, «Ruhun yaradılışı ile üfrülmesi arasındaki fark vardır» di*ye cevap verilmiştir. Demek ruh uzun bir zamandan beri yaratılmış*tır, vücut şekillendikten sonra melek ruhu ona yerleştirir. [16]



Yedinci Mesele


Müslüman ve başka milletler de ruhun vücutdan sonra baki kal*dığı görüşündedirler. Feylesoflar ise buna muhaliftirler.

Bu konudaki delilimiz : «Her nefis ölümü tadacaktır» mealindeki âyettir. Tadan demek, tadılan şeyden sonra baki kalan demektir. İkinci delilimiz, bu kitapta geçen âyetler, hadisler ve vakıalardır.

Bundan başka Kıyamette «Yeryüzündeki her şey fena bulacak*tı [17] mealindeki âyet gereğince ruhun zahiren yok olup sonra di*rilecek veya «Allah'ın istedikleri müstesnadır» istisnası gereğince ruh hiç fena bulmayacak diye iki görüş vardır.

İmam Sübki, «ed-Dürr en-Nazîm» Tefsirinde bu iki görüşü an*latıp, birinci görüş daha yakındır demiş. Cennet hurileri bahsinde denildiği gibi ruhlar kıyametteki fenadan müstesnadırlar.

İbn-i Kayyim'in kitabında denilmiş ki:

Ruhun bedenle beraber ölüp ölmediği hakkında iki görüş ola*rak ihtilaf edilmiştir. Doğrusu odur ki; eğer ruhun ölümü tatma*sından kasıt onun cesedinden çıkması ise; evet o bu manada ölümü tadıyor. Eğer onun ölümü tatmasından kasıt, onun i'dam edilmesi ise; hayır ruhun yaratıldıktan sonra baki kaldığı icma ile sabittir. O fena görmez. Ya azap görür veya nimet...

îbn-i Asakir «Dimeşk Tarihlinde senediyle, Mâliki İmamlann.-dan biri olan Muhammed bin Vazzah'tan rivayet ettiğine göre şöy*le demiştir:

Şahmın bin Said'den hadis dinledim. Ruhların cesedlerle beraber öldüğünü söyleyen bir adamdan söz edildi. Sahnun dedi ki:

Maazallah! Bu sapıkların ve ehl-i bid'amn görüşüdür, [18]



Sekizinci Mesele


Peygamber Efendimizin «Ruhlar düzenli ailörlerdir tanışanlar birleşir, tanışmayanlar ayrılırlar» hadis-i şerifinM;mânasında ihtilaf edilmiştir.

Denilmiş ki: Bu, ruhların hayırda serde salanda fesatda birbiri*ne benzemesine, iyi insanın nefs-i emmaresinden şikâyet ettiğini, iyi*liğe yöneldiğine kötü insanın da kötülüğe meylettiğine işarettir. De*mek ruhların tanışması içinde yaratıldıkları tabiatlarına göredir. Ya*radılışları birbirine uyanlar tanışırlar, yaradılışları deyişince tanış*mazlar.

İkinci olarak denilmiş ki: Hadisten kasıt, ilk yaradılıştan haber vermektir ki şöyle rivayet edilmiştir. Ruhlar cesedlerden iki bin sene önce yaratıldılar. Görüşüp birbirini kokluyorlardı. Cesedlere girdik*lerinde birbirini tanıdılar. Bu takdirde tanışmaları ve tanışmama*ları evvelki bölümlerde geçtiği üzeredir.

Bâzıları demişler ki: Ruhlar, ruh olmada ittifak ederlerse de de*ğişik şeylerle birbirinden ayrılırlar. Ruhlar o sıfatlarla çeşitlenirler. Şahıslar olarak şekillenirler. Her nevi kendi neviyle birleşir. Diğer nevilerden nefret eder.

îbn-i Asakir'in «Tarihlinde senediyle, Herim bin Hayyan'dan ri*vayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Üveys el-Karanî'ye gittim. Selâm verdim. Daha önce onu gör*memiştim; o da beni görmemişti. Bana «Vealeykesselam Ya Herim bin Hayyan!» dedi.

Ben:

— Nerden benim ve babamın ismini bildin. Halbuki ne ben ne sen daha önce birbirimizi görmedik, dedim. O ise şöyle dedi!

— Ruhum, senin ruhunu tanıdı ki, nefsim senin nefsinle konuş*tu. Cesedlerin nefisleri olduğu gibi ruhların da nefisleri vardır. Mü*minler birbirini tanırlar ve Allah'ın verdiği rahat ve huzur içinde sevişirler... Her ne kadar birbirini görmemişlerse de...

Tusi «Uyun el-Ahbar»da Aişe (Radıyallahû anhâl'dan rivayet ettiğine göre;

Bir kadın Mekke'de Kureyş kadınlarının yanına girip onları gül*dürürdü. Medine'ye hicret ettiğinde yanıma geldi. Ben:

— Kime misafir oldun, dedim.

O.

— Medine'nin güldürücüsü falan kadının misafiri idim, dedi. O arada Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) içeri girdi.

— Falan güldürücü sizde mi? dedi. . Ben:

— Evet, dedim

O (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : .

— Kimin misafiri idi, dedi.

— Medine güldürücüsünün misafiri olmuş, dedim.

Buyurdu ki:

— Hamd olsun Allah'a! Ruhlar, düzenli askerlerdir Tanışanlar birleşir, tanışmayanlar ayrılırlar. [19]



Dokuzuncu Mesele


İbn-i Kayyim, demiş ki: «Eğer denilse: Ruhlar cesedlerden ay*rıldıktan sonra hangi vasif ile ayrılırlar ki birbirlerini .tanısınlar. Acaba ruhlar bir şekille şekilleniyorlar mı? »

El-cevap Ehl-i Sünnete göre (Allah sayılarım arttırsm) ruhun kendine has bir vücudu vardır, yükselir, iner, ayrılır, bitişir, gider, gelir, durur, hareket eder. Bunun, yüzden fazla mukarrer delilleri var*dır. Bunlardan biri:

«Nefis ve nefsi düzeltene and olsun [20] mealindeki ayettir. Na*sıl ki insana hitaben Allah buyuruyor :

«O Allah ki seni yarattı. Düzeltti ve dengeledi.» [21] Demek vü*cut ruh için bir kalıptır. Ve bedenin düzeltilmesi ruhun düzeltilme*sine tabidir.

Demiş: Bundan anlaşılıyor ki, ruh bedenden bir şekil alır, o şe*kille diğer ruhlardan ayrılır. Çünkü beden ruhtan etkilendiği ve ay*rıldığı gibi ruh ta ondan etkilenir ve ayrılır. Beden, hoş ve pis şekil*leri ruhtan alır. Ki, ruh ta aynı şekilde vücudun durumlarından et*kilenir.

Demiş ki: Üstelik, ruhların vücut ve bedenden ayrıldıktan son*ra belirmeleri ve birbirine benzememeleri, bedenlerin birbirine ben*zememelerinden daha açıktır. Çürikü bedenler çok zaman birbirine benzerler. Ruhlar ise çok az birbirine benzer.

Bunu ispat eden bir delil şudur : Biz peygamberlerin ve îmamlann bedenlerini görmedik. Fakat açık bir şekilde bilgimiz de belirle-niyorlar. Ve bu belirlenme mücerret bedenlerinin evsafından değil*dir. O, belirme onlar hakkında bildiğimiz ruhani vasıflardır.

Sen görüyorsun: İki kardeş son derece birbirine benzedikleri halde ruhları arasında son derece ayrılık var.

Çirkin bir beden ve iğrenç bir şekil görüp de onda o şekle uy*gun bir ruh bulmamak çok ender oluyor. Yine vücudunda bir afet görüp de ruhunda ona uygun bir afet görmemek çok enderdir. Bu*nun için feraset sahipleri insan hallerini bedenlerinin şekillerinden öğrenirler.

Güzel bir şekil cemalli bir suret mütenâsip bir beden görüp te onda, ona uygun bir ruh bulamamak çok enderdir.

Melekler taşıdıkları bedenleri olmadığı halde birbirinden ayırt edilirler. Cinler de öyle... İnsan ruhlarının ayırt edilmesi tarik-i evlâ ile olur... tibn-i Kayyim'in sözü bitti...)

Dürr-el-Fahire adlı kitapta Gazali sözü arasında şü ibare vardır:

«Müminin ruhu arı sûretindedir. Kâfirin ruhu ise çekirge sûre-tindedir.»

Fakat bu söze hiç bir asıl bilinmemektedir. Yalnız Sur'a üfürül-me hadisinde şöyle varit olmuştur. Denilmiş ki:

İsrafil ruhları çağırır. Bütün ruhlar ona gelir. Müslüman ruh*ları nur salar, diğerleri ise karanlıkhdır. İsrafil hepsini toplar, on*ları sur içine yerleştirir. Sonra ona üfürür. Allah (Celle Celâlühü) buyurur ki:

«izzetime yemin ederim! Her ruh cesedine dönecektir. Ruhlar Surdan arılar gibi çıkarlar. Yer ve gök arasını doldururlar. Her ruh cesedine döner. Zehir damarlara sirayet ettiği gibi onlar da beden*lere girerler.»

Fakat bu hadiste geçen «arılar gibi çıkarlar» sözü ruhların şe*kil ve hayatta arılar gibi olduğunu göstermez. Burdaki benzetme yö-. nü arıların kovanından çıktığı gibi ruhların da surdan çıkacaklarıdır.

Nitekim âyet-i kerime de :

«Kabirlerden çıkarlar... Sanki dağılan çekirgelerdir» [22] denil*miştir.

Cüveybirin «Tefsirinde, bu hadis şu ilâve ile nakledilmiştir:

...Bunun üzerine müminlerin ruhları Cabiyeden gelir. Kâfirlerin ruhları ise Bürhüt vadisinden gelirler. Ruhlar, birinizin devesini bul*duğundan daha kolay cesedini bulur. Ruhlar o gün siyah ve beyaz*dırlar. Müminlerin ruhları[23]



Onuncu Mesele


Ibn-i Mende, ibn-i Abbâs (Radıyallahû anhıima) 'dan rivayet etti*ğine göre şöyle demiştir:

İnsanlar arasında davalar bitmez. Hattâ ruh ve cesed davala-şırlar. Ruh cesede der ki;

«Sen yaptın!» Cesed de ruha der ki:

«Hayır sen emrettin ve Sen plan kurdun.» Allah onların da hükmetmek üzere bir melek gönderir. Onlara der ki:

Sizin misâliniz şu iki adama benzer:

Biri kör, diğeri kötürüm iki adam vardı. Bir bahçeye gffljiler. Kötürüm dedi ki, meyveler görüyorum, fakat elim ulaşmıyfi| Kör dedi kiî

Bana bin. Kötürüm ona bindi, meyveleri aldılar.

İşte ey ruh ve beden! Bunların hangisi sorumlu diye melekler

İkisi de sorumludur, derler. Melek:

— İşte aleyhimize hükmettiniz, der. Demek, vücut ruhurine-ğidir.

Darekutni 4frat»da Enes (Radıyallahû anh)'nın hadisinden mer-fuan yukardaki hadisin bir benzerisi nakletmiştir: Onun ibaresi şöy*ledir :

Kıyamet gününde ruh ve cesed birbirinden davacı olurlar. Cesed der ki:

Ben yere atılmış bir dal gibi idim; ruh olmasaydı ne elimi ne ayaklarımı hareket ettirmezdim... Ruh da der ki:

Ben yalnız latif bir şey idim. Cesed olmasaydı hiç bir şey yapa*mazdım. Sonra onlara kör ve kötürümün misali getirilir.

Selman (Radıyalîahû anh)'dan mevkûfen rivayet edilen şu ri*vayet buna delil olur. Abdullah bin İmam Ahmed Zevaidüzzühd»de onu rivayet etmiştir, ibaresi ise şöyledir

Kalb ve cesedin misali, kör ve kötürümün misâli gibidir. Kötü-rüm köre dedi ki:

Ben meyve görüyorum, fakat ulaşamıyorum. Beni yüklen o da yüklendi, aldı, yedi ve köre de yedirdi.

Bu rivayet gösteriyor ki, ruhun yeri kalbdir. Doğruyu ancak Allah bilir. Herşeyin mercii O'dur.

10.9.1984 - Fatih[24]



--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 536.

[2] Isra, 85

[3] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 536-538.

[4] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 538.

[5] Arez, madde Üe ayakta duran yani kendi başına varlığı olamayan keyfiyet demektir. Mütercim.

[6] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 538-539.

[7] Fecir, 27

[8] Na*iat, 40

[9] Zümer, 42

[10] Secde, 11

[11] Zümer, 42

[12] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 539-543.

[13] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 543.

[14] Araf, 172

[15] Dehr, 1

[16] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 543-544.

[17] Rahman, 26.

[18] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 544-545.

[19] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 545-547.

[20] Şems, 7

[21] İnfitar, 7

[22] Kamer, 7.

[23] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 547-549.

[24] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 549-550.